1 Mayıs
149. Sayı, Mart-Nisan 2016


Coup d’état

      Recep Tayyip Erdoğan’a “muhalif” tüm kesimleri en fazla heyecanlandıran ise, Amerikan emperyalizmi “menşeli” bir askeri darbeyle (coup d’état), üstelik “çok uzak olmayan bir gelecekte” devrileceğine ilişkin haberler olmuştur.
      “Haber” kaynağı, “ABD’nin iki eski Türkiye Büyükelçisi Morton Abramowitz ve Eric Edelman”ın, Washington Post’a yazdıkları yazıda Recep Tayyip Erdoğan’a istifa çağrısında bulunduklarına ilişkin “haber-yorum”lardır. (Gerçekte ise, bu iki eski büyükelçi, Washington Post’ta yayınlanan yazılarında bir dizi “olumsuzluk”tan söz ettikten sonra, “Erdoğan halen ülkesine parlak bir gelecek sunmak istiyorsa, ya reformlar yapmalı ya da istifa etmeli” demektedirler. Bunun Amerikan emperyalizmi tarafından “yeşil ışık” yakılacak bir “askeri darbe” sinyali olduğu ise, sadece “yorum”dan ibarettir. Yine de ABD “menşeli” bu “haber” siyaset dünyasını hareketlendirmiştir. Oysa aynı ikili, benzer temalı bir makaleyi 23 Ocak 2014’te yine Washington Post’ta yayınlamışlardır.)
      “Sol”un sanal günlük köşe yazarları dahil olmak üzere, hemen herkes bu “haber”in üstüne atladı. Birbiri ardına “askeri darbe” senaryoları çizilmeye başlandı. “Herkes”in üzerinde “mutabakata” vardıkları nokta, ABD’nin (bunu Amerikan emperyalizmi olarak okuyun) Recep Tayyip Erdoğan’ı gözden çıkarmak üzere olduğuydu. Artık “askeri darbe”nin eli kulağındadır! Üç zamanda, bilemediniz beş zamanda “olacaktır”!

Profesyonel Ordu
ya da Paralı Askerler

      “... bir prensin kendi devletini savunmak için kullandığı silahlar, ya kendine aittir ya ücretlidir, ya yardımcıdır ya da karışıktır. Ücretli ve yardımcı askerler yararsız ve tehlikelidir; bir kişi, devletini bu askerlere dayanarak elde tutuyorsa, ne sağlam konumda ne de güvenlik içinde olacaktır; çünkü onlar arasında birlik yoktur, hırslı, disiplinsiz ve sadakatsizdirler; dostlarının önünde cesur, düşmanların önünde korkaktırlar; ne tanrıdan korkarlar, ne de insanlara bağlıdırlar; saldırı ne kadar geciktirilirse yıkım da o kadar ertelenir; barış zamanında onlar tarafından soyulan insanlar, savaş zamanında düşman tarafından soyulur. Gerçek şu ki, savaş alanında onları tutacak küçük bir ücretten başka bağları ve nedenleri yoktur ve bu ücrette sizin için ölmeyi istemeleri için yeterli değildir. Savaş yapmadığınız sürece sizin askeriniz olmaya hazırdırlar, ama savaş gelip çatınca, ya ayrılırlar ya da kaçarlar. Bunu kanıtlamak çok zor değildir, çünkü İtalya’nın mahvoluşunda, değişik zamanlarda ücretli askerlere umut bağlanmasından başka hiçbir neden olmamıştır. Önceleri bazıları cesur görünürlerse de, yabancılar geldiğinde ne oldukları ortaya çıkar. Bu yüzden, Fransa Kralı Charles İtalya’yı bir elinde tebeşirle ele geçirebilmiştir. ‘Bunun nedeni bizim günahlarımızdır’ diyenler gerçeği söylüyorlar, ama bu günahlar, onların düşündüğü günahlar değil, benim söylediğim günahlardır. Bu günahları işleyenler prensler olduğu için, cezasını da çeken prensler olmuştur.
      Bu silahların yersizliğini daha iyi göstermek istiyorum. Ücretli komutanlar, ya yetenekli kişilerdir ya da değildir. Yetenekliyseler, onlara güvenemezsiniz, çünkü ya onların efendisi olan size baskı yaparak ya da sizin niyetinizin tersine başkalarını ezerek kendilerini büyük yapmak isterler; eğer yeteneksizse, doğal olarak sizi yıkıma götürür.”

PKK’nin Çıkmazı

      Bugün bölgesel düzeyde yürütülen “hendek savaşı”, PKK’nin söyleminde “devrimci halk savaşı”nın yeni bir aşaması olarak gösterilmektedir. Yani halk savaşının stratejik saldırı aşamasında, halk ordusu ile halkın ayaklanmasına dayanan bir zaferin öngünü gibi tanımlanabilir.
      Bu öngünde, kırsal alanlardan gelen silahlı güçler, kentlerdeki silahlı ayaklanma ile birleşerek zafere doğru ilerler. Kentler, bu güçlerin birleşik harekatı ile birbiri ardına ele geçirilir ve düşman tek tek kentlerden kovulur. Bugün, Türkiye “sol”unda esen rüzgarlar, söylemler, ne kadar üstü örtük olursa olsun, böyle bir gelişmenin üzerine yükselmektedir.
      İşte PKK’nin karşı karşıya olduğu çıkmaz da buradadır.
      Bir taraftan 30 yıldır sürdürülen bir gerilla savaşı, öte yandan güçlü merkezi otoriteye karşı askeri zaferin kazanılamaması gerçeği vardır. PKK’nin (doğal olarak “önderliği”nin) 1995’teki ilk büyük dönüşümü ve ardından 2007 sonrasındaki ateş-kes dizileri, her açıdan askeri savaşta tek başlarına zafer kazanamayacaklarının kabulü demektir. (Ve sadece AKP’nin seçim kazanmasına hizmet etmiştir.)
      Yıllar öncesinden bilinen ve hatta yer yer planlanıp uygulamaya bile sokulan “devrimci” halk savaşının zafere ulaştırılamayacağının görülmesi, PKK’deki dönüşümlerin temelini oluşturur. Böyle bir önkabul karşısında, bir kez daha, “hendek savaşları”nın itmesiyle geriye-dönüş, sonuç açısından fazlaca bir şeyi değiştirmeyecektir.
      Bu bilinirken ve biline biline “hendek savaşları” sürecine girilmesi, kırsal alanlardaki gerilla gücünün ne yapacağı sorusunu ortaya çıkarmıştır.

Silahlı Eylem Biçimleri,
Silahlanma, Teçhizat
ve Devrimci Savaş

      Sorun, sadece islami terör değildir. Bu tür eylem biçimlerinin silahlı mücadele bağlamında bir “biçim” olarak görülmesi ve kabul edilmesidir. Böyle olunca da, “islam coğrafyası”nda faaliyet yürüten kimi örgütler tarafından gerçekleştirilebilmektedir. Örneğin, PKK’nin bünyesi içinde “TAK” adıyla üstlenilen intihar eylemleri ya da DHKP-C’nin “feda eylemleri”, böyle bir önkabulün ifadesidir.
      Şimdi, Cemil Bayık’ın, Ankara’daki intihar eyleminden dört gün önce yapıldığı söylenen ve 15 Mart’ta İngiliz Times gazetesinde yayınlanan röportajını okuyalım:       “Türkler, sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı Kürt kentlerinde mümkün mertebe herşeyi yağmalayıp yaktılar. Bu nedenle halkımız intikam hisleriyle dolu. Gerillalarımıza, onlara yapılanların intikamını almaları çağrısında bulunuyor. Bu, halk mücadelesinde yeni bir dönemdir. Kısa bir süre öncesine dek Türk ordusu ile savaş sadece dağlardaydı. Daha sonra kasabalara ve kentlere de taştı. Artık her yerde olacak. Mücadelenin bu aşamasında, gerillalarımıza yerine getirmeleri yönünde verilecek her emir, meşru olacaktır.”       Altını çizdiğimiz sözcükler, bir yanıyla “hendek savaşı” adı verilen, gerçeklikte ise PKK’nin “çözüm süreci”nin sona ermesiyle birlikte “bir şeyler yapmak” zorunda kalmasının ortaya çıkardığı durumu ifade etmektedir. Diğer yanıyla, yine PKK’nin “silahlı savaş” sürecine bakış açısını ortaya koymaktadır.

TÜRKİYE HALK KURTULUŞ PARTİSİ-CEPHESİ
30 Mart 1972
KIZILDERE VE ON'LAR


24 Mart 1977
Ömür Karamollaoğlu

15 Mart 1981/Bahçelievler
Mehmet Yıldırım, Nihat Kurban, Süleyman Aydemir, Cemalettin Düvenci





Devrimci Gençlik

Dünyada ve Türkiye'de Ekonomik Bunalım III
Dünyada ve Türkiye'de Ekonomik Bunalım
Dünyada ve Türkiye'de Ekonomik Bunalım-II
Laiklik ve Şeriatçılık Üzerine
Eriş Yayınları-Kredili Yaşam Mutluluğu...
Kesintisiz Devrim II-III
Mevcut Durum ve Devrimci Taktiğimiz
Tarihte, Günümüzde ve Devrimci Mücadelede Kadınlar