J. Quartim
Regis Debray ve Brezilya Devrimci Hareketi




Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir.
erisyay@kurtuluscephesi.org







    [Bu metin, Brezilya'daki silahlı devrimci örgütlerden birisi olan VPR'nin (Vanguarda Popular Revolucionária) saflarında yer almış J. Quartim tarafından 1968 Ekim'inde kaleme alınmıştır. 1969 yılında Paris'te Les Temps Modernes tarafından ilk kez yayınlanan metin, Ocak- Şubat 1970 tarihli New Left Review dergisinin 59. sayısında İngilizce olarak yayınlanmıştır.
    Brezilya'da şehir gerilla savaşını ilk başlatan örgüt olan VPR'nin, o tarihteki görüşlerini içeren bu yazı, ülkemizde ilk kez 1974 yılında THKO saflarında ortaya çıkan tartışmalar çerçevesinde çevrilmiş ve az sayıda dağıtılmıştır. 1974-1976 yılları arasında silahlı mücadale üzerine yürütülen her tartışmada şu ya da bu oranda atıf yapılan J. Quartim'in Regis Debray eleştirisi, kendi içinde taşıdığı tüm yanlış ve eksikliklere rağmen, bu dönemde silahlı devrimci mücadelenin politikleşmiş bir askeri savaş olup olmadığı yönündeki tartışmaları kesinkes sona erdiren bir özelliğe sahip olmuştur. Yazının, THKO'nun Nurhak kır gerilla deneyimi üzerine başlayan iç tartışma ve bu deneyimin genel değerlendirilmesi içersinde ve THKO içinde çoğunluğun silahlı mücadeleyi ve gerilla savaşını reddetmesiyle sonuçlanan bir süreçte ortaya çıkması, yazının kendi içinde bir eleştirisinin yapılmasını engellemiştir.
    Burada yayınladığımız metin, A Yayınları tarafından 1979 yılında yayınlanan "Regis Debray ve Brezilya Devrimci Hareketi" adını taşıyan kitapçığın yeniden gözden geçirilmiş baskısıdır.]



      Regis Debray'ın ortaya atmış olduğu Latin-Amerika devrim stratejisi, tartışmaları önemli bir aşamaya getirmiştir. Ortodoks komünist partilerinin reformizmi ile bunlara karşı olan sol akımlar aralarına bir çizgi çekmişlerdir. Bu görüşler, aynı zamanda, sol akımı da ikiye bölmüştür. Bir yanda proletarya devriminin ana görevinin gerilla fokosu kurmak ve geliştirmek olduğunu savunanlar, öte yanda çürümüş komünist partilerinin ve koltuk solcularının radikal unsurlarının, "Komünist İşçi Partisi", "Devrimci Komünist Partisi" (sanki işçi partisi komünist, komünist partisi devrimci olmazmışçasına) gibi parlak isimler altında bir araya getirmeye çalışanlar. Debray'ın en önemli başarısı, örgütlenmesi şehirlerde merkezileşmiş olan komünist partilerinin, iktidarın ele geçirilmesi için proletaryaya önderlik etme yeteneğinden yoksun bulunduğunu göstermek olmuştur. Latin-Amerika'daki sınıf mücadelesinin özel koşulları, yeni bir tip öncüyü, gerilla kolunu gerektirmiştir. Latin-Amerika'daki devrimci deneyi sistemize etmeye çalışan bu görüşlerin etkisi büyük olmuştur. "Devrimde Devrim" adlı kitabın yayınlanmasından sonraki bir yıl içinde Brezilya solu Debray'ın yanında ya da karşısında yer almak zorunda kalmıştır.
      Bundan sonra sorunlar, hem daha açık, hem de daha karmaşık hale gelmiştir. Debray'ın kitabı bir bakıma soldaki ideolojik tartışmanın geçmiş bir aşamasına ait olarak kalmıştır. Bu, tartışmanın şiddetini yitirdiği anlamına gelmez. Tam tersine, Debray sorununu lehte ya da aleyhte açmanın koşullarını yaratan "ya gerilla, ya parti" sorusunun ortaya çıkardığı ideolojik ve stratejik kutuplaşmanın bizzat kendisiydi.
      Bir başka deyişle, Debray'ı aşanlar onun fikirlerini reddedenler değil, bu görüşü derinleştirenlerdir. Solun büyük çoğunluğu bunları reddetmeye devam ediyor: Bunlar, emperyalizme karşı ve sosyalizm için mücadele tarihsel görevine sadece sözde bağlı kalan müzmin oportünistlerdir. Bugün gerçek devrimciler ABD emperyalizminin egemen olduğu toplumlarda iktidar alternatifi olabilecek bir gücün, ancak ve yalnız, en yüksek biçimi devrimci halk ordusu olan gerilla fokosunun teşkil ettiğini, devrimci halk savaşı ile zafer kazanılabileceğini bilmektedirler.
      Debray'ın görüşlerini derinleştirmek neden gerekliydi? Bu soru başka bir soruya bağlıdır: Bunları kim derinleştirdi? Ya da en azından kim bu işi yapabilecek hale geldi? Devrimci teori olmadan devrimci pratik olamayacağına göre, devrimci pratik olmadan da devrimci teori olamaz. Gerçekleştirilemeyen ya da gerçekleştirilmesi halinde toplumun değişmesine önderlik edemeyen teori, devrimci teori değildir.
      Devrimci teori, hiçbir zaman pratiğin bütün pratiğin bütün gerçeklerini önceden tam olarak belirleyip, bunlara ayrıntılı çözümler getirmese de, yaratıcı (progressively) bir şekilde pratiğe konulduğu ölçüde eksiklikleri ve sınırlılığı ortaya çıkar. Bu yüzden devrimci pratik teorinin sürekli olarak yeniden formüle edilmesi ve sürekli gelişmesidir. Yalnız bulanık beyinli küçük-burjuva entelektüellerine göre, teori ve pratik arasında kesin bir ayrılık vardır. Bu nedenledir ki, Debray'ın teorisini derinleştirmek durumunda olanlar, ancak Che Guevara'yı, Küba Devrimi'ni, Vietnamlıların kahramanca mücadelesini ve genel olarak sömürülen halkların savaşan öncüsünün en büyük düşmanı ABD emperyalizmi ile dünya çapında çatışma örneğini izlemeye çalışırken onun teorisini somut pratiğe uygulama yolunda çaba harcamış olanlardır.
      Brezilya devrimcileri, geleneksel örgütlerinin oportünizminden kopma süreci içinde kaçınılmaz olarak Debray'ı güvenilir bir rehber olarak görmüşlerdir. Aynı derecede kaçınılmaz olarak, onun tezlerini harfi harfine kabul ettiler ve bir süre için (bunları somut pratiğe uygulamak için gereken zaman), "Devrimde Devrim"in sınırlılığını anlayamadılar. Bu eser, kendileri için devrimin başlıca bütün teori ve örgütsel sorunlarını çözüme bağlamış gibi geldi onlara. Bir kez bu kitap okunduktan sonra, artık devrimci yoldaşları ile buluşmak, sırt çantalarını, mataralarını, silahlarını, haritalarını, pusulalarını kapıp dağa çıkmak kalıyordu yalnız.
      Ama sorunlar bu denli basit değildir. Eski partiden, işçi sınıfı ile bağları koparmaksızın nasıl ayrılınacaktır? Gerilla kolu için sömürülen yığınların desteği nasıl sağlanmalıdır ki, gerilla kolu sadece kendisinin değil, sömürülen yığınların da öncüsü olabilsin? Emperyalist baskıya başarıyla direnebilecek bir gerilla cepheleri ağı somut olarak nasıl örgütlenebilir? Debray, fokonun en önemli görevi, yani hazırlanması konusunda hiçbir öneri getirmemiştir. Tahlillerde silahlanmış, teçhiz edilmiş, düzenlenmiş ve yerleştirilmiş varsaymıştır.
      1967'de böyle sorular sormak, bir süre daha kentlerde kalmamızı ve stratejik harekete başlamamızı engellemek için ortaya atılmış oyalayıcı manevralar, salt oyalama olarak görülebilirdi. Ama 1967, aynı zamanda, Bolivya gerillalarının geçici olarak bozguna uğradıkları ve Che Guevara'nın katledildiği yıldı. Latin-Amerika devriminin en büyük kahramanının yönettiği bir grubun yanlış yapacağına inanmak oldukça güçtü. Sadece hazırlık yanlışlıkları (eğitim alanları ile harekât alanlarının birbirine karıştırılması, ilişkilerdeki düşüncesizlik, karargahların, haritaların, erzakın daha önceden hazırlık yapılmaksızın anında temin edilmek istenmesi) değil, aynı zamanda kavram yanlışlıkları, ne yazık ki Guevara, fokoya destek olması için bir politik cephe kurma arayışında ciddi bir politik hataya düşmüş, bu cephe içinde uzlaşmaz değilse bile, birbirlerine muhalif gruplara bağlı çok farklı teorik ve stratejik görüşlere sahip bürokrat ve oportünist unsurları bir araya getirmiştir.
      Bu yanlışları ve bunun yol açtığı trajediyi Debray önceden görmemiştir. Bolivya köylülerinin gerillanın kahramanlığı karşısındaki özel kayıtsızlığının farkına varamamıştır. Debray için sosyal sınıfların ve somut gruplara ait özgül sorunların ve isteklerin tahlili, sloganların ve programların doğru formülasyonu önemsiz şeylerdir, aylak toplamalardır. Silahlı propagandayı yığınların desteğini sağlamak için evrensel bir formül olarak görür. Onun anlayışınca, kişinin kitlelere ne söylediğinin pek fazla önemi yoktur, yeter ki kişi bunları söylerken silahı elinde olsun. Proletarya programının ancak silahla savunulduğunda gerçek bir iktidar alternatifi haline geldiğini göstermek, teori ile pratiğin karşılıklı bağımlılığı üzerinde direnmek yerine, Debray, egemen sınıfın baskı aracına karşı mücadelenin kitleleri proleter devrimine kazanmak için yeterli olduğu kanısının uyanmasına yol açmıştır. Yazılarında silahlı propagandayı silahların propagandasından kesinlikle ayırmamış, böylece Marksist bilimi küçümsediğini ortaya koymuştur.
      1968 yılında Brezilya'da, silahlı mücadeleye hazırlanma deneyleri başlamıştır. Debray'ın devrimci teorisini deney alanına koyan devrimci pratik budur. Bu pratik şimdiye dek bize ne öğretmiştir? Teorinin doğrulandığı söylenebilir mi? Yoksa bu konuda karara varmak için henüz vakit erken midir? Biz devrimci pratiği –henüz bir tohum halinde olsa bile– Marksizmin bilimsel ilkelerinin ışığı altında geliştirmek için vaktin hiçbir zaman erken olmadığına inanıyoruz.
      Eğer diyalektiğin yasaları varsa, bunlardan birine göre, gerçek bütünseldir. Bu yasanın ışığı altında bakılırsa, Debray'ın teorisi asılsız bir hale gelmiştir. Çünkü tamamlanmamıştır. Bunu söylemekle teorinin devrimci sürecin bütün görünüşlerini, aşamalarını, sorunlarını incelememiş olduğunu kastetmiyoruz. Eğer eleştirimiz kendini bununla sınırlandırmış olsaydı, o zaman eleştiri olmaktan çıkardı. Çünkü hiçbir teori, gerçeğin karmaşıklıklarını önceden düşünsel (teorik) planda tam olarak aydınlatamaz. Bu nedenle, Debray'ı söylemedikleri için eleştirmiyoruz. Ama kendisi için koyduğu teorik hedeflere ulaşmak amacıyla söylemiş olması gereken şeyler için eleştiriyoruz.
      Debray, kendine özgü tipte bir teorisyen, bir Marksist entelektüeldir. Bir Marksist entelektüel, politik bir kadro olabilir. Debray böyle değildir. Bir entelektüel ne kadar çok gözlemlemiş, ne kadar çok çalışmış, çok okumuş olursa olsun, devrimci sorunlar ve görevler konusundaki değerlendirmeleri, daima dışarıdan olacak, bunları hiçbir zaman kendi örgütün yaşayabilmesini belirleyen çözümlemeleri, kendi acil sorunları olarak benimseyemeyecektir. Devrim, sadece genel görünüşü ve kaba çizgileriyle entelektüellerin beyninde var olabilir. Gerilla ya da parti; bir hareketli stratejik kuvvet olarak mı, yoksa partinin silahlı kolu olarak mı gerilla; şehir ve kır gerillası; günümüzde çıkarılacak dersler ve geçmiş deneyler – entelektüel Debray'ın üzerinde çalıştığı kavramlar bunlardır. Geçmişlerinde "komünist" militan olan bir sürü bürokrata strateji dersleri verdiği su götürmez bir gerçektir. Ama entelektüel konumu bu derslere bazı kısıtlamalar koymaktadır. Bazı temel görüşleri hala geçerlidir, ve katkısının önemini hatırlatmaktadır: İsyancı göz boyamaların eleştirisi, özsavunma, Latin-Amerika'da kırsal alanlarda "Çin" halk savaşı kavrayışı vs. Diğer formülasyonları daha az memnun edicidir ve sebepsiz yere oportünist "sol"un kötü niyetli saldırılarına karşı savunmasız yanlar bırakmaktadır. "Dağ, burjuva ve köylü unsurları proleterleştirir; şehir, proletaryayı burjuvalaştırır."[1] Bu eğlendirici budalalığı çürütmek çok kolaydır: Ekim Devrimi'ni "burjuvalaşmış" Petrograt proletaryası yapmıştır ve "burjuvalaşmış" İspanyol milisleri Madrid kapılarında faşizme karşı iki yıl kahramanca direnmişlerdir.
      Daha kötüsü var. Sorun sadece cümlelerde değildir. Bunların arkasında parlak yalınlık ve dogmatizm karışımı ile Debray'ın Stalinist formülasyonu yatmaktadır. (Latin-Amerika'daki öncünün niteliğini ve stratejinin karakterini mükemmel bir şekilde tam olarak kavrayış ve sunuşu, bunu kavrayan ideolojik ve teorik temel yüzünden değerinden pek çok şey yitirmiştir.) Bu cümlenin kelime kelime yorumlanışı, bizi, gerilla fokosu harekâtının başlamasından önceki hazırlık aşamasını küçümsemeye, kitle hareketlerinin kendiliğindenciliği kavrayışına, silahlı propagandanın yararını abartan fokoist bir anlayışa, sosyal ve politik analizlerde formalizme ve skolastizme ve de sonuç olarak, öncünün ve devrimci sınıfların örgütlenişinde militarizme götürür. Bu sorunların her birisini derinlemesine incelemek zorunludur.
   

I. FOKONUN HAZIRLIK AŞAMASININ
KÜÇÜMSENMESİ


      Yazılarının hiçbir yerinde Debray, gerilla fokosunun nasıl ve kim tarafından hazırlanacağı sorusunu ciddi olarak ortaya atmamıştır. Pratik bu sorunun temel sorun olduğunu göstermektedir. Çin ve Vietnam tipi devrimci savaşın Latin-Amerika'ya mekanik olarak aktarılmasını kesin bir şekilde eleştirmesine olanak tanıyan duru zekâsı, Debray'ı, Küba Devrimi'ni körü körüne taklit etmeyi savunmaktan geri koymamıştır. Bu yanlışı doğru bir evrensel amaçtan yola çıkarak yapar:"Küba devrimi asla tekrarlanamaz" diyen oportünist döneklere karşı savaş. Ama Küba Devrimi'nin bir daha tekrarlanabileceği durumlar ile tekrarlanamayacağı durumları kesinlikle birbirinden ayırtetmek gerekir. Debray bunu yapmamıştır. Bunun yapılabilmesi için, Küba Devrimi sırasındaki ve şimdiki kuvvet ilişkilerinin ve sınıf mücadelesinin karakterinin dünya çapında doğru bir tahlili gerekir.
      "Sol" oportünistlerin gerilla savaşı stratejisine karşı çıkışlarında kullanabilecekleri ender iddialardan birinin üzerinde ciddiyetle durmak gerekir. Sanki Venezüella komünist partisinin reformist bir parti olduğu için değil de, parti olduğu için gerillaya ihanet ettiği öne sürülmektedir. Bu iddianın doğru yanıtı nedir?
      Başlangıçta şu kabul edilmelidir ki, Debray'ın büyük eksikliği, "parti" ve "gerilla" soyut kavramlarını kullanma biçiminden ortaya çıkmaktadır. Geleneksel komünist partilerinin ihanet ve sapmaları, sanki politik sapmalara yol açan teorileri değil de, tam tersi örgütsel yapılarıymış gibi, parti olarak örgütlenmelerine bağlanıyor. Materyalist diyalektiği kullanmak, program, parti ve sınıf mücadelesi kavramı ile mücadelenin pratik yöntemleri arasındaki karşılıklı bağımlılığı incelemek, reformist pratiği haklı gösteren şeyin reformist teori olduğunu göstermek yerine, Debray, böyle bir parti örgütlenmesinden tümevarım yolu ile oportünist strateji ve küçük-burjuva sapmaları çıkarıyor.
      Debray'ın özümsemeyi başaramadığı kalıcı bir Leninist miras vardır ki, onun yanlışlarını açıklar: Sınıf mücadelesinin her aşamasında, her özel konjonktüründe devrimci stratejinin bilimsel formülasyonu. Lenin, hiçbir zaman sınıf tahlilini, teorik çizginin işleyişini ve öncü örgüt biçiminin tartışmasını birbirinden ayırmamıştır. (Debray bunu yapmıştır.) Bunlardan herhangi birini kesinlikle açıklamış kabul edip, dikkatini yalnız diğerleri üzerinde toplamaya çalışmamıştır. Her aşamasında evrensel stratejik hedefler ile mücadelenin her kesimindeki özel görevler, yapısal koşullar ile konjonktürel koşullar arasındaki farkı hiçbir zaman akıldan çıkarmamıştır.
      Debray'ın önemsemediği gerilla fokosunun hazırlığı, tüm devrimci savaş içersinde en az ötekilerden herhangi biri kadar önemli temel bir basamaktır. Bu basamak, Debray'ın yazılarında devrimci sürecin bir aşaması değil de, devrimin bir çeşit tarih öncesi olarak yer alır. "Devrimde Devrim"in sonunda, kesin olarak "politik harekete girmek isteyen biri askeri fokodan geçmelidir" der. Bu yüzden, en önemli soru –ne yapmalı?– ile karşılaşan devrimcilere verdiği yanıt çok basittir: Bir askeri foko kurun. Taktik soruya da –askeri foko nasıl kurulur?– verdiği yanıt aynı ölçüde basittir: Askeri eğitimle kadroları bir araya toplayın, para ve teçhizat edinin, harekât alanlarında depolar kazın, savaş alanlarını tanıyın, hareket savaşa başlamak için düşmanın gelmesini bekleyin. "Başarılı bir pusu, işkencecinin yok edilmesi, nakledilen silahlara el koyuş, bunlar herhangi bir Amerikan ülkesinde ortaya çıkabilecek reformist yüreksizliğe en iyi yanıttır."[2] Debray'ın göremediği, gerilla mücadelesini başlatmaya hazır olan bir devrimci örgütün en önemli sorununun bu olmadığıdır. Daha kötüsü, yalnızca askeri eylemlerin politik etkilerine önem vermek, politik sorunları askeri mücadelenin içinde boğmaktır. Çünkü, sorun, gorillere ve kukla ordularına karşı nasıl ateş edileceğini bilmekte değildir; ama bu işi nasıl yapmalıdır ki, devrimci sınıflar, a) ateşin kendi öncüleri tarafından açıldığını anlasınlar ve b) onun başlattığı kampanyaya her yoldan ve her seviyeden katılsınlar. Asıl sorun bunun nasıl yapılacağını bilmektir.
      Öncü tarafından gerçekleştirilen pusular, cezalandırmalar, kamulaştırmalar ve askeri-politik eylemler, Debray'a göre, "reformist yüreksizliğe en iyi yanıttır". Biz, sorunun bu şekilde konulmasını son derece büyük bir talihsizlik sayıyoruz –ki bu yanlış demek değildir. Silahlı mücadele reformizme yanıt değildir. Bunun hazırlığı ile gerçekten uğraşanlar bunun pekâlâ farkındadırlar. Karşılaştıkları en büyük güçlük, silahlı eylemleri başlatmak ya da gerilla eylemlerini başlatabilecek yeterli sayıda kadroları kırlara göndermek değil, bunu doğru olarak saptanmış bir stratejinin çerçevesi içinde yapmaktır.
      Aşırı bir Debray taraftarı, fokonun hazırlık aşaması, onun üç klâsik metnini yazmaya sevk eden ön düşünceler arasında yer almıyordu ve bu nedenle bu tür eleştiriler boş ve değersizdir diyebilir. Biz bunları kabul etmiyoruz. Politik bir metin (ve Debray'ın hocası Althusser genel anlamda teorik metnin ne olduğunu göstermiştir) sadece söyledikleri açısından değil, söylediği şeyler ile ima ettiği, "söylemedikleri" açısından da önem taşır. Debray'ın metninde "söylenmemiş" olan, onun tamamen ihmal ettiği, kendi yasaları ve zorunluluklarıyla sınıf mücadelesinin özgül bir aşaması olan devrimci savaşın hazırlık aşamasıdır ki, bu proletarya devriminin tarihsel görevlerinin sorumluluğunu üstlenmiş olan siyasi bir örgüt tarafından Marksistçe, yani bilimsel ve devrimci bir tarzda ele almayı gerektirir.
      Gerilla kolu, proletarya öncüsünün hareketli stratejik gücüdür. Aynı zamanda, sınıf mücadelesinin en yüksek düzeyidir. Ve proletarya öncüsü, buna ulaşırken, böylece kendini objektif olarak kurmuş olur. Ama ana mücadele tek mücadele değildir ve salt ana mücadele ile uğraşan bir örgüt kitlelerden kopar ve egemen sınıflarla karşı karşıya geldiğinde kitlelerden kendisini tecrit edilmiş olarak bulur. Bu, devrimci örgütün önce tüm popüler mücadele biçimlerinde hazır bulunması ve sonra sınıf mücadelesinin "nihai anı" olarak stratejik hareketi başlatması anlamına gelmez. Bu anlayış, sadece sınıf mücadelesine oturdukları yerden katılmaya kalkışan ve ancak iktidar ele geçtiğinde yerlerinden kalkan kokuşmuş bürokratların kafasında bulunur. Böyle düşünenler için ele geçirilecek iktidar yoktur. Biz, devrimci örgütün kendisini tamamen gerilla kollarının stratejik harekâtına vermesine karşı çıkarken, bununla iki sapmayı da reddediyoruz:
      1) Baskı aygıtı ile kesinkes karşı karşıya gelmeyi sadece öncünün görevi sanan ve sınıf yerine öncünün devrim yapacağına inanan darbecilik. (Blanquizm ya da militarizm)
      2) Kitlelerin kendiliğinden gerilla öncüsüne katılacağını ve hareketli stratejik kuvveti kendi öncüleri olarak tanıyacağını iddia eden kendiliğindencilik. (spontanizm)
      Brezilya'daki devrimci savaşa hazırlık deneyi, bu sapmaların en tehlikelisini ve bunlardan kaçınma yollarını göstermiştir. Yeni bir Caparao ya da yeni bir Camiri'den kaçınmak için bazı önemli dersler çıkarılmalıdır.
      Birincisi, pratik içindeki birçokları gibi Debray da, bir temel ilkeyi görmezlikten gelmiştir: Gerilla, devrimci eylemin başlangıcı değildir. Debray'ın kelime kelime ve sekterce yorumlanışı (Debray'ın kendisinin öyle yorumlar yapılmasını mümkün kıldığını göstermiştik) kendisi için, yapılan askeri ve lojistik hazırlıklar hariç, gerilladan önceki tüm politik çalışmayı oportünist olarak yorumlamaya yol açar. Bolivya deneyi göstermiştir ki, şehirlerde oportünist bir politikaya yol açan şey öncünün (kırlarda savaşan) görevlerinin böylesine militaristçe basitleştirilmesidir. Çünkü Bolivyalı devrimciler sadece fokoyu düşünmüşler ve gerilla kolunun desteklenmesi için gerekli politik-askeri çalışmaları müzmin oportünistlerin eline bırakmışlardır. Bu kimseler, devrimin görevlerini üstlenmek konusundaki yetersizlikleri herkesçe bilinen bu politik örgüt militanları, işi Che Guevara ve arkadaşlarına ihanet etmeye kadar vardırmışlardır.
      Böylece tüm halkın savaşı olan gerilla savaşını hazırlayacak devrimci örgütün gerekliliği ortaya çıkmış oluyor. Bu örgütün ana hedefi (stratejik harekât) gerilla kolunu yaratmak ve geliştirmektir, ama evrensel hedefi, tüm halkın savaşıdır. Kendiliğindencilerin yaptığı gibi, popüler mücadelenin tüm biçimlerinin gerilla koluna objektif olarak yardımcı olacaklarını iddia etmek bir anlam taşımaz. Öncü ile kitleler arasındaki bağı kurarak, devrimci pratiğin temel kuralına –ne daha az, ne daha çok, kitlelerden sadece bir adım önde– saygı göstererek bu yardımı titizlikle tasarlamak bir anlam taşır ancak. Öncüler tarafından başlatılan mücadeleye girmeleri kitlelere bağlı değildir; kendisini kitlelerin devrimci enerjilerini değerlendirecek biçimde örgütlemek öncünün görevidir. Eğer öncüler, sınıf mücadelesinin somut sürecinden kopmak istemiyorlarsa, objektif olarak devrimci olan sınıflarla sağlam bağlar kurmayı –gerilla kolunun hazırlığı demek olan başlangıç aşamasından itibaren– başarmalıdırlar. İster örgütsel, ister politik olsun, her iki durumda da, işçileri, köylüleri ve küçük-burjuvazinin çıkarları proletarya doğrultusunda olan bazı kesimlerini kapsayan kitle hareketlerinin doğru çizgisini temsil etmelidir.
   

II. SİLAHLI PROPAGANDANIN ETKİSİNİN
FOKOCU TARZDA ABARTILIŞI


      Debray'ın yazılarında silahlı propagandanın silahların propagandasından kesinkes ayrılmadığına değinmiştik. Burada bir kelime oyunu değil, temel bir sorun yatmaktadır.
      "Devrimde Devrim" kitabında Debray, Latin-Amerika'daki ve Asya'daki devrimci savaş koşullarında değişiklik olduğunu gösterdikten sonra, Latin-Amerika devriminde silahlı propagandanın özgül niteliğini tespit etmeye kalkışmaktadır. "Propaganda ve ajitasyon çalışması –yeni örgütü halka anlatma, bölgesel yönetimi kitle örgütüne dönüştürme çabaları– temel sorun olur ve ilerdeki savaşlar buna bağlıdır. Propaganda savaşın kurtarıcı yapısına tanıklık eder ve bu mesajı kitlelerin bilincine yerleştirir. Bundan başka üretimin örgütlenmesine, vergi toplanmasına, devrim yasalarının anlaşılmasına yardımcı olur..."[3]
      Debray devam ediyor: "Bugün Latin-Amerika gerilla hareketlerinde bu eylemlerin gündemde olduğu bir aşamaya gelindiğini göremedik... Bir başka deyişle, silahlı propaganda askeri harekâttan önce gelmez, askeri harekâtı izler. Silahlı propagandanın işi gerilla cephesinin dışından çok içindedir. Mevcut koşullar altında, en önemli propaganda biçimi başarılı askeri eylemdir."[4]
      Bunu okuyunca Debray'a olan saygımıza rağmen, yukardaki sözlere yanıt olarak yine onun bir sözü aklımıza geldi: "Bazı politikalar kriminolojinin ihtisas alanına giriyor..." Bu bölümler, militarist demesek de (Debray'ın kendisi, mevcut aşamada politik yanın askeri yana indirgenmesinde diretir), babacan (paternalist) diyebileceğimiz bir devrimci pratik anlayışını gizlemektedir. Öncü kitleleri daha sonra "politik" açıdan kazanabilmek için önce "askeri" açıdan kazanmalıdırlar. Öncü güç, egemen sınıfın baskı aygıtına karşı verdiği savaşın başlangıç aşamasında kimseye karşı değil, sadece kendine karşı sorumludur. Dağda ve ormanda yaşayan köylüler artık kırsal alanın parçalarıdırlar. Konuşan silahlar ve yalnızca silahlardır. Bolivya'da böyle olmuştur. Orada neler olduğunu anlatmak için köylülerin Che Guevara ve yoldaşlarının kahramanca mücadelesini anlayamadıklarını söylemek yetmez. Çünkü Che Guevara onları kazanmanın gerekli olduğunu bilen bir insandır.
      Che Guevara günlüğünün 1967 Mayıs'ı bölümünde o dönemin en önemli karakteristikleri arasında "köylülerle birleşme konusunda kesin eksiklikleri" not eder.
      "Bize karşı olan korkularını yitirmeye başladılar. Onların saygısını kazanmak yavaş ve sabır isteyen bir görevdir." (Che Guevara, Bolivya Günlüğü)

      Haziran ayı özetinde Che Guevara yeniden aynı konuya değiniyor:
      "Köylülerin birleşmesinin eksikliğini hissetmeğe devam ediyoruz. Şu kısır bir döngüdür: Bu birleşmeyi sağlamak için kalabalık nüfuslu alanlarda kalıcı eylemler koymak ihtiyacındayız ve bunu yapmak için daha fazla adama ihtiyacımız var." (Che Guevara, Bolivya Günlüğü)

      Aynı ifade Temmuz ayında trajik bir tek düzelikle tekrarlanır:
      "Eski köylü tanıdıklar tarafından bazı cesaret verici kabul işaretleri veriliyorsa da, köylülerle birleşme eksikliği kendisini hissettirmeye devam ediyor." (Che Guevara, Bolivya Günlüğü)

      Yani gerilla savaşçılarının askeri mücadelesi aracıyla politik olarak alevlendirdikleri eski ilişkiler. Askeri kamulaştırmaların basit yankısı cesaret, gerilla kolunun ispatladığı savaşçılığı ve mahrumiyete katlanışı, kendi başına yığınları öncü gücün çevresinde toplamaya yeterli değildir.
      Bunu izleyen iki ay boyunca gerilla kolunun askeri çöküşü başlar. Politik tecrit daha da belirgin hale gelir.
      "Hiçbir ilişki kurmadan ve yakın gelecekte de kuracağımıza dair geçerli bir umut ışığı olmadan devam ediyoruz. Onlarla daha önce kurduğumuz küçük ilişkileri gözönünde bulundurursak, bunun nedenlerini anlayabiliriz" (Che Guevara, Bolivya Günlüğü, Ağustos ayı özeti)
      "Ordunun eyleme daha etkili bir biçimde karşı koyması ve köylü yığınlarının artık yardım etmemesi ve hatta ihbar etmesi. Durum geçen aykinden farksız." (Che Guevara, Bolivya Günlüğü, Eylül ayı özeti)

      Ama Debray'ın görüşlerinin tersine, Che ve İnti Perodo, silahlı propagandayı, ancak silahlar devrimin hedeflerini kitlelere doğru olarak açıklamasıyla desteklenirse propaganda sayıyorlardı. Örneğin, Eylül'ün 22'sinde Bolivyalı gerillalar şöyle yapmışlardır:
      "Gece İnti, bölge okulunda 15 kişilik suskun ve şaşkın köylü grubuna devrimin hedefleri konusunda dersler verdi." (Che Guevara, Bolivya Günlüğü)

      Ne politik başarısızlığı mekanik olarak açıklayan askeri başarının eksikliğidir, ne de askeri çöküşü mekanik olarak açıklayan politik başarısızlıktır. Bu iki yan sürekli diyalektik ilişki içindedir. Şöyle ki, politik başarıya dönüştürülemeyen askeri başarı, bir askeri başarı olmaktan çıkar ve askeri mücadeleye yol açmayan bir politik çalışma, politik çalışma değildir.
      Debray'ın öne sürdüğünün aksine, bu dönemde Latin-Amerika'daki sınıf mücadelesini karakterize eden politik yandan önce gelen askeri yan değildir (darbecilik, Blanquizm ya da militarizm); emperyalistlerin ve yerli işbirlikçilerinin sınıf egemenliklerini sürdürdükleri koşullar altında sömürülenler için başlangıcından itibaren politik-askeri mücadele olmayan politik bir tercih söz konusu olamaz.
      Che'nin sözleriyle, eğer "eski köylü tanıdıklar" olmasa, emperyalist baskı gerillaların çevresindeki stratejik kuşatmanın etkisini artıracak ve onları Che'nin sonsuz kahramanlığı bile kurtaramayacaktır. Silahlar kördür.
      Bu nedenle, silahlı propagandanın abartılması dediğimizde, silahlı mücadele olmaksızın devrimci propaganda olmaz önyargısından yola çıkıyoruz. Debray'ın yanlışı, aralarında yalnızca "küçük ilişkiler" varsa, gerilla kolunun "köylülerle birleşmesinden yoksun kalmasının" "mantıki" olduğunu unutarak, silahlı eylemi kendi başına propaganda olarak değerlendirmesidir. Gürültü çıkarsalar bile, silahlar sağırdır. Sınıf düşmanlarının baskı aygıtına karşı ana mücadeleye girişmekle gerillalar, sömürülenlere objektif olarak proleter iktidarı öneriyorlar. Ama bu objektif sürecin sömürülenlerin bilincine yansımasının birçok yolu vardır. Eğer gerilla kolu sömürülenlere yakın iseler, "alıcı kulaklar" bulma şansları büyüktür. Ama tüm "alıcı kulaklar" vurulan gerillaların silahlarını devralan "öteki eller" haline gelemezler. Her şey öncü mücadelesini proleter devrimiyle objektif olarak ilgilenen sınıflara tanıtma biçiminde olduğu kadar, sınıf mücadelesinin, köylülüğün ve tarım proletaryasının her bir katındaki ve her bir yerdeki somut koşullarına bağlıdır.
      Che Guevara, OSPAAL (Asya, Afrika ve Latin-Amerika Halkları Dayanışma Örgütü) sekreterliğine yazdığı "... iki, üç, daha fazla Vietnam" diye başlayan mektubunda, "Roma arenalarında pleblerin gladyatörleri yüreklendirmesi ironisine" benzeyen "ilerici dünyanın Vietnam halkıyla dayanışması"ndan söz eder. Bolivya trajedisi, belli bir ölçüde aynı ironinin tekrarıdır. Gerilla savaşçıları, gladyatörler ve Bolivya köylüleri de pleblerdir. Bu neden böyle oldu ve gelecekte böyle bir çelişkiden nasıl kaçınılabilinir? Debray'ın yazıları Latin-Amerika devrimi için yaşamsal önem taşıyan bu sorulara sadece yanıt vermemekle kalmamış, aynı zamanda okuyucuya bunları unutturmuştur da bir ölçüde.
      Debray'ın silahlı propaganda ile ilgili görüşlerinde olağanüstü görünen ve mekanik, şematik, anti-diyalektik karakterini ortaya koyan yan, politik ve askeri yan arasındaki soyut karşıtlıktır. Yukarda politik yan karşısında askeri yana kesinlikle öncelik tanıdığını gördük. Görüşlerini haklı çıkarmak için politik çalışmaya başlamanın ve daha sonra askeri düzeye ulaşmanın imkansız olduğunu anlatmaya çalışır. "Silahlı propagandayı askeri harekâttan ayrı bir aşama saymak ve öncelik tanımak" yok yere düşmanı kışkırtmak olur.
      "Latin-Amerika ülkelerinin çoğundaki köylülüğün belli, sosyal, ideolojik ve psikolojik koşulları ... Olgunlaşmamış bir ajitasyon grubu, silahlı olsun ya da olmasın, gerekirse gözlenecek, açıkta bırakılacak ve tasfiye edilecektir..."[5]

      Bu sözlerle karşılaşınca ortaya yapılacak iki şey çıkıyor:
      a) Politik-askeri hareket demek olmayan silahlı propagandadan ne anladığını incelemek;
      b) Gerilla savaşında askeri yan ile politik yan arasındaki ilişki sorununun tek doğru yanıtı, Debray'ın ne savunduğu (askeri yan politik yandan önce gelir), ne de saldırdığı (askeri yan politik yandan sonra gelir) değil, onun hiç değinmediği bir biçimin, devrimci savaş başından itibaren politikleşmiş askeri savaş olduğu konusunda şüpheye düşmek.
      Bu objektif olarak ayrı olan mücadelenin iki yanını, sadece söz olarak mı ayırmaktadır? Bir kimse, pusu kurmakla mı, yoksa toplantı ya da herhangi bir politik eylemin ardından bir köyü ele geçirmekle mi işe başlamalıdır? Sorunu böyle ele almak, stratejik harekâtın (politik-askeri) niteliğini özel harekâtların karakteriyle karıştırmak olur. Debray'ın yaptığı kesinlikle budur. Görüşlerini dile getirmek için başvurduğu ayırıcı fikirlerle dolu önyargılar Debray'ı somut olarak birleşen kavramları ayırmaya ve soyutlamaları gerçeğe yeğ tutmaya götürmektedir. Bu karşılaştırmaların nedenini açıklayan kuramsal yanlışı belirtmiştik: Reformist komünist partilerin oportünist pratiklerinin nedeninin parti olarak oportünist biçimde örgütlenmeleri olduğunu ortaya koymadığı için mekanik olarak devrimci politikayı örgütün askeri biçiminden ayırmaktadır.
   

III. KENDİLİĞİNDENCİ KİTLE HAREKETİ
ANLAYIŞI


      "İlk önce küçükten büyüğe doğru ilerlemek gerekir. Aksi yönde ilerlemeye kalkışmak anlamsız olur. En küçüğü halk ordusunun çekirdeği olan gerilla fokosudur. Bu çekirdeği yaratacak olan cephe değildir, ama çekirdek geliştikçe ulusal devrimci cephenin yaratılması olanaklı olur. Sadece bir kurtuluş programının çerçevesinde değil, mevcut olan bir şeyin çevresinde cephe yaratılır."[6]

      Eğer biri çıkıp ta bir kendiliğindencilik antolojisi yayınlayacak olsa, hiç kuşkusuz bu sözleri antolojinin başına alırdı. Bütün kötü tahlillerde olduğu gibi, Debray, suni bir alternatiften (cephe mi çekirdeği yaratır, çekirdek mi cepheyi?) yola çıkıyor ve yine yanlışlığı meydanda; bir alternatifi reddediyor (cephe çekirdeği yaratmayacaktır), böylece tersini gerçek olarak gösteriyor (çekirdek ulusal devrimci cephenin yaratılmasını sağlar). Ya gerçek Debray'ın sunduğu aşamadan daha karmaşıksa? Gerilla çekirdeğinin gelişmesi ile yaratılacak şey cephe değil, halk ordusudur. Ordu, sadece ordudur, cephe değildir. Debray'ın görüşlerinin Brezilya'ya aktarılmış biçimi gerilla çekirdeğinin gelişmesi sonucu Amazon'dan Rio Grande do Sul'a kadar tüm mücadele biçimlerinin birleştirildiği bir ulusal kurtuluş cephesi yaratılacağı fikrini ima etmektedir. Ülkenin her eyaletinde ve her eyaletin her bölgesinde sadece "silahlı mücadele" için değil, silahlı mücadeleye hazırlanmak için en iyi kadroları kırlara gönderen, halk savaşını ilerletebilmek için malzeme birikimi yapan örgütler kurulmuştur. Debray'a göre, bu değişik örgütler kendi gerilla kollarını yerine oturmadan önce ve bağımsız olarak aralarında bağ kurmamalıdırlar (Ama sihirli bir gücün etkisiyle, aralarında taktik sorunlarda anlaşırlar ve gelecekte bir günde birleşmeyi başarırlarsa mesele kalmaz.). Çünkü diyor Debray, "sadece bir kurtuluş programı çevresinde değil, mevcut olan birşeyin çevresinde cephe yaratılır". Sonuç olarak, foko mevcut olmadıkça, bu dönemde temel mücadele biçimi ile temel mücadele biçiminin tamamlayıcı ve zorunlu biçimleri birleştirmek için, ne araç, ne de herhangi bir neden vardır ortada.
      Debray'ın görüşü, bizi daha ötelere bile götürecektir. Debray, "en küçüğü gerilla fokosudur" demekle, foko, öncü örgütün ilk biçimidir, fokodan önce kelimenin tam anlamıyla öncü yoktur ve öncü ancak kırlarda olduğu ölçüde öncüdür demek istiyor. Burada öncünün rolü ile sınıfın rolü trajik bir biçimde birbirine karıştırılıyor. Debray, öncünün kitleleri sadece kırda iktidarın ele geçirilmesi için örgütlediği takdirde (çünkü ancak bundan sonra işçi sınıfı şehirlerde iktidarı ele geçirebilir) şehirlerde örgütlenebileceğini ve öncü örgüt olarak kendisini takviye edebileceğini görememektedir.
      Nasıl ki gerilla fokosu olmadan köylüler kendiliğinden devrim için örgütlenemezse, şehirlerde politik-askeri öncü olmadan proletarya ne gerilla fokosunun stratejik harekâtına, ne de silahlı köylülere destek olma olanağını bulamaz. Şehir proletaryası arasında öncü güçlerin varlığı, köylülerin tüm katlarının kazanıldığı, mevzi savaşa geçildiği ve gerilla kolunun halk ordusuna dönüştüğü dönemde olduğu kadar, köylülerden soyutlandığı dönem için de zorunludur. En küçük "gerilla fokosu" değil, gerilla fokosunu yaratan ve geliştiren stratejik harekâtı yöneten öncü örgüttür. Ve bu öncü, çıkarları objektif olarak proletarya devriminde olan sınıfların tüm mücadele biçimleri içinde öncü olarak varolduğu ölçüde harekâtı etkileyebilir.
      Debray'ın bu gerçeği bazen anlamış gibi gözüktüğü doğrudur. Bu yüzden "Devrimde Devrim"de şöyle yazar:
      "... gerilla gücü politik öncü haline gelmezse, askeri düzeyde gelişmesi imkansızdır ... Çünkü bir kitle hareketi, onun en radikal biçimi olan gerilla harekatı, eğer askeri zafer kazanmak istiyorsa, sömürülen sınıfların çoğunluğunu politik olarak kendi etrafında bir araya getirmelidir."[7]

      Ama bu nasıl başarılacaktır? Debray'ın bu konuda düşündüğü tek çözüm bir radyo vericisidir.
      "Böylece gerilla kuvvetlerinin düzenlenmesinde radyo vericisinin önemi ... radyo aracılığıyla gerillalar gerçeğin kapısını zorlayabilirler ve tüm halka açabilirler ... kısacası radyo, gerilla hareketinde nitel bir değişmeyi sağlayabilir."[8]

   

IV. TOPLUMSAL TAHLİLLERDE ŞEKİLCİLİK VE
ÖRGÜTLENMEDE MİLİTARİZM


      "Devrimde Devrim", kelimenin Leninist anlamıyla bir taktikler kitabıdır. Bu kitap, devrim içeriğini ve karakterini incelemiyor, sadece nasıl yapılacağını inceliyor. Devrimci olduğunu iddia eden her çizgi şu soruya somut yanıt bulmak zorundadır: Kapitalist devlet iktidarı nasıl yıkılacaktır?
      "Latin-Amerika'da Devrimci Stratejinin Sorunları"[9] adlı yazısında Debray, Latin-Amerika'da uygulanan çeşitli oportünist taktikleri, özellikle "barışçı mücadele" (kitle hareketleri yoluyla iktidar mücadelesi), ayaklanma (işçi ya da köylü) ve milli burjuvazi ile ittifak gibi konuları inceler. Bu kavramların iflasını anlatır. "Devrimde Devrim"de silahlı mücadeleye ilişkin iki taktik incelenir: Silahlı savunma ve gerilla üssü. Salt taktik açısından burada eleştirilecek bir yan yoktur. Debray'ın tahlilleri mükemmeldir, ama stratejiye bağlı olmayan bir taktik olamayacağını, antagonist güçlerin ve aralarındaki mücadelenin özünün niteliğinin kesinlikle tespit edilmeden bir strateji belirlenemeyeceğine göre, Debray'ın taktik görüşünü Latin-Amerika devrim stratejisi ile ilişkisi açısından incelemek gerekir.
      Taktiklerin temel hedefi, devrim sürecinin belli bir aşamasında ana mücadele biçimini kararlaştırmaktır. Teorik düzeyde bu görevi başarmak için Debray, Latin-Amerika'daki çeşitli komünist örgütlerin uyguladığı taktiklerin elverişsizliklerini tahlil ederek tamamen deneyci bir yönteme başvuruyor. Onun yöntemi, oportünist taktiklerin tasfiyesini ve devrimci öncünün stratejik hareketli birliği olan gerilla kolu, temel mücadele biçiminin belirlenmesini içerir. Bu yöntem, oportünist taktiklerin neden işlemediğini gösteriyor; "Devrimde Devrim"i okuyan bir kişi, kitabı bitirdiğinde, gerilla savaşının kendi doğruları içinde doğru bir yöntem olduğu için değil de, öteki yöntemler başarılı olmadığı için gerekli olduğu kanısına varır. Debray, sınıf mücadelesinin temel mücadele biçimi olarak gerilla savaşının fonksiyonunu doğru tahlil yaparak değil de, yanlış çözümleri çürüterek ve gerilla kolunun askeri fonksiyonunu doğru tahlil ederek doğru yöntemi saptadığı şeklinde bir izlenim doğurmaktadır.
      Debray, tartışmayı "ya parti ya gerilla" alternatifi üzerinde yoğunlaştırmakla, günümüzde Latin-Amerika'da gerillayı sınıf mücadelesinin en üst biçimi yapan nedenleri gözden kaçırmaktadır. Kırsal alanların askeri ve yöresel elverişliliği, Debray'a politik tartışmayı tasfiye eden sihirli formülü sağlamıştır.
      Marksizm-Leninizm bir bilim ve yöntemdir. Ancak doğru olarak yararlanıldığı takdirde, proletarya devriminin strateji ve taktiğinin belirlenmesini sağlar. Proletaryanın ve müttefiklerinin taktikleri, mücadelenin ana yönünü, ikincil yanlarla birleşmesinin bir evrimi olan ulusal ve uluslararası düzeyde sömürülenler ile sömürenler arasındaki güçler ilişkisini önceden haber veren her tarihsel dönemdeki sınıf mücadelesinin ana yanının bilimsel tanımı sayesinde doğru olarak saptanabilir.
      Gerilla savaşı koşulları, ancak, devrimci Marksistlerin "barışçıl yoldan sosyalizme geçiş"i reddetme nedenlerini titizlikle incelemekle ve silahlı mücadeleyi insan soyunun en büyük düşmanı ABD emperyalizmine karşı nihai yol kabul etmekle yaratılır (Sadece eylem ve iyiniyet ya da istek yetmez buna). Bu, geleneksel komünist partilerinin bu sorunu "anlamakta" direnmelerinin nedenini gösterir. Ama bu sorun, bu partilerin –SBKP ile başlayarak– her yerde proletaryanın davasına ihanet edişlerinin nedenlerini araştırarak, bilimsel olarak çözümlenmelidir. Vietnam'ı "trajik biçimde yalnız" bırakan, sadece görünüşü kurtarmak için bir takım göstermelik işler yapan kimseleri kınamak gerekir. Debray, bu kınamanın pratiğe geçirilmesi konusundaki ısrarında tamamen haklıdır. Ve bir açıdan bütün yazıları, tüm "sol" oportünist "dokümanlardan" bin kat daha değerlidir. Ama bir Marksist şu kesin varsayımla yola çıkar: "Devrimci teori olmadan, devrimci pratik olamaz". Biri ötekinden ayrılamaz, toplumun devrimci değişimi bu ikisinin biraraya getirilmesiyle mümkündür. Debray, geleneksel komünist partilerinin "burjuvalaşması"yla bu partilerin politik programları arasında bu anlamda bir ilişki kurmamıştır. Reformizmin başlıca nedeninin şehir yaşantısının günahları ve tatlılığı olduğunda diretmesi, tek kelimeyle saçmadır. Bu noktaya birçok kez değindik. Ama tek düze olmayı, yüzeyselliğe yeğ tutuyoruz. Oportünizmin temel belirtileri ve geleneksel partilerin ihanetleri, kırlara açılmaya karar vermemeleri ya da şehirlerde savaşmak istemeleri değil, baş düşmana karşı savaşmamalarıdır. 1968 Mayısında kokuşmuş FKP bürokratlarının devrimci proletaryaya ihanetleri, Fransız makilerine gitmeyi başaramadıkları için değildir.
      Debray, bu sorunun derinliğine inip, geleneksel komünist partilerine Sovyet diplomasisinin ve "barış içinde birarada yaşama stratejisinin" uluslararası aracı olduklarını söyleyebilecek teorik sertliğe sahip değildir. (Cesaret sahibi olduğuna inanıyorum.) Dönek Prestes kendi adını taşıyan gerilla kolu zamanında, kırlara açılmak cesaretini bulmuştu. Debray'ın dediği gibi, 1964'de "şehrin sıcak odalarında yumuşamadığı", bu aptallığı yinelemediği apaçıktır. Pretes, 1964'de şehir ve kır silahlı mücadelesinin hazırlanması ile ilgili somut koşullar ortaya koymuştur. O zaman devrimci iç savaş için tüm koşullar mevcuttur, köylü hareketine ve Rio'daki gemicilerin isyanına tanık olanlar bunu çok iyi bilirler. Eğer Prestes ve yardımcıları, bu savaşı sabote etmişler ve tek kurşun sıkmadan teslim olmuşlarsa, bunun nedeni, "Devrimde Devrim"i okumayışları değil, (Küba devrimi gözlerinin önündeydi) herkesin bildiği gibi, ABD emperyalizmine karşı savaşan sömürülen halkların öncülerini sabote etmek için ellerinden geleni artlarına koymayan Sovyet devletini yöneten bürokrasinin uşağı olmalarıdır.
   

SONUÇ


      Devrimci stratejinin doğru kurulması, sadece askeri karakteristikleri ve gerilla kolunun tanımlanmasını değil, 1- Mevcut tarihi aşamadaki sınıf mücadelesinin niteliğinin, 2- Gerilla kolunun temel ve doğrudan biçimi olduğu, ama tek başına yeterli olmadığı, halk savaşı olarak gerilla savaşının tanımlanmasını gerektirir.
      1- Dünya kapitalizminin ABD emperyalizmi tarafından politik ve ekonomik olarak birleştirilmesi, mevcut aşamada sınıf mücadelesinin karakterini belirlemiştir. Kapitalist metropoller arasındaki pazar rekabeti, Washington'daki kapitalizmin hegemonik merkezi tarafından politik kontrol altına alınmak suretiyle, bugün dünya burjuvazisi ABD emperyalizminin egemenlik sistemi içinde bütünleşmiştir. Zamanımızdaki dünya konjonktürü ile Lenin dönemi arasındaki fark, emperyalist metropoller arasındaki ulusal antagonizmanın kaybolması ve böylece ABD emperyalizmi önderliğinde bir tek blok haline gelmesidir. De Gaulle kendisini Fransız emperyalizminin (Fransız tekelci kapitalizminin) savunucusu olarak sunabilir. Ama bu durum, sınıf mücadelesinin ikincil yanını meydana getirir. Fransız kapitalizmi ile ABD kapitalizmi arasındaki çelişki hiçbir zaman antagonist olmayacaktır. Bu nedenle çağımızda sınıf mücadelesi biçiminin saptanması için bir temel sonuç çıkarabiliriz: Çeşitli emperyalist uluslar arasındaki antagonizma, dolaylı ya da dolaysız birleşme (istekli ya da isteksiz) sonucunda ortadan kalktıktan sonra, artık emperyalistler arası savaş olmayacaktır. Artık 1914-18 ve 1939-45'de olduğu gibi, tüm dünya konjonktüründe çeşitli kapitalist devletler arasındaki çelişki egemen olmayacaktır. Bu yüzden, kapitalist devletlerin baskı aygıtı kendiliğinden hasar görmeyecektir; bir başka deyişle, doğrudan doğruya devrimci halk ordularının yaptığının dışında bir hasar olmayacaktır. Dünya kapitalizmi ABD emperyalizmi tarafından birleştirilmeden önce, proletaryanın silahsız yollardan silahlanması mümkündü. Yani önce politik olarak örgütlenir, politik mücadeleyi ve silahsız şiddeti belli bir noktaya getirir ve silahlanmak ve iktidarı ele geçirmek için ülkelerdeki egemen sınıfların başvurduğu sosyal, politik ve askeri yollardan yararlanabilirdi. Bu, 1871 Paris Komünü'nde, 1917 Rusya'da, 1918 Almanya'da, Macaristan'da, 1944-45 Çin'de, Vietnam' da, 1942-45 Yugoslavya'da olmuştur. Bütün emperyalist-kapitalizmin politik-askeri birliği ile III. Enternasyonal dönemindeki emperyalizm arasında, birinin dünya pazarlarının birleştirilmesi, ötekinin emperyalist ülkelerin başıboş rekabeti –ki günümüzde düzenlenmiş rekabet vardır (çok daha fazla sömürmeye olanak tanıyan bir rekabet)– şeklinde karakterize edebileceğimiz nitel farklar doğmuştur. Toplumsal üretici güçlerin bakış açısından, iki dönem arasındaki fark açık seçiktir (multi-emperyalizm ve mono-emperyalizm). Emperyalistler arası savaş döneminde toplumsal üretici güçler, temel olarak sanayi devrimi ve geniş ölçekli sanayi tarafından harekete geçiriliyordu. ABD emperyalizminin dünya çapındaki kapitalist sömürüyü birleştirdiği günümüzde ise, elektronik, nükleer ve sibernetik devrimi, ABD emperyalizminin egemenliğinde maddi koşullarını yaratmıştır. "Nükleer şantaj" ve otomasyon, bütün kapitalist devletleri ABD emperyalizminin peşine takmıştır. Ve De Gaulle'ün milliyetçiliği bu gidişi değiştirmeyecektir. Aynı zamanda emperyalistlerle "barış içinde birarada yaşama" stratejisi, insan soyunun en büyük düşmanına karşı verdikleri mücadelede sömürülen halkların trajik bir şekilde yalnız kalmalarını getirmiştir. Sovyetler Birliği, bu strateji ile ABD emperyalizmi ve onun yerli kuklalarıyla (oligarşilerle) sömürülen halklar ve onları destekleyen proletarya devletleri arasındaki savaşta tarafsız kalmaktadır. Egemen sınıf "teorisyenleri"nin "bağımsızlık stratejisi" diye adlandırdıkları bir başka önemli sorun da, aslında egemen olan sınıfların "özel silahlı birliklerine" ait iki ayrı görevin birleştirilmesidir. Geçmişte egemen sınıflar, 1- Sömürülenlere karşı kendi sınıf ayrıcalıklarını korumak için; 2- Kendi sınıf çıkarlarını başka ulusların sömürülerinden korumak için silahlanırlardı. Çağımızda polis (sömürülenlere karşı sömürücülerin iç koruyucusu) ile ordu (burjuva devletinin öteki burjuva devletlere karşı ve sadece buhran dönemlerinde sömürücülerin kendi ülkesindeki sömürülenlere karşı koruyucusu) arasındaki fark tamamen ortadan kalkmıştır. Bugün kapitalist ülkelerde polis ile ordu arasındaki fark, sadece kullandıkları silahlarda ve üniformalardadır. Burjuvazinin içte ve dışta düşmanı tektir artık: Proletarya ve tarihi müttefikleri.
      Özetlersek, Lenin döneminde proletaryanın tüm sömürülenler adına bir iktidar alternatifi olma tarihsel görevi, temel olarak askeri bir görev değildir. Sağlam bir devrimci örgütü, bu işçi sınıfının profesyonel politik militanlardan kurulu öncüsünün doğru anı saptayıp sermayenin iktidarına karşı saldırıya geçmesi yeterliydi. Burjuva ordusu, emperyalistler arası savaşa dalınca bu "an" gelmiş olur. Emperyalistler arası savaş olanağının tarihsel olarak ortadan kalktığı günümüzde, Latin-Amerika'da proletaryanın iktidar alternatifi olabilmesi için, silahlı mücadelenin sınıf mücadelesinin temel yolu olduğu, politik-askeri yerden başlanmalıdır.
      2- Gerilla savaşı tüm halkın savaşıdır. Gerilla kolu, şehirlerde yakalanmak kırda yakalanmaktan daha kolay olduğu, şehirlerin burjuvalaştırmasına karşın kırların şehirli unsurları proleterleştirme gücüne sahip olduğu ya da önce köylülerin "yarı-feodal"likten (bu deyim, genel olarak bütün "yarı" takısı ile başlayan deyimlerde olduğu gibi, hem birşeyi -feodalizm- doğrular, hem de doğruladığıyla uzlaşmaz -gerçek feodalizm değil, yarı-feodalizm-) kurtulması ve ancak daha sonra proletaryanın tarihi çıkarları ile ilgilenilmesi gerektiği için değil; bütün Amerikanın nesnel koşulları, devrimci öncünün önce kırlarda kuvvet toplamasını ve sonra şehirdeki devlet gücünü yıkmak için temel ve egemen biçimdir. Bu netleştirmeler önemlidir. Çünkü birçok kimse, hala stratejik harekâtın şehirlerden değil de, kırlardan başlaması gerektiğini anlayamamaktadır. Bazı yoldaşlar, strateji ile taktiği birbirine karıştırmakta, mücadelenin kırlardan başlamasının nedenini Brezilya'daki köylülüğün proletaryadan daha kalabalık olması sanmaktadırlar. Bu anlayış, bir yandan devrimin, sınıf antagonizmasının ve aynı zamanda mevcut aşamadaki ana hedefin karakteri ile öte yandan bu hedefi gerçekleştirecek araçları (taktikleri) birbirine karıştırmanın en yaygın biçimini ortaya koymaktadır. Devrim, proletarya devrimidir. Köylülük, Brezilya devriminin baş müttefikidir. Mevcut aşamadaki hedef, silahlı mücadele yoluyla, biçimi devrimci halk ordusu olacak, bir işçi iktidar alternatifi yaratmaktır. Bu hedefi başarmanın yolu, gerilla savaşını başlatacak olan gerilla fokosudur. Bu yüzden, öncünün en önemli gücünü kıra göndermesinin nedeni taktik nedenlerledir. Gerçekte, Latin-Amerika'da kitlelerin devrimci hareketi, ancak kırlarda başlayabilir. 1917 Rusya'sında köylülük ile proletarya arasındaki oransızlık, bugün Brezilya'da olduğundan daha büyük olmasına rağmen, bütün zamanlarda stratejik rol proletarya üzerinde toplanmıştır. Çünkü sınıf mücadelesinin aşaması değişiktir.
      Sonuç olarak, gerilla kolu, sadece köylülük için değil de, tüm sömürülenler için mücadelenin en üst biçimidir. Kırların söz konusu olması, köylülüğün proletaryadan daha devrimci olması anlamına gelmez. (Bu Marksist bilimi ve yöntemi hiçe sayan sağcı ve küçük-burjuva bir anlayıştır) Gerilla kolu, mücadelemizin özgül koşulları içinde zincirin en zayıf halkası sorununun en doğru çözümüdür. Burjuva devletinin kırlarda zayıf olması olayı, sınıf egemenliğinin koşullarının gerçekleştirilmesini (ya da sömürülenleri etkileyen baskı koşullarını) ifade eden politik-askeri bir olgudur. Kırsal alanlarda düşük düzeyde karmaşık ve düzensiz bir kapitalizm vardır. Gunter Frank'ın deyimiyle kırsal alanlar "az gelişmişliğin en çok geliştiği" yerlerdir.
      Temel mücadele biçiminin kırlarda yer almasının nedenini köylülüğün proletaryadan daha devrimci oluşuna bağlamak, pek çok sol militanın içine düştüğü yanlışa, bir burjuva ideolojisi olan ekonomizme kapılmak olur. Ekonomizmin esası, pratikte (teoride değilse bile) politik mücadelenin temeli ile ekonomik mücadelenin temelini birbirine karıştırmaya, ekonomik determinizmi (fiziki ve coğrafi determinizmi değilse bile) abartmaya; eğitime, politik ve ideolojik bilince zarar vermeye dayanır. Sonuç olarak, ekonomizm, burjuva "bilimciliği"nin Marksist bilim üzerindeki etkisidir.
      Devrimci teorinin bakış açısından, temel mücadele biçiminin, köylülük daha devrimci olduğu için kırlarda yer alacağını iddia etmek, proletarya, köylülükten daha devrimci olduğu için şehirlerde yer alacaktır demek kadar yanlıştır. Her ikisinde de politika ile ekonomi birbirine karıştırılır. Çünkü temel mücadele biçimi, devrimin (anti-feodal ya da proleter) karakteri üzerine yapılan spekülasyonlarla değil, zincirin en zayıf halkası ile saptanır. Ancak eski komünist partilerinin sağcı çizgisinden kurtulamayanlar Brezilya devriminde işçi sınıfının öncülük edeceğinden şüphe ederler. Bu devrim işçi sınıfının şehirlerde iktidarı ele aldığında ve tüm sömürülenlerin başını çekerek, sosyalizmi kurmaya başladığında tamamlanmış olacaktır. Ama bizim bugünkü sorunumuz Brezilya devrimin nasıl tamamlanacağı değil, nasıl başlatılacağı ve devrimci halk ordusunun nasıl kurulacağıdır. Bu ancak saldırılarını sistemin en zayıf halkasında, kırsal alanlarda yoğunlaştıran proleter öncünün stratejik müfrezesi olan gerilla kolu ile mümkündür. Ana gücü gerilla kolu olan gerilla savaşı stratejisini çürütmeye çalışan bazı oportünistler, "kıtanın ekonomik gelişmesine egemen olan Arjantin, Meksika, Şili, Uruguay gibi ülkelerde sanayi üretimin ekonominin dayanağı olduğu" gerçeğinden yola çıkıyorlar. Sadece Brezilya Komünist Partisi oportünistleri değil, Subay Koleji albaylarından tutuklu fokoistlere kadar herkes bu gerçeği kabul ediyor. Bugün kimse Brezilya'da bir köylü devriminden söz etmiyor. Koltuk devrimciliğinin gönül rahatlığı içindeki oportünistlerimiz, "bu yapıyı yıkmak için köylü temelinden hareket etmeyi umut etmek etkisiz kalacaktır" diye soruya çözüm getiriyorlar. Eğer "bu yapıyı yıkmak" sözü ile devrimcilerin mücadelelerine "tarımsal yapımızın modernleştirilmesi" sloganı ile kalkışacaklarını kastediyorlarsa, hiçbir zaman mücadelelerini köylülüğün acil sorunlarını çözümlemek ve toprak dağıtmakla sınırlandırmak niyetinde olmayan devrimcilere, burjuva deyimi ile iftira ediyorlar. Eğer devrimciler mücadeleyi kırsal alanlara götürmeyi savunuyorlarsa, bunun nedeni kırlarda halk ordusunun kurulabilme imkanıdır. Brezilya sanayi üretiminin sosyal-ekonomik ağırlığı ile politik-askeri egemenliğin içinde zayıf halkasını birbirine karıştırılmayacağını anlamamak Leninizmi görmezlikten gelmektir. Bu nedenle oportünistlerimiz, temel alan şehirler olmalıdır, çünkü sanayi üretiminin ağırlığı buralarda bulunmaktadır, derken, sosyo-ekonomik ağırlığın şehirlerde olduğunu ve burjuvazinin baskı aygıtının ağırlığını buralarda yoğunlaştırdığı gerçeğini unutuyorlar. Belki de, bizim oportünistlerin bunları karıştırmalarının nedeni, burjuvazinin baskı aygıtıyla çatışmayı bir yana bırakmalarından ileri geliyor.



J. Quartim
New Left Review
Sayı: 59, Ocak-Şubat 1970




Dipnotlar

[1] R. Debray, Revolution in Revulotion? [Devrimde Devrim], p. 75.
[2] R. Debray, Revolution in Revulotion?, p. 126.
[3] R. Debray, Revolution in Revulotion?, p.55.
[4] R. Debray, Revolution in Revulotion?, p.56.
[5] R. Debray, Revolution in Revulotion?, p.56.
[6] R. Debray, Revolution in Revulotion?, p.82.
[7] R. Debray, Revolution in Revulotion?, p.107.
[8] R. Debray, Revolution in Revulotion?, p.108.
[9] R. Debray, New Left Review 45, Eylül-Ekim 1967.




Sayfa başına gidiş