KURTULUŞ CEPHESİ - Mayıs-Haziran 2000

TÜM İKTİSATÇILAR BİRLİĞİ YAYINLARI
RESİMLİ İŞÇİ DİZİSİ NO : 8
GELİR DAĞILIMI



Resimleyenler:
SELÇUK DEMİREL
ÜMİT GÜNDÜÇ
Birinci Baskı- Ağustos 1977
İkinci Baskı-Mart 1978
[Bu basım, Kurtuluş Cephesi dergisinin ekidir - Mayıs-Haziran 2000]

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir.
erisyay@kurtuluscephesi.org

Özgün biçimiyle Acrobat Reader formatında:
Kurtuluş Cephesi, 56. Sayı (755 KB)
55. Sayı Eki: Gelir Dağılımı (TİB Resimli Eğitim Dizisi-8) (272 KB)



      Ilık bir bahar günüydü. Hava açıktı. Yemeğini bitiren işçiler birer ikişer yemekhaneden çıkıyordu. İşbaşına daha yarım saat vardı. Fabrika duvarına sırtını dayayıp çömelen elini sigarasına atıyordu.
      Hakkı yemeği erken bitirenlerdendi. Sigarasının yarısına gelmişti ki yemekhaneden Mehmet'in çıktığını gördü. El etti. Biraz sonra Mehmet de duvarın dibine dizilenlere eklenmişti. Günlük dertler yeniden dile geldi. Sohbet yavaştan koyulaştı.
      Hakkı iki yıllık işçiydi. Birinci sınıf tornacıydı. Endüstri meslek lisesi mezunuydu. Okulda yapılan direnişi idare edenlerdendi. Zaten bu yüzden az kalsın okuldan atılıyordu. Karakolda yediği dayakla paçasını kurtarmıştı.
      Mehmet ise okuyamamıştı. Orta terkti. Ama iyi kaynakçıydı. Değme kaynakçıya ustalık ederdi.
      Mehmet'le Hakkı işyerinde sendikayı örgütlemeye çalışıyorlardı. Örgütleme işi epey olgunlaşmıştı.
      İşte tam bu sendika meselesi konuşulurken Kemal Usta gözüktü. İşçiler onun kendilerinden yana geldiğini görünce konuyu değiştirdiler. O haftaki Fener-Galatasaray maçı açıldı.
      Kemal Usta kendi sınıfına ihanet edenlerdendi. Sendikanın bir numaralı düşmanıydı. Patronun köpekliğini yapıp işini yoluna koymaya çalışıyordu.
      "Merhaba," dedi.
      İşçiler görev yerine getirir gibi bir "merhaba" dediler.
      "Yahu çocuklar" dedi Kemal usta, "boş bir ev bilen var mı? Bizim ev sahibi gelecek ay bizi çıkaracak."
      İşçiler şöyle bir bakıştılar. Hakkı yavaştan "var, abi" dedi.
      Kemal usta sevinçle atıldı. "Ne tarafta?"
      "Şişli'nin orda. 5 oda 2 salon. Hem de kaloriferli."
      Kemal usta bozulmuştu. "Oğlum sen benimle dalga mı geçiyorsun. O senin dediğin yerlerin kirası 10 bin lira."
      Hakkı, "Usta" dedi, "Sen bize ev var mı diye sordun, cevap verdik. Ev var. Ama paran varsa tabii. Ayda 10 bin lirayı verenler varki 10 bin lira istiyorlar. Veren veriyor."
      İşçilerden biri lafa karıştı. "Yuh olsun be" dedi. "Benim elime temiz para 1500 lira geçiyor. Çoluk çocuk hiç para yemeyip kira ödesek, yedi ay çalışacağız, bir ayın kirasını ödeyeceğiz."
      Hakkı yangına körükle gitti. "Yok oğlum, bu iş bu kadar ucuz değil. Kapıcısı, kaloriferi, elektriği, suyu falan bu 10 binin dışında."
      Her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Kendi aylığını düşünen basıyordu kalayı.
      Bu ara fabrikanın işbaşı düdüğü sesleri bastırdı.
      İşçiler yavaş yavaş fabrikaya girdiler.
     
      O gün Kemal Usta ne kadar sinirliyse Mehmet o kadar neşeliydi. Kemal Usta'nın mal bulmuş mağrıbi gibi atılışını, Hakkı'nın onunla dalga geçişini, arkadaşlarının tepkilerini düşündükçe gülesi geliyordu.
     
      Akşam paydosta Hakkı'yı yakaladı. "İyi dalga geçtin adamla, be" dedi. "Cidden öyle 10 bin liralık daireler var mı?"
      Hakkı baktı. "Lan, şimdi de sen mi benle dalga geçiyorsun?" dedi. "Ayda 10 bin lira dert mi ki. Adamın yazlığı ayrı, kışlığı ayrı. Oğlunun ayrı arabası var, kendinin ayrı arabası, karısının ayrı arabası. Adam bir Avrupa tatiline gidiyor, 300 bin lira harcayıp dönüyor. Renkli gazetelerdeki sosyete haberlerine ara sıra göz atsana."
      Hakkı endüstri meslek lisesinde okurken sosyalist olmuştu. Onun için bu konuları iyi biliyordu.
      "Bu akşam işin var mı?" diye sordu.
      Mehmet, "Yok" dedi. "Bir diyeceğin mi vardı?"
      "Gel bize gidelim. Evde bir sürü kitap var. Milyonlarca emekçi yoksulluk çekerken bazıları nasıl yaşıyor onları anlatıyor. Hem bizimkileri de tanımış olursun. Daha sonra nasıl olsa bize gelir gidersin."
      İşyerinden çıktılar. Birazdan dolmuş durağına geldiler. Ara sıra geçen dolmuşlar da doluydu. Yolu özel arabalar tıkamıştı. Her özel arabanının içinde bir iki kişi vardı.
      Hakkı Mehmet'i dürttü. "Bir şu arabalara bak, bir de otobüse. Bir otobüs 70 kişi, 80 kişi taşıyor. Şu arabalardan üçü, bilemedin dördü bir otobüs kadar yer kaplıyor. İçinde kaç kişi var? Hadi diyelim 7 kişi, 8 kişi. Trafik sıkışıklığını yaratan esasında bu özel arabalar. Özel arabalar üretip piyasaya süren de Fiat, Tofaş, Renault gibi firmalar. Onların istediği her gün binlerce otomobil satılsın. Bizim isteğimiz en ucuz ve en kısa zamanda evimize gidebilelim. Ama adamlar belediyenin otobüs almasını da engelliyorlar. Var mı yok mu taksi. Her taraf araba oldu mu trafik kötülüyor. Yani anlayacağın şu tekelci araba şirketleri bu derdin sorumlusu."
      Dolmuş bekleye bekleye yarım saat olmuştu. Mehmet de epey bozulmaya başlamıştı. "Kaldırmalı hepsini" dedi. "Özel araba yerine bol bol otobüs koyacaksın. O zaman trafik derdi filan kalmaz."
      Bir süre sonra ite kaka bir dolmuşa girdiler. Dura, bekleye, kalka derken, hava iyice karardığında mahalleye ancak varabildiler.
      Eve girdiklerinde Hakkı'nın anası, babası ve kızkardeşi yemeğe yeni oturmuştu.
      Akşam yemeğini beraber yediler. Bu ara televizyon açıldı. Hakkı'nınkiler televizyona daldı. Hakkı'yla Mehmet de izin isteyerek içerdeki odaya geçtiler.