V. Lenin
F e l s e f e
D e f t e r l e r i




Felsefe Defterleri'nin bu çevirisi, Lenin’in elyazmasının Cahiers Philosophiques başlığı altında Albert Baraquin, Emile Bottigelli, Georges Cogniot, Francis Coheri, Lida Vernant tarafından gerçekleştirilen ve Editions du Progrèes ile Editions-Sociales tarafından ortaklaşa olarak ba­sılıp 1971 yılı Ağustos ayında yayınlanan Fransızca çevirisinden yapılmıştır.
Türkçeye çeviren: Attila TOKATLI
Yayinlayan: SOSYAL YAYINLAR - Mart 1976

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir. erisyayinlari@kurtuluscephesi.org

Özgün biçimiyle Acrobat Reader formatında: Felsefe Defterleri (2.956 KB)








HEGEL’İN MANTIK BİLİMİ’NİN
ÖZETİ
46






Eylül- Aralık 1914’te yazılmış Elyazmasına tıpatıp
İlk olarak 1929’da Lenin uygundur.
IX’da yayınlanmıştır.

      [sayfa 69]

Bern: Log. I. 175
      Hegels Werke[1]
      Bd. I. Philosophische Abhandlungen[2]
            II. Zihnin Fenomenolojisi
            III –V. Mantık Bilimi
            VI– VII. (1&2) Ansiklopedi
            VIII. Hukuk Felsefesi
            IX. Tarih Felsefesi
            X. (3 bölüm) Estetik
            XI –XII. Din Tarihi
            XIII –XV. Felsefe Tarihi
            XVI – XVII. Karışımlar
            XVIII. Felsefeye Hazırlık
            XIX. (1&2) Hegel’den Hegel’e Mektuplar [sayfa 70]






G. W. Fr. Hegel’in
Yapıtları’nın tam başlığı47

G. W. Fr. Hegel’in
Yapıtları

Cilt III
(BERLİN, 1833) (468 s.)

“MANTIK BİLİMİ”48
1. bölüm. Nesnel mantık.
Kitap 1. Varlık teorisi.

“Merhumun dostları: Marheineke, Schulze, Gans, Henning, Hotho, Michelet, Förster tarafından tam basım.”

(Bern: Log. I. 175)
İLK BASKIYA ÖNSÖZ


      Cilt III, s. 5
[3] – mantık üzerine kavrayışlı bir gözlem: mantığın ‘’düşünmeyi öğrettiği” bir “önyargı”dır (fizyolojinin “sindirmeyi öğrettiği” gibi tıpkı??).
      ... “işin aslında metafizik yada saf spekülatif felsefe demek olan mantık bilimi”... (6).
      ... “Felsefe, bağımlı, altta sıralı bir bilimin, matematiğin metodunu benimseyip kullanamaz”... (6–7).
      “Bilimsel bilgi içinde hareket halinde olan muhtevanın doğasından başka bir şey olamaz bu metod; aynı zamanda da, muhtevanın bu türlü düşünülmesi kendi belirlenimini önceden varsayar ve ortaya koyar.”
      (Bilimsel bilginin hareketi, işin özü bu işte).
      “Anlayışgücü (Verstand) belirler” (bestimmt); Akıl (Vernunft) olumsuzlar; diyalektiktir akıl, çünkü anlayışgücünün belirlenimlerini hiçlikte eritip, yok eder (“in Nichts auflöst”). İkisinin birliği: “kendisini anlayışgücü yapan akıl ya da kendini akıl yapan anlayışgücü” = olumlu olan.
      ‘Basit” in olumsuzlanması... “zihinsel hareket”... (7). [sayfa 71]
      “Ancak, kendi kendini kuran bu yolu tutaraktır ki felsefe nesnel, ispatlı bir bilim haline gelebilir” (7–8).
      (“Kendi kendini kuran yol” = yol (işin sırrı kanımca burada) gerçek bilgi ve zihin yoluyla kavrama’nın, bilisizlikten biliye[4] hareketin yolu.)
      Bilincin hareketi, “tıpkı her türlü doğal ve tinsel hayatın gelişmesi gibi”, “mantığın muhtevasını oluşturan saf soyutlamaların doğası”na (Natur der reinen Wesenheiten) dayanmaktadır.
 
      Ters döndürülecek: mantık ve bilim teorisi’nin, “tüm doğal ve tinsel hayatın gelişiminden çıkarılmaları gerekir.

      Buraya kadar 1. baskıya önsöz. [sayfa 72]
 
 
 
 

İKİNCİ BASKIYA ÖNSÖZ


      ... “Düşüncenin alanını felsefe açısından, yani kendi (NB) içkin etkinliği içinde, yada, ki aynı şeydir, kendi zorunlu gelişmesi içinde sunmak” (NB)... (10).
Güzel!
      “Düşüncenin alışılmış formları” – önemli bir çıkış noktası, “die leblosen Knochen eines Skeletts”[5] (11).

      leblose Knochen değil, canlı hayat gerekli.

      Düşünce ile dilin bağı (bu arada Çince ve bu dilin evrim eksikliği: 11), isimlerin ve fiillerin oluşumu (11). Almancada bazen sözcükler “karşıt anlamlar” taşır (12). (sadece “farklı” değil, karşıt) – “başlı başına bir sevinç kaynağı düşünce için”...
düşüncenin
tarihi= dilin
tarihi ? ?
      Fizikteki kuvvet kavramı – ve kutupsallık kavramı (“farkın terimleri ayrılmaz biçimde (Hegel’in italikleri) birbirine bağlı”). Kuvvetten kutupsallığa geçiş, “daha yüksek Denkverhältnisse[6] geçiştir” (12).
      [gene NB s. 11... “ama genel anlamıyla doğa, fiziksel oluşuyla tinsel olan’a karşıt tutuluyorsa, mantığın daha çok, doğaüstü olan’ı oluşturduğunu söylemek gerekir”...]
doğa ve
“das Geistige”[6b]
      Mantık formları Allbekanntes sind[7], ama... “was bekannt ist, darum noch nicht erkannt”[8].
      “Sonsuz ilerleme” – maddeden (von dem Stoffe), tasarımlardan, isteklerden, vs., “kurtulmuş” “düşünce formları”, evrensel olan’ın çıkarılıp ortaya konulması (Platon, Aristoteles): bilginin başlangıcı... [sayfa 73]
      “İlk filozoflar felsefe yapmağa başladıklarında”, diyor Aristoteles, “hayatın hemen hemen tüm zorunlukları ve refaha ve rahatlığa ilişkin herşey doyuma ulaşmış bulunmaktaydı”[9] (13 –14); ve gene diyordu ki: matematik sanatların beşiği Mısır; çünkü orada rahipler kastına, değerlendirmeğe elverişli uzun, boş vakitler bırakılmaktaydı[10] (14). “Saf düşünceler”le uğraşmak, “insan zihninin katetmek zorunda kaldığı uzun bir yol”u varsayar önceden. Böyle bir düşüncenin içinde

      “halkların ve bireylerin hayatını harekete geçiren çıkarlar susmaktadır” (14).
çıkarlar
“halkların hayatını
harekete geçirir”
      Mantık kategorileri, “dış varoluşun ve dış etkinliğin tikelleri”-nin “sonsuz çokluğu”nun Abbreviaturen[11]’dır (bir başka yerde “epitomier”[12]). Sonra bu kategoriler insanlara dienen[13] pratikte zihnin canlı muhtevayı işletmesinde, fikirlerin yaratımında ve fikir alış verişinde”...)
      “Duyumlarımız, itkilerimiz, çıkarlarımıza gelince, bunların hizmetimizde bulunduklarını seve seve söyleyemeyiz, ama bunlar, bağımsız kuvvet ve kudretler olarak vardırlar, öyleki biz doğrudan doğruya buyuzdur...” (15).
düşünce ile
çıkarların ve
içgüdülerin bağıntıları
      Düşüncenin formları (Denkformen) içinde, “bütün tasarılarımız”ın içinden geçiyorlar diye hizmetimizde bulunduklarını söyleyemeyiz (16), bunlar “kendi hali içinde evrensel”dirler.
 
      Nesnelcilik: düşünce kategorileri, insan için formüller derlenmesi değil; doğa kadar insanın da boyun eğdiği yasaların dile gelişidir – bk. daha ilerdeki karşıtlığa.

      – “öznel düşünce” ile “şeylerin nesnel kavramı” arasındaki karşıtlık. “Şeylerin doğasının dışında olamayız” (16). [sayfa 74]

      Ve “eleştirici felsefe”ye karşı gözlem (17). Bu felsefe için “üç terim” (biz, düşünce, şeyler) arasındaki bağıntı öyledir ki, biz düşünceyi “ortaya”, şeylerle biz arasına koyarız ve bu orta bizi onlarla “birleştireceğine” (zusammenschliessen) onlardan “ayırır” (abschliesst). Hegel diyor ki, bunu şu “basit gözlem”le cevaplamak gerekir: “düşüncelerimizin ötesinde (jenseits) bulunmaları gereken şeylerin kendi de düşünülmüş şeylerdir (Gedankendinge)”... ve “sözde kendinde şey yalnızca ein Gedankending der leeren Abstraktion”dur[14].
Kantçılığa
karşı

 
      Bu kanıtlamanın temeli şu oluyor : (1) Kant’ta bilgi; doğa ile insanı böler (ayırır); gerçekte, bilgi bunları birleştirmektedir; (2) Kant’ta şeyler hakkındaki bilgimizin gittikçe derinleşen canlı Gang’ı, Bewegung’u yerine, kendinde şeyin “boş soyutluğu” (var).
      Kant’ta, boş bir soyutlamadır Ding an sich, oysa Hegel der Sache’ye denk düşen soyutlamalar şart koşuyor: “şeylerin nesnel kavramı, şeylerin doğrudan doğruya doğalarını meydana getirir”, bu kavramsa – maddeci dille söylemek gerekirse –’dünya hakkındaki bilgimizin gerçek derinleşmesine denk düşer.

      Denkromen’in sadece “Mittel”, “zum Gebrauch”[15] oldukları doğru değildir.
      Düşünce formlarının “äussere Formen”[16], “Formen, die nur an dem Gehalt, nicht der Gehalt selbst sein” (muhtevanın kendisi olmayıp, sadece muhtevaya yüklenebilen formlar oldukları da) doğru değildir. (17)...
NB

 
      Formları gehaltvolle Formen[16b] olan, formlarının muhtevası gerçek, canlı olan, muhteva ile ayrılmaz biçimde birleşmiş formları olan bir mantık istiyor Hegel.

      [sayfa 75]
      Ve Hegel “doğanın ve zihnin bütün şeylerinin düşünceleri” üzerine “cevhersel muhteva” üzerine çekiyor dikkatleri...
      – “Yapılması gereken, zihni canlandıran, zihinde yaşayan ve edim halinde olan bu mantıksal doğayı, bilince yükseltmektir” (18).
 
      Mantık, düşüncenin dış formlarının teorisi değil, “bütün maddesel, doğal ve tinsel şeyleri”nin gelişme yasalarının teorisidir – yani dünyanın tüm soyut muhtevasının, dünya hakkındaki bilginin gelişme yasalarının teorisidir, yani dünya hakkındaki bilginin tarihi’nin dökümü, toplamı, sonucu.

      “İçgüdüsel edim” (instinktartiges Tun) “sınırsız şekilde bir maddeye bölünmektedir”. Buna karşılık “Özgür ve akıla dayanan edim, güden şeyin muhtevasını (den Inhalt des Treibenden), özne ile dolayımsız birlik halinden” çekip sıyırır ve önünde (özne önünde) “nesnellik”e götürür.
      “Bu örgü içinde, şurada burada, daha sağlam düğümler oluşmaktadır. Onun | tin’in mi, öznenin mi? | hayatının ve bilincinin dayanak ve işaret taşlarıdır bu düğümler”... – (18).
 
      Bunu nasıl anlamalı?
      İnsanın önünde doğal fenomenlerin örgüsü, ağı var. İçgüdüsel insan, vahşi; doğadan sıyırıp çıkarmaz kendini. Bilinçli insan ise, kendini doğadan sıyırıp çıkarır. Bu sıyrılıp çıkışın yani evren hakkında bilgi edinişin basamaklarıdır kategoriler, – örgünün bilinmesini ve egemenlik altına alınmasını sağlayan düğüm noktalarıdır.

      “Hakikat sonsuzdur” – hakikatin sonluluğu, hakikatin olumsuzlanışıdır, “son”udur. Formlar (Denkformen), “muhtevadan seçik ve sadece muhtevaya yüklenmiş formlar” olarak ele alındıklarında hakikati kucaklayamazlar. | Formel mantığın | bu formlarının boşluğu, kendilerini “tiksinç”... (19) ve “gülünç” kılar (20). Özdeşlik yasası, A = A, boştur, “unerträglich”[17]dir (19).
      Bu kategorilerin “bilginin içinde bir alanları bulunduğunu ve bu alan içinde geçerli olmak zorunda olduklarını” unutmak yanlıştır... Ama “ayrışımsız formlar” olarak bu kategoriler, hakikatin değil, “yanılgının ve sefsatanın aletleri” haline gelebilirler. [sayfa 76]
      Yıldızca “dış form”u değil” aynı zamanda “der Inhalt”ı[18] da “düşünce yoluyla ele almak” gerekir (20).
NB       “Muhtevanın böylece mantıksal çözümlemenin içine alınışıyla”, nesne durumunda olan artık Dinge’ler değil, fakat die Sache, der Begriff der Dinge[19]’dir.
NB

 
şeyler değil, maddeci bir biçimde, hareketlerinin yasaları

      ... “Logos, olan’ın sebebi”?.. (21).
      Ve s. 22 başlangıçta, mantığın konusu şu sözcüklerle tanımlanıyor:


 
zorunluluğu içinde
“düşüncenin” gelişmesi...
“Entwicklung des Denkens
in seiner Notwendigkeit”.

      Kategorileri tümdengetirmek gerekiyor (keyfî ya da mekanik biçimde seçip almak değil); “anlatmak”, “olumlamak” yerine, en basitlerinden ve en temel olanlarından (varlık, hiçlik, oluş (das Werden)) (başkalarını almaksızın) başlayarak ispatlamak (24) gerekiyor – burada, kategorilerde “tüm gelişme bu tohumun içindedir” (23). [sayfa 77]


 
 
 

GİRİŞ:
EVRENSEL MANTIK KAVRAMI


      Mantık, “düşüncenin bilimi” olarak, “bilginin basit formu” olarak anlaşılır çoğunlukla (27). Hegel çürütüyor bu kavramı, “düşüncenin ötesinden başka bir şey olmayan” Ding an sich[20]’e karşı (29).
      Düşüncenin formlarının “kendinde şeylere hiçbir uygulaması” olmamalıymış. Ungereimt : kendinde şeyi bilmeyen wahre Erkenntnis[21]. Fakat Verstand[22]’de kendinde şey değil midir? (31).
      “Daha tutarlı bir biçimde savunulan deneyüstü idealizm, eleştirici felsefenin ortadan kaldırmadığı kendinde §ey hayaletinin, her türlü muhtevadan yoksun olan o soyut gölgenin boşluğunu kabul etmiş, ve onun yıkılmasını tamamlamayı amaçlamıştır. Bu felsefe” (Fichte?) “akıla, belirlenimlerini kendinden başlayarak üretmeyi sağlama girişiminin başlangıcını da simgeliyordu. Ama bu girişimin öznel konumu, kendi kendini tamamlamasına elvermedi” (32).
      Mantıksal formlar, tote Formen[23]’dır, çünkü “organik bir birlik” (33) olarak, “somut ve canlı birlikleri” halinde göz önüne alınmazlar (ibid.).
      “Zihnin Fenomenoloji”sinde, “bilinci, kendiyle nesne arasındaki dolayımsız ilk çelişkiden (Gegensatz) mutlak bilime kadar hareketinde” betimledim (34). “Bu yol, bilincin nesneye bağıntısının bütün formları içinden geçer”...
      “Bilim olarak hakikat, öz gelişimi içinde saf kendi bilinci’dir”... “Nesnel düşünce” ... “kendinde ve kendi için olmakta olan kavram olarak kavram” (35). (36 : papaz hikâyeleri, Tanrı, hakikatin saltanatı, vs.)
      37: “Mantıksal belirlenimler”e, tümüyle öznel bir anlam” verdi Kant. [sayfa 78] Ama “düşünmenin belirlenimlerinin”, “nesnel bir değeri ve nesnel bir varoluşu” vardır.
      Eski mantık Verachtung[24]’a uğradı (38). Yeni baştan kurmalı onu...
      39 – Küçük parçalarla bir tablo yapan çocukların oyununu andırır eski formel mantık (in Verachtung gekommen[25] (38)).
      40 Kendine özgü bir metodu olması gerekir felsefenin (matematik metod değil, – Spinoza’ya, Wollf’a und Andere[26]’ye contra).
      40–41: “Çünkü metod, felsefenin muhtevasının iç öz hareketinin formunun bilincidir”, ve s. 41’in sonuna kadar, diyalektiğin iyi bir açıklanması.
      “es ist der Inhalt in sich, die Dialektik die er an ihm selbst hat, welche ihn fortbewegt” (onu ileri doğru iten, muhtevanın kendisidir, içindeki diyalektiktir) (42).
      “Belli bir fenomenler alanını ilerleten, doğrudan doğruya o alanın muhtevasıdır, doğrudan doğruya bu muhtevanın içindeki diyalektiktir” (yani kendi hareketinin diyalektiğidir).
      “Olumsuz olan, aynı zamanda da olumludur” (41) – bir belirlenmiştir olumsuzlama; olumsuzlamanın belirli bir muhtevası vardır; iç çelişkiler, eski muhtevanın yerini daha üstün yeni bir muhtevanın almasına yol açar.

      Eski mantıkta, (kavramların ve düşüncenin) birinden ötekine geçiş yoktur, gelişme yoktur; ne bütün parçaları birbirine bağlayan “iç, zorunlu bağ” ne de parçaların birbirlerinin içine “Übergang”[27] yoktur.
NB

      İki temel koyuyor Hegel:
1) “Bağ’ın zorunluluğu”
ve
2) “farkların içkin doğuşu”.
 
      Çok önemli!! Şu anlama geliyor bu, bence: !
      1) Zorunlu bağ, belli bir fenomenler alanının bütün yanlarının, kuvvetlerinin, eğilimlerinin, vs., nesnel bağı ;
      2) “farkların içkin doğuşu”, kutupluluğun, farkların evriminin ve mücadelesinin nesnel iç mantığı. [sayfa 79]

      “Parmanides”te platoncu diyalektiğin eksiklikleri49 :

      “Diyalektik, şeyin kendine ait olmayan, dış ve olumsuz ve bir edim olarak göz önüne alınır genellikle, – temeli, sağlam ve doğru olan sırf iş olsun diye sarsma ve çözme öznel tutkusunun boşluğunda yatan ya da en azından diyalektik olarak işlenen nesnenin boşluğundan başka yere götürmeyen bir edim olarak göz önüne alınır” (43).
44 – Kant’ın büyük başarısı, diyalektikten “den Schein von Willkür”[28]nü kaldırmış olmaktır.
      İki önemli şey:
      (1) Die Objektivität
      #
      des Scheins[29].
( NB: açık değil,
dönülecek!!
)

      (2) Die Notwendigkeit des Widerspruchs[30]
      selbstbewegende Seele[31],... (“iç olumsuzluk”)... “her türlü doğal ve tinsel “hayatın ilkesi” (44).
 
      #
      Nesnel dünyanın yanlarından biri görüntüde olduğu için, görüntünün de (ya da, görünüşün de – Ç.N.) nesnel olduğunu söylemek istemiyor mu? Sadece Wesen değil, Schein da nesneldir. Öznel ile nesnel arasındaki fark, vardır, AMA BU FARKIN DA SINIRLARI VARDIR.

      Diyalektik =
      = “karşıt olanı, birliği içinde kavramak”...
inci
ve
derin
      45 Gramere benzer mantık. Şöyle ki, yeni başlayan için ayrı bir şeydir, dili ve (dilleri) ve dilin ruhunu bilen için ayrı bir şeydir. “Mantık, kendisine ve bilimlere sadece yaklaşan için bir başka şeydir.”
      O vakit mantık, “bu zenginliğin özünü” (des Reichtums der Weltvostellung[32]), “zihnin ve dünyanın iç doğasını” verir... (46) [sayfa 80]
      “Sadece soyut olarak bir evrensel değil, tikelin zenginliğini de kendi içinde taşıyan evrensel” (47). “Kapital”e
bak

 
      Göz kamaştırıcı bir formül: “Sadece soyut olarak bir evrensel değil; tikelin, bireyselin, tekilin zenginliğini (tikelin ve bireyselin, tüm zenginliğim!) kendinde barındıran evrensel”!! Tres bien*.

      “– Nitekim, bir delikanlı tarafından gayet iyi anlaşılarak söylenen aynı özdeyiş, içerdiği muhtevanın bütün gücünü anlayan tecrübeli bir adamın zihninde kazandığı anlamı ve kapsamı taşımaz.
      Tıpkı bunun gibi, mantıksal olan’da, ancak bilimlerin deneyinin sonucu haline geldiği vakit gerçek değeriyle değerlendirilmektedir mantıksal olan, işte o vakit düşünceye evrensel hakikat olarak sunar kendini;

başka birtakım madde ve gerçekliklerin yanı sıra tikel bir bilgi olarak değil, bütün bu muhtevanın özü olarak sunar”... (47).




iyi
karşılaştırma (maddeci)

“bilimsel deneyin
ürünü”
NB
(“temel”)
“bütün bu
muhtevanın
özü

      “Mantığın sistemi gölgelerin cennetidir” (47) “duyulur her türlü somutlama” dan kurtulmuştur...
      (50) – ... “soyut, ölü, hareketsiz değil; somut”...

Karakteristik! diyalektiğin özü ve ruhu

      (52) Not... Kant felsefesinin sonuçları... : “akıl, hiç bir gerçek muhteva tanıyamaz ve mutlak hakikate gelince imana başvurduruluyoruz” ... Kant: “akıl”ı
sınırlandırmak
ve iman’ı
saglamlaştırmak

 
      (53). Bir kez daha Ding and sich = soyutlama, soyutlayıcı düşüncenin ürünü.

      [sayfa 81]
      [sayfa 82]
       

BİRİNCİ KİTAP
VARLIK TEORİSİ


      [sayfa 83]
      [sayfa 84]
       

BİLİMİN BAŞLANGICI NEDEN MEYDANA
GELMELİDİR?


       
      (59) – (en passant[33])
      “bilmenin doğası”
      id. p. 6 1)
( Mantığın teması.
Bugünkü
“gnoseoloji”
ile karşılaştırmalı
)

 
(60) “ne gökte, ne doğada, ne zihinde, ne de bir başka yerde hiç hır şey yoktur” (Hegel’in italikleri) “ki dolayımsızlık kadar dolayımı da bir arada içermesin”... NB

 
      1° Gök–doğa – zihin. Kahrolsun gök : maddecilik.
      2° Herşey vermittelt = dolayımlı’dır, bir birliğe bağlanmıştır, öğeden ötekine ulaşımlarla, geçişlerle bağlıdır. Kahrolsun gök – evrenin tüm ( süreci) nin yasalarının bağı

(62) “Saf bilimdir mantık, yani GELİŞMESİNİN OLANCA kapsamlılığı içinde saf bilme’dir.
 
1° satır tam bir saçmalık
2° satır ise dâhice.

      Nereden başlanacak? “Saf varlık” (Sein) (63), “önceden hiç bir şey varsayılmamalı”, işte başlangıç bu. “Her türlü muhtevadan sorunlu olarak yoksundur”... “hiç bir şeyle dolayımlanmaması gerekir”...

(66) ... (des Erkennens[34]) in “ilerlemesi”... “nesnenin ve muhtevanın doğasının kendi tarafından belirlenmelidir” ... [sayfa 85] NB
(68) Hem “Nichts” i hem “Sein”ı[35] kendinde içerir başlangıç, bunların birliğidir:
... “başlayan değil henüz; varlığa yaklaşıyor sadece” ... varlık olmama’dan varlık’a doğru: “aynı zamanda varlık olan varlıkolma”).

 
      Mutlak üzerine ahmaklıklar (68–69). Genel olarak maddeci gözle okumaya çalışıyorum Hegel’i: Baş aşağı getirilmiş maddeciliktir Hegel (Engels’e göre51) – yani Allah Baba’yı, Mutlak’ı, saf Ide’yi, vs. büyük çapta eliyorum.

(70–71) Felsefeye “Ben” ile başlanamaz. “Nesnel hareket” yoktur. [sayfa 86]


BİRİNCİ KESİM
BELİRLENMİŞLİK (NİTELİK)



(77) Saf varlık – “önceden hiçbir belirlenim olmaksızın”. (Bestimmung est déjà Qualität[36]).

Sein[37]’ın – Dasein[38]’a
( burada olmak
sonlu         »
)

      ve Dasein’ın da Fürsichsein (kendi için olmak?) ‘a geçişi
      Sein – Nichts – Werden[39]
      “Saf varlık ve saf hiçlik... aynı şeydir” (78).
      (81 : Bir “paradoks” gibi geliyor bu). Birlikleri, Werden’dir.
      “Birinin öbürünün içinde dolayımsız yitişinin bu hareketi”...
      Nichts ile dem Etwas[40] karşıt tutulmakta. Ama Etwas zaten belirlenmiş, bir başka Etwas’tan ayrı bir varlıktır, oysa burada sadece Nichts söz konusu (79).
      (Varlık’ın bu soyutlamasına ilk ulaşanlar, Elealılar ve özellikle de Parmenides’ti.) Herakleitos’ta, “herşey akar” (80) ... yani “herşey oluş’tur”.
      Ex nihilo nihil fit?[41] Nichts’ten çıkıyor Sein (werden)...
      (81) : “Varlık ile hiçliğin bu birliğini... her türlü (Hegel’in italikleri) gerçeklikte yada düşüncede göstermek güç olmasa gerek”... “Ne gökyüzünde, ne de yeryüzünde hiç bir şey yoktur ki hem varlığı hem hiçliği kendinde barındırmasın”. Bir bestimmtes Sein[42]’a başvurularak çıkarılmış itirazlar var (100 akçem var ya da 100 akçem yok) s. 82 i.f. – ama bu değil asıl sorun... [sayfa 87]

      “Belirlenmiş, tamamlanmış bir varlık, bir başka varlığa ilişkili olan bir varlıktır; başka bir muhteva ile, bütün dünya ile zorunluk bağıntısı içinde olan bir muhtevadır bu. Bütünün karşılıklı belirlenme bağıntısı konusunda metafizik, aslında bir tekrardan başka bir şey olmayan şu olumlamda bulunabilmişti: bir tek toz tanesi yok olduğu an, bütün evren yıkılır” (83).

(86) : “Bilimde ilk olan, tarihsel bakımdan da ilk olarak ortaya çıkmış olmak zorundadır.” ?Alabildiğine maddeci bir ses veriyor bu cümle! 


“Bütün Evren’in
zorunlu bağlantısı..”
“Bütünün karşılıklı
belirlenme bağlantısı”

NB

91: “Oluş, varlıkolmayan’ın olduğu kadar varlık’ın da varolmasının kaynağıdır” ... “Geçiş, oluş’la aynı şeydir” ... (92 i. f.).

94 “Spinoza’da olduğu gibi Parmenides’te de, varlıktan ya da mutlak tözden olumsuz’a, son bulmuş olan’a geçilmemelidir.”
      Hegel’e gelince, onun için, “varlık” ile “hiçlik” in birlik’i ya da ayrılmazlık’ı (s. 9 0 bu deyim bazan birlik’ten daha iyi gidiyor) Geçici, werden’i verir.
 
      Mutlak ve görecel, sonlu olan’la sonsuz = tek ve aynı evrenin parçaları, dereceleridir. So etwa?[43]

(92: “Dolayımlanmış varlık için, varoluş deyimini kullanacağız”.)
102: Plato’un “Parmenides”inde, varlık’ın ve bir’in birbirlerine ulaşmaları = “äussere Reflexion”[44].
104: Deniyor ki karanlık, ışık yokluğu’dur. Ama “tıpkı saf karanlıkta olduğu gibi saf ışıkta da göremez insan” ...
107 – Yitiş süreçleri içinde göz önüne alman sonsuz niceliklere gönderme var...
NB   “Hiç bir şey yoktur ki varlıkla hiçlik arasında bir geçiş hali olmasın.”
      “Başlangıç anlaşılmaz bir şeydir” – hiçlik ve varlık karşılıklı olarak birbirlerini dışlıyorlarsa; ama bu diyalektik değil, Sophisterei[45]. [sayfa 88]
      “Eleştirisiz ve düşünmeden kabul edilmiş, temelsiz bir ön varsayımdan yola çıkan bir akılyürütmedir, çünkü safsata. Ama bizim diyalektik dediğimiz, aklın en üstün hareketidir ki bu hareket içinde, birbirlerinden ayrı gözüken terimler salt kendi özellikleri dolayısiyle biribirlerine geçer; ve gene bu hareket içinde öncül, kendi kendini aşar” (108).
      Werden. Durakları: Entstehen und Vergehen[46]. (109).
Safsata
ve
diyalektik
      Das Aufheben des werdens – das Dasein[47] |somut, belirlenmiş varlık (?)|
110: aufheben = ein Ende
    machen
= erhalten
( aufbewahren
zugleich[48]
)
112 : Dasein ist bestimmtcs Sein (NB 114 Konkretes”[49]), – Anderes’in ayrı niteliği – ränderlich und endlic[50]. NB
114 “Böylece kendi için yalıtılmış belirlenmişlik, olmakta olan belirlenmişlik olarak, niteliktir”... “Olmakta olan olarak kavranmak üzere seçilen nitelik, gerçekliktir” (115).
117 ... “Belirlenmişlik olumsuzlamadır” ... (Spinoza) Omnis determinatio est negatio[51], “sonsuz önem taşıyan bir önerme bu”...
120: “Herhangi bir şey olumsuzlamanın ilk olumsuzlamasıdır”..
(    Son derece bölük pörçük ve son derece bulanık buradaki açıklama. )
abstrakte und abstruse
Hegelei - Engels
125– ... İki belirlenim çifti: 1) “Herhangi bir şey ve başka şey” ; 2) “Başkası için varlık ve kendinde varlık.”
127 – Ding an sich[52] – “çok basit bir soyutlama”. Kendinde şeylerin ne olduğunu bilmediğimizi söylemek, öyle sanılır ki, derin bir [sayfa 89] şey söylemektir. Kendinde şey her türlü belirlenimden |Sein - für - anderes|[53]|başkası ile her türlü bağıntıdan |soyutlamadır; yani bir hiçlik. Demek ki kendinde şey, “hakikatten yoksun boş bir soyutlamadan başka bir şey değildir”. NB
Sehr gut!![54] kendinde şeylerin neler oldukları sorulsa, so ist in die Frage gedankenloser Weise die Unmöglichkeit der Beantwortung gelegt...[55] (127).
    Çok derin: kendinde şey ve kendinde şeyin başka şeyler için şey’e dönüşmesi (bk. Engels53). Kendinde şey genel olarak boş ve cansız bir soyutlamadır. Hareket halindeki hayatın içinde bütün herşey ve tek tek her şey hem “kendi için”dir ve hem de “başkaları için”dir; sürekli şekilde bir halden bir başka hale geçerek, başka ile bağıntı içindedir.
129 – en passant[56]: “eleştirici felsefeyi de kapsayan metafizik felsefe”nin bilmezden geldiği diyalektik felsefe. Kantçılık =
metafizik

 
      Diyalektik, karşıtlar’ın nasıl özdeş olabileceklerini (ve olduklarını) – hangi koşullar içinde biribirlerine dönüştüklerini, – niçin insan aklının bu karşıtları ölü ve donup kalmış şeyler olarak değil de canlı, koşullanmış, hareketli” biribirine dönüşen şeyler olarak göz önünde tutması gerektiğini gösteren teoridir. En lisant Hegel[57]...

134 : “(Etwas’ın –herhangi bir şey. Ç.N.– ) “basit olumsuzlaması ya da ilk olumsuzlamasıdır sınır”. (Her hangi bir şey’in kendi sınırı vardır), “oysa başka, aynı zamanda, olumsuzlamanm olumsuzlamasıdır”... [sayfa 90]
137 “Etwas mit seiner immanenten Grenze gesetzt als der wiederspruch seiner selbst, durch den es über sich hinausgewiesen und getriehen wird, ist das Endliche
      Şeyler (Kendisini kovan ve öteye iten kendi kendisinin çelişkisi olarak kendi içkin sınırı ile ortaya konan bir herhangi bir şey, son bulmuş olan’dır).
      Şeyler hakkında son bulmuş oldukları söylendiğinde, bunların varlık olmama’larının kendi doğaları olduğu da kabul edilmektedir, (“varlık-olmama, varlığıdır onların”).
      Şeyler “Şeyler vardır, ama bu varlığın hakikati o şeylerin sonudur”.
 
      Derinlemesine kavrayıcı ve zekice! Genellikle ölmüş gözüken kavramları çözümlüyor Hegel, ve bunlarda hareket bulunduğunu koyuyor ortaya. Son bulmuş? Yani, son’a doğru hareket halinde olan! Bir şey? yani, başka şey değil. Genelde varlık? yani, öylesine belirlenimsiz ki varlık – varlıkolmama. Kavramların evrensel ve çok şekilli esnekliği, karşıtların özdeşliğine kadar giden esneklik, – işte işin temeli. Bu düşünce esnekliği öznel olarak uygulanmış haliyle = seçmecilik (eklektizm) ve safsata. Nesnel olarak uygulandığında, yani maddesel süreci her yanıyla ve birliği ile yansıtan hali içinde uygulandığında, diyalektik çıkıyor ortaya, evrenin bitimsiz gelişmesinin doğru yansısı çıkıyor.
NB
pensées sur
la dialectique
en lisant
Hegel[57b]

139– Sonsuz ile sonlunun karşıt oldukları mı söyleniyor? (aynı zamanda bk. s. 148 ; 151).
141 – Sollen und Schranke moments des Endlichen.[58]
143 – “Varlık olma gereğinde sonluluğun aşılması, sonsuzluk başlamaktadır.”
143 – Aklın sınırları vardır sanıyor. “Oysa herhangi bir şeyi sınır taşı olarak belirlemekle zaten bu sınır taşının aşılmağa başlandığı olgusunun bilinçsizliğini içermektedir bu olumlama.” [sayfa 91] Sehr
gut![58b]
144: Bir taş düşünmez. Ve işte bunun içindir ki o taşın sınırlılığı (Beschränktheit) o taş için sınır taşı (Schranke) değildir. Ama taşın da sınırları vardır, örneğin “asitlerin etkisinde değişen hissedilir bir töz ise” oksitlenebilme.
 

Taşın evrimi


144–145: İnsana değgin olan, insansı olan ne varsa sınırlarının dışına çıkar (Trieb, Schmerz, etc.,[59]) ve, şu işe bakın ki siz, akıl, “sınırı aşamıyacakmış”!
      “Ama aslında sınırların her aşılması, sınırlardan gerçek bir kurtuluş değildir”!
      Bir mıknatıs” bilince sahip olsaydı, Kuzeye doğru yönelimine özgürce bir olay diye bakardı (Leibniz). – Hiç de öyle değil; çünkü o zaman o mıknatıs bütün ana yönleri bilmiş olacak ve sadece bir tek yönü hürriyetinin sınırı olarak, bir sınırlama, olarak göz önüne alacaktı.
Doğrudan doğ-
ruya şeylerin,
doğanın,
olayların
yürüyüşünün
diyalektiği
148... “Kendi kendini aşmak, kendi olumsuzlamasını olumsuzlamak ve sonsuz hale gelmek, doğrudan doğruya, sonlu’nun doğasıdır”... Sonlu’yu sonsuz’a dönüştüren şey dış (fremde) bir kuvvet (Gewalt) değil, kendi öz (sonlu) doğasıdır (seine Natur) (149).
151 (“Schlechte Unendlichkeit”[60] – niteliksel açıdan sonlu’ya karşıt olan, sonlu’ya bağlı değil, sonlu’dan ayrılmış olan sonsuz. Sonlu diesseits, sonsuz jenseits[61] imiş gibi; sonsuz sonlu’nun üzerinde, dışında imiş gibi...
153: Ama aslında (sonlu ve sonsuz) sind sie[62] untrennbar[63]. Bir’dirler (155). [sayfa 92]
158–159: ... “Sonlu ile sonsuzun birliği” dışsal bir yanyana geliş; aykırı ve tanımlarıyla bağdaşmayan, biribirlerinden ayrılmış ve biribirlerine karşıt, biri öbüründen bağımsız ve dolayısıyle de uzlaşmaz kendilik’leri birleştiren bir bağ değildir. Tam tersine bunların her biri, kendisi olarak bu birliktir; ve sadece, kendi kendini yürürlükten kaldırma olarak birliktir; ve hiç birinin öbürüne karşı, kendinde varlık olma ve olumlu ‘orada varlık’ olma gibi bir ayrıcalığı yoktur. Yukarda gösterdiğimiz gibi, sonluluk ancak kendini aşma olarak vardır; ve işte bunun içindir ki sonluluk, kendi kendine sonsuz oluş’u, başka’yı da içerir”...
 

      ... “Ama belirsiz ilerleme, (sonlu ile sonsuzun basitçe karşılaştırılmasından) daha çok şey dile getiriyor; aynı zamanda ayrı ve seçik terimlerin bağ’ı (Hegel’in italikleri) onda da var.”... (160)

Elektronlara
karşı atomlara
uygulanabilir.

Genelde
maddenin
derinlemesine
sonsuzluğu...

Belirsiz ilerle-
menin (tüm
parçalarıyla)
bağlantı halinde
oluşu
167 “Spekülatif düşüncenin doğası, birlikleri içinde karşıt durakların (moment’lerin) kavranmasına dayanır sadece.”
      Sonsuz sonluya nasıl varır: bu soru felsefenin özü olarak göz önüne alınmış zaman zaman. Ama bu sorun, sonlu ile sonsuz arasındaki bağın açıklanmasına gelip dayanıyor en sonunda...
168... “Başka alanlarda da, soruları doğru koyabilmek için, belirli bir eğitim şarttır; ama bu felsefe alanında gereklidir daha çok. Çünkü öteki türlü, sorulan sorunun hiç bir anlamı olmadığı cevabını almak tehlikesi vardır.” Bien
dit![63b]
173–174: Fürsichsein – kendi için varlık = sonsuz varlık, bütünlenmiş niteliksel varlık. |Başka’ya, bağıntı kalkmıştır ortadan; kendi’ne bağıntı kalmıştır.| Son durağına (auf die Spitze) geliyor nitelik, ve nicelik haline giriyor. [sayfa 93]
      Kant’ın ve Fichte’nin idealizmi... (181) “orada varlıkla kendi için varlığın ikircilikliği ((bulanık)) içinde kalıyor”...
 
      Yani kendinde şey’den (bir sonraki cümlede sözü ediliyor) fenomene, nesneden özneye geçiş olmadığı mı?
      Fürsichsein, niçin Eins[64]’tır, anlamıyorum bunu ben. Hegel burada iyice karanlık geliyor bana.

      Bir – eski atomon[65] (ve boşluk) ilkesidir bu. Boşluk, Quell der Bewegung[66] (185) olarak alınmakta; sadece mekânın doldurulmamış olduğu anlamında değil, ama bu; aynı zamanda, “oluş’un, özdevinim’in (automouvement) temelinin ‘genellikle olumsuz’da barındığı fikrini, bu daha derin fikri” de enthält[67] (186).
NB
Selbstbewe-
gung [67b]
183: “Kendi için varlığın düşüncelliği, bütünsellik olarak ilkin gerçekliğe dönüşür; ve özellikle de bir olarak, en sağlam ve en soyut gerçekliğe.”
 
Bulanık su ...

 
      Düşüncel’in gerçek’e dönüşmesi fikri, derin bir fikir: tarih için çok önemli. Ama apaçık ki, insanın özel hayatı bakımından da doğru olan çok şey var bu fikirde. Sıradan maddeciliğe karşı. NB. Düşüncel olan’la gerçek olan arasındaki ayrım da mutlak değil, überschwenglich[68]

189 – Not. Leibniz’in monad’ları. Leibniz’de Bir ilkesi ve bu ilkenin eksik karakteri.
 
      Hegel’in, kavramları ve kategorileri geliştirmeyi bütün felsefe tarihiyle bağlantılı olarak ele aldığı görülüyor. Bütün Mantığın yeni bir yanını ortaya koyuyor bu tutum. [sayfa 94]

193... “Bir’in çok ve özellikle de çok’un bir oluşu eski bir önermedir” ...
195... “Bir ile çok arasındaki ayrım, bunların karşılıklı bağıntılarının ayrımı olarak, iteleme (yada, itim) ve - çekim olarak ikiye bölünen bağıntılarının ayrımı olarak belirlendi”...
 
Hiç şüphe yok ki bütün bu Fürsichsein’a, kısmen nitelik’in nicelik’e nasıl dönüştüğünü tümdengetirmek için ihtiyacı vardı Hegel’in (199); bir belirlenimdir nitelik, kendi için bir belirlenimdir, Gesetzte[69], bir birliktir – bütün bunlar pek zorlanmış ve boş oldukları izlenimini uyandırıyor.

      Belirli bir bilgi yoluna karşı s. 203’te yer alan şu alaycı gözlemi de belirtmek gerekir “deneye yansıyan bilginin yolu; bu yolda bilgi, fenomendeki belirlenimleri algılar ilkin, – sonra da bu belirlenimleri temel olarak alır ve bu aynı belirlenimlerin sözümona bir açıklaması için, fenomenin bu belirlenimlerini üretmekle yükümlü temel maddeler ya da bu işe denk düşen kuvvetler bulunduğunu varsayar”... [sayfa 95]

 
 

İKİNCİ KESİM
MİKTAR (NİCELİK)

 
      4 “antinomi54” var Kant’ta. Aslında her kavram, her kategori bir o kadar antinomiktir (217).
      “Eski şüphecilik” bilimlerde rastladığı bütün kavramlarda çelişkiyi yada antinomiyi göstermek için elinden gelen çabayı ardına koymamıştır.” Felsefe tarihin-
de şüpheciliğin
rolü

      Kant’ı alabildiğine saldırganca (ve alabildiğine zekice) çözümlerken, Kant’ın öncüllerde söylemiş olduğunu vargıda tekrarlamaktan başka bir şey yapmadığı sonucuna varıyor Hegel, ve özellikle de bir Kontinuität[70] kategorisi” bir de Diskretion[71] kategorisi bulunduğunu belirtiyor.
      Bundan yalnızca, “tek tek alındığında bu belirlenimlerden hiç birinde hakikat olmadığı, yalnızca birliklerinde hakikat olduğu çıkıyor. Bunları hakiki diyalektik açıdan düşünme tarzı işte budur, hakiki sonuç da budur” (226). Wahrhafte
Dialektik[71b]

229 "Die Diskretion | nasıl çevrilecek bu? bölünme, kesiklilik hali | tıpkı bir die Kontinuität | derlenme (?) ardarda geliş (?) hali [72], süreklilik | gibi, miktar’ın bir durağı’dır”...
232: “İlkin belirlenimli yada sınırlı nicelik olan Kuantom, tamamlanmış belirlenimi içinde, sayı’dır”...
234: “Anzahl
sayılayan sayı
sayma
ve birlik, sayının duraklarını meydana getirirler.”
248– Sayı’nın rolü ve anlamı konusunda (Puthagoras üzerine bir dizi düşünce, vs.), bütün bunlar arasında şu doğru gözlem de var: [sayfa 96]
      “Düşünceler, belirlenimlerle ve dolayısıyle da bağıntılarla zenginleştikçe, düşüncelerin sayılar gibi formlarda tasarımı da bir o kadar karmaşıklaşmakta ve keyfîleşmekte ve anlamdan boşalmaktadır” (248–249). ((Düşüncelerin bu şekilde değerlendirilmesi: belirlenimlerle ve sonuç olarak da bağıntılarla zengin.))
      Kant’ın antinomileri konusunda (başlangıcı olmayan dünya, vs.) öncüllerin, ispatlanması gereken şeyi ispatlanmış gibi kabul ettiklerini (267–268) des Längeren[73] bir kez daha ispatlıyor Hegel.
    Biraz ilerde yer alan teorik ve soyut açıklamada niceliğin niteliğe geçişi öylesine karanlık ki, hiç bir şey anlaşılmıyor. Oraya dönülecek!!

2 8 3: Matematikte sonsuz. Buraya kadar doğrulaması (“başka sebepler tarafından ispatlanmış olan”) sonuçların doğruluğuna dayanıyordu yalnızca ... konunun açıklığına değil bk. | Engels |55 NB
285: Sonsuz-küçükler hesabında, (önceden kabul edilmiş) belli bir yanlışlık hesaba katılmaz ve gene de sonuç yaklaşık olarak değil, tamamıyle doğrudur!
      Ama gene bu durumda, bir Rechtfertigung[74] araştırılması “pek o kadar boşuna değil” “burnumuzdan yararlanma hakkımız olup olmadığının ispatlanmasını istemek kadar boşuna değil örneğin56”.
      Hegel’in cevabı karmaşık, abstrus[75], vs., vs.. Yüksek matematik söz konusu. Bk. Engels, diferansiyel ve entegral hesap üzerine57.

      Hegel’in şöyle geçerken yapıverdiği bir gözlemi not etmek ilgi çekici olacak: “deneyüstü, yani aslında öznel ve psikolojik”... “deneyüstü bir tarzda, ve özellikle de öznede” (288). [sayfa 97]

S. 282–327 u. ff. –379
      Diferansiyel ve entegral hesabın, Newton, Lagrange, Carnot, Euler, Leibniz, vs.’den aktarmalarla, son derece ayrıntılı çözümlemesi. Hegel’in, sonsuz-küçüklerin bu “yitiş”ine, “varlıkla varlık-olmayan arasındaki bu orta yer”e ne denli yakın ilgi duyduğunu ispatlıyor bu aktarmalar. Bütün bunlar yüksek matematik bilgisi olmaksızın anlaşılamaz. Carnot’nun şu başlığı karakteristik : “Reflexions sur la Métaphysique du Calcul infinitésimal”[76]!!!

      Verhältnis (379–394)[77] kavramının geliştirilmesi, alabildiğine karanlık. Sadece s. 394’te yer alan, simgeler hakkındaki bir gözlem not etmeğe değer: Simgelere karşı genellikle hiç bir şey denemeyeceği belirtiliyor. Ama “her türden simgeciliğe karşı” simgeciliğin bazan “kavramsal belirlenimler’i (Begriffsbestimmungen) anlamaktan, belirtmekten ve doğrulamaktan kaçınma yolunda kullanışlı bir araç” olduğunu söylemek gerekiyor. Ve bu da, doğrudan doğruya felsefenin işidir.
      “Kuvvet ya da tözellik, neden ve sonuç, vs.’nin yürürlükteki belirlenimleri, aynı şekilde canlı yada tinsel bağıntıları dile getirmeğe yarayan birer simgedirler yalnızca; yani bu sonuncular için geçersiz belirlenimlerdir” (394). [sayfa 98] NB?



ÜÇÜNCÜ KESİM
ÖLÇÜ


      “Ölçünün içinde – soyut olarak formülleştirildiği zaman – nitelik ve nicelik birleşmiş durumdadır. Bu haliyle varlık, belirlenmişliğin kendi kendisiyle dolayımsız eşitliğidir. Belirlenimin bu dolayımsızlığı kendini yürürlükten kaldırmıştır. Nicelik, kendine geri dönmüş olan varlıktır; öyle ki, belirlenmişlik karşısında ayrımsızlık olarak” kendi kendisiyle yalın eşitliktir” (395). Üçüncü terim, ölçü’dür.
      Kiplik (olanaklılık, gerçeklik, zorunluluk) kategorisini getirdi Kant; ve Hegel not ediyor ki Kant’ta:
      “Bu kategorinin anlamı, nesnenin düşünceye bağıntısı olmaktır. Bu idealizm için düşünce, genellikle özü bakımından, kendinde şeye dıştadır... öbür kategorilere özgü nesnellik, kiplik kategorilerinde yoktur” (396).
      En passant[78] (397) :
      Brahma’nın Siva’ya geçişi Hint felsefesinde (dönüşüm = yitiş, doğuş) ...
      Halklar, ölçü’yü (399) tanrılaştırır.
      ? Ölçü öz’e (wesen) dönüşür.
      (Ölçü konusunda. Hegel’in geçerken yapıverdiği şu gözlemi not etmek yararsız olmayacak: “gelişmiş sivil toplumda, çeşitli mesleklerde çalışan bireylerin sayıları, birbirleriyle belirli bir bağıntı içindedir”, (402).
      Hegel, derecelilik (Allmähligkeit) kategorisi hakkında şunları not ediyor :
      “Bir niteliğin yada bir şeyin yitişini tasarımlamak ya da açıklamak için kolaylıkla bu kategoriye başvurulur, böylelikle yitmeye tanık olunuyormuş gibi gelir, çünkü doğası icabı değişken bir dış sınır olarak kabul edilen kuantom, anlayışgücü için kendiliğinden anlaşılır olduğundan, yalnızca kuantom’un değişikliği olarak ele alman değişme de sonuç olarak akıl için kendiliğinden anlaşılır olur. Ama gerçekte hiç bir şeyi [sayfa 99] açıklamaz bu ; özü bakımından değişme bir niteliğin başka bir niteliğe geçişidir, yada daha soyut bir söyleyişle, bir varlığın bir varlık-olmayan’a geçişidir, derecelilikten daha başka bir belirlenim vardır bu süreçte; derecelilik, bir eksilmeden yada artmadan ve büyüklüğe tek yanlı saplanmadan başka bir şey değildir.
      Ama yalnızca niceliksel gibi gözüken bir değişiklik birdenbire niteliksel bir değişikliğe dönüştüğünde, – bu bağıntı eskilerin dikkatini çoktan çekmiş ve bağıntı bilinmeyince ortaya çıkan güçlükleri halkın kavrayabileceği örneklerle göstermişlerdi”... (405 – 406) (“dazlak”: bir tek saçı koparmak; “bir yığın”, bir tek taneyi kaldırmak...) “burada çürütülen, das einseitige Festhalten an der abstrakten Quantumsbestimmtheit” (“niceliksel soyut belirlenimliliğe” yani her türden somut değişmeleri ve nitelikleri, vs. hesaba katmadan tek yanlı saplanmadır.)
      ... “Boş yada ukalaca bir şaka değildir bu formüller; tersine kendilerindeki doğrular açısından, düşünmede oluşan fenomenlere ilgi duyan bir bilincin ürünleridir.


NB
      Ayrımsız sınır olarak alınan hali içinde kuantom, bir orada varlıklın anî bir saldırıya uğrayan ve yok edilen yanıdır. Kavramın tuzağı, bir orada varlık’ı, niteliğinin rol oynamaz gibi gözüktüğü yanından yakalamaya dayanır; ve öylesine böyledir ki bu, örneğin bir Devletin, bir servetin, vs., aslında o Devletin ya da o servet sahibinin felaketi olan büyümesi, ilkin onların mutluluğu gibi gözükür” (407).
      “Doğanın ampirik sayılarıyla, örneğin gezegenler arası uzaklıklarla tanışmak, büyük ve onurlu bir başarıdır; ama ampirik kuantaları niceliksel belirlenimlerin evrensel formu’na yükselterek bunların bir yasanın yada bir ölçünün durakları haline getirmek ve böylece bu ampirik kuantaları ortadan kaldırmak, kat kat daha büyük ve onurlu bir başarıdır” Galilei’nin ve Kepler’in başarıları... “Bulmuş oldukları yasaları, algının tüm tikelliklerinin bu yasalara denk düştüğünü göstererek ispatlamıştır [sayfa 100] onlar” (416). Ama bu yasalardan daha da bir höheres Beweisen[79] getirmelerini istemek gerekiyor; niceliksel belirlenimlerinin Qualitäten oder bestimmten Begriffen, die bezogen sind (wie Raum und Zeit[80].) itibaren tanınmasını istemek gerekiyor; bu yasalardan. Gesetz
oder
Mass[79b]

?
      Spezifische. Quantität ve reales Mass[81] Masses kavramının geliştirilmesi (Wahlverwandtschaften[82] dahil – örneğin kimyasal öğeler, müzikteki ses perdeleri) son derece karanlık kalıyor.
Kimya üzerine uzun bir not, Berzelius’a ve elektrokimyasal teorisine karşı bir polemikle birlikte (433–445).
      “Ölçü bağıntılarının düğüm çizgisi” (Knotenlinie von Massverhältnissen) – nicelikten niteliğe geçişler... Derecelilik ve sıçramalar.
NB       ve, s. 448, dereceliliğin sıçramalar olmaksızın hiç bir şeyi açıklamadığı konusunda uzun ispatlamalar. NB

      Bir not’da, her zamanki gibi Hegel’de olgusal, örnekler, somut. (Hegel’le, doğa’yı notlar’a, havale ettiğini söyleyerek alay eder ya Feuerbach, Yapıtları, 11, s. ?)58.
      S. 448–452, not, içindekiler’de verilmiş bu başlık (metnin içinde değil!! ukalalık!!) : “Bu türden düğüm çizgilerine örnekler; doğada sıçramalar olmadığı konusunda.” Sıçramalar!
      Örnekler : kimya, müzik, su (buhar – buz) – s. 449 – dünyaya getirme ve ölüm.
      Abbrechen der Allmähligkeit [83]; s. 450. Derecelilikte
kesilmeler

      “Doğada sıçrama yoktur deniyor; ve genellikle halk, doğumu ya da ölümü anlamak istediği vakit, görmüş olduğumuz gibi, bunları dereceli ortaya çıkış yada yitiş şeklinde tasarımlayarak anladığı kanısındadır. Ama görüldü ki, genel olarak [sayfa 101] varlığın dönüşümleri, bir büyüklükten bir başka büyüklüğe geçiş değildir; nitelikten niceliğe ve nicelikten niteliğe geçiştir, bir başka’ya ulaşmadır; dereceli olan’ın kopması ve önceki orada varlık’a oranla bir niteliksel başkanın ortaya çıkmasıdır. Su soğurken yavaş yavaş katılaşmaz, püre haline gelip sonra dereceli olarak buz kıvamına kadar sertleşmez, tersine birdenbire katı haline girer, donma ısısına tamamen vardığında bile hareketsizce sıvı halini sürdürebilir ve en küçük bir sarsıntı suyu katı hale geçirir.
Sıçramalar!



Sıçramalar!






      Doğuşun dereceliliği, şu tasarıma dayanmaktadır: doğan şey, duyulur yada gerçek biçimde vardır zaten; ama küçüklüğü nedeniyle algılanamamaktadır. Tıpkı bunun gibi yitişin dereceliliği konusunda da, varlık-olmayan’ın yada onun yerine geçen başka’nın da gene var olduğu ama henüz farkedilmediği tasarımı vardır. – bu varoluş, başkanın varolan başka’da içerilmiş bulunduğu anlamında değil, orada ama algılanamayan varlık halinde bulunduğu anlamındadır. “Böylece, doğuş ve yitiş, ilke bakımından ortadan kaldırılmış olmuyor; yani kendinde-olan, herhangi bir şeyin kendi orada-varlığı’ndan önce onda olduğu dış, dış orada-varlık’ın küçük bir var olması haline dönüştürülüyor; özsel : ayrım da, yani kavramın ayrımı da, yalnızca niceliksel bir dış ayrıma dönüştürülüyor. Bir doğuşu ya da bir yitişi, değişmenin dereceliliğiyle anlatmağa kalkmak, bir totolojide olduğu gibi sıkıcılığa düşmektedir; doğanı ya da öleni önceden tamamlanmış olarak ve değişmeyi de bir dış ayrımın dönüşümü olarak kabul etmektir ki, bu da gerçekte bir totolojiden başka bir şey değildir. Anlamak isteyen böyle bir anlayışgücü için zorluk, herhangi bir şeyin genel olarak kendi başka’sına ve karşıtına niteliksel geçişinde yatar; bundan kurtulmak için anlayışgücü, özdeşliği ve değişmeyi, niceliksel’in ayrımsız ve dış özdeşliği ve değişmesi olarak tasarımlamaktadır.
      Varlığın alanı içinde göz önüne alındığı haliyle tinsel hayatta da, nicelikten niteliğe aynı geçişi buluyoruz; ve değişik nitelikler nicelik farklarıyla temellenmiş gözükür. Fazlaya ya da eksiğe doğru küçücük bir kerteyle aşılır hafifliğin ölçüsü, ve tamamıyle farklı bir şey çıkar ortaya; yani adaleti adaletsizlik ve erdemi erdemsizlik haline getiren suç ortaya çıkar. Gene aynı şekilde, Devletler de, tüm öteki etkenler eşit kaldığı halde, büyüklüklerinin farklı olması nedeniyle, farklı bir niteliksel karakter kazanmaktadır”... (450–452). Biraz daha ilerde:
      Varlığın öz’e (Wesen) geçişi, çok karanlık bir şekilde açıklanıyor.
      I. cildin sonu. [sayfa 102]
       
       
       
       

KİTAP II
ÖZ TEORİSİ


      [sayfa 103]
      [sayfa 104]
       
       

CİLT IV (BERLİN, 1834)
I. BÖLÜM. NESNEL MANTIK
KİTAP II. ÖZ TEORİSİ

BİRİNCİ KESİM
KENDİNDE YANSIMA OLARAK ÖZ


       
      “Varlığın hakikati, özdür” (3)[84]. Tamamen idealist, mistik gözüken ilk cümle işte bu. Ama bunu hemen, şöyle söyleyelim, serin bir rüzgâr izliyor. “Varlık dolayımsız olan’dır. Hakikatin, varlığın kendinde ve kendi için ne olduğunu bilmek istiyen[85] bilgi, dolayımsız’da ve dolayımsız’ın belirlenimlerinde” (durmaz NB), “bu hakikatin içine (NB) nüfuz (NB) eder, bu varlığın ardında. (Hegel’in italikleri) varlığın kendisinden daha başka bir şey bulunduğu ve bu arkadaki zeminin de varlığın hakikati olduğu ön varsayımıyle nüfuz eder. Dolayımlanmış bir bilgidir bu, çünkü öz’ün yanında ve öz’ün içinde dolayımsız olarak bulunmaz; bir başka ile, varlıkla başlar ve hazırlayıcı bir yolu, varlığın ötesine ya da, daha doğrusu, varlığın kendine dönüş yolunu kat etmek zorundadır”..








Bilgi
teorisi



“yol”

      Bilginin bu Bewegung[86]’u, bu yolu, “varlığın dışında” olan “bilginin etkinliği” (Tätigkeit des Erkennens) olarak gözüküyor.
      “Ama bu süreç, doğrudan doğruya varlığın hareketidir.” [sayfa 105] Nesnel
anlam
      “Öz... kendi öz sonsuz hareketi ile, varlığın hareketi ile ne ise odur” (4).
      “Mutlak özün... orada varlık’ı yoktur. Ama mutlak öz, orada varlıkla geçmek zorundadır.”...(5).
      Kavram’a (–mutlak’a) geçiş olarak öz, varlık ile kavram arasında yarı yoldadır.
      Öz’ün altbölümleri : görüntü (Schein), fenomen (Erschei-nung), gerçeklik (Wirklichkeit).
      Das Wesentliche und Unwesentliche (8). Der Schein (9).[87]
      Özsel olmayan’da, görüntüde, varlık-olmayan’ın bir durağı vardır (10).
 
      Yani özsel olmayan, görünür olan, yüzeyde olan, “öz” den daha sık yiter ve “öz” kadar “sağlam” ve “dayanıklı” değildir. Etwa[88]: bir ırmağın hareketi – köpük üstte, derin akımlar alttadır. Ama köpük de, özün dile gelişidir!

      Görüntü ve şüphecilik respective[89] kantçılık:
 
NB       “Böylece görüntü, şüphecilerin yada idealizmin fenomenidir, bir ‘herhangi bir şey’ yada bir şey olmayan bir dolayımsızlık; genel olarak belirlenimliliğin ve özneye bağıntısının dışında (var olabileceği varsayılan – Ç. N.) ayrımsız bir varlık olmayan bir dolayımsızlıktır. “Bu vardır” diyemezdi şüphecilik; çağdaş idealizm, bilgilere kendinde şeyin bilgisi olarak bakmakta sakınca görürdü, onlarca bu görüntüde bir varlığın temeli olmamalıydı ve kendinde şey bu bilgilerin alanına girmemeliydi. Aynı zamanda şüphecilik, görüntülerinin sayısız belirlenimlerini kabul ediyor; ya da, daha doğrusu şüpheciliğin gözünde bu görüntüsünün muhtevası bütün dünyanın çeşitli zenginliğiydi. Aynı şekilde idealizm fenomeni bu çeşitli belirlenimliliklerin bütün enginliğini kendinde içerir.” [sayfa 106]

      Dünyanın bütün zenginliğini Schein[90]’a yerleştiriyor, sonra da Schein’ın nesnelliğini inkar ediyorsunuz!!

 
      “O görüntü ve bu fenomen, böylece çeşitli şekilde dolayımsız olarak belirlenirler. Demek ki bu muhtevanın temelinde hiç bir varlık, hiç bir şey yada kendinde şey olmayabilir; kendi için, ne ise o kalır; varlıktan, görüntüye çevrilmiştir sadece; öyle ki dolayımsız olan, ve biri öbürüne karşı başka olan bütün bu çeşitli belirlenimleri kendinde barındırır görüntü. Demek ... ki görüntünün kendisi de, bir ‘dolayımsız belirlenmiş’tir. Şu ya da bu muhtevaya sahip olabilir görüntü; ama her hal ve durumda kendisi ortaya koymaz bu muhtevayı, bu muhtevaya dolayımsız olarak sahiptir. Tıpkı şüphecilik gibi idealizm de, leibnizci, kantçı, fichteci yada öbür şekilleri içindeki idealizmde belirlenimlilik olarak varlısı ve dolayımsızlığı aşmamıştır. Şüphecilik, görüntüsünün “dolayımsız verilmiş!!” muhtevasının verilmesine izin verir; bu muhteva ne olursa olsun şüphecilik için dolayımsız’dır. Leibniz’in monad’ı, kendi tasarımlarını üretici ve birleştirici güç değildir; söz konusu tasarımlar, su kabarcıkları gibi belirir onda; birbirileri ve dolayısıyle de monad için ayrımsız dolayımsızdırlar. Tıpkı bunun gibi Kant’ın fenomeni de algının verili bir muhtevasıdır; öznenin, biribirleri için ve bu özne için dolayımsız olan duygulanımlarını ve belirlenimlerini önceden varsayar bu fenomen. Fichte’nin idealizmindeki sonsuz iteleme (ya da, içtepi)’nin temel olarak bir kendinde şey’i almadığı doğrudur; öyle ki bu sonsuz itim, Ben’in bir saf belirlenimi haline gelir. Ama aynı zamanda bu belirlenmiştik dolayımsız bir belirlenmişliktir, kendisini benimseyen ve dıştalığını ortadan kaldıran ben’in bir sınır taşıdır; ben tarafından aşılabilir bu sınır taşı, [sayfa 107] ama kendinde ayrımsızlığın bir yanını taşır; bu yanın sonucu olarak bu sınır taşı, ben’in içinde olduğu halde, kendi dolayımsız varlık-olmayanını içermektedir” (10-11).







Görüntünün
dolayımsızlığı

daha derine
gitmemişlerdir!



bk. machçılık!!



      ...”(den Schein)’[91]i özden ayıran belirlenimler, doğrudan doğruya özün belirlenimleridir” ...
      ... “Görüntüyü meydana getiren, varlık-olmayanın dolayımsızlığıdır... Varlık, varlık-olmayandır özün içinde. Onun kendinde hiçliği, doğrudan doğruya özün olumsuz doğası’dır”... görüntü =
özün
olumsuz
doğası
      ... “Dolayısıyle de, bu iki durak: hiçlik, ama sürüp gitme olarak hiçlik, ve varlık, ama durak olarak varlık, yani kendinde olmakta olan olumsuzluk ile yansıyan (ya da, düşünülen) dolayımsızlık, doğrudan doğruya öz’ün duraklarıdır”.
      “Görüntü, varlığın belirlenmişliği içindeki doğrudan doğruya özdür”... (12 – 13).
 
Şu oluyor görüntü: (1) hiç, varolan var-olmayan (Nichtigkeit)
                               – (2) durak (moment) olarak varlık

      “Böylece görüntü doğrudan doğruya özdür, ama bir belirlenmişlik içinde özdür ve gene de öyle bir haldedir ki sadece kendi durağıdır ve özde ‘kendi kendi’nin görüntüsüdür” (14).
 

Belirlenimlerinden bir tanesi içinde, yanlarından ve duraklarından bir tanesi içinde özdür [görüntü][92], öz, böyle ortaya çıkıyor. Görüntü, doğrudan doğruya kendi kendinde özün görüntüsüdür (Scheinen).


      ... “Öz ... kendinde sonsuz hareket olarak kendi kendinde görüntüyü içerir”...
      ... “Kendisine ait olan bu özdevinim içinde öz, yansımadır (yada düşünmedir.). Görüntü, yansıma ile aynı şeydir” (14).
 
    Görüntü (görünen) özün doğrudan doğruya kendi kendinde yansı’sıdır. [sayfa 108]

      ... “Özün içindeki oluş, bunun yansıyan hareketi, demek ki hiçlikten hiçliğe olan harekettir ve dolayısıyle de kendi üzerine geri dönen bir harekettir”... (15).
      Zekice ve derin bir söz bu. Doğada ve hayatta “hiçlik” e (“hiç” e) doğru hareketler vardır. Ama “hiç” ten yola çıkan hareketler olmasa gerektir. Daima herhangi bir şeyden yola çıkan.

“Yansıma (ya da düşünme), çoğunlukla öznel anlamında anlaşılmaktadır; verili bir dolayımsız tasarımın ötesine yükselen ve kendisi için evrensel belirlenimler arayan (yada genel belirlenimlerle kendisini karşılaştıran) yargılama yetisinin hareketi olarak anlaşılmaktadır” (21). (Kant’tan bir aktarma izliyor bunu, “Yargıgücünün eleştirisi”)59... “Ama burada söz konusu olan, ne bilincin yansıması’dır, ne de, belirlenimleri ‘tikel olan’ ve ‘evrensel olan’ olan anlayışgücünün yansıması. Burada söz konusu olan sadece yansımadır”...
 
      Demek ki Hegel, burada da, öznelcilikle suçluyor Kant’ı. Bu NB. Görüntünün, “dolayımsız verinin” “Veri” sözcüğüne sık sık rastlanıyor Hegel’de, bk. s. 21–22 “nesnel anlam”ından (sit venia verbo[93]) yana Hegel. Daha küçük filozoflar, temel olarak özü mü yoksa dolayımsız veriyi mi almak gerektiğini bulabilmek için tartışıyorlar (Kant, Hume, bütün machçılar). Hegel, yada’nın (yani, yoksa’nın) yerine, ve’yi koyuyor; bu “ve”nin somut muhtevasını açıklayarak.

 
      “Die Refrexion kendi kendine özün görüntüsüdür” (27)<nasıl çevirmeli bunu? yansıyabilme? yansıtıcı belirlenim? yansıma uygun düşmüyor>.
      ... “Birbirinden farklı duraklardan geçen bir harekettir” (das wesen[94]) “kendi ile mutlak dolayımlama”... (27).
      Özdeşlik – ayrım – çelişki

( + | Gegensatz |[95]
özelikle de
karşıtlık
) (varlık nedeni)...


      İşte bunun içindir ki Hegel, “özdeşlik” yasasının (A = A) kategorinin (varlığın tüm belirlenimleri kategorilerdir – s. 21 – 28). tekyanlılığını, yanlışlığını açıklığa çıkarıyor. [sayfa 109]
      “Herşey kendi kendisi ile özdeş olunca farklı değildir, karşıt değildir ve temelsizdir” (29).
      “Öz, kendi ile özdeşliktir sadece” (30).
      Benzeşim ile ayrım’ı “bu belirlenimlerinden birinin öbürüne geçişinin bu hareketi”ni anlamaksızın yanyana (“daneben”) koyar sıradan düşünce: (31).
      Özdeşlik yasasına (A = A) karşı sayısız saldırı: bu yasanın yandaşları,
      “ayrıma karşı çıkan bu hareketsiz özdeşliğe sımsıkı sarılmakla, özdeşliği kendi hali içinde hakikatten yoksun kalan tekyanlı bir belirlenime dönüştürdüklerini görmüyorlar” (33).. NB
altını ben
çizdim
      (“Boş totoloji” : 32)
      Formel, soyut , eksik hakikatten başka hiç bir şeyi içermez” (33).
      Yansımanın (ya da düşünmenin) formları: dış, vs., alabildiğine bulanık bir şekilde geliştirilmiş.

      Ayrım ilkeleri : “Bütün şeyler birbirinden ayrıdır”... “A, aynı zamanda, A-olmayan’dır”... (44).
      “Birbirine benzer iki şey yoktur”...
      “Ayrım şu yada bu yanda (Seite), Rücksicht’te, vs., “insofern”“, vs.[96] vardır.

Bien dit!![97]

      “Ama biribirleriyle katiyen çelişmemesi istenen şeyler için beslenen o hep bildiğimiz sevgi, her zaman olduğu gibi burada da unutuyor ki, çelişki böylece çözülmüş olmaz, sadece başka bir yere, öznel yanı, genellikle dış yansıma’nın içine kaydırılmış olur; ve aslında bu öznel ya da dış yansıma da, bu uzaklaştırma yada kaydırma sonucunda yalnızca konumlu olarak dile getirilen iki durağın ikisini de içermektedir, aşılmış ve kendi birlikleri içinde biribirlerine geri getirilmiş olarak içermektedir” (47).
      (Tadına doyulmaz biçimde alay ediyor! Doğa ve tarih için (dar kafalı ve rahatına düşkün burjuvalarda rastlanan) “o hep bildiğimiz sevgi” – doğayı ve tarihi, çekişkilerden ve mücadelelerden arıtma, arınmış görme arzusu)... [sayfa 110]
      + ile – toplamının sonucu, sıfırdır. “Çelişkinin sonucu yalnızca sıfır değildir” (59).
      Çelişkinin çözümü, olumlu ile olumsuzun “basit belirlenimlerde indirgenişi (61), öz’ü (das Wesen) varlık nedeni’ne (Grund) dönüştürür (ibidem).
      ... “Demek ki çözülmüş çekişki, varlık nedenidir, olumlu ile olumsuzun birliği olarak özdür”... (62).
      “Herhangi bir şeyi olumlu diye belirleyip bu tümelden yola çıkıldığı vakit bu herhangi bir şeyin olumsuza dönüştüğünü, ve bunun tam tersi olarak da, olumsuz diye belirlenmiş olanın olumluya dönüştüğünü kesinlikle görüp kavramak için, yansıyan (ya da, düşünen) düşünceden bir parçacık nasibi olmak yeterlidir ; ve yansıyan düşünce, bu belirlenimler içinde karışır ve kendi kendisiyle çelişir. Söz konusu belirlenimlerin doğası bilinmeyince, bu karışıklığın, hiç olmaması gereken yanlış bir şey olduğu sanılır ve öznel bir yanlışlığa yüklenir bu karışıklık. Ve aslında bu geçiş, bu değişme’nin zorunlu oluşunun bilinci orada yoksa, salt karışıklık olarak kalır” (63).







NB
      ... “Olumlu ile olumsuz arasındaki karşıtlık, özellikle şu anlamda göz önüne alınmaktadır : sanki olumlu (konumlu, verili varlığı dile getiren adından davranarak), nesneldir; ve sanki olumsuz, özneldir, yalnızca dış yansımaya (yada, düşünme’ye) aittir, kendinde ve kendi için varolan nesnel’i ilgilendirmez sanki ve onun için hiç bir şekilde varolmakta değildir” (64). “Ve aslında, olumsuz, öznel bir ‘kendi kendisiyle sınırlı’nın (indî’nin) soyutlamasından başka bir şey değilse”... (bu durumda bu olumsuz, “nesnel olumlu” için varolmakta değildir)...
      “Nesne’ye uygun düşen bilme olarak hakikat da, olumlu olan’dır; ama hakikat, bilme’nin olumsuzca başka’ya uygun düşmesi, nesnenin içine girmiş ve olumsuzluğunu aşmış olması bakımından, yalnızca bu bakımdan, kendi kendisi ile eşitlik’tir. Yanılgı, kendini bilen ve ‘kendinde ve kendi için olmakta olan’ olmayanla kendini olumlayan bir kanı olarak, bir ‘olumlu’dur. Bilisizliğe gelince, ya hakikat ve yanılgı karşısında ayrımsızdır ve dolayısıyle de ne olumlu ne de olumsuz olarak belirlenmemiştir [sayfa 111] ve eksiklik olarak belirlenimi dış yansıma (ya da düşünme) ile ilgilidir; ya da, olumlu olarak, bir doğanın öze belirlenimi olarak, kendi kendine karşı yöneltilmiş olan itkidir, kendinde olumlu bir yönelmeyi barındıran bir olumsuzdur. En önemli bilgilerden biri, gözönüne alınan yansımasal belirlenimlerin bu doğasını, yani hakikatin ancak bu tür belirlenimlerin karşılıklı bağıntıları içinde bulunduğunu ve bundan ötürü de her birinin kendi kavramı içinde öbürünü de içerilmiş olarak bulundurduğunu keşfedip hiç bir zaman unutmamaya dayanan bilgidir; bu bilgi olmaksızın, felsefe alanında bir tek adım bile atılamaz” (65–66). Gözlem 1. — — — —

hakikat
ve
nesne


kendinde
ve kendi için
olmakta olan
      Not 2. “Üçüncüyü dışındalama yasası”.
      Üçüncüyü dışındalamanın şu ilkesini aktarıyor Hegel: “Herhangi bir şey, ya A’dır, yada A-olmayan’dır; üçüncü yoktur” (66) ve bu ilkeyi “çözümlüyor”. “Herşey çelişkilidir”, herşeyin olumlu ve olumsuz belirlenimi vardır anlamına geliyorsa bu ilke, diyor, o zaman iyi. Ama bu ilkeden, çoğunlukla yapılageldiği gibi, bütün yüklemler arasından ya birini yada bu birinin karşıtını almak gerektiği anlamı çıkartılıyorsa, o zaman bu ilke “sıradan ve bayağı” bir şeydir!! Zihin... tatlı mıdır, “tatlı değil midir”? Yeşil midir, yeşil-değil midir? Belirlenim, belirlenmişliğe doğru gitmelidir; oysa bu sıradanlık içinde hiç bir şeye götürmüyor belirlenim.
      Ve sonra, diye zekice devam ediyor Hegel, deniyor ki üçüncü yoktur. Oysa doğrudan doğruya bu tezin içinde bir üçüncü vardır. Doğrudan doğruya A’nın kendisi, bu üçüncüdür; çünkü A, + A ya da – A olabilir, “demek ki, herhangi bir şey’in kendi, dışındalanmış olması gereken bu üçüncüdür” (67).
      Zekice bu, ve doğru. Her somut herhangi bir şey, geri kalan bütün herşeyle, çeşitli ve çoğu zaman çelişkili bağıntılar içindedir; ergo[98] her somut şey, hem kendi kendisidir, hem de başka şey’dir.
      Not 3 (2. bölümün sonunda, Mantık’ın II. kitabının 1. kesimi). “Çelişki yasası”.
      “Oysa yansımanın ilk belirlenimlerinin, özdeşlik, çeşitlilik ve karşıtlığın, bir önermenin içine konulmuş olmaları gerekiyor idiyse, bunların kendi hakikatlarının içine geçer gibi içine geçtikleri belirlenimi de, [sayfa 112] yani çelişkiyi, ilke olarak tasarlamak ve koymak büsbütün gereklidir bu durumda: bütün şeyler kendi kendiliklerinde çelişkilidir; özellikle şu anlamda ki, bu önerme, öbürlerinin tersine olarak, şeylerin hakikatini ve özünü daha iyi dile getirir. Karşıtlıkta kendini gösteren çelişki, özdeşliğin içinde içerilenmiş olan ve özdeşlik ilkesinin hiç bir şey söylemediğini söyleyen deyişte bildirilen geliştirilmiş hiçlikten başka bir şey değildir. Bu olumsuzlama çeşitlilik ve karşıtlık olarak daha ilerde belirler kendini; bu karşıtlıkta, şimdi, konumlanmış olan çelişkidir.
      Ama çelişkinin özdeşlik kadar özsel ve içkin bir belirlenim olamayacağı yargısı, geleneksel mantığın ve her yerde rastlanan tasarımlama tarzının düştüğü belli başlı bir önyargıdır; ama işin aslında, aşama sırası söz konusu olsaydı ve her iki belirlenimin ayrı ayrı korunup sürdürülmesi gerekseydi, çelişkiyi özdeşlikten daha derin ve özde bir şey olarak göz önüne almak zorunluğu çıkardı ortaya. Çelişkinin karşısında özdeşlik, yalın dolayımsız’ın, ölü varlığın belirleniminden başka bir şey değildir; oysa çelişki, her türlü hayatın ve her türlü hareketin kökü’dür; bir şey olarak, kendi kendine bir çelişkisi olan bir şey olarak hareket edebilir ve gene ancak böylece bir içtepiye ve bir etkinliğe sahiptir.
      Çelişki, genellikle, bir yandan, şeylerden, varolandan ve hakikatten uzaklaştırılır; çelişik hiç.bir şey olmadığı ileri sürülür hep. Bir yandan da, tersine, çelişki, onu bağıntısı ve kıyaslaması ile konumlayan yansımaya (yada, düşünme’ye) aktarılmaktadır. Ama ileri sürülür ki çelişki, bu yansımanın içinde de var değildir; çünkü çelişkinin tasarlanması da düşünülmesi de olanaksızdır, sanılır. Çelişki, gerçeklik içinde olduğu gibi düşünme içinde de, ilineksel bir şey olarak kabul edilir genellikle; anormal bir şey, son kertesine ulaşmış geçici bir hastalık gibi.
      Çelişme diye bir şey olmadığı, bir varolan olmadığı olumlamasına gelince, böyle bir önerme ile uğraşmaya ihtiyacımız yok; her deneyde, her gerçeklikte ve her kavramda, özün mutlak bir belirleniminin bulunması gerekir. Yukarda, varlık’ın alanı içinde görüntüleştiği şekliyle çelişik olan sonsuz’u incelerken, buna benzer bir şeyi belirtmiştik. Kamu deneyi kendiliğinden belirtiyor ki, hiç değilse bir çelişkin şeyler, çelişkin kurumlar, v.s., çokluğu vardır; ve bunların çelişkin karakteri yalnızca dış yansımada (ya da, düşünme’de) değil, ama kendi kendilerindedir. Ama çelişkiyi, sadece şurada ve burada ortaya çıkan basit bir anormallik olarak göz önüne almamak gerekir; çelişki kendi özsel [sayfa 113] belirlenimi içinde olumsuz olan’dır, her türlü özdevinimin ilkesi’dir; ve bu da, çelişkiyi açıklayıp, aydınlatmaktan başka bir iş yapmamaktadır. Duyulur dış hareket de doğrudan doğruya, dolayımsız orada-varlığıdır onun. Bir şey yalnızca burada bu “şimdi”de bulunduğundan değil, fakat, aynı anda “burada” olarak ve “burada” olmayarak tek ve aynı bir “şimdi”de burada olduğu ve burada olmadığından hareket eder. Eski çağdaki diyalektikçilerin hareketteki çelişkileri örten perdeyi sıyırmış olduklarını kabul etmek gerekir; ama bundan hareket yoktur, sonucu çıkmaz, tam tersine, hareketin, varolmakta olan çelişkinin kendi olduğu sonucu çıkar.



      Tıpkı bunun gibi, iç hareket, kesin deyimiyle özdevinim de (monadın açlığını giderme isteği ya da nisus’u, mutlak şekilde yalın özün yetkinliği, entelekheia’sı), bir kendinde şey ile bu şeyin eksikliğinin olumsuzlamasının aynı ve tek oranda varlığından ileri gelir. Kendi kendiyle soyut özdeşlik, hayatiyet değildir henüz; ama ‘kendinde olumlu’ olumsuzluk olduğu için kendi kendinden çıkar ve hareket haline geçer. Böylece, bir şey ancak, çelişkiyi kendinde içerdiği hattâ çelişkiyi kucaklayıp, yüklenmek gücü olduğu ölçüde canlıdır. Ama bir varolan, olumlu belirlenimi içinde aynı zamanda olumsuz belirlenime geçmeğe ve bunların her birini öbüründe tutmaya, kendi içinde çelişkiye sahip olmaya yetenekli değilse; canlı, yaşayan birlik değildir bu varolan; temel değildir; çelişkinin içinde yok olur. Spekülatif düşünme, çelişkiyi yakalayıp kavramasına ve çelişkide kendi kendini koruyup sürdürmesine dayanır yalnızca; buna karşılık genel kanı çelişkinin egemenliği altına sokar kendini ve çelişkinin kendi belirlenimlerini başkalar’da ya da hiçlikte çözmesine razı olur” (67–70).


      Hareket ve “öz hareket” (buna NB! otonom (bağımsız), kendiliğinden, içsel olarak zorunlu hareket), “değişme”, “hareket ve hayatiyet”, “her türlü öz-hareketin ilkesi”, “hareket”e ve “eylem”e götüren “dürtü” (Trieb) –ölü varlık’a karşıt– hegelciliğin, o soyut ve abstrus[99] (ağır, saçma?) hegelciliğin özünün burada olacağı kimin aklından geçerdi ki?? Anlamak, keşfetmek, hinüberetten[100], ayıklamak, arıtmak gerekiyordu bu özü; ve işte Marx’la Engels’in yapmış oldukları da budur. [sayfa 114]
      Evrensel hareket ve değişme idesi, (1813, Mantık) hayata ve topluma uygulanmasından önce bulunmuş. İnsana uygulanışı (1859)60 içinde ispatlanmadan önce topluma (1847) uygulanmış.
      “Çelişki, hareketin, itkinin, v.s., içinde çelişki, bu belirlenimlerin basitliği tarafından, tasarım için maskelenmiş durumda ise, buna karşılık bu aynı çelişki, bağlantıların belirlenimi içinde dolayımsız olarak ortaya çıkar. Yüksek ve alçak, sağ ve sol, baba ve oğul, v.s., sonsuza değin en sıradan örneklerin hepsi, bir’deki karşıtı içermektedir. Yüksek olan, alçak olmayandır; yüksek olmak özellikle sadece budur = alçak olmamak, ve bir alçak olduğu sürece vardır yüksek, alçak için de aynıdır bu; her belirlenimin içinde karşıtı da bulunmaktadır. Baba, oğulun başka’sıdır ve oğul da babanın başka’sı; ve her biri de yalnızca başka’nın başka’sı olarak vardır. Ve aynı zamanda bu belirlenimlerin her biri başka ile bağıntı vardır ancak; varlığı, bunların bir’de sürüp gidişidir”... (70). basitlik
tarafından
maskelenmiş


      “Tasarım, dolayısıyle çelişkiyi her yerde içerik olarak kendinde bulunduruyor, ama bu çelişkinin bilincine eremiyor; eşitlikten eşitsizliğe geçen, yani, olumsuz bağıntıdan ‘kendinde farklıların yansımış varlığı’na geçen dış yansıma olarak kalıyor. Bu iki belirlenimi dışsal bir şekilde karşıt tutuyor ve sadece bu iki belirlenimi görüyor; bu belirlenimlerden birinin ötekine geçişini, yani özsel olanı ve çelişkiyi içereni değil. – Oysa burada hemen belirtelim ki zihin, çelişkinin kavranmasına ve dile getirilmesine dayanır. Şeylerin ve bağıntılarının kavramını dile getirmemesine ve, malzeme ve muhteva olarak sadece tasarımsal belirlenimleri içermesine rağmen zihin, bunlar arasında bunların çelişkisini de içeren ve böylece bunların içinden doğru kavramın belirginleşmesini sağlayan bir bağıntı kurar. Ama çeşitli’nin körlenmiş farkını, tasarımın basit çeşitliğini özsel bir farka, karşıtlığa getirene dek keskinleştiren, düşünen akıl’dır. Ve çok’lar ancak çelişkinin ucuna itildiklerine birbirlerine oranla, canlı ve hareketli hale girer; ve, kendiliğinden özdevinimin, hayatın içkin itkisi olan o olumsuzluğu ancak çelişki içinde kazanırlar”... (70–71). [sayfa 115]


      NB
      (1) Alelade tasarım, farkı ve çelişkiyi kavrar; ama bunların birinden ötekine geçiş’i kavrayamaz; oysa en önemli olan da budur.
      (2) Zihin ve kavrayışgücü.
      Zihin, çelişkiyi kavrar, dile getirir, şeyleri biribirleri ile bağıntı haline koyar ve bu çelişkinin arasından “kavramlarını belirginleştirir”; ama şeylerin ve bunların bağıntılarının kavramını dile getirmez.
      (3) Düşünen akıl (kavrayışgücü), farklının körlenmiş çeşitliliğini, tasarımların basit çeşitliliğini, özsel bir ayırım, bir karşıtlık haline getirinceye kadar keskinleştirmektedir. Ve çeşitlilikler, ancak çelişkinin doruğunda, biribirlerine oranla hareketli (regsam) ve canlı hale gelmekte ve özdevinimin ve hayatın iç itkisi olan o olumsuzluğu kazanmaktadırlar.

 
      Alt bölümler:
Der Grund – (temel[101])
(1) mutlak varlık nedeni – die Grundlage (zemin). “Form ve madde”. “Muhteva”.
(2) (Belirlenmiş bir muhteva | için | varlık nedeni olarak) belirlenmiş varlık nedeni.
Şartlandıran dolayım’a geçişi die bedingende Vermittelung
(3) kendinde şey (varoluş’a geçiş). Not. “Yeter sebep yasası”.
      Alışılmış : “Herşeyin kendi yeter sebebi vardır”.
      “Bu, evrensel olarak şu anlama gelir sadece: olan şey, bir ‘olmakta olan dolayımsız’ olarak değil, bir konumlu olarak düşünülmelidir; dolayımsız orada-olan (varlık) da yada genellikle belirlenmişlikte durup kalmamak, ve bunların sebebine dönmek gerekiyor”... Yeter sebep diye eklemek yersiz. Yetmez, bir varlık sebebi değildir.
      Yeter sebep yasasını felsefesinin temeli olarak alan Leibniz, bu [sayfa 116] yeter sebebi daha derin bir biçimde kavramaktaydı. “Ama Leibniz, aklın yeteri’ni, kesin anlamında, nedensellik’ e karşıt tutuyordu özellikle; ve daha bir özellikle de, mekanik hareket tarzı olarak alınan nedenselliğe karşıt tutuyordu” (76). “Beziehung” der Ursachen[102] (77) – “özsel birlik olarak herşey”i aramaktaydı.
 
      Leibniz erek’i arıyordu, ama Hegel için erekbilimin yeri burası değildir, o, kavram teorisinin alanına girer.

      ... “Demek ki, form’un nasıl öze geldiğini sormak yersizdir; çünkü form, özün kendi kendisindeki görüntüsünden, kendine özgü olan içkin (sic!) yansımasından başka bir şey değildir”... (81)
 

Formu özseldir. Öz, forma konmuştur. Şu yada bu tarzda öze de bağımlı olarak...


      Form’suz özdeşlik (kendi kendisi ile özdeşlik) olarak öz, madde haline gelir.
      ...”O” (die Materie) “...tam deyimiyle, form’un temeli ya da dayanağıdır”... (82).
      “Herhangi bir şeyin bütün belirlenimleri, bütün form’u soyutlanırsa, belirlenmemiş madde kalır geriye. Sadece soyut bir şeydir madde. (–Maddeyi, görmek, duymak, vs., olanaksızdır– görülen ya da duyulan, bir belirlenmiş madde’dir; yani madde ile form’un birliğidir)” (82).
 
      Form’un temel’i değildir madde, temelin ve temellendirilmiş’in birliğidir. Madde pasif; form aktif (tatiges) olandır (83). “Maddenin form’lanması (şekillenmesi); form’un ise, maddeleşmesi zorunludur”... (84). NB

“Form’un etkinliği olarak gözüken, ayrıca bir o kadar maddenin de öz hareketidir”... (85–86).
      ... “İkisi, form’un yapkısı (le faire) ile maddenin hareketi, aynı şeydirler... Kendi kendisi olarak belirlenmiştir madde; yani zorunlu olarak bir form’u vardır, ve form, sadece ve sırf maddesel, sürüpgiden form’dır”... (86).

Not: “Totolojik sebeblere dayanan, formel açıklama metodu.”
      Çok sık olarak ve özellikle fizik bilimlerinde, totolojik bir şekilde açıklanır “nedenler” : yer yuvarlağının hareketi, güneşin “çekim gücü” ile açıklanır örneğin. Peki ama nedir çekim gücü? O da bir harekettir!! (92) Boş bir totoloji: Bu adam niçin kente gidiyor? Kentin çekim gücünden dolayı! (93) Şuna da rastlanıyor bilim alanında [sayfa 117] bazen; moleküller, esîr, “elektriksel madde” (95–96), vs., birer “varlık sebebi” olarak sunuluyor; sonrada meydana çıkıyor ki “bu kavramlar, aslında, temellendirmeleri gereken şeyden tümdengelimle çıkartılmış belirlenimlerdir, ve eleştirici olmayan bir düşünceden çıkan varsayımlar ve bulgulardır”... Ya da “bu kuvvetlerin ve maddelerin iç özünü bilmediğimiz” söyleniyor bize (96)... o zaman da “açıklama” zahmetine değmiyormuş, kendimizi olgularla sınırlamamız yetermiş...
      Der reale Grund[103]... bir totoloji değildir, “muhtevanın başka bir belirlenimidir”... (97).
      “Temel” (Grund) konusunda özellikle şunu not ediyor Hegel:
      “Doğa için, dünyanın temelidir dendiği vakit, bir yanda, doğa diye adlandırılan şey dünyadan başka bir şey olmuyor, ve dünya da doğadan başka bir şey olmuyor” (100). Öte yandan, “doğanın dünya olabilmesi için, bir çok belirlenim ekleniyor”...
      Her şey’in, “muhtevasının” “mehrere”[104] “belirlenimi, bir çok bağıntısı ve görünüş açısı” olduğuna göre, lehte ve aleyhte istediğimiz kadar kanıt bulabiliriz (103). Sokrates ve Platon’un safsata (sofistik) dedikleri de bu idi işte. Şey’i bütün “enginliğiyle” içermez bu tür kanıtlar, şey’i “tüketmez” (“şey’in birliğini kavramak”, şey’i bütün yanlarıyla “kucaklamak” anlamında “tüketmez”).
      Temel’den (Grund) koşula (Bedingung) geçiş.
 
“Salt mantıksal işlem ne olacak peki? Das fällt zusammen.[105b]
Tıpkı “Kapital”de tümevarımla tümdengelimin düşümleştiği gibi düşümdeşmek zorunda.
Hegel’de “durak” (“moment”) sözcüğü, ilinti durağı, birleşme içinde durak anlamına geliyor çoğu zaman
      Hegel’in bu vargılarında If I’m not mistaken, there is much mysticism and leeres[105] bilgiçlik var; ama temel fikir, dâhice: herşeyle herşey arasındaki evrensel, çokyanlı, canlı bağ fikri yani; ve bu bağın, insanî kavramlardaki yansısı fikri –materialistisch auf den Kopf gestellter Hegel[106]– bu kavramlarda bilenmiş, işlenmiş, bükülgen, hareketli, görecel, kendi aralarında bağlı, karşıtlarda birlik içinde olmalıdırlar ki tüm evreni kucaklayabilsinler. Hegel ve Marx’ın yapıtını sürdürmek, insan düşüncesinin, tarihinin, bilimin ve tekniklerin diyalektik açıdan işlenmesi olmalıdır. [sayfa 118]
      Irmak ve bu ırmaktaki damlalar. Her damlanın durumu, öbür damlalarla bağıntısı; öbür damlalarla olan bağı; hareketinin yönü; hızı; hareketinin çizgisi –düz, eğri, dairevi, vs. – yukarıya doğru, aşağıya doğru oluşu. Hareketin toplamı. Hareketin tikel yanlarının, tek tek damlaların ( = “şeyler”), tikel akımlar’ın vs., dökümü olarak kavramlar. Hegel’in Mantık’ına göre dünyanın tablosu işte bu, à peu près[107] – Tanrısız ve mutlaksız elbette.


      “Şey’in bütün koşullan tamam olduğu zaman, varoluşa girer”... (116).
      Çok güzel! Mutlak ide’nin ve idealizmin ne işi var burada?
      Varoluşun, bu “tümdengelimi”, doğrusu pek eğlendirici...

      [sayfa 119]
       
       
       

İKİNCİ KESİM
FENOMEN


       
      İlk cümle: “Öz, zorunlu olarak belirecektir (görüntüleşecektir)”... (119). Özün görüntüleşmesi (1) Existenz (şey); (2) fenomen (Erscheinung). (“Fenomen, kendinde şey ne ise odur”, s. 120.) “Fenomenlerin dünyası, kendi kendinde yansıyan dünyaya, ‘kendinde dünya’ya karşıdır”... (120). (3) Verhältnis (bağıntı) ve gerçeklik.
      Bu arada özellikle: “Tanıt, genellikle dolayımlanmış bilgidir”...
      ... “Varlığın farklı türleri, kendi özel dolayım türlerini gerekli kılar yada içerirler; işte bunun içindir ki varlık türlerinin her biri için tanıtın doğası da farklıdır”... (121).
      Ve yeniden... tanrının varoluşu üzerine!! O zavallı tanrı da, varoluş sözcüğü geçer geçmez, can evinden vurulmuş gibi oluyor hep.
      Varoluş dolayımlanmasıyla (Vermittelung: 124). ? Somut karakteri ve bağlantılı oluşuyla mı ? ayrılır varlıktan.
      ... “Kendinde şey ile gene bu kendinde şeyin dolayımlanmış varlığı, varoluşta içerilmiş haldedirler ve her ikisi de varoluşlardır; kendinde şey vardır; ve kendinde şey, şey’in özsel varoluşudur; oysa dolayımlanmış varlık özsel-olmayan varoluşudur şey’in”... (125).
      ? Varlığa oranla kendinde şey, özsel olmayan’a oranla özsel olan gibi mi?
      ... “(Ding-an-sich)’in kendi kendinde hiç bir belirlenmiş çokluk taşımadığı varsayılır; işte bunun içindir ki kendinde şey, bu belirlenmiş çokluğu, ancak dış yansımaya (düşünme’ye) aktarıldığı zaman [sayfa 120] edinir; ama onu farketmez. (–Ancak göze bağlı olarak rengi, – ancak burna bağlı olacak kokusu, vs., vardır kendinde şey’in.)”... (126).
      ... “Bir şeyin, şu yada bu etkiyi bir başka’nın içinde üretme ve kendi bağıntısında kendine özgü biçimde dışlaşma özelliği vardır”... (129). “Böylece kendinde şey, özsel olarak varolmaktadır”...
      “Deneyüstü idealizmin kendinde şey’i” söz konusu, bir notta.
      ... “Kendi kendisi olarak kendinde şey, her türlü belirlenmişliğin boş soyutlamasından başka bir şey, her türlü belirlenmişliğin boş soyutlamasından başka” bir şey değildir; ve onun hakkında hiç bir şey bilinemez pek doğal olarak, çünkü her türlü belirlenimin boş soyutlaması olduğu varsayılmaktadır”...
      “Deneyüstü idealizm... şeylerin her türlü belirlenmişliğini, “formlarına göre olduğu kadar, muhtevalarına göre de bilimin içine” aktarır. “Demek ki bendeki, öznedeki bu bakış açısından, ağacın yapraklarını siyah renkli değil de yeşil, ve güneşi dörtköşe değil de yuvarlak görüyorum ve şekeri acı değil de tatlı buluyorum; bir duvar saatinin birinci ve ikinci çınlamasını eşzamanlı değil de ardışımlı (ya da ardışık, zaman içinde aralıksız bir sıra ile gelen, consécutif) olarak belirliyorum, vs.,” (131)... Burada sadece kendinde şey ve “äusserliche Reflexion”[108] problemini göz önüne almış olduğunu belirtiyor daha ilerde Hegel.
      “Bu felsefenin durduğu görüş açısının yetersizliğinin esası, kendinde şey’in soyutlamasını son belirlenim olarak korumakta inat etmesinden, ve niteliklerin yansımasını ya da belirlenmişliğini ve çokluğunu kendinde şey’e karşıt tutmasından ileri gelir; oysa aslında kendinde şey, bu dış yansımayı özsel olarak kendinde bulundurmakta ve kendini, kendi belirlenim ve özeliklerine sahip olan’ olarak belirlemektedir ki buda, kendinde şey’i, şey’in bir soyutlaması olarak, saf bir kendinde şey olarak belirlemenin yanlışlığını ortaya koyar” (132). işin özü = öznelciliğe ve kendinde şey ile fenomeni biribirlerinden ayırmaya karşı
      ... “Bu çoğul, farklı, şeyler, kendi özelikleriyle, özsel olarak karşılıklı etkileşme ilişkisi içindedirler; özelik bu karşılıklı ilişkinin kendisidir doğrudan doğruya; ve şey, özeliklerinin dışında, hiç bir şey değildir”... (133). [sayfa 121]
      Die Dingheit[109], Eigenschaft’a[110] geçer (134). Eigenschaft, “madde” ya da “Stoff”[111]’a geçer (“şeyler, çeşitli maddelerden yapılmışlardır”), vs.
      “Fenomen..., ilkin, varoluşu içinde özdür”... (144). “Fenomen... görünüş ve varoluşun birliğidir”... (145).
Fenomenlerdeki birlik : “Fenomenin yasasıdır bu birlik. Demek ki yasa, ‘görüntüleşen’in dolayımlanmasında ‘olumlu olan’dır” (148). (fenomenlerin)
yasası
      | Feci şekilde karanlık bütün bunlar. Ama canlı düşünce, besbelli ki, şu : Evrensel sürecin birlik’inin ve bağlantılılık’ının, bağımlaşmasının ve bütünlüğünün insan tarafından edinilen bilgisinin derecelerinden bir’idir sadece yasa kavramı. Yasa kavramının mutlaklaştırılmasına karşı, basitleştirilmesine, fetiş haline getirilmesine karşı mücadele edebilmek için, sözcükleri ve kavramları “buduyor” ve “büküp kanırtıyor” burada Hegel. Modern fizik için NB ! ! !. |
      “Fenomenin yasada sahip olduğu bu kendi kendini koruyup sürdüren kalımlılık (sağlam dengelilik, kararlılık)”... (149).



      “Fenomenin, ‘kendi ile özdeşlikle yansımasıdır yasa” (149). (Yasa, fenomenlerde, ‘özdeş olan’dır: “fenomenin, kendi kendisi ile özdeşliği içinde, yansısı”.)

      ... “Bu özdeşlik, fenomenin yasayı meydana getiren temeli, kendi durağıdır... Öyleyse yasa, fenomenin ötesinde değildir; aksine dolayımsız olarak vardır fenomende; yasaların dünyası, varolan dünyanın ya da görüntüleşen dünyanın sakin (Hegel’in italikleri) imgesidir”...
NB
Yasa
(fenomende
kalıcı olandır)
kalandır
(Yasa
fenomendeki
özdeştir)

NB
Yasa = fenomenlerin sakin, imgesi
NB

 

Son derece maddeci bir tanım bu, ve son derece doğru bir tanım (özellikle “ruhige”[112] sözcüğü). ‘Sakin olan’ı alır yasa – ve işte bunun içindir ki yasa, her türden bir yasa, dardır, eksiktir, yaklaşıktır. [sayfa 122]


 
(







      “Varoluş, kendi temeline döndüğü gibi yasaya döner; fenomen bu iki durağı da içermektedir, – hem basit varlık nedenini ve hem de özselliği olduğu görüntüleşen evrenin çözülmesinin hareketini”.
      “Demek ki yasa, asil (özsel) fenomendir” (150).
 
      Ergo, yasa ve öz, homojen (aynı takımdan, aynı sınıftan), daha doğrusu aynı düzeyden kavramlardır; ve insanın, fenomenler, evren, vs., hakkındaki bilgisinin derinleşmesini dile getirirler.
 
 

      Evrenin fenomenler içindeki hareketidir yasa (Bewegung des erscheinenden Universums), bu hareketin özselliği içindeki hareketidir.
 

      “Yasaların dünyası, fenomenin sakin, muhtevasıdır; fenomen de aynı muhtevadır gene, ama, tedirgin değişikliğin içinde, başka’nın-içinde yansı olarak gösterir kendini... bu nedenle fenomen yasaya göre bütünlük’tür; çünkü yasayı içerir fenomen, ve dahası; kendiliğinden hareket eden form’un durağını (moment’ini) içerir” (151).






NB
Yasa, asıl
(özsel)
fenomendir




NB
(Yasa, evrenin
hareketi içinde
özsel olan’ın
yansısı’dır.)

(fenomen,
bütünlüktür,
toptan’lıktır)
((yasa = kısım))

(yasadan daha zengin fenomen)

Ama daha ilerde bulanık bir şekilde de olsa, s. 154’te, yasanın bu Mangel’i[113] doldurabileceğini, fenomenin hem olumsuz yanını hem de Totalität der Erscheinung[114] de kucaklıyabileceğini kabul eder gözüküyor Hegel. Buraya dönülecek!


 
      Kendi kendisi olarak evren, fenomenlerin dünyasıyla özdeştir, ama aynı zamanda karşıttır da bu dünyaya (158). Birinde olumlu olan, öbüründe olumsuzudur. Fenomenal dünyada kötü olan, ‘kendi kendinde dünya’da iyidir. Bk., diyor burada Hegel, “Zihnin Fenomenolojisi”, s. 121 ve devamı. [sayfa 123]
      “Görüntüleşen dünya ve özsel dünya... bunların her biri, varoluşun özerk bütünündür; birinin sadece yansımış varoluş, öbürünün de dolayımsız varoluş olması gerekirdi; ama her biri, kendi başka’sında sürmektedir ve bunun için de bu iki durağın özdeşliğidir... Her biri bağımsızdır, ve gene ancak her biri, özsel bakımdan ‘öbürünün durağını (moment) kendinde bulundurduğu için bağımsıdır”... (159 –160).
 
      Burada asıl temel şu : fenomenlerin dünyası ile ‘kendinde dünya’, insanın doğa hakkındaki bilgisinin durakları’dır; (bilginin) dereceleri, değişmeler”i, ya da derinleşmeleridir. ‘Kendinde dünya’nın fenomenler dünyasından gittikçe biraz daha uzaklaşması – işte buraya kadar Hegel’de görülmeyen şey. N B Kavramın “duraklar” ı, geçişlerin “duraklar”ından başka bir şey mi belirtiyor yoksa Hegel’de?

 
(       ... “Demek ki yasa, özsel bağıntı’ dır” (Hegel’in italikleri).
      Yasa bir bağıntıdır. Mahçılar ve öbür agnostikler (bilinemezciler) ve Kantçılar, vs., için buna NB. özler’in bir bağıntısı, ya da özler arasında bir bağıntı.
)
      “Dünya, çokluğun form’suz bütünlüğünü dile getirir genellikle”... (160).
      Ve III. Bölüm (“özsel bağıntı”) şu önermeyle başlıyor : “Fenomenin hakikati (hakikiliğini yapan) özsel bağıntıdır”... (161).
      Altbölümle:
      Bütün’ün, parça’ya, bağıntısı (Sic!! (s. 168)), bu bağıntı, bir sonrakine geçiyor: – kuvvet’in kendi dışlamasına bağıntısı; – ve dış’ın bağıntısı. – Töz’e, gerçeklik’e geçiş.
      ...”Demek ki bağıntının hakikati, dolayım’a dayanmaktadır”... (167).
      Kuvvete “geçiş” : “kuvvet, bütün ile parçalar arasındaki çelişkinin içinde çözüldüğü olumsuz birliktir, bu ilk bağıntının hakikatidir” (170):
      ((“The Grammar of Science”61’ın yazarı Pearson türünden bön filozofları çileden çıkartacak binlerce yerden biridir bu Hegel’de. – Benzer bir parçayı aktardıktan sonra köpürüyor gene: İşte okullarımızda öğretilen, bu lâf kalabalığı!!! Ve belli bir anlamda, kısmen haklı. Saçma bir iş çünkü bunu böylece öğretmek. Maddeci diyalektiği çekip çıkarmak, ayıklamak gerekiyor daha önce kılıfından. Ve böylece bir işlem de % 90 fireyle kapanacaktır.)) [sayfa 124]
      “Varolan şeye yada maddeye ait” olarak “çıkıyor” (als angehörig) ortaya kuvvet... “İşte bunun içindir ki, şey’in ya da maddenin nasıl olup da bir kuvvete sahip oldukları sorulursa, kuvvet şey’e dıştan bağlı ve yabancı bir şiddet tarafından damgalanmış olarak gözüküyor” (171).
      “Her türden doğal, bilimsel ve tinsel gelişmenin içinde kendini gösteren ve kabul edilmesi esas olan şöyle bir durum vardır: bir şey henüz ancak iç bakımdan ya da henüz ancak kendi kavram’ının içinde var olduğu sürece, başlangıç, işte sırf bundan dolayı, o şeyin edilgin, dolayımın/ varoluşudur sadece” ... (181).

 
      #
      Herşey’in başlangıcı, içsel –edilgin– ve aynı zamanda dışsal olarak göz önüne alınabilir.
      Ama burada ilginç olan şey başka, yani şu: diyalektiğin kazara Hegel’in gözünden kaçmış olan ölçütü: “Her türden doğal, bilimsel ve tinsel gelişmenin içinde”: hegelciliğin mistik kılıfı içindeki derin hakikat tohumu burada işte!

 
# Feuerbach
daran “knüpft an”[115b].
Chasses Gott,
il reste
Natur[115c]
((       Örnek: insanın embriyonu, edilgin Anderssein Preisgegebenes[115] olan iç (içsel, içteki insandan başka bir şey değildir. Gott, başlangıçta zihin değildir henüz. “Demek ki dolayımsız olarak Tanrı, doğa’dır yalnızca” (182).
      (Bu da karakteristik!!). [sayfa 125]

       
       

ÜÇÜNCÜ KESİM
GERÇEKLİK


       
      ... “Gerçeklik, öz ile varoluşun birliğidir”... (184).
      Alt bölümler: 1) “mutlak” – 2) öz anlamında gerçeklik. “Gerçeklik, olabilirlik ve zorunluk, mutlağın formel duraklarını meydana getirirler”. – 3) “mutlak bağıntı”: töz.
      “Kendi de (dem Absoluten – Mutlak’ta) hiç bir oluş yoktur”
      (187) – ve mutlak üzerine daha başka birtakım saçmalıklar...
      mutlak, mutlak mutlaktır...
      yüklem, görecel “ ... (!!)
      Bir “not” ta Hegel (alabildiğine genel ve bulanık bir şekilde), Leibniz ve Spinoza felsefelerinin eksikliklerinden söz ediyor.

      Özellikle not edilmeğe değer :

      “Felsefi bir ilkenin tekyanlılığına antagonist tekyanlılık karşıdır kural olarak, ve bütünlük her yerde olduğu gibi, en azından dağınık bir bütünlük halinde mevcuttur” (197).
genellikle:
bir aşırı uçtan
öbürüne

bütünlük =
dağınık bütünlük
(haliyle)

      Gerçeklik, varlık’tan ve varoluş’tan üstündür.
(1) Varlık
dolayımsızdır
(2) Varoluş
(fenomene
geçer)
(3) Gerçeklik
      “Henüz gerçek değildir varlık” (200). Başka’ya geçer. ,

      – varlık nedeninden, koşullardan çıkar; ama varoluşta henüz “yansıma’nın ve dolayımsız”ın birliği yoktur.

      varoluşun ve kendinde varlık’ın (Ansichsein) birliği.

      ... “Gerçeklik de, varoluştan daha yüksek bir yerdedir”... (200)
      ... “Gerçek zorunluk, muhtevanın doldurduğu bir bağıntıdır”... “Bununla birlikte bu zorunluk, göreceldir de aynı zamanda”... (211). [sayfa 126]
      “Demek ki mutlak zorunluk, formel ve gerçek zorunluğun içine döndüğü ve bunun yanı sıra gerçekliğin ve olabilirliğin de içine döndükleri hakikattir” (215).
       
      (Devamı)[116]...
      (Mantık’ın II. cildinin, Öz Teorisi’nin sonu)...
      Not edelim ki Küçük Mantık’ta (Ansiklopedi’de) aynı şey, sık sık, çok daha açık bir şekilde ve somut örneklerle açıklanıyor. Bk. idem Engels ve Kuno Fischer62.
      “Olabilirlik” konusunda, bu kategorilerin boşluğunu belirtiyor Hegel; ve Ansiklopedi’de şöyle diyor :
      “Herhangi bir şey’in olabilir ya da olamaz olması, muhtevaya bağlıdır; yani gerçekliğin duraklarının (momentlerinin) bütünlüğüne bağlıdır; ve gerçeklik, gelişmesi sırasında kendini zorunluk olarak ortaya koyar.” (Ansiklopedi, s. 287[117], ara bölüm 143, Ek.)
 
      Yer değiştirmesi sırasında kendini zorunluk olarak ispatlayan gerçekliğin duraklarının tümü, bütünlüğü.”
      Gerçekliğin duraklarının tüm bütünlüğünün yer değiştirmesi NB = diyalektik bilginin özü.

 
      Bk. aynı Ansiklopedi’de, s. 289; doğal fenomenlerin yalnızca zenginliği ve birbirini izlemesi ile doyum bulan hayranlığın boşunalığı üzerine, ve
      ... “doğa’nın uyumunun ve yasaları’nın daha dakik bir anlayışına yönelmenin”... (289) Maddeciliğe yakın.) zorunluğu üzerine güzel sözler.
      Ibid. Ansiklopedi, s. 292: “Bir birliğin içinde düşümdeşen iç ve dış alış verişi halinde gelişen gerçeklik, bu gerçekliğin çelişik hareketlerinin alış verişi, budur işte zorunluk”.
      Ansiklopedi, cild VI, s. 294 : ... “Zorunluk, anlaşılmamış olduğu için kördür ancak” ...
      Ib. s. 295 : “Kendi faaliyetinde, düşünmüş ve istemiş olduğundan tamamıyle farklı bir şeyin ortaya çıkmasıyla da (dem Menschen[118]) karşılaşabilir” ... [sayfa 127]
      Ib. s. 301 : “Töz, ide’nin gelişiminin süreci içinde özsel bir derece’ dir”...

 
      Şöyle okunacak bu: İnsanın doğa ve madde hakkındaki bilgisinin gelişim süreci içinde önemli bir derece.

 
      Mantık, cild IV:
      ... “O (die Substanz), her varlık’taki varlık’tır”... (220).[119]
      Tözellik bağıntısı, nedensellik bağıntısına geçer (223).
      ... “Ancak nedensellik olarak da gerçekliktir töz”... (225).
 
      Bir yandan, fenomenlerin nedenlerini bulmak için, maddenin bilgisini tözün bilgisine (kavramına) kadar derinleştirmek gerekir. Öte yandan da, nedenin gerçek anlamdaki bilgisi, fenomenlerin dış görünümünden töze giden bilginin derinleşmesidir: 1) doğa bilimlerinin tarihinden ve 2) felsefe tarihinden seçilip alınacak iki çeşit örneklerle rahatça açıklanabilirdi bu. Daha doğrusu: bize gerekli olan “örnekler” değil –comparaison n’est pas raison[120]– bu iki tarihin + tekniklerin tarihinin en yetkin kısmı, yani öz’üdür.

      “İlke olarak, netice... sebebin içermediği hiçbir şeyi içermez” (226) und umgekehrt...[121]
 

Ergo neden ve sonuç, evrensel bağmlaşmanın (evrensel) bağın, olayların karşılıklı halkalanmasının duraklarıdır (momentleridir) ancak; maddenin gelişme zincirinde birer halkadan başka bir şey değildir bunlar.


 
      NB :
      “Bir tek aynı şeydir, bu, ki bazen neden olarak, bazen sonuç olarak, burada özgül kalımlılık (dengelilik) olarak, şurada ise konumlu varlık yani bir başka’da belirlenim olarak ortaya çıkar” (227).
      Evrensel bağ her yanı (cihet) ve herşeyi kucaklar, nedensellik ancak tekyanlı, parçalı NB ve eksik biçimde dile getirir bunu. [sayfa 128]
NB
      “Şu da not edilebilir burada, denk düşmeyen bir anlamda kullanılmış olmakla birlikte, neden ve sonuç bağıntısı kabul edildiğine göre, sonuç, neden’den daha büyük olamaz; çünkü sonuç, neden’in beliriminden başka bir şey değildir” (230).
      Ve sonra, tarih konusunda, birtakım anekdotlar anlatılır genellikle bu alanda der Hegel: büyük olayların küçük “nedenler”i olarak – aslında birer vesile’dir bunlar, äussere Erregung[122]’dur; ve “olayların iç ruhu (esprisi, içsel doğası) bunlara ihtiyaç duymayabilirdi de hiç” (230). “Cılız bir kökten büyük bir figür çıkartan bu tarihsel arabeskler, zekice ama alabildiğine yüzeysel bir usuldür yine de” (ib.). tarihte
“büyük olayların
küçük nedenleri”

 
      Bu “iç ruh” – bk. Plehanov63 – olayların tarihsel nedenleri konusunda mistik, idealist, ama son derece derin bir telkin. Tarihi tamamıyle nedenselliğe indirgiyor Hegel; ve bir yığın çağdaş “bilgin”e oranla bin kat daha derin ve zengin bir şekilde anlatıyor nedenselliği.

 
      “Böylece hareket eden bir taş, neden’dir; taşın sahip olduğu bir belirlenimdir hareketi; ama bu belirlenimin dışında, rengi, formu, vs., gibi, nedenselliğine girmeyen daha bir çok belirlenimi içerir taş” (232).
 
      Genellikle anladığımız haliyle nedensellik, bağın küçücük bir parçasından başka bir şey değildir; ama (maddecilik açısından ekliyoruz) burada söz konusu olan bağ öznel değil elbette, gerçek ve nesnel bağ.

 
      “Nedensellik’in belirlenmiş bağıntısı’nın hareketi dolayısıyle, sonucun içinde sönmekle kalmayabilir neden yine bundan dolayı –formel nedensellikte olduğu gibi– sonuç da söner tersine, sönüp yiterken, sonucun içinde yeniden oluş’a geçebilir neden; ve sonuç da, tıpkı böylece, nedenin içinde sönüp yok olurken, yine nedenin içinde yeniden oluş’a geçebilir. Bu belirlenimlerin her biri, kendi konumlarının edimi içinde yürürlükten kaldırır kendi kendini, ve aşması içinde [sayfa 129] kendini konumlar; nedenselliğin bir dayanaktan bir başka dayanağa bir dış geçişi değildir bu; bu başka oluş, aynı zamanda, kendi kendini konumlayıştır. Böylece nedensellik, kendini önceden varsaymakta ve koşullamaktadır” (235).
 
      “Nedensellik bağıntısının hareketi” = aslında: şu yada bu yer yada derinlik derecesine kadarki iç bağı içinde kavranan, özümlenen tarihin hareketine respective maddenin hareketi...

 
      “Karşılıklı etki, ilkin, biribirini karşılıklı olarak koşullayan konumlu tözlerin karşılıklı nedenselliği olarak çıkar meydana; her biri bir öteki için, hem etkin tözdür hem de aynı zamanda edilgin töz” (240).
      “Kökendeki nedensellik, karşılıklı etki içinde ‘kendi olumsuzlaması’ ‘edilgenlikten doğuş’ olarak ve, gene ‘kendi olumsuzlamasında yok oluş’ olarak belirir, bir ‘oluş’ gibi...
      ...Demek ki, zorunluk ve nedensellik yok olmaktadır burada; bunların her ikisi de, bağ ve bağlantı olarak dolayımsız özdeşliği ve farklar’ın mutlak tözelliği’ni içlerinde barındırırlar; tözel farkların kökensel birliğini, dolayısıyle de mutlak çelişkiyi de içlerinde barındırırlar. Zorunluk, ‘çünkü var diye varlık’tır; varlığın kendi kendisi ile birliğidir; ve varlığın bu kendi kendisi ile birliği, kendi öz temel’idir. Ama aynı zamanda bu varlık, bir temele sahip olduğu için, varlık değildir; görüntü, bağlantı ya da dolayım’dır ancak. Nedensellik, nedenin kökendeki varlıktan yansıya ya da kısaca konumlu varlığa, ve aynı zamanda bunun tam tersine olarak, konumlu varlıktan kökendeki varlığa bu konumlu geçişidir; ama varlık ile görüntünün bu özdeşliği de, iç zorunluktur halâ. Bu içsellik yada bu ‘kendinde varlık’, nedenselliğin hareketini aşar; bundan dolayı da, bağıntı halindeki yanların tözelliği yitecek ve zorunluk kendini açığa vuracaktır. Zorunluk, yok olduğu için değil, henüz içsel haldeki özdeşliği ortaya çıktığı için, hürriyet haline gelir” (241–242). [sayfa 130]


“bağ
ve
bağlantı”

“tözün farklılık içindeki
birliği”

bağlantı,
dolayım


zorunluk
özgürlük
haline gelmekle
yok olmaz

 
      Hegel’in nedensellik konusunda söylediklerini okuyunca, kantçıların pek sevdiği bu tema üzerinde bu kadar az duruşu, ilk bakışta tuhaf geliyor insana. Neden mi bu kadar az duruyor Hegel? Çünkü onun için nedensellik, evrensel bağıntılılığın belirlenimlerinden sadece bircidir; ve çünkü Hegel bu evrensel bağıntılılığı çok daha derinden ve evrenselliği içinde kavramış ve bu evrensel bağıntılılık içindeki karşılıklı geçişleri, vs., bütün açıklaması boyunca ve daha baştan itibaren daima belirtmiş bulunmaktaydı. Neo-ampirizmin (ya da “fizik idealizm”in) “doğum sancıları” ile Hegel’in çözümlerini, ya da daha doğrusu, Hegel’in diyalektik metodunu yanyana getirip koymak, son derece öğretici bir iş olurdu.

 
      Hegel’in, Ansikloped’de, tek başına alındıkta “karşılıklı etki” kavramının yetersizliğini ve boşluğunu belirttiğini de not etmek gerekiyor.
      Cilt VI, s. 308.[123]
      “Hiç şüphe yok ki, karşılıklı etki, neden-sonuç bağıntısının en yakın hakikatidir, ve bundan dolayı da, şöyle söylemek gerekirse, kavramın eşiğinde durur. Ve işte bu da, kavramsal bilgi söz konusu olduğunda, bu bağıntının uygulanmasıyla niçin yetinilemiyeceğinin nedenidir.
      Verilmiş bir muhtevayı sadece karşılıklı etki açısından göz önüne almak tamamıyle düşüncesiz bir tavırdır; karşımızda kupkuru bir olgu vardır bu durumda sadece; ve nedensellik bağıntısını uygulamada söz konusu, özellikle söz konusu olan dolayım gerekliği yerine getirilmemiş, karşılanmamış olarak kalır gene. Daha yakından bakılınca, karşılıklı etki bağının uygulanmasındaki bu yetersizlik, şuradan ileri gelir: Bu bağıntı, kavrama eşdeğer olmaktan uzaktır; dolayısıyle, bu bağıntının da kavranması gerekir; ve bu amaçla da, bağıntının iki terimini, dolayımsız veri halinde bırakmayıp, daha önceki paragraflarda göstermiş olduğumuz gibi, iki terimden de üstün bir üçüncü terimin durakları (moment’leri) olarak kabul etmek gerekir; [sayfa 131] o üçüncü terim de, kavram’dır işte. Nitekim, örneğin, Sparta halkının törelerini bu halkın kuruluş yasasının bir sonucu olarak göz önüne aldığımızı ve, bunun tam tersini de, yani bu halkın kuruluş yasasını törelerinin bir sonucu olarak göz önüne aldığımızı da varsayalım bir an için: bu tarz bir anlayış, doğru olmasına olabilirdi pekâla, ama gene doyurmazdı bizi, çünkü böyle bir anlayışla, söz konusu halkın ne kuruluş yasasını ve ne de törelerini kavrayamazdık. Bunu kavrayabilmemiz, bağıntının her iki terimini birden ve bu iki terimin yanı sıra Sparta halkının hayatının ve tarihinin bütün öbür yanlarını da kendilerine temel olmuş olan kavramdan çıkmış olarak anladığımız takdirde olanak kazanabilirdi ancak” (308–309).

— — — — —







yalnız
“karşılıklı
etki” = boşluk

dolayımın
(bağlantı),
gerekliği
işte
nedenselliğin
uygulanmasında
söz konusu
olan

NB




bütün
tikel yanlar”
ve bütünsellik
(“Begriff”)

      Mantık’ın II. kitabının sonunda cild IV, s. 243, “kavram”a geçiş incelendiği sırada, şu tanım yer alıyor: “kavram, özelliğin ya da hürriyetin ülkesi”.
 
NB Hürriyet – öznellik
(“ya da”)
erek, bilinç, özlem
NB
      [sayfa 132]



       
       

KİTAP III
ÖZNEL MANTIK YA DA
KAVRAM TEORİSİ

 
      [sayfa 133]

 

CİLD V. MANTIK BİLİMİ

II. bölüm, öznel mantık yada
kavram teorisi

GENELLİKLE KAVRAM ÜZERİNE


      Mantık’ın ilk iki bölümü için, diyor Hegel, Vorarbeiten[124] yoktu, ama bu bölüm için, tam tersine “in Flüssigkeit bringen”[125] gereken “verknöchertes Material” var... (3).[126]

“Varlık ve öz, oluş’unun (des Begriffs[127]) duraklarıdır (momentleridir)” (5).
 
      Tersine çevirelim bunu: beynin en yüksek ürünüdür, maddenin en yüksek (yada, en değerli, en üstün) ürünüdür kavramlar.

      “Demek ki, varlık’ı ve öz’ü ele alıp işleyen nesnel mantık, sözcüğün tam anlamıyla, kavram’ın genetik açıklaması’nı meydana getirmektedir” (6).

9–10: Spinoza felsefesinin, töz’ün felsefesi olarak büyük önemi (çok yüksek bir görüş açısı bu, ama eksik, dolayısıyle de en yüksek değil: bir felsefe sistemini çürütmek genel olarak, o sistemi kaldırıp atmak anlamına gelmez, o sistemi geliştirmek anlamına gelir; o sistemin yerine bir başkasını, o sistemin tek yanlı karşıtını koymak anlamına gelmez, o sistemi daha üstün bir sisteme ekleyip katmak anlamına gelir.) Hür, bağımsız, bilinçli özne yoktur Spinoza’nın [sayfa 135] sisteminde (bu sistemin eksiği, “kendinin bilinci’nde olan öznenin hürriyeti ve bağımsızlığı”dır; ama düşünce Spinoza’da da, tözün bir yüklemidir (10 i. f.).
13. i. f. : Geçerken değiniyor Hegel: bir vakitler, “das Schlimme nachzusagen” der Einbildungskraft und dem Gedächtnisse[128] moda idi felsefe de; şimdi ise “kavram”ın ( = “das höchste des Denkens”[129]) önemi küçültülüyor; ve, “das Unbegreifliche”a[130] övgüler dökülüyor

      Kant’ı ima ediyor herhalde?



      Kantçılık’ın eleştirisine geçerken (s. 15) – Hegel, “tam-algı’nn deneyüstü birliği” (Begriff (kavram’)ın kendi kendini yarattığı bilincin birliği) idesini öne sürmüş oluşundan dolayı büyük çapta değer biçiyor Kant’a; ama aynı Kant’a, tekyanlı ve öznelci oluşundan ötürü sistemde bulunuyor :
      “(der Gegenstand[131]) düşüncede olduğu haliyle, kendinde’dir ve ‘kendi için’-dir..., sezgide yada tasarımda olduğu haliyle ise, fenomendir”... (16). (Kantçı idealizmi, öznel’den nesnel’e ve mutlak’a yükseltiyor Hegel)... sezgiden
nesnel gerçekliğin
bilgisine...

      Kavramların nesnelliğini kabul eder Kant (kavramların konusu (yada, nesnesi) Wahrheit[132]’tır), ama gene de öznel ola-rak bırakır onları. Kant’ta, Gefühl und Anschauung[133], anlayışgücünden (Verstand) önce gelmektedir. İşte Hegel’in bu konuda söyledikleri:
      “Ama ilkin, anlayışgücünün, kendisini önceleyen derecelerle bu bağıntısına ilişkin olarak, şu soru çıkıyor ortaya: bu derecelerin form’larını belirleyen bilim, hangi bilimdir? Saf mantık olarak bizim bilimimizde, bu dereceler, varlık ve öz’dür. Psikolojide, duygu ve sezgi ve sonra da genel olarak tasarım konulur anlayışgücünün öncesine. Bilincin bilimi olarak zihnin fenomenolojisinde ise, anlayışgücüne, duyulur bilinç ve sonra da algı derecelerinden geçerek yükselinir” (17). Bütün bunları “alabildiğine eksik bir şekilde” açıklamış oluyor Kant. [sayfa 136]
      Sonra da: – İŞİN TEMELİ –
      ...”Burada kavram... kendinin bilincinde olan anlayışgücünün, öznel anlayışgücünün edimi olarak değil; DOĞANIN OLDUĞU KADAR ZİHNÎN DE BİR DERECESİ’ni meydana getiren kendinde ve kendi için kavram olarak göz önüne alınmalıdır. HAYAT YADA ORGANİK DOĞA, KAVRAMIN KENDİNİ APAÇIK ORTAYA KOYUŞ DERECESİDİR DOĞANIN” (18). Nesnel idealizmin
maddeciliğe
dönüşümünün
“arefesinde”

      Hegel’in, gnoseolojik bakımdan Kant’ı çürüttüğü, – Kant’ın tutarsızlığını, başka bir deyişle, ampirizm (= maddecilik) ile idealizm arasında gidiş gelişlerini açığa çıkardığı– alabildiğine ilginç bir parça (s. 19 – 27) izliyor bunu (Engels “Ludwig Feurbach”64’ta, Kant’a karşı söylenebilecek şeylerin esası’nın Hegel tarafından – bu, idealist görüş açısından ne kadar mümkünse – çoktan söylenmiş olduğunu yazarken, herhalde bu parçayı göz önünde tutmuştu); tüm kanıtlarını, tamamıyle yalnızca, daha tutarlı bir idealizmin görüş açısına yerleşerek sıralıyor burada Hegel.
 
      Begriff (kavram) en üstün bilgi değil henüz; kavram’-dan da üstün olan var: İde = Begriff ve gerçeğin birliği.
      “Genellikle, “kavramdan başka bir şey değil bu” dendiği zaman, kavrama, kavramdan daha yetkin bir şey olarak sadece İde değil, İde’nin yanı sıra duyulur, mekânsal, zamansal, elle dokunulabilir somut ‘orada varlık olan’ da karşıt tutulmaktadır. Soyut, somut’tan daha az ağırlıklı olarak kabul edilmektedir bu durumda; çünkü onda bu madde, dışarda bırakılmıştır. Bu düşünce çerçevesi içinde, soyutlama şu anlama geliyor: daha nice nitelik ve özeliklerini koparıp alarak nesnenin değerini küçültmeyecek bir şekilde ve sadece öznel kullanımımız için, şu yada bu karakteristik yanını çekip çıkarıyoruz somut’tan. Soyutlama işleminin bütün bu nitelik yada özelikleri, gerçeklikleri içinde, ama ötede bir yerde, tüm değerleri içinde koruyup sürdürdüğü sanılıyor böylece; öyleki, anlayışgücü, sırf kendi güçsüzlüğü’nden ötürü bütün bu zenginliği kucaklamayıp yoksul soyutlama ile yetiniyor. Ama, sezginin verili maddesini ve tasarımın çeşitliliğini kavram’a ve [sayfa 137] düşünce’ye karşıt gerçek olarak alan bu düşünce çerçevesinin terki, yalnız her türden felsefenin değil, aynı zamanda dinin de temel koşuludur; çünkü, duyulur’un ve tikel’in uçucu ve yüzeysel fenomeni hakikatin kendisi olarak kabul ediliyorsa, soyutlamaya nasıl ihtiyaç duyulabilir ve nedir soyutlamanın anlamı?... İşte bunun içindir ki soyutlayıcı düşünce’ye, duyulur maddenin kaldırılıp ayrı bir yere konması işlemi (ve gerçekliğinden hiç bir şey yitirmemektedir zaten bu işlem sırasında bu duyulur madde) diye bakmak gerekiyor; soyutlama, daha çok, duyulur maddenin aşılması ve, basit fenomen hali içinde, ancak kavram olarak ortaya çıkan özsel’e indirgenmesidir” (19–21).






















Aklın gücünü
küçültüyor
Kant

idealistin daha tutarlısı da
Tanrı’ya
sarılır sımsıkı!

      İşin aslında Hegel, tamamıyle haklı Kant’a karşı. Somut’tan soyut’a yükselen düşünce – doğru ise (NB) (ve Kant da bütün filozoflar gibi, doğru düşünceden söz ediyor) – hakikattan uzaklaşmaz, tam tersine hakikata yaklaşır. Madde ve doğal yasa soyutlamaları, değer soyutlaması, vs., kısaca bütün bilimsel (yani, doğru, ciddi, keyfî olmayan) soyutlamalar, doğayı daha derinlemesine, daha doğru bir şekilde ve daha tam olarak yansıtmaktadır. Canlı sezgiden soyut düşünceye, ve soyut düşünceden de pratiğe – hakikat bilgisinin, nesnel gerçeklik bilgisinin diyalektik yolu işte budur. İmana yol açmak için, bilimi alçaltıyor Kant: Hegel, bilginin tanrı bilgisinden başka bir şey olmadığına dair bizlere güvence üstüne güvence vererek, yükseltiyor bilimi. Maddeci, madde, doğa bilgisini yükseltiyor ve Tanrı ile tanrıyı savunan filozoflar sürüsünü çöp çukuruna atıyor.

      “Burada hüküm süren belli başlı yanlışlık, doğal gelişmede yani oluşan bireyin tarihinde hareket noktası olarak seçilen doğal ilke’nin, yani başlangıç’ın, kavramda hakikî olan ve ilk olan olarak kabul edilmesinden ileri geliyor” (21). (– İnsanların bununla başladığı doğru, ama hakikat, başlangıçta değil, sondadır, daha doğru bir deyişle, devamdadır. İlk izlenim değildir, hakikat)... “Ama felsefe, olan bitenin hikayesi değil, olan bitenin içinde hakikî olan’ın bilgisi olmakla yükümlüdür” (21).
      Kant’ta bu, “psikolojik idealizm”dir: Kant’ta kategoriler “kendi bilincinden çıkıp gelen belirlenimler’dir sadece” (22). Anlayışgücünden [sayfa 138] (Verstand) akla (Vernunft) yükselirken, düşüncenin önemini küçültmekte Kant: düşüncede, “tamamlanmış hakikata ulaşma” yetisi olmadığını ileri sürüyor.
 

      “Kendisince yalnız yargıgücünün bir kanon’undan ibaret kalması gereken mantığın, nesnel görüşler üreten bir organon diye kabul edilişini, mantığın kötü kullanılması olarak yorumlamakta Kant. içlerinde daha yüksek bir kuvvetin (tam idealistçe bir söz bu!) ve daha derin bir muhtevanın (bu doğru işte!!) varlığını rahatça umabileceğimiz aklın kavramlarında, kategorilere özgü olan şeyden gayrı hiç bir Konstitutives | “nesnel” demesi gerekirdi | yan yoktur; idelerden başka bir şey değildir aklın kavramları; bunları rahatça kullanabileceğimiz söylenir gerçi, ama her türlü hakikat’ın içlerinde sonuçlanması gereken bu ‘anlaşılır özlerle, varsayımlar’dan gayrı hiç bir şey düşünülmemektedir; bunlara, ‘kendinde ve kendi için’ bir hakikat yüklemek, tamamıyle keyfî ve çılgınca bir iş olur; çünkü bunlar, bir deneyin içinde bulunamazlar. Felsefenin, duyarlığın mekânsal ve zamansal maddesinden yoksundurlar gerekçesiyle, ‘anlaşılır öz’lerin hakikiliğini inkâra kalkışacağı kimin aklına gelirdi ki?” (23).

      “Kendisince yalnız yargıgücünün bir kanon’undan ibaret kalması gereken mantığın, nesnel görüşler üreten bir organon diye kabul edilişini, mantığın kötü kullanılması olarak yorumlamakta Kant. içlerinde daha yüksek bir kuvvetin (tam idealistçe bir söz bu!) ve daha derin bir muhtevanın (bu doğru işte!!) varlığını rahatça umabileceğimiz aklın kavramlarında, kategorilere özgü olan şeyden gayrı hiç bir Konstitutives |“nesnel” demesi gerekirdi | yan yoktur; idelerden başka bir şey değildir aklın kavramları; bunları rahatça kullanabileceğimiz söylenir gerçi, ama her türlü hakikat’ın içlerinde sonuçlanması gereken bu ‘anlaşılır özlerle, varsayımlar’dan gayrı hiç bir şey düşünülmemektedir; bunlara, ‘kendinde ve kendi için’ bir hakikat yüklemek, tamamıyle keyfî ve çılgınca bir iş olur; çünkü bunlar, bir deneyin içinde bulunamazlar. Felsefenin, duyarlığın mekânsal ve zamansal maddesinden yoksundurlar gerekçesiyle, ‘anlaşılır öz’lerin hakikiliğini inkâra kalkışacağı kimin aklına gelirdi ki?” (23).
 
      Burada da, işin özünde, haklı Hegel: entbehrt des Stoffes der Sinnlichkeit[134] bir kategoridir değer; ama bu aynı değer, arz ve talep yasasında daha hakikî’dir.
      Ne var ki Hegel de bir idealist; ve “Konstitutives”, vs., konusundaki saçmalıklar bundan ileri geliyordu.





NB






      Düşüncenin (“des Denkens”) “nesnelliği”ni (24) (“kavram ile şey arasındaki özdeşlik” (24)) kabul ediyor Kant bir yandan; ama öte yandan da:
      “Ama öte yandan da, ‘kendinde ve kendi için’ şeyler olarak şeyleri bilemiyeceğimizi ve hakikatın, bilen akıl için ulaşılmaz kaldığını ileri sürüyor; nesne ile öznenin birliğine dayanan bu hakikat, olsa olsa fenomen olabilir... demeğe getiriyor; buna gerekçe olarak da, muhtevanın, sezginin çeşitliliğinden başka bir şey olmadığını ileri sürüyor. Bu konuda daha önce de belirttik ki, tam tersine [sayfa 139] kavram, ‘kavrama karşıt olan sezgiye aitliği içinde çokluk’u aşmaktadır; ve, olumsal olmayan özselliğine, ancak kavramdan geçirilerek döndürülebilir nesne. Nesnenin özselliği, fenomende belirmektedir; ve işte bunun içindir ki fenomen, özsüz bir şey değil özün bir belirimidir” (24–25).
      “Daima çok şaşırtıcı bir şey olarak görülecek bir olgu ile karşı karşıyayız: Düşünce ile, takılıp kalmış olduğu, duyulur varoluş arasındaki bu bağıntıyı sadece fenomenin görecel bir bağıntısı olarak kabul ediyor kantçı felsefe; ve ide’de, örneğin sezgisel anlayışgücü ide’sinde bu ikisinden daha üstün bir birliği kabul etmiş ve dile getirmiş oluşuna rağmen, bu görecel bağıntıda takılıp kalıyor, ve, kavramın gerçeklikten tamamıyle ayrı olduğunu ve ayrı kaldığını ileri, sürüyor; bunu yapmakla, tamamlanmış bilgi olarak ilân ettiği şeyi şimdi hakikat olarak kabul etmiş oluyor; ve hakikat olarak kabul edip belirlenmiş kavramını ortaya koyduğu şeyi de aşkın, yasak ve bir düşünce varlığı olarak yorumluyor.”
      Mantık’da, “doğanın yaratıcısı” oluyor İde (26).
















kendinde
şeylerin
bilinebilirliğini
savunuyor Hegel




fenomen
özün
belirimidir




NB




NB



... Ha- ha!

      Mantık, somut bilimlere (doğa ve zihin bilimlerine) karşıt olarak, “formel bilimedir (27); ama mantığın konusu, “saf hakikat”tır... (27).
      Hakikatin ne olduğunu sorup (“Saf Akim Eleştirisi” s. 83) o hep bildiğimiz sıradan cevabı (“bilgi ile nesne arasındaki denklik”) verirken, kendi kendiyle çelişiyor Kant; çünkü “deneyüstü idealizmin temel iddiası”,
      — “rasyonel bilginin ‘kendinde şey’i kavrayamayacağı”dır (27) –
      — ve besbelli ki, “yanlış tasarımlar”dan gayrı hiç bir şey yoktur burada (28).
      Hegel, (ona göre Kant da rastlanan) salt formel mantık kavramına karşı kanıtlarını sıralar ve basit görüş açısına göre (hakikat bilginin nesneyle denkliği “Übereinstimmung”dir); bu “denklik için iki varlığın zorunlu” olduğunu belirtirken, mantıkla formel’in “saf hakikat”tan ibaret olduğunu (29) söylüyor; ve ekliyor ki
      ... “işte bundan dolayı bu formel, belirlenim ve muhteva bakımından genellikle kabul edilegeldiğinden çok daha zengin ve somut üzerinde çok daha büyük bir güce sahip olmak gerekir”... (29). [sayfa 140]
?

?
      ... “Mantık formlarında düşüncenin formel işlevlerinden başka bir şey bulunmadığı ileri sürülse bile hangi ölçüde hakikata denk düştüklerini görmek için gene de incelenmeleri gerekirdi bu formların. Bu sorunla uğraşmayan bir mantık, düşünce fenomenlerinin doğa bilimleri düzeyinde bir betimlemesi olarak değer taşıyabilir ancak” (30–31). (Aristoteles’in ölümsüz değeri de Hegel’e göre işte buradadır), ama “bununla kalmayıp daha ileriye gitmek zorunluğu vardır”... (31).
      Demek ki, düşüncenin formları’nın betimlenmesi değil sadece ve sadece düşünce fenomenlerinin doğa bilimleri düzeyinde betimlenmesi de değil (formlar’ın betimlenmesinden farklı olan nesi var bunun??) ama aynı zamanda hakikatla denk düşüş yani ?? düşüncenin tarihinin özü, yada daha basit bir deyişle, sonuçları, toplamı mı?? Hegel’de, idealist karanlık ve sonuna kadar dile getirilmeyen başka bir şey. Mistisizm.
      Psikoloji değil, zihnin fenomenolojisi değil, ama mantık = hakikat problemi.
    Bu anlayış içinde mantık bilgi teorisi ile dü- şümdeşiyor. Genel önemi çok büyük olan bir soru bu.
      Bk. Ansiklopedi, cilt VI, s. 319[135]: “ama (die logischen formen[136]), kavramın form’ları olarak, gerçeğin yaşayan ruhu’nu meydana getirirler”...
  Evren’in ve düşünce’nin genel yasaları
NB       Begriff, “adäquater Begriff”e[137] doğru gelişerek, ide haline gelecektir (33). “Nesnelliği içinde kavram, ‘kendinde ve kendisi için şey’in ta kendisidir” (33). NB
      = nesnelcilik + mistik ve evrime ihanet [sayfa 141]

       
       
       

BİRİNCİ KESİM:
ÖZNELLİK



      “Kavram”ın – başta salt “formel” olan kavramın – yargı’ya, (Urteil) doğru, sonra tasım’a. (Schluss) doğru, ve en son olarak da, öznel kavramın kendi nesnelliğine dönüşümüne doğru diyalektik hareketi (34–35)[138].
      Kavramın ilk ayırt edici çizgisi : evrensellik (Allgemeinheit). NB : kavram, öz’den geliyor; öz de varlık’tan gelmişti.
En lisant[139b]...
These parts of the work should be called: a best means for
getting a
headache![139c]
      Bundan sonraki kısım, evrensel’in, tikel’in (Besonderes) ve tekil’in (Einzelnes) geliştirildiği kısım, alabildiğine soyut ve alabildiğine “abstrus”[139]
      Bütün bu “çapraşık” akılyürütmeleri çok kötü açıklıyor Kuno Fischer – en kolay olan’ı alıyor sadece – Ansiklopedi’deki örnekleri alıyor – ve bunlara (Fransız Devrimi’ne karşı) kabataslak bir takım düşünceler ekliyor (Kuno Fischer, cilt VIII, 1901, s. 530) vs.. Ancak, güç geçişlerin, nüansların, Hegelci soyut kavramların akışının anahtarını nasıl araması gerektiğini açıklamıyor okura. [sayfa 142]
      Görünen kadarıyla, burada da Hegel için temel şey, geçişler’i belirtmektir. Belli bir görüş açısından ve belirli koşullar içinde, evrensel tikel’dir, ve tikel de evrenseldir. 1) Bağıntılılık değil sadece, tüm kavram ve yargılar arasındaki kopmaz bağıntılılık değil ; aynı zamanda, 2) bir kavramdan öbürüne geçişler, ama sadece geçişler de değil ; aynı zamanda, 3) karşıtların özdeşliği – Hegel için temel önem taşıyan şey, işte bu. Gelgelelim, alabildiğine “çapraşık” bir açıklamanın sis’i arasından “hayal meyal” seçilebiliyor bu ancak. Genel mantık kuram ve kategorilerinin gelişmesi ve uygulanması açısından tasarlanıp yazılacak bir düşünce tarihi – voilà ce qu’il faut![140]
Bütün bunlar,
eski formel mantığa gene de ödenen bir haraç olmuyor mu? Elbette öyle! Fazladan olarak mistisizme = idealizme de ödenen bir haraç


Volià[140b], “Mantık”ın bu bölümündeki “belirlenimler” ve Begriffsbestimmun- gen[140c]’lerin bolluğu!
      S. 125’te, “ünlü” tasımı – “bütün insanlar ölümlüdür, Carus da bir insandır, demek ki o da ölümlüdür” – aktardıktan sonra, zekice ekliyor Hegel : “Bu türden bir tasımı işitir işitmez sıkıntıdan ölüyor insan” – ve “hiç bir yararı olmayan form”dan ileri geliyor bu. Şu derin gözlemde bulunuyor ayrıca : doğru!
NB       “‘Herşey bir tasarım’dır; yani tikellik yoluyle tekillikle birleşmiş bir evrensel; ama hiç şüphe yok ki, bütün şeyler, üç önerme’den oluşan birer bütün değillerdir” (126). Herşey bir tasım’dır... NB

      Çok güzel! En sıradan mantık “şekilleri”i – (tasımın ilk şeklini inceleyen birinci paragrafta geçiyor bütün bunlar) – skolastik tarzda sulandırılmış, sit venia verbo, şeyler arasındaki en basit bağıntılardır. [sayfa 143]

 

Hegel’de tasım’ın çözümlemesi (E. – B.–A., Eins; Besonderes; Allgemeines[141], B. – E. – A., vs.). Marx’ın Birinci Bölümde Hegel’i taklidini andırıyor.65.


 

Kant Hakkında


      Diğerlerinin yanısıra :
      “Kant’ta aklın antinomileri, şuna indirgenirler: Temel olarak kavramın belirlenimlerinden biri konulur ilkin; sonra da, gene aynı zorunlukla, bir başka belirlenim kavramın temeline konulur”... (128–129)....

Bir Kant’çının, vs.’nin gözünde geçerli olan her türden mantığı ve bilgi teorisi’ni adım adım çözümleyebilmek için, Hegel’e dönmek gerekirdi yeni baştan.

NB :
Umkehren[141b]: Hegel’in diyalektiğini, akla uygun şekli içinde, ekonomi politiğe uygulamıştır Marx.
(Soyut) kavramların oluşumu ve bu kavramlarla yapılan işlemler, evrenin nesnel bağlantı yasalarının tasarımını, kanısını, bilincini zaten çoktan içermektedir. Nedenselliği bu bağlantıdan koparıp ayırmak saçmadır. Evrenselin tekil ve tikeldeki nesnelliğini inkâr etmek olanaksızdır. Görülüyor ki, Hegel, nesnel dünyanın hareketinin kavramların hareketindeki yansısını izlemeğe giriştiğinde, Kant ve ötekilere oranla kat kat daha derine iniyor. Değerin basit şekli, bir malın bir başka mal karşılığında mübadelesi biçimine bürünen bir tek edim bile, nasıl, kapitalizmin bütün ana çelişkilerini kapalı olarak içermekteyse, tıpkı bunun gibi, en basit genelleme [sayfa 144] de, kavramlar’ın (yargılar, tasımlar, vs.) en ilk ve en basit oluşumu da, insanın, gittikçe daha derin bir şekilde, evrenin nesnel bağlantısının bilgisine erişini dile getirmektedir. Hegel’in Mantık’ının gerçek anlamını, imlemini ve rolünü asıl burada aramak gerekiyor işte. Buna NB. NB
Hegel’in
Mantık’ının
gerçek
anlamı
konusunda

 

İki aforizma :

      1. Plehanov, Kantçılığı (ve genellikle agnostisizm’i, bilinemezciliği), bu felsefelerin akıl yürütmelerini derinleştirerek, genelleştirerek ve genişleterek, her türden bütün kavramların bağlantı’sını ve biribirlerine geçişler’ini göstererek (Hegel’in Kant’ı düzelttiği gibi) düzeltmeyip, a limine reddetmek’le yetindiği ölçü’de, diyalektik maddeciliğin görüş açısından değil, daha çok, sıradan bayağı maddeciliğin görüş açısından eleştirmiş oluyor.
      2. XX. yüzyıl başlangıcının marksistleri, Rantçıları ve Yumcuları (Hume’cuları), Hegel’vâri olmaktan çok, Feuerbach’vâri (ve Büchner’vâri) eleştirdiler.



Çağdaş,
Kantçılığın,
Mahçılığın, vs.’nin eleştirisi konusunda.
      ...”Bir tümevarıma dayanan bir deney, algının tamamlanmamış olduğu teslim edildiği halde, geçerli olarak kabul edilmektedir; oysa kabul edilebilecek olan tek şey, bu deneye karşı, deney ‘kendinde ve kendi için’ hakikî olduğu ölçüde, hiç bir kanıt gösterilemeyeceğidir” (154). [sayfa 145] NB

      § “Tümevarım tasımı”nda yer alıyor bu parça. En basit yoldan, tümevarım yolundan elde edilen en basit hakikat, daima eksiktir, çünkü deney daima eksiktir. Ergo: tümevarımın analoji ile – varsayım (bilimsel öngörü) ile olan bağı, her türlü bilme’nin görecelliği ve bilginin ileriye doğru her adımındaki mutlak muhteva.

 
Aforizma: Hegel’in Mantık’ının tümü iyice incelenmeksizin ve anlaşılmaksızın, Marx’ın “Kapital”ini ve özellikle de “Kapital”in bölüm I’ini bütünüyle anlamak olanaksızdır. Şu halde hiç bir marksist, ondan ½ yüzyıl sonra bile, Marx’ı anlamış değildir!!

 
aforizma       Analoji yoluyle tasımdan zorunluk tasımına – tümevarım yoluyle tasımdan analoji yoluyle tasıma – evrensel’den tikel’e giden tasımdan tikel’den evrensel’e giden tasım’a[142] geçiş – bağlantı’nın ve geçişler’in [bağlantı da, geçişler’dir] açıklanması : Hegel’in yüklendiği görev, bu işte. Gerçekten de, mantıksal form’ların ve yasaların boş bir zarf değil, nesnel dünyanın yansısı olduklarını ispatlamıştır Hegel. Daha doğrusu ispatlamamıştır da, dâhice bulmuştur.




soyut
ve somut
kavramlar

hürriyet
ve
zorunluk



)
      Ansiklopedi’de, anlayışgücü ile akıl arasındaki, anlayışgücünün kavramı ile aklın kavramı arasındaki farkın, şu doğrultuda anlaşılması gerektiğini not ediyor Hegel :
      “Kavramın sadece olumsuz ve soyut form’uyle yetinmek, yada kavramı, kendi hakikî doğasına uygun biçimde, aynı zamanda olumlu ve somut olarak anlamak, tamamıyle bize bağlı bir iştir. Buna bir örnek vermek gerekirse, anlayışgücünün bir [sayfa 146] kavramı olarak hürriyet kavramı, zorunluğun soyut karşıtı diye de göz önüne alınabilir nitekim; oysa mantıksal olarak hürriyet kavramı, zorunluğu ilga edilmiş olarak kendinde barındırmaktadır zaten” (s. 347–348, cilt VI)[143].
      Ib. s. 349 : Mantık form’larını öylesine eksiksiz bir biçimde betimlemişti ki Aristoteles, “öz bakımından” onun yaptığına eklenecek hiç bir şey kalmamıştı.
      “Tasımın şekilleri”, genellikle, boş bir formalizm olarak alınmaktadır. “Oysa, her durak’’ın, kavramın belirlenimi olarak, hem doğrudan doğruya bütün ve hem de dolayımlayan (yada, araçlayan, mediatisant) temel olması zorunluğuna dayanan temel bir anlamı vardır bu şekillerin” (352, cilt VI).
      Ansiklopedi (c. VI, s. 353 – 354) :
      “Tasımın şekillerinin nesnel anlamı, genellikle şuna dayanamaktadır: Her akla uygun’un (rasyonelin, rasyonel olan’ın) üçlü bir tasım olduğu meydana çıkar; hem de öyle ki, bu üçlü tasımın öğelerinden her biri, uçlardan birinin yerini alabildiği gibi, dolayımlayan orta terimin yerini de alabilmektedir. Felsefe biliminin üç öğesinin, mantıksal İde, doğa ve zihin’in durumu budur. Burada orta terim yeniden birleştiren öğe, doğa’dır ilkin. Doğa, bu dolayımsız (yada, araçsız, immediat) bütünlük, mantıksal İde’nin ve zihnin meydana getirdikleri iki uç terimde gelişmektedir.” NB




NB
      “Doğa, bu dolayımsiz bütünlük, mantıksal ide’de ve zihinde gelişir”. Bilgi ile uğraşan öğretidir mantık. Bilgi teorisidir. Bilgi, insan aracılığıyle (yada, insan tarafından) yansısıdır doğanın. Ama bu yansı basit değildir, dolayımsız değildir, bütün değildir; bir dizi soyutlamadan, kavramların, yasaların, vs. oluşmasından, form’landırılmasından meydana gelen bir [sayfa 147] süreçtir bu, – ve bu kavramlar, yasalar, vs., (düşünce, bilim = mantıksal ide”) sürekli hareket ve gelişim halindeki doğanın evrensel yasalarını, görecel olarak, yaklaşık olarak kucaklamaktadırlar. Gerçek olarak, nesnel olarak, üç terim var burada : 1) doğa; 2) insan bilgisi = (bu aynı doğanın üstün ürünü olarak) insanın beyni ve 3) doğanın insan bilgisindeki yansısının formu; kavramlar, yasalar, kategoriler, vs.’dir bu form. insan bütün doğayı, “dolayımsız bütünlüğü” içinde hiç eksiksiz olarak kucaklayamaz = yansıtamaz – tasarımlayamaz; soyutlamaları, kavramları, yasaları, evrenin bilimsel bir tablosunu, vs., vs., yaratıp kurarak, sürekli şekilde buna yaklaşabilir insan sadece.
( NB
Hegel “sadece” bu “mantıksal
ide”yi, yasaları,
evrenselliği
tanrılaştırıyor
)
      + “Ama zihin, doğa tarafından dolayımlanmış (yada, araç kılınmış, mediatise) olduğu zaman zihindir ancak”... “Doğada mantıksal ide’yi bilen (yada, tanıyabilen, tanıyıp bilen) ve, doğayı böylece özüne yükselten, zihindir”... “Mantıksal ide, zihnin olduğu kadar doğanın da “mutlak tözü”dür, evrensel olan, herşeyin içine süzülenedir” (353–354). NB
      Analoji konusunda, son derece doğru gözlem:
      “Ampirik olarak bulunmuş olan şu yada bu belirlenimin iç doğa’da temellendirilmiş olup olmadığını, yani verili ve temele dayanan bir nesne gibi temellendirilmiş olup olmadığını önsezi yoluyle bildirten (şey), aklın içgüdüsü’dür” (357). (C. VI, s. 359).
Kendi kendine
karşı!
Ve s. 358: Doğa felsefesinin saygınlıktan düşmesine yolaçan da – hak edilmişti bu, diyor Hegel – boş analojilerle oynaması olmuştur. [sayfa 148]

      Sıradan mantık[144]’ta, nesnellikten formalist bir tarzda koparılıp ayrılmıştır düşünce :
      “Düşünce, sadece öznel ve formel bir etkinlik olarak değer taşır burada ancak; nesnel de, düşüncenin karşısında, kalımlı ve ‘kendi için varolan’ bir şey olarak değer taşır. Ama bu ikicilik (yada, düalizm), hakikî ikicilik değildir; ve, öznellik ile nesnelliğin belirlenimlerini, yalnızca oldukları kadarıyle ve kökenlerini soruşturmaksızın kabul edip almak, düşüncesizce bir davranıştır”... (359–360). Varlıktan ve özden başlayan gelişimin bir derecesinden başka bir şey değildir aslında öznellik, – sonra bu öznellik, “diyalektik oluşuyle” “sınır taşını kırıp parçalar” ve “tasımın birleştirmesiyle nesnelliğe açılır” (360).
 

Alabildiğine derin ve zekice! Mantığın yasaları, nesnel olan’ın, insanın öznel bilincindeki yansısıdır.


 
      Cilt VI, s. 360
      “Gerçekleşmiş kavram”, nesnedir.
      Öznenin, kavramının, nesneye bu geçişi “garip” geliyor ona; ama nesne deyince, soyut bir ‘olmakta olan’ı (étant) değil, bir “kendi kendinde eksiksiz somut özerk”i anlamak gerekiyor.” (361).
 
“Evren, İde’nin, başka (yada, başka’daki) varlığıdır”.

      Öznellik (yada, kavram) ve nesne, aynı şey’dirler ve aynı şey değil’dirler... (362).
 
Ontolojik tanıt ve Tanrı üzerine bir alay budalalık!
     ...”Öznellik ile nesnelliğe kalımlı ve soyut bir karşıtlık olarak bakmak, tam tersine çevirmektir işleri. Her ikisi de, kesinlikle diyalektiktir”... (367) [sayfa 149] NB


       
       
       

İKİNCİ KESİM:
NESNELLİK


 
      (Mantık) V, 178[145]:
      Nesnelliğin çift anlamı :
      ... “böylelikle nesnellik için de bir çift anlam çıkmış oluyor ortaya: özerk kavramın karşısında kalmak ve aynı zamanda da ‘kendinde ve kendi için olmakta olan’ olmak”... (178).
      ... “Hakikatin bilgisi, şöyle konumlanmıştır: kendi kendisi olarak nesneyi, öznel yansımanın her türlü eklentisinden bağımsız nesne olarak tanımak”... (178).


nesnellik


nesnenin
bilgisi

      Mekanikçilik (yada, mekanizm) üzerine düşünceler –sonra da– tam saçmalık denebilecek cinsinden alabildiğine çapraşık şeyler.
      Daha ilerde, kimyasalcılık (yada, şimizm), “yargılama”nın evreleri, vs., üzerine de böyle.

      “Yasa” başlığını taşıyan paragraf (198 –199), bu denli ilginç bir sorun üzerinde Hegel’den beklenebilecek olanı vermiyor. Anlaşılmaz şey: “yasa” niçin “mekanikçilik”e bağlanıp mal edilmekte?
      Yasa kavramı, burada, “düzen” (Ord-nung), bircinstenlik (yada, homogenlik) (Gleichförmichkeit); zorunluk; der objektiven Totalität[146] “ruh”u; “özhareket (yada, kendinden – hareket, automouvement) ilkesi” kavramlarına yaklaştırılıyor. [sayfa 150] çok önemli
bu
yaklaştırma

Ve bütün bunlar, mekanikçiliği, zihnin, kavramın, vs., ruhun, bireyliğin, başka-varlığı (yada, başka’daki-varlığı) olarak alan görüş açısından... Gözle görülür şekilde, boş analojilerle oynamak oluyor böylesi artık!



(((














      Sayfa 210’da geçen “Naturnotwendigkeit”[147] kavramını da not etmek gerekiyor – “biri de, öteki de, kimyasalcılık gibi mekanikçilik de, birlikte olarak, doğa zorunluğuna altlanmışlardır”... çünkü burada “dıştalığa batışını (des Begriffs)” görüyoruz kavramın (ib.).



      “Erekbilim ile mekanikçilik arasındaki karşıtlığın, herşeyden önce, hürriyet ile zorunluk arasındaki daha genel karşıtlık demek olduğunu daha önce belirtmiştik. Bu form içinde karşıtlığı, akim çatışkıları (yada, antinomi’leri) ile ve deneyüstü ide’lerin üçüncü çatışması olarak ortaya koymuştu Kant” (213). Kant’ın tez ve antitez (yada, sav ve karşısav) konusundaki kanıtlarını kısaca hatırlattıktan sonra, bu kanıtların boşluğunu not ediyor Hegel; ve Kant’ın akılyürütmesinin ulaştığı sonuca dikkati çekiyor:
      “Bu antinominin Kantçı çözümü, öbür antinomilerin genel çözümüyle aynıdır. Aklın bu önermelerden ne birini ve ne de ötekini ispatlayamayacağını; çünki bizim, doğanın salt görgül (yada, ampirik, deneye dayanan) yasalarına göre şeylerin olabilirliğini belirleyen hiç bir ilkeye sahip olamayacağımızı söylemeğe dayanır bu çözüm de. Sonra da, üstelik, her iki önermenin de, zorunlu bir şekilde, nesnel önermeler olarak değil, öznel hikmetler olarak düşünülmesi gerekmektedir. Bir yandan, basit doğa mekanizmasının ilkesine göre doğa olayları üzerinde düşünmek zorundayım daima; ama bu, bir deneyi [sayfa 151] fırsat bilip gerekçe olarak gösterebildiğim her seferinde, bir başka hikmete göre, yani son erekler ilkesine göre, doğanın belirli form’larını araştırmağa girişmeme engel olmuyor; sanki, zaten sadece insan aklı için zorunlu sayılan bu iki hikmet (yada, bilge sözü, maxime), o önermelerin içinde bulundukları karşıtlığın aynı olan bir karşıtlık içinde değillermişcesine. Daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi, salt felsefeye duyulan ilginin gerekli kıldığı şey, yani iki ilkeden hangisinin ‘kendinde ve kendi için’ bir hakikat olduğu, böyle bir görüş açısından araştırılamaz; çünkü bu görüş açısından, söz konusu ilkelerin nesnel olarak mı, yani burada doğanın dışsal biçimde varolan belirlenimleri olarak mı, yoksa öznel bir bilginin basit hikmetleri olarak mı düşünülmeleri gerektiği arasında fark yoktur; hattâ daha çok, şu yada bu hikmeti uygulayan, özet, yani olumsal bilgi’dir; ve olumsal (yada, zorunsuz, contingent) bilgi, deney sonucunda elde ettiği gerekçeye göre uygular bu hikmetleri, ve gene bunları verili nesnelere uygun olarak ele alışma göre uygular; uygularken de, bu belirlenimlerin, bunlar ister nesnelerin yada isterse bilginin iki belirlenimi olsunlar, hakikiliği sorusunu koymaz” (215–216).

)))
















“doğa=
kavramın
dıştalığa
batışı”
(ha! ha!)

hürriyet ve
zorunluk






Kant’a karşı
Hegel
(hürriyet ve
zorunluk)





bien[147b]

H e g e l:

      “Erek, böylece, mekanikçilik ve kimyasalcılıkla, üçüncü terim olarak meydana gelmiş bulunmaktadır. Bunların hakikatidir erek, henüz kendisi de nesnelliğin alanı içinde, yani bütünsel kavramın dolayımsızlığı içinde bulunduğundan dolayı, bu haliyle, dışsallığın etkisindedir daha henüz, ve karşısında da bağlı bulunduğu nesnel bir dünya vardır. Bu bakış açısından, kimyasalcılığı da genel bir tarzda içine almamız gereken [sayfa 152] mekanik nedensellik, dış ereklik bağıntısı olan bu ereklik bağıntısı içinde görünmektedir daha; ama ona bağımlı olan olarak, ‘kendinde ve kendi için yürürlükten kalkmış (yada, lağvedilmiş) olan’ olarak görünmektedir” (216–217).
      ... “Nesnel sürecin önceki iki form’unun bağımlılık doğası, buradan ileri gelir; ama bunlarda ‘sonsuza dek ilerleme halinde bulunan başka’, herşeyden önce bunların dışında olarak konumlanmış olan kavramdır, ‘erek olan’ kavramdır; sadece kavram değildir bunların tözü, tam tersine, dıştalık da bunların, bunlar için özsel olan belirlenimlilik (determinite)’lerinin oluşturucu durağıdır. Mekanik yada kimyasal teknik, dıştan belirlenimlenmiş olma karakteri dolayısıyle, kendiliğinden gelir girer ereklik bağıntısına. Ki şimdi bu bağıntıyı daha kesin bir tarzda inceleyeceğiz” (217).

Maddeci
diyalektik:

      Dış dünyanın, doğanın, mekanik ve kimyasal olarak altbölümlere ayrılan yasaları (çok önemli bu), kendine bir erek veren insan etkinliğinin te-melleridir.
      Pratik etkinliği içinde insan, nesnel dünyayı bulur karşısında; ona bağımlıdır, kendi öz etkinliğini onunla (yada, nesnel dünyanın varlığını ister istemez hesaba katarak) belirler.
      Bu açıdan, insanın (kendine bir erek veren) pratik etkinliği açısından bakılınca, dünyanın (doğanın) mekanik (ve kimyasal) nedenselliği, dış bir şey gibidir, ikincil ve maskelenmiş gibidir.
      Nesnel sürecin 2 form’u: (mekanik ve kimyasal) doğa, ve, kendine bir erek veren insanın etkinliği. Bu form’lar arasındaki bağlılaşmalar. İnsanın erekleri, ilkin, doğaya oranla yabancı (“başka”) gibi gözükür. İnsanın bilinci, bilim (“der Begriff”), doğanın özünü, tözünü yansıtır; ama aynı zamanda bu bilinç, doğanın dışındadır (hemencecik ve basit bir şekilde doğayla düşümdeşmez).
      MEKANİK VE KİMYASAL TEKNİK, işte doğrudan doğruya bundan dolayı, karakteri (özü) dış koşullar tarafından (doğanın yasaları tarafından) belirlenimlendiğinden dolayı, insanın ereklerinin hizmetindedir.

((TEKNİK, ve NESNEL dünya. TEKNİK ve EREKLER))
      ... “(der Zweck[148])’in önünde, etkinliğinin varolan bir dünyaya bağlanır gibi yönelip bağlandığı nesnel –mekanik ve kimyasal– bir dünya bulunmaktadır”... (219–220). “Bu ölçü içinde, dünyanın dışında gerçek anlamında bir varoluşa sahiptir daha o; yeter ki bu nesnellik, gerçekten onun karşısında bulunsun”... (220).
 
      Aslında insanın erekleri, nesnel dünya tarafından doğurulmaktadır ve insanın erekleri bu dünyayı varsayar, bir veri gibi, bir varolan gibi bulurlar bu dünyayı. Ama bu erekler, dünyanın dışından alınmış gibi, dünyadan bağımsızmış gibi gelir insana (“hürriyet”).
      ((NB : “Öznel erek” üzerine §’da bütün bunlar NB)) (217–221). [sayfa 153]

      “Bir araçla, nesnellikle birleşerek; nesnellikte de, kendi kendisiyle birleşir” (221§ : “Araç”).
      “Sonlu (yada, bitimli) olan erek, ayrıca, sonlu bir muhtevaya sahiptir; bu durumunda bir mutlak değildir, yani yalnızca ve basitçe bir ‘kendinde ve kendi için akla uygun olan’ değildir erek. Ama orta terim, tasımın dış ortasıdır ve bu dış orta da, ereğin bütünlenişidir; kendi hali içinde ‘akla uygun olan’, sonradan, orta terimde erek için belirir; ve ‘akla uygun olan’, bu dıştaki başka’da ve doğrudan doğruya da bu dışta oluş dolayısıyle kendini koruyup sürdürüyor. Bu bakımdan araç, dış erekliğin bitimli ereklerinden daha yüksek bir şeydir; saban, kendisi tarafından sağlanan ve birer erek olan yararların dolayımsız biçimde olamayacakları kadar saygıdeğerdir. Alet koruyup sürdürür kendini; oysa dolayımsız haz ve yararlar geçer ve unutulur. EREKLERİYİM DIŞ DOĞANIN KÖLESİ DURUMUNDA KALAN İNSAN, ALETLERİYLE DIŞ DOĞA ÜZERİNDE EGEMEN DURUMA GEÇER” (226). Hegel’de
tarihsel
maddeciliğin
tohumları




Hegel
ve
tarihsel
maddecilik


 
Vorbericht, yani kitabın önsözü, şu tarihi taşıyor:
Nuremberg, 21.VIII, 1816.
§ : “Gerçekleşen erek”te yer alıyor bu

HEGEL’DE TOHUM HALİNDE VAROLAN DEHALARA ÖZGÜ KAYNAK – FİKİR’LERİN UYGULAMALARINDAN VE GELİŞMELERİNDEN BİRİ OLARAK TARİHSEL MADDECİLİK.

      “Ereksel süreç, kavram haliyle, ayrı bir biçimde varolan kavramın (sic!) nesnelliğe çevirisidir” ...(227). [sayfa 154]
 

NB










NB







      Kendi kendine bir erek veren insan etkinliğini, bu etkinliğin bir “tasım” (Schluss) olduğunu, öznenin (insanın) “tasım”ın mantıksal “şekil” i içinde bir “terim” rolü oynadığını, vs., söyleyerek, mantığın kategorileri içine sokabilmek için – bazan çırpınırcasına – bir çaba gösteriyorsa Hegel
      KATİYEN BİR OYUN OLSUN DİYE YAPMIYOR BUNU. ALABİLDİĞİNE DERİN VE TAMAMİYLE MADDECİ BİR MUHTEVA VAR BURADA. TERSİNE ÇEVİRMEK GERE-KİYOR: MANTIK ŞEKİLLERİNİN BİRER BELİT DEĞERİNİ ALABİLMESİ İÇİN, İN-SANIN PRATİK ETKİNLİĞİNİN, BU ÇEŞİTLİ MANTIK ŞEKİLLERİNİ, İNSAN BİLİNCİNE MİLYARLARCA VE MİLYARLARCA KERE TEKRARLATMIŞ OLMASI GEREKİYORDU ŞÜPHESİZ. BUNA NOTA BENE.

MANTIK
KATEGORİLERİ
VE İNSAN
PRATİĞİ
      “Ereğin hareketi şimdi şu sonuca ulaşmış bulunuyor: dıştalık durağı, kavramda konumlu olmakla kalmamaktadır sadece, ve kavram sadece bir gereklik-varlık (devoir-être) ve bir özlem değildir artık; tam tersine, somut bütünlük olarak, dolayımsız nesnelliğe özdeştir şimdi kavram” (235). (Bölüm III : “Ereklik”) –Kesimli: “Nesnellik’ten, Kesim III: “İde” ye geçişin sonundaki o “Gerçekleşen erek”in sonunda. NB

NB
      Dikkat : kavram ile nesnenin düşümdeşliği olarak “ide”ye, hakikat olarak ide’ye, insanın bir ereğe yönelmiş pratik etkinliğin’dengeliyor Hegel. Nerdeyse şunu da söyleyiverecek: İnsan, idelerinin, kavramlarının, bilgilerinin, biliminin doğruluğunu, pratiği ile ispatlar. [sayfa 155]
ÖZNEL
KAVRAMDAN
VE ÖZNEL
EREKTEN
NESNEL HAKİKATA

       
       
       

ÜÇÜNCÜ KESİM:
İDE


      Üçüncü kesimin başlangıcı : “İde”.
NB






      “Upuygun kavramdır İde, nesnel doğru’dur (hakikî’dir) yada öyle kabul edilen doğru’dur” (236).
      Genel olarak, “Mantık”ın (“Öznel Mantık”) II. bölümünün III. kesimi (“İde”)’ne bu giriş (cilt V, s. 236–243) ve Ansiklopedi’de buna denk düşen §§’ler (§§ 213–215) –
HİÇ ŞÜPHESİZ EN İYİ AÇIKLAMASI DİYALEKTİĞİN.
Mantığın ve gnozeolojinin (yada, bilgi teorisinin), ilk akla gelen terimle, düşümdeşliği hiç de küçümsenmeyecek bir deha ile gösteriliyor burada.




NB

      “İde” deyimi, basit tasarım anlamında da kullanılıyor. Kant.
      “Aklın kavramı için İde deyimini istemişti Kant yeniden. Gerçekten de Kant’a göre aklın kavramının, koşulsuz’un (yada, koşullanmamış olan’ın) kavramı olması gerekirdi, ama bu kavram fenomenlere oranla aşkın olmalıydı; söz konusu kavramdan, upuygun bir ampirik kullanıma varılamayacağı anlamına gelir bu. Aklın kavramları, algıların kavranmasına (Begreifen), anlayışgücünün kavramları ise, algıların anlaşılmasına (Verstehen) yararlar. Ama aslında, bu sonuncular gerçekten kavram iseler, öyle kavramlardır ki onlarla anlaşılır”... (236). [sayfa 156]



Hegel, Kant’a
karşı
ampirik’e ve
(nesnel) haki- kattan ayrılma
anlamında
aşkın’a karşı

très bien!*

 
      Daha aşağıya Kant hakkındaki parçaya bakılacak.

      İde’yi – hani: “birtakım idelerdir bunlar” deyiminde olduğu gibi “gerçek dışı” (yada “gerçeksiz”) bir şey olarak düşünmek de bir o kadar yanlıştır.
      “Düşünceler sadece öznel ve olumsal şeylerse, geçici ve olumsal gerçekliklerden daha fazla değerleri yok demektir, ama bu gerçeklikler karşısında da altta kalmazlar bundan ötürü, çünkü söz konusu gerçeklikler de olumsal şeyler ve fenomenler kadar değer taşırlar ancak. Buna karşılık, İde’nin, fenomenler karşısında aşkın olduğu için, ona duyulur dünyada upuygun hiç bir nesne verilemeyeceği için hakikat değeri olamayacağı kabul ediliyorsa, fenomeni oluşturan şey, nesnel dünyanın hakikî olmayan varlığı onda eksik diye İde’ye nesnel bir geçerlik tanımamak acaip bir yanılma olur” (237–238).
      Pratik ideler karşısında, idelere karşı deneyi yardıma çağırmayı pöbelhaft[149] olarak niteliyor Kant da; ideleri, gerçeği kendilerine yaklaştırmak için çabalanması gereken birer maksimum olarak gösteriyor. Ve Hegel şöyle devam etmekte:
      “Sonuç olarak, İde’nin kavramla nesnelliğin birliği olduğu, ‘hakikî olan’ olduğu ortaya çıktığına göre, İde’yi artık sadece yaklaşılması gerekli ama kendisi daima bir çeşit öte olarak kalan bir erek olarak değil de öyle bir tarzda göz önüne almak gerekir ki her gerçek ancak İde’yi kendinde bulundurduğu ve dile getirdiği kadar var olabilsin. Nesne, nesnel dünya ve öznel dünya İde’ye genellikle upuygun olmak zorunda olmakla kalmazlar sadece, bunlar kendileri doğrudan doğruya kavramla gerçekliğin upuygunluğudurlar. Kavrama denk düşmeyen gerçeklik, yalnızca fenomen’dir, öznel’dir, olumsal’dır, hakikat olmayan indiliktir” (238). [sayfa 157]









très bien![149b]










Hegel,
Kant’ın
“Jenseits”[149c]
’ına karşı

Kavramların
şeylerle
uyumu öznel
değildir
NB



      “Herşeyden önce, yalın hakikattir, evrensel hali içinde kavram ile nesnelliğin özdeşliğidir (die Idee)... (242).
      ... “İkinci olarak, yalın kavramın kendi için olmakta olan öznelliğinin, bu kavramın kendisinden ayrılmış nesnelliğine olan bağıntıcıdır; temel bakımından, ayrılışı yürürlükten kaldırma özlemcidir (bu öznellik)...
      ... “Bu bağıntı olarak İde, inorganik doğasını yeniden öznenin egemenliği altına getirmek ve ilk yalın evrenselliğe dönmek üzere, bireyselliğine ve inorganik doğasına kendi kendinde bölünüş süreci’dir.
      İde’nin kendi kendisi ile özdeşliğiyle bir’dir bu süreç; gerçekliği ereksiz değişmenin görüntüsünden kurtaran ve böylece İde olarak biçim değişikliğine uğratan düşüncenin, gerçekliğin bu hakikiliğini ölü bir durgunluk, hiç bir yönsemeyi ve hiç bir hareketi içinde barın-dırmayan yalın bir sönük imge, bir yetenek yada bir sayı yada bir soyut düşünce olarak tasarlamaması zorunludur; İde, kavramın onda ulaştığı hürriyet nedeniyle, en belirgin karşıtlık’ı da kendinde barındırır; İde’nin durgunluğu, bu karşıtlığı ebedî olarak yaratmasındaki ve ebedî olarak aşmasındaki ve kendi kendisi ile düşümdeşmek için bu karşıtlığa geçmesindeki güven ve kesinliktedir”...
      İde (insanın bilgisi, diye okuyunuz), kavram ile nesnel’in “evrensel” in) düşümdeşliği (uyumu)’dir. Bu 1.
      2. İde, kendi için olmakta olan ( = sözde bağımsız) öznellik (=insan)’le, (bu ideden) ayrılmış nesnelliğin bağıntısı’dır.
      Öznellik, bu ayrılığı (İde ile nesnenin ayrılığını) yürürlükten kaldırma özlem’idir.
      Bilgi, inorganik doğayı öznenin egemenliğine bağımlı kılmak ve genelleştirmek üzere bu inorganik doğaya dalış (anlayışgücünün) süreci’dir (bu doğanın fenomenlerinde evrensel’in bilgisi)...
      Düşüncenin nesne ile düşümdeşmesi, bir süreç’tir: düşünce (=insan), hakikati, ölü durgunluk şeklinde –basit soluk (sönük ) hareketsiz tablo (imge) şeklinde– bir yetenek, bir sayı, soyut bir düşünce olarak tasarımlamamalıdır.
      İde, en şiddetli çelişkiyi de barındırır kendinde; (insan düşüncesi için) durgunluk, (düşünce ile nesnenin bu karşıtlığını) ebedî olarak yaratmaktaki ve ebedî olarak aşmaktaki kararlılık ve güvenden ibarettir. [sayfa 158]
      Bilgi, düşüncenin ebedî, sonsuz olarak nesneye yaklaşmasıdır. Doğanın insan düşüncesinde yansımazsım “ölü”, “soyut” bir tarzda değil, hareketsiz olarak değil, çelişkisiz olarak değil, ebedî bir hareket, çelişkilerin ebedî bir doğuş ve çözülüş süreci olarak anlamak gerekir. NB
      “İde... bilgi ve isteme olarak... Doğru’nun (yada, hakikai’nin) ve İyi’nin İde’sidir... Bu sonlu bilginin ve bu sonlu (NB) eyleme (NB)’nin süreci, önce soyut olan evrenselliğini bütünlük haline getirir, evrensellik böylece tamamlanmış nesnellik olur” (243).       İde [insan]ın bilgi’si ve özlemi (istemesi) dir... (Geçici, sonlu, sınırlı) bilginin ve eylemin süreci, soyut kavramları tamamlanmış nesnelliğe dönüştürür.

AYNI ŞEY ANSİKLOPEDİ’DE (CİLT VI).

      Ansiklopedi § 213 (s. 385)[150]:
      ... “İde, hakikat’tır; çünkü hakikat, nesnelliğin kavrama uygunluğunda yatar... Fakat, aynı zamanda hakiki bir şey olarak tüm gerçek İde’dir... Tekil varlık İde’nin bir yanıdır; bundan ötürü ide için; kendini tikel içinde, varlığını kendi için sürdüren olarak da gösteren başka gerçekler gereklidir; kavram, ancak bu gerçekler birlikte alındığında ve bağıntıları içinde gerçekleşmiş olur. Kendi için tekil kendi kavramına tekabül etmez; orada-varlığının sınırlı karakteri, sonluluğunu ve kaybını oluşturur”...       Tekil varlık (nesne, fenomen, vs.) İde’nin (hakikatin) bir yanı (ndan başka bir şey değil) dır ancak. Hakikat için, gerçeklik’in tıpkı bu tikel varlık gibi bağımsız ve tek tek (besonders für sich bestehende[151]) gözüken başka yanları da gereklidir. Hakikat ancak bunların bütünü (zusammen) ve bağlantı’sı (Beziehung) içinde gerçekleşir. [sayfa 159]
kavramların
diyalektiğinde
şeylerin
(fenomenlerin,
evrenin, doğa’nın)
diyalektiğini dâhice sezinlemiş Hegel #
      Fenomenin, gerçekliğin tüm yanlarının bütünü ve bunların (karşılıklı bağıntıları – işte bunlardan oluşur hakikat. Mantığın temel muhtevası olan kavramların bağıntıları (= geçişler =çelişkiler) ve aynı zamanda bu kavramlar (ve bağıntıları, geçişleri, çelişkileri) nesnel dünyanın yansıları olarak gösterilmekte. Şeylerin diyalektiği yaratır idelerin diyalektiğini, idelerin diyalektiği şeylerin diyalektiğini yaratmaz.

      # Bu aforizmayı, daha popüler bir tarzda, diyalektik sözcüğünü kullanmaksızın anlatmak gerekirdi aslında: aşağı yukarı şöyle: kavramların, biribirlerinin yerlerini almalarında, bütün kavramların karşılıklı bağımlılığında, karşıtlarının özdeşliği’nde, bir kavramdan öbür kavrama geçişler’de, kavramların ardarda ve sürekli olarak biribirlerinin yerlerini alışlarında, ebedî hareketlerinde ŞEYLERİN, DOĞANIN İŞTE BUNA BENZER BİR BAĞINTISINI
dâhice sezinlemiştir Hegel.
sadece sezinlemiş o kadar

diyalektik
neye
dayanıyor?

      =– – – –

     kavramların karşılıklı bağıntılılığı,
     istisnasız bütünkavramların karşılıklı bağıntılılığı
     kavramların biribirlerinin içine geçişi
     istisnasız bütün kavramların geçişi.
     Kavramlar arasındaki karşıtlığın görecelliği...
     kavramlar arasındaki karşıtlıkların özdeşliği.

– – – = NB
  Her kavram
bütün öbür kavramlarla
belirli bir ilişki, belirli bir ba- ğıntı içindedir.


     “Hakikattan ilkin : bir şeyin nasıl olduğunu bildiğim anlaşılır. Ama bu, bilinçle ilişkisi içinde hakikattir henüz, yada formel hakikattir, [sayfa 160] sağduyuya uygunluktur sadece (§213, s. 386). Buna karşılık daha derin bir anlamda hakikat, nesnelliğin kavramla özdeş oluşuna dayanır...
      “Kötü bir insan, hakikî olmayan bir insandır; yani, kendi kavramına yada belirlenimine uygun bir şekilde davranmayan bir adamdır. Bununla birlikte hiç bir şey, kavramla gerçeğin özdeşliği olmaksızın, tamamıyle varolamaz. Nitekim, kötü olan ve ‘hakikî olmayan’ da, ancak gerçeklikleri belli bir şekilde kavrama uygun davrandığı için vardırlar...
      ... “Felsefe adını hak eden herşey, kendi temeline, anlayışgücü için ancak ayrılığı içinde geçerli olan şeyin bir mutlak birliğinin bilincini koymuştur daima”...
      “Varlık’ın ve özün ve gene aynı şekilde kavramın ve nesnelliğin şu ana kadar göz önüne alınan dereceleri, kendilerine ait olan bu farklılık içinde, iyice oturmuş ve kendi kendilerine dayanan bir şey değildirler; ama bu aynı dereceler, diyalektik olarak ortaya çıkmışlardır ve bunların hakikiliği de, İde’nin durakları olma’nın hakikatidir sadece” (387–388). Varlık ve öz
arasındaki,
kavram ve
nesnellik arasındaki farklar göreceldir
Cilt VI, 388
      Doğanın insan tarafından edinilen bilgisinin durakları: mantıksal kategoriler işte bundan ibarettirler.

Cilt VI, s. 388 (§214) :

      “Akıl olarak anlaşılabilir İde (akim felsefî anlamı da, aslında, budur), sonra özne – nesne olarak, idesel ile gerçeğin, sonlu ile sonsuzun, ruh ile vücudun birliği olarak; kendi edimsel gerçekliğini kendinde barındıran olanak olarak; doğanın ancak onunla varolur olarak kavranabileceği şey olarak, vs. de anlaşılabilir. – çünkü anlayışgücünün tüm bağıntıları onda, ama özdeşlikleri ve kendi’ye dönüşleri içinde onda içerilmiş bulunmaktadır. (ide) hakikat
bütün yan-
lardan mey-
dana gelir

      İde hakkında söylenmiş olan herşeyin kendi kendinde çelişkin olduğunu apaçık ortaya koymak, anlayışgücü için kolay bir iştir. Ne var ki bu ona aynı kolaylıkla geri çevrilebilir, yada, daha doğrusu, geri çevrilmiş bulunmaktadır İde’de – aklın işidir bu da, ve, aslı aranırsa, anlayışgücününkü kadar kolay bir iş değildir. Eğer anlayışgücü, İde’nin [sayfa 161] kendi kendisi ile, örneğin öznel yalnız özneldir ve nesnel de onun karşıtıdır diye, varlık kavramdan başka şeydir ve dolayısıyle de kavramdan çıkarılamaz diye, ve tıpkı bunun gibi sonlu sadece sonludur ve tastamına sonsuzun karşıtıdır ve dolayısıyle de sonsuza özdeş olamaz diye, ve tüm belirlenimlerle birlikte bu hep böyledir diye... İde’nin kendi kendisi ile çelişki halinde olduğunu gösteriyorsa, – mantık bunun tam karşıtını göstermektedir : yalnız öznel diye alman sonsuz’un, vs. hakikiliği olmadığını, bütün bunların kendi kendileriyle çeliştiklerini ve kendi karşıtlarına geçtiklerini; sonuç olarak da bu geçişin ve içinde uçların yürürlükten kaldırılmış gibi, bir görüntü gibi yada birer durak gibi oldukları birliğin, bunların (öznel’in, sonlu’nun, sonsuz’un, vs.) hakikati olarak belirim kazandığını göstermektedir mantık (388).








NB
ti-
kel
=
ev-
ren-
sel











      “İde’yi hedef alıp saldıran anlayışgücü, çift yanılmadır: ilkin, İde’nin aşırı uçlarını –nasıl dile getirilmiş olurlarsa olsunlar– bu uçların kendi birlikleri içinde olarak almadığı gibi onun (yani İde’nin) kendi somut birliği içinde olmadıklarının anlamı ve belirlenimi olarak da almayıp İde’nin dışında soyutlamalar olarak aldığı için. Belirtik şekilde konmuş olduğu zaman bile bağlantı’yı bilmeyecektir (der Verstand[152]); nitekim örneğin böylecedir ki bireysel hakkındaki, özne hakkındaki ve bireyselin bir o kadarda bireysel olmayan olduğunu,tam tersine evrensel olan olduğunu söyleyen yargıda koşacın doğası’nı görmez. İkinci bir bakımdan da, anlayışgücü, kendine özdeş olan İde’nin kendi kendinin olumsuz’unu, çelişkisini de içerdiğini belirten kendi düşüncesini, doğrudan doğruya İde’nin içine girmeyen bir dış düşünce olarak kabul eder. Oysa bu aslında anlayışgücüne özgü bir bilgelik değildir kesin olarak; tam tersine, doğrudan doğruya İde’nin kendi diyalektiktir: ve ancak bu ölçüdedir ki bu diyalektik, ‘kendine özdeş olan’ı ‘farklı olan’dan, öznel’i nesnel’den, sonlu’yu sonsuz’dan, ruh’u beden’den ebed boyunca ayıran ve seçen bu diyalektik ancak bu ölçüdedir ki, evet, ebedî yaratıştır, ebedî hayattır, ebedî zihindir”... (389) [sayfa 162] NB :
Soyutlamalar ve karşıtların “somut birliği

Çok güzel örnek : en yalın ve en apaçık olarak, kavramların
diyalektiği ve bu
diyalektiğin
maddeci kökleri.

Diyalektik insanın anlayışgücünde değil, “İde”de, yani nesnel gerçekliktedir.

“ebedî hayat” = diyalektik
      VI, § 215, s. 390 :
      “Öz bakımından İde, uzanış’tır; çünkü İde’nin özdeşliği ancak mutlak ve kavramdan bağımsız özdeşlik olarak var oldukça, mutlak ve dolayısıyle de diyalektik olumsuzluk olarak var oldukça vardır.”
      İşte bunun içindir ki, diyor Hegel, düşüncenin ve varlığın, sonlu’nun ve sonsuz’un, vs. “birliği” deyimi falsch[153]’tır; çünkü “durgunluk içinde sürüp giden bir özdeşliği” dile getirmektedir. Sonlu’nun sonsuz’u yalın biçimde etkisiz kıldığı (“nuetralisiert”) ve, bunun karşıtı olarak sonsuz’un da sonlu’yu etkisiz kıldığı doğru değildir. Aslında, süreç vardır.
İde
süreçtir


bu NB


      Sayılacak olsa... dünyada saniye başına on kişiden fazla insan ölmekte, ondan fazlası da doğmaktadır. “Hareket” ve “durak”: kap ve kavra bunu. Her durakta ayrı ayrı. Kap ve kavra o durağı. Basit mekanik hareket içinde de böyledir bu (kontra Çernov66).
      “Uzanış olarak göz önüne alınan İde, gelişimi boyunca üç dereceden geçer. İde’nin ilk form’u hayat’tır... İkincisi... teorik İde ile pratik İde’nin meydana getirdiği ikili şekil içinde beliren ‘bilgi olarak İde’dir. Bilginin uzanışı (süreci), birliğin, fark ile zenginleşerek yeni baştan kuruluşunu getirir, ve bu da, İde’nin üçüncü form’u olan mutlak İde’yi verir”... (391).
      İde, “hakikat”tır (s. 385, §213). ide, yani süreç olarak hakikat –çünkü hakikat, süreç’tir–, gelişme’si (Entwicklung) boyunca üç dereceyi kat eder : 1) hayat; 2) insanın pratiği ile tekniği de içeren bilgi süreci (yukarda açıklanmıştı), – 3) mutlak ide (yani tüm hakikat) derecesi.
      Hayat, beynin oluşmasını sağlar, insanın beyninde doğa yansır, insan, bu yansımaların doğruluğunu (sağınlığını) teknikte ve kendi pratiğine uygulama ve denetleme yoluyle, nesnel hakikata ulaşır. [sayfa 163]
Hakikat süreç-
tir, insan,
öznel ideden
nesnel hakika-
ta “pratik”
(ve teknik)
yoluyle gider.



MANTIK. CİLT V.
III. Kesim. İde. Bölüm I. Hayat.

 
      “Alışılagelmiş mantık tasarımına göre” (Bd. V, s. 244[154]) hayat sorunu, asıl yerinde değil burada. Ama mantığın konusu hakikat’sa, – ve bu hali içinde hakikat wesentlich im Erkennen ist[155]” ise, bilgiyi de göz önüne almak ve hayat’tan, bilgi ile bağlantılı olarak söz etmek gerekir (s. 245).
      Bazan, “saf mantık” diye adlandırılan şeyden sonra bir de “uygulamalı” (angewandte) mantık konuluyor, ama o zaman...
      ... “her bilimin mantığın içine sokulması gerekir; çünkü her bilim, kendi konusunu düşüncenin ve kavramın formları içinde kapıp kavradığı için ve ancak o ölçüde bir uygulamalı mantıktır” (244). her bilim
uygulamalı
mantıktır

 
      Hayat’ı mantığa içindeleme fikri, kolayca anlaşılıyor... ve dâhice bir fikir bu – nesnel dünyanın bilinçte (insanın bireysel bilincinde ve bu bilincin (bu yansının) pratikte doğrulanmasında ilkin) yansımasının süreci açısından, bk.:
hayat=birey-
sel özne, nes-
nel’den ayrı-
lıyor.
      ... “Demek ki hayatın ilk hükmü, –bireysel özne olarak– nesnel’den ayrılması oluyor”... (248).
      Ansiklopedi
§216: vücudun tek tek üyeleri ancak birlikleri sayesinde ne iseler odurlar. Vücuttan ayrılmış bir kol, sade adıyla koldur artık (Aristoteles).
      Öznenin nesneye mantıktaki bağıntısı göz önüne alınırsa, somut öznenin varlığı (= insanın hayatı)’nın nesnel konum içindeki evrensel öncüllerinin de göz önüne alınması gerekir.

 
      Altbölümler[156]:
1) “yaşayan, canlı birey” olarak hayat (§A); [sayfa 164]
2) “hayat süreci”;
3) “cins’in” (Gattung), insanın üremesinin “süreci” ve bilgi’ye geçiş.
 
      (1) “öznel bütünsellik” ve “ayrımsız” “nesnellik
      (2) özne ile nesnenin birliği

 
... Canlı’nın bu
nesnelliği,
organizma’dır;
ereğin aracı ve
aleti’dır bu
nesnellik”... (251).
      Ansiklopedi §219: ... “Canlı’nın kendi egemenliği altına aldığı inorganik doğa, kendinde, hayat kendi için ne ise o olduğu için, boyun eğer buna”.
      Ters döndürülecek = saf maddecilik. Enfes, derin, doğru!! Ve ayrıca NB: “an sich” ve “für sich”[157] terimlerinin doğruluğunu ve tıpatıp uygunluğunu ispatlıyor bu!!!
NB
      Daha ilerde, “duyarlık”ın (Sensibilität), “irkilebilirlik”in (Irritabilität) –evrensel’e karşıt olarak tikel diye sunulmakta bu!!– “üreme”nin mantık kategorilerine “altlanma”sı, boş bir oyun oluyor. Doğal fenomenlerin düğüm çizgisi, bir başka plana geçişleri unutulmuş.
      Vs. Canlı bireyde, “acı, çelişkinin “gerçek bir varoluşu”dur”.
Hegel ve
“organik
kavramlar”la
oyun
!!!
Hegel’de
gü-
lünç
olan
      Yada gene : insanın üremesi, “(ayrı cinsten iki bireyin) gerçekleşen özdeşlikleridir; cinsin, bölünüşünden itibaren, kendi kendinde yansıyan olumsuz birliğidir bu” ...(261). [sayfa 165] Hegel
ve “organiz-
ma”yla oyun





MANTIK. CİLT V
III. kesim. İde.

Bölüm II. Bilginin İdesi
(S. 262 – 327)

öznel bilinç
ve nesnelliğe
gömülüşü
      ... “Gerçekliği (des Begriffs), genellikle, orada-olan (varlık)’ının formu’dur; söz konusu olan, bu form’un belirlenimidir; kavramın kendinde olduğu şey ile, yani öznel olarak olduğu şey ile nesnelliğe gömülmüşlüğü ve sonra da hayatın idesine gömülmüşlüğü içinde olduğu şey arasındaki fark, bu form’a dayanmaktadır” (263).
mistik!       ... “Ölçüye sığmayacak derecede doğadan daha zengin olmakla kalmaz zihin sadece; ayrıca zihnin özünü, karşıtların kavramdaki mutlak birliği meydana getirmektedir”... (264). ?

mistik!
      “Düşüncelerin deneyüstü bir öznesi”dir Kant’ta “Ben” (264); “bu haliyle Ben’in, Kant’ın kendi deyişine göre, onun hakkında herhangi bir yargıda bulunabilmek için zorunlu olarak gene ondan yararlanmamızı gerektiren tedirginlik verici bir kullanışsızlığı vardır”...
       
       
 
     
      (s. 265).
      “(Kant) bu belirlenimlere yönelttiği eleştiride” (yani : “ruh”un abstrakte einseitige Bestimmungen “der vormaligen –Kantöncesi– Metaphysik[158]inin eleştirisinde) “Hume’un şüpheci tarzını izlemiştir sadece; nitekim Ben’in ‘kendi bilinci’ne göründüğü şekli temel alıyor; oysa tüm ampirik öğelerin uzak tutulmaları gerekir bu ‘kendi bilinci’nden, çünkü özüdür bu onun, bilinecek olan [sayfa 166] ‘kendin de şey’dir; yalnızca şu fenomen kalıyor o zaman ortada: düşünüyorum; ve bu fenomen, hakkında en ufak bir bilgimiz olması söz konusu değilken, bütün tasarımlara eşlik ediyor” (266). # # #
 
      Besbelli ki burada şüpheciliği, Hume’la Kant’ın kendinde şey’in “fenomen”lerde görüntüleştiğini kesip koparışlarında, bilginin nesnelliğinden şüphe edişlerinde ve Ding an sich’in weglassen alles Empirische[159]’sini çıkarıp atışlarında görüyor Hegel... ve şöyle devam ediyor :

 
      ###... “Şunu apaçık bir biçimde kabul etmek gerekir ki, anlamadıkça ve basit, sabit tasarım’da ve isim’da kaldıkça ne Ben’in kavramını edinebiliriz, ne de herhangi bir şeyin ve ne de hattâ kavramm kendisinin” (266).












Hegel Kant’a
karşı


? yani ki Kant’-
ta “Ben”, bilgi
sürecinin somut çözümlemesinden yoksun, boş bir form’dur. (“kendi için bir tasarımdır)





NB:
Kant ve Hume şüphecidirler




Kant ve
Hume’un
şüpheciliğini
nerede görüyor Hegel?

Anlama (bilgi, somut inceleme vs.) sürecinin dışında herhangi bir kavram söz konusu olamaz

 
      Bir kavramı kurabilmek için, ampirik olarak anlamağa, incelemeğe, ampirik’ten genel’e yükselmeğe başlamak gerekir. Yüzmeyi öğrenmek için, suya atmak gerekir kendini.

       
      Eski metafizik, diyor Hegel, hakikat’ı bilme çabası içinde, nesneleri hakikî olup olmayışlarına göre, tözler ve fenomenler olarak ayırmaktaydı (269). Kantçı eleştiri, hakikatin incelenmesinden kaçmış, vaz geçmiştir... “Ne var ki sadece fenomenlere ve günlük bilince basit tasarım halinde gelen şeylere sarılıp kalmak, kavramdan ve felsefeden vaz geçmektir.” “fenomenlerle sınırlandırmakta Kant
kendini

      §A :
      “Hakikatin idesi. Öznel ide, herşeyden önce itki’dir... İtkinin daha sonra kendi öznelliğini yürürlükten kaldırma, kendi soyut haldeki gerçekliğini somut kılma ve bu gerçekliğini gene kendi öznelliği [sayfa 167] tarafından önceden varsayılan dünyanın muhtevası ile doldurma belirlenmişliği vardır... Bilgi, erek olarak, yani öznel olarak İde olduğuna göre, ‘kendinde var olan’ (yada, ‘kendinde olmakta olan’) olarak önceden varsayılan dünyanın olumsuzlanması ilk’tir (ilk olumsuzlamadır)”... (274 – 275).
 
      Yani bilginin ilk derecesi, durağı, başlangıcı, ilk yaklaşımı : (bilginin) sonluğu (Endlichkeit) ve öznelliğidir, ‘kendinde dünya’nın olumsuzlanmasıdır, – bilginin ereği, ilkin özneldir...

 

Hegel,
Kant’a
karşı










Kant’ın
öznel-
ciliği







      “Garip bir şekilde, sonluluk’un bu yanı (besbelli Kant tarafından) modern çağda da korunup sürdürülmüş ve –’kendi hali içinde sonlu’nun mutlak olması gerekirmiş gibi!– bilginin mutlak bağıntısı olarak kabul edilmişti. Bu görüş açısından, bilginin gerisinde bilinmeyen bir ‘kendinde şeylik’ eklenmiş oluyor nesnelere; ve bu kendinde şeylik, onunla birlikte hakikat da, bilgi için mutlak bir öte olarak kabul ediliyor. Genellikle düşüncenin belirlenimleri, kategoriler, iç düşünmenin belirlenimleri ve bunların yanı sıra formel kavramla durakları, bu durumları da, kendinde ve kendi için sonlu belirlenimler değil de bu boş kendinde şeylik’in karşısında bir öznel olduklarından dolayı sonlu belirlenimler olmak konumuna geliyor. Bilginin bu hakikat olmayış bağıntısını hakikî bağıntı olarak kabul etmek, zamanımızın genel kanısı haline gelmiş bulunan yanılgıdır” (276).
 
yalnız bir yanı, mutlak
derecesine
yükseltti
Kant

Kant’ta
kendinde şey,
mutlak bir
“Jenseits”*dır

 
     İnsan bilgisinin (kategorilerinin, nedenselliğin, vs.) sonlu, geçici, görecel karakteri Kant tarafından, bilgiyi nesneden koparıp ayırdığı vakit, idenin (= doğrudan doğruya doğanın) diyalektiği olarak değil de öznelcilik olarak alınmıştı. [sayfa 168]

 
      ... “Ama bilgi, kendi öz akışıyle kendi sonluluğunu ve dolayısıyle de kendi çelişkisini çözmekle yükümlüdür” (277).
       
       
 
    ... “Çözümlemeyi, nesnede ne varsa ona dışardan konmuş olarak tasarımlamak ne denli tekyanlı bir tavırsa, meydana gelen belirlenimlerin nesneden sadece önceden ayrılıp alınmış olduklarını ileri sürmek de bir o kadar tekyanlı bir davranıştır. İlk tasarım, bilindiği gibi, öznel idealizme denk düşmektedir; çözümlemede bilginin etkinliğini, sadece, ötesinde kendinde şey’in saklı kaldığı tekyanlı bir konum olarak alır bu görüş. İkinci tasarım, gerçekçilik diye adlandırılması kabul edilmiş olan görüşe denk düşmektedir; bu anlayışsa, nesnel kavramı boş bir özdeşlik olarak, düşüncenin belirlenimlerini kendine dışardan alan bir özdeşlik olarak kavramaktadır” (280).
      ... “Ama bu iki durağı biribirinden ayırmağa gelmez; ‘mantıksal olan’, çözümlemenin onu belirgin kıldığı soyut form’u içinde, hiç şüphe yok ki sadece bilgide vardır; tıpkı bunun tam tersine, sadece bir konumlu değil, ama aynı zamanda bir ‘kendinde var olan’ (yada, ‘kendinde olmakta olan’) olduğu gibi”...

Ama bilginin
akışı
onu nesnel
hakikata
götürür

Hegel “gerçekçilik”e
ve öznel idealizme karşı





Mantığın
nesnelliği

 
      Mantık kavramları, “soyut” kaldıkça, soyut formları içinde özneldirler; ama aynı zamanda ‘kendinde şey’leri dile getirirler. Doğa somuttur ve soyuttur, ve fenomendir ve özdür, ve andır ve bağıntıdır. İnsan kavramları, soyutlukları içinde, tek tek kalışları içinde, özneldirler; ama bütünselliğin içinde, sürecin içinde, toplamın içinde, yönelimin içinde, kaynağın içinde nesneldir bu kavramlar.

       

Ansiklopedi’nin § 225’i çok iyi; (“teorik”) “bilgi” ve “irade”, “pratik etkinlik”, hem nesnelliğin ve hem de öznelliğin “tekyanlılık”larının ortadan kaldırılmasının iki görünüşü, iki metodu, iki aracı olarak tasarımlanmakta burada [sayfa 169]

 
      Ve daha ilerde (281–282) , kategorilerin biribirlerine geçişi üzerine (ve Kant’a karşı, s. 282) çok önemli. NB

      Mantık, cilt V, s. 282 (sayfanın sonu).[160]
      ... “Formel mantık’ın belirlenimli bağını, bağlantı kavramlarını ve doğrudan doğruya sentetik ilkelerini, veriler olarak... alıyor gene... Kant; bunların tümdengelimle çıkarılması, kendi bilinci’nin bu yalın birliğinin kendine ait olan bu belirlenimlere ve bu farklılıklara geçişinin açıklaması olmak gerekirdi; ama Kant, kendi kendini üreten kavram’ın bu gerçekten sentetik dizi’sini bize göstermeyi gerekli bulmamış” (282).
      Kategorilerin biribirlerinin içine geçişi’ni göstermemiştir Kant.

286–287 – Bir kez daha yüksek matematiğe dönüp (bu arada, Xm – 1 = 0) denklemine Gauss tarafından getirilen çözüm tarzını bildiğini de belirterek)67 diferansiyel (ayrımsal) ve integral (bütünsel) hesap sorununa değiniyor bir daha Hegel, ve diyor ki:

      “matematik bilimler... bugüne değin, bu geçişe (belli büyüklüklerin belli büyüklüklere geçişine) dayanan işlemleri kendi kendinde gerçekleme, yani matematik tarzda gerçekleme durumuna gelemediler, çünkü matematik yapıda değildi bu geçiş”. Diferansiyel hesabı bulma şerefi kendisine bağışlanan Leibniz, bu geçişi “en doyurucu olmayan ve, matematik dışı kaldığı için de kavramdan tamamıyla boş olan bir tarzda” gerçekleştirdi... (287).

      “Analitik bilgi, kavramdan bilgiye her tasım’ın –dolayımsız bağlantının– ilk öncülüdür: bundan ötürü de, onun (analitik bilginin) kendine ait olarak bilip tanıdığı belirlenimdir özdeşlik, ve var olan’ın kavranılmağa çalışılmasından başka bir şey değildir. Sentetik bilgi, var olan’ın anlaşılmasının yani belirlenimlerin çokluğunu birlikleri içinde kapıp kavramağa yürür. Dolayısıyle de sentetik bilgi, tasımın ikinci öncülüdür; ve ‘farklı olan’ da, kendi kendindeki hali içinde bu ikinci öncüle aktarılıp geri çevrilendir. Ereği, bu nedenden ötürü, genellikle zorunluktur” (288).
      Bazı bilimlerde (örneğin fizikte) kullanılan yol ve yöntem konusunda: çeşitli “kuvvetler”i, vs. “açıklama” diye almak ve olguları zorlamak, uyarlamak, vs. konusunda şu zekice gözlemde bulunuyor Hegel: [sayfa 170]
      “Teoremlere aktarılmış olan somut’un açıklaması ve tanıtı diye adlandırılmasında uzlaşmaya varılan şey, kısmen totoloji, kısmen de hakikî bağıntının bulanıklaşması olarak göstermekte kendini; öte yandan da bu bulanıklaşma, sayesinde tanımlarına ve basit ilkelerine rahat ulaşabileceği deneyleri tekyanlı olarak kabul eden bilginin aldatmacısını gizlemeğe yarıyor: deneyden davranarak, (ama) deneyi somut bütünlüğü içinde değil de bir örnek olarak, ve işin daha doğrusu, varsayımlar ve teoremlere elverişli yanıyle alıp ona değer vermesiyle uzaklaştırıyor itirazları. Somut deneyin önceden varsayılan belirlenimlere bu bağımlılığında, teorinin temeli karanlıklaşmakta ve bu temel sadece teoriye uygun yanından gösterilmiş olmaktadır” (315–316).
      Kant ve Jacobi, diyor Hegel, eski metafiziği (örneğin Wolf’un metafiziğini |örnek: saçma sapan ve alabildiğine bayağı lâflar ederek önemli adam tavrı takınarak gülünç olmak, vs.| ) alaşağı ettiler. “Şaşmaz belgitlemeler”in (ispatlamaların) antinomi’lere götürdüğünü göstermişti Kant.
      “ama sonlu bir muhtevaya bağlı olan bu ispatlamanın doğası üzerinde düşünmemişti: biri, öbürüyle zorunlu biçimde düşmek (ortadan kalkmak) durumundadır bunların” (317).

alabildiğine
doğru
ve derin

Bk. burjuva
ekonomi
politiği

öznelciliğe
ve
tekyanlılığa
karşı

yani “sonlu”-
nun diyalektiğinin
evrensel
yasasını mı
anlamamıştı
Kant?
      Sentetik bilgi tam değildir henüz, çünkü “kavram, nesnesinin içinde yada gerçekliğinin içinde kendi kendisi ile ‘kendi birliği’ değildir... İşte bunun içindir ki bu bilginin içinde İde, nesnenin özel kavrama uygun olmayışı nedeniyle hakikata ulaşmaz henüz. Oysa zorunluğun alanı, varlığın ve içdüşünmenin en yüksek doruğudur; kendinde ve kendi için olarak, kavramın hürriyetinin içine bile geçer bu alan; iç özdeşlik, ‘kavram olarak kavram’ olan beliriminin içine geçer”...
      ... “İde, kavram şimdi kendi için, ‘kendinde ve kendi için belirlenimlenmiş kavram’ olduğundan, pratik idedir, eylem’dir” (319). Ve bir sonraki §’nın başlığı : “B: İyi’nin idesi”. [sayfa 171]




      Teorik bilgi, nesneyi, zorunluğu içinde, sayısız bağıntıları içinde, an und für sich[161] çelişkili hareketi içinde vermek zorundadır. Ama insanın kavramı bilginin bu nesnel hareketini, kavram ancak pratik anlamda “kendi için varlık” haline geldiğinde sezip yakalar, algılar ve özümler. Yani insanın ve insanlığın pratiği, bilginin nesnelliğinin gerçeklenmesidir, ölçütüdür. Bu mu acaba Hegel’in asıl düşüncesi? Dönmek gerekli buraya.
pratik
ve bilginin
nesnelliği
konusunda
Hegel
      Pratikten, eylemden sadece “iyi”ye, das Gute’ye geçiş neden? dar ve tekyanlı bu! Peki ya ‘yararlı olan’?
      Yararlı da giriyor buraya hiç şüphe yok ki. Yada, Hegel için, o da mı das Gute?

 
      Bütün bunlar “Bilginin idesi” bölümünde (bölüm II) – “mutlak İde’ye (bölüm III) geçişte – yani hiç şüphe yok ki Hegel için pratik, halka olarak, bilgi sürecinin çözümlenmesinde ve hem de nesnel (Hegel’e göre, “mutlak”) hakikata geçiş olarak yer almaktadır. Dolayısıyle de Marx, bilgi teorisine pratiği ölçüt olarak sokmakla doğrudan doğruya Hegel’e ulaşmış oluyor: bk. Feuerbach üzerine tezler68.

 

Bilgi
teorisinde
pratiğin
yeri:


  (320) “Öznel hali içinde (kavram), ‘kendinde olmakta olan’ (yada, ‘kendinde var olan’) bir başka – varlık’ın ön varsayımına sahip olur yeniden; kendi kendini gerçekleştirmenin itki’sidir, kendine kendi tarafından bir nesnellik vermek ve nesnel dünyada gerçekleşmek isteyen erektir. Teorik İde’de, ‘evrensel olan* olarak öznel kavram, kendinde ve kendi için belirlenimsiz hali ile, nesnel dünyayla karşı karşıyadır. Ama pratik İde’de, ‘edimsel gerçek’ olarak bu kavram ‘edimsel gerçek’le karşı karşıyadır; oysa öznenin ‘kendinde ve kendi için belirlenimli varlığı’nda sahip olduğu ‘kendi kesinliği’, kendi edimsel gerçekliğinin ve dünyanın edimsel gerçeklik-olmayan’ının bir kesinliğidir...”
      .......................
       
       
       
       
       
       
       
       
       
       
       
       
      ... “Kavramda içerilmiş olan, kavrama eşit olan ve bireysel dış gerçekliğin şart koştuğu isteği kendi içinde taşıyan bu belirlenimdik, iyi’dır. Mutlak olmanın üstün değeri içinde ortaya çıkar bu iyi; çünkü ‘kendinde kavram’ın [sayfa 173] bütünlüğüdür, aynı zamanda hür birliğin ve öznelliğin hedefidir. Demin göz önüne alınmış olan bilgi İde’sinden daha yük sektir bu İde, çünkü sadece evrensel’in üstün değerine değil, onun yanı sıra saf ve yalın biçim de edimsel gerçek’in de üstün değerine sahiptir”... (320–321).
      ... “Dolayısıyle ereğin etkinliği, verili bir belirlenimi kendine almak ve özümlemek için kendine karşı değil, ama öz belirlenimi koymak ve, dış dünyanın belirlenimlerinin ortadan kaldırılması efektif bir dış gerçeklik biçimi içinde kendine bir gerçeklik vermeğe yönelmiştir”... (321)..

Alias[162]:

nesnel dünyayı sadece yansıtmakla kalmaz insan bilinci, yaratır aynı zamanda.


      Öznel hali içinde kavram (=- insan) ‘kendinde olmakta olan’ bir başka-varlık’ı (= insandan bağımsız olan doğa) ön varsayımlar yeniden. Bu kavram (= insan), kendi kendini gerçekleştirme, kendine kendi tarafından nesnel dünyada bir nesnellik verme ve gerçekleşme (tamamlanış) özlem’idir.
      Teorik idede (teori ala-nında), ‘evrensel olan’ ve ‘kendi kendisi tarafından belirlenimden yoksun kılınmış olan’ olarak öznel kavram (bilgi ?), nesnel dünya ile karşı karşıyadır, belirlenmiş bir muhteva ve bir doluş bulup alır bu dünyadan.
      Pratik idede (pratiğin alanında) bu kavram, ‘(edimleyici?) gerçek olan’ olarak, gerçeklikle karşı karşıyadır.
      Öznenin ||”kavram” yerine, birdenbire özne diyor burada||, belirlenimli özne olarak, ‘kendinde ve kendi için varlığı’nda sahip olduğu ‘kendi kesinliği’, kendi öz gerçekliğinin ve dünyanın gerçeksizliği’nin kesinliğidir.
yani dünya insanı tatmin etmez ve insan eylemiyle dünyayı değiştirmeğe karar verir.

     
      İşin özü :
“İyi”, “dış gerçekliğin şart koştuğu bir istek” tir, yani “iyi” den insan pratiği kastedilmekte, ki o da = dış gerçeklik tarafından (1) şart koşulan istektir (2).
     
     
      Pratik, bilginin (teorik) üstündedir, çünkü sadece ‘evrensel olan’ in değil, aynı zamanda dolayımsız gerçeğin de üstün değerine sahiptir.
       
      “Ereğin etkinliği kendi kendisine karşı yönelmemiştir... ama bu etkinlik, dış dünyanın bazı belirli (yanlarının, çizgilerinin, fenomenlerinin) ortadan kaldırılması aracılığıyle, edimsel dış gerçekliğin biçimi altında kendi kendine bir gerçeklik vermeğe çalışmaktadır!”...

      [sayfa 172]
      ... “Tamamlanmış İyi, İyi’dir; çünkü öznel ereğin içindedir o artık, kendi İde’sinin içindedir; tamamlanış, bir dış ‘orada-olan (varlık)’ verir ona”... (322).
      “Kendisine ön varsayılmış olan – iyi’nin öznelliğinin ve sonluluğunun ön varsayımına dayandığı ve başka bir dünya gibi kendi öz yolunda yürüyen – nesnel dünya iyi’nin tamamlanışı türlü engellerle, hattâ olanaksızlıkla karşı karşıyadır”... + (322–323).
      “Nesnel dünya”, “kendi öz yolunda yürümekte”, ve, karşısında bu nesnel dünyayı bulan insan pratiği, “ereğin tamamlanışında güçlüklerle ve hattâ olanaksızlıklar” karşılaşmaktadır...
NB
NB

      + “İyi, bir gerekir – varlık olarak kalır aynı zamanda; ‘kendinde ve kendi için’dir, ama varlık, son ve soyut dolayımsızlık olarak, aynı zamanda bu aynı İyi karşısında bir varlıkolmayan olarak belirlenimlenmiş kalır”... + +
 
      İyilik, iyi, iyi niyetler bir ÖZNEL GEREKİR-VARLIK olarak kalırlar... [sayfa 174]

 
      + + ... “Tamamlanmış İyi’nin İde’si, hiç şüphe yok ki mutlak bir konut’tur (postulattır), ama sadece bir konut, yani öznelliğin belirlenmişliği ile damgalanmış olan Mutlak. Birbirine karşıt duran iki dünya daha vardır: saydam düşüncenin saf alanlarındaki öznelliğin dünyası ile edimsel bir dış ve katmerli gerçeklik’in öğesi içindeki nesnellik’in dünyası ki bu ikinci dünya henüz kalkmamış karanlıkların dünyasıdır. “Zihnin fenomenolojisi”nde, s. 453 ve devamı, çözümsüz çelişkinin, bu gerçeklik tarafından oluşturulan aşılmaz sınır taşının karşı karşıya olduğu ve karşıt durduğu bu mutlak ereğin tam gelişmesini kesinlikle saptamıştık”... (323). dünya:
öznel ve
nesnel
      “Nesnel”, “katmerli” gerçekliğin “karanlıkları”yle karşılaşan öznelliğin dünyasındaki “saydam düşüncenin saf alanları” ile, besbelli, alay ediyor Hegel.
NB

 



      ... “Bu sonuncuda (= der praktisehen Idee’ye karşıt olarak der theoretischen Idee[163])... bilgi, sezgiyle kavrayış olarak bilir sadece kendini; kavramın kendi kendisi ile ‘belirlenimsiz kendi için özdeşliği’ olarak bilir sadece kendini bilgi. Doluş, yani kendinde ve kendi için belirlenimli nesnellik, bir verili’dir onun için; ve ‘olmakta olan doğru’da, öznel konumdan bağımsız olarak var olan edimsel gerçeklik’tır. Buna karşılık pratik İde için, aynı zamanda aşılmaz bir sınır taşı olarak ona karşıt durun bu edimsel gerçeklik, ‘kendinde ve kendi için hiçlik’in bir darbesi olarak değer kazanır; bu kendinde ve kendi için hiçlik de, hakikî belirlenimini ve biricik değerini, ilkin İyi’nin erekleri aracılığıyla almış (yada, edinmiş) sayılmaktadır. Böylece irade, ancak bilgiden ayrıldığı kadar ve dış gerçeklik onun için ‘olmakta olan doğru’nun formunu almadığı oranda ereğine ulaşmakta engeller kendi kendini. Bunun içindir ki İyi İdesi, bütünleşimini ancak doğru’nun (yada, hakikî’nin) İdesinde bulabilir” (323–324). [sayfa 175]





      Bilgi... ‘olmakta olan doğru’yu, öznel kanılar (Setzen[164])’dan bağımsız şekilde orada bulunan gerçeklik olarak önünde bulur. (Halis maddecilik bu!) insanın iradesi –pratiği– ... bilgiden ayrılması ve dış gerçekliği bir ‘olmakta olan doğru’ (nesnel hakikat) olarak tanımamasıyla, kendi öz ereğinin gerçekleşmesine doğrudan doğruya kendisi engel olmaktadır. Gerekli olan, birleşme, pratik ve bilgi’dir.
Note
bene

      Ve hemen bunun ardından :
      ... “Oysa o, kendi kendisi aracılığıyle yapar bu geçişi (doğru’nun yada hakikî’nin idesinden İyi’nin idesine, teoriden pratiğe geçiş ve tersi). “Eylemin tasımında öncüllerden biri, iyi ereğin gerçekliğe dolayımsız bağlantısıdır; kapıp kavrar bunu erek, ve, ikinci öncülde, dış araç olarak, dış gerçekliğe karşı çevirir” (324).
      “Eylem tasımı”... yani Hegel için “hareket, pratik bir mantıksal “tasım”dır, bir mantıksal şekildir. Ve doğrudur da bu! Ama mantıksal şeklin başka-varlığı insanın pratiğidir (= mutlak idealizm) anlamında değil elbette; tam tersi bunun: insan pratiği, milyarlarca ve milyarlarca kez kendini tekrarlayarak, mantık şekilleri halinde sabitleşir insan bilincinde. Ve işte doğrudan doğruya ve sadece bu milyarlarca ve milyarlarca tekrarlanma sayesindedir ki o şekiller önyargı sağlamlığı kazanır ve belit (aksiyom) karakteri edinirler.
Büyük önerme: bir iyi erek (öznel erek) versus gerçeklik (“dış gerçeklik”)
Küçük önerme: dış araç (alet), (nesnel)
3. terim, yani hüküm: öznel ile nesnel’in düşümdeşliği, öznel idelerin gerçeklenmesi, öznel hakikatın ölçütü.
Note
bene

      ... “İyi’nin, ona karşıt duran bir başka gerçekliğe karşı tamlanışı, İyi’nin dolayımsız bağlantısı ve gerçekleşmiş - varlığı için öznel olarak zorunlu dolayımdır” ...
      ... “Şimdi bununla (bu etkinlikle) İyi’nin ereği gerçekleşmemek durumunda kalıyorsa, bu, kavramın kendi etkinliğinden önceki görüş noktasına bir yeniden düşüşüdür; ‘hiçliğin darbesini yemiş olarak [sayfa 176] belirlenimlenmiş’ ve bununla birlikte ‘gerçek olan olarak önvarsayılmış’ edimsel gerçekliğin görüş açısıdır bu; kötü sonsuzlukta ilerleme haline gelir bu düşüş, ve temelini de sadece şunda bulur ki o soyut gerçekliğin ortadan yok edilmesinde bu yok etme de hemen unutulmaktadır; yani bu gerçekliğin, herşeyden çok, nesnel gerçeklik olmayıp ‘kendinde ve kendi için hiçlik’in darbesini yemiş olarak önvarsayılmış olduğu unutulmaktadır” (325).
      Ereklerin (insanın etkinliğinin) bütünlenmeyişinin neden’i (Grund), ‘gerçek olan’ın ‘varolmayan’ (nichtig) olarak alınması, (‘gerçek olan’ın) nesnel edimselliğinin kabul edilmeyişidir.
NB
      “Nesnel kavramın etkinliğinin dış gerçekliği değişikliğe uğratabilir ve (bu gerçekliğin) belirlenimini böylece ortadan yok edebilir oluşu dolayısıyle yalnız görüntüleşmiş gerçeklik kaldırılıp alınmaktadır ondan; bunun yanı sıra, dış belirlenebilirlik ve hiçliğin darbesini yemiş olma karakteri de kaldırılıp alınmaktadır; ve böylece (bu gerçeklik), ‘kendinde ve kendi için olmakta olan’ olarak konulmaktadır” ... (326) +
NB
      Kendine dünyanın nesnel bir tablosunu çıkarmış olan insanın etkinliği, dış gerçekliği değiştirir, bu gerçekliğin belirlenimini ortadan kaldırır ( = şu yada bu yanlarını, niteliklerini değişikliğe uğratır) ve böylece bu gerçekliğin görüntü, dıştalık ve hiçlik çizgilerini alıp yok ederek onu ‘kendinde ve kendi için varolan’ ( = ‘nesnel olarak hakikî olan’) kılar.
NB

      + ... “Genellikle önvarsayım, yani İyi’nin sadece öznel ve muhtevasına göre sınırlı erek olarak belirlenimi ortadan kaldırılmış oluyor bunda; ve yanı sıra, onu ilkin öznel etkinlikle gerçekleştirme zorunluğu, ve doğrudan doğruya bu etkinliğin kendisi de ortadan kaldırılmış oluyor. Sonuç olarak, doğrudan doğruya dolayımın kendisi de kalkmakta ortadan; önvarsayımın yeni baştan kurulup oturtulması olan değil, daha çok, bu önvarsayımın ‘ortadan kaldırılmış varlığı olan’ bir dolayımsızlıktır bu. ‘Kendinde ve kendi için belirlenmiş kavram’ın İdesi konmuş oluyor [sayfa 177] böylece; ama artık sadece eyleyen öznede konmuş olmuyor, dolayımsız gerçeklik olarak da konmuş oluyor; ve bunun tam tersine olarak, bu dolayımsız gerçeklik de, bilginin içindeki haliyle ‘hakiki biçimde olmakta olan’ olarak konmuş oluyor” (326).

 
      Eylemin sonucu : öznel bilginin gerçeklenmesi ve
HAKİKÎ OLARAK OLMAKTA OLAN NESNELLİK’
in ölçütüdür.

 
      ... “Bu sonuçta bilgi, böylece yeni baştan kurulmuş ve pratik İde’yle birleştirilmiş’tir; önceden bulunmuş olan edimsel gerçeklik, aynı zamanda, bütünlenmiş mutlak erek olarak belirlenimlenmiştir; ama artık sadece nesnel dünya olarak, kavramın öznelliği olmaksızın arayan bilgideki gibi değil de, tam tersine, iç temeli ve edimsel açıdan gerçek süre-gidişi kavram olan nesnel dünya olarak belirlenimlenmiştir. Mutlak ide, işte budur” (327). ((II. bölümün sonu. III. bölüme geçiş: “Mutlak İde”.))

      Bölüm III : “Mutlak ide”.
      ... “Kendini verdiği haliyle mutlak ide, pratik İde ile teorik İde’nin özdeşliğidir; ve bunların her biri, şu durumda, henüz ‘kendi için tekyanlı’dır” ... (327).
 
      Teorik ide (bilgi) ile pratik’in birliği –buna NB– ve bu birlik de doğrudan doğruya bilgi teorisinde, çünkü sonuç olarak “mutlak ide” elde ediliyor (ve ide –”das objektive Wahre”[165]) (Cilt V, 236).

 
      Şimdi üzerinde düşünülecek olan, Inhalt[166] değil artık... “(Ihnalt’in) form’unun evrenselliği – yani metod” (329).
      “Arayan bilginin içinde metodun yeri, alet’in yeridir aynı zamanda : öznel yanda bulunan ve sayesinde bu yanın nesneye bağlandığı alet’in yeri... Buna karşılık hakikî bilginin içinde metod, sadece bir kesin belirlenimler yığını değil, kavramın ‘kendinde ve kendi için belirlenimlenmiş varlığı’dır; (ve bu varlık), aynı zamanda ve ancak nesnel’in anlamını taşıdığı için araçtır (tasımın mantıksal şekli içindeki orta terim)” ... (331). [sayfa 178]
      “...Buna karşılık mutlak metod (yani nesnel hakikatin bilgisinin metodu), dış düşünme olarak davranmaz, tam tersine, ‘belirlenimlenmiş olan’ı nesnesinin içine alır, çünkü zaten kendisi onun (yani ‘belirlenimlenmiş olan’ın) içkin ilkesi ve ruhudur. Platon’un bilgiden şart koşup istediği de buydu: şeyleri kendinde ve kendi için göz önüne alıp düşünmek; kısmen evrensellikleri içinde, kısmen de onlardan ayrılıp uzaklaşmamak ve onları eğreti birtakım durumlar, örnekler, oranlamalar aracılığıyle kavramayıp tam tersine kendi önünde bulundurmak ve onlarda içkin olanı bilince iletmek için”... (335 – 336).

      Bu “mutlak bilgi” metodu, analitik’dir... “ama bir o kadar da sentetik’dir” ... (336).
      “Dieses so sehr synthetische als analytische Moment des Urteils, wodurch das anfängliche Allgemeine aus ihm selbest als das Andere seiner sich bestimmt, ist das dialektische zu nennen”... (336) ( | sonraki sayfaya bk.)[167]. Diyalektiğin
tanımlarından
biri

 
      “Yargı’nın bu sentetik olduğu kadar da analitik olan durağı –ki, ‘başlangıçtaki evrensel’ [genel kavram] kendini, kendi kendinden itibaren kendi kendinin başkası olarak bu durakla belirler– diyalektik durak diye adlandırılmak gerek.”

 
      Pek de açık seçik değil bu tanım!!
      1) Kavramın kendi kendinden itibaren tanımı [doğrudan doğruya şey’in kendisi, kendi ilişkileri ve gelişimi içinde göz önüne alınmalıdır];
      2) şey’in doğrudan doğruya kendi içindeki çelişki (das Andere seiner[168]), her fenomenin içindeki çelişkin kuvvetler ve yönsemeler;
      3) analiz ile sentezin birleşmesi.
      Diyalektiğin öğeleri, besbellice bunlardır.
      Bu öğeler, daha ayrıntılı bir şekilde, şöyle sunulabilir:

1) incelemenin nesnelliği (örnek vermek yok, konudışına çıkmak yok, doğrudan doğruya kendi kendisinde şey var sadece). X

2) bu şey’in öbür şeylere olan katmerli ve çeşitli [sayfa 179] bağıntıları’nın hiç eksiksiz tümü.

3) bu şey’in (respective* fenomen’in) gelişimi, kendine özgü hareketi, kendine özgü hayatı.

4) bu şey’in içindeki içsel bakımdan çelişkin olan eğilimler (ve # yanlar).

5) toplam olarak
      #
ve karşıtların birliği olarak şey (fenomen vs).

6) bu karşıtların mücadelesi respective[169] açılıp yayılmaları, çelişkin özlemler, vs.

7) analiz ve sentezin birleşmesi değişik parçaların ayrılması ve yeniden birleşmesi, bu parçaların toplam halinde bütünleşmesi.

X 8) her bir şey’in (fenomenin, vs.) bağıntıları sadece katmerli ve çeşitli değil, aynı zamanda evrenseldir de. Her şey (fenomen, süreç, vs.) her başka’ya bağlıdır.

9) sadece karşıtların birliği değil, ama aynı zamanda her belirlenimin, niteliğin, çizginin, yanın, özeliğin her başka’ya [kendi karşıtına?] geçişler‘i.

10) yeni yanların, bağıntıların, vs. sonsuz biçimde ortaya çıkma süreci.

11) insanın şeyler, fenomenler, süreçler, vs. hakkındaki bilgisinin, fenomenlerden öze ve daha az derin bir özden daha derin bir öze giderek sonsuz derinleşme süreci.

12) birlikte varoluştan nedenselliğe ve bir bağlantı ve karşılıklı bağımlılık formundan daha derin ve daha genel bir başkasına.

13) alt evredeki bazı çizgilerin, özeliklerin, vs. bir üst evrede tekrarlanışı ve

14) görünürde eskiye dönüş (olumsuzlamanın
                                                 olumsuzlanması )

15) muhtevanın formla mücadelesi ve bunun tersi. Formun reddedilmesi, muhtevanın yeni baştan yoğrulup işlenmesi.

16) nicelikten niteliğe geçiş ve bunun tersi. ((1 5 ve 16, 9’un örnekleri’dir.)) [sayfa 180]

Diyalek-
tiğin
öğeleri

 

Diyalektik, karşıtların birliği teorisi olarak tanımlanabilir kısaca. Diyalektiğin çekirdeği bununla sezilip kavranacaktır, ama bir dizi açıklamayı ve bir geliştirmeyi gerekli kılar bu.


 






      + (gerisi. Bir önceki sayfada)[170]
      ... “Diyalektik, modernlerin metafiziği [burada, hiç şüphe yok ki = bilgi teorisi ve mantık]’nde ve ayrıca genellikle halk felsefesi tarafından, eskilerin olduğu kadar modernlerin de halk felsefesi tarafından, en az bilineni olan o eski bilimlerden biridir”... Diogenes Laerce, diye yazıyor , Hegel, Platon ‘un 3. felsefî bilim olan diyalektik’in başlatıcısı ve ilk öğreticisi olduğunu söylemiştir (Thales nasıl doğa felsefesinin ve Sokrates nasıl ahlâk felsefesinin başlatıcıları ve ilk öğreticileri idiyseler69; ama (diye devam ediyor Diogenes Laerce, Hegel’in belirttiğine göre) Platon’u dillerinden düşürmeyenler, onun bu üstün değer taşıyan yanı üzerinde en az düşünenlerdir...
      ...”Çoğu zaman bir sanat olarak düşünüldü diyalektik, sanki öznel bir yeteneğe dayanırmış ve sanki kavramın nesnelliğine ait değilmişcesine”... (336–337). Kant’a onur veren işlerden biri, diyalektiği yeniden (felsefeye) sokmak, onu (diyalektiği) “akıl”ın “zorunlu” (niteliği) olarak kabul etmekti; ama (diyalektiğin kullanımının) sonucu (Kant’takinin) “tersi” olmak gerekir, daha aşağıya bakılacak.













Platon
ve
diyalektik



diyalektiğin
nesnelliği
      Bunun ardından son derece ilginç, açık, önemli bir diyalektik taslağı geliyor :
      ... “Genellikle olumsal bir şey gibi gözükmesinin yanı sıra, daha yakın bir formu da vardır diyalektiğin; ve bu söz konusu form, şuna dayanır: Ne olursa olsun herhangi bir nesneye, örneğin dünya, hareket, nokta, vs.’ye herhangi bir belirlenim düştüğünü, örneğin, adlandırılan nesnelerin sırasını [sayfa 181] izleyerek söyleyecek olursak: mekânda yada zamanda sonluluk, şu yerde olmak, mekânın mutlak şekilde olumsuzlanması gibi bir belirlenim düştüğünü; ama aynı zamanda o nesneye tam karşıt belirlenimin de, örneğin: mekânda ve zamanda sonsuzluk, şu yerde olmamak, mekâna bağıntılılık, yani mekânsallık gibi bir belirlenim de düştüğünü göstermeğe dayanır. Eski Elea okulu özellikle harekete karşı uyguladı kendi diyalektiğini; Platon ise kendininkini çağın tasarımlarına ve kavramlarına karşı, bu arada özel olarak sofistlerin tasarım ve kavramlarına ama aynı zamanda saf kategorilere ve iç düşünmenin belirlenimlerine karşı uyguladı; daha sonra da şüphecilik bu diyalektiği bilincin dolayımsız verileri ve günlük hayatın özdeyişleri diye adlandırılan şeye uygulamakla kalmadı sadece, tüm bilimsel kavramlara da uygulamağa koyuldu. Oysa böyle bir diyalektikten çıkarılan vargı, elde edilen bütün olumlamaların çelişkisi ve ortadan kalkışı’dır. Ne var ki ancak çift anlamda gerçeklenebilir böyle bir şey: İster: nesnel anlamda kendisiyle böylece kendi kendinde çelişkiye düşen nesne, kendi kendisini hükümsüz kılacak (yada, yürürlükten kaldıracak) ve hiçliğin darbesini yemiş bulunacaktır; örneğin Elealıların vargısı buydu ve örneğin hareketin, dünyanın, noktanın, vs. hakikî oldukları, bu vargıya dayanılarak reddedilmekteydi. İster: öznel anlamda: bilginin yetersiz kaldığı kabul edilecektir. Yada bu sonuncu vargı, yanlış bir görüntünün hileli düzeni bu diyalektikle kurulmaktadır şeklinde anlaşılmakta. İnsanın sağduyusu denilen şeyin alışılmış görüşü budur; ve söz konusu sağduyu, duyulur apaçıklıkla ve sıradan tasarımlar ve anlatımlarla yetinmektedir)... (337–338).
      Örneğin Kinik Diogenes70 yürüyerek tanıtlıyordu hareketi, ki Hegel ((bayağı bir çürütme tarzı)) diyor bu ispatlama şekli için. [sayfa 182]
      ... “Yada bununla birlikte, öznel hükümsüz kalışın sonucu doğrudan doğruya diyalektikle ilgili değildir de, daha çok, zaten ona (bilgiye) karşı yöneltildiği bilgiyle, ve, Kantçı felsefe açısından olduğu kadar şüphecilik açısından da, genellikle bilgi ile ilgilidir.”
      ... “Temel önyargı, diyalektiğin sadece ve sadece olumsuz bir sonuca ulaşabileceği varsayımından ileri geliyor”... (338).
      Burada, Hegel için Kant’a onur veren işlerden biri de, dikkatleri, diyalektik ile “kendinde ve kendi için düşüncenin kategorileri”nin incelenmesi üzerine çekmiş oluşudur (339).
      “Düşünce ve kavram olmaksızın, nesne bir tasarımdır yada bir addır henüz. Düşünce ve kavramın belirlenimleri onlardır ki nesne onların içinde’dir, onlar’dır”...
       
 
 
 
      ... “Dolayısıyle de, düzenleniş şekilleri ile ve dış bir bağ ile diyalektik gözükmelerini, bir nesnenin yada bilginin kusuru saymamak zorunluğu vardır”...
      ... “Böylelikle, örneğin sonlu ve sonsuz gibi, bireysel ve evrensel gibi tutarlı ve sağlam kabul edilen bütün karşıtlıklar, dış bir bağdan ötürü değil, kendilerinde ve kendileri için çeliştiklerine göre, – doğaları üzerinde düşünülünce de bu çıkmıştı ortaya –, kendi kendilerinde ve kendi kendileri için geçiştirler” ... (339).
 
 
 
 
   
      ... “Oysa ki doğrudan doğruya bu, biraz önce belirginleşen görüştür ve bu görüşe göre ‘kendinde ve kendi için göz önüne alınan’ bir ilk evrensel.
      #
      kendinin başka’sı olarak gösterir kendini”... [sayfa 183]
 
 
 
      ... “ama bu başka, özsel bir biçimde, boş olumsuz değil, diyalektiğin alışılmış sonuca olarak alınan hiç değil, birincinin başka’sıdır, dolayımsız’ın olumsuz’udur; bundan ötürü de, dolayımlanmış olarak belirlenmiştir ve birincinin belirlenimini ilke olarak kendinde barındırır. Bunun sonucunda birinci, özsel biçimde, başka’nın içine alınır ve orada korunur. Olumluyu olumsuzda (önvarsayımın içeriği, sonuç) koruyup sürdürmek, rasyonel bilgide en önemli olan işte budur; bunun yanı sıra da, bu gerekliğin mutlak şekilde hakiki ve zorunlu olduğuna inanmak için en basit bir düşünme yeterlidir; ve bunun böyle olduğunu tanıtlayacak örneklere gelince, baştan sona tüm mantığın işi budur” (340).



















 














diyalektiğin
tarihi
üzerine



diyalektiğin
tarihinde
şüpheciliğin
rolü







diyalektik
bir hileli
düzen olarak
anlaşılmakta



Kantçılık =
(aynı zamanda)
şüphecilik





Doğru!
Tasarım ve düşünce
bu ikisinin
gelişimi, nil aliud[170b].

Nesnenin
diyalektik
gözüküşü

Hareketsiz
değildir
kavramlar
tersine - kendi
kendileri ile,
doğaları
bakımından
= geçişler
#
İlk evrensel
kavram
(ve=ilk
çıkagelen,
herhangi bir
evrensel
kavram)

Diyalektiği
anlamak
bakımından
alabildiğine
önemli bu

 
      Diyalektikte – o diyalektik ki olumsuzlama öğesini, tartışma götürmez biçimde ve hem de hattâ en önemli öğesi olarak içinde barındırmaktadır – özsel ve belirgin olan, saf ve yalın olumsuzlama değildir, yok yere olumsuzlama değildir, şüpheci olumsuzlama değildir, duraksama, işkillenme değildir, hayır; bağın durağı olarak, olumlu’yu da koruyup sürdürmek şartıyle, yani hiç duraksamasız ve hiç katışıksız biçimde gelişimin durağı olarak olumsuzlamadır.

 
      Genel olarak diyalektik, bir ilk tezin olumsuzlanmasına, onun yerine bir ikinci tezin konmasına (birincinin, ikincinin içine geçişine; birinci ile ikinci arasındaki bağın gösterilmesine, vs.) dayanmaktadır. İkinci, birincinin yüklemi haline getirilebilir – “Örneğin sonlu, sonsuzdur; bir, çok’tur; bireysel, evrensel’dir”... (341).
      ... “Birinci yada dolayımsız, kendinde kavram olduğu için ve dolayısıyle de kendinde olumsuz olduğu için, diyalektik durak onda, içinde barındırdığı kendinde fark’ın onda konumlu oluşuna dayanmaktadır. Buna karşılık ikincinin doğrudan doğruya kendisi belirlenimlenmiş olan’dır, fark’tır yada bağıntıdır; dolayısıyle de onda diyalektik durak, içinde barınan birlik’in konumlanmasına dayanmaktadır”... (341 – 342). [sayfa 184] “kendinde” =
gizil güç halinde, daha henüz gelişmemiş,
serilip
yayılmamış
      (Olumlu, yalın ve başlatıcı, “birinci” olumlamalara, tezlere, vs. ilişkin olarak “diyalektik durak”, yani bilimsel inceleme, bir farkın, bir bağın, bir geçişin belirtilip ortaya konmasını gerektirmektedir. Bunsuz, yalın olumlu olumlama eksiktir, süredurum halindedir, cansızdır. “İkinci” teze, olumsuz teze ilişkin olarak “diyalektik durak”, “birlik”in, yani olumsuz ile olumlu arasındaki bağın, bu olumlunun olumsuzun içinde var olduğunun belirtilip ortaya konmasını gerektirmektedir. Olumlamadan olumsuzlamaya, – olumsuzlamadan, olumlanmış olan’la “birlik”e, – bunsuz diyalektik salt olumsuzluktur, oyundur yada şüpheciliktir).
      ... – “Bu nedenden ötürü, eğer olumsuz, belirlenimli, bağıntı, yargı ve bu ikinci durağa denk düşen bütün belirlenimler, daha o andan itibaren kendi kendileri için çelişki olarak ve diyalektik olarak görünmüyorlar ise, düşüncelerini birliğe ulaştırmayan düşünme’nin eksikliğidir sadece bu. Çünkü malzeme, bir ilk bağıntı içindeki uzlaşmaz belirlenimler, düşünme tarafından konulmuş olarak orada bulunmaktadırlar. Ama formel düşünce (yada, düşünme), özdeşliği yasa yapar; tasarımın alanında, mekân ve zamanda sahip olduğu çelişkin muhtevayı bırakıp koyverir; ve burada (yani tasarımın alanında, mekân ve zamanda ) kendi kendisiyle çelişen (şey), birlikte varoluş ve ardardalık düzeni içinde kendi’nin dışında korunup sürdürülmekte ve kendisini meydana getiren terimler karşılıklı olarak temasa girmeksizin bilinç yüzeyinde belirmektedir” (342). NB




 
      “Karşılıklı temassız biçimde bilincin yüzeyine çıkıyor” (nesne): antidiyalektiğin özü, bu işte. Burada Hegel, mekân ve zamanı (tasarımla bağıntılı olarak) düşünce’ye oranla daha altta kalan birşeylere getirip bağlamakla, bile isteye, idealizmin kulağını dikmesine yolaçmakta. Kaldı ki belli bir anlamda, tasarım alttadır zaten. İşin aslı şudur ki, düşüncenin tüm “tasarım”ı hareketi içinde kucaklaması gerekmektedir; bunun için de düşünce, diyalektik olmalıdır. Düşünceden daha mı yakındır tasarım, gerçekliğe ? Hem evet, hem de hayır. Tasarım, bütünlüğü içinde yakalayıp kavrayamaz hareketi, hızı saniyede 300.000 kilometre olan bir hareketi kapıp kavrayamaz tasarım örneğin; oysa düşünce, böyle bir hareketi kapıp kavrayabilir ve kavramak zorundadır da. Tasarımın içindeki haliyle alacak olursak, düşünce de gerçekliği yansıtır; nesnel gerçekliğin varlığının bir formudur zaman. Hegel’-in idealizmi burada, tasarım-düşünce bağıntısından değil, zaman kavramından doğuyor. [sayfa 185]

 
      ... “Bu konuda, çelişkinin düşünülemez olduğunu söyleyen belirli ilkeyi benimser o[171]; oysa gerçekte kavramın temel durağı, çelişki düşüncesidir. Aslında formel düşünce de düşünür çelişkiyi, ama hemen geriye döner ve” (çelişkinin düşünülemeyeceğini ileri süren) “bu sözün içindeki çelişki düşüncesinden, soyut olumsuzlamaya geçiş için yola çıkar sadece” (342).
      “Oysa göz önüne alman olumsuzluk, kavramın hareketinin dönüş noktası’nı meydana getirmektedir. Olumsuz, kendine bağlantının yalın noktasıdır; her türlü etkinliğin, hayatın ve zihnin her türlü öz-deviniminin en içteki kaynağıdır; tüm hakikati kendinde barındıran ve bu hakikatin ancak (onun) sayesinde bir hakikat olduğu diyalektik ruhtur bu olumsuzluk. Çünkü kavramla gerçeklik arasındaki karşıtlığın ortadan’ kalkışı (yada, hükümsüz kalışı) ve birlik –ki hakikat, işte o birliktir–, sadece bu öznelliğe dayanmaktadır. – Ulaşmış bulunduğumuz ikinci olumsuz, ‘olumsuzun olumsuzu’, işte çelişkinin bu ortadan kalkışı ve hükümsüz kalışıdır; ama tıpkı çelişki gibi bu hükümsüz kalış da, bir dış düşünme’nin yapısı değil, tam tersine, hayatın ve zihnin en içteki, en nesnel durağıdır; öyle ki, bir özne, bir kişi, (kısaca) ‘hür olan’, ancak onunla vardır” (342–343).





diyalektiğin
tadı

hakikatin
ölçütü
(kavramla
gerçekliğin
birliği)
      Burada önemli olan : 1) diyalektiğin karakterlendirilmesi: özdevinim, etkinlik kaynağı, hayatın ve zihnin hareketi ; öznenin (insanın) kavramlarının gerçeklikle düşümdeşliği; 2) doruğuna varmış bir nesnelcilik (“das objektivste Moment”[172]).

      Bu olumsuzlamanın olumsuzlanması üçüncü terimdir, diyor Hegel (343) “eğer genellikle saymak isteniyorsa” – ama, “basit” (yada, “formel”) ve “mutlak” (343 i.t.) olmak üzere iki olumsuzlama sayıp dördüncü (Quadruplicität) olarak da göz önüne alınabilir bu üçüncü terim (344). [sayfa 186]
       
      Ayırım bence karanlık: mutlak (olumsuzlama), daha somut bir (olumsuzlama) ile eşdeğer olmuyor mu?

   
      “Onun bu birlik durumunda oluşu ve, bunun yanı sıra da metodun bütünsel formunun bir üçlülük (yada, üçyanlılık) oluşu, işin sonunda, bilme tarzının yüzeysel, dış yüzünden başka bir şey değildir” (344).
– ama, diyor, bunu (ohne Begriff[173] de olsa) belirtmiş olmak bile, “Kant felsefesine sınırsız onur veren” bir iştir.
NB :
“üçlülüğü”
dış yüzeysel yanıdır diyalektiğin
      “Üçlüğe de el attı aslında formalizm, ve boş şema’sına takıldı üçlüğün; modern felsefî konstrüktivizm (çizimcilik, yada, yapıcılık) denen – ve, ne kavramı ne de içkin belirlenimi olmayan bu formel şemayı her yerde ortaya sürüp dışsal bir düzenleme için kullanmaktan başka bir iş yapmayan – bu (akımın) utanç verici yavanlığı ve yetersizliği, o formun da ününü kötüye çıkardı ve bıktırıcı bir hale düşmesine yolaçtı. Ama bu yavan kullanıma uğradı diye, iç değerinden en ufak bir şey yitiremez o form; ve ‘rasyonel olan’ın mantıksal şeklinin, başlangıçta kavramsal bir form içinde olmamış olsa bile, bulunuşuna, hak ettiği büyük değeri daima vermek gerekmektedir” (344-345). formalizmi,
diyalektikçilik
oynamanın
boşluğunu ve
sıkıcılığını
adam akıllı
hırpalıyor
Hegel

      Olumsuzlamanın olumsuzlanmasının, bu üçüncü terimin sonucu, “durgun halde bir üçüncü” değildir... “doğrudan doğruya (karşıtların) bu birliği olarak kendi kendileriyle dolayımlanan hareket ve etkinliktir” (345).
      “Üçüncü” terime, yani sentez’e bu diyalektik dönüşümün sonucu, yeni bir öncül, yeni bir olumlama, vs. olur ki o da, daha sonraki bir çözümlemeye kaynaklık edecektir. Ama bu “üçüncü” dereceye, bilginin muhteva’sı girmektedir artık (“kendi kendisi olarak bilginin “muhtevası”, düşüncenin dairesine girişini yapmaktadır”) – ve metod, genişleyip sistem haline gelecektir (346). [sayfa 187]
      Bütün akılyürütmelerin, tüm. çözümlemenin başlangıcı olan büyük önerme, şimdi belirlenimsiz, “eksik” gibi gözükmektedir; onu ispatlama, “tümden-getirme” (ableiten) ihtiyacı doğmuştur şimdi (347); “ispatlama ve tüm-dengelim işlemlerindeki sonsuz gerileme sürecinin vaz geçilmez koşulu gibi gözükebilecek şey” gelmektedir şimdi (347) – ama bir başka yanda da yeni öncül ileriye doğru atılıp gidiyor...
      ... “Böylece bilgi, muhtevadan muhtevaya ilerler. İlkin bu gelişme, basit belirlenmişliklerle başlayarak karakterlenir; gittikçe daha zengin ve daha somut belirlenmişliklerle devam eder. Çünkü sonuç, kendi başlangıcını kendi içinde barındırmaktadır; ve bu başlangıcın gelişmesi, yeni bir belirlenmişlikle zenginleştirmiştir onu. Evrensel, temeli meydana getirmektedir; Nitekim işte bunun içindir ki gelişim, birinden bir ötekine bir akış şeklinde alınamaz. Mutlak metodda kavram, kendi başka-varlık’ının içinde; evrensel, kendi tikelleşmesi içinde, muhakemenin ve gerçekliğin içinde koruyup sürdürürler kendi kendilerini. Daha ilerdeki her belirlenim derecesinde, diyalektik gelişimiyle bu kavram, bir önceki muhtevasını yükseltir olanca kitlesiyle; ve, yalnız hiç bir şey yitirmemekle yada ardında hiç bir şey bırakmamakla kalmaz, tam tersine, kazanılmış herşeyi kendisiyle taşır ve kendi kendinde zenginleşir ve yoğunlaşır”... (349).
(       Diyalektiğin ne olduğunun bir çeşit bilançosunu çıkartmakta bu parça, ve hiç de kötü değil. )
      Ne var ki genişleme, derinleşme (“in - sich - gehen”[174]’yi de gerekli kılmaktadır ve “en büyük genişleme, bir o kadar da, en yüksek yeğinliktir” (349).
      “Dolayısıyle de, ‘en zengin olan’, en somut ve en öznel olan’dır; ve yalın derinliğe çekilen de, en kudretli olan ve en ‘yetkisinin dışına taşan’dır” (349).
Buna NB:
En zengin
olan, en somut ve en öznel olan’ dır

      “İşte bu şekildedir ki belirlenmedeki ilerlemenin her adımı, belirlenimsiz başlangıçtan uzaklaştığı kadar da o aynı başlangıca gerigiden yaklaşma’dır; ve dolayısıyle de başlangıcın geriye doğru giden temeli ile sonun kendini sürdüren belirlenimi, düşümdeşlik haline girerler ve artık aynı şeydirler” ) 350).
      Bu belirlenimsiz başlangıcı deprezieren[175] gerekmez hiç bir şekilde, ve yapılmamalıdır: [sayfa 188]
      ... “(başlangıcı) sadece geçici ve varsayımlı bir şekilde geçerli saymak için, değerden düşürmeğe ihtiyaç yoktur. Ona karşı ileri sürülebilecek olan ne varsa – örneğin insan bilgisinin sınır taşları, şey’in kendisine gitmeden önce bilginin aletine ilişkin bir eleştirisel araştırmaya girişme gereği konularında – bütün bunlar, somut belirlenimler olarak, kendileriyle birlikte dolayımlarının ve temellerinin vaz geçilmez isterlerini de getiren önvarsayımlardır. Bu durumda bunlar, kendisine karşıçıktıkları şey’den geçerek başlangıç’ın önünde formel olarak hiç bir öncecilliğe (ilk önce yapılması gerekirliğe) sahip olmayıp, tam tersine, daha somut muhtevaları nedeniyle bir tümdengelim borcunu taşıdıklarına göre, – herhangi bir başka şey yerine göz önüne alınmaları söz konusu olduğunda, temelsiz yüksekten atmalar olarak alınabilirler ancak. Bilinen’i sonlu ve ‘hakikî olmayan’ olarak, yani sınırlı ve ‘kendi muhtevasının karşısında form ve alet olarak, belirlenimli bir bilgi’ olarak bir ‘zaman aşımına bağlı bulunmayan’ haline ve bir mutlak haline soktukları ölçüde hakikî olmayan bir muhtevaları vardır bunların; bu hakikî olmayan bilginin kendisi de doğrudan doğruya form’dur, gerilek şekilde iş gören dayanaktır. Hakikatın metodu da başlangıcı, başlangıç olduğu için, bir ‘eksik’ (bir ‘tamamlanmamış’) olarak bilir; ama aynı zamanda gene bilir ki bu eksik, ilke olarak bir ‘zorunlu’dur, çünkü hakikat dolayımsızlığın olumsuzluğuyle kendine gelmedir sadece”... (350-351).



NB:
Hegel
Kant’a karşı















Kant’a
karşı
(doğru)
      ... “Metodun belirtilen doğası nedeniyle, bilim, kendi üzerine kapalı bir daire olarak tasarımlanma durumuna gelmekte; öyle bir daire ki, dolayım bu dairenin başlangıcına –yalın temel– son’u getirmektedir. Ama bu daire, ayrıca da, bir daireler dairesi’dir... Bu zincirin parçaları, tek tek bilimlerdir”... (351). [sayfa 189]
      “Metod, sadece kendi kendisine ilişkili olan yalın kavramdır; dolayısıyle de, varlığın kendisinden başka bir şey olmayan ‘yalın bağlantı’dır. Ama bu varlık artık dolu varlıktır aynı zamanda, kendi kendine anlayan kavramdır, somut bütünlük olarak ve bir o kadar da saf ve yalın şekilde yeğinleştirici olarak varlık’tır” ... (352).
      ... “İkinci olarak, bu İde ((die ide des absoluten Erkennens[176])) mantıksaldır henüz, saf düşüncenin içinde yatmaktadır, tanrısal kavramın biliminden başka bir şey değildir. Bu İde’nin sistematik şekilde bütünlenişi, bir gerçekleşme’dir hiç şüphe yok ki; ama bu, aynı alanın içinde tutulup sürdürülen bir gerçekleşmedir. Bilginin saf İdesi öznelliğin içinde bu ölçüde yattığına göre, öznelliği hükümsüz kılma (yürürlükten kaldırma) itki’sidir bu İde; ve bu durumda saf hakikat, son sonuç olarak, bir başka alanın ve bir başka bilimin başlangıcı olacaktır.
      “Gerçekten de İde, kendini saf kavramın ve gerçekliğinin mutlak birliği olarak koyduğu ve böylece varlık’ın dolayımsılığına girdiği andan itibaren, bu form içinde bütünlük olarak, doğa’dır;” (352-353).






Bilim bir
daireler
dairesi
’dir

NB:
diyalektik
metodun
“erfülltes Sein”[176b]
ile, muhteva dolu ve somut
varlıkla olan
bağı

idenin doğa‘ya
geçişi

      Mantık’ın 353. sayfasının bu son cümlesi, üzerinde sonsuz bir önemle durulmağa değer. Mantıksal ideden doğa’ya, geçiş. Bir el erimi kalmış maddeciliğe burada. Haklıymış Engels71: Hegel’in sistemi, tersine döndürülmüş bir maddecilik. Mantık’ın son cümlesi değil bu aslında, ama bu cümleden sonra sayfanın bitimine kadarkiler hiç önemli değil.

“Mantık”ın sonu, 17 Aralık 1914. [sayfa 190]



NB :
Küçük Mantık’ta (Ansiklopedi § 244,
Zusatz[176c] 414)[176d] kitabın son
cümlesi şu:
“diese seinde
Idee aber ist
die Natur”[176e]

 
      Üzerinde dikkatle durulmağa değer bir nokta daha var: “Mutlak İde” hakkındaki bütün bu bölüm boyunca Tanrı’ya değgin bir tek sözcük geçmiyor hemen hemen (sadece bir kez, “tanrısal kavram” boy gösteriyor gibi oluyor şöyle bir) ; ve ayrıca da –buna NB– bu bölüm hiç bir spesifik idealizm’i içermemekte; tam tersine, bölümün temel konusu, diyalektik metod. Hegel’in Mantık’ının tümü ve özeti, son sözü ve özü, diyalektik metod – son derece üzerinde durulmağa değer bir nokta bu. Bir de şu var : Hegel’in yapıtları arasında en idealisti olan bu kitap, öbür yapıtlarına oranla, en az idealizmi ve en çok maddeciliği içeren kitap. “Çelişkin” bir şey bu, ama gerçek!
NB

 

      Cilt VI, s. 399 :
      Ansiklopedi, § 227 – analitik metod ve uygulaması üzerine nefis şeyler (“somut veri”yi “ayrıştırmak” – tikel yanlarına “soyutlama form’unu vermek” ve “cins yada kuvveti ve yasa”yı “herausheben”[177]), s. 398 :
      Analitik metodu yada sentetik metodu uygulamak, (man pflegt zu sprechen[178] gibi) “bizim keyfimize bağlı bir iş” (398) değildir katiyen – doğrudan doğruya, “bilinmek istenen nesnelerin formu”na bağlıdır bu (399).
      Locke ve ampirisistler, çözümlemenin görüş açısına sarılıyorlar. Ve sık sık dendiğine göre, “bilgi, genellikle, bundan daha fazla hiç bir şey yapamaz” (399).
      “Ama hemen ossaat apaçık bir hale gelir ki bu, bir çeşit ters yüz oluşudur şeylerin; ve, şeyleri oldukları gibi almak isteyen bilgi, sırf bundan dolayı kendi kendisiyle çelişkiye girer.” Örneğin bir kimyacı, bir et parçasını “martert”[179] eder ve azot bulur, karbon, vs. bulur. “Ama bu soyut maddeler, et değildir artık.” [sayfa 191]
      Bir çok tanım olabilir burada, günkü nesnelerin sayısız yanları vardır :
      “Tanımlanacak nesne ne kadar zenginse, yani ne kadar çok ve değişik yan sunuyorsa düşünceye, değişik tanımların yaratılmasına da bir o kadar fazla olanak sağlamaktadır (400 § 229) – örneğin Devlet hayatının, vs. tanımı.








NB:
“cins yada kuvvet
ve yasa”
(cins=yasa!)




Çok doğru!
bk. Marx’ın Kapital”
deki gözlemi
I, 5. 2.72

      Spinoza ve Schelling, bir “spekülatif” kitle veriyorlar tanımlarında (öyle görülüyor ki, “spekülatif” sözcüğünü iyi bir anlamda kullanıyor burada Hegel), ama “basit olumlama formu altında” yapıyorlar bunu. Oysa felsefe herşeyi ispatlamak ve tümdengelim yoluyle ortaya çıkarmakla yükümlüdür, kendi kendini tanımlarla sınırlamakla değil.
      “Suni değil, yani keyfî değil, doğal” olmalıdır bölme (Ein-teilung) (401).
      S. 403–404 – “kavram”ın, “İde”nin, “kavramla nesnelliğin birliği”nin söz konusu olduğu yerde “konstrüksiyonlar”a kaçanlara yapıcılık “oyunu” oynayanlara amansızca veriştiriyor... (403).
      Küçük Ansiklopedi’de § 223 b kesimi, das Wollen[180] başlığını almış (Büyük Mantık’ta ise buna denk düşen başlık, “Die Idee des Guten”[181]).
      Etkinlik, “çelişki”dir – gerçektir ve gerçek değildir erek, olanaklıdır ve değildir, vs.
      “Formel bakımdan bu çelişkinin ortadan kalkışı şundadır ki, etkinlik ereğin öznelliğini (ve sadece bu öznelliğin tekyanlılığını değil, ama ‘evrensel’in içinde bu öznelliği) hükümsüz kılar; böylece nesnelliği de, her ikisini birden sonlu yapan karşıtlığı da hükümsüz kılmış olur” (406).
      Kant’ın ve Fichte’nin görüş açısı (özellikle ahlâk felsefesinde), ereğin, öznel gerekli-varlık’ın (407) görüş açısıdır (nesnel ile olan bağın dışında)...
      Mutlak İde’den söz ederken, bu konuda, herşeyin mutlak İde’de ortaya çıkacağını ileri süren “tantanalı açıklamalar”la alay ediyor Hegel (§237, cilt VI, s. 409), ve belirtiyor ki
      “mutlak ide, evrensel’dir; her tikel muhtevanın kendisine bir başka gibi karşı karşıya ve karşıt durduğu (sic!) soyut form olarak ‘evrensel’ değil; tam tersine, bütün belirlenimlerin, bu aynı belirlenimler yoluyle muhtevanın doluluğunun kendisine [sayfa 192] dönmüş olduğu mutlak form olarak ‘evrensel’. Bu bakımdan mutlak İde’yi, bir çocuğun da söylediği aynı dinsel sözleri söyleyen bir ihtiyara benzetebiliriz; ama bu sözler, çocuğunkinden farklı olarak, onun hayatının tümünün anlamını taşır. Çocuk dinsel muhtevayı anlasa bile, onun için bu muhteva öyle bir şeydir ki hayatın bütünü ve dünyanın bütünü henüz bu şeyin dışında bulunmaktadır” (409).
      ... “İlgi, hareketin bütününde toplanmış bulunmaktadır” (§237, s. 409).


très bien![181b]


Nefis
karşılaştırma!
bayağı dinin yerine her türden bütün
soyut hakikatları almak gerekiyor

hayranlık
verici!

      “Muhteva, İde’nin canlı gelişimidir”... “Buraya kadar göz önüne alman derecelerin her biri, mutlağın bir imgesidir, ama ilkin sınırlı bir şekilde” ... (410).
      § 238, ek:
      “Felsefî metod analitik olduğu kadar sentetiktir de; ne var ki, sonlu bilginin bu iki metodunun basit bir anlaşması yada bir arada oluşu anlamında değil bu, daha çok şu anlamda : Bunların ikisini de, yürürlükten kalkmış halleri içinde kendinde barındırır felsefî metod; ve dolayısıyle de, hareketlerinin her birinde aynı zamanda analitik ve sentetik olarak davranır. Felsefî düşünce, nesnesi olan İde’yi almaktan başka bir şey yapmadığı, onu engellemediği, onun hareketine ve gelişmesine bir çeşit tanıklık etmekle yetindiği anlamında analitik davranmaktadır. Bu bakımdan felsefe, tamamıyle edilgindir. Ama felsefî düşünce bir o kadar da sentetiktir bu durumda, ve doğrudan doğruya kavramın etkinliği olarak belirir. Ama bu, daima gün ışığına çıkmak isteyen kişisel buluşları ve özel kanıları kendinden uzak tutmak için çaba göstermeyi şart koşar”... (411).


très bien![181c]




Çok iyi!
(ve imgeli)

      (§243, s. 413) ...”Böylece metod, dış form değildir, muhtevanın ruhu ve kavramıdır”...
      (Ansiklopedinin sonu; daha yukarda, sayfanın kıyısındaki, Mantık’tan alınmış olan aktarmaya bakılacak*[182].) [sayfa 193]



HEGEL’İN “MANTIK’I HAKKINDAKİ
KİTAPLARIN KONTRANDÜLERİ ÜZERİNE
NOTLAR

HEGEL ÜZERİNE YENİ
KİTAPLARIN KONTRANDÜLERİ73
       

Yeni-Hegelciler : Caird, Bradley.
      J. - B. Billie: “The Origin and Significance of Hegel’s Logic”[183]. London. 1901 (375 sayfa). Felsefe dergisi (Revue philosophique)74’nin 1902, 2, s..312’de kontrandü. Yazar, denilmekte bu kontrandüde, Hegel’in terimlerini (Véra’nın yapmış olduğu gibi) olduğu gibi aktarmakla yetinmiyor, bu terimleri tarihsel açıdan izlemeyi ve açıklamayı denemekte. Bu arada özellikle bölüm X: mantıkla doğa arasındaki bağıntılar (yazara göre, amacına ulaşamamış Hegel). Hegel’in önemi, “démontré le caractère objectif de la connaissance”[184] oluşundan ileri geliyor... (s. 314).
      William Wallace: “Prolegomena to the Study of Hegel’s Philosophy and Specially of His Logic”[185]. Oxford and London. 1894. “Felsefe dergisnde kontrandü (1894, 2, s. 538. 2. baskı, birincisi 1874). Hegel’in Mantık’ını çevirmiş yazar.
      “Bu bilimin (mantığın) Hegelci anlayışını kesin ve seçik bir şekilde açıklıyor B. Wallace... saf düşünce yada İde maddesel gerçeklikle ruhsal gerçekliğin ortak malı olduğuna göre, (bu bilim) hem doğa felsefesini ve hem de tin felsefesini egemenliği altında tutmaktadır”[185] (540). [sayfa 194] Aynı yazardan: 1894’te
“Philosophy
of Mind”in
75
, açıklayıcı bir
ek bölümle
birlikte çevirisi. Kontrandüsü de ibid.
      “Zeitschrift für Philosophie”de, c. 111 (1898), s. 208’de Wallace üzerine övgü taşan ama boş bir kontrandü.

      P. Rotta ; İtalyanların “Rivista di Filosofia”sında. (1911, I.) “Hegel’in yeniden doğuşu” ve “philosophia perennis”. – (“Revue philosophique”te kontrandü, 1911, 2, s. 333).
      Caird yanlısı Rotta. Görüldüğü kadarıyle, nil.
      Bu arada özellikle...
      “la conception néo-hégélienne de Bradley d’une invisible energie se transferant de manifestations en manifestations, présente et opérante sous tout changement et toute activité individuelle76”.[186]
enerjinin
idealist
yorumu mu??

      J. Grier Hibben: “Hegel’s Logic, an Essay in Interpre-tation”. New York. 1902. (313 sayfa).
      “Revue philoso/phique”, 1904, cilt I, s. 430’daki kontrandü: “En dépit de son titre, l’ouvrage de M. H. est moins un commentaire interprétatif qu’un résumé presque littéral”[187].
      Hegel’in Mantık’ındaki terimlerim bir çeşit sözlüğü’nü çıkarmış yazar. Ama asıl önemlisi bu değil : “Les commentateurs en sont encore à disputer sur la position même prise par Hegel, sur le sens fondamental et la but véritable de sa dialectique. Aux critiques célèbres de Seth se sont opposées des exégèses résentes, attribuant une signification toute différente à la Logique, prise dans son ensemble, celles, notamment, de Mac Taggart et de G. Noël”[188] (431). [sayfa 195]
Kontrandünün yazarı, genellikle, “la renaissance de l’hégélianisme dans les pays anglo-saxons”... “dans ces dernières années”yi[188b] not ediyor.

NB
NB       Selon Hibben, la Logique de Hegel “n’est pas un simple système spéculatif, une plus ou moins savante combinaison de concepts abstraits; elle est en même temps “une interprétation de la vie üniverselle dans toute la plénitude de sa signification concrète”[189] (p. 430). NB

      “Preussische Jahrbücher”77 (C. 151), 1913, Mart, Dr. Ferd. J. Schmidt’in makalesi : “Hegel und Marx”. Hegel’e doğru alınan dönemeci kutluyor yazar; “bilgi teorisinin skolastiği”ne atıp tutuyor ve (“Preussische Jahrbücher”deki) yeni-Hegelci Constantin Rössler ile Adolphe Lasson’dan aktarmalar yapıyor. Plenge’nin kitabından söz ederken de, Marx’ın, sentez olarak “ulus idesi”nin anlamını kavramamış olduğunu ileri sürüyor. Marx’ın başarısı –işçileri örgütlemek– büyük, ama... tekyanlı.
      Marx’ın “liberalce” (daha doğrusu burjuvaca, çünkü anlaşılıyor ki yazar işçi dostu ve aynı zamanda da tutucu) iğdiş edilişine bir örnek. NB


      Mc Taggart Ellis Mc Taggart: “Studies in the Hegelian Dialectic.[190] Cambridge, 1896 (259 s.). “Zeitschrift für Philosophie”de78 kontrandü, c. 119 (1902), s. 185. Hegel felsefesini iyi bilen yazarın bu felsefeyi Seth’e, Balfour’a, Lotze’ye, Trendelenburg’a, vs. karşı savunduğu söylenmekte (görüldüğü kadarıyle yazar Taggart, aşırı idealist).
      Emil Hammacher: “Die Bedeutung der Philosophie He-gels”[191]. (92 S.) 1911. Leipzig.
      “Zeitschrift für Philosophie”de kontrandü, c. 148 (1912), s. 95. Kitapta, “çağdaş dönemdeki Kant-sonrası idealizminin yeniden geliştirilmesi” hakkında oldukça iyi gözlemler olduğunu söylemekte kontrandü; Windelband bir agnostiktir (bilinemezci’dir), vs. (s. 96); ama yazar, Hegel’in “mutlak idealizmi”ni Riehl, Dilthey ve öbür “yıldızlar”dan daha iyi anlamış değil. Gücünü aşan bir işe girmiş. [sayfa 196]
      Andrew Seth: “The Development from Kant to Hegel with Chapters on the Philosophy of Religion”[192]. London, 1882. “Zeitschrift für Philosophie”de kontrandü, c. 83, s. 145 (1883).
      Yazar, denilmekte, Kant’a karşı Hegel’i savunuyor. (Bir hayli övücü.)
      Stirling. “Secret of Hegel”[193]. Kontrandü, ibid., s. 53 (1868), s. 268. Hegel’i, alabildiğine ateşli bir hayranı sıfatıyle, İngilizlere tanıtmakta yazar.
      Bertrando Spaventa: “Da Socrate a Hegel”. Bari, 1905. (432 s., 4,5 liret.) Kontrandü, – ibid., s. 129 (1906),– bu kitabın, özellikle Hegel’e ilişkin bir makaleler derlemesi olduğunu ve yazarının da sadık bir Hegelci olduğunu söylüyor.

      Stirling. “The Secret of Hegel”.
İtalyancada:
      Spaventa. “Da Socrate a Hegel”
      Raff. Mariano
Almancada:
      Michelet und Haring. “Dialektische Methode Hegels”[194] (1888).
      Schmitt. “Das Geheimnis der Hegelschen Dialektik”[195] (1888). [sayfa 197]





1914 yılı Aralığında Elyazmasına tıpatıp
yazılmıştır. uygundur.
İlk olarak 1930 yılında
Lenin Derlemesi XIV’de yayınlanmıştır







Dipnotlar

      [1] Hegel’in Yapıtları. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [2] 1. cilt. Felsefî Anılar. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [3] Hegel. Werke, Bd. III. Berlin. 1833. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [4] Elyazmasında, “bilgisizlikten biliye” sözcüklerinin, anlaşılan altı çizilecekken üstleri çizilmiş. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [5] Bir iskeletin cansız kemikleri. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [6] Düşünce bağıntıları. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [6b]Tinsel olan. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [7] Herkesçe bilinendir. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [8] Herkesçe bilinen, herkesçe bilinendir diye bilinen olmamıştır henüz. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [9] Aristoteles, Metaphysique, J. Tricot çevirisi, Paris 1933, s. 17 – 18 (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [10] İbidem, A. 1, s. 9-10. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [11] Kısaltmaları. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [12] Özet. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [13] Hizmet eder. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [14] Boş soyutlamanın bir düşünce varlığı. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [15] Düşünce formları... “araç”, “kullanım için”. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [16] Dış formlar. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [16b] Muhteva dolu formlar. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [17] Çekilmez. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [18] Muhteva. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [19] Şeyler değil artık, şeylerin doğası, kavramı. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [20] Kendinde şey. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [21] Saçma: ... gerçek. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [22] Anlayışgücü. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [23] Ölü formlar. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [24] Küçümsenme. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [25] Küçümsenmeye uğradı. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [26] ve ötekiler. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [27] Geçiş. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [28] İndilik görüntüsü. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [29] Görüntünün nesnelliği. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [30] Çelişkinin zorunluluğu. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [31] Kendi kendine hareket eden ruh. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [32] Dünyanın tasarımının zenginliği, (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [33] “Geçerken”, Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [34] Bilmenin. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [35] Hem hiçliği hem varlığı. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [36] Belirlenmişlik niteliktir. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [37] Varlık. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [38] Orada - varlık. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [39] Varlık - Hiçlik - Oluş. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [40] Hiçlik bir şey’e. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [41] Hiç’ten hiç doğmaz? (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [42] Belirlenmiş varlık. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [43] Öyle değil mi? (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [44] Dış yansıma. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [45] Safsata. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [46] Ortaya çıkış ve yitiş. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [47] Oluşu yürürlükten kaldırma – orada-varlık. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [48] Yürürlükten kaldırmak = koymak = son vermek = sürdürmek (aynı zamanda korumak). (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [49] Orada-varlık belirlenmiş varlıktır (NB bir somut varlık). (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [50] Başka – değişken ve sonlu . (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [51] Her belirlenim olumsuzlamadır. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [52] Kendinde gey. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [53] Başkası için varlık. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [54] Çok iyi! (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [55] Cevabın olanaksızlığı farkında olunmadan sorunun içinde verilmiş. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [56] Geçerken– Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [57] Hegel’i okurken – Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [57b] Hegel’i okurken diyalektik üzerine düşünceler. Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [58] Varlık olma gereği ve Sınır taşı, son bulmuş olan’ın durakları. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      *** Çok iyi! (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [58b] Çok iyi! (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [59] Dürtü, acı, vs. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [60] Kötü sonsuz. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [61] Beride, ötede. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [62] Ayrılamazdırlar. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [63] Ayrılamazdırlar. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [63b] Güzel söylemiş! Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [64] Birlik, (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [65] Atom. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [66] Hareketin kaynağı. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [67] İçeriyor. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [67b] Öz devinim.
      [68] Aşkın (Kantçı anlamda, aşağılayıcı). (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [69] Ortaya konmuş. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [70] Süreklilik. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [71] Süreksizlik. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [71b] Hakiki diyalektik. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [72] “Bölünme, derlenme, ardarda geliş”, Lenin tarafından denenmiş ve elyazmasında karalanmış Rusça sözcüklerin çevirileri. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [73] Metin boyunca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [74] Doğrulama. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [75] Karmaşık. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [76] Sonsuz – küçük hesabın metafiziği üzerine düşünceler”. Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [77] Bağıntı. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [78] Geçerken. Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [79] Üstün kanıtlama biçimi. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [79b] Yasa ya da (yani) ölçü. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [80] (Zaman ve mekân gibi) bağıntı halinde belirli nitelik yada kavramlardan. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [81] Özgül nicelik ve gerçek ölçü olarak. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [82] Seçimli ilişkiler. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [83] Derecelilikte kesilmeler. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [84] Hegel. Werke, Bd. IV., Berlin, 1834. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [85] Sırası gelmişken. Erklären, “açıklamak” sözcüğüyle (ve kavramıyle) sık sık alay ediyor Hegel (bk. derecelilik konusunda aktardığımız parçalar). Hiç şüphesiz bilginin gittikçe derinleşen bitimsiz sürecini mutlak metafizik çözüme (“bu açıklanmıştır”!!) karşıt tutmak için yapıyor bunu. Bk. cilt III, s. 463 : “bilinir olabilir ya da, hani dendiği gibi açıklanmış olabilir.”
      [86] Hareket. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [87] Özsel olan ve özsel olmayan. Görüntü. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [88] Hemen hemen. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [89] (Kantçılıkla) ilişkili olarak.
      [90] Görüntü. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [91] Görüntüyü. – Ç.N.
      [92] Elyazmasında bu sözcüğün üstü karalanmış. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [93] Deyimi bağışlayınız. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [94] Öz. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [95] Bu sözcük (ters, karşıtlık) elyazmasında karalanmış. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [96] Şu ya da bu oranda, oranlamada, vs. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [97] Güzel söylemiş. Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [98] Demek ki. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [99] Soyut, karanlık, anlaşılması zor. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [100] Kurtarmak. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [101] Lenin’in osnovaine sözcüğüyle Rusçaya çevirdiği Almanca’nın Grund (zemin, temel, uçurum) sözcüğü, bu parçada, Rusçanın “yeter sebeb” deyimi yüzünden kimi zaman sebeb (raison) kimi zaman da temel (fondement) olarak çevrildi. (Rusçadan Fransızcaya çevirenlerin notu.)
      [102] Sebeblerin bağıntısı. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [103] Gerçek temel. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [104] Birçok. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [105] Yanılmıyorsam bir hayli mistisizm ve boş laf var burada. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [105b] Düşümdeşiyor bu. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [106] Maddeci biçimde tersine çevrilmişi Hegel’in. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [107] Yaklaşık olarak. Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [108] Dış yansıma. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [109] Şeylik, şey olma hali. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [110] Özellik. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [111] Töz. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [112] Sakin. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [113] Eksiği. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [114] Fenomenin bütünlüğü. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [115] Başka varlığa teslim edilmiş. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [115b] Buna Bağlanır. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [115c] Tanrıyı kovun, geriye doğa kalır. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [116] Lenin yeni bir deftere bağlıyor burada: “Hegel, Mantık II (s. 49 – 88)”. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [117] Hegel. Werke, Bd. VI, Berlin, 1840. (Yaza Kurulu’nun notu.)
      [118] İnsan. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [119] Hegel. Werke, Br. IV, Berlin, 1843. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [120] Karşılaştırma sebeb değildir. Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [121] Ve tersi de doğrudur bunun, (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [122] Dış uyarıcılar. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [123] Hegel, Werke, Bd. VI, Berlin, 1840. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [124] Hazırlık çalışmalarım. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [125] Akar hale getirilmesi gereken kemikleşmiş malzemeler. (Yazı Kuru-lu’nun notu.)
      [126] Hegel. Werke, Bd. V, Berlin, 1834. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [127] Kavramın. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [128] Hayalgücü ile belleği “kötülemek”. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [129] Düşüncenin doruğu. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [130] Kavranamaz olan, (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [131] Nesne. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [132] Hakikat. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [133] Duyum ve sezgi. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [134] Duyarlıktan yoksun. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [135] Hegel. Werke, Bd. VI, Berlin, 1840. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [136] Mantık formları. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [137] Uygun kavram. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [138] Hegel. Werke, Bd. V, Berlin, 1834. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [139] Çapraşık. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [139b] Okurken. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [139c] Şöyle adlandırılmak gerekirdi yapıtın bu bölümleri: baş ağrısı kapmanın en iyi yolu!
      [140] İşte gerekli olan. Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [140b] İşte. Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [140c] Kavramsal belirlenimler. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [141] Bir, tikel, evrensel. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [141b] Tersine çevirmek, döndürmek. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [142] “Tasım’a” sözcüğündeki “a” soneki, elyazmasında yok. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [143] Hegel. Werke, Bd. VI, Berlin, 1840. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [144] Elyazmasında “mantık” sözcüğü, hemen alta Hegel’den yapılan aktarmadaki “burada” sözcüğüne bir okla bağlanmış bulunmaktadır. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [145] Hegel. Werke, Bd. V, Berlin, 1834. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [146] Nesnel bütünlüğün. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [147] Doğa zorunluğu. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [147b] Güzel! Orijinal metinde Fransızca (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [148] Erek. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [149] Vulger. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [149b] Çok güzel. Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [149c] Öte. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [150] Hegel, Werke, Bd. VI., Berlin, 1840. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [151] Tikel olarak kendi için varolan. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [152] Anlayışgücü. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [153] Yanlış. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [154] Hegel. Werke, Bd. V, Berlin, 1834. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [155] Öz bakımından bilginin içindedir. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [156] Hegel, Werke, Bd. V, Berlin, 1834, s. 248 - 262. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [157] “Kendinde” ve “kendi için”. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [158] Eski metafiziğin soyut, tekyanlı belirlenimlerinin. (Yazı Kurulu’nun no-tu.)
      [159] Kendinde şey’(in) bütün ampirik yanı. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [160] Buradan itibaren, Lenin’in başka bir defteri bağlamaktadır: “Hegel. Mantık III (s. 86 –115)”. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [161] Kendinde ve kendi için. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [162] Başka deyişle. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [163] Pratik İde’ye (karşıt olarak) teorik ide. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [164] Konum. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [165] Nesnel hakikat. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [166] Muhteva. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [167] Elyazmasında, bu parantezden çıkan bir ok, bir sonraki sayfada yer alan (elinizdeki kitabın 181. sayfasında yer alan) ve “Diyalektik, modernlerin metafiziği...” diye başlayan paragrafa uzanmaktadır. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [168] Kendi kendinin başkası. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [169] Ya da gene. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [170] Bu cildin 179 uncu sayfasına bakınız. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [170b] Bunun dışında başka hiç bir şey. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [171] Formel düşünce. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [172] En nesnel durak. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [173] Kararsız. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [174] Kendine girmek. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [175] Değerden düşürmek. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [176] Mutlak bilginin idesi. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [176b] Dolu varlık. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [176c] Ek. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [176d] Hegel, Werke, Bd. VI., Berlin, 1840. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [176e] Ama bu ‘olmakta olan ide’, doğadır. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [177] Ortaya çıkarmak. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [178] Çoğu zaman dendiği (gibi). (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [179] Didik didik. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [180] İrade. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [181] İyi idesi. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [181b] Çok iyi! Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [181c] Çok iyi! Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [182] Bu kitabın 190. sayfasına bakınız. Defterin daha sonraki sayfaları boş; defterin sonunda şu not : “Hegel üzerine yeni kitapların kontrandüleri” ve Perrin’in kitabının kontrandüsü hakkındaki not yer alıyor (bu kitabın 194, 273. sayfalarına bakınız). (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [183] Hegel’in Mantık’ının kökeni ve anlamı. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [184] “Bilginin nesnel karakterini ispatlamış” Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [185] Hegel’in felsefesinin ve özellikle de mantığının incelenmesi için hazırlayıcı öğeler. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [186] “Bradley’in yeni-Hegelci enerji anlayışı: belirimden belirime kendini aktaran, her türlü değişme ve her türlü bireysel etkinlik içinde hazır ve işler halde duran bir görünmez enerji76”. Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [187] “B. H.’ın kitabı, başlığına rağmen, yorumlayıcı bir açıklama olmaktan çok hemen hemen harfi harfine bir özet”. Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [188] “Diyalektiğin temel anlamı ve hakikî ereği konusunda doğrudan doğruya Hegel tarafından alınan tavrı tartışmakta henüz yorumcular. Seth’in ünlü eleştirilerine karşıçıkan yeni yorumlar var : özellikle Mac Taggart ve G. Noël tarafından getirilen bu yorumlar, Mantık’a, bütünü içinde göz önüne alarak, tamamıyla değişik bir anlam yüklüyorlar”. Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [188b] “Hegelciliğin... şu son yıllarda”... “Anglo-Sakson ülkelerinde yeniden doğduğunu”; Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [189] Hibben’e göre, Hegel’in Mantık’ı basit bir spekülatif sistem, soyut kavramların az-çok ustaca bir düzenlenmesi değildir sadece; ama aynı zamanda, “somut anlamının olanca doluluğu içinde evrensel hayatın bir yorumudur”“ (s. 430).
      [190] Hegel’in diyalektiği üzerine araştırmalar! (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [191] Hegel felsefesinin anlamı. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [192] Din felsefesi üzerine bölümlerle Kant’tan Hegel’e kadar gelişim. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [193] Hegel’in gizemi. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [194] Hegel’in diyalektik metodu. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [195] Hegelci diyalektiğin gizemi. (Yazı Kurulu’nun notu.)




Açıklayıcı Notlar

47. Hegel’in yapıtlarının Almanya’daki ilk baskısı söz konusu; 1-18. ciltler, 1832-1845 yılları arasında; (ek niteliğindeki) 19. ciltse, iki bölümlü olarak, 1887 yılında yayınlanmıştı. Bu ciltlerin içindekilerin listesini, “Hegel. Mantık I” başlıklı defterin kapak kâğıdına kopya etmiştir Lenin (elinizdeki cildin 70. sayfasına bakınız).– S. 71.

48. “Mantık Bilimi” (Wissenschaft der Logik), Nurnberg’de yayınlanmış üç kitabı içerir: Birinci kitap, Varlık Teorisi, 1812 yılının başlangıcında; ikinci kitap, Öz Teorisi, 1813 yılında; üçüncü kitap, Kavram Teorisi de 1816 yılında yayınlanmıştır. 1831 yılında yeni bir baskı için hazırlıklara başlamıştı Hegel; ama ancak birinci kitabı gözden geçirebilecek ve önsözü (7 Kasım 1831 tarihli) yazabilecek kadar zaman bulabilecekti. –S. 71.

49. Parmenides, Platon’un Elea okulunun bellibaşlı temsilcisinin adını başlık alan diyalogu, ideler teorisine uygulanmış şekliyle idealist diyalektiği açıklar burada Platon. Felsefe Tarihi Dersleri’nde Hegel (bu parça Lenin tarafından belirtilmiştir : elinizdeki cildin 252. sayfasına bakınız); bu diyalogu “Platoncu diyalektiğin başyapıtı” olarak nitelemekle birlikte, Parmenides’te Platon’un diyalektiğinin –filozof karşıtlardan söz ederken, bunların birliğini yeterince göstermediği ölçüde– olumsuz bir karaktere büründüğünü not etmektedir. – S. 80.

50. Kant’in ünlü deyişi söz konusu burada: “Bilgi’yi sınırlayarak iman’a, yer açtım”... Kant’ın sisteminin çelişik karakterini, uzlaşmaları: iman ile bilgiyi, din ile bilimi uzlaştırma çabasını dile getirir bu deyiş, özetinin daha sonraki bir yerinde şöyle yazıyor Lenin: “İmana yol açmak için, bilimi alçaltıyor Kant” (elinizdeki cildin 138. sayfasına bakınız).– S. 81.

51. Engels’in Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu adlı yapıtına bakınız (Marx ve Engels, Etudes philosophiques (Felsefe incelemeleri), Ed. Sociales, Paris, 1951, s. 28). – S. 86.

52. “Abstrakte und abstruse Hegelei” (“Hegel’vâri soyut ve çapraşık”), Engels’in deyimi (bkz. Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, aynı yapıt, s. 23).-– S. 89.

53. Engels’in Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu adlı kitabına bakınız (aynı yapıt, s. 27).– S. 90.

54. Antinomi, mantık yoluyle her ikisi de ispatlanabilen iki tez arasındaki çelişki. Duyulur deneyin sınırlarını aşmak ve dünyayı bir bütün halinde bilip tanımak çabasına girdiği zaman, insan aklının kaçınılmaz bir şekilde antinomiye, kendi kendisiyle çelişkiye düştüğünü öne sürüyordu Kant; ve dört antinomi olduğunu söylüyordu: 1) dünyanın zaman ve mekân içinde bir başlangıcı vardır, ve, dünya sonsuzdur; 2) her karmaşık madde yalın şeylerden meydana gelir, ve, dünyada hiç bir yalın şey yoktur; 3) dünyada hürriyet vardır, ve, dünyada herşey yalnız doğa yasalarına bağlıdır; 4) dünyanın parçası yada nedeni olarak zorunlu bir varlık (Tanrı) vardır, ve, mutlak şekilde zorunlu olan hiç bir varlık yoktur. Bu antinomileri kendi bilinemezciliği lehinde önemli birer kanıt olarak kullanıyordu Kant; söz konusu antinomiler, bu filozofa göre, akla olanaklarının sınırlarını göstermekte ve dolayısıyle de imanı akim saldırılarından korumaktaydılar. Bununla birlikte Kant, antinomiler teorisinde, bilen düşüncedeki çelişmelerin nesnel karakterini de saptamıştı ki bu, diyalektiğin gelişmesine bir katkı olmuştur. Kant’ın antinomilerinin formel, sınırlı niteliğini göstermiş ve eleştirmişti Hegel. Maddeci diyalektik ise, insan bilgisini bilimsel bir şekilde açıklayarak, nesnel hakikata ulaşan süreç içinde antinomilerin nasıl çözülüp ortadan kalktığını açıklamıştır. – S. 96.

55. Besbelli ki burada, Lenin, Engels’in Anti-Dühring’de matematiksel sonsuz ve yüksek matematikteki ispatlamanın diyalektik karakteri üzerine ileri sürdüğü fikirlere telmihte bulunuyor (bkz. Engels, Anti-Dühring, Ed. Sociales, Paris, 1950, s. 83-84 ve 165-166). – S. 97.

56. Schiller’in Filozoflar adlı taşlamasının “Hak ve hukuk sorunu” başlıklı parçasına telmih :

“Koku almak için burnumdan yararlanırım ben kendimi bildim bileli: Buna hakkım olduğu ispatlanabilir mi?” – S. 97.

57. Besbelli ki Lenin, Anti-Dühring’de Engels’in diferansiyel ve integral hesap hakkında söylediklerine telmihte bulunuyor (Anti-Dühring, aynı yapıt, s. 119, 121, 152).– S. 97.

58. Feuerbach’ın, Felsefede Reform İçin Geçici Tezler (“Vorflaufige Thesen zur Reform der Philosophie”) adlı yapıtında bulunan şu gözlemi düşünmekte Lenin: “İnsanda felsefe yapmayan yanı, daha doğrusu felsefeye karşı olan, soyut düşünceye karşıt çıkan yanı, kısaca Hegel’in notlara havale ettiği bütün herşeyi felsefenin metni içine almakla yükümlüdür filozof.” (Tez 45).– S. 101.

59. Kant’ın şu yapıtıdır, söz konusu olan: Kritik der Urteilskraft (Yargıgücünün Eleştirisi), 1790.– S. 109.

60. Şu üç kitabın yaymlanışına telmih bulunmakta Lenin: Hegel, Mantık Bilimi (ilk iki kitap 1812 ve 1813 yıllarında yayınlanmıştır); Marx ve Engels, Komünist Partisi Manifestosu (1847 sonunda yazılmış, 1848 Şubatında yayınlanmıştır); Darwin, Türlerin Kökeni (1859 yılında yayınlanmıştır).– S. 115.

61. Materyalizm ve Ampiriokritisizm’de Lenin, Pearson’ın görüşlerinden ve yapıtı The Grammar of Science (Bilimin Grameri, 1892)’tan söz etmekte. – S. 124.

62. Lenin’in “büyük”e –Mantık Bilimi’ne– karşıt tutarak “Küçük Mantık” diye adlandırdığı, Felsefe Bilimleri Ansiklopedisi’nin birinci bölümüdür. Marx’a yazdığı 21 Eylül 1874 tarihli mektupta, Ansiklopedi’nin herkesin anlayabileceği bir dille kaleme alınmış olduğunu söylüyor Engels. Lenin, Almancada dört cilt halinde yayınlanan Marx-Engels mektuplaşmasını okuduğunda, bu mektubun bir özetini çıkarmış ve bu parçayı da kopya etmişti. Modern Felsefe Tarihi adlı yapıtında Hegel’in mantığının bir açıklamasını vermişti K. Fischer. Bu açıklamanın kusurlarını Lenin, daha ilerde belirtmektedir (elinizdeki cildin 142. sayfasına bakınız).– S. 127.

63. G. Plehanov, Hegel’in ölümünün altmışıncı yıldönümü dolayısıyle (Felsefe yapıtlarından seçmeler).– S. 129.

64. Bkz. Engels, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu (aynı yapıt, s. 26-27).– S. 137.

65. “Hegel’i taklit”i konusunda Marx, Kapıtal’in birinci kitabının ikinci baskısının sonsözünde, o çağ Almanyasının “kültür çevreleri”nde Hegel’e reva görülen tavra bir cevap olarak, kendisini “açıkça bu büyük düşünürün tilmizi” ilân ettiğini ve hatt⠓değer teorisi bölümünde”, işi “bazan onun (Hegel’in) o kendine özgü anlatım tarzını benimsemeğe kadar” vardırdığını yazıyordu (Marx, le Capital (Kapital), kitap I, cilt 1, Paris, 1959, s. 29). Marx’ın Kapital’ini anlamak bakımından Hegel’in Mantık’ının önemini belirtmekten geri kalmamıştır Lenin (elinizdeki cildin 146. sayfasına bakınız).– S. 144.

66. Diyalektik hareket anlayışını, Materyalizm ve Ampiriokritisizm’de de eleştirdiği Çerkov’un metafizik görüşlerine karşıt koymakta Lenin (bkz. Yapıtlar, cilt 14). Çerkov’un, gene bu konuda Engels’e itirazlarda bulunduğu Marksizm ve Deneyüstü Felsefe adlı kitabında mekanik hareketlerin niteliği hakkında ileri sürdüğü düşünceler söz konusu burada (bkz. V. Çerkov: Felsefe ve Sosyoloji İncelemeleri, Moskova, 1907, s. 65-66). Lenin, bu itirazların tutarsızlığını, Hegel’in “Felsefe Tarihi Derslerinin Özeti”nde ortaya koymaktadır (elinizdeki cildin 163. sayfasına bakınız).– S. 163.

67. Bu denklemin çözümünü, Disquisitiones arithmeticae (Aritmetik Araştırmaları) başlıklı yapıtında veriyor K. Gauss (1803). – S. 170.

68. Feuerbach Üzerine Tezler’inde Marx, geçmişteki maddeciliğin temaşacı (contemplatif) niteliğine dokunarak, şöyle yazıyor: “İşin etkin yanı, maddeciliğe karşıt olarak idealizm tarafından geliştirildi, ama sadece soyut bir açıdan yapıldı bu; çünkü idealizm, gerçek ve somut etkinliği elbette ki bilmez.”– S. 172.

69. Platon tarafından diyalektiğin işlenişini De vitis, dogmatibus et apophthegmatibus clarorum philosophorum (Ünlü Filozofların Hayatları ve Öğretileri) adlı yapıtının III. kitabında inceliyor Diogenes Laerce. On kitaptan oluşan bu yapıt, Eski Çağ Yunan filozoflarının görüşlerinin incelenmesi için önemli bir kaynaktır. – S. 181.

70. Tam bir yoksul hayatı sürdürüşü ve toplumun ahlâk kurallarına hiç mi hiç aldırmayışı dolayısıyle “köpek” takma adı verilen, Kinizm okulunun temsilcisi Sinop’lu Diogenes söz konusu burada. – S. 182.

71. Bkz. Engels, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu. – S. 190.

72. Bkz. Marx, le Capital (Kapital), Ed. Sociales, cilt I, bölüm 7, s. 181-182. Dipnotta Marx, Hegel’in Ansiklopedi’sinden şu parçayı aktarıyor:
      “Güçlü olduğu kadar da kurnazdır akıl. Kurnazlık, dolayımlama etkinliğinden ileri gelir: Böylece nesneleri, doğalarına uygun olarak biribirleri üzerinde etkide bulunmağa ve sürekli bir biçimlenişe boyun eğmeğe zorlayarak, bu sürece dolayımsız bir şekilde karışmamakla birlikte, gene de salt kendi ereğini gerçekleştirmektedir.” (Hegel, Ansiklopedi. Erster The il. “Die Logik” Berlin, 1840, s. 382).– S. 191.

73 “Hegel üzerine yeni kitapların kontrandüleri”, 17 Aralık 1914 tarihinden sonra yazılmıştır ve Mantık Bilimi’nin özetinin üçüncü defterinin sonunda yer almaktadır. – S. 194.

74. G. Hibben’ın Hegel’in Mantık’ı başlıklı kilabının Revue philosophlque tarafından yayınlanan kontrandüsünün yazarı L. Weber’di.– S. 194.

75. “Philosophy of Mind”, Hegel’in üç bölümden (“Mantık”, “Doğa Felsefesi” ve “Zihin Felsefesi”) oluşan Felsefe Bilimleri Ansiklopedisi adlı yapıtının üçüncü bölümünün İngilizce çevirisidir. – S. 194.

76. Bu alıntı, A. Ciapelli’nin Modern Çokçuluk ve Bircilik başlıklı kitabının Revue philosophique’te yayınlanan (1911, no. 9, s. 333) bir kontrandüsündedir. – S. 195.

77. “Preussische Jahrbücher” (Prusya Yıllıkları), 1858 - 1935 yılları arasında aylık olarak Berlin’de yayınlanan tutucu politika, felsefe, tarih ve edebiyat dergisi. – S. 196.

78. İdealist Alman filozofu Fichte tarafından 1837 yılında kurulmuş olan Zeit-schrift für Philosophie und philosophische Kritik (Felsefe ve Felsefî Eleştiri Dergisi) söz konusu burada. 1846 yılına kadar Zeitschrift für Philosophie und spekulative Theologie (Felsefe ve Spekülatif Tanrıbilim) başlığıyle yayınlanan bu dergi, 1918 yılına kadar, idealist eğilimli bir felsefe profesörleri topluluğu tarafından yönetilmiştir. – S. 196.






Sayfa başına gidiş