V. Lenin
F e l s e f e
D e f t e r l e r i




Felsefe Defterleri'nin bu çevirisi, Lenin’in elyazmasının Cahiers Philosophiques başlığı altında Albert Baraquin, Emile Bottigelli, Georges Cogniot, Francis Coheri, Lida Vernant tarafından gerçekleştirilen ve Editions du Progrèes ile Editions-Sociales tarafından ortaklaşa olarak ba­sılıp 1971 yılı Ağustos ayında yayınlanan Fransızca çevirisinden yapılmıştır.
Türkçeye çeviren: Attila TOKATLI
Yayinlayan: SOSYAL YAYINLAR - Mart 1976

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir. erisyayinlari@kurtuluscephesi.org

Özgün biçimiyle Acrobat Reader formatında: Felsefe Defterleri (2.956 KB)








HEGEL’İN FELSEFE TARİHİ
DERSLERİ
’NİN ÖZETİ79






1915 yılında yazılmıştır Elyazmasına tıpatıp
İlk olarak 1930 yılında uygundur.
Lenin Derlemesi XIV’de yayınlanmıştır.




HEGEL. FELSEFE TARİHİ DERSLERİ80

YAPITLAR, CİLT XIII
 
FELSEFE TARİHİNE GİRİŞ




s. 37[1a]... “Hakikî soyut ise, o zaman, ‘hakikî olmayan’dır. Sağlıklı insan aklı, somut’u arar... Soyut’un en büyük ve köklü düşmanıdır felsefe, somut’a götürür”...
s. 40: felsefe tarihinin bir daire ile karşılaştırılması – “bu dairenin çevresi de çok sayıda dairelerden meydana gelmekte”...


Alabildiğine derin ve doğru bir karşılaştırma!! Düşüncenin her nüansı =genellikle insan düşüncesinin gelişiminin büyük dairesi (sarmal) üzerinde bir daire

      ... “Tarihte felsefe sistemlerinin ardarda sıralanışı, İde’nin kavramsal belirlenimlerinin mantıksal tümdengelim içindeki ardarda sıralanışının aynıdır, derim. Derim ki, felsefe tarihinde görülen sistemlerin temel kavramlarım, bunların dış formlarına, tikel’e uygulanmalarına, vs. ilişkin olan şeyden tamamiyle soyup alacak olursak, doğrudan doğruya İde’nin belirleniminin mantıksal kavramı içindeki çeşitli derecelerini elde ederiz.
      Bunun tersine olarak, kendinde mantıksal ilerlemeyi aldığımız takdirde, temel durakları içinde tarihsel olayların ilerlemesini buluruz bu ilerlemede; [sayfa 201] ama bu saf kavramları, tarihsel formun içerdiği şeyin içinde tanıyıp bilmek gerektiği de doğrudur” (43).
      s. 56 – Moda düşkünlüğüyle, “auch jedes Geschwöge (?) für eine Philosophie auszuschreinen”[1b] hazır olanlarla alay ediyor, s. 57 – 58 – enfes: eskilere, kendilerinde henüz bulunmayıp ancak bizce kavranabilen bir “gelişim” yüklememek için, kesenkes bir şekilde tarihe uygunluktan yana Hegel, felsefe tarihinde.
      Thales’te, örneğin, a'rc'h kavramı (İlke olarak) yoktur henüz, neden kavramı henüz yoktur...
      ... “Nitekim bu kavramı” (neden kavramını) “henüz tanımayan koskoca halklar vardır;” (bu kavramı edinebilmek için) “büyük bir gelişme derecesine ulaşmış olmak gerekmektedir”... (58).
NB











      Felsefe ile din arasındaki bağıntılar üzerine uzun mu uzun, üstelik de bomboş ve sıkıcı. Genel olarak, yaklaşık 200 sayfalık bir önsöz... olur iş değil!! [sayfa 202]

 



CİLT XII. FELSEFE TARİHİ’NİN
BİRİNCİ CİLDİ
YUNAN FELSEFESİ TARİHİ


       

İYONYALILARIN FELSEFESİ81


       
      “Anaksimandros (İ.Ö. 610 – 647), bir balıktan başlayarak oluşturur insanı” (213).
       

PUTHAGORAS VE PUTHAGORASÇILAR”82
       
      ... “Görüldüğü gibi, durgun, kuru, süreçsiz belirlenimlerdir bunlar, diyalektik belirlenimler değildir hiç biri”... (244). diyalektik’in
olumsuz
tanımı

 

Puthagorasçıların genel ideleri söz konusu burada; –”sayı” ve imlemi, vs. Ergo: Puthagorasçıların ilkel fikirleri, ilkel felsefeleri hakkında söylenmekte bunlar; söz konusu düşünürlerde tözün, şeylerin, dünyanın “belirlenimleri kurudur, “süreçsizdir (hareketsizdir) ve diyalektik değildir”.


 
      Felsefe tarihinde özellikle ve herşeyden önce diyalektik’i arayan Hegel, Puthagorasçıların bellibaşlı düşüncelerini aktarmakta bizlere : ... “bir, bir çift sayıya eklenirse bir tek sayı verir (2 + 1 = 3) ; aynı bir, bir tek sayıya eklenirse, bir çift sayı verir (3 + 1 = 4) ; – gerade (= çift) kılma özeliği vardır onun” (Eins’ın) “ve dolayısıyle kendisinin de bir çift sayı olması gerekir. Demek ki doğrudan doğruya birliğin kendisi, çeşitli belirlenimleri kendinde içermektedir” (246).
      Müziksel uyum ve Puthagoras felsefesi
      [sayfa 203]
      ... “İşidimde yalın halde bulunan ama bağıntının içinde ‘kendinde’ olan öznel duyguyu, anlayışgücüne yüklüyor Puthagoras; ve belirlenimi saptayarak, anlayışgücü için fethetmiş oluyor öznel duyguyu” (262).
(“evrenin uyumu”)

öznel ve nesnel arasındaki bağıntı

s. 265–266 : yıldızların hareketi – bu hareketin uyumu – (Puthagorasçılada) göksel kürelerin bizim için işitilmez olan türküsü, uyumu. Aristoteles. “De coelo”, II, 13 (ve 9)83 :

      ... “Ateşi ortaya yerleştirdi Puthagorasçılar; Dünya’yı ise, bu merkezdeki cismin çevresinde çekimli olarak dolaşan bir yıldız şeklinde göz önüne aldılar”... Ama onlara göre bu ateş, güneş değildi... “Duyuların görüntüsüne değil de sebeplere bağlı kalıyorlar bu noktada... Bu on küre”
on gezegenin on küresi, yada yörüngesi, yada hareketi: Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn, Güneş, Ay, Dünya, Samanyolu ve Gegenerde[1] (–antipot?), “yuvarlak bir rakama ulaşmak için”: on rakamına ulaşmak için icat edilmiş,
“hareket eden bütün herşey gibi bir sese verirler; ama her biri, büyüklüğüne ve hızına göre değişik bir ses verir. Bu hız, müziksel aralıklara göre aralarında uyumsal bir bağıntı bulunan çeşitli mesafelerle saptanmaktadır; ve işte böylece, hareket halindeki küreler (evren)’den uyumlu bir ses (müzik) çıkar”...

 


      Ruh konusunda Puthagorasçılar, “die Seele sei: die Sonnenstaubchen”[2]e ( = cisimcik, atom) (s. 268) (Aristoteles: “De anima”, 1, 2)84 inanıyorlardı.
       
       
       
       
       
      Ruhta, tıpkı gökte olduğu gibi, yedi daire (öğe) vardır. Aristoteles. “De anima” I, 3, – s. 269. [sayfa 204]




maddenin
yapısına telmih!

İlk Çağ felsefesinde (güneş ışınındaki) tozun rolü

Puthagorasçılar:
makrokozmo
ve mikrokozmos
arasındaki
analoji üzerine düşlemeler,
“sanılamalar”

      Ve hemen ardından, masallar: Puthagoras, (Eski Mısırlıların ruhun ölümsüzlüğü ve ruh göçü hakkındaki teorilerini benimsedikten sonra) kendi ruhunun, başka birtakım insanların bedeninde 207 yıl yaşadığını anlatmışmış, vs., vs. (271).
      NB : bilimsel düşünce embriyonları’nın hayalgücü ile birleşmesi, bağ kurması; à la[3] din, à la* mitoloji. Ya şimdi! Aynı şey, aynı bağ var gene, ama bilim ve mitolojinin oranları değişik.
      Gene Puthagoras’ın sayılar teorisi üzerine.
      “Nerededir sayılar peki? Mekânda biribirlerinden ayrı olarak, idelerin göğünde kendi adlarına mı oturmaktalar? Dolayımsız biçimde, doğrudan doğruya şeyler değildir sayılar; çünkü bir şey, bir töz, bir sayıdan başka bir şeydir, – bir cisimle bir sayı arasında hiç bir benzeşme yoktur”, s. 254.
      Aktarma || Aristoteles’ten mi? – “Metafizik”, I, 9’dan? Sextus Empiricus’tan mı yoksa? Açık değil ||.
NB

s. 279 – 280 – esîr’i kabul ediyor Puthagorasçılar (... “Güneşten gelen bir ışın, yoğun ve soğuk esîr’in içine dalmış imiş”, vs.).

      Görüldüğü gibi, esîr idesi binlerce yıldan beri var, ama bugüne değin sadece varsayım halinde kalmış. Ama şimdi sorunun çözümüne, esîr’in bilimsel tanımına doğru binlerce yol açılmış durumda85. [sayfa 205]

 

ELEALILAR OKULU86

 
      Elealılar okulundan söz ederken, diyalektik hakkında şöyle demekte Hegel :
      ... “Burada” (in der eleatischen Schule)[4] “diyalektiğin başlangıcını, yani doğrudan doğruya düşüncenin kavramların içindeki saf hareketini buluyoruz; bu sayede de, düşünce ile fenomen yada duyulur varlık arasındaki, – ‘kendinde olan’la, bu ‘kendinde’nin ‘bir başka için varlığı’ arasındaki karşıtlığı buluyoruz; ve nesnelerin özünde de, doğrudan doğruya özün kendisindeki çelişkiyi (diyalektiğin ta kendisini) buluyoruz”... (280). Bir sonraki sayfaya bak.[5]
      Aslında iki belirlenimi var burada diyalektiğin87 (iki damgası, iki karakteristik çizgisi; Bestimmungen, keine Definitionen)[6].

    a) “düşüncenin, kavramlar içinde saf hareketi”;

    b) “nesnelerin özünde, (bu özün) doğrudan doğruya kendi kendinde bulunan çelişkiyi (bulmak) (ortaya çıkarmak) (diyalektiğin ta kendisi)”.


      Bir başka deyişle, Hegel’in bu “parça”sı şöyle verilebilir :
      Genel olarak diyalektik, “düşüncenin, kavramlar içinde saf hareketidir” (yani, idealizmin mistiğine düşmeksizin konuşursak: hareketsiz değildir insan kavramları, sürekli hareket halindedirler, biribirlerine geçer, biribirlerinin içine akarlar, bunsuz yansıtamazlar canlı hayatı. Kavramların çözümlenmesi, incelenmesi, “onları kullanma sanatı” (Engels)88, kavramların hareketinin, bağlarının, karşılıklı biribirlerine geçişlerinin incelenmesini gerektirir daima). [sayfa 206]
      Özel olarak, diyalektik, ‘kendinde şey’ (an sich) ile, öz dayanak, töz ile, – fenomen, “başkaları-için-varlık” arasındaki karşıtlığın incelenmesidir. (Biribiri içine geçişi, akışı, burada da görmekteyiz: öz, fenomenselleşiyor.) insan düşüncesi gittikçe biraz daha derinlenmesine olarak fenomenden öze, birinci sınıf özden ikinci sınıf öze, vs. doğru sonsuzca süzülmektedir.
      Öz anlamında ise diyalektik, çelişkinin, doğrudan doğruya nesnelerin özü içinde incelenmesidir: geçici, devingen, kaygan, itibarî sınırlarla biribirlerinden ayrılmış olanlar yalnız fenomenler değildir; şeylerin özler’i de böyledirler.
      Sextus Empiricus, şüpheci görüş açışını şu şekilde çiziyor :
      ... “Hayal edelim ki birtakım insanlar, içinde bir çok değerli eşya bulunan bir evde geceleyin altın aramaktadırlar: Bunların her biri altını bulduğunu sanacak, ama gerçekten bulmuş olsa bile bunu kesinlikle bilemeyecektir, işte tıpkı bunun gibi filozoflar da, hakikati aramak için o büyük eve girer gibi girerler bu dünyaya; ve hakikata ulaşsalar bile, hiç bir zaman bilemezler ona ulaştıklarını... (288–289).
      Ksenofanes (Elealı) ise şöyle diyordu :
      “Boğaların ve aslanların da, tıpkı insanlarınki gibi, sanat yapıtları yaratmağa yarayan elleri olsaydı, onlar da Tanrıları kendileri gibi çizer ve Tanrılara kendi şekillerine benzer vücutlar verirlerdi”... (289 – 290).




diyalektik
nedir?

(a)

(b)



Hegel
diyalektik
konusunda
(bir önceki
sayfaya bk.)























çok çarpıcı bir karşılaştırma...




insan
görüntüsünde
tanrılar

      “Yalnız ve doğrudan doğruya Zenon’a ait olan, “Diyalektiği başlatmış olan, odur”... (302).
      ... “Hakikî anlamda nesnel diyalektik’i de gene Zenon’da bulmaktayız” (309).
      (310): felsefe sistemlerinin çürütülmesi üzerine : “yanlış olan’ın, yanlış olarak kesinlikle ortaya konması gerekir; karşıtı doğru olduğuiçiİn değil, doğrudan doğruya kendi kendinde yanlış olduğu için yanlış olduğu gösterilmelidir”...) [sayfa 207]
      “Diyalektik, genellikle şudur: a) dış diyalektik, bu hareketin kendinde derlenişinden farklı olan bu hareket; b) sadece bizim tarafımızdan sezilip kavranan değil, doğrudan doğruya şeyin özünden başlıyarak, yani muhtevanın saf kavramından başlıyarak kendini ispatlayan hareket. Birincisi, nesneleri öyle bir göz önüne alış şeklidir ki böylece nesnelere birtakım sebepler veya görünüşler verilmekte ve genel olarak kesin diye kabul edilen ne varsa sallantılı ve belirsiz kılınmaktadır. Tamamiyle dışsal da olabilir bu sebepler, ve Sofistlerden söz ederken bu diyalektik üzerinde uzun boylu duracağız. Ama öbür diyalektik, nesnenin içkin şekilde düşünülmesidir : önvarsayımsız, idesiz, gerekli-varlıksız olarak, bağıntılara, yasalara, dış temellere göre değil, kendi için alınmıştır burada nesne. Şey’in içine girilinmiştir tamamiyle; ve nesne, kendi kendinde düşünülmekte ve sahip olduğu belirlenimlere göre göz önüne alınmaktadır. Bu düşünülüş içinde o” (er) (sic!) “içerdiği karşıt belirlenimleri doğru-doğruya kendisi üretirken ve dolayısıyle de kendi kendini hükümsüz kılarken ortaya çıkar; özellikle Eskiler’de buluyoruz bu diyalektiği. Dış sebeplerden itibaren akılyürüten öznel diyalektik, “hakikî’nin içinde hakikî-olmıyan ve yanlış’ın içinde hakikî de bulunduğu kabul edildiği takdirde ve ölçüde doğrudur ancak”. Gerçek anlamda diyalektik, nesnesini kesin olarak bütünüyle kavramadan bırakmaz; öyle ki bu nesne sadece bir tek yanıyle eksik olmamakla kalmaz, tamamiyle eriyip çözülür”... (s. 311).





diyalektik









nesnel
diyalektik



      XX. yüzyılda (ve hattâ XIX. yüzyılın sonlarında) “gelişme ilkesi”ni kabul etme konusunda “herkes fikir birliği halinde”dir. Ama bu yüzeysel, iç düşünmeye dayanmayan, rasgele, ikiyüzlü “uzlaşma”, sadece hakikati boğmağa ve bayağılaştırmağa yarayan cinsinden bir uzlaşımdır. Eğer herşey gelişiyorsa, herşeyin birinden öbürüne geçtiği anlamına gelir bu; çünkü besbellidir ki gelişme basit, [sayfa 208] evrensel ve sürekli bir büyüme yada artma (respective[7] eksilme), vs... değildir. Eğer bu böyleyse, o vakit 1°. evrimi, daha doğru bir şekilde, herşeyin doğuşu ve yıkılışı olarak, karşılıklı geçişler olarak anlamak gerekmektedir. Ve 2°. eğer her şey gelişiyorsa, düşüncenin en genel kavramları ve kategorileri için de geçerli midir bu? Sorunun cevabı hayırsa, bu, düşüncenin varlığa bağlı olmadığı anlamına gelir. Evetse, kavramların da ve bilginin de nesnel anlam taşıyan bir diyalektiği var demektir. + Diyalektik
ve diyalektiğin
nesnel anlamı
konusunda


I gelişme
ilkesi
II birlik
ilkesi
+ Ayrıca evrensel gelişme ilkesinin Dünyanın, doğanın, hareketin, maddenin, vs. birliğievrensel ilkesiyle birleştirilmesi, bağlanması gerekir. NB



      ... “Hareketi, ilke bakımından, nesnel bir diyalektikçi olarak inceledi Zenon” ...
      ... “Doğrudan doğruya hareketin kendisi, ‘bütün olmakta olan’ın diyalektiğidir”... Hareketi “duyulur kesinlik” olarak inkâr etmeyi katiyen düşünmüyordu Zenon; “nach ihrer Wahrheit” (hareketin hakikati) sorunu söz konusuydu sadece (s. 313). Bir sonraki sayfada, Diogenes’in (Sinoplu kinik) Zenon’un görüşünü yürüyerek çürüttüğünü anlatırken şöyle yazıyor Hegel: [sayfa 209]
 
 





      ... “Ama hikâye bitmiyor, şu şekilde devam ediyor: Bu çürütme tarzı karşısında doygunluğa kapılan öğrencisine değneğiyle vururdu Diogenes : sebepler sıralanarak yapılan bu çürütmeyi şart koşmadığı için. Tıpkı bunun gibi, duyulur kesinlikle yetinmemek ve anlamak gerekir”... (314).
NB
Bu, tersine
döndürüle-
bilir ve döndürülme-
lidir: hareketin olup olmadığını bilmek değildir burada sorun, kavramların mantığı içinde hareketin asıl anlatılacağını, dile getirileceğini bilmektir.

Hiç de fena değil!
Hikâyenin bu devamı da nereden çıktı peki? Diogenes Laërce VI, § 39’da ve Sextus Empiricus III, 8’de (Hegel, s. 314) yok buna benzer
bir devam89.
Hegel uydurmuş olmasın bunu sakın?

      Zenon’da hareketi çürütmenin 4 tarzı :

1. Ereğe doğru hareket eden, herşeyden önce bu ereğe giden yolun yarısı’nı katetmek zorundadır. Bu yarıdan itibaren de, bu yarının yarısını, vs., ve bu sonsuza kadar böyle gider.
      Şu cevabı vermişti Aristoteles : Zaman ve mekân, sonsuzca bölünebilir’dirler (duna'mei[8]) (s. 316), ama, sonsuzca bölünmüş değildirler ; (energei'a[9]) Aristoteles’in bu cevabını pitoyable olarak nitelemekte Bayie (“Sözlük”90, c. IV, Zenon maddesi[10]):
      ... “bir parmaklık maddenin üzerine sonsuzca çizgi çekilebilseydi eğer, ona (Aristoteles’e) göre sadece gizil sonsuz olan’ı edimli sonsuz’a indirgeyecek bir bölünme getirilebilirdi”...

      Ve Hegel şöyle yazıyor (317) : “Bu eğer, doğrusu bir harika!”
 
      şunu söylemek istiyor: sonsuz bir bölünme, sonuna getirilebilseydi eğer !!

 
      ... “Zamanın ve mekânın özü harekettir, çünkü ‘evrensel olan’dır hareket; bunları kavramak: özlerini kavramın formu içinde dile getirmek demektir. Olumsuzluğun ve sürekliliğin birliği olarak [sayfa 210] hareket, kavram olarak, düşünce olarak dile getirilmiştir; ama dolayısıyle de ne süreklilik ve ne de zamanındalık, kendi kendilerinde doğrudan doğruya öz olarak konumlanamazlar”... (s. 318–319). doğru!


      “Kavramak, şu demektir: Kavramların formu içinde dile getirmek, ifade etmek”. Hareket, zamanın ve mekânın özüdür, iki temel kavram dile getirirler bu özü: süreklilik (Kontinuität) (sonsuz süreklilik, kesiksizlik) ve “zamanındalık” (yada, anı anına oluş, “ponctualté) (=sürekliliğin olumsuzlanması, süreksizlik). Hareket, (zamanın ve mekânın) sürekliliğinin ve (zamanın ve mekânın) süreksizliğinin birliğidir. Bir çelişkidir hareket, karşıtların birliğidir.
      Uebenveg – Heinze, 10. baskı, s. 63 (§20)’de Hegel’in “Bayle’e karşı Aristoteles’i savunduğunu” söylemekle haksızlık ediyor. Hem şüpheciyi (Bayle), hem de karşı-diyalektikçiyi (Aristoteles) çürütmekte Hegel.
      Bk. Gomprez. “Les penseurs de la Grèce[11]91, s... diyalektik (düşünce alçaklığı dolayısıyle) kabul edilmeksizin, karşıtların birliğinin sopa tehdidi altında zorla kabul edilişi...

2. Akhilleus, kaplumbağaya yetişemeyecek. “Önce ½”, vs., sonsuza kadar.
      Şu cevabı veriyor Aristoteles : “limiti aşması” sağlanırsa yetişecektir (s. 320). Ve Hegel : “Bu cevap doğrudur” diyor, “herşeyi içermekte bu cevap” (s. 321), – çünkü gerçekten de yarı, burada (belirli bir derecede) bir “limit” haline gelmekte...

      ... “Genel olarak hareketten söz ederken şöyle deriz: Cisim bir yerdedir, sonra başka bir yere geçer. Ve hareket ettiği süre boyunca ilk yerde de değildir artık, ama ikinci yerde de değildir henüz; iki yerden birinde olması, durgunlukta olması demektir, iki yerin ortasında, arasında olduğu mu söylenecektir peki bu durumda? Hiç bir anlama gelmez o da; çünkü iki yer arasındaki cisim de gene “bir yerde”dir; dolayısıyle de aynı güçlük vardır [sayfa 211] ortada. Oysa hareket şu demektir: Aynı zamanda o yerde hem olmak, hem olmamak; yada, o yerde olmaksızın o yerde olmak. Mekân ve zamanın sürekliliğidir bu – ve hareketi herşeyden önce olanaklı kılan da bu sürekliliktir” (321–322).


bk. Çernov’un
Engels’e
itirazları92



NB
doğru!
      Hareket, bir cismin belli bir anda belli bir yerde, bir sonraki anda da bir başka yerde olmasıdır – Çernov’un, Hegel’in bütün “metafizik” hasımlarıyle birlikte tekrarladığı itiraz (“Felsefî İncelemeleri”inde) budur işte.
      Yanlış’tır bu itiraz: (1) hareketin kendisini değil, sonucunu betimlemektedir; (2) hareketin olabilirliği’ni göstermemekte, içermemektedir ; (3) hareketi bir toplam olarak, durgunluk hallerinden meydana gelen bir zincirleniş olarak tasarlamaktadır; yani (diyalektik) çelişmeyi kaldırmamakta, sadece maskelemekte, ertelemekte, örtmekte, gizlemektedir.
      “Zorluğu yapan, gene daima düşüncedir burada; çünkü bir nesnenin edimsel gerçeklikte biribirine bağlı olan duraklarını ayrılıkları içinde biribirlerinin dışında koruyup sürdürüyor düşünce” (322). doğru!
      ‘Sürekli olan’ı kesintiye uğratmaksızın, canlı’yı daha basit ve daha kabasaba kılmaksızın, bölüp parçalamaksızın, ölü gibi dondurmaksızın, hareketi tasarlayanlayız, anlatamayız, ölçemeyiz, betimleyemeyiz. Hareketi düşünceyle tasarlamak, sadece hareketi değil her türlü kavramı ve sadece düşünceyle değil duyumla da kabasaba kılmak, ölü gibi dondurmaktır daima.
      Diyalektiğin temeli işte buna dayanır. Karşıtların birliği, özdeşliği düsturunun dile getirdiği öz, doğrudan doğruya bu özdür işte.

3. “Uçan ok, durgunluk halindedir.”
Ve Aristoteles’in cevabı : “zamanın ‘şimdi’lerden oluştuğunu” (ek twn nun) kabul etmekten ileri geliyor yanılgı, s. 324.

4. 1/2 eşittir iki katı : hareketsiz bir cisme oranla ve ters yönde hareket eden bir cisme oranla ölçülen hareket.

      Zenon hakkındaki §’in sonunda, bu düşünürü Kant’a yaklaştırıyor Hegel (Kant’ın antinomi’leri “Zenon’un bu alanda çoktan yapmış olduğundan fazla bir şey değildir”). [sayfa 212]
      Elea diyalektiğinin genel sonucu: “hakikî olan, Bir’dir sadece ; (Bir’in) dışındaki herşey, hakikî-olmayan’dır” – “nasıl ki Kant felsefesinin sonucu: “Fenomenlerden başka hiç bir şeyi bilmiyoruz” ise. Tamamıyla aynı ilke” (s. 326).
      Ama bir fark da var burada.
      “Kant’ta, dünyayı yıkan, zihindir; Zenon’da dünya, ‘kendinde ve kendi için fenomenser (demek olan dünya), hakikî değildir. Düşüncemiz, zihinsel etkinliğimiz, Kant’a göre, ‘kötü olan’dır; bilgiyi bir hiç olarak bile kabul etmemek, zihnin sınırsız bir alçak gönüllülüğüdür” ...(327). ( Kant ve onun
öznelciliği,
şüpheciliği,
vs.
)

      Elealılar’ın devamı, Leusippos’ta ve sofistler‘de...
 

HERAKLEİTOS’UN FELSEFESİ


 
      Zenon’dan sonra (? Herakleitos’tan sonra mı yaşadı acaba Zenon?)93 Herakleitos’a geçiyor Hegel ve şöyle diyor :
      (Zenon’un diyalektiği) “düşünen özneye ait olduğu ölçüde, öznel diyalektik diye adlandırılabilir daha; ve bu diyalektik olmaksızın, bu hareket olmaksızın : ‘tek’, ‘bir’dir, soyut özdeşliktir”... (328). oysa daha önce, bk. 309’daki alıntı ve ötekiler, denmişti ki nesnel bir diyalektik vardır Zenon’da. Burada son derece ince bir “ayrıntı” var. Parçanın devamına bakalım:
      “Şöyle kavranmalıdır diyalektik: a) dış diyalektik olarak, çözülüp eriyen şey’in ruhu olarak değil de, giden ve gelen bir akılyürütme olarak; b) nesnenin içkin diyalektiği olarak, ama (NB) öznenin düşüncesine düşen içkin diyalektik olarak; l) Herakleitos’un nesnelliği, yani doğrudan doğruya kendisi ilke olarak göz önüne alınan diyalektik” (328).


)))

NB





NB


NB


a) öznel diyalektik

b) nesnenin içinde diyalektik var, ama benbilmiyorum. Belki de Schein[12]’dır bu, sadece fenomendir, vs.

g) var olan herşeyin ilkesi olarak tam nesnel diyalektik [sayfa 213]



(Herakleitos’ta) : “Burada yere basıyor ayağımız, sağlam zemin burada; bir tek önermesi yoktur ki Herakleitos’un, alıp mantığıma katmamış olayım” (328).
      “Der ki Herakleitos: herşey oluş’tur; bu oluş, ilkedir. Şu deyimde dile geliyor işin özü: varlık da varlık-olmayan kadar azıcıktır”... (333).


NB


      “Varlık ile varlık-olmayan’ın hakikiliği bulunmayan soyutlamalar olduklarını ve ilk doğru’nun sadece ve sadece Oluş olduğunu görüp söylemiş olmak, büyük önem taşır. Anlayışgücü bunların her birini hakikî ve kendi kendinde geçerli olarak yalıtmaktadır; buna karşılık akıl, bunları biribirlerinin içinde tanır; akıl bilir ki birinin içinde onun kendi ‘başka’sı da içerilmiş bulunmaktadır” (NB – “onun kendi başka’sı”), – “ve böylece de bütünün, mutlağın Oluş olarak belirlenmesi gerekmektedir” (334).

“Örneğin Aristoteles diyor ki (“De Mundo”94, böl. 5) Herakleitos “bütünü ve bütün-olmayan’ı (parçayı)”... “birlikte gideni ve karşıtlaşanı, uzlaşanı ve takışanı biribirine düğümledi ve sardı; ve bütün (karşıt)ı Bir ve Bir’i herşey (haline getirdi)” (335).


      Platon, “Şölen” de95 Herakleitos’un görüşlerini (özellikle de müziğe ilişkin görüşlerini: uyum, karşıtlardan meydana gelir) ve şu deyimini aktarıyor bize: “Müzisyenin sanatı, farklı olan’ı birleştirmektir”.
      Hegel yazıyor : Herakleitos’a karşı bir itiraz değil bu (336) ; çünkü ‘farklı olan’, uyumun özüdür:
      “Doğrudan doğruya oluş’tur, mutlak değişmedir bu uyum – ama ‘başka olan’ oluş değil, şimdi ‘şu’ ve sonra da bir ‘başka olan’ değil. İşin özü şudur burada : Her farklı, her tikel, bir ‘başka’ dan farklı’dır, ama soyut şekilde herhangi bir başkadan değil, kendi başka’sından; bir şey, o şeyin ‘kendinde başka’sı gene o şeyin kavramının içinde bulunduğu ölçüde vardır ancak”...
Çok doğru
ve çok önemli : kendi başka’sı olarak “başka”, kendi karşıtının içinde gelişmesi

      “Sesler için de böyledir bu : sesler de farklı olmak zorundadırlar; ama o şekilde ki, aynı zamanda birleştirilebilsinler”... (336). S. 337: özellikle Sextus Empiricus (ve Aristoteles)... “en iyi tanıklar” arasına alınmış...
      Şöyle diyordu Herakleitos : “die Zeit ist das erste körperliche Wesen”[13] (Sextus Empiricus), s. (338). [sayfa 214]
      körperliche (belki de (NB) bir şüpheci tarafından seçilmiş (NB)) “isabetsiz” bir deyim, – ama zaman, “das erste sinnliche Wesen”[14]dir...
      ... “Zaman, sezgi tarafından verili hali içinde, saf oluş’tur”... (338).
      Herakleitos’un ateşi bir süreç olarak düşünmesi konusunda şöyle diyor Hegel: “Fizik zamandır ateş; mutlak ‘durgunluk-olmayan’dır” (340), – daha ilerde de, Herakleitos’un doğa felsefesi konusunda:
      ... (Doğa) “kendi kendisinde süreçtir”... (344) “daima ve daima ‘durgunluk-olmayan’dır doğa; ve hep şu ‘birinden öbürüne’, birliksizlikten birliğe ve birlikten birliksizliğe geçiştir”... (341).
      “Doğayı anlamak, onu süreç halinde simgelemek demektir” (339).
      Natüralistlerin düşünce darlığı da burdadır zaten :
      ... “Onları” (Naturforscher[15]) “dinleyecek olursak, gözlemde bulunmaktan ve gördüklerini söylemekten başka bir şey yapmadıkları iddiasındadırlar; ama tam tersine, bilincinde olmaksızın, ‘görülmüş’ü hemen o anda kavramla dönüşüme uğratmaktadırlar. Ve çatışma, gözlemle mutlak kavramın karşıtlığı değil, kendi sınırı içinde değişmezleştirilmiş kavramın mutlak kavrama göre çatışmasıdır. Dönüşümleri ‘olmakta-olmayan’ olarak göstermektedirler”... (334–345).









NB



NB
      ... “Çözülüm süreci içinde, hidrojen ve oksijen verir su: – üretilmiş değildir bu maddeler; o halleri içinde, suyu oluşturan parçalar olarak daha önce de varolmaktaydılar” (natüralistlere nazire çekiyor Hegel)..
      “Algının ve deneyin her türlü anlatım şekli için de aynıdır durum; insan konuştuğu anda ve konuşmasıyla, ortaya bir kavram koyar; ve sakınılamaz bu kavramdan, yeni baştan işlenip yaratılmış bilinçte, ve bilinç daima bir evrenselik ve hakikat izini koruyup sürdürmektedir.”
      Çok doğru ve çok önemli – Engels’in daha sade bir dille tekrarladığı da buydu işte: Natüralistlerin bilmeleri gerekir ki, diye yazıyordu Engels, kavramlar doğa bilimlerinin sonuçlarıdır; ama kavramları kullanma sanatı doğuştan değildir: doğa bilimlerinin ve felsefenin 2.000 yıllık gelişmesinin sonucudur bu hüner de96.

Çok dar bir dönüşüm anlayışları var natüralistlerin, diyalektiği ise hiç anlamıyorlar. [sayfa 215]


      ... (Herakleitos) ... “sonsuzun doğasını ilk dile getirmiş olandır; ve doğa’yı ‘kendinde sonsuz’ olarak anlayan, yani doğanın özünü süreç olarak gören ilk düşünür de, gene odur”... (346).
      “Zorunluk kavramı” üzerine, bk. s. 347. Herakleitos, deniliyor, hakikati “duyulur kesinlik”te göremezdi, “zorunluk”ta görebilirdi ancak (eimkrme'nh) – ( (lo'goz).
“mutlak
dolayım”
(348)
( "mutlak
bağ”
) NB
      “Benim bildiğim ‘akla uygun’, ‘doğru (yada, hakikî) olan’: duyulur, tekil, belirlenimli, ‘olmakta olan’ olarak düşünülen nesnesel (objectal)’den başlayan bir büzülmedir. Ama aklın ‘kendinde olarak’ bildiği de varlığın zorunluğu, yani evrenseli’dir aynı zamanda; dünyanın özü olduğu gibi düşüncenin de özüdür (352). NB
zorunluk = “varlığın evrenseli” (varlıktaki evrensel) (bağ, “mutlak dolayım”)

       

LEUSİPPOS


368: “Felsefenin tarihi içindeki gelişimi, mantık felsefesinin gelişimine mutlak biçimde denk düşmek zorundadır. Ama mantık felsefesinde de, tarihin gelişimi boyunca dökülüp düşen yerler olsa gerektir mutlak biçimde.”

Felsefenin tarih içindeki gelişimi, mantık felsefesinin gelişimine “denk düşmek zorundadır” (??)
      Çok derin ve çok doğru ve aslında maddeci bir fikir var burada (gerçek tarih temeldir, dayanaktır, varlıktır, ondan sonra gelir bilinç).

      Atomların, “cisimlerinin küçüklüğü nedeniyle” görülmez olduklarını söylüyor Leusippos (369); ama buna, bunun bir “Ausrede”[16] (ib.) olduğunu, “Eins”ı göremeyeceğimizi, “das Prinzip des Eins”ın “ganz ideel[17] [sayfa 216] (370) olduğunu, Leusippos’un bir “ampirik” değil bir idealist olduğunu ileri sürerek karşı çıkıyor Hegel.
(( ?? İdealist Hegel zorluyor;
hiç şüphesiz zorluyor
))
      ([Leusippos’u kendi mantığına çekiyor Hegel, ve onda gördüğü Fürsichsein[18] ilkesinin önemi, “büyüklüğü” üzerinde duruyor uzun uzun (368). Zorlama bir yorum kokusu var burada biraz[19]].
      Ama bir hakikat payı da var: ayrılma’nın nüansı (“durağı”); derecelenmedeki kesiklik; çelişkilerin silinme durağı; sürekli’nin kesikliğe uğraması, – atom, Bir (bk. 371 i. f.) – “Bir ve ‘sürekli olan’, karşıttırlar”...
      Bu haliyle uygulanamaz Hegel’in mantığı, bir veri olarak da alınamaz. Ideenmystik[20]’ten sıyırıp arıttıktan sonra, mantıksal (gnozeolojik, bilgi teorisine değgin) nüanslarını çıkarmak gerekiyor : başlı başına büyük bir iş.)
      “Dolayısıyle de atomculuk, dünyanın, bu dünyaya karşı duran bir yabancı varlık tarafından yaratıldığı ve korunup sürdürüldüğü şeklindeki tasarıma karşıçıkar. Doğa bilimi ilk kez olarak, dünya için bir temele sahip olmamak (yükünden) kurtulmuş duymaktadır kendini atomculukta. Gerçekten de, doğayı bir başkası tarafından yaratılmış yada korunup sürdürülmekte olarak tasarlamak, onu ‘kendinde değil’ olarak ve ‘kavramı kendi dışında’ olarak tasarlamaktır; yani bu durumda, doğanın kendisine yabancı bir temeli vardır, ve ancak bu hal içinde doğa, olumsaldır, zorunsuzdur, kendi kendisinde kavramdan yoksundur. Ama atomculuğun tasarımında, genellikle doğanın ‘kendinde’sinin tasarımı da vardır, – yani düşüncenin kendisi onda bulunmaktadır”. (372–373).
      Diogenes Laerce’i, IX, § 31–33 – Leusippos’un atomculuğunu, atom “çevrintileri”ini [sayfa 217] (Wirbel – dinhn) çözümlüyor Hegel, ve hiç bir ilginç yan görmüyor bütün bunlarda (“en ufak bir ilgi çekiciliği yok”... “boş imge”, “bulanık ve karmakarışık tasarımlar” – s. 377 i. f.).
      Körleşiyor Hegel, İdealistin sınırlarıdır hep bunlar!!


maddecilik (sözcükten korkuyor Hegel: gerisin geri!)
doğru –
atomculuğa




NB

DEMOKRİTOS


      Demokritos’a gelince, bu düşünüre karşı her konuda ve tamamıyle stiefmütterlich behandelt[21] Hegel (s. 378 – 380)! Maddeciliğin ikliminde boğulur gibi oluyor idealist!! Demokritos’un sözlerini aktarıyor bize (s. 379) :
      “Genel kanıya (no'mj) göre sıcak vardır, soğuk vardır; kanıya göre, renk vardır; hakikata (e'teh) göre ise sadece bölünemez’ler ve boşluk vardır” (Sextus Empiricus, Adversus Mathematicos, VII, §135).
Şu sonuca varılmakta bundan da :
      ... “Gördüğümüz gibi Demokritos, ‘kendinde varlık’ ile ‘bir başkası için varlık’ durakları arasındaki farkı daha kesin bir şekilde dile getirmiştir” ... (380)
      Böylece, “kötü idealizm”e “kapı açılmış” oluyor: “meine Empfindung, mein’...[22]
       
       
      “Duymanın duyulur ve kavramsız bir çeşitliliği konmakta ; hiç bir aklı barındırmayan ve bu idealizmin de artık ilgilenmediği bir çeşitlilik bu.”






“kötü
idealizm”
(benim duyumum)
bk. Mach97

Hegel versus
E. Mach...

ANAKSAGORAS’IN FELSEFESİ

 
      Anaksagoras. Nouz[23], “dünyanın ve her türlü düzenin nedeni”dir, ve Hegel açıklıyor: [sayfa 218]
      ... “Nesnel düşünce... dünyadaki akıl ve elbette doğa, doğadaki cinslerden söz ettiğimiz vakit, ‘evrensel olan’ bunlardır işte. Köpek bir hayvandır, cinsi budur onun, tözsel yanı budur. Budur kendisi. Bu yasanın, bu anlayışgücünün, bu aklın doğrudan doğruya kendisi doğaya içkindir, doğanın özüdür; insanlar iskemle yapar gibi, dışardan oluşturulmuş değildir bu akıl” (381–382).
      “Onun için ruh ne ise, Nouz da odur” (Anaksagoras hakkında Aristoteles), s. 394.


NB :
cinsin
kavramı
“doğanın
özü’dür,
bir yasa’dır...
et...[24] l’explication de ce saut de l’universel dans la nature à l’âme; de l’objectif au subjectif; du matérialisme à l’idéalisme. C’est ici que ces extrêmes se touchent (et se transforment!)[25].
      Anaksagoras’ın homeomer’leri98 (tam cisimlerle aynı doğadan olan parçacıklar) hakkında, şunları yazıyor Hegel :
      “Dönüşme, çift anlamlı olarak alınmalıdır: varoluşa göre ve kavrama göre” (403–404). Örneğin denir ki: Suyu alıp atsak, taşlar kalacaktır; mavi rengi çıkarıp atsak, kırmızı kalacaktır, vs.
      “Ama bu sadece varoluşa göredir; kavrama göre ise ancak biri öbüründen dolayı vardır bu belirlenimler: iç zorunluk.” Nasıl ki canlı bir gövdeden, ciğerleri de öldürmeksizin yüreği çıkarıp alamazsak, vs.
      “Bunun gibi, doğa sadece birlik içinde varolmaktadır; tıpkı beyinin öbür organlarla birlik içinde varoluşu gibi” (404).
      Oysa bazıları da dönüşümü, niteliksel bakımdan belirlenimlenmiş parçacıkların varoluşu ve artışı (yada azalışı) (kaynaşma ve çözülme] olarak anlıyorlar, öteki görüş (Herakleitos) : bir’in başka içinde dönüşümü (403). [sayfa 219]
dönüşüm (anlamı)

      Varoluş ve kavram, Hegel’de herhalde aşağı yukarı şöyle seçilmekte biribirlerinden: bağdan koparılarak tek başına alınan olgu (varlık) ve bağ (kavram), bağlılaşma, zincirlenme, yasa, zorunluk.

 
      415: ... “Kavram, doğrudan doğruya şeylerin kendilerinin ‘kendinde ve kendi için oldukları’dır”....
      Otun hayvan için, hayvanın insan için, vs. bir erek olduğundan yola çıkan Hegel, şu sonuca varıyor :
      “Kendinde eksiksiz bir dairedir bu; ama tamamlanışı bir başka daireye bir geçiş olan bir dairedir; içine döndüğü merkez noktası, kendisini yutan üstün bir dairenin hemen yakın çevresinde bulunan bir kasırga çevrintisidir”... (414).
      Şimdiye kadar pek az şey getirdi eskiler : “Cılız bir belirlenimdir ‘evrensel’; herkesin bir bilisi vardır bu belirlenim hakkında, ama öz olarak evrensel hakkında bilisi yoktur” (416).
      ... “Ama burada bundan böyle, bilincin varlığa bağıntısının daha belirlenimli bir gelişimi başlamaktadır artık; hakikatın bilgisi olarak bilmenin doğasının gelişimidir bu” (417). “Zihin, özü düşünce olarak tanıyıp bildirmeğe gelmiştir böylece” (418).
NB : “öz” olarak “evrensel”

“bilginin doğasının gelişimi”

      “Evrensel’in, özün artık tamamıyla bilincin yanma geçtiği bu gelişimini, sofistlerin o durmaksızın yerilen erdemlerinde görüyoruz” (418).
      ((Birinci cildin sonu.)) [Cilt II sofistlerle başlıyor.] [sayfa 220]


       

CİLT XIV. FELSEFE TARİHİ’NİN
II. CİLDİ


SOFİSTLERİN FELSEFESİ99

Sofistler konusunda, dönüp dolaşıp şu fikri işliyor Hegel enine boyuna: Sofistikte, bizimki de dahil genellikle her kültürde (Bildung) ortaklaşa bulunan bir öğe vardır; kanıtlar’ın (Gründe) und Gegengründe[26]’nin üretilişidir bu öğe – “kendi üzerine dönüp gelen akılyürütme”, – herşeyde farklı görüş açıları bulma sanatı; ((öznelcilik, nesnelcilik yokluğudur)). Protagoras’tan ve ünlü tezinden (insan herşeyin ölçüsüdür) söz ederken, bu düşünürü Kant’a yaklaştırıyor Hegel:
      ... “İnsan herşeyin ölçüsüdür – öyleyse insan, genelde öznedir; öyleyse ‘olmakta olan’, sadece kendine değildir, benim bilmem içindir, – nesnesel’in içinde bilinç, özsel şekilde, muhteva üreticisi durumundadır. Öznel düşünce, temelli olarak etkime halindedir burada. Modern felsefeye kadar uzanıp yayılacak olan da budur işte. Fenomenlerden başka hiç bir şeyi bilmediğimizi söylüyor Kant; bu, şu demektir: bize nesnel olarak, gerçeklik olarak görünen şey, sadece ve sadece, bilince olan bağıntısı içinde düşünülmelidir ve bu bağlantı dışında yoktur” ... (31).[27] Protagoras
ve Kant

Hegel için ikinci “durak”, nesnelcilik (das Allgemeine[28])’tir; benim tarafımdan konulmuştur, ama aynı zamanda da benim tarafımdan konulmuş olmaksızın ‘kendinde ve nesnel bakımdan evrensel’dir” (32). [sayfa 221]
      Diese “Relativität”[29] (32). Protagoras’a göre “her şey sadece görecel olarak vardır” (33).
      ... “Şundan başka bir şey değildir Kant’ın fenomeni: bir içtepi, bir x, dışarda olan ve bütün bu belirlenimleri ilkin bizim duyarlığımızla, bizimle alan bir bilinmeyen. Şunu sıcak ve bunu da soğuk diye adlandırabilmemiz için nesnel bir temel de olsa, aslında bunların fark’ı zorunlu olarak kendinde bulundurmaları gerektiğini söyleyemeyiz; ama sıcak ve soğuk, tıpkı şeyler nasıl var iseler, ilkin bizim izlenimimizde vardırlar, vs... böylece deney, fenomen adını almış oluyor” (34).
      “Dünya, ‘bilinç için’ oluşuyla fenomen değildir, varlığı sadece bilinç için görecel bir varlık oluşuyle de fenomen değildir dünya; tam tersine, ‘kendinde olarak’ da fenomendir.”
      ... “Bu şüphecilik, Gorgias’la, çok daha büyük bir derinliğe ulaşıyor” ... (35).
      ... “Onun diyalektiği”... Gorgias’ın, sofistin [defalarca: s. 36, id., s. 37].
      Gorgias için, insanın “sağduyu”sundan daha ilerilere gittiğini söylemişti Tiedemann. Gülüyor Hegel: Her felsefe “sağduyu”dan daha ilerilere gider, çünkü sağduyu felsefe değildir. Yeryüzü’nün döndüğünü söylemek, sağduyuya aykırı’ydı Copernic’ten önce.
      “Bu” sağduyu (der gesunde Menschen-verstand) “belli bir çağın düşünme tarzıdır ve o çağın bütün önyargılarını içermektedir” (36).




sofistin
görecelciliği...


Kant ve sofistler ve Mach tarzında
fenomenolojizm100
NB


sadece göre-
celcilik değil

şüphecilik

NB


Hegel
“sağduyu’ üzerine


sağduyu = çağının
önyargıları

Gorgias (s. 37) 1) varolan hiç bir şey yoktur. Hiç bir şey yoktur, varolmamaktadır.
            2) herhangi bir şey varsa bile, olmakta ise bile, bilinemez.
            3) bilinebilse bile, bilinmiş olan’ın aktarılması, iletilmesi olanaksızdır. [sayfa 222]

... (Varlığın ve varlık-olmayan’ın, bunların karşılıklı olarak birbirlerini yürürlükten kaldırışlarının) “yiten duraklar olduklarının bilincinde Gorgias; bu bilinçten yoksun olan tasarım da sahiptir bu hakikata, ama bu konuda hiç bir şey bilmez”... (40).
      “Yiten duraklar (momentler)” = varlık ve varlıkolmayan. Diyalektiğin enfes bir tanımı bu!!
      ... “a) aslında sadece bir görecel’i elinde tutarken tasarımda doğrudan doğruya şey’in kendisine sahip olduğunu sanan mutlak gerçekçiliğe karşı polemiğinde haklıdır Gorgias; b) modern zamanların kötü idealizmine düşüyor: “‘düşünülmüş olan’, daima özneldir, dolayısıyle de ‘olmakta olan’ değildir; biz, düşünme ile, bir ‘olmakta olan’ı bir ‘düşünülmüş olan’ a (yada, bir ‘düşünülen’e) çevirmekteyiz” “... (41).
      (Daha aşağıda da (s. 41 i. f.) anılıyor Kant bir kez daha.)
Gorgias,
“mutlak
gerçekçilik”
(ve Kant)



(Gorgias’a eklenmek üzere : “yada-yada”yı uyguluyor tüm temel sorunlara. “Ama hakikî diyalektik bu değil; nesnenin daima bir belirlenim içinde bulunduğunu, kendinde ve kendi için olmadığını göstermek zorunluğu vardır burada. Nesne bu belirlenimlerde çözülür yalnız, ama bundan, doğrudan doğruya nesnenin kendisinin doğasına karşı hiç bir sonuç çıkmamaktadır henüz” (39)[30].

doğrudan
doğruya
nesnenin
içindeki
diyalektik

      Gene Gorgias’a eklenmek üzere:
      Düşünürün, olan’ın aktarılamayacağı, iletilemiyeceği şeklindeki görüşünü açıklarken: [sayfa 223]
      “‘Olmakta olan’ı dile getiriyor diye kabul edilen konuşma, ‘olmakta olan’ın kendisi değildir, – ‘aktarılmış olan’, ‘olmakta olan’ değildir; ‘aktarılmış olan’, konuşmadır sadece, o kadar.” (Sextus Empiricus. “Adversus Mathematicos”, VII, § 83–84) – 5. 41 – Şöyle yazıyor Hegel: “‘olmakta olan’ da, ‘olmakta olan’ olarak kavranmamaktadır; onun kavranması, tam tersine, onu evrensel yapmağa dayanır” (42). NB
bk. Feuer-
bach
101

      ... “Tikel olan , hiç bir şekilde söylenemez (yada, dile getirilemez)..”
Her sözcük (konuşma)
zaten genelleştirir.
Bk. Feuerbach102
Duyular, ‘gerçek olan’ı gösterir;
düşünce ve sözcük – genel’i.


      §’ın sofistler üzerine sonucu: “Görüldüğü gibi sofistler de diyalektiği, genel felsefeyi kendilerine konu edinmişlerdir; derin düşünürlerdir”. (42).
 

SOKRATES’İN FELSEFESİ


      “Dünya tarihinin boyutları çapında bir kişi”dir Sokrates (42), Eski Çağ felsefesinde “en ilginç sîma”dır (ib.) – “düşüncenin öznelliği” (42) “kendi bilinci’nin hürriyeti” (44)

“Diyalektiğin ve sofistiğin ikircikli oluşu bundan ileri gelir; nesnel yok olur ortadan”; öznel, olumsal mıdır yoksa kendinde (‘an ihm selbst”) ‘nesnel ve evrensel olan’mıdır? (43).[31]
      “Hakikî düşünce öyle bir tarzda düşünür ki muhtevası bir o kadar öznel değil, tam tersine nesnel olur” (44) – ve Sokrates’le Platon’da sadece öznelliği değil) “o da” (Sokrates de) “tıpkı sofistler gibi, karar’ı bilince indirgemekte” – ama aynı zamanda nesnelliği de görüyoruz.
      “Nesnellik burada (Sokrates’te) ‘kendinde ve kendi için olan’ evrensellik anlamını taşıyor, dış nesnellik anlamım değil” (45) – id. 46 : “dış nesnellik değil, hayır: zihnin evrenselliği”... [sayfa 224]
NB
      Ve iki satır aşağıda :
      “Fenomendir Kant’ta ideal, ‘kendinde nesnel olan’ değildir”...
      Hebammenkunst[32] (s. 64) diye adlandırıyordu metodunu Sokrates (annesinden dolayı), ((Sokrates’in annesi = ebe)) – düşüncenin doğuşuna yardım etmek.
      Hegel’in örneği: herkes bilir Werden’in ne olduğunu; ama çözümleme (reflektierend) sonucunda (Werden’in) “var olmadığını ve bununla birlikte de var olduğunu” bulursak şaşırır kalırız – “bu derece muazzam bir fark (karşısında)” (67).
      Menon (“Meno” Plato’s)103 Sokrates’i, kendisine yaklaşanları “narkotisch”[33] kılan bir torpil balığına benzetmişti (69): ve ben de “narkotisch” oldum işte, cevap bile veremiyorum[34].
      ... “Benim için hakikat değeri olması gereken, doğru değeri olması gereken, zihnimin zihnidir. Ama zihnin kendi kendinden itibaren böylece yarattığı ve onun için de aynı değeri taşıyan şey, – onun tutkularından, ilgilerinden, heveslerinden, keyfîliğinden, ereklerinden, eğinimlerinden, vs. itibaren değil, – evrensel olarak ondan itibaren, ‘evrensel sıfatıyla etkiyen zihin’ olarak ondan itibaren var olmak zorunluğundadır. Aslında bu da, “doğa tarafından bize yerleştirilmiş” bir içtir, ama sadece doğal biçimde bizimdir...” (74–75).




Kant

zekice!

Werden=
Nichtsein und Sein[32b]





très
bien
dit!![32c]

 
      Zeki idealizm, zeki maddeciliğe aptal maddecilikten çok daha yakındır.
      Zeki yerine diyalektik idealizm; aptal yerine de metafizik, gelişmemiş, ölü, kabasaba, hareketsiz. [sayfa 225]

 
      İncelenmek üzere :
      Plehanov felsefe (diyalektik) üzerine hiç şüphesiz 1.000 sayfa yazmıştır en az (Beltov+Bogdanov’a karşı + Kantçılara karşı + temel sorunlar, vs., vs.)104. Bu konuda, büyük Mantık üzerine, büyük Mantık’taki fikirler konusunda (yani doğrudan doğruya felsefe bilimi olarak diyalektik konusunda) nil[35]!!
      Protagoras: “insan herşeyin ölçüsüdür”. Sokrates: “İnsan, düşünen varlık olarak, herşeyin ölçüsüdür”.
      “Ünlüler” inde Ksenofon, Sokrates’i Pla-ton’unkinden daha iyi, daha doğru ve daha sadık bir biçimde betimlemiştir (s. 80 – 81).




NB
Nüans!


SOKRATESÇİLER


      “Yığın” ve “dazlak” safsataları hakkında fikir yürütürken, nicelikten niteliğe ve nitelikten niceliğe geçiş konusuna dönüyor gene Hegel : diyalektik (s. 139–140).
143–144 : Dil ve özellikle şu olgu üzerinde ayrıntılı olarak:
“genellikle dil, öz bakımından, sadece evrensel’i dile getirir; oysa konuşurken hedef alınan (şey), tikeldir, tekildir. Dolayısıyle de, hedef alınan (şeyi) dilde söyleme olanağı yoktur.” (Buradaki anlamıyle “şey”, yani “o şey”, “o”? En evrensel sözcük.) NB
evrensel
‘den başka bir
şey yoktur dilde
      Kimdir o? Ben. Bütün insanlar bendir. Das Sinnliche?[36] Bir evrensel’dir o, vs., vs. “Bu adam”?? Herkes “bu adam”dır?

 
      Niçin adlandırılamaz tikel? Verilmiş bir cinsin nesnelerinden biri (masa), doğrudan doğruya bununla öbürlerinden ayrılmakta.

 
      “İlke olarak felsefenin evrensel’i değerlendirdiği, hem de: dille söylenebilecek olan sadece evrensel’dir, buna karşılık hedef alman “şey” asla dille söylenemez ...şeklinde evrensel’i değerlendirdiği bilinci ve [sayfa 226] düşüncesi, bizim çağımızdaki felsefe kültürünün tamamıyla ulaşmış olmaktan henüz uzak kaldığı bir bilinç ve düşüncedir.”
      Hem “modern zamanlarm şüpheciliği”ni – | Kant ? |, hem de “hakikat duyulur kesinliktedir” diyenleri buna bağlamakta Hegel.
      Çünkü onun için, das Sinnliche “bir evrensel’dir” (143).
      Diyalektik maddecilik dışında her türlü maddeciliğe bir darbe indirmekte burada Hegel. NB
      Adlandırmak? – ama ad, olumsallıktır ve die Sache selbst[37]’i dile getirmez (tekili nasıl anlatabiliriz?) (144).
      Felsefe olarak maddeciliğin olanakdışı kaldığını ciddi şekilde düşünmekteydi Hegel, “inanmıştı” buna; çünkü felsefe düşüncenin, evrense’lin bilimiydi ve evrensel de düşünceydi onun için. İşte burada, daima “kötü” idealizm diye adlandırdığı öznel idealizmin yanılgısına kapılıyordu o da. Nesnel idealizm (ve ondan da büyük çapta, mutlak idealizm), zikzaklar çizerek (ve düşe kalka), değecek kadar maddeciliğe yaklaşmış ve hattâ kısmen de maddeciliğe dönüşmüşlerdir.
Hegel
ve diyalektik
maddecilik
      Duyumu hakikî olarak alıyordu Kireneliler105; “duyumda olan’ı değil, duyumun muhtevasını değil, doğrudan doğruya duyumun duyum olarak kendisini” (151). Kirenelilerin
bilgi teorisinde duyum

      “Demek ki Kirene okulunun temel ilkesi, hakikî’nin ve iyi’nin ölçütü olarak kabul edilen duyumdur”... (153).
      “Duyum, belirlenimlenmemiş olan tekirdir” (154) ve düşünce buraya uygulandığı zaman, evrensel ortaya çıkar ve “basit öznellik” “ortadan yok olur”. [sayfa 227]
      (À la[38] Mach ve Şürekası fenomenologlar, evrensel, “yasa”, “zorunluk”, vs. sorununda kaçınılmaz biçimde idealist olurlar.)
NB[38b]
Kireneliler
ve Mach ve
Şürekası

      Bir başka Kireneli, Hegesias, “duyum ile evrensellik arasındaki bu uygun düşmeyiş’i çok iyi biliyordu”... (155).
 
      Bilgi teorisinin ilkesi olarak duyum ve töre biliminin (etik’in) ilkesi olarak duyum birbirine karıştırılıyor. Buna NB. Ama Hegel, bilgi teorisini bir maden çıkarır gibi çıkarmıştı.

 

PLATON’UN FELSEFESİ


 
      Platon’un, Devleti filozofların yönetmesini isteyen planı konusunda107:
      ...”Tarihin toprağı, felsefenin toprağından başka bir topraktır”...
      ... “Eylemenin ne olduğunu bilmek gerekir : Öznenin, özne olarak, tikel ereklere ulaşmak için etkinliğidir eylem. Bütün bu erekler, İde’yi ortaya çıkarmak için birer araçtır; çünkü mutlak kudret, o’dur” (193).
Platon’un idealar teorisi konusunda:
      .... “çünkü duyulur sezgi bize hiç bir şeyi, o şeyin kendinde olduğu gibi, saf bir şekilde göstermez...” (“Phaedo”)108, s. 213, işte bu nedenledir ki beden ruha ket vurur. [sayfa 228]
      Evrensel’in anlamı çelişkilidir : cansızdır, kirlidir, eksiktir, vs., vs. (evrensel); ama aynı zamanda, somut’un bilgisine doğru bir derece’dir, çünkü biz somutu hiç bir zaman tamamıyle tanıyıp bilemeyiz. Somut’u doluluğu içinde veren, sonsuz bir evrensel kavramlar, yasalar, vs. toplamıdır.

 
      Le mouvement de la connaissance vers l’objet ne peut jamais aller que dialectiquement: reculer pour mieux sauter (savoir?).[39] Yakınsak ve ıraksak çizgiler, biribirlerine değen daireler. Knotenpunkt[40] insanın ve insan tarihinin pratiği.

(       Pratik = gerçeğin sonsuz yanlarından birinin
dönüşümdeşliğinin ölçütü.)












Tarihte tikel erekler “ide”yi yaratır (tarihin yasası)

evrensel kavramların “saflığı” (=ölüm?)

NB
bilginin
diyalektiği
NB




NB

       
      Bu knotenpunkt’lar, varlık ile varlıkolmayan’ın yitmeğe başlayan duraklar olarak bir an için hareketin (= tekniklerin, tarihin, vs.) verili durakları içinde düşümdeşlikleri karşıtların birliğini temsil ederler.

       
      Platon’un diyalektiğini çözümlemesi ile Hegel, öznel ve sofistik diyalektikle nesnel diyalektik arasındaki farkı göstermeğe çabalıyor bir kez daha.
      “Herşeyin ‘bir’ olduğunu bütün her ‘şey’ hakkında söyleriz: “Bu, bir’dir; ve biz bununla onda aynı zamanda çokluğu, bir çok parçayı ve özeliği de gösteririz”. Ama burada söylenen, şudur asıl: “bu, bambaşka bir bakımdan bir’dir ve çok’tur”: bir [sayfa 229] araya koymayız bu düşünceleri. Böylece, tasarım ve konuşma durmaksızın biribirlerine gider gelirler. Bilincin düzenlediği bu gidiş geliş, aynı zamanda, karşıtları birleştirmeyen ve birliğe ulaşamayan boş diyalektiktir” (232).
      Platon “Sofist”te109 :
      “Güç ve doğru olan, başka’nın aynı ve aynı’nın da başka olduğunu ve işin aslında bunun bir tek ve aynı bakımdan böyle olduğunu gösterebilmektir” (233).
      “Ama şu bilinci edinmeliyizdir ki kavram, ne sadece hakikatta ‘dolayımsız olan’dır – (ve kavram ‘basit olan’ olduğu halde böyledir bu, çünkü kavram ‘basit olan’dır) ama bu, zihinsel bir basitliktir; öz bakımından, kendi kendine dönmüş olan düşüncedir kavram (dolayımsız olan, şu kırmızıdır, vs. sadece); ne de sadece, ‘kendi kendinde yansıyan’ dır, (yani) bilincin şey’idir. Tam tersine kavram, ‘kendinde var olan’dır, yani nesnel özdür...” (245).

Hegel’de
“boş
diyalektik”


NB

"boş
diyalektik"


NB




NB
nesnelcilik
      Dolayımsız bir şey değildir kavram (“basit” bir şey olduğu halde; ama bu basitlik, “zihinsel”dir, idenin basitliğidir) – dolayımsız olan, “kırmızı”nın duyumudur sadece (“bu, kırmızıdır”), vs. “Sadece bilince ait bir şey” değildir kavram; nesnel öz(gegenstândliches Wesen), an sich’tir, “kendinde” dir.

      ... “Kavramın doğasının bu bilincini, bu derece kesin bir şekilde dile, getirmemişti Platon” ... (245).
      Platon’un “doğa felsefesi” üzerine, “üçgenler duyulur şeylerin özüdürler” (265) türünden o saçmasapan idealar mistiği ve öbür mistik budalalıklar üzerine uzun ayrıntılar halinde eğiliyor Hegel. Alabildiğine karakteristik bir tutum bu! Mistik-idealist-spritüalist Hegel de (çağımızın dinci-idealist bütün o resmî felsefesi gibi), felsefe tarihinde mistik ve idealist kokan ne varsa yüceltiyor dönüp dolaşıp; ve maddeciliği ya bilmezlikten geliyor, yada [sayfa 230] iyice küçümseme yoluna kaçarak şöyle bir dokunmağa değer buluyor ancak. Bk. Demokritos konusunda Hegel – nil!! Platon konusunda ise bir alay bıktırıcı mistik yorum.

      Platon’un Devleti’nden ve bunun bir kuruntu olduğu şeklindeki ortak kanıdan söz ederken, o pek sevdiği sözünü tekrarlıyor Hegel :
      ... “Gerçek olan, akla uygundur. Ama edimsel gerçeği seçip ayırt etmek gerekiyor; günlük hayatta herşey gerçektir, ama fenomenlerin dünyası ile edimsel gerçeklik arasında bir fark vardır”... (274)

Hegel’de
(ve Platon’da)
idealizm
ve mistik






gerçek akla uygundur

       

ARİSTOTELES’İN FELSEFESİ

Aristoteles felsefesinin, Platon’un idealizmi’ne karşıt olarak, bir “gerçekçilik” olduğu şeklindeki ortak kanı meğer yanlış imiş (299) (id. s. 311). ((Hegel, işleri apaçık bir biçimde idealizme doğru itiyor burada zorla yeniden.))
      Platon’un İdea’lar teorisine karşı Aristoteles’in giriştiği polemiği açıklarken, bu polemiğin maddeci çizgilerini gizliyor Hegel (s. 322 – 323 ve gerisi110). NB
NB
      Ele verdi kendini işte: “İskender’in (Aristoteles’in öğrencisi, Makedonyalı İskender)... “tanrı mertebesine yükseltilmesinde şaşılacak bir yan yok... Tanrı ve insan, biribirlerinden o kadar uzak değildirler”... (305).
      Aristoteles’in idealizmini, bu düşünürün Tanrı hakkındaki fikrinde görüyor Hegel (326). ((Elbette idealizmdir bu; yalnız Platon’unkinden daha nesnel, daha bağımsız ve daha genel bir idealizmdir ve nitekim işte bundan dolayı da doğa felsefesinde daha sık sık=maddeciliğe.)) [sayfa 231]
((tersine
çevirmek
yetiyor)) işte!

Platoncu
“idealar”ın
Aristoteles’teki
eleştirisini tamamıyle çırpıştırmış durumda Hegel
Platon’un “idea”larının Aristoteles tarafından eleştirisi, idealizm’in genellikle idealizm olarak bir eleştirisidir: çünkü kavramlar, soyutlamalar nereden geliyorlarsa, “yasa” da, “zorunluk” da, vs. oradan gelmektedirler. İdealist Hegel, Aristoteles’in (Platon’un idealarını eleştirirken) idealizmin temellerini de sarstığını korkakça hasır altı ediyor.
NB
Bir idealist bir başka idealistin idealizminin temellerini eleştirdiğinde, bundan daima maddecilik kazançlı çıkar. Bk. Aristoteles versus Platon, vs. Hegel versus Kant, vs.

      “Leusippos ve Platon, hareketin ebedî olduğunu söylüyorlar ama niçin böyle olduğunu söylememekteler.” (Aristoteles. “Metafizik” XII, 6 ve 7), s. 328.
 
Aristoteles, açınası bir şekilde, maddeci Leusippos’a ve idealist Platon’a karşı, Tanrı’ya dayanarak sonuca varmış olmakta böylece. Tam bir eklektizmdir bu, Aristoteles’te. Hegel ise, mistisizm aşkına güçsüzlüğü gizlemektedir.

 
Sadece maddeden bilince geçiş değil; ama duyumdan düşünceye, vs. geçiş de diyalektiktir.
NB
Diyalektikten yana olduğu halde, madde’den hareket’e madde’den bilinç’e diyalektik geçişi –özellikle ikincisini– anlamayı bilememiştir Hegel. Mistiğin bu yanılgısını (yada güçsüzlüğünü?) Marx düzeltecektir.

       
      Diyalektik bir geçiş diyalektik olmayan bir geçişten ne ile seçilip ayırt edilir? Sıçrama ile. Çelişme ile. Tedriciliğin kesikliğe uğraması ile. Varlıkla varlık-olmayan’ın birliği (özdeşliği) ile. [sayfa 232]

 
      Aşağıdaki parça, Hegel’in Aristoteles idealizminin güçsüz yanlarını nasıl gizlediğini özellikle apaçık bir şekilde gösteriyor :
      “Nesneleri düşünür Aristoteles; ve bu nesneler, düşünce olarak var oldukları (süre ve ölçüde) kendi hakikatları içindedirler, ki bu hakikatları da onların ousna[41]’dır.
      Bundan dolayı doğrudan doğruya doğanın nesneleri de birer ‘düşünen’ olur anlamına gelmez bu. Nesneler ben tarafından öznel olarak düşünülmüştür; sonra da düşüncem, şey’in kavramıdır aynı zamanda; ve bu kavram da, şey’in tözüdür. Doğada kavram, düşünce sıfatıyla bu hürriyet içinde varolmaz; doğada kavram, et ve kandır; ama bu varoluşun bir ruhu vardır ve işte bu ruh da kavramıdır onun. Şeylerin kendinde ve kendi için ne olduklarını biliyor Aristoteles; ve bu, ousna’dir onların. Kavram, ‘kendi için’ değildir; ama dıştalık tarafından gölgelendirilmektedir kavram. Hakikatin alışılagelen tanımı şudur: “Hakikat, tasarımın nesneye uygun düşmesidir.” Ama tasarım da sadece bir tasarımdan başka bir şey değildir; ben tasarımımla (tasarımımın muhtevasıyla) düşümdeşlik halinde değilimdir henüz katiyen: Bir ev tasarımlarım ben, kalaslar tasarımlarım örneğin; ama bunları tasarımladım diye bu ev ve bu kalaslar değilimdir! evin tasarımından başka bir şeyimdir ben. Nesnel ile öznelin hakikî upuygunluğu düşüncede vardır ancak: ben buyumdur (Hegel’in italikleri). Görüldüğü gibi Aristoteles, en yüksek görüş açısındadır; bundan daha derin bir şeyi bilmek istemek olanakdışıdır” 333).





Safça!

       
      “Doğada”, kavramlar “bu hürriyetle” (insan’ın düşünce ve hayalgücü hürriyeti!!) varolmazlar. “Doğada”, “et ve kan”a sahiptir bu kavramlar. Tamam işte! Maddecilik de budur zaten. Doğanın ruhu’dur insanın kavramları: Mistik dilde bu sadece şu anlama gelir ki insanın kavramlarında doğa orijinal biçimde (NB: orijinal ve diyalektik biçimde) yansımaktadır. [sayfa 233]

       
      S. 318 – 337 yalnızca Aristoteles’in metafiziği üzerine!! Aslında Platon’un idealizmine karşı ne varsa gizlenmiş!! Özellikle de insanın ve insanlığın dışındaki varoluş sorusu!!! – maddeciliğin sorunu!

       
      Aristoteles bir ampirist’tir, ama düşünen (340) “Sentezi içinde kavranan ampirik, spekülatif kavramdır”... (341). (Hegel’in italikleri). ((( bk. Feuerbach:
zincirlenişi
içinde duyumların özü =düşünme111
okunacak
      Kavramların “sentez”le, yani deneyin, duyumların, duyuların “sentez”iyle, toplamıyle, yoğuntusuyle (kondanse’si, hülâsası ile) düşümdeş oldukları, hangi eğilimde olurlarsa olsun tüm filozoflar için hiç bir şüphe götürmez. Peki nereden geliyor bu düşümdeşlik? Tanrı’dan (benden, düşünceden, vs., vs.) mı, yoksa doğadan mı? Çok doğru bir biçimde koymuştur soruyu Engels112.
      ... “Kantçı felsefenin özünü meydana getiren öznel form” ... (341).
      Aristoteles’teki ereklik (teleoloji) üzerine:
      ... “Doğanın araçları, doğrudan doğruya doğanın kendisindedir; ve bu araçlar, erektir aynı zamanda. Doğadaki bu erek, lo'goz [42]’udur onun; ve bu da sahiden akla uygundur” (349).
      ... “Anlayışgücü, bilinçle eşlenen düşünme değildir sadece. Hakikati ve bütünlüğü içinde doğanın, hayatın derin kavramı işte bunda içerilmiş bulunmaktadır” ... (348).
N B




Kant

“erek” ve
neden,
yasa,
bağ,
akıl

 
      Doğasız, doğa ile denkdüşümsüz akıl (anlayışgücü), düşünce, bilinç yanılgıdır = maddecilik! [sayfa 234]

       
      Hegel’in, “gerçekten spekülatif kavramları” için Aristoteles’i nasıl övgüye boğduğunu ve açıkça idealist (= mistik) ahmaklıklara daldığını okumak, tiksinti verici bir şey (373 “ruh” ve daha bir sürü nevale üzerine).
      Aristoteles’in idealizm ile maddecilik arasında duraksadığı bütün noktalar, özenle gizlenmiş!!!

 
      Aristoteles’in “ruh” üzerindeki görüşleri hakkında şöyle yazıyor Hegel:
      “Nitekim her ‘evrensel’, tikel olarak, tekil olarak, ‘başka için olmakta olan’ olarak gerçektir” (375) – bir başka deyişle, ruhtur.
 
      Aristoteles,. “De anima” II, 5:
      “Fark” (Empfinden ile Erkennen[43] arasındaki fark) “şudur ki, duyumu yapan şey dışardadır. Bunun nedeni de, bilme ‘evrensel’i çağırırken duyumsal etkinliğin tekil’e gidişidir. Ama ‘evrensel’ de, töz olarak göz önüne alman ruhun içindedir belirli bir ölçüde. İşte bunun içindir ki herkes, istediği takdirde düşünülebilir... ama istediği takdirde duymak, hiç kimsenin elinde değildir: duyulan’ın orada var olması zorunludur bunun için.”

      İşin can alıcı noktası şudur burada: “aussen ist”[44], insanın dışında, insandan bağımsız. Maddeciliktir bu. Ve Hegel’in wegschwatzen[45]’a giriştiği de budur: maddeciliğin bu temeli, bu dayanağı, bu özüdür:

“Duyumun tamamıyla doğru olan görüş açısı budur” diye yazıyor Hegel, ve duyumda “pasiflik” bulunduğunu açıkladıktan sonra da şunu ekliyor:

“Pasiflik durağının öznel yada nesnel bakımdan var oluşu, birinin yada öbürünün içinde bulunuşu [sayfa 235] hiç fark etmez... Bu pasiflik durağı ile, idealizmin gerisinde kalmıyor Aristoteles; bir yanı ile daima pasiftir duyum. Kötü idealizm der ki, zihnin pasifliği ve kendiliğindeliği, verili belirlenimin sanki duyumda bir hürriyet varmışcasına içte yada dışta oluşundadır. Sınırlılığın alanıdır duyum”!! ... (377–378).
      ((Maddeciliğe açılan eşiği yeniden tıkamakta idealist düşünürümüz. İçte yada dışta olusu gleichgültig[46] değildir, hayır. İşin özü burada asıl! “Dışta”, maddeciliktir bu. “içte” = idealizm. “Pasiflik” terimi ve Aristoteles’teki (“dışta”) sözcüğünü es geçmekle, bu aynı dışta’yı bambaşka bir şekilde betimlemiş oluyor Hegel!! Pasiflik, dışta demektir*! Duyum idealizminin yerine düşünce idealizmini koyuyor Hegel, ama daima bir idealizm koyuyor.))
      ... “Dış şeyler diye bir şey yoktur, bizim ben’imizin belirlenimleridir bunlar: Böyle der öznel idealizm. Ve işin duyuma ilişkin yanında bunun doğru olduğunu kabul etmek gerekir. Duyumun içinde pasif imdir ben, duyum özneldir; varlık, hal, belirlenimlilik vardır bende, hürriyet değil. Duyumun dışta yada bende olması fark etmez, duyum vardır”...




















“gerçekçilik”
konusunda
ele veriyor
kendini

duyum ve bilgi

maddeciliğe
o kadar yakın ki burada
Aristoteles











NB!!

suçüstü
yakalanıyor burada idealist!



NB





NB
maddecilik
karşısında kaçamak bu

      Ruh ile balmumu arasındaki ünlü karşılaştırma geliyor bundan sonra; ve Hegel çırpınarak kendini oradan oraya savurup, bu karşılaştırmanın “çoğu zaman yanlış anlamalar yarattığı”nı haykırmağa başlıyor (378–379).


NB
      Şöyle demekte Aristoteles (“De anima” II, 12):
      “Duyulan form’ların maddesiz olarak alınmasıdır duyum”... “Tıpkı bal mumunun, altın mührün altınını değil de sadece damgasını, –sadece form’unu– alışı gibi.” [sayfa 236]
NB
ruh =
balmumu
      Şöyle yazıyor Hegel: ... “Duyumda sadece form gelir bize maddesiz olarak. Pratik tarzda davrandığımız zaman, yediğimiz ve içtiğimiz zaman durum başkadır. Genellikle pratik alanda biz, tekil bireyler olarak ve bir orada-olan-varlığın (hattâ maddesel bir orada-olan’ın) içinde tekil bireyler olarak davranmakta, kendimizi hattâ maddesel bir tarzda maddeye getirip bağlamaktayızdır. Maddesel olduğumuz için ve ölçüde böyle davranabiliriz biz; bu da, maddesel varoluşumuzun eyleme girdiği anlamına gelir” (379). pratikte
“başka”

maddecilik
karşısında
korkakça
bir kaçamak

      ((Maddeciliğin burnunun dibine kadar geliyor – ve yan çiziyor.))
      “Balmumu” konusunda öfkeleniyor Hegel, ve ayıplamağa girişiyor: “herkes anlar bunu” (380), “karşılaştırmanın en bayağı yanına takılıp kalırlar kabasaba bir şekilde hep”, vs. ... (379).
      “Hiç bir şıkta ruh, pasif bir balmumu olmamalı ve belirlenimleri dışardan almamalıdır”... (380). ya ya !!!

      ... (die Seele[47]) “dış bedenin form’unu, kendi öz form’una çevirmektedir” ...
      Aristoteles. “De anima”, III, 2:
      ... “Duyulan oluş ile duyumun etkinliği, bir tek ve aynı şeydir; ama bunların varlıkları aynı değildir”... (381).
      Ve Hegel söyle yorumluyor :
      ... “Ses veren bir cisim ve işiten bir özne vardır; her iki çeşittendir varlık”... (382).
Aristoteles


İdealizmin
zayıf yanlarını gizliyor Hegel

 
      Ama insanın dışında varlık sorununu bir yana bırakıyor!!! Maddeciliğin karşısında sofistik bir kaçamak daha işte!

 
      Düşünce üzerine, akıl (nouz) üzerine şöyle yazmakta Aristoteles (“De anima”, III, 4) :
      ... “Duyum, bedensiz olmaz; ama nouz, ayrılabilir”... (385)... “Sayfalarının üzerinde aslında hiç bir şey yazılı olmayan bir kitap gibidir nouz[sayfa 237]
      Yeniden öfkeleniyor Hegel: “hazin şekilde ünlü bir başka örnek” (386), düşüncesinin tam tersi yüklenmekte Aristoteles’e, vs., vs. ((ve, zekâdan ve insandan bağımsız olarak varlık sorunu hasır altı ediliyor gene!!) – sadece şunu ispatlamak için bütün bunlar : “Şu halde Aristoteles bir gerçekçi değildir.”

Aristoteles:

      “Bu sebepten, duyumu olmayan kimse hiç bir şey bilmez ve hiç bir şeyi anlayamaz; herhangi bir şeyi bilirse (dewrh), o şeyi aynı zamanda bir tasarım olarak da bilmesi zorunludur; çünkü tasarımlar duyumlar gibidir, sadece maddesizdirler”...
      ... “Eğer anlayışgücü, kendini her türlü maddeden soyutladığı vakit, gerçek nesneleri bu sayede kavramaktaysa, bu ayrıca incelenmelidir”... (389) ve Aristoteles’e: “nouz ile nohtou[48] aynı şeydir” (390) dedirtiyor zorla Hegel. Bir idealistin belirli metinleri nerelere çekip sürükleyebileceğine güzel bir örnek bu!! Bir XVIII.–XIX. yüzyıl idealisti’nin kılığına sokulmakta Aristoteles!!








tabula
rasa

ya ya!

ya ya!
korkuyor!!



Aristoteles ve
maddecilik




Aristoteles’in
kılık
değiştirmesi

 

STOACILARIN FELSEFESİ113


      Stoacılar’ın. “hakikatin ölçütü” hakkındaki iddiaları konusunda – “anlama yoluyle tasarım” (444–446) – diyor ki Hegel, bilinç, tasarımı gene ancak tasarımla karşılaştırır (nesne ile değil: “hakikat, nesne ile bilincin uygunluğudur” = “hakikatin ünlü tanımı”) ve dolayısıyle de herşey, “nesnel logos’un içinde, dünyanın aklîliğinin içine”dir (446).
      “Düşünce, evrenselliğin form’undan ve ‘kendi ile özdeşlik’ten başka hiç bir şey getirmez; böylece, herşey benim düşüncemle uygunluk halinde olabilir” (449).
      “Yumuşak balmumudur sebepler; herşey için geçerli sebepler vardır”... (469). “Hangi sebeplerin geçerli olarak kabul edileceğine gelince, bu, ereğe ve çıkara bağlıdır...” (ib.). [sayfa 238]
Hegel
stoacılara
ve onların kriterine karşı
herşey için “kanıtlar” vardır

 

EPİKUROS’UN FELSEFESİ


 
      Epikuros (İ.Ö. 342–271) üzerinde konuşurken hemen (daha görüşlerini anıklamadan) maddeciliğe karşı bir savaşma tavrı alıyor Hegel, ve şunları söylüyor:
      “Bununla birlikte kendiliğinden (!!) besbellidir ki (!!) eğer duyulan varlık hakikat olarak geçerli sayılıyorsa, bu, kavramın zorunluğunu ilke olarak yürürlükten kaldırır; bütün herşey spekülatif ilgi çekiciliğini yitirip dağılacaktır artık; ve böylece, kamunun görüşü kabul edilmektedir; aslında kamunun anlayış tarzı aşılmamaktadır, yada daha doğrusu, herşey ortak anlayışa indirgenmektedir”!! (473–474).

Maddeciliğe
iftira
ediliyor
Neden??
      Maddeciliğe karşı bir dizi iftira bunlar!! Bilginin ve kavramın kaynakları teorisi, “kavramın zorunluğu”nu “yürürlük” ten kaldırmaz hiç bir şekilde! Ortak anlayış” ile uyumsuzluk da, kokmuş bir idealist hevesinden başka bir şey değildir. NB
      Hakikatin bilgisi ve ölçütü teorisini, Kanonik[49] diye adlandırıyordu Epikuros. Bu teoriyi kısaca açıkladıktan sonra şöyle yazıyor Hegel :
      “Bu öylesine basit ki bundan daha basit bir şey olamaz, soyut, ama aynı zamanda alabildiğine sıradan ve bayağı, ve az çok da düşünmeğe yeni başlayan alışılmış bilincin içinde. Ortak psikolojik tasarımlar bunlar, ve hepsi de tamamıyle doğru. Duyumlardan itibaren, evrensel olmak üzere tasarımlar yaparız biz; böylece bu ‘evrensel’ sürekli hale gelir. Tasarımların kendileri de (bei der doxa, Meinung[50]), kalıp kalmadıklarını görmek üzere, [sayfa 239] duyumlar tarafından sınanmakta, tekrarlanmaktadırlar. Hepsi doğru bunların, ama tamamıyle yüzeysel; tasarımın ilk algılar bakımından ilk başlangıcı, mekaniği bu” ...(483).
!!!


!!!

      “İlk başlangıç”, idealizm tarafından unutulmuş ve kirletilmiştir. Yalnız diyalektik maddeciliktir ki, “başlangıç”ı devama ve sona bağlamıştır.
      NB: s. 481 Epikuros’a göre sözcükler’in anlamı üzerine:
      “Her bir şey, kendisine verilen adla apaçıklığını, edimselliğini, netliğini alır” (Epikuros: Diogenes Laërce, X, § 33). Ve Hegel: “Evrensel bir şeydir ad, düşünceye aittir, çokluğu yalınlaştırır” (481).
      “Dışarda olan’ın bize genel olarak nesnel süzülüp girme tarzı – kendi kendimizin nesneye olan bağıntısı, ki tasarımlar işte bu bağıntıdan doğar – hakkında, şu metafiziği kuruyor Epikuros :
      “Şeylerin yüzeyinden, değişmez ve sürekli bir akış türümektedir ve duyum bu akışı yakalayamaz; çünkü doğrudan doğruya şeyin kendisi, karşı doluş nedeniyle daima dolu kalır ve çünkü katının içinde dolu, atomların düzen ve sıralanış şeklini uzun zaman korur. Ve bu çözülüp ayrılan yüzeylerin hareketi, alabildiğine hızlıdır havada; çünkü çözülüp ayrılan’ın bir derinliği olması zorunlu değildir.” “İmgelerin etkime tarzlarına bakılacak olursa” (zusehe) “duyum böyle bir tasarımı yalanlamaz ; imgeler, dışardan bize doğru bir uygunluk, bir duygudaşlık uyandırmaktadırlar. Demek ki birşeyler geçmektedir onlardan itibaren; ve öyle bir tarzda geçmektedir ki, birşeyler de ‘dış olarak’ bizde olmaktadır.” “Ve türüm bize süzülüp girdiği içindir ki biz, bir duyumun belirlenimli’sinin bilgisine sahip oluruz: nesnenin içindedir belirlenimli, ve böylece bize akar” (s. 484 – 485, Diogenes Laërce, X §48–49). [sayfa 240]





Epikuros:
nesneler bizim dışımızdadır

NB
Epikuros’un
bilgi
teorisi...

      Epikuros’un (İsa’dan 300 yıl önce, – yani Hegel’den 2.000 yılı aşkın bir zaman önce) örneğin ışık ve ışığın hızı konusunda dâhice sezgisi.
      İşin asıl temel noktası üzerinde fütursuzca susuyor (NB) Hegel[51]: (N B) şeylerin, insan bilincinin dışında ve insan bilincinden bağımsız olarak varoluşu.
      – bütün bunları gizliyor Hegel, sadece şunu söylüyor:
      ... “Bütün bunlar, duyumu tasarımlamanın tamamıyle sıradan ve bayağı bir şeklidir. Hakikatin en kolay –görülmediği kadarıyle ve haliyle hakikat– ve şimdi de en çok raslanan ölçütünü almış Epikuros: görülen, işitilen şeyler yalanlamaz bunu. Gerçekten de, örneğin atomlar gibi, çözülüp ayrılan yüzeyler gibi ve bunlara benzer daha başka şeyler gibi düşünce ürünlerini görüp işitmek, olanağı yoktur. [Şu da var ki başka birtakım şeyler görülüp işitilebilir pekâlâ[52]]; ama ‘görülen’ ile ‘tasarımlanan’, ‘imgelenen’, biribirlerinin yanında yer alabilirler rahatlıkla. Bunlar birbirlerinin dışında bırakıldığında, çelişki yoktur; çünkü çelişki, bağlantının içinde doğar sadece” (485–486).
bir idealist
tarafından
maddeciliğe
karşı girişilen
tahrif ve
iftiralara
örnek
      Epikuros’un bilgi teorisine yan çizdi Hegel; ve Epikuros’un burada uğraşmadığı, ve maddecilikle bağdaşan bir başka şey üzerinde konuştu!!

       
      S. (486):
      Epikuros’a göre yanılgı, hareketin içindeki kesilme’den ileri geliyor (nesneden bize, duyuma yada tasarıma giden hareketin içindeki mi?). [sayfa 241]
      “Bundan daha zavallı (bir bilgi teorisi) kurmak olanak dışıdır” diye yazıyor Hegel (486).
      Bozulup kuşa döndürülür ve orası burası kırpılıp aşırılırsa, her şey dürftig[53] olur.
      Epikuros’a göre ruh, “belirli” düzenleniş izleyen bir atomlar bütünü oluyor. “Aynı zamanda (!!!) Locke tarafından da söylenmişti bu... Boş sözlerden başka bir şey değildir bütün bunlar”... (488) ((hayır, dâhice sezgidirler bütün bunlar ve bilim için – soyguncu papaz takımı için değil elbette – yol gösterme’lerdir)).
       
       
      NB. N B (489) id. (490):
      Epikuros, bir “krummlinigtBewegung[54] yüklüyor atomlara, Hegel’e göre, bu, Epikuros’un “keyfî ve sıkıcı yanı” dır (489) – ((peki ya “Tanrı”, idealistlerin hangi yanıdır???)).
      “Yada Epikuros, her türlü kavramı ve öz olarak evrensel’i reddetmektedir”... (490) atomları, “doğrudan doğruya birer düşünce olma doğasına sahip bulundukları” halde ...”hep ampiristlerin tutarsızlığı”... (491).
      Maddecilik’in ve maddeci diyalektiğin özü, böylece çarpıtılmakta.
      “Dünyanın evrensel en son ereği, bir yaratıcının bilgeliği... yoktur Epikuros’ta. Bütün şeyler, atomlardan oluşan biçimlerin beklenmedik, zorunsuz (??), dış (??) raslantısıyla belirlenimlenen olaylardır”... (491). [sayfa 242]






Bu auch’a** da hayran olmamak elde değil doğrusu!!!
Epikuros (İ.Ö. 341-270) Locke (1632-1704) Fark=2.000 yıl

peki ya elektronlar?

ahmaklık!
yalan hepsi bunların! iftira!
NB



Tanrı yok diye hayıflanıyor!!
rezil idealist!!
      Ve artık adiyle sanıyle sövüyor Epikuros’a Hegel: “Doğanın tekil yanları hakkındaki düşünceleri, tamamıyle içler açısı şeylerdir”...
      Ve, tıpkı Epikorus gibi “analoji yoluyle” akıl-yürüttüğünü, örneğin ışığı “esirin titreşimleri olarak” “açıkladığını” söylediği (492) “Naturwissenschaft” heute[55] ile polemiğe giriyor hemen. “Tamamıyle Epikuros tarzında bir analoji yoludur bu”... (493).
      ((Modem doğal bilimler versus Epikorus ve kontra (NB) Hegel)).
      Epikuros’ta “şey, ilke, bizim alışılmış doğa bilimimizin ilkesinden başka bir şey değildir... (495) bizim doğa bilimlerimizin temelinde yatan tarzdır bu ötedenberi”... (496).




!!

Peki ya doğal bilimlerin “tarz”ı! ve başarıları!!




Epikuros ve modern doğa bilimleri
      Genellikle diyalektiğin ve kavramların diyalektiğinin bilinmeyişi hakkındaki belirtme doğru yalnız burada. Ama maddecilik’in eleştirisi pek schwach[56].






NB
NB





      “Bu tarz hakkında” (Epikuros’un felsefesi hakkında) “genel olarak şunu ‘da söylemek gerekiyor: kendisine bir değer yükleyebileceğimiz bir yanı da vardır bu tarzın. Aristoteles ve onu öncelemiş olanlar, doğa felsefesinde, evrensel düşünceden hareket ederek apriori usuller uygulamışlar ve kavramı buradan başlıyarak geliştirmişlerdir. Bu, işin bir yanıdır. Öbür yanı ise deneyi evrenselliğe yükseltme, yasalar bulma zorunluğudur: bir başka deyişle, soyut idenin sonucu olan şeyin evrensel tasarımla –ki deney, gözlem, bunun hazırlığıdır– buluşması gerekir. Örneğin Aristoteles’te apriori, tamamıyle yetkindir, ama yetersizdir; deneyle ve gözlemle bağ, bağlantı yanı eksiktir çünkü. Tikelden evrensele bu yeniden dönüş, yasalar-doğal güçlerin keşfedilmesidir. Dolayısiyle de denilebilir ki Epikuros, ampirik [sayfa 243] doğa biliminin, ampirik psikolojinin bulucusudur. Stoacıların ereklerine, anlayışgücü kavramlarına karşılık deney var burada, duyulur var oluş var. Bir yanda soyut, sınırlı, kendinde hakikattan yoksun, dolayısıyle de doğanın varlığından ve edimsel gerçekliğinden yoksun olan anlayışgücü; öbür yanda ise doğanın, bütün bu varsayımlardan daha hakikî olan anlamı ve o edimsel gerçekliği” (496 – 497).
      (HEMEN HEMEN DİYALEKTİK MADDECİLİĞE DOKUNMAKTIR BU)
      Epikuros’un önemi – Yunanlılarla Romalıların Aberglauben[57]’ine karşı mücadele – ve bugünkü rahiplerin önemi?? (Hegel’e göre) bütün bu aptallıklar: bir tavşan geçmedi mi yoldan boydan boya, vs. (peki Tanrı baba?).
      “Duyulurüstü’yü kesinlikle inkâr eden görüşler, özellikle ondan” (Epikuros’un felsefesinden) “çıkmıştır” (498).
      ||Ama Hegel’e göre bu, ancak “endlichen”[58] için iyidir... “Kör inanç veda etmekte, ama aynı zamanda da, kendi kendinde temellenmiş bir bağ ile idealin dünyasını almış olmaktadır (499). Buna NOTA BENE.
      S. 499: Epikuros ruh konusunda : daha ince ve uçucu atomlar (NB), hareketleri daha hızlı (NB), bedenle olan bağ’ları (NB), vs., vs. (Diogenes Laërce, X, § 66 ; 63–64) – çok çocuksu ve iyi! Ama kızıyor Hegel, ve çekiştirmeğe başlıyor hemen: “gevezelik”, “boş sözler”, “fikir yokluğu” (500).







!NB!



NB!!







NB


NB



NB


NB



Maddeciliğin
olumlu noktalarına
dokunuyor Hegel


NB

(klasikler)
idealizmi niçin
değerlendiriyorlardı ? ?

Hegel için
“ruh”
aynı zamanda
bir önyargıdır

      Epikuros’a göre Tanrılar, “das Allgemeine”[59]’dirler (506) genellikle – “kısmen sayının içindedirler”, sayı gibi, yani duyulur’un bir soyutlaması... [sayfa 244]
      (Tanrılar) “kısmen de, yetkinliği içinde insanın formudurlar; bu ise, imgelerin benzeşimi yoluyle, benzer imgelerin bir ve aynı içinde biribirlerine sürekli olarak kavuşmalarından doğar” (507). N B
tanrılar
= yetkinliği içinde insanın formu,
bk. Feuerbach114

 

ŞÜPHECİLERİN FELSEFESİ115

      Şüphecilik’ten konuşurken, bu akımın görünürdeki “yenilmezliği” (Unbezvringlich-keit) üzerine çekiyor dikkati Hegel (538).
      “Gerçekten de, şüpheci olmağa karar vermiş bir insanın iradesi aşılamaz; yani olumlu felsefeye getirilemez artık o insan, tıpkı bütün uzuvlarına inme inmiş bir insanın ayakta tutulamayacağı gibi.”
NB


Bien dit!![60b]


      “Olumlu felsefe, şu bilince sahip olabilir bu konuda (den denkenden Skeptizismus[60]): Şüpheciliğin olumsuz’unu barındırmaktadır o (olumlu felsefe) kendi kendinde, bu olumsuz ona (olumlu felsefeye) karşıt delildir, onun dışında değildir, tam tersine onun bir durağıdır, ama hakikati içinde olumsuzdur, öyle ki şüphecilik sahip olamaz ona” (539).
      (Felsefenin şüpheciliğe bağıntısı :)
      “Felsefe diyalektiktir, dönüşümdür bu diyalektik. Soyut İde olarak İde, süreduran’dır, ‘olmakta olan’dır; ama aslında bu İde ancak kendi kendini canlı olarak kavrayıp tasarladığı ölçüde hakikî olarak vardır; yani bu durgunluğu, bu süredurumu yürürlükten kaldırmak için diyalektiktir bu İde. Demek ki felsefî ide, olumsallığa göre değil, ‘kendinde diyalektiktir; buna karşılık şüphecilik, olumsallığa göre yürütür kendi diyalektiğini; madde ve muhteva önüne düştükleri vakit, bunların ‘kendi kendilerinde olumsuz olan’ olduklarını açıklığa çıkarır durmaksızın”...
      Eski şüpheciliği (Eski Çağ şüpheciliğini) yeni şüphecilikten (Göttingen’li Schulze’nin adı verilmiş bir tek) seçip ayırt etmek gerekiyor (540). [sayfa 245]
      Şüphecilerin ideali olarak ataraksiya (iç duruluğu?) :
      “Nitekim bir gün, fırtınaya tutulmuş bir gemide korkudan titreşen yoldaşlarına, olup bitene karşı tam bir ilgisizlik içinde yemeğini yemeğe devam eden bir domuzu gösterdi Piron, ve şöyle dedi: Bilge kişi de işte böyle bir ataraksiya içinde tutmalıdır kendini” (Diogenes Laërce, IX, 68) – s. 551–552.
      “Bir şüphe değildir şüphecilik. Şüpheciliğin sonucu olan kayıtsızlığın tam karşıtıdır şüphe” (552).
      ... “Buna karşılık şüphecilik, hem birine ve hem de öbürüne karşı ilgisizdir”... (553).
      Schulze-Enesidemos, şüpheciliği, her duyulur’un hakikat olarak alınması şeklinde vermekte (557); ama şüpheciler bunu demiyorlardı: onlara göre, sich danach richten[61] gerekliydi, insanın duyulur’a göre ayarlaması gerekliydi kendini, ama bu hakikat demek değildi. Yeni şüphecilik, şeylerin gerçekliğinden şüphe etmez. Eski şüphecilikse, eder.















N B
şüpheciliğin
diyalektiği
“olumsal"dır
(contigente)

şüpheciler
üzerine
hiç de kötü
sayılmayacak
bir fıkra

NB
şüphecilik
bir şüphe
değildir


NB
      Şüphecilerin tropları (mecazları, kanıtları, vs. vs.) :

 

bütün hepsi
Sextus
Empiricus’ta (İ.S. 2. yüzyıl)

a. Hayvansal organizasyonun çeşitliliği (588). Farklı duyumlar: sarılığa (dem Gelbsüchtigen) tutulmuş kimseye beyaz sarı gözükür, vs.

b. İnsanların çeşitliliği. “Mizaç tepkisi” (559).
Kime inanmak gerekir? Çoğunluğa mı? Saçma: bütün herkesin fikrini sormak olanaksızdır (560).
      Felsefelerin çeşitliliği: saçmasapan sözler diye öfkelenmekte Hegel: ...”bu gibi adamlar bir felsefenin içindeki herşeyi görürler de o felsefenin içindeki felsefeyi görmezler yalnız”... “Felsefe [sayfa 246] sistemleri o derecede farklı olsalar bile, gene de beyaz ve tatlı, yeşil ve ham kadar farklı değildirler; felsefe olmakta birleşir bütün o sistemler, ve bu adamların görmedikleri de budur işte” (561).

    ... “Bütün troplar, Olmak’ın karşısına çıkmakta; oysa, kuruluğu içinde bu Olmak da değildir hakikat, öz bakımından süreçtir”... (562).

c. Duyu aletleri organizasyonunun çeşitliliği : değişik duyu organları, biribirlerinden farklı şekillerde algılanmaktadırlar (boyalı bir tabloda herhangi bir şey erhaben[62] gelebilir göze, ama dokunmaya gelmez).

d. Öznenin içindeki durum ve koşulların çeşitliliği (tutku, dinginlik, vs.).

e. Mesafelerin çeşitliliği, vs.
 
Güneşin çevresinde Dünya yada Dünyanın çevresinde Güneş, vs.

 

f. Karışım (güneşli ve güneşsiz havalarda bir koku, vs.).

g. Şeylerin yapısı (cam: kırıldığı zaman saydam olmaktan çıkar, vs.).

h. “Şeylerin görecelliği”.

i. Fenomenlerin sıklığı, seyrekliği, vs ; alışkanlık.

k. Âdetler, yasalar, vs., farklılıkları...











NB



NB

NB

      (10) Eski troplardır bunların hepsi, ve Hegel:
bütün hepsi “ampirik” – “kavrama geçmez”... (566). “Sıradan ve bayağı”... ama...
      “Ama gerçeklikte, sıradan ortak anlayışın dogmatizmi karşısında tamamıyle doğru ve haklı kalırlar”... (567).
      Gene Sextus’tan alınma (Hegel’e göre çok daha üstün, diyalektik’i içeren, kavramlar’a ilişkin 5 daha yeni trop. [sayfa 247]
  a. Filozofların ... kanılarının çeşitliliği...
  b. Sonsuza düşme (biri öbürüne bağlıdır, vs., sonsuz olarak).
  c. (Öncüllerin) görecelliği.
  d. Varsayım. İspatlanmamış varsayımlar koyar dogmatikler.
  e. Karşılıklılık. (Kısır) döngü...
      “Bu şüpheci troplar, dogmatik bir felsefe diye adlandırılan şeye ulaşırlar gerçeklikte (doğası do layısıyle, bütün bu formlar içinde dönelemek zorundadır bu felsefe) – olumlu bir muhtevaya sahip olduğu anlamında değil, belirlenimli bir şeyi mutlak diye ileri sürdüğü anlamında” (575). NB
      Hegel mutlağa karşı ! Diyalektik maddeciliğin tohumu burada işte.
NB
      “Genel bir tarzda, ‘kendinde’ olan hiç bir şey tanımayan, ‘mutlak’ hiç bir şey tanımayan” (sic!! nichts değil)[63] “eleştirimcilik için, ‘kendinde olmakta olan’ın her türlü bilgisi, içinde bulunduğu haliyle, dogmatizmin yerine geçer; oysa asıl berbat dogmatizm doğrudan doğruya kendisidir: ‘kendi bilinci’nin birliği demek olan “Ben”i, varlığa karşıtlığı içinde, ‘kendinde ve kendi için olan’ diye ilân ettiği ve ‘Kendinde olan’ın dışarda da gene var olduğunu ve bu ikisinin hiç bir şekilde raslaşamayacaklarını ileri sürdüğü için ve ilân edip ileri sürdüğü kadar” (576).
      “İşte bu tarzda, bir ilkeyi belirlenimli bir önerme içinde, belirlenimlilik olarak koyan bir dogmatik felsefeye ulaşıyor bu troplar. Böyle bir ilke daima koşulludur; ve dolayısıyle de diyalektiği, kendi kendinin yıkımını gene kendinde taşır” (577). “Anlayışgücünün felsefesine karşı, şeylerin temeline giden bir silâhtır bu troplar” (ib.). [sayfa 248]
      Örneğin Sextus, nokta (der Punkt) kavramının diyalektiğini buluyor. Boyutu yoktur mu noktanın? Öyleyse nokta, mekânın dışındadır!! Mekânın mekân içindeki sınırıdır nokta, mekânın olumsuzlanmasıdır ve aynı zamanda da “mekânda pay sahibidir” – “bunun sonucu olarak da nokta, bir ‘kendinde diyalektik’tir” (579).
      “Bu troplar... spekülatif idelerin tersine olarak, neticesizdir; çünkü spekülatif ideler, sonlu’nun diyalektiği’ni ve yürürlükten kaldırılışı’nı kendilerinde taşırlar” (580).







“eleştirimcilik”
en “berbat
dogmatizm”dir.




Bien dit!!![63b]

diyalektik = “kendi kendi- nin yıkımı”




NB


NB

XIV. cildin sonu. (s. 586) [sayfa 249]




       
       

CİLT XV. FELSEFE TARİHİ’NİN ÜÇÜNCÜ CİLDİ

(YUNAN FELSEFESİNİN SONU, ORTA ÇAĞ FELSEFESİ
VE SCHELLING’E KADAR MODERN FELSEFE.
S. 1–692)

(BERLİN, 1836)

YENİ–PLATONCULAR116
       
      ...”Tanrı’ya dönüş”... (5)[64], “kendi bilinci, mutlak özdür...”, “dünyanın zihnidir”... (7), “Hıristiyan dini”... (8). Ve Tanrı üzerine bitmez tükenmez bir yığın gevezelik... (8–18).
      Ama açıkça ve “ciddi şekilde” Tanrı’ya götüren bu felsefî idealizm, o ikiyüzlü ve ödlek modern agnostisizmden çok daha dürüsttür.
       

A. Filon (Hristiyanlığın başlangıç çağı), mistik Yahudi bilgini, “Musa’da Platon’u buluyor”, vs,. (19). “Tanrı’yı tanımak” esastır, vs., (21). Tanrı, logoz’tur, “tüm idelerin bütünlüğü”dür, “saf varlık”tır (22) (“Platon’a göre”) (22)... Birer “melek” tir ideler (Tanrı’nın ulakları)... (24). Duyulur dünyaya gelince, “tıpkı Platon’daki gibi” = ouk'ou[65] = varlık-olmayan (25). [sayfa 251]

B. Kabala 117, Gnostik’ler118 — — — — idem...

C. İskenderiye felsefesi – (= eklektizm) (= Platoncular, Puthagorasçılar, Aristotelesçiler) (33, 35).

      Eklektikler –ister kültürsüz kişiler, ister cin gibi adamlar (die klugen Leute[66]) olsunlar– her yerden çekip çıkarıyorlar ıyi’yi, ama... “iyi’nin her türlüsünü toplamaktalar, yalnız düşünce tutarlılıkları yok, dolayısıyle de doğrudan doğruya düşüncenin kendisinden yoksun bulunuyorlar”.
      Platon’u geliştirmişlerdir...
      “Platon’un ‘düşüncedeki evrensel’i, bunun sonucunda, kendi hali içinde doğrudan doğruya mutlak öz olmak anlamını kazanıyor” (33)...[67]
NB
altını ben
çizdim

 

PLATON’UN DİYALOGLARI ÜZERİNE HEGEL


      s.
      (230) [68] Sofist
      (238) Filebios
      (240) Parmenides
(Timeios) (248) [sayfa 252]
       
       

 

HEGEL’İN TARİH FELSEFESİ ÜZERİNE
DERSLER’İNİN ÖZETİ119


       
       
       
1915 yılında yazılmıştır Elyazmasına tıpatıp
İlk olarak 1930 yılında uygundur.
Lenin Derlemesi XII’de
yayınlanmıştır.

      [sayfa 253]
      [sayfa 254]

 

 

HEGEL. YAPITLAR, C. IX (BERLİN, 1837)
TARİH FELSEFESİ
ÜZERİNE DERSLER
120

(E. Gans basımı)
       
       


      Kaynaklar: 1822 yılından 1831 yılına kadar verilmiş olan derslerin notları.
S. 73’e kadar Hegel’in elyazması, vs.

S. 5[69] ... “Konuşmalar... insanlar arasında eylemlerdir”... (dolayısıyle de, gevezelik değildir bu konuşmalar.)

7 – Fransızlar ve İngilizler, daha kültürlüdürler (“... daha kolektif bir kültüre sahiptirler”), ama biz Almanlar, tarihi yazmaktan çok nasıl yazmak gerektiği konusunda titiz davranmağa eğilimliyizdir.

9 – tarih bize öğretiyor ki “halklar ve hükümetler tarihten hiç bir zaman hiç bir ders almamışlardır: bu dersi almasına elvermeyecek kadar bireysel idi her dönem”:
      “Oysa deney ve tarih bize öğretiyor ki halklar ve hükümetler tarihten hiç bir zaman hiç bir ders almamışlardır ve hiç bir zaman da bunlardan alınabilecek derslere göre davranmamışlardır. Her dönem o denli kendine özgü hal ve koşullara sahiptir ki ve o denli bireysel bir durumdur ki, zorunlu olarak kendi kendinde ve kendi kendinden başlıyarak karar verecektir ancak, vede zaten ancak böyle karar verilebilir.” [sayfa 255]
S. 12 – “dünyayı akıl düzenleyip yönetmektedir’...’

20: maddenin tözü, yer çekimidir,
zihnin tözü, hürriyettir.

22: “Hürriyet bilincinde ilerlemedir evrensel tarih; bu ilerlemeyi, zorunluğu içinde öğrenmemiz gerekiyor”...

24 – (tarihsel maddeciliğe yaklaşma var), insanlar ne ile sürüklenip götürülmekte, yönetilmektedirler? Herşeyden önce “Selbstsucht”*[70] ile, – aşka dayanan gerekçeler çok daha seyrektir ve alanları da dardır. Bütün bu tutkuların, vs..., ihtiyaçların, vs. içice girişikliğinden çıkan sonuç ne?

28 “Tutkusuz hiç bir büyük iş yapılmadı dünyada”... tutku, “enerjinin formel ve bunun sonucunda da öznel yanıdır”...

28 i.f. – Bilinçli bir erekten yola çıkarak başlamaz tarih... Önemli olan

29 ... bilinçdışı olarak insanlar için edimlerinin sonuçlarıdır...

29 ... Akıl, bu anlamda, “dünyayı düzenleyip yönetmektedir”.

30 ... Tarihte insanların eylemlerinin sonucu olarak ortaya çıkan şey, “insanların bu aynı eylemlerle hedef alıp ulaştıkları, dolayımsız şekilde bilip istedikleri şeyden daha başka bir şeydir”.

80 ... (die Menschen*[71]) “çıkarlarını gerçekleştirirler; ama bunun yanı sıra, daha uzak bir şey de bütünlenmektedir böylece; öyle bir şey ki bilincinde ve niyetinde değillerdir insanlar onun, ama o içsel olarak gene de onların çıkarlarında yerleşik bulunmaktadır.” [sayfa 256]

32 “... Tarihte büyük adamlar onlardır ki güttükleri kendilerine özgü tikel erekler, dünyanın zihninin iradesi olan özü içermektedir”...

36 – bir çobanın, bir köylünün, vs. dindarlığı ve erdemliliği alabildiğine saygıdeğer şeylerdir (örnekler!! NB), ama... “dünyanın zihninin hakkı, her türlü özel hak ve özrün üzerindedir” ...



















nükteli
ve zekice!


çok
zekice!

NB


NB
NB




schwach![69b]














NB



30


NB
(bk. Engels)121

“büyük
adamlar”
      Burada Hegel, Tanrı baba, din, genellikle ahlâklılık üzerinde duruyor uzun uzun – bayağının bayağısı idealist ahmaklıklar.
      97: “köleliğin yavaş yavaş’ ve derece derece ortadan kaldırılması, birdenbire ortadan kaldırılmasından daha iyidir”...













daha
aşa-
ğıya
bak-
ın









50. Dini..., felsefesi, fikirleri, kültürü, “dış kuvvetleri” (iklim, komşular...) ile bir Devletin kuruluşu; bütün bunlar “bir tek tözü, bir tek zihni” meydana getirmektedir...

51. Doğada hareket, sadece daireseldir (!!) ; tarihte ise hareket, yeniden yaratır kendi kendini...

62. Az gelişmiş, ilkel halklarda dil, daha zengindir, – uygarlık ve dilbilgisinin oluşması, dili yoksullaştırır.

67: “Evrensel tarih, ahlâklılığın kendi öz yerini (Stätte) bulduğu alandan daha üstün bir alanda devinmektedir”...

73: Tarihin güzel bir tablosu : bireysel tutkuların edimlerin, vs. toplamı (“bizden olan bir şey vardır her yerde; ve, dolayısıyle de her yerde ilgimiz, bir şeye ya yönelmekte, yada karşıçıkmaktadır”), bazan genel çıkarın büyük kitlesi, bazan da “ufak güçler” in sonsuzluğu (“durmaksızın bir araya gelip kaynaşan ve önemsiz gözüken şeylerden büyük şeyler doğurtan ufak güçler”). Sonuç? Sonuç, “usanç”tır.

S. 74 – girişin sonu. [sayfa 257]
       

S. 75 – “Evrensel tarihin coğrafî temeli” (anlamlı başlık): (75–101).

75 – “Tatlı İyonya göklerinin altında” daha kolay doğabilmiştir Homeros, ama bunun tek nedeni bu değildir. – “Türk boyunduruğu altında olmayışı”, vs.

82 – Amerika’ya göç, “doyumsuzluğu” ortadan kaldırmaktadır; ve böylece “sivil toplumun bugünkü hali içinde sürekliliği sağlanmış olmaktadır”... (oysa bu Zustand[72], “zenginlik ve yoksulluk”tur, 81)...

82. Bu geri dönüş yok Avrupa’da: Almanya’da ormanlar olsaydı, Fransız devrimi olamazdı.

102: evrensel tarihin 3 form’u: 1) despotizm; 2) demokrasi ve aristokrasi; 3) monarşi.

Bölünüş: Doğu dünyası – Yunan – Roma – Germen dünyası. Ahlâklılık üzerine boş lâf ebeliği, vs., vs.

Çin. 1. bölüm (113’ten 139’a). Çin karakteri’nin, kurumlarının, vs., vs. betimlenişi. Nil, nil, nil![73]

Hindistan – 176 ‘ya kadar – İran’a... kadar.

İran (ve Mısır), 231’e kadar. Pers krallığı (imparatorluğu) niçin düştü de Çin ve Hint düşmediler? İlle de vortreffliches[74] anlamına gelmez Dauer[75]. “Ulu dağlar, güzel kokular yayarak çabucak yapraklarını döküp ölen gülden daha üstün değildir” (229). Pers imparatorluğu düşmüştür, çünkü “entelektüel sezgi” orada başladı (230), oysa Yunanlılar daha üstün çıkmışlardı, “daha yüksek” bir örgütlenme ve “kendinin bilincine ermiş” bir hürriyet “ilke”si (231).

232: Yunan dünyası... “saf bireylik” ilkesi – gelişme, serpilme ve yıkılma dönemleri, “evrensel tarihin gelecekteki organıyle buluşma” (233) – kendi “töz”ü ile Roma (ib.) [sayfa 258]

234 : Yunan’ın coğrafî koşulları: (Doğu’daki tek-biçimlilikten farklı olarak) Yunan’ın doğasındaki çeşitlilik.

242 –Yunan’daki koloniler. Servetlerin birikmesi. “Daima” ihtiyaca ve yoksulluğa bağlıdır bu birikim...

246. “İnsanlar tarafından açıklanan ‘doğal’, insanın içi, özü, genel anlamda kutsal’ın başlangıcıdır” (Yunan mitolojisinden söz ederken).

251: “İnsan, ihtiyaçlarıyle, pratik şekilde dış doğaya bağlar kendini; ve doğadan yararlanarak doyumunu sağlarken, aracı durumunda iş görmektedir. Doğanın nesneleri “güçlüdür gerçekten de ve çok yönlü bir direnç gösterirler. Onları istediği şeyler olmağa zorlamak için, başka nesneler koyar araya insan; yani doğayı doğaya karşı çevirir ve kullanır; ve bu amaçla aletler icat eder. İnsanın bu yoldaki icatları zihnin işidir doğrudan doğruya; ve böyle bir alet, doğadaki nesneden elbette daha değerli olmak gerekir... İnsanın doğayı istediği şey olmağa zorlamak üzere gerçekleştirdiği icatların şan ve şerefi, (Yunanlılarda), tanrılara aktarılmıştır”.

264: Devletlerin küçüklüğüne bağlıydı Yunan’da demokrasi. Söylev, canlı söylev, yurttaşları birleştiriyor ve Erwärmung[76] ‘u yaratıyordu. İşte “bu nedenledir” ki, Fransız devriminde hiç bir zaman cumhuriyetçi anayasa olmamıştır.

322–323 : (Artık bir “gölge” den başka bir şey olmayan cumhuriyeti ortadan kaldırarak) “iç çelişkiyi susturdu” (Sezar), “ve bir başka çelişkinin doğuşunu sağladı. Çünkü o ana değin dünya egemenliği Alplerin doruğuna kadar yayılabilmişti ancak. Ama Sezar yeni bir sahne açtı : Bundan böyle evrensel tarihin merkez noktası olacak sahneyi kurdu”. [sayfa 259]
      Hemen bunun ardından da, Sezar’ın öldürülmesi konusunda :
      ... “Genel olarak, bir siyasal çalkantı tekrarlandığı vakit, adetâ onaylanmış olur insan-ların kafasında” (Napolyon, Burbonlar)... “Başlangıçta sadece olumsal ve olanaksal gözüken şey, tekrarlanma yoluyle, edimsel ve doğrulanmış gerçeklik haline girer” (323).
      “Hristiyanlık?’ (328 – 346). Hristiyanlığın yüceliği üzerine yavan biçimde tanrıbabacı idealist gevezeliği (İncil’den alıntılarla üstelik!!). İğrenç, kenef kokuyor!

420–421: Niçin sadece bir kaç ulusla sınırlı kaldı Reform? Özellikle, “Slav uluslar, tarımcı idiler” (421), ve bu durum’da “efendi-uşak ilişkileri”, daha az bir “Betriebsamkeit”[77], vs. yaratmaktaydı. Ve niçin Lâtin uluslar? bunların karakteri (Grundcharakter[78] 421 i.f.).

429: ... “Polonya hürriyeti, hükümdara karşı baronların hürriyetinden başka bir şey değildi... Görüldüğü gibi, baronlara sadece hükümdar değil, halk da ilgi göstermektedir... Hürriyet dendiği zaman, aslında doğrudan doğruya özel çıkarlardan söz edilip edilmediğine iyice dikkat etmek gerekir” (430).

439: Fransız devrimi hakkında... Niçin Fransızlar “teorik alandan pratik alana hemen” geçmişlerdir de Almanlar geçmemişlerdir? Alınanlarda Reform, “herşeyi çoktan düzeltmiş”, “o dile gelmez adaletsizliği”, vs. ortadan yok etmiş bulunmaktaydı.

441: İlk olarak (Fransız devriminde) şuna ulaşmıştır insanoğlu: “başı aşağıda, ayakları havada yürümekte; yani düşünceyi temel alarak, gerçekliği bu düşünceye uygun bir şekilde kurmağa girişmektedir”... “Görkemli bir güneş doğuşuydu bu”... [sayfa 260]

Daha sonra, “Fransa’da devrimin akışı”nı incelerken (441), genellikle hürriyetin içinde, mülkiyet ve sanayi hürriyetlerini belirtiyor Hegel (ib.).
      ... Yasaları yapmak? Herkes'in iradesi... “Azınlığın çoğunluğu temsil ettiği varsayılmaktadır; ama çoğu zaman, bu çoğunluğu ezmekten başka bir şey yapmaz azınlık”... (422). “Çoğunluğun azınlık üzerindeki egemenliği de tıpkı öbürü kadar büyük bir tutarsızlıktır” (ib.). :

444 ... “Muhtevası bakımından bu olay” (Fransız devrimi), “evrensel çapta bir tarihsel önem taşımaktadır”... “Liberalizm”, (444) “liberal kurumlar” (443), tüm Avrupa’ya yayılmıştır.
       
S. 446 son.

4 4 6: “Evrensel tarih, hürriyet kavramının gelişmesinden başka hiç bir şey değildir”...

































































?




çok iyi

Sehr
wichtig!*
aşağıda
bu kısmın tamamı var**




NB
bk. Plehanov122




!!!





















bir bütün olarak
evrensel tarih,
ve çeşitli
halklar da
onun “organları”

Zenginlik
ve yoksulluk

Hegel ve
Feuerbach
123





Tarihsel
maddecilik
tohumları
var
Hegel’de

Hegel
ve Marx




??




Hegel ve
tarihteki
“çatışmalar




Olanaksal
ve olumsal’ın
katego-
rileri versus
tarihte
gerçeklik
ve onaylanma








NB
sınıf
ilişkileri



!!












bk. Marx
und
Engels
124


?
      Özet olarak, pek, ama pek az şey getiriyor tarih felsefesi – anlaşılmayacak bir şey yok bunda da: çünkü Marx ve Engels en büyük adımı doğrudan doğruya burada, bu alanda, bu bilimde attılar. Ve en çok burada ihtiyarladı Hegel, burada çağdışı kaldı. (Bir sonraki sayfaya bakılacak.*[79]) [sayfa 261] NB:
Hepsinin en
önemlisi
Elinleitung*;
soruyu
koyuş tarzı
bakımından
sayısız
mükemmel şey var bu girişte

 

 

 

HEGEL EVRENSEL TARİH ÜZERİNE


      “Son olarak da şimdi evrensel tarihi, göz önüne alınması gereken bu kategori açısından göz önüne alacak olursak, görürüz ki, önümüzde alabildiğine değişken koşul ve durumlar ve her türden ereklerle, biribirlerine hiç benzemeyen olay ve yazgılarla dolu bir hayat ve insanî etkinlik tablosu serilidir. Bütün bu olaylar ve olumsallıklarda daima insanın etkinliğini ve edilginliğini görmekteyizdir en ön planda; bizden olan bir şey vardır her yerde, ve dolayısıyle de, her yerde ilgimiz bir şeylere ya yönelmekte yada karşıçıkmaktadır. Bazan güzellik, hürriyet, zenginlik çekicilik kazanmakta; bazan da adiyle ve sanıyle erdemsizlik, kendi önemini kabul ettirmeyi başarmaktadır. Çoğu zaman evrensel bir ilginin daha geniş kitlesi daha ağır olarak harekete geçmektedir; ama bundan da sık olarak, durmaksızın biraraya gelip kaynaşan ve önemsiz gözüken şeylerden büyük şeyler doğurtan ufak güçlerin harekete geişini görmekteyizdir. Baştanbaşa renkli bir temaşadır bu; ve burada herhangi bir şey ortadan kalkmaya görsün, hemen bir başkası yetişip alacaktır onun yerini.
      “Gelgelelim, ne denli çekici olursa olsun, bu incelemenin ilk sonucu usanç’tır; alabildiğine değişik bir sihirbaz feneri temaşasının bitiminde gelip yerleşir bu usanç bize; ve tek tek her temsilin değerini tanısak bile, gene de bir soru uyanır içimizde : Nedir peki bütün bu garip olayların en son amacı; bütün bu yüzeyin çatırtılı gürültüsünün altında bütün bu geçici fenomenlerin temel gücünü kendinde barındıran bir içsel, sessiz, gizli yapıtın işleyişi ve ilerleyişi yok mu yani? Ne var ki, daha başlangıçtan itibaren evrensel tarihe İde, akla uygun bilgi getirilip yerleştirilmiyorsa eğer, hiç değilse tarih, akim onda olduğu sarsılmaz ve [sayfa 262] kesin inancıyla yada hiç değilse zekânın ve ‘kendi kendinin bilincindeki irâde’nin dünyasının tesadüfe terkedilmemiş olduğu ve kendi kendini bilen İde’nin ışığında kendini göstermesi gerektiği kesin inancıyla ele alınmalıdır” (73–74)[80].
      ((NB: önsözde, s. XVIII’de editör Ed. Gans belirtiyor ki sayfa 73’e kadar Hegel tarafından 1830 yılında yazılmış olan elyazması bir “Ausarbeitung”[81]dur.)) [sayfa 263]

 

 

HEGEL’İN DİYALEKTİĞİNİN
(MANTIK’IN) PLANI125


 
KÜÇÜK MANTIK’IN (ANSİKLOPEDİ) İÇİNDEKİLER TABLOSU


       

I. Varlık teorisi.
      A) Nitelik
            a) varlık;
            b) orada-olan (varlık);
            c) kendi için varlık.
      B) Nicelik
            a) saf nicelik;
            b) büyüklük (Kuantum) ;
            c) derece.
      C) Ölçü.

II. Öz teorisi.
      A) Varoluşun temeli olarak öz
            a) özdeşlik – fark – temel;
            b) varoluş;
            c) şey.
      B) Fenomen
            a) fenomenlerin dünyası;
            b) muhteva ve form;
            c) bağıntı.
      C) Gerçeklik
            a) tözsellik bağıntısı;
            b) nedensellik bağıntısı;
            c) karşılıklı etki.

III. Kavram teorisi.
      A) Öznel kavram
            a) kavram;
            b) yargı;
            c) tasım.
      B) Nesne
            a) mekanizm;
            b) şimizm;
            c) ereklik. [sayfa 264]
      C) İde
            a) hayat;
            b) bilgi;
            c) mutlak İde.
 

Varlıkta (dolayımsız fenomenlerin içinde) özü (nedensellik, özdeşlik, fark, vs. yasalarını) keşfeder kavram (bilgi) – genellikle bütün insan bilgisinin (bütün bilimin) gerçekten evrensel ilerleyişi, işte budur. Ve işte gene budur hem doğa bilimleri ‘nin, hem ekonomi politik’in | ve hem de tarihin | ilerleyişi. Hegel’in diyalektiği, işte bu ölçü içinde düşüncenin tarihinin genelleştirilmesidir. Bunu tikel bilimlerin tarihi’nde daha somut, daha ayrıntılı biçimde izlemek, alabildiğine verimli bir çaba olabilir. Mantıkta düşüncenin tarihi, toptan ve toplu olarak, düşüncenin yasalarıyle düşümdeşmek zorundadır.


 
      Hegel’in bazan soyut’tan somut’a (Sein (soyut) – Dasein (somut) – Fürsichsein)[82] – bazan da tersine olarak somut’tan soyut’a (öznel kavram – nesne – hakikat (mutlak İde)) ilerlediği apaçık belli oluyor. İdealist tutarsızlığı (Marx’ın, Hegel’de Ideenmystik[83] diye adlandırdığı şey) olmasın bu sakın? Yoksa daha derin sebepler mi var? (örneğin, varlık = hiçlik – oluş, gelişim idesi). İzlenimler hareleniyorlar ilkin, sonra bir herhangi bir şey sıyrılıp çıkıyor ortaya, – sonra da nicelik kavramı # (şey’in yada fenomendin belirlenimleri) ile nicelik kavramı gelişiyorlar. Daha sonra inceleme ve içdüşünme, düşünceyi özdeşlik – fark – temel – öz versus[84] fenomen, – nedensellik, vs.’nin bilgisine doğru yöneltiyorlar. Bilginin bütün bu durakları (demarşlar, dereceler, süreçler), pratikle gerçeklenerek ve bu gerçeklenme içinde ve boyunca hakikata (=mutlak İde’ye) ulaşarak, özneden nesneye doğru yönelmektedirler. [sayfa 265]

Soyut” sein”****
sadece
pkutarei*****
’nin içinde
durak
olarak

# Nitelik ve duyum (Empfindung) aynı şeydir,
diyor Feuerbach.
Tamamiyle en ilk
ve en eski olandır
duyum, ama onda kaçınılmaz şekilde bulunur nitelik...
      Marx, (büyük M ile) “Mantık” bırakmadı, ama “Kapital” in mantığı’nı bıraktı bize; ve söz konusu sorunun çözümü için bu mantıktan sonuna kadar yararlanmak gerekir. Hegel’de değer taşıyan ne varsa almış ve ilerletmiş olan bir maddeciliğin mantığı, diyalektiği ve bilgi teorisi | üç sözcüğe ihtiyaç yok aslında: üçü de aynı şeydir bunların | belli bir bilime uygulanmıştır “Kapital”de.

      Meta – para – sermaye
— —
mutlak Mehrwert[85]’in üretimi
nispî Mehrwert’in üretimi.

       
      Kapitalizmin tarihi ve bu tarihi özetleyen kavramlar’ın çözümlenmesi.

      Çıkış noktası – en basit, en sıradan, en yığın içinde olan, en dolayımsız “varlık”: tekil bir meta (ekonomi politikteki “Sein”). Bu varlığın sosyal ilişki olarak çözümlenmesi. Çift yönlü bir çözümleme, tümdengelimli ve tümevarımlı, – mantıksal ve tarihsel (değerin formları).
      Olgularla, yani pratikle sınama çözümlemenin attığı her adımda vardır burada.

Fenomene göre öz konusunda, bk.
      – fiat ve değer – arz ve talep
                                    versus Wert[86]
                                    (= kristallisierte Arbeit[87])
      – ücret ve emek gücünün fiatı.
       
       




1915 yılında yazılmıştır Elyazmasına tıpatıp
İlk olarak 1930 yılında Lenin uygundur.
Derlemesi XII’de yayınlanmıştır.

[sayfa 266]

 

 

 

GEORGES NOËL.
HEGEL’İN MANTIK’I

PARİS, 1897126
Genevre kitaplığı, Ca, 1219

 

 
      “Revue de Métaphysique et de Morale”de, makaleler halinde yayınlanmıştır; derginin yazı kurulu başkanı, Xavier Leon127’dur.

      İdealist’tir yazar; ve pek parlak zekâlı olduğu söylenemez katiyen. Hegel’i açıklama amacında; ama açıklamadan çok, uzun ve dağınık bir yorum oluyor yaptığı iş, üstelik de kötü bir yorum. “Çağdaş filozoflar”a karşı savunuyor Hegel’i, Kant’la, vs. karşılaştırıyor. Hiç bir ilgi çekici yanı, en ufak bir derinliği yok söylediklerinin. Maddeci diyalektiğin sözünü bile etmiyor; anlaşılan, böyle bir şeyin varlığından haberi yok henüz yazarın.
 
            Hegel’in terimlerinin çevirisi notlandı:[88]
            Varlık – Öz – Kavram. (Ölçü, vs.)
      Devenir (das Gewordene). (Oluş).
      L’être déterminé (Dasein) (Belirlenimli varlık).
      Etre pour un autre (Sein-für-Anderes). (Bir başka için varlık).
      Quelque chose (Etwas). (Herhangi şey).
      Limite (Grenze). (Sınır).
      Borne (Schranke). (Sınırtaşı).
      Devoir être (Sollen). (Gerekli varlık).
      Etre pour soi (Für-sich-Sein). (Kendi için varlık).
      Existence hors de soi (Ausser-sich-Sein). (Kendidışında varoluş).
      La connaissance (das Erkennen). (Bilgi). [sayfa 267]
      Actualité (Wirklichkeit). (Fiililik, Edimsellik).
      Apparence (Schein). (Görüntü).
      Etre posé (das Gesetzsein). (Konumlu varlık).
      Position (Setzende Reflexion). (Konum).
      Fondement ou raison d’être (Grund), (Temel yada varlık sebebi).
      L’universel (das Allgemeine). (Evrensel).
      Particulier (das Besondere). (Tikel).
      Jugement (das urteil). (Hüküm).
      Raisonnement ou Syllogisme (Schluss). (Muhakeme yada tasım)

 
      Hegel’i “gerçekçilik” (maddecilik, diye okuyunuz bu sözcüğü) suçlamasından kurtarıp as it were[89] temize çıkarmak için yazar tarafından girişilen çabaların pek eğlendirici olduğunu da not etmek gerekiyor. Hegel’de “felsefe, bütünüyle bir tasımdır. Ve bu tasımın içinde Mantık, evrensel; Boğa, tikel; Zihin ise, bireysel olanlardır”, (s. 123). Mantık’ın, İde’den Doğa’ya geçiş hakkındaki son cümlelerini “çözümlüyor” (=tekrarlıyor) yazar. Bundan da, akim İde’yi = yasaları, soyutlamaları, vs. ...doğa aracılığıyle (doğanın içinde) bilip tanıdığı sonucuna varıyor ki... imdat! Maddecilikle burun burunayız!!...
      “Zihni bir yana bırakarak ‘kendinde doğa’ dan söz etmek, içerik bakımdan, en çocuksu gerçekçiliğe dönmek değil de nedir?”
      “Mantık’la zihin felsefesinin arasına bir doğa felsefesi katmakla, hiç şüphe yok ki, gerçekçiliğin görüş açısına yerleşiyor Hegel; ama hiç bir tutarsızlığa düşmüyor bunda... Hegel’in gerçekçiliği, sadece geçicidir. Aşılması gereken bir görüş açısıdır bu gerçekçilik Hegel’de” (129).
      “Gerçekçiliğin kendi görecel hakikiliği, tartışma götürmez. Bunca doğal ve bunca evrensel bir görüş açısı, insan zihninin ilineksel bir sapıncı değildir... Gerçekçiliği aşmak için” (diyalektik,) “ilkin bu gerçekçiliğin sonuna değin gelişmesini sağlamakla görevlidir; ve ancak böylece ispatlayacaktır idealizmin zorunluğunu. Dolayısıyle de Hegel, zaman ve mekân, Zihnin formları olarak değil de [sayfa 268] Doğa’nın en genel belirlenimleri olarak koyacaktır. Kant’la uzlaşmazlık halinde gibi gözükür bu noktada; ama bu sadece görünüşte ve sözcüklerdedir...
      ... (Hegel’in) “duyulur niteliklerden, bunlar cisimlerden gerçekten ayrılamazmış gibi söz etmesini açıklayan da budur. B. Wundt’un Hegel’i bu konuda bilisizlikle suçlamasına şaşmak gerekiyor. Hegel’in, Descartes’ı, Locke’u yada hattâ Kant’ı hiç okumamış olduğunu mu sanıyor yoksa bilgin filozof? Ne bilisizlikten, ne de tutarsızlıktan ileri gelir Hegel’in gerçekçiliği; geçicidir bu gerçekçilik, ve sadece metod gereğidir” (130).



NB


NB



NB



??!!


NB

Hegel =
"gerçekçi”
NB

      Hegel ile Spinoza’yı karşılaştırırken, şöyle demekte yazar: “Özet olarak, doğayı mantığın egemenliği altına sokmakta birleşirler Hegel ve Spinoza” (s. 140); ama yazarın dediğine göre Hegel’de mantık, matematiksel bir mantık değilmiş de çelişkilerin, “saf soyutlamadan gerçekliğe” geçişin mantığı imiş (vs.). Spinoza’ya gelince, “idealizmle taban tabana karşıtız onunla” (138); çünkü (Spinoza’da) “tinlerin dünyası, cisimlerin dünyasının yanı başındadır; üstünde değildir” ...
      ... “Hegelcilik bakımından pek karakteristik olan evrim idesinin Spinoza için anlamı yoktur” ... (138).
      Platon’un diyalektiğini geliştiriyor Hegel (“Platon gibi o da, karşıtların bir arada varoluşlarının zorunluğunu tanımaktadır” 140) – Leibniz, Hegel’e yakın düşüyor (141).
      Panteizm, yani heptanrıcılık suçlamasına karşı da savunuyor Hegel’i Noël... (yazara göre, şu oluyor bu suçlamanın gerekçesi) :
      ... (Hegel’in) “diyalektiğinin son terimi olan mutlak Zihin, aslında, ideallleştirilmiş ve tanrılaştırılmış insanın zihninden başka bir şey midir ki? Onun bu Tanrısı, doğada ve insanlıkta değil de başka bir yerde midir?” (142).
      Noël’in "savunma”sı, Hegel’in bir idealist olduğunu belirtmek (ve dönüp dönüp yeniden belirtmek)’ten ibaret.
      Bir “dogmacı” olabilir mi Hegel? (Bölüm VI: “Hegel’in dogmatizmi”). Şüpheci-olmama anlamında, yani Eski Çağ anlamında, evet elbette (s. 117). Ama Kant’ta bu = “kendinde şey”in bilinebilirliği! [sayfa 269]. Hegel, (tıpkı Fichte gibi) kendinde şeyleri inkâr eder.
      “Agnostisist gerçekçilik” (bilinemezci gerçekçilik)’le karşı karşıyayızdır Kant’ta, (s. 148 i.f.).
      ... “Kant dogmatizmi, agnostisizmin görüş açısından tanımlar. Her kim ki kendinde şeyi belirlenimlendirdiği, bilinemez olanı bildiği iddiasındadır, (o kişi) dogmatiktir. Kaldı ki iki ayrı biçime bürünebilir dogmatizm”... (149). Ya mistisizm biçimine bürünebilir, yada

... “Safça bir davranışla, duyulur gerçekliği mutlak gerçeklik mertebesine yükseltip fenomenle numen’i özdeş tutmağa yönelebilir. Bu durumda, ampirik dogmatizmdir bu artık; halk çoğunluğunun ve felsefeye yabancı kalmış bilginlerin dogmatizmidir. Maddeciler, bu ikinci yanılgıya düşmektedirler; Platon’unki idi ilk yanılgı, Descartes’ın ve öğrencilerininki idi”...





Hegel
bir “şüpheci”
değildir


NB

Kant
agnostiktir


NB
maddeciler =
“dogmatikler”

      Hegel’de dogmatizmin izi yoktur, yazara göre; “Hegel, şeylerin düşünceye görecelliğini bilmezlikten gelmekle suçlanamaz hiç şüphe yok ki; çünkü Hegel’in bütün sistemi bu ilkeye dayanmaktadır. Ama Hegel, kategorileri biribirlerinden ayırt etmeksizin ve eleştiriden geçirmeksizin uygulamakla da suçlanamaz. Kategorilerin bir eleştirisinden, hem de Kantçı eleştiriden tartışmasız biçimde daha derin bir eleştirisinden başka bir şey midir ki Hegel’in mantığı?” (150).
      ... “Hiç şüphe yok ki, numenleri atmakla” (Hegel), “gerçekliği fenomenin içine yerleştirmiş oluyor128 ; ama bu gerçeklik, fenomen olarak fenomenin içinde, sadece dolayımsız bir gerçekliktir; dolayısıyle de, görecel ve özünlü olarak eksik bir gerçekliktir. Bu gerçeklik, içerik olarak ve sonraki gelişmesi göz önünde tutulmak koşuluyla hakikî gerçekliktir ancak”... (151).
      ... “Anlaşılır ile duyulur arasında mutlak bir karşıtlık, bir kesin boşluk, aşılmaz bir uçurum yoktur ki zaten. ‘Duyulur’, önsezilenen ‘anlaşılır’dır; ‘anlaşılır’ ise, anlanmış olan ‘duyulur’dur”... (152).
      (Yavan idealist, belli bir ölçüde sana bile yararı dokunmuş işte Hegel’in!) [sayfa 270]








N B


hiç de
kötü değil!

      ... “Duyulur varlık, mutlağı içerik olarak içinde bulundurur; ve biz, sürekli bir tedricilikle ile mutlaktan duyulur varlığa yükseliriz” (153).
      ... “Görüldüğü gibi, ve bu konuda ne denirse denmiş olsun, Kant’ın felsefesi mistik dogmatizmi bir temel kusur olarak taşımaktadır içinde. Bu öğretinin iki karakteristik çizgisinin ikisini de buluyoruz Kant felsefesinde: Duyulur ile duyumüstü arasındaki mutlak karşıtlık, ve, birinden öbürüne dolayımsız geçiş” (156).
      “Hegel ve çağdaş düşünce” başlığını taşıyan VII. bölümde, Auguste Comte’un pozitivizmini ele alıyor Noël ve bu anlayışı “agnostisist bir sistem” diye adlandırarak çözümlüyor (166)
      (id. 169) : “pozitivist agnostisizm”.)
pozitivizm = agnostisizm

      Pozitivizmi agnostisizm olarak eleştirmeğe koyulduğunda isabetli darbeler indiriyor yer yer bu anlayışa yazar. Yasaların yada olgularda “süreklilik”in (“des faits permanents”[90], 170) kökeni sorununu çözümsüz bırakmanın olanakdışı olduğunu belirttiği zaman örneğin:
      ...”Bunları” (sürekli olguları) “bilinebilir yada bilinemez olarak kabul edişimiz sonucunda, ya dogmatik felsefeye, yada agnostisizme yöneliriz”... (170 i.f.).
      B. Renouvier’nin yeni-eleştiriciliği, bir çeşit eklektizmdir. Noël için: “pozitivist fenomenizm ile gerçek anlamında Kantçılık” arasında bir ortacı anlayıştır (175).
      Noël, bu Hegel beylikleştiricisi, ahlâk, hürriyet, vs. konusundaki uzun gevezelikleri boyunca, ‘zorunluğun anlaşılması olarak hürriyet’ten bir tek söz etmiyor.

Hegel’in Fransızca çevirileri: Véra : “Mantık”, “Zihnin Felsefesi”, “Din Felsefesi”, “Doğa Felsefesi”;

Ch. Bénard : “Estetik ve poetik”.

Hegel’cilik üzerine kitaplar :


      E. Beaussire : “Antécédents de l’hégélianisme” (“Hegelciliğin ön dayanakları”). [sayfa 271]
      P. Janet: “la Dialectique dans Hegel et dans Platon” (“Hegel’de ve Platon’da diyalektik”). 1860.
      Mariano: “la Philosophie contemporaine en Italie” (“İtalya’da çağdaş felsefe”).
      Véra: Introduction à la Philosophie de Hegel”[91] (Hegel’in Felsefe-sine Giriş”.[sayfa 272]
 


1915 yılında yazılmıştır Elyazmasına tıpatıp
İlk olarak 1930 yılında Lenin uygundur.
Derlemesi XII’de yayınlanmıştır.












Dipnotlar

      [1a] Hegel. Werke, Bd. XIII, Berlin 1833. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [1b] En küçük gevezeliği (?) bağıra çağıra felsefe diye ilân etmeğe. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [1] Karşıdünya. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [2] Ruhun, güneş kökenli cisimciklerden meydana geldiği (ne). (Yazı Kuru-lu’nun notu.)
      [3] ... de olduğu gibi. Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [4] Elea okulunda. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [5] Bir sonraki sayfada, metnin hemen devamı yer almaktadır. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [6] Belirlenimler, tanımlar değil. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [7] Yada. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [8] Gizil güç olarak. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [9] Edim olarak. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [10] Zavallıca, Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [11] Eski Yunan düşünürleri. Orijinal metinde Fransızca (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [12] Görüntü. (Yazı Kurulu’nun notu)
      [13] Zaman, ilk cisimsel özdür. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [14] İlk duyulur öz. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [15] Natüralist filozoflar. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [16] Kaçamak. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [17] Bir’in ilkesi (nin) tamamıyle idesel... (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [18] Kendinde varlık. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [19] Lenin’in elyazmasında, köşeli ayraç içinde kalan bütün bu parçanın üzeri çizilmiş. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [20] İdelerin mistiği. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [21] Üvey ana gibi davranıyor. (Yazı Kurulu’nun Notu.)
      [22] Benim duyumum, benim... (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [23] Akıl. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [24] Lenin’in elyazmasında burada yer alan bir sözcüğü okumak mümkün olmamıştır. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [25] ve... * doğadaki evrensel’in ruh’a; nesnelin öznele, maddeciliğin idealizme bu sıçrama’sının açıklaması. Bu aşırı uçları burada birleşiyor (ve dönüşüyor!) işte. Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [26] Ve karşıkanıtlar. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [27] Hegel. Werke, Bd. XIV, Berlin, 1833. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [28] Evrensel. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [29] Bu görecelik (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [30] Gorgias’ın felsefesi üzerine olan bu parça ile hemen sonraki parçayı, biraz ilerde, Sokrates üzerine olan kesimi çözümlerken yeniden yazmıştır Lenin (bu kitabın, 224, 225 - 226. sayfalarına bk.) (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [31] Elyazmasmda bu paragraftan sonra, elinizdeki kitabın 223. sayfasında bulunan ve “Gorgias’a eklenmek üzere” ibaresiyle başlayan parçanın, Lenin tarafından ikinci kez yazılmış olarak yer aldığını görüyoruz. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [32] Doğurtum. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [32b]Oluş=varlık-olmayan ve varlık. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [32c]Güzel söylenmiş. Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [33] Sersem, uyuşmuş (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [34] Elyazmasında bu paragraftan sonra, elinizdeki kitabın 223 - 224. sayfalarında bulunan ve “Gene Gorgias’a eklenmek üzere” ibaresiyle başlayan parçanın, Lenin tarafından ikinci kez yazılmış olarak yer aldığını görüyoruz. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [35] Hiç. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [36] Duyulur olan. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [37] Şeyin Özü. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [38] Bk. Ueberweg - Heinze, §38, s. 122 (10. baskı); ve gene bu konuda, bk. Platon’un “Theettos”u106. (Kirenelilerin) şüphecilikleri ve öznelcilikleri.
      [38b]Tarzında. Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [39] Bilginin nesneye doğru hareketi ancak diyalektik şekilde yürüyebilir: daha iyi atlayabilmek için gerilemek gerekir (bilme ?). Orijinal metinde Fransızca (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [40] Düğüm noktası (Yazı Kurulu’nun.)
      [41] Töz. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [42] Logos. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [43] Duyum ve bilgi. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [44] Dışardadır. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [45] Gevezeliğe getirip boğmak. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [46] Farksız. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [47] Ruh. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [48] Kavrayan ve ‘anlaşılır olan’. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [49] Elyazmasında, bu sözcükten başlayan bir ok bir sonraki paragrafın başındaki “bu” sözcüğüne uzanıyor. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [50] Kamu oyunda. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [51] Lenin’in notları bir başka deftere geçiyor burada; defterin kapak sayfasında: “Hegel” yazılı, birinci sayfanın bağında da şu yazı yer alıyor: “Hegel’in Felsefe tarihi, Epikuros’un (cilt 2) devamı (cilt 14, Berlin, 1833, s. 485)”. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [52] Köşeli ayraç içindeki kısım, herhalde tesadüfen, özette unutulmuş. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [53] Zavallı. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      ** Aynı zamanda. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [54] “Eğrisel” hareket. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [55] Bugünkü doğa bilimleri. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [56] Zayıf. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [57] Kör inanç. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [58] Sonlu. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [59] Evrensel. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [60]Düşünen şüphecilik. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [60b] Güzel söylemiş!! Orijinal metinde Fransızca (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [61] (İnsanın) kendini ona göre ayarlaması. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [62] Engebeli. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [63] Lenin’in parantez içindeki gözlemine yolaçan, Almanca metnin dizgisindeki bir harf yanlışlığıdır: “Mutlak” sözcüğünün önünde, “nichts” (hiç)’ in yerine, yanlışlıkla, bir olumsuzlama edatı olan “nicht” in dizilmiş oluşu yol açmıştır bu gözleme. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [63b] Güzel söylemiş!! Orijinal metinde Fransızca. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [64] Hegel, Werke, Bd. XV, Berlin, 1836. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [65] Olmakta-olan-olmayan. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [66] Zeki adamlar. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [67] Notlar kesintiye uğruyor burada. Bir dizi boş sayfa gelmekte. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [68] Hegel, Werke, Bd. XIV, Berlin, 1833. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [69] Hegel, Werke, Bd. IX, Berlin, 1837. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [69b] Zayıf. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [70] Öz sevgisi. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [71] İnsanlar. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [72]Mavi kalemle ve besbelli ki daha sonra yazılmış bu sözcükler. Daha ilerde Lenin, “Hegel evrensel tarih üzerinde” başlığını verdiği parçayı kopya ediyor yeni baştan (elinizdeki kitabın 262 - 263 sayf alarına bakınız). (Yazı Kurulu’nun notu.)
      * Hal. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [73] Hiç, hiç, hiç! (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [74] Yetkin. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [75] Süre. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [76] Atılganlık. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [77] İşe özenme. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [78] Temel karakter. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [79]Giriş. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      ** Elyazmasının bir sonraki sayfasında, “Hegel evrensel tarih üzerine” başlıklı parça başlamaktadır. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [80] Hegel, Werke, Bd. IX, Berlin, 1837. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [81] İlk düzenleme. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [82] Varlık, orada-olan (varlık), kendi için varlık. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [83] İdelerin mistiği. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [84] (Fenomen)’e göre. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      **** Varlık. (Yazı Kurulu’nun notu.)
***** Herşey akmaktadır. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [85] Artı değer. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [86] Değer. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [87] Billûrlaşmış emek. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [88]Fransızca sözcükleri Almancadaki eşdeğerleriyle birliktie notlamış burada Lenin. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [89] Bir çeşit. (Yazı Kurulu’nunn notu.)
      [90] Orijinal metinde Fransızca bu sözcükler. Noél’in kitabında ise, “sürekli olgular” değil, (değişmez olgular) deyimi var. (Yazı Kurulu’nun notu.)
      [91] Bu dört başlık, orijinal metinde Fransızcadır. Üçünün şöyle düzeltilmesi gerekir: E. Beaussire, Antécédents de l’hégélianisme dans la philosophie française (Hegel’ciliğin Fransız felsefesindeki öndayanakları) ; P. Janet, la Dialectique chez Hegel et Platon (Hegel ve Platon’da Diyalektik); Véra, Indtroduction à l’étude de la philosophie de Hegel (Hegerin felsefesinin incelenmesine Giriş). (Yazı Kurulu’nun notu.)




Açıklayıcı Notlar

79. Hegel’in Felsefe tarihi Dersleri başlıklı kitabının özeti, Mantık Bilimi’nin öze­tinden sonra ve büyük bir olasılıkla 1915 yılının başlangıcında yapılmıştır. “Hegel + başkaları” ve “Hegel” başlıklı iki defteri kaplamaktadır bu özet.

Lenin bu özette, Hegel’in tarihsel-felsefi metodunun belirli birtakım yan­larını tarih ve mantık öğelerinin bağı olarak, diyalektiğin tarihine öncelik tanınmak üzere “kesin bir tarihe uygunluk” talebi olarak nitelemektedir. Ay­nı zamanda Hegel’in felsefe tarihi görüşünün idealist öncüllerini de eleştiri­yor Lenin; ve Hegel’in, maddeciliğin evrimini nasıl bilmezlikten geldiğini ya­da tahrif ettiğini koyuyor ortaya. – S. 199.

80. Felsefe Tarihi Dersleri’nin ilk baskısı, filozofun ölümünden sonra, 1833-1836 yılları arasında, doğrudan doğruya Hegel’in kendi notlarıyle öğrencilerinin notları temel alınarak ve Michelet tarafından düzenlenmiş oiarak yayınlanmış­tır. Bu kitapta ilk kez Hegel, felsefe tarihini, kerte kerte mutlak hakikata doğru yükselen hareketin normal süreci olarak sunma girişiminde bulunmak­taydı. Marx ve Engels, Felsefe Tarihi Dersleri hakkında çok iyi bir fikir sahi­biydiler. Hegel’in, mantık kategorileri ile felsefenin tarihi arasında bulundu­ğunu gösterdiği bağ dolayısıyle Engels, bu kitap için, “en dâhice yazılmış yapıtlardan biri” demiştir. – S. 201.

81. Aynı zamanda Milet (Milet yada Miletos, Küçük Asya kıyılarında kurulmuş olan bir ticaret ve kültür merkeziydi) okulu diye de adlandırılan İyonya oku­lu Eski felsefesinin en eski maddecilik okuludur (t.Ö. VI. yüzyıl). – S. 203.

82. Puthagorasçılar, Eski Yunan filozofu Puthagoras’ın nesnel idealizminin yandaş­ları. Felsefî, dinsel ve siyasal bir gerici topluluk olarak ortaya çıkan bu okul, İÖ. VI. yüzyılda Güney İtalya’nın bir çok kentinde örgütlenmiş bulun­maktaydı. Doğa fenomenlerinin özünü sayılarda bulan ve sayıların, aristokratik toplum “düzen”inin ilk örneği olan bir “kosmik düzen” meydana getir­diğini söyleyen Puthagorasçılar, bağımsız ve mutlak birer varlık olarak göz önüne aldıkları sayıları tanrılaştırmaktaydılar. Örneğin on sayısı onlar için kutsaldı: Hesabın temelini ve evrenin imgesini temsil ediyordu bu sayı. – S. 203.

83. “De coelo” (Gökyüzü üzerine), Aristoteles’in, doğa felsefesini işleyen yapıt­larından biri. Çeşitli bölümlere ayrılmış dört kitaptan meydana gelmiştir. Ya­pıtın modern basımlarında kitaplar Romen, bölümler de Arap rakamlarıyle belirtilmektedir. – S. 204.

84. “De anima” (Ruh Üzerine), Aristoteles’in, doğa felsefesini işleyen ve çeşitli bölümlere ayrılmış üç kitaptan meydana gelen yapıtı. Puthagorasçılarm ruh hakkındaki fikirleri üzerine şöyle diyor bu yapıtta Aristoteles: “İçlerinden bazıları, ruhu oluşturan şeyin, havada yüzen tozlar olduğunu söylüyorlar; ba­zıları da ruhun, bu tozları hareket ettiren şey olduğunu öne sürüyorlardı.” – S. 204.

85. Eski Yunan felsefesi tarafından ortaya atılan esir varsayımı, modern çağlar­ da geliştirilmiştir. XVII. yüzyılda esîr, bütün mekân dolduran ve ışığa, çekim kuvvetlerine, vs. desteklik eden özel bir maddesel ortam şeklinde tasarlanıvordu. Daha sonraları, değişik fenomenleri açıklayabilmek için, (elektriksel esîr, magnetik esir, vs. gibi) biribirinden bağımsız değişik esîr çeşitlerinin varlığı kabul edildi. Bunlar arasında ışıksal esîr, dalgalar teorisi (Huygens, Fresnel, vs.)’nin kazandığı başarılar dolayısıyle pek yaygınlaştı. Daha sonra ise, tek esîr varsayımı atıldı ortaya; XIX. yüzyıl sonu ile XX. yüzyıl başında bu kavram, fizikte herkes tarafından kabul edilmişti; ama bilim ilerledikçe, tek esîr varsayımı da yeni olgularla çelişme haline girdi. Görecellik (rölativite) teorisi, ‘evrensel mekanik ortam olarak esîr’ varsayımının temelsiz olduğunu ispatlamıştır; bu varsayımın içerdiği rasyonel öğeler, kuvantik alanlar teori­sinde (boşluk kavramı) yansı bulmuşlardır. – S. 205.

86. Elealılar Okulu (İ.Ö. VI. yüzyıl sonu-V. yüzyıl), adını İtalya’nın güneyin­deki Elea kentinden alır. Okulun kurucusu olan Ksenofanes’in görüşleri daha çok maddeci öğeleri içermekteydi; ama akımın bellibaşlı temsilcisi olan Parmenides’in ve onun tilmizi Zenon’un görüşlerinde idealizm egemendir. Şeyle­rin çeşitliliğinin birinci ilkesi ve doğanın gelişiminin çelişkili karakteri hak­kında en başta Herakleitos olmak üzere birçok Eski Yunan filozofu tarafından ileri sürülen diyalektik fikirlerin tam tersine olarak Elealılar Okulu, tek, hare­ketsiz, değişmez, bircinsten, sürekli ve ebedî varlık öğretisini savunmaktaydı. “Varlık, vardır; varlık-olmayan yoktur”, diyordu Parmenides; bilginin kay­nağı olarak duyumların değerini de inkâr ediyordu. Bununla birlikte Elealıların belirli bazı tezleri ve özellikle de hareketin çelişik niteliği konusunda Zenon tarafından öne sürülen (ve Zenon’un apori’leri, yada çıkmazlık’ları diye ad­landırılan) tanıtlar, metafizik sonuçlara varmalarına rağmen, hareketin süre­cinin çelişik karakterinin mantık kavramlarıyle dile getirilmesi sorununu koy­maları bakımından, Eski Çağ diyalektiğinin gelişmesinde olumlu bir rol oy­namışlardır. – S. 206.

87. Belirlenim, bir nesnenin temel yanlarını, dış dünya ile olan bağlarını ve ge­lişim yasasını niteleyen gelişmiş kavramı. Burada söz konusu olan durumda tanım, formel mantığa özgü, nesnenin yalnızca dış karakterlerini hesaba ka­tan, soyut bir belirlenimdir. – S. 206.

88. Engels’in Anti-Dühring’inin ikinci baskısı için yazdığı önsözden bir parça ak­tarıyor Lenin. Biraz daha ilerde (s. 215’te), bu parçayı daha ayrıntılı olarak yeniden alacaktır. – S. 206.

89.Burada söz konusu olan, Diogenes Laerce’in Ünlü Filozofların Hayatları Ve Öğ­retileri adlı yapıtının VI. kitabının 39. paragrafı ile Sextus Empiricus’un Pirron’un Hipotipoz’ları adlı yapıtının III. kitabının 8. paragrafıdır. Hegel’in Felsefe Tarihi Dersleri’nin ikinci baskısında, hikâyenin bu devamı unutulmuş­tur. – S. 210.

90. Pierre Bayle’in, ilk kez 1697 yılında yayınlanmış olan Tarihsel ve Eleştirel Sözlük adlı yapıtı söz konusu burada. – S. 210.

91.Burada Lenin, T. Gomperz’in 1896 yılında yayınlanmış olan Griechische Denker (Eski Yunan Düşünürleri) başlıklı yapıtmm birinci cildinin Fransızca çe­virisine telmihte bulunuyor. – S. 211.

92.V. Çernov’un Marksizm ve Deneyüstü Felsefe başlıklı yapıtının ilk paragrafına atıfta bulunuyor Lenin. – S. 211,

93.Herakleitos (İ.O. yaklaşık olarak 530-470), Elealı Zenon (İ.Ö. yaklaşık ola­rak 490-430)’dan önce yaşamıştır. Ama Hegel gene de bu düşünürü, Elealılardan sonra inceliyor; ünlü Herakleitos’un felsefesi ve özellikle de diyalektiği, ona göre Elealıların düşüncesine ve özellikle de Zenon’un diyalektiğine üs­tündür. Hegel’e göre Elealıların felsefesi, varlık kategorisini temsil eder; oysa Herakleitos’un felsefesi, daha yüksek, daha somut, daha hakiki olan bir ka­tegorinin, oluş kategorisinin tarihsel anlatımıdır. Hegel’in, felsefe tarihini ken­di mantığının kategorilerine nasıl “uyarladığı”nı gösteren bir örnektir bu. Ama burada Hegel, aynı zamanda, bilim olarak felsefe’nin tarihinin gerçek bir ya­sasını da gözlemlemiş oluyor. Modern felsefî bilginin bir yanının, bir kategorisinin oluşumunun tarihi göz önüne alınır ve hele bu gelişim sürecinin ta­rihsel tesadüflerden arıtılmış bir biçim içinde açıklandığı düşünülürse, böyle bir anakronizm tamamiyle meşru ve hattâ haklı görülebilir. Diyalektik Sorunu Üzerine başlıklı parçada, felsefede “daireler” den söz ederken şöyle yazıyor Lenin: “Eski Çağ: Demokritos’tan Platon’a ve Herakleitos’un Diya­lektiğine.” Ve not ediyor: “Kronoloji zorunlu mudur kişiler konusunda? Ha­yır!” (Elinizdeki cildin 306 sayfasına bakınız). – S. 213.

94.Aristoteles’in yapıtları arasına katılan De Mundo (Dünya üzerine) adlı ki­tap, filozofun ölümünden sonra I. yüzyılın sonunda yada II. yüzyılın başlan­gıcında, bilinmeyen bir yazar tarafından kaleme alınmıştır. – S. 214.

95.Şölen, Aşk Üzerine Diyalog. Sanat açısından Platon’un en iyi yapıtlarından biri olan bu diyalog, başka birtakım felsefî sorunların yanı sıra, nesnel idealist ‘ideler teorisi’ni ortaya sürmektedir. Söz konusu teoriye göre ideler, duyulur şeylerin değişken ve geçici dünyasına karşıt bir dünyada yer alan hareketsiz, değişmez, mutlak nitelikte tinsel özlerdir. Platon, Herakleitos’un diyalektiğine olan itirazlarını, hekim Eriksimakes’in ağzından dile getirmektedir bu diya­logda. – S. 214.

96.Anti-Dühring’in ikinci baskısının önsözüne bakınız. – S. 215.

97.Mach’ın öznel idealist ‘duyumlar teorisi’ni, Materyalizm ve Ampiriokriti-sizm’in bölüm I, paragraf 1 ve 2’sinde eleştirmektedir Lenin (bkz. Yapıtlar, cilt 14). – S. 218.

98.Homeomer’ler, Aristoteles’in anlattığına göre, Anaksagoras tarafından küçük maddesel öğeleri belirtmek için kullanılan terim. Bu küçük öğeler de ayrıca, daha küçük ve varolan bütün nitelikleri içlerinde barındıran (“herşey, herşeyin içindedir”) sayısız parçacıklardan meydana gelmekteydiler. Söz konusu öğe­ler, kendi kendilerinde, süreduran halde bulunuyorlardı; ve Anaksagoras’ın hafif, ince bir madde olarak tasarımladığı uouz (tin, akıl) tarafından harekete geçiriliyorlardı.. Filozof, her türlü belirimi ve her türlü yokoluşu bu öğe­lerin derişmesi ve çozüşmesiyle açıklıyordu. Anaksagoras’ın yapıtlarından bi­ze ulaşan parçalarda bu öğeler, “tohumlar” yada “şeyler” diye adlandırıl­maktadır. “Homeomer’ler” terimi ise, ilk kez Aristoteles tarafından kullanıl­mıştır. – S. 219.

99. Sofist’ler (Eski Yunancada bilgelik anlamına gelen sofia sözcüğünden), İ.Ö. V. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, felsefe ve belagat dersleri vermeyi mes­lek edinmiş filozofların adı. Bir tek okul meydana getirmiyordu sofistler: Bunların en karakteristik ortak çizgisi, tüm insanî tasarım, değer ve ahlâkî ku­ralların görecelliğine inanmalarıydı. Bunu, şu ünlü formülle dile getiriyordu Protagoras: “İnsan herşeyin ölçüsüdür; varolanların ve bunları varoldukla­rının, varolmayanların ve bunların varolmadıklarının, herşeyin biricik ölçü­südür.” İ.Ö. IV. yüzyılın ilk yarısında bu felsefe akımı yozlaşmış ve mantık kavramlarıyle oynamağa dayanan verimsiz bir safsata haline girmiştir. – S. 221.

100.Fenomenolojism (fenomenalizm), fenomeni özden ayıran ve onu insanın duyum­larının toplamı olarak ele alan bir çeşit öznel idealizm. Örneğin Mach’ın yetiştirmeleri, fenomenalist idiler. Lenin’in Materyalizm ve Ampiriokritisizm adlı yapıtı, bu teorinin marksist açıdan eleştirisinde önemli bir rol oynamış­tır (bkz. Yapıtlar, cilt 14). - S. 222.

101.Feuerbach’ın varlık ve öz hakkındaki fikirleri için, Geleceğin Felsefesinin İl­keleri başlıklı yapıtının 27. paragrafına bakınız. – S. 224.

102.Feuerbach’ın şu tezi söz konusu burada : “Fenomenolojinin başında, genel bir-şeyi temsil eden sözcük ile daima tikel olan şey arasındaki çelişkiye toslamak­tayız doğrudan doğruya” (Bkz. Feuerbach, Geleceğin Felsefesinin İlkeleri, 28. paragraf). – S. 224.

103.“Menon”, Platon’un diyalogu. Filozofun ilk yapıtları arasında yer aldığı varsa­yılan bu diyalog, sofistlere karşı çıkar. Platon burada erdem kavramını in­celemekte ve mistik “anımsamalar” teorisine doğru ilk adımı atmaktadır. – S. 225.

104.Plehanov’un, Birci Tarih Anlayışının Gelişimi Üzerine Deneme (1895), Militan Maddecilik. B. Bogdarıov’a Cevap (1908-1910) başlıklı kitapları ile, Kantçılara karşı kaleme aldığı “Bernstein ve Maddecilik” (1898), “Konrad Schmidt, Karl Marx ve Friedrich Engels’e Karşı” (1898), “Cant, Kant’a karşı yada B. Bernstein’ın Manevî Vasiyetnamesi” (1901) başlıklı makalelerine ve daha sonra Eleş­tirmenlerimizin Eleştirisi (St. Petersburg, 1906) ve Marksizmin Temel Sorun­ları başlıklı derlemelerde yer alan birtakım başka denemelerine telmihte bu­lunuyor Lenin. – S. 226.

105.Kireneliler, İ.Ö. V. yüzyılda Kuzey Afrika’daki Kirene kentinde Aristippos ta­rafından kurulmuş Eski Yunan felsefe okulu. Kireneliler, şeylerin, nesnel birer varlığa sahip olduklarını kabul etmekle birlikte, bilinemez oldukları ileri sürüyorlardı. Onlara göre, ancak öznel duyumlardan kesinlikle söz edilebilirdi. Duyumcu bilgi teorisini gene duyumcu bir ahlâk anlayışıyle bütünlemekteydi Kireneliler: İnsanın davranışlarını, haz teorisiyle açıklamaktaydılar. Eski Çağ tanrımazlığının bir dizi temsilcisi, bu okuldan yetişmedir. – S. 227.

106. F. Ueberweg’in Grundriss der Geschichte der Philosophie (Bir felsefe tarihi taslağı, 1909) başlıklı kitabının birinci bölümünde yer alan “Aristippos ve Kirene Okulu yada Hazcı okul” başlıklı paragraf söz konusu burada.

Theetetos, Platon’un mistik bilgi teorisini açıkladığı temel diyalogların­dan biri. Filozof bu diyalogunda Herakleitos’un, Demokraitos’un ve öbür mad­deci düşünürlerin görüşlerini eleştirir; ama bu düşünürler tarafından bilginin sürecine ilişkin olarak öne sürülen görüşleri tahrif ederek, onları bilgi ile du­yumu özdeş kılmakla, yani mutlak rölativizmle suçlayarak yapar bu işi. – S. 228.

107.Eski Çağ ve özellikle de Atina demokrasisinin hasmı olan Platon, aristokratik köleci Devlet biçimini savunmakta ve teorik planda doğrulamağa çalış­maktaydı. Platon’a göre “ideal Devlet”te toplum, üç kasta ayrılmalıydı: Filozoflar yada yöneticiler, ki bütün iktidar bunların elinde olacaktı; korumacı­lar yada savaşçılar; tarımcılarla zanaatçılar. Kapital’in I. kitabında, Platon’un “ideal Devlet”i için şunları yazıyor Marx: “Platon’un Devleti, hiç değilse Dev­letin kurucu ilkesi olarak iş bölümünü seçmiş olması bakımından, Eski Mı­sır’daki kast rejiminin Atina için idealleştirilmesinden başka bir şey değildir.” (K. Marx, le Capital (Kapital), Editions Sociales, Paris, kitap I, cilt II, s. 55.) – S. 228.

108.“Phaedo” (Fedon), Platon’un diyalogu. Filozof bu diyalogunda, Sokrates’in son saatlerini ve ölümünü betimlemekte; aynı zamanda da ideler (“anımsama teorisi”) ve ruhun ölümsüzlüğü teorisini açıklamaktadır. Diyalog, İ.Ö. IV. yüz­yılın 70 - 80 yılları arasında, yani Platon’un Puthagorasçı felsefeyi tanıyıp öğrenme olanağını bulduğu bir çağda yazılmıştır; nitekim Puthagorasçı gö­rüşlerin yapıt üzerindeki etkisi hemen sezilmektedir. – S. 228.

109.“Sofist”, Platon’un diyalogu. Filozof bu diyalogunda, sofistlerin ve Elealıların görüşlerini eleştirmekte ve kendi nesnel idealist diyalektik anlayışı ile mistik ideler teorisini açıklamaktadır. – S. 230.

110.Aristoteles’in Metafizik’inin özetinde, bu filozof tarafından Platon’un ideler teorisine yöneltilen eleştiriyi de çözümlemekte Lenin (elinizdeki cildin 311-317. sayfalarına bakınız). – S. 231.

111.Bkz. Feuerbach, Beden ve ruh, ten ve tin ikiciliğine karşı. – S. 234.

112.Engels tarafından Anti-Dühring’te konulduğu şekliyle, düşüncenin ve bilm­em kökeni sorununa telmihte bulunuyor Lenin. – S. 234.

113.Stoacılar, I. Ö. III. yüzyılda Zenon tarafından Atina’da kurulan ve İ. S. VI. yüzyıla değin süregiden felsefe akımının temsilcileri. Stoacılığın tarihi üç dö­neme ayrılır: Eski, ara ve yeni okul’lar. Stoacıların doğa hakkındaki görüş­leri, Aristoteles’in ve bir parça da Platon’un yanı sıra özellikle Herakleitos’un teorilerinin etkisi altında oluşmuştur. Dünyada iki ilke ayırt etmekteydi Stoa­cılar: Her türlü nitelikten yoksun olan madde diye belirledikleri bir pasif ilke ile, tüm maddeye nüfuz eden bir etkin ilke, akıl, logos, Tanrı, “yaratıcı ateş”. Bilgi teorisi alanında Stoacılar, duyumcu öncüllerden yola çıkarak, du­yulur algıyı her türlü bilginin kaynağı olarak kabul etmişlerdir. Onlara göre doğru bilginin ölçütü, nesnenin tam ve sadık bir damgası olan “kataleptik” (kavrayıcı) ide’de bulunuyordu. Olayların nedensel belirlenimi hakkında ka­derci ve erekçi bir görüşe sahipti Stoacılar; bu da onların etik teorileri üze­rinde hatırı sayılır bir etki yapmıştı. Ödev kavramını ön plana alan ve kendi kendinde erdemi ve doğaya, “evrensel akıl”a uygun bir hayatı en yüce iyilik olarak kabul eden bu tutucu ahlâk anlayışı, tevekkülü şart koşması bakımın­dan, Hristiyanlığın ortaya çıkmasında büyük bir rol oynamıştır. – S. 238.

114.Bkz. Feuerbach, Dinin Özü Üzerine Dersler: “İnsanın tanrısı, doğrudan doğ­ruya insanın kendisinin tanrılaştırılmış varlığından başka bir şey değildir.” – S. 245.

115.Şüpheciler, burada, Pirron (İ. Ö. yaklaşık 365-275) tarafından kurulmuş olan felsefe okulunun öğrencileri. Eski Çağ şüpheciliğinin en tanınmış temsilcileri, Enezidemos ile Sextus Empiricus (II. yüzyıl)’tur.

Troplar (Eski Yunancada beceri, tarz anlamına iropos’tan): Eski Çağ şüphecileri tarafından öne sürülen kanıtlara (on trop) bu ad verilmekteydi; daha sonra bunlara Agrippa tarafından (beş) yeni trop eklendi. Bu kanıtla­rın yardımıyle şüpheciler, şeyler hakkında bilgi edinmenin olanaksızlığını ve her türlü algının mutlak görecelliğini ispata çabalamaktaydılar. – S. 245.

116.Yeni-Platoncular, Platon’un idealizmi üzerine kurulu mistik bir felsefenin yandaşları. Plotinos’un önderliğindeki Yeni-Platonculuk, V. yüzyılda geliş­miştir. Şüpheci, Stoacı ve Epikurosçu teorilerle Platon ve Aristoteles felsefesinin bir bileşimini meydana getirmekteydi bu görüş. Yeni-Platonculuğun özellikle Ortaçağ’da büyük etkisi olmuştur. Yeni-Platonculuk, gerçekten de, Ortaçağ’da yetişen tanrıbilimcilerin en büyüklerinin öğretilerinde yansıdığı gi­bi, modern burjuva felsefesinin kimi akımlarında da kendini göstermekte­dir. – S. 251.

117.Kabala, Gnostisizmin, Puthagorasçılığın ve Yeni-Platonculuğun öğe­lerini birleştiren dinsel ve mistik Ortaçağ öğretisi. Yahudi dininin en bağnaz temsilcileri arasında II. yüzyılda ortaya çıkan bu görüş, Ortaçağ’da Hristiyan ve İslam çevrelerinde de yaygınlık kazanmıştı. Kabala, Kutsal Kitap’ın ale­gorik bir yorumu üzerine kuruludur. Kabalacılar, Kutsal Kitap’taki her söz­cüğe, her rakama özel bir mistik anlam yüklemekteydiler. – S. 252.

118.Gnostik’ler, I. ve II. yüzyıllarda ortaya çıkan eklektik bir dinsel ve felsefî akımın temsilcileri. Bilginin Tanrı tarafından esinlendirildiğini söy­leyen mistik teoriye dayalı olan bu görüş, çilecilikle birleşince, insanı “günah”ın dünyasından, yani maddesel şeylerin dünyasından kurtarma iddiasındaydı. Hristiyan Kilisesi’nin dogmalarına karşıttı bu öğreti; nitekim, Kilise tarafından mahkûm edilince önemini yitirdi. – S. 252.

119.Hegel’in Tarih Felsefesi Üzerine Dersler adlı kitabının özeti, büyük bir ola­sılıkla, Felsefe Tarihi Dersleri’nin özeti bittikten sonra, 1915 yılının ilk yarısı boyunca kaleme alınmıştır. “Hegel” başlığını taşıyan ayrı bir defterdir bu. Defterin kapak sayfasının üzerine kurşun kalemle, Platon’un diyaloglarının listesi yazılıdır. Listenin yanında da Hegel’in yapıtlarının birinci baskısının XIV. cildine göndermeler bulunmaktadır ki Felsefe Tarihi Dersleri’nin ikinci kitabı bu cilttedir.

Tarih Felsefesi Üzerine Dersler’in özeti, önceki iki özetten daha kısadır; en iyi şekilde çözümlenmiş olan bölüm, Lenin’in “soruyu koyuş tarzı bakımın­dan sayısız mükemmel şey var” dediği (elinizdeki cildin 261. sayfası­na bakınız) giriş bölümüdür. Lenin, Hegelci idealist gelişim anlayışını ayrıntılarıyle incelemeksizin –çünkü “en çok burada ihtiyarladı Hegel, burada çağdışı kaldı” (Ibid)– özellikle Hegel’deki “tarihsel maddecilik tohumları”nı ve (Almanya’daki Reform, Fransız devrimi, vs.) gibi bir çok tarihsel olay hakkındaki değerlendirmeleri not ediyor. – S. 253.

120. Hegel’in Tarih Felsefesi Üzerine Dersler’i ilk olarak, filozofun ölümünden son­ra, 1837 yılında yayınlanmıştır. Bu baskıya temel olan malzemeler, doğrudan doğruya Hegel tarafından alınmış notların (özellikle girişin büyük bir bölümü 1830 yılında yazılmıştı) yanı sıra dinleyicileri tarafından alınmış ve E. Gans tarafından gözden geçirilmiş notlardan da oluşmaktaydı. 1840 yılında filozofun oğlu Karl Hegel, Dersler’in genişletilmiş bir ikinci baskısını yayınladı.

Tarih Felsefesi’nde Hegel, tarihsel süreci yöneten yasaları ortaya koyma­nın zorunluğunu göstermektedir; bu süreci idealist bir tarzda, hürriyetin bi­lincindeki ilerleme olarak anlamaktadır. Lenin, özetinde, bu kitabın bir genel değerlendirmesini yapıyor (elinizdeki cildin 261. sayfasına bakınız). – S. 255.

121.Bkz. Engels, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu, bölüm IV (Etudes philosophiques, Paris, Ed. Sociales, s. 48-49). – S. 256.

122.Plehanov’un, çoğu kitaplarında raslanan, coğrafî ortamın üretici güçlerin geliş­mesi üzerindeki etkisi konusunda verdiği formüllere telmihte bulunuyor Lenin. Nitekim Lenin, Plehanov’un Marksizmin Temel Sorunları adlı kitabında, kendi telmihlerine tekabül eden parçaları da not etmiştir (elinizdeki cildin 350. say­fasına bakınız). – S. 258.

123.Hegel ve Feuerbach’ın, karşıt konumlardan hareket ederek dinin kökeni so­rununa yaklaşan tezleri arasındaki belirli bir düşümdeşliğe telmihte bulunu­yor Lenin. (Feuerbach’ın şu tezine bakınız örneğin: “Tanrısal varlıkta, kendi öz varlığını nesnelleştirir o (insan. – Yazı Kurulu’nun notu)”. (Dinin Özü Üze­rine Dersler). – S. 259.

124.Bir olasılıkla, Marx’ın Fransa’da İç Savaş adlı kitabında yer alan şu teze tel­mihte bulunuyor Lenin: “Hangi yönetici sınıf üyesinin halkı Parlamento’da temsil edeceğine ve ayaklar altına alacağına her üç yada altı yılda bir karar vermek yerine, genel oy, komünler halinde örgütlenen halka hizmet edecekti...” (Marx ve Engels, Seçilmiş Yapıtlar, 2 cilt, Editions du Progres, Moskova, cilt I, s. 553-554). – S. 261.

125.Hegel’in diyalektiğin (Mantık’ın) planı başlığını taşıyan parça, kapağında Fel­sefe yazılı bir defterde, G. Noël’in Hegel’in Mantık’ı başlıklı kitabının özetin­den sonra yer almaktadır; ve A. Haas’ın Modern Fizikte Helenizm Ruhu baş­lıklı kitabı ile T. Lipps’in Doğa Bilimleri ve Dünya Görüşü başlıklı kitabının kontrandüleri izlemektedir bu parçayı (elinizdeki cildin 284. sayfasına bakı­nız).

Bu parça, Lenin’in 1914-1915 yıllarındaki felsefe sorunlar üzerine yap­tığı çalışmanın son dönemine aittir; ve diyalektik maddeciliğin bilgi teorisinin (özellikle diyalektik, mantık ve bilgi teorisi arasındaki bağıntıya ilişkin ola­rak) en önemli tezlerini içermektedir. İlk metin üzerinde kendi eliyle yapmış olduğu bazı düzeltmelerin de ortaya koyduğu gibi, Lenin’in bu elyazmasını daha sonra bir kez daha gözden geçirdiği kesindir. – S. 264.

126. Georges Noël’in Hegel’in Mantık’ı (1897) başlıklı kitabının özeti, “Felsefe Cep defterleri” (1914-1915) dizisinin en sonuncusu olan ve kapağında Felsefe ya­zılı bulunan defterde, Ludwig Darmstaedter’in Doğa Bilimleri ve Teknik Tarihi Elkitabı başlıklı kitabından yapılmış alıntılardan sonra yer almaktadır (eli­nizdeki cildin 281. sayfasına bakınız). – S. 267.

127. “Revue de Metaphysique et de Morale” (“Metafizik ve Ahlâk Dergisi”), 1893 tarihinden itibaren Paris’te yayınlanmıştır. Georges Noël’in kitabı, 1894-1896 yılları arasında bu dergide çıkmıştır. – S. 267.

128. Numen’ler ve fenomenler, Kant’ın kendi bilgi teorisinde kullandığı terimler. Numen, fenomene karşıt olarak, kendinde şey’dir. Kant’a göre fenomenler, bi­linmeyen bir şeyin (kendinde şey) insan üzerindeki etkisinin sonucu olarak ortaya çıkarlar; fenomenlerin ötesinde yer alan numuneler, gene düşünüre göre, bilinemez özlerdir. – S. 270.






Sayfa başına gidiş