Viladimir İliç Lenin
Kurucu Meclis Üzerine Tezler
Vandervelde'in Devlet Üzerine Yeni Bir Kitabı
Proleter Devrim ve Dönek Kautsky


Aralık 1917


11 ya da 12 (24 ya da 25) Aralık 1917'de yazılmıştır. 26 (13) Aralık 1917 günü Pravda'nın 213. sayısında yayınlanmıştır.
V. Lenine, Œuvres, Paris-Moscou, t. 26, pp. 397-401.
[Türkçesi: Lenin: Proleter Devrim ve Dönek Kautsky içinde, Bilim ve Sosyalizm, Aralık 1989, Beşinci Baskı, s: 107-111]

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir.
erisyay@kurtuluscephesi.org
Özgün biçimiyle Acrobat Reader formatında:
Proletarya Devrimi ve Dönek Kautsky (554 KB)








KURUCU MECLİS ÜZERİNE TEZLER


      1. Devrimci sosyal-demokrasinin Kurucu Meclisin toplantıya çağrılmasını kendi programına yazması son derece haklı idi. Çünkü o, burjuva cumhuriyette, demokrasinin en yüksek biçimidir, ve çünkü Kerenski tarafından yönetilen emperyalist cumhuriyet, ön parlamentoyu kurarak. seçimlerin bu tahrifini ve demokrasiye karşı bu saldırılar dizisi hazırlıyordu.
      2 Kurucu Meclisin toplantıya çağrılmasını isterken, devrimci sosyal-demokrasi, daha 1917 devriminin başından beri, Sovyetler Cumhuriyetinin, Kurucu Meclis ile birlikte alışılmış burjuva cumhuriyeti biçiminden daha yüksek bu demokrasi biçimi olduğunu birçok kez belirtmişti.
      3. Burjuva rejimden sosyalist rejime geçmek için, proletarya diktatörlüğünü korumak için. (işçi, asker ve köylü vekilleri) Sovyetler Cumhuriyeti, yalnızca demokratik kurumların (bu Kurucu Meclis ile taçlandırılmış olağan burjuva cumhuriyetine göre) daha yüksek bu biçimi değil, ama sosyalizme en acısız geçişi sağlamaya yetenekli tek biçimdi de. [sayfa 107]
      4. Bizim devrimimizde, Kurucu Meclis, 1917 ekim ortasında sunulmuş olan listelere göre, bu meclis seçimleri ile, genel olarak halkın ve özel olarak da emekçi yığınların iradesinin gerçek ifadesinin olanaksız kılındığı koşullar içinde toplantıya çağrılmıştır.
      5. İlkin, nispi temsil, halkın iradesini, ancak partiler tarafından sunulmuş bulunan listeler, halkın bu listeler tarafından yansıtılan siyasal kümelenmeler içindeki fiili dağılımına gerçekten uygun düştüğü zaman doğru bir biçimde dile getirir. Oysa, bizde, mayıstan ekime değin, halk içinde, özellikle köylüler arasında en çok yandaşı olan partinin, Devrimci-Sosyalistler Partisinin, 1917 ekimi ortasında tek Kurucu Meclis listeleri sunmuş, ama 1917 kasımında, Kurucu Meclis seçimlerinden sonra ve bu Meclisin toplantıya çağrılmasından önce, bölündüğü biliniyor.
      Sonuç olarak, hatta biçimsel bakımdan bile, Kurucu Meclisin bileşimi seçmenler yığınının iradesine uymaz ve uyamaz.
      6. Bir yanda halk iradesi ve hele emekçi sınıflar iradesi ile, öte yanda Kurucu Meclisin bileşimi arasındaki ayrılığın, biçimsel ya da hukuksal değil, ama toplumsal ve iktisadi daha da önemli bir başka nedeni, sınıfsal bir nedeni de, Kurucu Meclis seçimlerinin, halkın engin çoğunluğu, 25 ekim 1917 günü, yani Kurucu Meclis aday listesinin sunulmasından sonra başlamış olan Ekim Devriminin, proleter ve köylü Sovyet devriminin tüm genişlik ve tüm anlamını henüz bilemeyeceği bir sırada yapılmış olmasıdır.
      7. Ekim Devrimi, iktidarı Sovyetler için fethederek, siyasal üstünlüğü proletarya ve yoksul köylülüğe aktarmak üzere burjuvaziden söküp alarak, gözlerimiz önünde gelişmesinin ardışık (mütevali) evreleri içinden geçiyor.
      8. Ekim Devrimi, başkentte 24-25 ekim zaferi ile, Rusya İşçi ve Asker Vekilleri Sovyetleri II. Kongresi, proleterlerin ve köylülüğün siyasal bakımdan en etkin bölümünün bu öncüsü, üstünlüğü Bolşevik Partiye verdiği ve onu iktidara geçirdiği sırada başladı. [sayfa 108]
      9. Devrim daha sonra, kasım ve aralık ayları boyunca, tüm ordu ve köylülük yığınına yayıldı; devrimin aşılmış bir evresini, burjuvazi ile uyuşma dönemini, devrimin proleter değil burjuva evresini temsil eden, bu nedenle de daha derin ve daha geniş halk yığınlarının tepkisi altında, alanı ister istemez bırakacak olan eski yönetici örgenliklerin (Askeri Komiteler, Köylü Komiteleri, Rusya Köylü Vekilleri Sovyetleri Merkez Yürütme Komitesi vb.) görevden alınma ve yenilenmeleri, özellikle bunu açığa vurur.
      10. Sömürülen yığınların kendi örgütlerinin yönetici merkezlerini yenilemek için bu güçlü hareketi 1917 aralığı ortasında bugün de sürüyor, ve çalışmaları sürmekte olan Demiryolcular Kongresi, bu hareketin bir evresidir.
      11. Demek ki, Rusya'da savaşım durumundaki sınıf güçlerinin kümelenmesi, 1917 kasım ve aralığında, partiler tarafından 1917 ekimi ortasında sunulan Kurucu Meclis aday listelerinde anlatımını bulabilen kümelenmeden çok farklıdır.
      12. Son Ukrayna (kısmen de Finlandiya, Beyaz Rusya ve Kafkasya) olayları da, bir yanda Ukrayna Radasının, Finlandiya Diyetinin vb. burjuva milliyetçiliği ile, öte yanda Sovyetler iktidarı, bu ulusal cumhuriyetlerin her birindeki proleter ve köylü devrim arasındaki savaşımda ortaya çıkan yeni bir sınıf güçleri kümelenmesini gösterir.
      13. En sonu, Kadetlerin ve kaledincilerin Sovyetler iktidarına karşı, işçi ve köylü hükümetine karşı, karşı-devrimci ayaklanması ile başlayan iç savaş, sınıflar savaşımını son derece kızıştırdı, ve tarihin Rusya halklarının karşısına, ve en başta da onun işçi sınıfı ve köylülüğünün karşısına koyduğu en güç sorunların biçimsel demokratik bir yoldan çözümünün tüm olanağını yok etti.
      14. Proleter ve köylü devrimini, yalnız işçi ve köylülerin, (Kadetler ile kaledincilerin hareketinde anlatımını bulan) burjuvalar ve toprak sahiplerinin ayaklanması üzerindeki tam zaferi, yalnız bu köleciler ayaklanmasının acımasız askeri ezilmesi kurtarabilir. Olayların akışı [sayfa 109] ve sınıflar savaşımının devrim içindeki gelişmesi, ne işçi ve köylü devriminin kazanılmasını, ne Sovyetler iktidarını, ne de Rusya İşçi ve Asker Vekilleri Sovyetleri II. Kongresinin, Rusya Köylü Vekilleri II. Kongresinin vb. kararlarını hesaba katan "tüm iktidar Kurucu Meclise" belgisinin, pratik olarak Kadetlerin, kalendincilerin ve suç ortaklarının belgisi durumuna gelmesi sonucunu verdi. Eğer Sovyetler iktidarından ayrılırsa, Kurucu Meclisin kesin olarak siyasal ölüme mahkum olacağını tüm halk anladı.
      15. Barış sorunu, halk yaşamının en duyarlı sorunlarından biridir. Barış için gerçekten devrimci savaşım Rusya'da ancak 25 Ekim Devrimi'nin zaferinden sonra girişildi, ve gizli antlaşmaların yayınlanması, bir ateşkes imzalanması ve ilhaksız ve tazminatsız genel bir barış ereğiyle genel görüşmelerin başlangıcı, bu zaferin ilk meyveleri oldu.
      Barış için devrimci bir savaşım politikasının uygulandığını görme ve bunun sonuçlarını irdeleme olanağına, tamamen ve açıkça, geniş halk yığınları ancak bugün gerçekten sahip bulunuyor.
      Kurucu Meclis seçimleri sırasında, halk yığınları bu olanaktan yoksundular.
      Savaşın durdurulması konusunda, Kurucu Meclisin bileşimi ile halkın gerçek iradesi arasında, ayrılığın bu yönden de kaçınılmaz olduğu açıktır.
      16. Bu olayların tümünden, burjuvazinin egemenliği altında, proleter ve köylü devriminden önce varolan partilerin listelerine göre toplantıya çağrılan Kurucu Meclisin, 25 ekim günü burjuvaziye karşı sosyalist devrimi başlatan emekçi ve sömürülen sınıfların irade ve çıkarları ile zorunlu olarak uyuşmazlığa düştüğü sonucu çıkar. Kurucu Meclisin biçimsel hakları, hatta, yalnızca Kurucu Meclis yasasının halka kendi vekillerini görevden alma ve ne zaman olursa olsun yeni seçimler yapma hakkını tanımama sonucu bozulmuş olmasa bile, bu devrimin çıkarlarının Kurucu Meclisin biçimsel haklarından ağıt basması doğaldır. [sayfa 110]
      17. Sınıflar savaşımını ve iç savaşı hesaba katmaksızın, Kurucu Meclisi alışılmış burjuva demokrasi çerçevesinde, salt biçimsel, hukuksal bir bakış açısından düşünmek yolundaki, dolaysız ya da dolaylı her girişim, proletarya davasına ihanet etmek ve burjuvazinin bakış açısını benimsemek demektir. Ekim ayaklanmasını ve proletarya diktatörlüğünün görevlerini kendi öz değerleri ile değerlendirememiş bazı bolşevik yöneticilerin düştükleri bu yanılgıya karşı herkesi ve herkesi uyarmak, - devrimci sosyal-demokrasinin kaçınılmaz ödevi işte budur.
      18. Bir yanda Kurucu Meclis seçimleri, öte yanda da halk iradesi ve, emekçi ve sömürülen sınıfların çıkarları arasındaki uyuşmazlıktan doğan bunalımı tek acısız çözme şansı; yani Kurucu Meclis seçimleri yapma hakkının halk tarafından elden geldiğince en geniş ve en çabuk bir biçimde gerçekleştirilmesi, Merkez Yürütme Komitesinin bu yeni seçimlere ilişkin yasasına Kurucu Meclisin katılması, Kurucu Meclisin Sovyetler iktidarını, Sovyet devrimini, onun barışa, toprağa ve işçi denetimine ilişkin politikasını, bu Meclisin Kadet ve kaledinci karşı-devrim düşmanları kampına kesin katılmasını çekincesiz kabul eden bir bildirgesidir.
      19. Yoksa Kurucu Meclis yöresinde açılmış bulunan bunalım, ancak devrimci yoldan, Kadetler ve Kaledin karşı-devriminin ileri süreceği belgiler ve kurumlar ne olursa olsun (hatta Kurucu Meclis üyesi niteliği de olsa), ancak bu karşı-devrimi cezalandırmak için Sovyetler iktidarının alacağı en gözüpek, en tez, en sert ve en kararlı devrimci önlemler ile sona erdirilebilir. Bu savaşımda, Sovyetler iktidarının ellerini bağlama yolundaki her girişim, karşı-devrimi kolaylaştırmak demektir. [sayfa 111]


       
      11 ya da 12 (24 ya da 25)
      Aralık 1917'de yazılmıştır.
      26 (13) Aralık 1917 günü
      Pravda
'nın 213. sayısında
      yayınlanmıştır.
     
      V. Lenine,
      Œuvres
, Paris-Moscou, t. 26,
      pp. 397-401





VANDERVELDE'İN DEVLET ÜZERİNE
YENİ BİR KİTABI


      VANDERVELDE'İN Devlete Karşı Sosyalizm (Paris 1918) başlıklı kitabını okumak, bana ancak Kautsky'nin kitabını okuduktan sonra nasip oldu. Bu iki kitabın karşılaştırılması kendiliğinden gerekiyor. Kautsky II. Enternasyonalin (1889-1914) ideolojik önderidir: Vandervelde ise, uluslararası sosyalist Büro[
43] başkanı niteliğiyle, resmi temsilcisi. Her ikisi de II. Enternasyonalin tam batkısını simgelerler; bu batkıyı, kendi öz batkı ve burjuvazi saflarına geçişlerini, "bilgince", deneyli gazetecilerin tüm ustalığıyla, her ikisi de marksist sözlerle gizlerler. Biri ağır, soyut Alman oportünizminde neyin tipik olduğunu bize çarpıcı bir biçimde gösterir, ve burjuvazi için kabul edilmez ne varsa çıkarıp atarak, marksizmi göz göre göre çarpıtır. Öbürü Latince kökenli diller (romane) türünün - belli bir ölçüde Batı Avrupa türünün (Almanya'nın batısında bulunduğu anlamında) de denebilir-, egemen oportünizm temsilcisidir. Daha esnek, daha hafif, ve bu aynı özsel davranışla marksizmi daha ince bir biçimde çarpıtan tür.
      Her ikisi de Marx'ın hem devlet öğretisini [sayfa 112] bozuyorlar, hem de proletarya diktatörlüğü öğretisini; bu işi yaparken Vandervelde daha çok birinci soruna önem veriyor, Kautsky ikinci soruna. Her iki sorun arasında varolan sıkı, çözülmez bağlılığı, her ikisi de gölgelendiriyor. Her ikisi de sözde devrimci ve marksist, gerçekte dönek: devrimden kaçınmak için ellerinden gelen çabayı gösteriyorlar. Marx ile Engels'in tüm yapıtını esinleyen ve gerçek sosyalizmi onun burjuva karikatüründen ayırdeden şeyden, yani reformist görevler ile çatışan devrim çözümlemesinden, reformist taktikle çatışan devrimci taktik çözümlemesinden, proletaryanın, burjuvazinin emperyalist aşırı kâr ve aşırı vurgunun bir parçasını burjuvaziyle paylaşan "büyük" devletler proletaryasının rolü ile çatışan, ücretli kölelik rejim, sistem ya da düzeninin yok edilmesindeki rolünün çözümlemesinden, ne birinde en küçük bir iz var, ne de öbüründe.
      Bu değerlendirmeyi desteklemek için, işte Vandervelde'in temel açıklamalarından birkaçı.
      Tıpkı Kautsky gibi, Vandervelde de Marx ve Engels'i aşırı bir çabayla anıyor. Ve Kautsky gibi, Marx ile Engels'ten, burjuvazi için kesinlikle kabul edilmez olan, devrimciyi reformistten ayırt eden şeyler dışında, istenen her şeyi alıntılıyor. Siyasal iktidarın proletarya tarafından fethine ilişkin olarak istenen her şeyi; çünkü pratik olarak sorun salt parlamenter bir çerçeve içine kapatılmış bulunuyor. Marx ile Engels, Komün deneyinden sonra, kısmen eskimiş bulunan Komünist Manifesto'yu, işçi sınıfının yalnızca hazır devlet makinesini ele geçirmekle yetinemeyeceği, onu yıkması gerektiği gerçeğinin açıklanması ile tamamlamayı istedikleri denli zorunlu görmüş olsunlar, bu konuda tek söz yok! Kautsky gibi Vandervelde de, sanki aralarında anlaşmışlar gibi, proleter devrim deneyinde varolan en özsel şeyin ta kendisini, proleter devrimi burjuva reformlardan ayıran şeyin ta kendisini tam bir susku ile geçiştiriyor.
      Kautsky gibi, Vandervelde de, proletarya diktatörlüğünden, ondan kaçınmak için söz eder. Kautsky bu işi incelikten uzak çarpıtmalardan yararlanarak yapmış. [sayfa 113] Vandervelde işin içinden daha ince bir biçimde sıyrılıyor. "Siyasal iktidarın proletarya tarafından fethi" konusundaki dördüncü paragrafta, "b" bölümünü "proletaryanın kolektif diktatörlüğü" sorununa ayırıyor, Marx ve Engels'i anıyor (yineliyorum: en özsel olanla, burjuva demokrasinin eski devlet makinesinin yıkılması ile ilgili olan şeyin ta kendisini es geçerek), ve şu sonuca varıyor:       "... Sosyalist çevrelerde toplumsal devrim üzerine genel olarak ileri sürülen fikir, gerçekte budur: Bu kez artık bir tek noktada değil, ama kapitalist dünyanın başlıca merkezlerinde zafer kazanmış yeni bir Komün.
      Varsayım; ama savaş sonrasının, birçok ülkede, görülmemiş sınıf karşıtlıkları ve toplumsal sarsıntılarla karşı karşıya kalacağının ortaya çıktığı şu sıralarda hiç de olası dışı olmayan bir varsayım.
      Ancak, eğer Paris Komünü'nün başarısızlığı -Rus devriminin güçlüklerinden ayrı olarak- bir şey tanıtlıyorsa, bu da proletarya koşulların eline düşüreceği iktidarı kullanmaya yeterince hazır olmadığı sürece, kapitalist rejimi yenmenin olanaksızlığıdır" (s. 73).
      Ve işin özüyle ilgili olarak başka hiç, ama hiçbir şey yok!
      İşte II. Enternasyonalin önderleri ve temsilcileri! 1912'de, 1914 yılında patlak verecek olan savaş ile tehlikesini açıkça gösterdikleri proleter devrim arasındaki bağdan kesin olarak söz ettikleri Basel Bildirgesi'ni imzalıyorlar. Ve savaş gelip çattığı ve ortaya devrimci bir durum çıktığı zaman da, bu Kautskyler ve bu Vanderveldeler, devrimden kaçmaya başlıyorlar. Komün tipi bir devrimin, inanılmaz olmayan bir varsayımdan başka bir şey olmadığını düşünün! Kautsky'nin Sovyetlerin Avrupa'daki olanaklı rolü üzerindeki açıklamasına tamamen benzer bir açıklama.
      Ama bu düşünce, bugün yeni komünün "inanılmaz olmadığı"nı, Sovyetlerin oynayacak büyük bir rolü olacağını vb. kuşkusuz kabul edecek her bilgili liberal'in düşüncesidir. Proleter devrimci, liberalden, teorisyen olarak, Komün ile Sovyetlerin devlet tipi olmak bakımından taşıdıkları yeni anlamın ta kendisini çözümlemesi ile ayrılır. Vandervelde, Komün deneyini çözümlerken, Marx ile Engels'in bu konuda ayrıntılı bir biçimde açıkladıkları her şeyi suskuyla geçiştiriyor. [sayfa 114]
      Pratisyen olarak, politikacı olarak, marksist birinin şimdi bu (Komün tipi, Sovyetler tipi, ya da diyelim bir üçüncü tip) proleter devrim zorunluluğunu gösterme, ona hazırlanma zorunluluğunu açıklama, yığınlar içinde devrim yararına propaganda yapma, devrime karşı küçük-burjuva önyargıları çürütme vb. görevinden ancak sosyalizm hainlerinin yan çizebileceklerini ortaya koyması gerekirdi.
      Ne Kautsky yapıyor bunu, ne de Vandervelde; çünkü kendileri, işçiler arasında sosyalist ve marksist ünlerini sürdürmek isteyen sosyalizm hainlerinden başka bir şey değiller.
      Sorunun teorik yönünü düşünün.
      Devlet, demokratik cumhuriyette de, bir sınıfın bir başka sınıfı bir bastırma makinesinden başka bir şey değildir. Kautsky bu gerçeği biliyor, kabul ediyor, paylaşıyor onu, ama... büyük sorunun içinden, proletaryanın bastırması gereken sınıfın hangisi olduğu, proleter devleti kurduktan sonra proletaryanın bu işi neden ve hangi araçlarla yapması gerektiği sorununun içinden de ustalıkla sıyrılıyor.
      Vandervelde marksizmin bu temel tezini biliyor, kabul ediyor, paylaşıyor ve (kitabının 72. sayfasında) sözünü ediyor, ama... (kapitalist baylar için) "hoş olmayan" şu: sömürücülerin direncinin bastırılması konusunda da ağzından tek söz çıkmıyor!!
      Vandervelde de, Kautsky gibi, bu "hoş olmayan" konuyu suskuyla geçiştiriyor. Ve döneklikleri de işte buna dayanıyor.
      Vandervelde de Kautsky gibi, diyalektik yerine seçmeciliği (eklektizm) geçirme sanatında ustalık derecesine yükselmiş. Her şeyi kabul ederken kabul etmeksizin kabul etmeli. Bir yandan devletten "bir ulus topluluğu" anlaşılabilir (Littré sözlüğüne bakınız, -bilimsel yapıt, söyleyecek söz yok,- Vandervelde'in kitabında s. 87); öte yandan, devletten "hükümet" anlaşılabilir (aynı yerde). Bu büyük bilgin yavanlığını, Vandervelde, Marx'tan yaptığı alıntıların yanı sıra, onaylayarak yineliyor.
      "Devlet" sözcüğünün marksist anlamı alışılmış [sayfa 115] anlamından ayrılır, diye yazıyor Vandervelde. Öyleyse "yanlış anlama"lar olanaklıdır. "Devlet, Marx ve Engels'te, geniş anlamda devlet, yönetim organı devlet, topluluğun genel çıkarlarının temsilcisi devlet değildir. İktidar-devlet, otorite organı devlet, bir sınıfın bir başka sınıf üzerindeki egemenlik aleti devlettir" (Vandervelde, s. 75- 76).
      Devletin yıkılmasına gelince, Marks ile Engels bu işten ancak ikinci anlamda söz ederler... "Çok kesin olurlamalar, doğruluklarını yitirebilirler. Salt bir sınıfın egemenliğine dayanan kapitalist devletle sınıfların kaldırılmasını izleyen proleter devlet arasında, birçok ara aşamalar var" (s. 156).
      İşte Vandervelde'in "üslup"u, Kautsky'ninkinden çok az farklı ve özünde ona özdeş bir üslup. Diyalektik, bir karşıttan bir başka karşıta geçişin nasıl olduğunu açıklayarak ve bunalımların tarihteki rolünü göstererek, mutlak gerçekleri (hakikatleri) yadsır. Seçmeci (eklektik) ise, kendi devrim yerine "ara aşama/ar"ı geçirme küçük-burjuva hamkafa isteğini el altından sokuşturu vermek için, "çok kesin" olurlamalar istemez.
      Kapitalistler sınıfının egemenlik organı devletle, proletaryanın egemenlik organı devlet arasındaki ara aşamalar, burjuvaziyi alaşağı etmeye ve onun devlet makinesini kırmaya, yıkmaya dayanan devrimin ta kendisiymiş,- Kautskyler ve Vanderveldeler bunu gizliyorlar.
      Burjuvazi diktatörlüğünün yerine birtek sınıfın, proletaryanın diktatörlüğünün geçmesi gerekirmiş; devrimin "ara aşamalar"ından sonra proleter devletin aşama aşama solma "ara aşamalar"ı gelirmiş, Kautskyler ve Vanderveldeler bunun üstünü örtüyorlar.
      Siyasal döneklikleri, işte buna dayanıyor.
      Teorik olarak, felsefi olarak, diyalektiği yerine seçmecilik ve safsatacılığın geçmesi, işte buna dayanıyor. Diyalektik, somut ve devrimcidir. O, bir sınıfın diktatörlüğünden bir başka sınıfın diktatörlüğüne "geçiş"i, demokratik proleter devletin devlet olmayana "geçiş"inden ("devletin solması") ayırır. Kautskyler ile Vanderveldelerin seçmecilik ve safsatacılığı, burjuvaziye yaranmak için, [sayfa 116] sınıflar savaşımı yerine içine devrimin yadsınmasının sokulabileceği (ve çağımız resmi sosyal-demokratlarının onda dokuzunun soktukları) genel "geçiş" fikrini geçirerek, sınıflar savaşımında somut ve kesin olan ne varsa el çabukluğuna getirir!
      Vandervelde, seçmeci ve safsatacı olarak, Kautsky'den biraz daha usta, biraz daha incedir, çünkü: "dar anlamda devletten, geniş anlamda devlete geçiş" sözü yardımıyla, devrimin bütün sorunlarına, ne olurlarsa olsunlar, ustalıkla yan çizilebilir; devrimle reform arasında, hatta marksistle liberal arasında varolan tüm farka, ustalıkla yan çizilebilir. Çünkü, bu "genel" anlamdaki "ara aşamalar"ı "genel olarak" yadsımayı hangi bilgili Avrupalı burjuva aklından geçirebilir?       "Önce aşağıdaki iki koşul gerçekleşmeden, başlıca üretim ve değişim araçlarını toplumsallaştırmak söz konusu olamazdı, -ve bu nokta üzerinde Guesde ile birleşiyoruz, diye yazar Vandervelde:
      1. Bir sınıfın bir başka sınıf üzerindeki egemenlik organı olan güncel devletin, siyasal iktidarın proletarya tarafından fethiyle, Menger'in emeğin halk devleti dediği şeye dönüşmesi.
      2. Otorite organı olan devletle, yönetim organı olan devletin, ya da sen-simoncu deyimlerle söylemek gerekirse, insanların hükümeti ile şeylerin idaresinin ayrılması" (s. 89).
      Vandervelde bu iki noktanın anlamlarını özellikle belirterek, onları italik dizdiriyor. Ama seçmeci (eklektik) bir salatanın ta kendisi, marksizmden tam bir kopuş bu! Çünkü ensonu, "emeğin halk devleti", 70 yılları Alman sosyal-demokratlarının dile düşürdükleri, ve Engels'in bir saçmalık olarak damgaladığı eski "özgür halk devleti"nin[44] yeni bir baskısından başka bir şey değil. "Emeğin halk devleti" deyimi, (bizim sol devrimci-sosyalist türündeki) bir küçük-burjuva demokrata yaraşır, sınıfsal kavramlar yerine sınıf dışı kavramları geçiren bir söz. Vandervelde, siyasal iktidarın proletarya tarafından (bir tek sınıf tarafından) fethi ile "halk" devletini, bundan karışıklıktan başka bir şey çıktığını görmeksizin, aynı plan üzerine koyuyor. "Arı demokrasi"si ile Kautsky'de de aynı karışıklık, sınıf devrimi, proletarya sınıf diktatörlüğü, (proleter) sınıf devleti sorunlarında aynı küçük-burjuva ve devrim düşmanı bilmezden gelme. [sayfa 117]
      Devam edelim. İnsanların hükümeti ancak tüm devlet ortadan kalkacağı zaman ortadan kalkacak ve yerini şeylerin idaresine bırakacaktır. Bu görece uzak perspektif aracıyla, Vandervelde yarının görevini: burjuvazinin alaşağı edilmesi görevini gizliyor, gölgeliyor.
      Burada da bu davranış burjuvazi karşısında boyun eğme anlamına geliyor. Liberal, insanların artık yönetilme gereksinimi duymayacakları gün olup bitecek şeylerden söz etmeyi çok ister. Bu zararsız kuruntuya kendini neden vermesin? Ama mülksüzleştirilmesine direnen burjuvazinin proletarya tarafından bastırılmasına gelince, bu konuda hiçbir şey söylememek daha iyidir. Burjuva sınıf çıkarı bunu buyurur.
      "Devlete Karşı Sosyalizm". Vandervelde tarafından proletaryaya bir şapka çıkarmaktır bu. Bir şapka çıkarmak güç değil. Her "demokrat" siyasacı seçmenlerini selamlamasını bilir. Ve bu "şapka çıkarma" sayesinde, devrim düşmanı, proleter düşmanı işporta malı sokuşturulur.
      Vandervelde, çağdaş burjuva demokrasinin uygar, cilalanmış, kremlenmiş görünüşleri altında yoksullara karşı ne denli aldatmaca, zor, baştan çıkarma, yalan, ikiyüzlülük, baskı gizlendiğini söylerken, Ostrogorsky'yi[45] ayrıntılı bir biçimde yineliyor. Ama bundan bir sonuç çıkarmıyor. Burjuva demokrasinin emekçi ve sömürülen yığını bastırdığına, oysa proleter demokrasinin burjuvaziyi bastırmak zorunda kalacağına hiç dikkat etmiyor. Kautsky ile Vandervelde bu konuda gözlerini kapıyorlar. Bu Marksizm döneği küçük-burjuvaların, ardında sürüklendikleri burjuvazinin sınıf çıkarı, bu sorunun göz ardı edilmesini, suskuyla geçiştirilmesini, ya da bastırma zorunluluğunun kesinlikle yadsınmasını gerektirir.
      Marksizme karşı küçük-burjuva seçmecilik (eklektizm), diyalektiğe karşı safsatacılık, proleter devrime karşı hamkafa reformizm - işte Vandervelde'in kitabının böyle adlandırılması gerekirdi. [sayfa 118]


      V. Lenine,
      ŒEuvres
, Paris-Moscou, t. 28,
      pp. 330-336




PROLETER DEVRİM
VE DÖNEK KAUTSKY


      BU başlık altında, Kautsky'nin Viyana'da şu son günlerde çıkmış bulunan Proletarya Diktatörlüğü adlı broşürünün eleştirisine yönelik bir broşür yazmaya başladım. Ama, çalışmam sürüncemede kaldığı için, Pravda yazı kuruluna, aynı konudaki kısa bir makaleye bir yer vermesini ricaya karar verdim.
      Gerici ve en bitirip tüketici türünden bir savaşın dört yıldan çoğu, yapacağını yaptı. Avrupa'da, aynı zamanda hem Avusturya, hem İtalya, hem Almanya, hem Fransa, hatla hem de İngiltere'de (örneğin yarı liberal Ramsay McDonald tarafından yönetilen aşırı oportünist Sosyalist Dergi'nin[
46] temmuz sayısında gördüğümüz Bir Kapitalistin İtirafları, son derece özellik belirtici), yükselen proleter devrimin soluğu duyuluyor.
      Ve II. Enternasyonalin önderi Bay Kautsky de işte bu sırada proletarya diktatörlüğü üzerine, yani proleter devrim üzerine bir kitap, Bernstein'ın ünlü Sosyalizmin Öncülleri'nden yüz kez daha iğrenç, daha çileden çıkarıcı, daha dönek bir kitap yayınlıyor. Bernstein'ın o dönek kitabının yayınlanmasından bu yana 20 yıla yakın bir süre [sayfa 119] geçti; ve işte bugün de Kautsky bu dönekliği daha da ağırlaştırarak benimsiyor!
      Kitabın önemsiz bir bölümü Rus bolşevik devrimini inceliyor. Kautsky, Rus işçisinin ancak bir kahkaha ile karşılayabileceği menşevik bilgeliğin ilk hakikatlerini hiçbir şey değiştirmeksizin yineliyor. Örneğin, yer yer yarı liberal Maslov'un yarı liberal yazılarından alıntılar serpiştirilmiş, zengin köylülerin toprağı ele geçirmeye çalıştıkları (bir yenilik!), yüksek buğday fiyatlarının onlar için elverişli olduğu vb. yolundaki bir düşünceye "marksizm" adı verildiğini düşünün. Ve bunun yanında da, "marksist"imizin yüzde yüz liberal, küçümseyici bildirimi: "yoksul köylü burada (yani Sovyetler cumhuriyetinde), sosyalist tarım reformunun, 'proletarya diktatörlüğü'nün sürekli yığınsal ürünü olarak kabul edilmiştir (bolşevikler tarafından yani)" (Kautsky'nin broşürü, s. 48).
      Gerçekten iyi, değil mi? Bir sosyalist, bir marksist, bize devrimin burjuva niteliğini tanıtlamaya çalışıyor ve, bu işi yaparken, yoksul köylülüğün kırdaki örgütlenmesini (tamamen Maslov , Potresov ve Kadetlerin anlayışı içinde) alaya alıyor.       "Zengin köylülerin mülksüzleştirilmesi, düzelmesi dinginlik ve güvenlik gerektiren üretim sürecine yeni bir karışıklık ve iç savaş öğesi sokmaktan başka bir şey yapmaz" (s. 49).       İnanılmaz, ama gerçek bu. Bunu böylece yazan, Savinkov ya da Milyukov değil, Kautsky!
      Rusya'da biz şimdiye değin, kulakların savunucularının "marksizm" mantosuna büründüğünü öylesine çok gördük ki, Kautsky bizi şaşırtmayacak. Ama belki Avrupalı okur için, burjuvaziye bu alçakça boyun eğme ve iç savaş karşısındaki bu liberal korku üzerinde uzun uzun durmak gerekecek. Rus işçi ve köylüsüne gelince, onlara Kautsky'nin bu dönekliğini parmakla göstermek... ve yolumuzu izlemek yeter.
      Kautsky'nin kitabının onda dokuzu, ya da buna yakını, çok önemli genel bir teorik soruna ayrılmış: [sayfa 120] Proletarya diktatörlüğü ile "demokrasi" arasındaki ilişkiler. Ve Kautsky'nin marksizmden kopuşu da en açık biçimde işte burada ortaya çıkıyor.
      Kautsky okurlarına -en ciddi ve en "bilgi" bir havayla- Marx'ın "proletaryanın devrimci diktatörlüğü"ndan, demokrasiyi dıştalayan "bir yönetim biçimi"ni değil, ama bir durumu, yani: "bir egemenlik durumu"nu anladığı konusunda güvence veriyor. Oysa, proletaryanın egemenliği, nüfusun çoğunluğu olarak, en tam bir demokrasi saygısı ile bağdaşır, ve örneğin proletarya diktatörlüğünün ta kendisi olan Paris Komünü, genel oyla seçilmiştir. Ve Marx'ın, proletarya diktatörlüğünden söz ederken, bir "yönetim biçimi" (ya da hükümet biçimi, Regierungs form) düşünmemiş olduğu da, öyle görünüyor ki, "onun, Marx'ın, İngiltere ve Amerika için barışçıl, yani demokratik bir yoldan (komünizme ) geçişi olanaklı görmesi ile tanıtlanmış"tır (s. 20-21).
      İnanılmaz, ama gerçek bu! Kautsky işte tastamam böyle düşünüyor; ve anayasaları ile tüm siyasalarında "demokrasi"ye aykırı davranmakla suçladığı bolşeviklere verip veriştiriyor, ve tüm gücüyle ve aralıksız olarak, "diktatör değil, ama demokratik bir yöntem"i öğütlüyor.
      Marx'ın proletarya diktatörlüğü öğretisini yadsıdıklarını daha açıkça ve daha dürüstçe bildiren, çünkü proletarya diktatörlüğü demokrasi ile çelişmektedir diyen (Alman David, Kolb ve sosya!-şovenizmin öbür temel direkleri türündeki İngiliz Fabianler[47] ile bağımsızlar[48], ya da Fransız ve İta!yan reformistler türündeki) oportünistlerin büsbütün yakınlarında yer almak demektir bu.
      Bir "özgür halk devleti" istiyoruz demek, Marx öncesi Alman sosyalizminin görüşüne dönmek demektir; her devletin bir sınıfın bir başkasını ezmesini sağlayan bir makine olduğunu anlamayan küçük-burjuva demokratların düşüncesine dönmek demektir bu.
      Proletaryanın devrimi yerine, liberal "çoğunluğun fethi", "demokrasiden yararlanma" teorisini geçirmek üzere, proletaryanın devrimini büsbütün yadsımak [sayfa 121] demektir bu! Marx ile Engels tarafından, 1852'den 1891'e değin, proletarya için burjuva devlet makinesini "yıkma" zorunluluğu üzerine kırk yıl boyunca öğretilmiş ve tanımlanmış olan herşey, bütün bunlar dönek Kautsky tarafından tamamen unutulmuş, çarpıtılmış, denize atılmıştır.,
      Kautsky'nin teorik yanlışlıklarını ayrıntılı bir biçimde incelemek, Devlet ve İhtilâl'de söylediklerimi yinelemek olurdu. Yararsızdır bu. Kısaca belirtmekle yetineceğim:
      Kautsky , her devletin bir sınıfın bir başka sınıfı bastırmasını sağlayan bir makine olduğunu ve en demokratik burjuva cumhuriyetin burjuvaziye proletaryayı ezme olanağını veren bir makine olduğunu unutarak, marksizmi yadsımıştır.
      Proletarya diktatörlüğü bir "hükümet biçimi" değil, ama bir başka tipten bir devlet, proleter bir devlet, proletaryanın burjuvaziyi ezmesini sağlayan bir alettir. Bu ezme zorunludur, çünkü burjuvazi, mülksüzleştirilmesine karşı her zaman zorlu bir direnç gösterecektir.
      (Marx'ın 70 yıllarında İngiltere ve Amerika'da sosyalizme barışçıl geçiş olanağını kabul ettiğini[49] ileri sürmek, bir safsatacı, ya da daha yalın söylemek gerekirse, alıntılar ve iletmeler yardımıyla aldatmacaya sapan bir düzenbaz kanıtıdır. İlkin, Marx daha o çağda bu olanağı istisna olarak düşünüyordu. İkincisi, tekelci kapitalizm, yani emperyalizm, henüz yoktu. Üçüncüsü, tam da İngiltere ve Amerika'da, burjuva devlet makinesinin temel parçası olarak, o zaman askeri fraksiyon yoktu - bugün var.)
      Baskının olduğu yerde, eşitlik, özgürlük vb. olamaz. Engels, işte bu nedenle, şöyle diyordu: "Proletarya devlete gereksinim duyduğu sürece, bunu özgürlük yararına değil, ama düşmanlarını ezmek için duyar; ve özgürlükten söz etmenin olanaklı olacağı gün, devlet de, devlet olarak varolmaktan çıkacaktır."[50]
      Proletaryayı eğitmek ve onu eyleme hazırlamak söz konusu olduğu zaman değeri yadsınmaz olan burjuva demokrasi, her zaman dar, ikiyüzlü, yalancı, düzenbazdır, her zaman zenginler için bir demokrasi, yoksullar için bir aldatmaca olarak kalır. [sayfa 122]
      Proleter demokrasi sömürücülerin üzerine, burjuvazinin üzerine, çullanır; bu nedenle ikiyüzlü değildir o; o n l a r a n e özgürlük v a a t e d e r, ne de demokrasi; ama emekçilere gerçek demokrasi'yi sunar. Yalnız Sovyetler Rusyası, örneğin sarayları ve özel konakları burjuvazinin elinden alarak (bu olmadıkça, toplanma özgürlüğü bir ikiyüzlülüktür), basımevlerini ve kağıdı kapitalistlerin elinden alarak (bu olmadıkça, basın özgürlüğü ulusun emekçi çoğunluğu için bir yalandır), burjuva parlamentarizmi yerine, en demokratik burjuva parlamentosundan "halk"a 1000 kez daha yakın, daha "demokratik" olan Sovyetlerin demokratik örgütlenmesini geçirerek, proletarya ve engin emekçi çoğunluğa, o güne değin görülmemiş, herhangi bir burjuva demokratik cumhuriyette olanaksız ve usa sığmaz bir özgürlük ve bir demokrasi sunuyor.
      Kautsky demokrasiye uygulanmış "sınıf savaşımı"nı... denize atmış! Kautsky tam bir dönek, bir burjuvazi uşağı durumuna gelmiş.

*

      Bu arada, bu dönekliğin bazı incilerini belirtmeden geçmek de olanaksız.
      Kautsky Sovyetler örgütünün yalnızca Rusya değil, dünya ölçüsünde de bir önem taşıdığını, "zamanımızın en önemli olayları" arasında yer aldığını, yarının "sermaye ile emek arasındaki" büyük savaşımlarında "kesin bir önem" kazanmaya aday olduğunu kabul etmek zorunda görüyor kendini. Ama, proletaryaya karşı, bir güçlükle karşılaşmadan burjuvazi saflarına geçmiş olan menşeviklerin yüce bilgeliğini kendine mal ettiğinden, bundan "şu sonucu çıkarıyor": Sovyetler "savaşım örgütü" olarak iyi, ama "devlet örgütü" olarak iyi değil.
      Çok güzel! Proleterler ve yoksul köylüler, Sovyetler içinde örgütlenin! Ama zafer kazanmaya cüret etmekten sizi Tanrı korusun! Zafer kazanmayı usunuzdan geçirmeyin! Burjuvaziyi yendiğiniz anda, işiniz bitti demektir, çünkü sizin proleter bir devlette "devlet" örgütleri [sayfa 123] olmamanız gerekir. Siz tam da zaferinizden sonra kendinizi (Sovyetleri -ç.] dağıtmalısınız!
      Ne hayran olunası "marksist" şu Kautsky! Dönekliğin ne eşi benzeri bulunmaz "teorisyen"i! ,
      İnci numara iki. İç savaş "toplumsal devrim"in "ölümcül düşmanı"dır, çünkü, daha önce duyduğumuz gibi, toplumsal devrimin "dinginlik" (zenginler için mi?) "ve güvenliğe" (kapitalistler için mi?) "gereksinimi vardır".
      Avrupa proleterleri! Savinkov ile Dan'ı, Dutov ile Krasnov'u, Çekoslavaklar ile kulakları iç savaş için size karşı ayartmayacak bir burjuvazi bulmadıkça, devrimi düşünmeyin!
      1870'te, Marx şöyle yazıyordu: Başlıca umut, savaşın Fransız işçilerine silah kullanmayı öğretmesidir.[51] "Marksist" Kuatsky, dört yıl savaştan sonra, işçilerin silahlarını burjuvaziye karşı kullanmalarını değil (Tanrı göstermesin! Kuşkusuz hiç de "demokratik" olmazdı bu), ama... iyi kapitalistçiklerle iyi bir barışçık yapmalarını bekliyor!
      İnci numara üç. İç savaşın sevimsiz bir yönü daha var: "demokrasi"de "azınlığın korunması"nın bulunmasına karşın (ayraç içinde belirtelim, Fransa'da Dreyfus savunucularının, ve şu son günlerde Liebknechtlerin, Mac Leanlerin, Debslerin acı acı denedikleri korunma), iç savaş (dinleyin! iyi dinleyin! ) "yenileni tam bir yok olma ile tehdit eder".
      Yoksa, şu Kautsky gerçek bir devrimci değil mi? Yüreğinin derinliklerinde devrimden yanadır o... ama yalnızca bir yıkım tehlikesi içeren ciddi bir savaşım olmaksızın yapılması koşuluyla! Zorlu devrimlerin eğitici etkisini coşkuyla öven koca Engels'in[52] eski yanılgılarının tamamen "üstesinden" gelmiştir o. O, "ciddi" tarihçi olarak, iç savaşın sömürülenleri çelikleştirdiğini ve onlara sömürücüler olmayan yeni bir toplum kurmayı öğrettiğini söyleyen kimselerin yanlışlıklarını büsbütün bırakmıştır.
      İnci numara dört. Proleterler ve küçük burjuvaların 1789 devrimindeki diktatörlüğü büyük ve yararlı bir şey mi [sayfa 124] oldu ? Hiç de değil. çünkü Napoleon geldi. "Aşağı katmanların diktatörlüğü, yolu kılıç diktatörlüğüne açar" (s. 26).
      "Ciddi" tarihçimiz, kamplarına katıldığı liberaller gibi, "aşağı katmanların diktatörlüğü"nü görmemiş olan ülkelerde, örneğin Almanya'da, kılıç diktatörlüğünün de görülmediğine kesin olarak inanmış. Almanya Fransa'dan, hiçbir zaman daha kaba, daha aşağılık bir kılıç diktatörlüğü ile ayrılmamıştır; şimdiye değin Fransa "halk"ında, ezilenlerin İngiltere ya da Almanya'dakinden daha çok özgürlük sevgisi ve daha çok yiğitlik gösterdiklerini ve Fransa'nın bunu devrimlerine borçlu olduğunu söyleyerek, utanmadan yalan söylemiş olan Marx ve Engels tarafından uydurulmuş kara çalmalardan başka bir şey değildir bu.
      ...Ama yeter! Dönek Kautsky'nin yapıtındaki bütün döneklik incilerini saptamak için özel bir broşür yazmak gerekirdi.

*

      Bay Kautsky'nin "enternasyonalizm"i üzerinde de durmak gerekecek. Menşeviklerin, onlar da Zimmervalcı[53] -tatlı dilli Kautsky bu konuda güvence veriyor bize,- ve hatta -gülmeyin!- bolşeviklerin "kardeşleri" olan menşeviklerin enternasyonalizmini sevgi ve yakınlık dolu sözlerle anlatarak, Kautsky kendi "enternasyonalizm"ini de istemeyerek ortaya koymuş!
      İşte menşeviklerin "zimmervaldçılığı"nın o pırıl pırıl tablosu
      "Menşevikler genel bir barış istiyorlardı. Bütün savaşanların ilhaksız ve tazminatsız barış belgisini kabul etmelerini istiyorlardı. Bu ereğe erişilmedikçe, Rus ordusu, onlara göre, savaş durumunda kalmalıydı". Ama kötü bolşevikler orduyu "dağıttılar" ve kötü Brest-Litovsk barışını imzaladılar. Ve Kautsky, Kurucu Meclisin korunması, bolşeviklerin iktidarı almamaları gerektiğini, çok açık bir biçimde söylüyor.
      Demek ki enternasyonalizm, menşevikler ile devrimci-sosyalistlerin Kerensk'yi desteklemiş oldukları [sayfa 125] gibi, "kendi" emperyalist hükümetini desteklemeye, onun gizli antlaşmalarını saklamaya, halkı tatlı sözlerle aldatmaya dayanıyor: Biz, diyorlardı, yabanıl hayvanlardan yumuşak başlı olmalarını "istiyoruz", biz emperyalist hükümetlerden "ilhaksız ve tazminatsız barış belgisini kabul etmeleri"ni "istiyoruz".
      Kautsky'ye göre enternasyonalizm, işte bu.
      Ama, bize göre, bu tam bir döneklik.
      Enternasyonalizm, kendi öz sosyal-şovenleri (yani sonuna değinciler) ile kendi öz emperyalist hükümetinden kopmaya, ona karşı, devrimci savaşım yürütmeye, onu alaşağı etmeye, eğer bu uluslararası işçi devriminin gelişmesine yararlıysa, en büyük ulusal özverileri (hatta Brest-Litovsk barışını) onamaya dayanır.
      Biz Kautsky ile (Ströbel, Bernstein vb. türündeki) çetesinin Brest-Litovsk barışının imzalanmasından büyük bir "hoşnutsuzluk" duyduklarını çok iyi biliyoruz; onlar bizim... Rusya'daki iktidarı hemen burjuvazinin eline vererek, bir "jest" yapmamızı isterlerdi! Şu dar kafalı, ama öylesine iyi yürekli ve öylesine nazik Alman küçük-burjuvaları, dünyada kendi emperyalizmini devrimle ilk deviren Sovyetler proleter cumhuriyetinin, öbür ülkelerdeki yangını ateşleyerek, Avrupa'daki devrime değin ayakta kalmasını istemiyorlardı (küçük-burjuvalar Avrupa'daki yangından korkuyorlar, "dinginlik ve güvenlik"lerini ortadan kaldıran iç savaştan korkuyorlar). Hayır. Bütün ülkelerde, kendine "enternasyonalizm" adını veren küçük-burjuva milliyetçiliğin, "ölçülülük ve iyi davranışı" ile sürmesini istiyorlardı. Rus devrimi burjuva kalsın ve... beklesin... O zaman, yer yüzünde bütün insanlar, ılımlı, fetih canlısı olmayan, yiğit, milliyetçi küçük-burjuvalar olurlardı; ve enternasyonalizm de, işte buna dayanırdı!
      Almanya'daki kautskicilerin, Fransa'daki Longuet yandaşlarının, İngiltere'deki bağımsızların (I.L.P.), İtalya'daki Turati ile döneklik "kardeş"lerinin vb. düşündükleri budur.
      Bugün, bizim yalnız kendi burjuvazimizi [sayfa 126] (ve uşaklarını, menşevikler ile devrimci-sosyalistlerini) devirmekte değil, ama, gizli antlaşmaların yayınlanması ve geçersizliğinin ilan edilmesiyle desteklenen açık genel barış çağrısı Antant burjuvazisi tarafından geri çevrildikten sonra, Brest-Litovsk barışını imzalamakta da haklı olduğumuzu yalnızca fermanlı sersemler görmüyorlar. İlkin, eğer Brest-Litovsk barışını imzalamasaydık, iktidarı bir anda Rus burjuvazisine bırakmış ve bundan ötürü dünya sosyalist devrimine en büyük kötülüğü yapmış olurduk. İkincisi, ulusal özveriler pahasına, öylesine uluslararası devrimci bir etki sahibi olduk ki, şu anda Bulgaristan açıkça bize öykünüyor, Avusturya ile Almanya kaynaşma içinde, biz güçlenmiş ve gerçek bir proleter ordu kurmaya başlamışken, her iki emperyalizm de güçten düşmüş bulunuyor.
      Dönek Kautsky'nin taktiğinden, Alman işçilerinin şimdi burjuvazi saflarında yurdu savunmaları ve her şeyden çok Almanya'da devrimden korkmaları gerektiği sonucu çıkıyor, çünkü İngilizler onlara yeni bir Brest-Litovsk dayatabilirler. İşte dönekliğin ta kendisi. İşte küçük-burjuva milliyetçiliğin ta kendisi.
      Bize gelince, biz diyoruz ki: Ukrayna'nın fethi çok büyük bir ulusal özveri gerektirdi, ve bu fetih, Ukrayna proleter ve yoksul köylülerini, uluslararası işçi devrimi savaşçıları olarak, çelikleştirdi ve pekiştirdi. Ukrayna acı çekti, ama uluslararası devrim kazandı, çünkü bu fetih Alman ordusunu "bozdu", Alman emperyalizmini güçten düşürdü, devrimci Alman, Ukrayna ve Rus işçilerini birbirine yaklaştırdı.
      Bir tek savaşla aynı zamanda hem Guillaume'u ve hem de Wilson'ı alaşağı etmek, elbette "daha hoş" olurdu. Ama, bir düştür bu. Onları bir savaşla devirmek bizim için olanaksızdır. Ama, yapabileceğimiz şey, onların güçsüzlüklerini artırmaktır. Proleter Sovyet devrimiyle, biz bunu büyük ölçüde başardık.
      Alman işçileri, eğer ulusal özverilere katlanarak (enternasyonalizm yalnız buna dayanır) devrime itselerdi, eğer onlar için uluslararası işçi devrimi çıkarlarının, şu [sayfa 127] ya da bu ulusal devletin, ve her şeyden öncede kendi öz ulusal devletlerinin toprak bütünlüğü, güvenlik ve dinginliğinden önce geldiğini söyleselerdi (ve bunu davranışlarla da doğrulasalardı), daha da büyük bir başarı kazanırlardı.
      Avrupa için en büyük talihsizlik, onun için en büyük tehlike, orada devrimci parti olmamasıdır. Scheidemannlar, Renaudeller, Hendersonlar, Webbler ve hempaları gibi hainlerin partileri, ya da Kautsky gibi uşak ruhlular var. Devrimci parti yok Avrupa'da.
      Gerçi yığınların güçlü bir devrimci hareketi bu yanlışı düzeltebilir, ama bu olgu büyük bir talihsizlik ve büyük bir tehlike olarak kalıyor.
      Bu nedenle, bütün araçlarla Kautsky gibi döneklerin maskesini düşürmek, ve böylece bütün ülkelerdeki gerçekten enternasyonalist devrimci proleter grupları desteklemek gerekir. Proletarya hainler ve döneklerden hızla yüz çevirecek ve içlerinde önderlerini yetiştireceği bu devrimci enternasyonalist grupları izleyecektir. Bütün ülkeler burjuvazisi "dünya bolşevizmi"ne boşuna sövüp saymıyor.
      Dünya bolşevizmi dünya burjuvazisini yenecek. [sayfa 128]


      9 Ekim 1918
      "Pravda", n° 219,
      11 Ekim 1918
      İmza: V. Lenin

      V. Lenine,
      Œuvres
, Paris-Moscou. t. 28.
      pp.103-112






Açıklayıcı Notlar

[43] Uluslararası Sosyalist Büro (B.S.l.), II. Enternasyonal'in 1900 Paris Kongresi kararı üzerine kurulmuş bulunan yürütme organı.
[44] F..Engels'in A. Bebel'e 18-28 mart 1875 tarihli mektubuna bakınız.
[45] M. Ostrogorski'nin Demokrasi ve Siyasal Partiler adlı kitabı söz konusuediliyor; birinci baskısı1903'te, değiştirilmiş ikinci baskısı 1912'de yayınlandı.
[46] "Sosyalist Dergi" ("The Socialist Rewiew") - İngiliz oportünistlerinin Bağımsız İşçi Partisinin, 1908'den 1934'e değin Londra'da yayınlanan aylık organı.
[47] Fabianler - İngiltere'de, 1884'te, bir grup aydın tarafından kurulan, reformist, son derece oportünist "Fabianler Derneği" üyeleri. Fabianlerin ayırdedici özellikleri için, Lenin'in tüm yapıtlanndaki şu yazılarına bakınız: "J. Backer, J. Dietzgen, F. Engels, K.Marx, vb.'den, F. Sorge ve Başkalarına Mektuplar Kitabının Rusça çevirisine Önsöz" (Œuvres, c. 12, s. 330-331); "Rus Devriminde Sosyal-Demokrasinin Tarım Programı" (Œuvres, c. 15, s. 154); "İngiliz Pasifizmi ve İngiliz Teori Tiksintisi" (Œuvres, c. 21, s. 267), vb... 71 nolu nota bakınız.
[48] Bağımsız/ar - 1893 'te kurulan, İngiltere Bağımsız İşçi Partisi (lndependent Labour Party) üyeleri. Partinin başında James Keir-Hardy, R. MacDonald, vb. bulunuyorlardı. Siyasal bakımdan burjuva partilerden bağımsız olduğunu ileri süren bu parti, gerçekte "sosyalizmden bağımsız, ama liberlizme bağımlı" idi (Lenin). Birinci dünya savaşı sırasında (1914-1918) Bağımsız Sosyalist Parti ilkin savaşa karşı bir bildirge yayınladı (13 ağustos 1914). Sonra 1915 şubatında, Antant ülkeleri sosyalistlerinin Londra'da toplanan konferansında, Bağımsızlar konferans tarafından kabul edilen sosyal-şoven karara katıldılar. O zamandan sonra, Bağımsızların liderleri pasifist sözler altında sosyal-şoven konumlar üzerinde yer alıyorlardı. Komünist Enternasyonal'in 1919'da kurulmasından sonra, partinin sola doğru bir yönelim göstermiş olan üyelerinin baskısı altında, Bağımsız İşçi Partisi liderleri II. Enternasyonal'den ayrılma kararı verdiler. Bağımsızlar, 1921'de 21/2. Enternasyonal adı verilen örgüte girdiler ve bu örgütün dağılmasından sonra da yeniden II. Enternasyonal'e katıldılar. 1921'de, İngiltere Bağımsız İşçi Partisinin sol kanadı partiden ayrıldı ve Büyük Britanya Komünist Partisine katıldı.
[49n] L. Kugelmann'a 12 nisan 1871 günlü bir mektupta ve LaHaye kongresinin kapanışından sonra, 8 eylül 1872 günü, Amsterdam'da yapılan konuşmada Marx tarafından dile getirilmiş olan düşüncelere anıştırma. Bu konuda, K. Marx'ın Kapital'inin birinci cildinin ingilizce baskısına F. Egels'in yazdığı önsöz ile V. Lenin'in Devlet ve İhtilâl kitabına bakınız (Bilim ve Sosyalizm Yayınları).
[50] Engels'in A. Bebel'e 18-28 mart 1875 tarihli mektubuna bakınız. "Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi" içinde, aynı.
[51] Marx'ın Kugelmann'a 18 aralık 1870 günlü mektubuna bakınız.
[52] Bkz. F. Engels, Anti-Dühring, Sol Yayınları.
[53] Zimmervaldçılar - Zimmerwald'de (İsviçre), 5-8 eylül 1915'te, enternasyonalistlerin birinci konferansında örgütlenen birliğin yandaşları. Zimmerwald Konferansı üzerine, Lenin'in: "Bir İlk Adım" ve "5-8 eylül 1915 Uluslalarası Sosyalist Konferansta Devrimci Marksistler" başlıklı makalesine bakımz (Œuvres, c. 21, s. 397-403. 404- 408).



Sayfa başına gidiş