Viladimir İliç Lenin
Rus Sosyal-Demokrat Hareketi İçindeki Reformculuk


Eylül 1911

Lenin, Marx-Engels-Marxism
[Türkçesi: Lenin: Marx-Engels-Marksizm, Sol Yayınları, Mayıs 1990, İkinci Baskı, s: 222-235]

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir.
erisyay@kurtuluscephesi.org








      SON on yıllarda kapitalizmin yaptığı çok büyük ilerleme ve bütün uygar ülkelerde işçi sınıfı hareketinin hızla gelişmesi, bujuvazinin proletaryaya karşı tutumunda büyük bir değişiklik yarattı. Özel mülkiyetin ve rekabet özgürlüğünün mutlak dokunulmazlığının savunulmasında, ideologları ve siyasal önderleri tarafından temsil edilen Amerikan ve Avrupa burjuvazisi, sosyalizmin bütün temel ilkelerine karşı açık, ilkeli ve doğrudan bir savaşım vermek yerine, toplumsal devrim fikrine karşıt olarak, sözde toplumsal reformları, giderek artan bir biçimde savunmak yoluna giriyorlar. Sosyalizme karşı liberalizm değil de, sosyalizme karşı reformculuk — modern, "ileri" eğitim görmüş burjuvazinin formülüdür. Ve belli bir ülkede, kapitalizmin gelişmesi ne denli yüksek ise, burjuvazinin yönetimi o denli katıntısız olur, ve siyasal özgürlük ne denli büyükse "en yeni" burjuva sloganlarının kullanılması o denli yoğun olmaktadır: [sayfa 222) devrime karşı reform, burjuva düzeninin devrimci yolla alaşağı edilmesine karşı, çalışan sınıfı bölmek ve zayıflatmak ve burjuvazinin egemenliğini sürdürmek amacıyla yıkılması kaçınılmaz olan düzenin kısmen de olsa onarılması.
      Sosyalizmin evrensel gelişmesi açısından bu değişme, ileri doğru atılmış büyük bir adım olarak değerlendirilmelidir. Sosyalizm önce varolmak için savaştı, ve gücünden emin ve ekonomik ve siyasal görüşlerinin bütünleyici bir sistemi olarak liberalizmi, cesaretle ve kararlı bir biçimde savunan bir burjuvazi ile karşı karşıya geldi. Sosyalizm bir güç haline gelmiş ve artık bütün uygar dünyada varolma hakkını elde etmiştir. Şimdi iktidar uğruna savaşıyor ve çözülen ve kaçınılmaz sonunu gören burjuvazi, kısmi ve yüzeysel ödünler karşılığında bu günü geciktirmek ve bu yeni koşullar altında da yönetimini sürdürmek için her türlü çabayı harcamaktadır.
      İşçi sınıfı içinde devrimci sosyal-demokrasiye karşı reformcu savaşımın yoğunlaştırılması, uygar dünyanın her yerinde, tüm ekonomik ve siyasal durumdaki değişmelerin kesinlikle kaçınılmaz bir sonucudur. İşçi sınıfı hareketinin büyümesi, zorunlu olarak, saflarına, belli sayıda küçük-burjuva unsurları, bujuva ideolojisinin büyüsüne kapılmış, bu ideolojiden kendilerini kurtarmayı beceremeyen ve sürekli olarak bu ideolojiye kayan kimseleri çekmektedir. Bu savaşım olmaksızın, bu devrim öncesinde, sosyalist Mountain ve sosyalist Gironde[65] arasındaki ilke sorunlarına açık-seçik bir ayrım çizgisi çekmeksizin, ve bu devrim sırasında oportünist küçük-burjuva unsurlar ile proleter, yeni tarihsel gücün devrimci unsurları arasında bir kopma olmaksızın, proletarya tarafından toplumsal devrimin gerçekleştirilmesini düşünemeyiz.
      Rusya'da da durum temel olarak aynıdır; ancak, burada sorun daha karmaşık, daha bulanık, daha değişiktir, çünkü biz Avrupa'nın (ve hatta Asya'nın gelişmiş bölümlerinin) arkasında emeklemekteyiz, ve daha burjuva devrimleri döneminden geçiyoruz. Bu yüzden Rus reformculuğu kendine özgü inatçılığıyla ayırdedilir; adeta daha öldürücü bir hastalığı temsil eder, ve proletaryanın ve devrimin davası için çok daha zararlıdır. [sayfa 223) Ülkemizde, reformculuk aynı anda iki yerden kaynaklanır. Birincisi, Rusya, Batı Avrupa ülkelerinden çok daha fazla bir küçük-burjuva ülkesidir. Bu nedenle ülkemiz, sosyalizme karşı, genel olarak küçük-burjuvazinin özelliği olan çelişkili, kaypak, yalpalayan tutumlarıyla ("ateşli bir aşk" ve aşağılık bir ihanet arasında dönüp dolaşan bir tutumla) ayırdedilen bireyler, gruplar ve eğilimleri çok daha sık yaratır. İkincisi, ülkemizdeki küçük-burjuva yığınları, burjuva devrimimizin herhangi bir evresindeki başarısızlığında, yüreksizleşmeye ve dönek bir havayla paniğe kapılmaya çok daha eğilimlidirler; Rusya'yı her türlü ortaçağ ve serflik kalıntılarından kurtaracak olan tam bir demokratik devrim amacından vazgeçmeye çok daha hazırdırlar.
      Birinci kaynak üzerinde uzun boylu durmayacağız. Yalnızca, dünyada, sosyalizme yakınlık duymaktan, bizim Struve'lerimizin, İzgoyev'lerimizin, Karaulov'Iarımızın vb. vb. ortaya koydukları karşı-devrimci liberalizme yakınlık duymaya böylesine bir çabuklukla "kayan" bir ülkenin zor bulunacağını belirtmemiz yeter. Ne var ki, bu baylar istisna değildir, tek başlarına kalmış kişiler değillerdir, yaygın eğilimlerin temsilcileridirler! Sosyal-demokrat hareketin saflarının dışında pek çok bulunan, ama aynı zamanda içerisinde de oldukça çok sayıda bulunan ve "aşırı" polemiklere karşı, "kesin sınır çizgileri çizme tutkusuna" karşı vaazlar vermeyi seven bu duygusal tipler, Rusya'da sosyalizmden liberalizme kaymak yolundaki "aşırı" "tutkunun" doğmasına neden olan tarihsel koşulları kavrayamadıklarını ortaya koymaktadırlar.
      Rusya'daki reformculuğun ikinci kaynağına dönelim.
      Bizim burjuva devrimimiz tamamlanmamıştır. Otokrasi bu devrimden bize kalan ve ekonomik gelişmenin tüm nesnel gelişiminin yüklediği sorunları çözmenin yeni yollarını bulmaya çalışıyor, ama bunu yapma yeteneğinde değildir. Ne eski çarlığın yenileştirilmiş bir burjuva monarşisine dönüştürülmesi yolunda atılan en son adım, ne soyluluğun ve burjuvazinin kaymak tabakasının ulus çapında bir örgütlemeye (Üçüncü Duma) gitmesi, ne de kırsal yöneticilerin uyguladığı burjuva tarım politikası[66] — bu "aşırı" önlemlerin hiç biri, çarlığın, geriye kalan [sayfa 224) son alanda, burjuva gelişimine uyarlanma alanında, yapmış olduğu bu "en son" çabaların hiç birinin yeterli olmadığı görülmüştür. Hiç biri işe yaramıyor! Böylesine yollarla "yenileşen" bir Rusya, Japonya'ya yetişmek şöyle dursun, belki de Çin'in bile gerisine düşmeye başlıyor. Çünkü burjuva demokratik görevler tamamlanmadan bırakılmıştır, devrimci bir bunalım hâlâ kaçınılmazdır. Yeniden olgunlaşmaktadır, ve bir kez daha, yeni bir yolda, öncekine benzemeyen bir yolda, aynı olmayan adımlarla, ve yalnızca eski biçimlerle de değil, ona doğru yöneliyoruz — ama ona yöneldiğimizden hiç kuşku yoktur.
      Bu durumda ortaya çıkan proletaryanın görevleri, tümüyle ve açık bir biçimde kesindir. Çağdaş toplumun tek tutarlı devrimci sınıfı olarak eksiksiz bir demokratik devrim için bütün halkın savaşımında, tüm çalışan ve sömürülen halkın ezenlere ve sömürenlere karşı savaşımında, önder olmak zorundadır. Proletarya, ancak proletaryanın hegemonyasının bilincinde olduğu ve bu fikri uygulamaya soktuğu ölçüde devrimcidir. Bu görevin bilincinde olan bir proleter, köleliğe karşı başkaldırmış bir köledir. Sınıfının önder olması gerektiği düşüncesinin bilincine varmamış ya da bu düşünceyi kabul etmemiş bir proleter, bir köle olarak kendi konumunu kavramamış bir köledir; olsa olsa bir köle olarak durumunu iyileştirmek yolunda kavga veren bir köledir, ama köleliği alaşağı etmek uğruna kavga veren biri değildir.
      Bu nedenle, Rus Sosyal-Demokrat Partisinin "hegemonyayı değil de bir sınıf partisini" temsil etmesi gerektiğini söyleyen bizim reformcularımızın genç önderlerinden birinin, Naja Zarya'nın Bay Levitski'sinin ünlü formülünün, en tutarlı reformizmin bir formülü olduğu açıktır. Bunun da ötesinde, bu, tam bir döneklik formülüdür. "Hegemonya değil de, bir sınıf partisi" demek, burjuvaziden yana olmak çağımızın kölesine, ücretliye "bir köle olarak durumunu düzeltme yolunda savaş, ama köleliği alaşağı etme düşüncesine zararlı bir ütopya olarak bak!" diyen liberalden yana olmak demektir. Bernstein'ın "hareket her şeydir, son amaç hiç bir şey" şeklindeki ünlü formülünü, Levitski'nin formülü ile kıyaslayın, göreceksiniz ki, [sayfa 225) bunlar aynı düşüncenin çeşitlemeleridir. Her ikisi de yalnızca reformları kabul eder, devrimi reddederler. Bernstein'ın formülü kapsam yönünden daha geniştir, çünkü sosyalist bir devrimi ( = burjuva toplumunun bir partisi olarak, sosyal-demokrasının son amacı) hesaba katar. Levitski'nin formülü daha da dardır; çünkü genel olarak devrimi kabul etmezken, özel olarak, 1905-1907'de liberallerin en çok nefret duydukları şeyi —yani tam bir demokratik devrim için savaşımda, proletaryanın, halk yığınlarının (özellikle köylülüğün) önderliğini onlardan koparıp alması olgusunu— reddettiği anlamını taşıyordu.
      İşçilere, onlar için gerekli olanın "hegemonya değil de bir sınıf partisi olduğunu" öğütlemek, proletaryanın davasını liberallere satmak demektir; sosyal-demokrat emek politikası yerine liberal bir emek politikasının konması gerektiğini öğütlemek anlamına gelir.
      Ne var ki hegemonya düşüncesinin reddi, Rus sosyal-demokrat hareketi içerisindeki en kaba reformculuk biçimidir, ve işte bu yüzden bütün tasfiyeciler, düşüncelerini böylesine kesin terimler içinde açıklamak cesaretini gösteremezler. Bunlardan bazıları (örneğin Bay Martov), gerçeği örtbas ederek, hegemonyanın reddedilmesiyle tasfiyecilik arasında bir bağ olduğunu yadsımaya kalkışırlar.
      Reformcu görüşleri "gerçekleştirmek" yolundaki daha "kurnaz" bir girişim de şu tezdir: Rusya'da, burjuva devrimi son bulmuştur; 1905'ten sonra ikinci bir burjuva devrimi olamaz, demokratik devrim için ulus çapında ikinci bir savaşım olamaz; bu nedenle Rusya devrimci bir bunalımla değil, "anayasal" bir bunalımla karşı karşıyadır, ve işçi sınıfının yapacağı tek şey, bu "anayasal bunalım" temeline dayanarak haklarını ve çıkarlarını savunmaya özen göstermektir. Tasfiyeci Y. Larin'in Dyelo Jizni'de (ve daha önce de Vozrozdeniye'de) ileri sürdüğü tez budur.
      "Ekim 1905, gündemde değildir" diye yazıyor Bay Larin. "Eğer Duma ortadan kaldırılsaydı, Anayasayı 1851'de, yalnızca, dokuz yıl sonra, 1860'ta, herhangi bir devrim olmaksızın [buna dikkat edin!], sırf egemen sınıfların en etkin kesiminin, [sayfa 226) ekonomisini kapitalist bir çizgide yeniden kurmuş olan kesimin çıkarlarına olduğu için yeniden kabul etmek üzere ortadan kaldırılan devrim sonrası Avusturya'dakinden daha da çabuk yeniden kurulmuş olurdu." "Şimdi içerisinde bulunduğumuz evrede, 1905'tekine benzer, ulus çapında devrimci bir hareket olanaksızdır."
      Bay Larin'in bütün tezleri, RSDİP'in Aralık 1908'de yapılan Konferansında Bay Dan'ın söylediklerinin genişletilmiş olarak yeniden söylenmesinden başka bir şey değildir. "1905 Devrimini doğuran ekonomik ve siyasal yaşamın temel etmenlerinin işlerliğini sürdürdüğü" yolundaki, yeni —"anayasal" değil de devrimci— bir bunalımın gelişmekte olduğunu belirten karara karşı çıkan tasfiyecilerin Golos'unun yazarları şöyle bağırıyorlardı: "Bunlar [yani RSDİP] bir kez yenildikleri kapıyı yeniden zorlamak istiyorlar."
      Devrime doğru yeniden zorlamak, değişen durumda yorulmadan çalışmak, devrimci düşünceyi yaymak ve işçi sınıfının güçlerini onun için hazırlamak — reformcuların görüşüne göre bu RSDİP'nin başlıca suçudur, devrimci proletaryanın günahı işte budur. Niçin "bir kez yenildikleri kapıyı yeniden zorlamalı" — döneklerin, herhangi bir yenilgiden sonra yüreksizleşmiş kimselerin aklı böyle işler.
      Ama Rusya'dan daha eski ve daha "deneyimli" ülkelerde, devrimci proletarya iki, üç ve dört kez, "bir kez yenildiği bir kapıyı zorlamak" yeteneğini göstermiştir; Fransa'da, en ağır yenilgilerden sonra, tekrar tekrar başkaldırarak ve şimdi artık son düşmanı olan gelişmiş burjuvazi ile yüzyüze kaldığı bir cumhuriyetin kurulması işini başararak, 1789 ve 1871 arasında dört devrim gerçekleştirmiştir; sosyalizmin zaferi yolunda en son savaşım için zorunlu olan koşullara uygun düşen tek devlet biçimi olan bir cumhuriyetin kurulması işini başarmıştır.
      Sosyalistler ile liberaller, ya da burjuvazinin savunucuları arasındaki ayrım budur. Sosyalistler, devrimin kaçınılmazlığını, ve proletaryanın, yeni bir devrimci savaşımı hazırlamak, daha gelişmiş bir halkla birlikte, daha geniş bir alanda devrimi yinelemek için, toplumdaki tüm çelişkilerden, düşmanlarının [sayfa 227) ya da orta sınıfların her türlü zayıflığından yararlanması gerektiğini öğretirler. Burjuvazi ve liberaller, devrimlerin zorunlu olmadığını, hatta işçilere zararlı olduğunu, devrimin kapılarını "zorlamamaları" gerektiğini, uslu küçük çocuklar gibi, reformlar için uysalca çalışmaları gerektiğini öğretirler.
      Rus işçilerini sosyalizmden uzaklaştırmak için burjuva fikirlerinin tutsağı olmuş reformcular, işte bu yüzden, durmadan 1860'ların Avusturyası'nı (ve Prusya'yı) örnek olarak gösterirler. Niçin bu örneklerden böylesine hoşlanmaktalar? Y. Larin, baklayı ağzından çıkarıyor; çünkü bu ülkelerde, "başarısız" 1848 Devriminden sonra burjuva dönüşümü "herhangi bir devrim olmadan" tamamlanmıştı.
      İşin bütün sırrı bu! Yüreklerini hafifleten işte budur, çünkü, bu burjuva değişmesinin devrim olmaksızın da olabileceğini gösteriyor görünüyor!! Eğer durum buysa, biz Ruslar, niçin bir devrim uğruna başımızı ağrıtıp duruyoruz? Niçin "herhangi bir devrim olmaksızın" Rusya'nın burjuva dönüşümünü gerçekleştirmeyi toprakbeylerine ve fabrika sahiplerine bırakmıyoruz!
      Avusturya ve Prusya'da proletarya, zayıf olduğu içindir ki, toprak sahiplerinin ve burjuvazinin, bu dönüşümü işçilere en zararlı bir biçimde, monarşiyi, soyluluğun ayrıcalıklarını, kırsal kesimde keyfi yönetimi ve bir sürü öteki ortaçağ artıklarını koruyarak, işçilerin çıkarlarını gözönünde tutmadan gerçekleştirmesini önleyememişti.
      1905'te bizim proletaryamız, Batıda herhangi bir burjuva devriminde eşi görülmemiş bir güç göstermiştir, gene de bugün Rus reformcuları, kendi din değiştirmelerini haklı bulmak, kendi dönek propagandalarını "kanıtlamak" için, kırk-elli yıl önceki öteki ülkelerin işçi sınıflarının güçsüzlüklerini örnek olarak kulanmaktadırlar!
      Reformcularımızın pek sevdikleri, 1860'ların Avusturyası ve Prusyası örneği, kendi tezlerinin teorik sakatlığının ve günlük politikada burjuvaziye sığınmalarının en iyi kanıtıdır.
      Gerçekten de, eğer Avusturya 1848 Devriminin yenilgisinden sonra ortadan kaldırılan anayasayı yeniden getirdiyse, ve 1860'larda Prusya'da bir "bunalım dönemi" ortaya çıktıysa, bu [sayfa 228) neyi kanıtlar? Bu, birincil olarak, bu ülkelerde burjuva dönüşümünün tamamlanmamış olduğunu kanıtlar. Rusya'daki hükümet sisteminin (Larin'in dediği gibi) daha şimdiden burjuvalaştığını, ve ülkemizde hükümet iktidarının artık feodal bir nitelik taşımadığını (gene Larin'e bakınız) ileri sürüp, aynı zamanda da Avusturya ve Prusya'yı bir örnek olarak vermek, insanın kendi kendini yalanlamasıdır! Genel anlamda, Rusya'da burjuva dönüşümünün tamamlanmamış olduğunu yadsımak gülünç olacaktır: burjuva partilerinin, anayasal-demokratların ve ekimcilerin güttükleri politikanın bunu kanıtladığından hiç kuşku yoktur, ve Larin'in kendisi de (daha ilerde göreceğimiz gibi) bu tutumunu terketmektedir. Monarşinin, kendini burjuva gelişimine uyarlamak için —daha önce de söylediğimiz gibi, ve Partinin de kabul ettiği bir kararda değinildiği gibi (Aralık 1908)— bir adım daha atmakta olduğu da yadsınamaz. Ama, bu uyarlamanın bile, burjuva tepkisinin, ve Üçüncü Dumanın, ve 9 Kasım 1906 (ve 14 Haziran 1910) toprak yasasının bile, Rusya burjuva dönüşümünün sorunlarını çözmediği, daha da yadsınamaz.
      Biraz daha ileriye bakalım. 1860'ların Avusturyası'nda ve Prusyası'ndaki "bunalımlar", niçin devrimci değil de anayasal idi? Monarşinin durumunu kolaylaştıracak bir sürü özel koşul vardı da ondan (Almanya'da "tepeden inme devrim", Almanya'nın "kanla ve zulümle" birleştirilmesi); bu ülkelerde, bu sırada proletarya son derece zayıf ve gelişmemişti ve liberal bujuvazi, tıpkı günümüzde Rus kadetleri gibi temelinde korkaklık ve ihanetin bulunmasıyla göze çarpıyordu da ondan.
      Bu yılların olaylarına bizzat katılan Alman sosyal-demokratlarının durumu nasıl değerlendirdiklerini göstermek için, ilk bölümü geçen yıl yayınlanan Bebel'in anılarında (Yaşamımdan Yapraklar) açıkladığı düşüncelerin bir kısmını aktarıyoruz. Bebel, Bismarck'ın, o zamandan sonra herkesin de öğrendiği gibi, 1862'de Prusya'daki "anayasal" bunalım döneminde kralın çok büyük umutsuzluğa kapıldığını, yazgısına küstüğünü, ve onun, Bismarck'ın önünde, ikisinin de darağacında öleceğini öne sürerek hüngür hüngür ağladığını anlattığını söylemektedir. [sayfa 229) Bismarck, korkağı ayıplamış ve onu savaşa girmekten çekinmemeye ikna etmişti.
      "Bu olaylar", diyor Bebel "liberallerin durumdan yararlanma olanağını bulunca neleri başarabileceklerini gösteriyor. Ama, daha o zaman, kendilerini destekleyen işçilerden korkuyorlardı. Bismarck'ın, eğer sıkışırsa Acheron'u harekete geçireceğini [yani alt sınıfları, yığınları bir halk hareketine kışkırtacağını] söylemesi, yüreklerine korku salmıştı."
      "Herhangi bir devrim olmaksızın" ülkesinin bir burjuva-junker monarşisine dönüşmesini tamamlayan "anayasal bunalımdan yarım yüzyıl sonra, Alman sosyal-demokratlarının önderi, o zamanki durumun, liberallerin işçilerden korkmalarından ötürü yararlanmadıkları devrimci olanaklarına değiniyor. Rus reformcularının önderleri, Rus işçilerine şöyle diyorlar: Alman burjuvazisi korkak bir kralın önünde korkaklaşacak kadar alçaldığına göre, öyleyse neden biz de Alman burjuvazisinin bu parlak taktiklerini kopya etmeyi denemeyelim? Bebel, burjuvaziyi, sömürücüler olarak, halk hareketinden korkmaları nedeniyle, "anayasal" bunalımdan bir devrim gerçekleştirmek için "yararlanmamakla" suçluyor. Larin ve ortakları, Rus işçilerini, hegemonya kurmaya çalıştıkları (yani yığınları, liberallere karşın, bir devrime çekmeye çalıştıkları) için suçluyor, ve onlara "devrim için değil" de "Rusya'nın kapıyı çalan anayasal reformunda çıkarlarını savunmak için" örgütlenmelerini öğütlüyorlar. Tasfiyeciler, Rus işçilerine, çürümüş Alman liberalizminin, çürümüş görüşlerini "sosyal-demokrat" görüşler olarak sunuyorlar! Bundan sonra, böyle sosyal-demokratları "Stolipin sosyal demokratları" olarak adlandırmamak olanağı var mı?
      Prusya'da 1860'ların "anayasal" bunalımını değerlendirirken Bebel, burjuvazinin işçilerden korktuğu için monarşiye karşı savaşmaktan korktuğunu söylemekle yetinmiyor. O sırada işçilerin arasında neler olup bittiğini de bize anlatıyor. "İşçilerin giderek daha kesinlikle farkına varmakta oldukları siyasal gelişmelerin korkunç durumu" diyor, "doğal olarak onların havasını da etkiledi. Herkes değişiklik için bağırıp [sayfa 230) çağırıyordu. Ama amacını açık-seçik gören ve işçilerin güvenini kazanmış olan tümüyle sınıf bilinciyle donanmış bir önderlik olmadığından, ve güçleri biraraya getirecek bir güçlü örgüt olmadığından, bu hava dağılıp kayboldu [verpuffte]. Özünde öylesine parlak [in Kern vortreffliche] bir hareketin, sonunda, böylesine boş çıktığı görülmemişti. Bütün toplantılar dolup taşıyor, ve en ateşli konuşmacılar günün kahramanları olarak selamlanıyordu. Özellikle de Leipzig'deki İşçi Eğitim Derneğinde egemen olan hava buydu". Leipzig'de 8 Mayıs 1866'da 5.000 kişiye ulaşan bir halk toplantısı, genel, tek dereceli ve eşit seçim, gizli oya dayalı, silahlı halkın desteklediği bir parlamentonun toplanmasını isteyen Liebknecht ve Bebel'in önerdiği bir kararı oybirliğiyle kabul etti. Bu karar, aynı zamanda, "Alman halkının yalnızca her türlü eskiden kalma merkezi hükümet gücünü tanımayan kimseleri milletvekili olarak seçeceği yolundaki umudu" da içeriyordu. Liebknecht ve Bebel tarafından önerilen karar, nitelik yönünden kuşkuya yer vermeyecek kadar devrimci ve cumhuriyetçi idi. Böylece görüyoruz ki "anayasal" bunalım sırasında Alman sosyal-demakratlarının önderleri kitle toplantılarında cumhuriyetçi ve devrimci nitelikte kararları savunuyorlardı. Yarım yüzyıl sonra, gençliğini anımsayan, çok eskilerde kalmış olayları yeni kuşaklara anlatan Bebel, o sırada yeterli sınıf bilincine sahip ve devrimci görevleri kavrayabilen bir önderliğin bulunmayışından (yani proletaryanın hegemonyası ile belirtilen görevi kavrayan devrimci bir sosyal-demokrat parti bulunmamaktaydı); güçlü örgütlerin bulunmayışından; devrimci havanın "sönüp gittiğinden" son derece büyük bir hayıflanma ile sözeder. Ne var ki Rus reformcularının önderleri son derece yüzeysel olarak, "herhangi bir devrim olmadan" da işleri yürütebileceğimizi kanıtlamak için, 1860'ların Avusturya ve Prusyası'nı örnek gösteriyorlar! Ve karşı-devrimin sarhoşluğuna dayanamayan ve liberalizmin ideolojik köleleri olan şu bayağı darfakalılar, hâlâ RSDİP'nin adını lekelemeye cesaret ediyorlar!
      Elbette, sosyalizmi terkeden reformcular arasında Larin'in açık-seçik oportünizminin yerine, işçi sınıfı hareketinin en [sayfa 231) önemli ve en temel sorunları açısından bin dereden su getiren diplomatik taktikleri koymak isteyen kimseler vardır. Bunlar, Bay Martov'un, örneğin yasal olarak yayınlanan basında, (yani Stolipin'in onu, RSDİP üyelerinin vereceği doğrudan bir karşılıktan koruduğu basında) Larin ve "ortodoks bolşeviklerin 1908 kararlarında" özdeş bir "plan" önerdiklerini ileri sürmesi gibi, konuyu bulandırmaya, ideolojik anlaşmazlıkları birbirine karıştırmaya, onları bozmaya çalışıyorlar. Bu, gerçeklerin, ağzı küfür saçan bir yazara yaraşır açık bir çarpıtılmasıdır. Bu aynı Martov, Larin'e karşı çıkıyormuş havasına bürünerek, "elbette ki" "Larin'de reformcu eğilimler olduğu gibi bir kuşkusu olmadığını" yazılı olarak açıkladı. Martov, salt reformcu görüşler sergileyen Larin'in bir reformcu olduğu kuşkusunu taşımıyordu! Bu, reformcu diplomatların başvurdukları bir hile örneğidir.[1*] Kimi budalaların Larin'den daha "solda", daha güvenilir bir devrimci olarak gördükleri bu aynı Martov, Larin'le olan "farklılığını" şu sözcüklerle özetlemiştir:
      "Özetlersek: bugünkü düzenin mutlakiyetçilik ile anayasacılığın özünde çelişkili bir bileşimi olması, ve Rus işçi sınıfının, bu rejimin çelişkilerindeki Aşil topuğundan onu vurmada, Batının ileri ülkelerinin işçi sınıflarının örneğini izleyebilecek kadar olgunlaşmış olduğu olgusu, marksizme bağlı olan menşeviklerin şimdi yapmakta oldukları şeyin teorik doğrulamasının kanıtı ve siyasal haklılığı için yeterli malzemedir."
      Martov, konudan kaçmak için ne denli çok çalışırsa çalışsın, bir özet yapmak için giriştiği ilk çabada, sonuç, başvurduğu bütün kaçamakların kendiliğinden çökmesi oldu. Yukarıya aktarılan sözler, sosyalizmin tam bir reddini ve yerine liberalizmin konduğunu göstermektedir. Martov'un "yeterli" diye adlandırdığı şey, yalnızca liberaller, yalnızca burjuvazi için yeterlidir. Mutlakiyetçilikle, Anayasacılığın bileşiminin çelişkili niteliğini kabul etmeyi "yeterli" sayan bir proleter, liberal işçi politikasının bakış açısını kabul etmektedir. O bir sosyalist [sayfa 232) değildir, o, halk yığınlarının, çalışan ve sömürülen halk yığınlarının, mutlakiyetçiliğin her biçimine karşı başkaldırması, bujuvazinin yalpalamalarına, direnmelerine karşın ülkenin tarihsel yazgısına bağımsız olarak katılmak için başkaldırmalarını isteyen sınıfının görevlerini anlamamıştır. Ama burjuvazinin hegemonyasını alaşağı eden yığınların bağımsız tarihsel eylemi, "anayasal" bir bunalımı bir devrime dönüştürür. Burjuvazi (özellikle de 1905'ten sonra) devrimden korkmakta ve ondan tiksinmektedir; öte yandan proletarya ise, halk yığınlarını devrim düşüncesine bağlılık ruhuyla eğitmekte, onlara görevlerini açıklamakta, ve yığınları yeni devrim kavgalarına hazırlamaktadır. Devrimin ne zaman ve hangi koşullar altında gerçekleşeceği, belli bir sınıfın isteğine bağlı değildir; ama yığınlar içerisinde yürütülen devrimci çalışma hiç bir zaman boşa gitmez. Yığınları sosyalizmin zaferine hazırlayan tek eylem türü budur. Larinler ve Martov'lar sosyalizmin bu temel abecesini unutuyorlar.
      RSDİP ile bağlarını tümden kesmiş olan Rus tasfiyeciler grubunun görüşlerini ifade eden Larin, kendi reformculuğunu sergilemede işi sonuna vardırmaktan sakınmıyor. İşte Dyelo Jizni'de (sayı 2, 1911) yazdıkları — ve bu sözler sosyal-demokrasi ilkelerine değer veren herkesin aklında tutması gereken sözlerdir:
      "İnsanlar yarın ne olacağını, hangi görevlerin kendilerini beklediğini bilmedikleri zaman ortaya çıkan bir şaşkınlık ve kuşku durumu — işte belirsiz, kararsız bir ruh halinden, devrimin bir yinelenmesi ya da 'bekleyelim, göreceğiz' şeklindeki belli-belirsiz umutlardan çıkan sonuç budur. İvedi görev, hiç bir şey yapmaksızın bir şeylerin çıkagelmesini beklemek değil, Rus yaşamının bundan sonraki tarihsel döneminde, işçi sınıfının kendisini 'devrim için' değil 'bir devrim umudu için' değil, ama salt [bu ama salt'a dikkat edin] yaşamın her alanında kendi özel çıkarlarının kararlı ve sistemli bir savunusu için; bu çok yanlı bir karmaşık eylem uğruna güçlerini biraraya getirmek ve eğitmek için; genel olarak sosyalist bilinçlenmenin bu yoldan eğitimi ve gelişimi için; özellikle, feodal gericiliğin ekonomik olarak [sayfa 233) kaçınılmaz bir biçimde kendi kendini yoketmesinden sonra, ülkenin kapıyı çalan anayasal reform döneminde Rus toplumsal sınıflarının birbirine girmiş ilişkileri içerisinde kendini koşullara uyumlama [yolunu bulma] —ve kendini kabul ettirme— yeteneğini kazanmak için örgütlenmesi gerektiği yolundaki yolgösterici düşünce ile geniş çevreleri doldurmaktır."
      Bu, su katılmamış cinsten, tam açık ve dargörüşlü reformculuktur. Devrim düşüncesine karşı, devrim "umutları"na karşı (reformcunun gözüne böyle "umutlar" belli-belirsiz görünür, çünkü o çağdaş ekonomik ve siyasal çelişkilerin derinliğini anlamaz) savaş; güçleri örgütlemek ve zihinleri devrime hazırlamak yolundaki her eyleme karşı savaş; devrimci sosyal-demokratların verecekleri doğrudan bir karşılıktan Stolipin tarafından korundukları legal basında sürdürülen savaş; RSDİP'nden tamamen kopmuş olan bir grup legalci adına sürdürülen savaş — Potresov, Levitski, Larin ve onların dostlarının yaratmaya çalıştıkları Stolipin işçi partisinin program ve taktikleri işte budur. Bu adamların gerçek program ve taktikleri, yukardaki alıntıda tam terimleriyle ifade edilmektedir — onların "da sosyal-demokrat" oldukları, onların "da" "uzlaşmaz enternasyonal"e dahil oldukları yolundaki ikiyüzlü resmi yeminlerine karşın. Bu yeminler, vitrinlemeden başka bir şey değildir. Davranışları, gerçek toplumsal özleri, liberal bir emek politikasını sosyalizm yerine koyan bu programda ifadesini bulur.
      Reformcuların içine düştükleri gülünç çelişkilere bir bakın. Eğer, Larin'in dediği gibi, Rusya'da burjuva devrimi tamamlandıysa, o zaman tarihsel gelişimin ikinci aşaması sosyalist devrimdir. Bu apaçıktır; bunu, sırf yaygın bir ad kullanarak işçileri kandırmak için sosyalist olduğunu söylemeyen herkes bilir. Bu, devrim "beklentisi içinde" "devrim için" (sosyalist devrim için), bir sosyalist devrimin "umutları" (belli-belirsiz "umutlar" değil, tam ve çoğalan bilimsel verilere dayanan kesinlik) uğruna örgütlenmek zorunda oluşumuz için daha da geçerli bir nedendir.
      Ama asıl sorun da bu — reformcunun tamamlanmış [sayfa 234) burjuva devrimi konusunda gevezelik etmesi (Martov'un Aşil'in topuğu konusunda vb. gevezeliği gibi) her türlü devrimi reddedişini örtmek için kullandığı laf örtüsünden başka bir şey değildir. Burjuva demokratik devrimin, onun tamamlanmış olduğu ya da mutlakiyetçilik ile anayasacılık arasındaki çelişkiyi kabul etmenin "yeterli" olduğu bahanesi ile reddeder, ve sosyalist devrimi de, "şu sırada", "yalnızca", Rusya'nın "kapıyı çalan anayasal reformu"na katılmak için örgütlememiz gerektiği bahanesiyle reddeder!
      Ama siz, sosyalist kılığına bürünerek çalım satan saygıdeğer kadetler, eğer Rusya'nın "kapıyı çalan anayasal reformunun" kaçınılmaz olduğunu görüyorsanız, o zaman ülkemizde burjuva demokratik devrimin tamamlanmamış olduğunu böylece kabul etmiş olduğunuzdan ötürü kendinize karşı çıkmış oluyorsunuz. Kaçınılmaz olarak "feodal gericiliğin kendi kendini tüketeceği"nden sözederken, proletaryanın devrimci halk hareketi yolunda yalnızca feodal gericiliği değil, ayra zamanda feodalizmin tüm kalıntılarını ortadan kaldıracağı düşüncesine dudak bükerken, kendi burjuva niteliğinizi tekrar tekrar ele veriyorsunuz.
      Stolipin işçi partisi kahramanlarımızın liberal vaazlarına karşın, Rus proletaryası, karşı-devrim döneminin onu mahküm ettiği tüm zor, çetin, günlük, sıkıcı ve gösterişsiz işlerine, her zaman ve değişmez bir biçimde, demokratik devrim ve sosyalist devrime bağlılık ruhunu katacak; güçlerini devrim yolunda örgütleyecek ve toparlayacak; hainleri ve dönekleri acımasızca geriye püskürtecek; ve "belli-belirsiz umutlarla" değil de, devrimin yeniden geleceğine ilişkin bilimsel temele dayanan inancın yolgöstericiliğiyle yürüyecektir. [sayfa 235)


      Eylül 1911


      (Türkçe çevirisi,
      Vahap Erdoğdu tarafından yapılmış ve
      "Marx-Engels-Marksizm" içinde [s: 222-235] yayınlanmıştır.
      Sol Yayınları, İkinci Baskı, Mayıs 1990, -Birinci Baskı, Kasım 1976)




Dipnotlar


[1*] Parti yandaşı menşevik Dnevnitski'nin, Larin'in reformculuğu ve Martov'un kaçamakları konusunda Tartışma Bülteni'nin 3. sayısında (partimizin merkez organına ek) yaptığı haklı uyarmalarla karşılaştırın.
[65] Montanyar ve Jironden — 18. yüzyılın sonunda Fransız burjuva devrimi sırasında, burjuvazinin iki siyasal grubu. Montanyarlar ya da jakobenler, o zamanın devrimci sınıfı olan burjuvazinin, mutlakiyetin ve feodal sistemin kaldırılmasından yana olan daha kararlı temsilcilerine verilen addır. Öte yandan, jirondenler devrim ile karşı-devrim arasında yalpalıyorlardı, politikaları ise monarşi ile uzlaşma politikasıydı.
Lenin, "sosyalist jirond" deyimini sosyal-demokrat hareket içindeki oportünist eğilimi için, "montanyar" ya da proleter jakoben terimini ise devrimci sosyal-demokratlar için kullanıyordu.
[66] Kırsal yöneticiler — Çarlık Rusyası'nda toprak sahibi soylular tarafından atanan ve idari ve adli görevler yapan bir kırsal memur.



Sayfa başına gidiş