Viladimir İliç Lenin
"Halkın Dostları" Kimlerdir? ve Sosyal-Demokratlara Karşı Nasıl Savaşırlar?


V. İ. Lenin'in "Çto takoye 'Druzya Naroda' i kak oni voyuyut protiv Sotsial-Demokratov?", (1894) adlı yapıtının İngilizcesinden (What the "Friends of the People" are and how they Fight the Social-Demokrats - A Reply to Articles in Ruskaye Bogatstvo Opopsing the Markxists, Progress Publichers, Moscow 1970) "Halkın Dostları" Kimlerdir ve Sosyal-Demokratlara Karşı Nasıl Savaşırlar? (Ruskoye Boğatstvo'da Yayınlanmış Marksistlere Karşı Makalelere Yanıt) adı ile Sol Yayınları tarafandın Eylül 1996 (Birinci baskı: Mart 1976; ikinci baskı: Ocak 1978; üçüncü baskı: Ağustos 1979; dördüncü baskı: Mart 1990) tarihinde yayınlanmıştır.

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir.
erisyay@kurtuluscephesi.org
Özgün biçimiyle Acrobat Reader formatında:
"Halkın Dostları" Kimlerdir (716 KB)


İ Ç İ N D E K İ L E R

7       Birinci Kısım
80             Yayıncnın Notu
81             Bu Baskıya Not
82       Üçüncü Kısım
185             Ek I
192             Ek II
211             Ek III
218       Açıklayıcı Notlar








Halkın Dostları" Kimlerdir?
ve Sosyal-Demokratlara Karşı Nasıl Savaşırlar? [
1]
(Ruskoye Bogatstvo’da Yayınlanmış Marksistlere Karşı Makalelere Yanıt)



BİRİNCİ KISIM

      RUSKOYE BOGATSTVO
[
2] sosyal-demokratlara karşı bir kampanya açmıştır. Geçen yıl, n° 10'da, bu derginin önde gelen adamlarından biri, bay N. Mihaylovski, "bizim sözde marksistlerimize, ya da sosyal-demokratlara"[3] karşı yakında bir "polemik" yayınlanacağı haberini verdi. Ardından, bay S. Krivenko'nun, "Serbest Kültür Yazarlarımız" başlıklı makalesi (n° 12), ve bay N. Mihaylovski'nin "Yazın ve Yaşam"ı (Ruskoye Bogatstvo, 1894, n° 1 ve 2) geldi. Ekonomik gerçekliklerimiz üzerine derginin kendi görüşlerine gelince, bu, bay S. Yujakov tarafından "Rusya'nın Ekonomik Gelişmesinin Sorunları" başlıklı makalede (n° 11 ve 12) en tam biçimde anlatılmıştır. Dergilerinde, genel olarak "halkın" gerçek "dostları'nın fikirlerini ve taktiklerini sunduklarını iddia ettikleri halde, bu beyler, sosyal-demokrasinin baş düşmanlarıdır. Onun için, bu "halkın dostlarına, onların marksizmi [sayfa 7] eleştirilerine, düşüncelerine ve taktiklerine daha yakından bir gözatalım.
     
      BAY N. Mihaylovski, dikkatini, esas olarak, marksizmin teorik ilkelerine veriyor ve bu yüzden materyalist tarih anlayışının özel bir araştırmasını yapıyor. Bu öğretiyi açıklayan ciltler dolusu marksist yazının içeriğini genel olarak özetledikten sonra, bay Mihaylovski, eleştirisini aşağıdaki tiratla açıklıyor:
      "Her şeyden önce" diyor, "doğal olarak şu soru ortaya çıkar: Marx, yapıtlarından hangisinde materyalist tarih anlayışını açıkladı? Kapital 'de bütün ekonomik yazının ve ilgili gerçeklerin titiz bir araştırılmasıyla, mantıksal gücün geniş bilgi ile birleştirilmesinin bir örneğini verdi. Ekonomi biliminin çoktandır unutulmuş ya da bugün kimse tarafından bilinmeyen teorisyenlerini güm sığına çıkardı ve fabrika müfettişleri raporlarında ya da uzmanlar tarafından çeşitli özel komisyonlara sunulan kanıtlarda yeralan en küçük ayrıntıları bile ihmal etmedi; kısacası, kısmen ekonomik teorileri için savlar sağlamak, kısmen de onları örneklerle açıklamak için bu büyük olgusal malzeme yığınını inceledi. Eğer 'tümüyle yeni' bir tarihsel süreç anlayışını yaratmış olsaydı, eğer insanlığın tüm geçmişini yeni bir görüş açısından açıklamış ve tarih felsefesi üzerine bugüne dek varolmuş olan teorileri özetlemiş olsaydı, kuşkusuz, bunları da aynı şevkle yapardı: Aslında tarihsel sürecin tüm bilinen teorilerini gözden geçirmiş ve eleştirel bir tahlilini yapmıştır, ve dünya tarihine ait bir yığın olguyu, işlemiştir. Marksist yazında pek adet olan Darwin'le karşılaştırma, bu fikrin daha da çok doğrulanmasını sağlar. Darwin'in tüm çalışması neye varır? Gerçek bir olgusal malzeme dağını taçlandıran, yakın karşılıklı ilişki içinde bulunan bazı genel fikirlere. Ama Marx'ta buna uygun düşen çalışma nerededir? Böyle bir şey yoktur. Ve Marx'ın böyle bir çalışması yalnızca varolmamakla kalmıyor, ciltler dolduran ve yaygın niteliğine karşın tüm marksist yazında da hiç bulunamıyor." [sayfa 8]
      Tüm tirat pek tipiktir ve kamuoyunun, Kapital’i ve Marx'ı ne denli az anladığını görmemize yardımcı olmaktadır. Davasını ortaya koyuşundaki çok büyük inandırıcılık altında ezilerek, Marx'ın önünde yerlere kadar eğiliyor ve onu övüyorlar ve aynı zamanda da onun öğretisinin temel içeriğini tümüyle gözden yitiriyor ve "öznel toplumbilim"in eski şarkılarını söylemeye pek sakin bir biçimde devam ediyorlar. Bununla ilgili olarak, insan, Kautsky'nin, Marx'ın ekonomik öğretileri üzerine yazdığı kitabının başına koymak için seçtiği pek yerinde alıntıyı anımsamadan edemiyor:
     
      Wer wird nicht einen Klopstock loben?
      Doch wird ihn jeder lesen? Nein.
      Wir wollen weniger erhoben,
      Und fleissiger gelesen sein
![1*]
     
      Tam da böyle! Bay Mihaylovski, Marx'ı daha az övmeli ve onu daha gayretle okumalı, ya da daha iyisi, okuduğuna daha ciddi eğilmelidir.
      "Kapital'de, Marx, bize, mantıksal gücün geniş bilgi ile birleştirilmesinin bir örneğini verdi", diyor bay Mihaylovski. Bu tümcede, bay Mihaylovski, bize, özden yoksunlukla birleştirilmiş parlak bir tümce örneği veriyor — bir marksist de böyle demiş. Ve bu gözlem, çok haklı bir gözlemdir. Gerçekten de, Marx'ın bu mantıksal gücü kendini nasıl ortaya koydu? Etkileri nelerdi? Bay Mihaylovski'nin yukarıdaki tiradını okurken, insan sanabilir ki, bu güç, tümüyle, terimin en dar anlamıyla, "ekonomik teoriler" üzerinde yoğunlaşmıştır — bundan öte bir şey değil. Ve bay Mihaylovski, Marx'ın mantık gücünü ortaya koyduğu alanın dar sınırlarını daha da çok vurgulamak için, "en küçük ayrıntılar", "titizlik", "kimsenin bilmediği teorisyenler" vb. üzerinde önemle durmaktadır. Marx, bu teorilerin kurulma yöntemlerine esas olarak yeni ya da dikkate değer hiçbir şey katmamış, ekonomi [sayfa 9] biliminin sınırlarını, onları genişletmeksizin, bilimin kendisinin "tamamen yeni" bir kavramını getirmeksizin, daha önceki iktisatçıların bıraktığı yerde bırakmış gibi görünebilir. Oysa, Kapital’i okumuş olan herhangi biri, bunun kesinlikle doğru olmadığını bilir. Bununla ilgili olarak, insan, bay Mihaylovski'nin onaltı yıl önce o kaba burjuva bay Y. Jukovski ile tartışırken, Marx hakkında neler yazdığını anımsamadan edemiyor.[4] Belki zaman farklıydı, belki duygular daha tazeydi — ne olursa olsun bay Mihaylovski'nin makalesinin gerek tonu, gerekse içeriği o zamanlar tümüyle farklıydı.
      "Karl Marx, Kapital’ine değinirken,'... Bu çalışmanın sonal amacı, modern toplumun gelişme yasasını [orijinalinde: Das ökonomische Bewegungsgesetz — hareketin ekonomik yasası] açıkça ortaya koymaktadır', diyor ve bu programa sıkı sıkıya bağlı kalıyor." Bay Mihaylovski, 1877'de böyle diyordu. Sıkı sıkıya bağlı kalınan —eleştirmenin kabul ettiği gibi— bu programı daha yakından inceleyelim. Bu, "modern toplumun ekonomik gelişme yasasını açıkça ortaya koymaktır.
      Formülasyonun kendisi, karşımıza, açıklama gerektiren birkaç soru çıkarıyor. Kendisinden önce gelen bütün iktisatçılar, genel olarak, toplumdan sözettikleri halde, Marx, neden "modern" toplumdan sözeder? "Modern" sözcüğünü hangi anlamda kullanır, bu modern toplumu hangi özelliklerle ayırdeder? Ve dahası, toplumun hareketinin ekonomik yasası ile ne kastedilmektedir? İktisatçıların —ve bu arada belirtelim ki, bu Ruskoye Bogatstvo'nun dahil olduğu ortamın yazarlarının ve iktisatçılarının gözde fikirlerinden biridir—, yalnızca değerlerin üretiminin salt ekonomik yasalara bağımlı olduğunu, oysa dağılımın siyasete, hükümetin, aydınların vb. toplum üzerine yaptığı etkinin niteliğine bağlı olduğunu ilan ettiklerini duymaya alışmışızdır. Ö halde Marx, toplumun hareketinin ekonomik yasasından, hatta bu yasaya bir doğa yasası —Naturgesetz— diye değinerek, hangi anlamda sözediyor? Bizim yerli toplumbilimcilerimizden pek [sayfa 10] çoğu, toplumsal görüngülerin, doğal tarihin görüngülerinden özellikle ayrı olduğunu, ve bu yüzden birincinin araştırılmasının kesinlikle ayrı bir "öznel toplumbilim yöntemi" gerektirdiğini göstermek için sayfalar doldururlarken bunu nasıl anlayacağız?
      Bütün bu duraksamalar doğal ve zorunlu olarak doğarlar ve, kuşkusuz, ancak tam bir karacahil, Kapitalden sözederken bunlardan kaçınır. Bu soruları aydınlatmak için, önce, Kapital’in aynı önsözünden —yalnızca birkaç satır daha aşağıda olan— bir pasaj daha aktaracağız.
      "Benim görüş açımdan]" diyor Marx, "toplumun ekonomik biçimlenişinin evrimine, doğal tarihin bir süreci olarak bakılır."[5]
      Kapital
’in, söylendiği gibi, sıkı bir tutarlılık ve ender bir mantık gücü ile sürdürülen temel fikrinin burada olduğunu görmek için, örneğin "Önsöz"den az önce aktarılan bu iki pasajı karşılaştırmak yetecektir. Önce bütün bunlara ilişkin iki duruma değinelim: Marx, bir "toplumun ekonomik biçimlenişi"nden; yalnızca kapitalist biçimlenişten sözediyor, yani yalnızca bu biçimlenişin gelişmesinin yasasını araştırdığını söylüyor, başkasınınkini değil. Bu birincisi. İkinci olarak da, Marx'ın bu çıkarsamaları yaparken kullandığı yöntemlere değinelim. Az önce bay Mihaylovski'den duyduğumuz gibi, bu yöntemler, "ilgili gerçeklerin titiz bir araştırılması"ndan oluşur.
      Şimdi, bizim öznel filozoflarımızın böylesine bir ustalıkla kaçınmaya çalıştığı Kapital’in temel fikrini inceleyelim. Toplumun ekonomik biçimlenişi kavramı, uygun deyimiyle, neden oluşur? Ve böyle bir biçimlenişin gelişmesine hangi anlamda doğal tarihin bir süreci gözü ile bakılabilir ve bakılmalıdır? — Şimdi karşımıza çıkan sorular bunlardır. Daha önce de belirtmiştim ki, eski (Rusya için eski değil) iktisatçılar ve toplumbilimciler açısından, toplumun ekonomik biçimlenişi kavramı tamamen gereksizdir: bunlar genel olarak toplumdan sözederler, Spencerler[6] ile genel olarak toplumun amacı ve özü vb. konusunda tartışırlar. Bu öznel toplumbilimciler, [sayfa 11] uslamlamalarında, şöyle tezlere dayanırlar — toplumun amacı tüm üyelerine yararlı olmaktır, bu yüzden adalet şöyle şöyle bir örgütlenme gerektirir ve bu ideal örgütlenme ile uyumlu olmayan bir sistem ("toplumbilim bir ütopya ile işe başlamalıdır" — öznel yöntemin yazarlarından biri olan bay Mihaylovski'ye ait olan bu sözler, onların yöntemlerinin özünü çok güzel göstermektedir) normal değildir ve bir yana bırakılması gerekir. Örneğin, bay Mihaylovski şunu öne sürüyor: "Toplumbilimin esas görevi, insan doğasının herhangi bir özel gereksinmesinin karşılandığı toplumsal koşulları araştırmaktır." Gördüğünüz gibi, bu toplumbilimciyi ilgilendiren şey, yalnızca insan doğasını tatmin eden bir toplumdur, bazı tuhaf ve üstelik de, çoğunluğun azınlık tarafından kökleştirilmesi gibi, "insan doğası" ile çok uyumsuz bir olguya dayanabilen toplum biçimleri değil. Ayrıca görüyorsunuz ki, bu toplumbilimcinin görüş açısından, toplumun gelişmesine doğal tarihin bir süreci gözü ile bakmak sözkonusu olamaz. ("Bir şeyi istenen ya da istenmeyen olarak kabul ettikten sonra, toplumbilimci, istenenin gerçekleştirebileceği ya da istenmeyenin safdışı edilebileceği" — "filan ideallerin gerçekleştirilebileceği" — "koşulları keşfetmelidir" — işte bu aynı bay Mihaylovski'nin düşüncesidir.) Üstelik, gelişmeden bile sözedilemez, yalnızca, "istenen"in dışına çıkan çeşitli sapmalardan, tarihte bir sonuç olarak... insanların yeterince zeki olmamalarının, insan doğasının ne istediğini gerektiği gibi anlayamamalarının, böyle ussal bir sistemin gerçekleştirilmesinin koşullarını keşfedememelerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan "kusurlar"dan sözedilebilir. Açıktır ki, Marx'ın toplumsal-ekonomik biçimlenişlerin gelişmesinin doğal tarihin bir süreci olduğu yolundaki düşüncesi, toplumbilimin adına sahip çıkan bu çocukça ahlak anlayışını ta kökünden yıkar. Marx, bu temel fikre nasıl ulaşmıştır? Ekonomik alanı toplumsal yaşamın çeşitli alanlarından ayırarak, üretim ilişkilerini temel, en önemli tüm öteki ilişkileri belirleyen ilişkiler olarak bütün öteki ilişkilerden ayırarak. Marx'ın kendisi, bu sorun üzerindeki uslamlama yolunu şöyle tanımlar: [sayfa 12]
      "Kafamda biriken kuşkuları gidermek için ilk giriştiğim çalışma, hegelci hukuk felsefesini[2*] eleştirici bir gözle yeniden gözden geçirmek oldu. ... Araştırmalarım, devlet biçimleri kadar hukuksal ilişkilerin de ne kendilerinden, ne de iddia edildiği gibi insan zihninin genel evriminden anlaşılamaya-cağı, tam tersine, bu ilişkilerin köklerinin, Hegel'in 18. yüzyıl İngiliz ve Fransız düşünürlerinin örneğine uyarak 'sivil toplum' adı altında topladığı maddi varlık koşullarında bulundukları, ve sivil toplumun anatomisinin de, ekonomi politiğin içinde aranması gerektiği sonucuna ulaştı. ... Ulaşmış olduğum ... genel sonuç, kısaca şöyle formüle edilebilir: varlıklarının toplumsal üretiminde, insanlar, ... belirli ilişkiler kurarlar; bu üretim ilişkileri, onların maddi üretici güçlerinin belirli bir gelişme derecesine tekabül eder. Bu üretim ilişkilerinin tümü, toplumun iktisadi yapısının, belirli toplumsal bilinç şekillerine tekabül eden bir hukuksal ve siyasal üstyapının, üzerinde yükseldiği gerçek temeli oluşturur. Maddi yaşamın üretim tarzı, genel olarak toplumsal, siyasal ve entelektüel yaşam sürecini koşullandırır. İnsanların varlığını belirleyen şey, bilinçleri değildir; tam tersine, onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır. Gelişmelerinin belirli bir aşamasında toplumun maddi üretici güçleri, o zamana kadar içinde hareket ettikleri mevcut üretim ilişkilerine, ya da bunların hukuksal ifadesinden başka bir şey olmayan mülkiyet ilişkilerine ters düşerler. Üretici güçlerin gelişmesinin biçimleri olan bu ilişkiler, onların engelleri haline gelirler. O zaman bir toplumsal devrim çağı başlar. İktisadi temeldeki değişme, kocaman üstyapıyı, büyük ya da az bir hızla altüst eder. Bu gibi altüst oluşların incelenmesinde, daima, iktisadi üretim koşullarının maddi altüst oluşu ile —ki, bu, bilimsel bakımdan kesin olarak saptanabilir—, hukuksal, siyasal, dinsel, artistik ya da felsefi biçimleri, kısaca, insanların bu çatışmanın bilincine vardıkları ve onu sonuna kadar götürdükleri ideolojik biçimleri ayırdetmek gerekir. [sayfa 13]
      Nasıl ki, bir kimse hakkında, kendisi için taşıdığı fikre dayanılarak bir hüküm verilmezse, böyle bir altüst oluş dönemi hakkında da, bu dönemin kendi kendini değerlendirmesi gözönünde tutularak bir hükme varılamaz, tam tersine, bu değerlendirmeleri maddi yaşamın çelişkileriyle, toplumsal üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çatışmayla açıklamak gerekir. ... Geniş çizgileriyle, Asya üretim tarzı, antik-çağ, feodal ve modern burjuva üretim tarzları, toplumsal-ekonomik biçimlenmenin ileriye doğru gelişen çağlan olarak nitelendirilebilirler."[7]
      Toplumbilimdeki bu materyalizm fikri, aslında dahice bir darbe idi. Doğal olarak, şimdilik yalnızca bir varsayımdı, ama tarihsel ve toplumsal sorunlara kesinlikle bilimsel bir yaklaşım olanağını ilk kez yaratan bir varsayım. O zamana kadar, üretim ilişkileri gibi en basit temel ilişkilere nasıl inileceğim bilmeyen toplumbilimciler, siyasal ve yasal biçimlerin doğrudan araştırılması ve incelenmesine girişmişler, bu biçimlerin sözkonusu dönemde insanlığın bazı düşüncelerinden doğduğu gerçeği ile karşılaşmışlar — ve burada durmuşlardı; toplumsal ilişkiler insanlar tarafından bilinçli olarak kurulmuş gibi görünüyordu. Contrat social[8] fikrinde (bunun izleri bütün ütopik sosyalizm sistemlerinde çok belirgindir) tam olarak ifade edilen bu sonuç, tüm tarihsel gözlemlerle tam bir çelişki içindeydi. Toplumun üyeleri, hiçbir zaman, içinde yaşadıkları toplumsal ilişkiler toplamını, kesin, bütün halinde, belli bir ilkeye bürünmüş bir şey olarak düşünmemişlerdir, bugün durum böyle değildir; tersine, halk yığını kendini bu ilişkilere bilinçsiz olarak uyarlar, ve özel tarihsel toplumsal ilişkiler olarak onları o kadar az kavramıştır ki, örneğin insanların yüzyıllar boyunca içinde yaşadıkları değişim ilişkilerinin bir açıklaması ancak son zamanlarda bulunmuştur. Materyalizm, tahlili derinleştirerek, onu insanın toplumsal fikirlerinin kaynağına taşıyarak bu çelişkiyi giderdi; onun, fikirlerin akışının şeylerin akışına bağlı olduğu yolundaki vargısı, bilimsel psikoloji ile bağdaşan tek vargıdır. Üstelik, ve daha başka bir açıdan, bu varsayım, ilk kez, [sayfa 14] toplumbilimi bilim düzeyine çıkardı. O zamana kadar, toplumbilimciler, toplumsal görüngülerin karmaşık ağında, önemli olan ile önemli olmayanı ayırdetmekte zorluk çekmişler (toplumbilimdeki öznelciliğin kökü budur) ve böyle bir ayrım için herhangi bir nesnel ölçüt bulamamışlardı. Materyalizm, üretim ilişkilerini toplumun yapısı olarak kurtararak ve öznelcilerin toplumbilime uygulanabilirliğini reddettikleri genel bilimsel yinelenme ölçütünün bu ilişkilere uygulanmasını olanaklı kılarak, kesinlikle nesnel bir ölçüt sağladı. Onlar ideolojik toplumsal ilişkilerle (yani, biçimlenmeden önce insanın bilincinden geçenler gibi[3*]) yetindikleri sürece, çeşitli ülkelerin toplumsal görüngülerindeki yinelenmeyi ve düzenliliği gözlemleyemiyorlardı ve onların bilimleri, olsa olsa bu görüngülerin yalnızca bir tanımı, hammaddelerin toplanması olarak kalıyordu. Maddi toplumsal ilişkilerin tahlili (yani insanın bilincinden geçmeksizin biçimlenen ilişkilerin tahlili: insanlar ürünleri değişirlerken burada bir toplumsal üretim ilişkisi olduğunu bile farketmeden üretim ilişkilerine girerler) — maddi toplumsal ilişkilerin tahlili, yinelenmenin ve düzenliliğin gözlemlenmesini ve çeşitli ülkelerdeki sistemlerin şu tek temel kavramda genelleştirilmesini hemen olanaklı kıldı: toplumsal biçimlenme. Toplumsal görüngülerin tanımından (ve bunların bir ideal açısından değerlendirilmelerinden), örneğin, bir kapitalist ülkeyi diğerinden ayıran şeyi bir yana koyan ve hepsi için ortak olanı inceleyen, kesinlikle bilimsel tahlillerinin ilerleyişini olanaklı kılan şey, yalnızca bu genelleme oldu.
      Üçüncüsü ve sonuncusu, bu varsayımın bilimsel bir toplumbilimini ilk kez olanaklı kılmasının bir başka nedeni de, yalnızca toplumsal ilişkilerin üretim ilişkilerine ve bu sonuncuların da üretken güçlerin düzeyine indirilmesinin, toplum biçimlenmelerindeki gelişmenin doğal tarihin bir süreci olduğu anlayışına sağlam bir temel sağlamasıdır. Ve söylemeye gerek yok ki, böyle bir görüş olmaksızın hiçbir toplumbilim [sayfa 15] olamaz. (Örneğin, öznelciler, tarihsel görüngülerin yasaya uyduğunu kabul etmelerine karşın, bunların evrimine doğal tarihin bir süreci olarak bakmıyorlardı, çünkü insanların toplumsal fikirleri ve amaçları karşısında birdenbire duruyor ve bunları maddi toplumsal ilişkilere indirgeyemiyorlardı.)
      Oysa bu varsayımı kırklarda ifade etmiş olan Marx, bunun ardından gerçeklere ilişkin (nota bene) malzemeyi incelemeye girişti. Toplumsal-ekonomik biçimlenmelerden birini —meta üretimi sistemini— ele aldı ve (en az yirmibeş yıl incelediği) geniş bir veriler yığınına dayanarak bu biçimlenmenin işleyişini ve gelişmesini yöneten yasaların en ayrıntılı bir tahlilini verdi. Bu tahlil, yalnızca toplumun bireyleri arasındaki üretim ilişkilerine ayrılmıştır: Açıklamalarda, üretim ilişkileri alanı dışındaki özelliklere hiç başvurulmamıştır. Marx, toplumsal ekonominin meta örgütlenmesinin nasıl geliştiğini; nasıl kapitalist örgütlenmeye dönüştüğünü ve uzlaşmaz karşıt (üretim ilişkilerinin sınırları içinde uzlaşmaz karşıt) sınıflan, burjuvaziyi ve proletaryayı yarattığını; nasıl toplumsal emeğin üretkenliğini geliştirdiğini ve bunu bizzat bu kapitalist örgütlenmenin temelleriyle çözümlenemez bir biçimde çelişik bir öğe haline getirdiğini görmek olanağını sağladı.
      İşte Kapital’in iskeleti budur. Ama tüm sorun, Marx'ın bu iskeletle yetinmemesi, terimin olağan anlamıyla "ekonomik teori" ile yetinmemesi, belli bir toplum biçimlenmesinin yapısını ve gelişmesini yalnızca üretim ilişkileriyle açıklarken, gene de her yerde ve aralıksız olarak, bu üretim ilişkilerine tekabül eden üstyapıyı dikkatle incelemesi ve iskelete can ve kan vermesidir. Kapital’in böyle büyük bir başarı kazanmasının nedeni, bir "Alman iktisatçısının yazdığı bu kitabın, okura, tüm kapitalist toplumsal biçimlenmeyi, yaşayan bir şey gibi — günlük yönleriyle, üretim ilişkilerinin yapısında bulunan uzlaşmaz sınıf karşıtlığının gerçek toplumsal görünüşüyle, kapitalist sınıfın egemenliğini koruyan siyasal burjuva üstyapısıyla, burjuva özgürlük, eşitlik vb. [sayfa 16] fikirleriyle, burjuva aile ilişkileriyle göstermiş olmasındadır. Şimdi Darwin'le karşılaştırmanın tamamen doğru olduğu açıklığa kavuşacaktır: Kapital, "gerçek bir olgusal malzeme dağını taçlandıran, yakın karşılıklı ilişki içinde bulunan bazı genel fikirler"den başka bir şey değildir. Ve eğer herhangi bir kimse Kapital’i okumuş ve bu genel fikirleri farketmemenin bir yolunu bulmuşsa, bu, görmüş olduğumuz gibi, bu fikirlere önsözde bile işaret etmiş olan Marx'ın kusuru değildir. Hepsi bu değil; böyle bir karşılaştırma yalnızca dışsal yönden değil (ki, bu, bilinmeyen bazı nedenlerden ötürü bay Mihaylovski'yi özellikle ilgilendiriyor), içsel yönden de doğrudur. Nasıl ki Darwin, hayvan ve bitki türlerinin bağlantısız, raslansal, "tanrı tarafından yaratılmış", ve değişmez olduğu görüşüne bir son verdiyse ve türlerin değişebilirliği ve ardıllığını yerleştirerek biyolojiyi ilk kez kesinlikle bilimsel bir temele oturttuysa, Marx da, toplumun, yetkilerinin isteği ile (ya da isterseniz, toplumun ve hükümetin isteği ile) her türlü değişikliğe izin veren ve gelişigüzel doğan ve gelişen, mekanik bir bireyler toplamı olduğu görüşüne son verdi ve belli üretim ilişkilerinin toplamı olarak toplumun ekonomik biçimlenişi kavramını yerleştirerek, böyle biçimlenişlerin, doğal tarihin bir süreci olduğu gerçeğini yerleştirerek, toplumbilimi ilk kez bilimsel bir temel üzerine oturttu.
      Şimdi —Kapital’in çıkışından beri— tarihin materyalist anlayışı artık bir varsayım değil, bilimsel olarak tanıtlanmış bir önermedir. Ve bir toplum biçimlenişinin —toplum biçimlenişi, dikkat edin, bir ülkenin ya da halkın ya da hatta sınıfın vb. yaşam biçimi değil— gelişmesinin ve işleyişinin bilimsel bir açıklamasını vermek için girişilen bir başka çaba ile, "ilgili gerçeklere" materyalizmin getirdiği kadar düzen getirebilecek, yani onun gibi, belli bir biçimlenişin kesin bir bilimsel açıklamasını yaparken onu canlı bir görünüm olarak sunabilecek. 6lan bir başka çaba ile karşılaşıncaya kadar — o zamana kadar materyalist tarih anlayışı, toplumsal bilimle eşanlama gelecektir. Materyalizm, bay Mihaylovski'nin düşündüğü gibi "esas olarak bilimsel bir tarih anlayışı" değil, [sayfa 17] tek bilimsel tarih anlayışıdır.
      Ve şimdi, Kapital'i, onda hiçbir materyalizm keşfetmek-sizin okumuş insanların varolması gerçeğinden daha komik bir şey düşünebilir misiniz? Nerede bu materyalizm, diye bay Mihaylovski içten bir şaşkınlıkla soruyor.
      Mihaylovski, Komünist Manifesto’yu okumuş ve onun modern sistemlere ilişkin —hukuksal, siyasal, ailesel, dinsel ve felsefi— açıklamasının materyalist bir açıklama olduğunu ve hatta sosyalist ve komünist teorilerin eleştirisinin bile, bunların köklerini filan ya da falan üretim ilişkilerinde aradığını ve bulduğunu farkedememiştir.
      Felsefenin Sefaleti
'ni okumuş ve Proudhon'un toplumbilimine ilişkin tahlilinin, materyalist açıdan yapıldığını, en değişik tarihsel sorunlar için Proudhon'un ileri sürdüğü çözümün eleştirisinin materyalizmin ilkelerine dayandığını, ve bu sorunların çözümü için verilerin nerede aranması gerektiğine ilişkin yazarın kendisine ait tüm belirtmelerin, üretim ilişkilerine değinmelerle aynı şey olduğunu farkedememiştir.
      Kapital
'i okumuş ve önünde, toplumun bir —en karmaşık— biçimlenişinin, bilimsel, materyalist tahlilinin bir modelinin, herkesçe kabul edilen ve kimsenin aşamadığı bir modelinin durduğunu görememiştir. Ve şimdi de oturmuş, güçlü kafasını şu derin sorun için yoruyor: "Marx, yapıtlarından hangisinde materyalist tarih anlayışını açıklamıştır?"
      Marx'ı tanıyan herhangi biri, bu soruyu, bir başka soruyla yanıtlayabilir: Yapıtlarından hangisinde Marx, materyalist tarih anlayışını açıklamamıştır? Ama bay Mihaylovski, Marx'ın materyalist araştırmalarını, herhalde, bunlar ancak Karayev gibileri tarafından "Ekonomik Materyalizm" başlığı altında tarih üzerine ukalaca bir yapıtta sınıflandırıldıkları ve gereken biçimde listelendikleri zaman öğrenecek.
      Ama en komik olanı da, bay Mihaylovski'nin, Marx'ı "tarihsel sürecin tüm bilinen teorilerini gözden geçirmiş (sicl[4*])" olmamakla suçlamasıdır. Gerçekten de pek eğlendirici. Bu teorilerden onda-dokuzu neden oluşmuştu? Toplum nedir, [sayfa 18] ilerleme nedir vb. üzerine salt önsel, dogmatik, soyut sözlerden oluşmuştu. (Kasıtlı olarak, bay Mihaylovski'nin pek beğendiği örnekleri ele alıyorum.) Ama bu durumda, bu teoriler, tam da varoldukları için yararsızdırlar, temel yöntemlerinden dolayı, tam ve umutsuz metafizikliklerinden dolayı yararsızdırlar. Çünkü toplum nedir, ilerleme nedir diye sorarak işe başlamak, sondan başlamak demektir. Eğer bir tek toplumsal biçimlenmeyi özel olarak incelemediyseniz, eğer bu kavramı bile oturtamadıysanız, eğer gerçeklere ilişkin ciddi bir araştırmaya, herhangi bir türden toplumsal ilişkilerin nesnel bir tahliline bile yaklaşamadıysanız, genel olarak toplum ve ilerleme anlayışını nereden elde edeceksiniz? Bu, metafiziğin en açık bir belirtisidir, her bilim de onunla başlar, insanlar gerçekleri incelemeye nasıl girişeceklerini bilmedikleri sürece, daima, önsel, genel teoriler icat etmişlerdir, bunlar hep kısır olmuştur. Kimyasal süreçlerin gerçeklere ilişkin bir araştırmasını hâlâ yapamayan metafizikçi-kimyager, bir güç olarak kimyasal birleşme eğilimi hakkında bir teori uydurur. Metafizikçi-biyolog, yaşamın niteliğinden ve dirimsel güçten sözeder. Metafizikçi-psikolog, ruhun niteliği üzerine tartışır. Burada saçma olan, yöntemin kendisidir. Özel olarak ruhsal süreçleri açıklamadan ruh hakkında tartışamazsınız: Burada, ilerleme, tam da, ruhun niteliği üzerine genel teorilerden ve felsefi sözlerden vazgeçilmesinden ve özel ruhsal süreçlere ilişkin gerçeklerin incelenmesinin bilimsel bir temele oturtulabilmesinden ibarettir. Bu yüzden bay Mihaylovski'nin suçlaması, tüm yaşamını (tek bir ruhsal olguyu, hatta en basitini bile nasıl açıklayacağını tam olarak bilmeden) ruhun niteliği üzerine "araştırmalar" yazmakla geçiren ve sonra da bilimsel bir psikologu ruh konusundaki bütün bilinen teorileri gözden geçirmemiş olmakla suçlayan metafizikçi-psikoloğun suçlamasının aynısıdır. Bilimsel psikolog, felsefi ruh teorilerini bir yana atmış ve ruhsal görüngülerin —sinirsel süreçlerin— dayandığı malzemenin doğrudan bir incelemesine girişmiş ve örneğin bir ya da daha fazla psikolojik sürecin bir tahlilini ve açıklamasını [sayfa 19] yapmıştır. Bizim metafizikçi-psikolog da bunu okur ve över: Süreçlerin tanımı ve gerçeklerin incelenmesi iyi olmuş der; ama tatmin olmamıştır. Çevresindekilerin, bu bilim adamının yarattığı kesinlikle yeni psikoloji kavramından, onun özel bilimsel psikoloji yönteminden sözettiklerini duyunca, heyecanla "afedersiniz" diye bağırır. Filozof da "afedersiniz" diye hararetle bağırır, "hangi yapıtta bu yöntem açıklanmıştır? Baksanıza, bu yapıt, 'yalnızca gerçekleri' içeriyor. Onda 'tüm bilinen felsefi ruh teorilerinin', bir gözden geçirilmesinin izi bile yok. O hiç de doyurucu bir yapıt değil!"
      Aynı biçimde, kuşkusuz, Kapital de, toplumun niteliği hakkındaki a priori[5*] kanıtların kısırlığını farketmeyen ve böyle yöntemlerin, sorunun incelenmesine ve aydınlanmasına katkıda bulunacak yerde, yalnızca "toplum" kavramına, ya İngiliz esnafının burjuva fikirlerini ya da Rus demokratının küçük-burjuva sosyalist ideallerini kurnazca sokmaya yaradığını —bundan öte bir şeye yaramadığını— anlamayan bir metafizikçi-toplumbilimci için uygun yapıt değildir. Bu yüzden, olsa olsa içinde yaşadıkları dönemin toplumsal fikirlerinin ve ilişkilerinin bir belirtisi olan ve insanın, birkaç tane, ama gerçek (ve "insan doğası ile uyum içinde olan" değil) toplumsal ilişkiyi anlamasını bir kılpayı ilerletmeyen bütün bu tarih felsefesi teorileri sabun köpüğü gibi doğarlar ve sönerler. Marx'ın bu bakımdan attığı dev adım, tamı tamına, genel olarak toplum ve ilerleme hakkındaki tartışmaları bir yana bırakmasından ve bir toplumun ve bir ilerlemenin bilimsel bir tahlilini yaratmış olmasındandır — kapitalist toplum ve ilerlemesi. Ve bay Mihaylovski, onu, sondan değil de baştan başlamakla, sonal sonuçlarla değil de, gerçeklerin bir tahlili ile, bu toplumsal ilişkilerin genel olarak neden oluştuğu hakkında genel teorilerle değil de, özel, tarihsel olarak belirlenmiş toplumsal ilişkilerin bir incelemesiyle işe başlamış olmakla suçluyor! Ve soruyor: "Uygun yapıt nerede?" Ya, demek öyle, pek akıllı öznel toplumbilimci!!
      Eğer bizim öznel filozofumuz materyalizmin doğruluğunun [sayfa 20] nerede, hangi yapıtta kanıtlandığı konusunda salt bir şaşkınlıkla yetinmiş olsaydı, işler o kadar kötü olmayacaktı. Ama materyalist tarih anlayışının bırakın kanıtlanmasını, bir açıklamasını bile hiçbir yerde bulamamış olmasına karşın (ve belki de bulamadığı için), bu öğretiye hiçbir zaman öne sürmediği savlar yüklemektedir. Blos'dan, Marx'ın tamamen yeni bir tarih anlayışı ilan ettiği anlamında bir pasaj aktarıyor ve hemen bu teorinin "insanlığa, geçmişini açıklamış" olmak "insanlığın tüm (sicil?) geçmişini" açıklamış olmak vb. iddiasında bulunduğunu bildiriyor. Ama bu kesinlikle yanlıştır! Teori yalnızca kapitalist toplumsal örgütlenmeyi açıklamak iddiasındadır, başkasını değil. Eğer materyalizmin bir toplumsal biçimlenmenin tahliline ve açıklamasına uygulanışı böyle parlak sonuçlar verdiyse, tarihte, materyalizmin, daha şimdiden, salt bir varsayım olmaktan çıkması ve bilimsel olarak denenmiş bir teori haline gelmesi çok doğaldır; böyle bir yöntemin gerekliliğinin, bunlar gerçeklere ilişkin özel araştırmaya ve ayrıntılı tahlile tabi tutulmamış olsalar da, öteki toplumsal biçimlenmelere de yayılması çok doğaldır — tıpkı oldukça geniş bir sayıda gerçeklere ilişkin olarak kanıtlanmış olan dönüşümcülük fikrinin, bazı hayvan ve bitki türleri için dönüşüm gerçeğini kesinlikle saptamak henüz olanaklı olmamışsa da, bütün biyoloji alanına yayılması gibi. Ve nasıl ki, dönüşümcülük, hiç de türlerin "tüm" oluşum tarihini açıklamak iddiasında değilse, yalnızca bu açıklamanın yöntemlerini bilimsel bir temele oturtmak iddiasındaysa, tarihteki materyalizm de, hiçbir zaman her şeyi açıklama iddiasında olmamış, yalnızca tarihi açıklamanın, Marx'ın deyimiyle (Kapital), "tek bilimsel" yöntemini göstermek iddiasında bulunmuştur.[9] O halde, önce tarihteki materyalizme "her şeyi açıklama", "bütün tarihsel kilitlere anahtar" bulma saçma iddialarını (elbette, Mihaylovski'nin makaleleri üzerine "Mektup"unda[10] Marx tarafından hemen ve çok sert bir üslupla çürütülen iddiaları) yükleyerek, Marx'ı yanlış tanıtırken, sonra da kendi uydurduğu bu iddialar karşısında yüzünü buruştururken ve son olarak, [sayfa 21] Engels'in —materyalistlerin anladığı biçimde ekonomi politiğin "hâlâ yaratılmak zorunda olduğu" ve "bugüne dek sahip olduğumuz ekonomi biliminin hemen tamamen" kapitalist toplumun tarihi ile "sınırlı kaldığı"[11] yolundaki— fikirlerini doğru bir biçimde aktararak —doğru bir biçimde, çünkü bu durumda bir yorumlama değil, bir aktarma yapılmıştır— "bu sözlerin ekonomik materyalizmin etki alanını büyük ölçüde daralttığı" sonucuna varırken, bay Mihaylovski'nin kullandığı yöntemlerin ne ölçüde ustalıklı, güvenilir ve yakışık alır olduğu değerlendirilebilir. Böyle hilelerin farkedilmeden geçeceğine güvenmesi için bir insanın ne sonsuz bir bönlüğe, ya da ne sonsuz bir kibire sahip olması gerekir! Önce Marx'ı yanlış tanıtıyor, sonra kendi uydurduğu bir sürü yalana yüzünü ekşitiyor, sonra da belirli fikirleri doğru bir biçimde aktarıyor — ve şimdi de bunların ekonomik materyalizmin etki alanını daralttığını bildirmek saygısızlığında bulunuyor!
      Bay Mihaylovski'nin bu oyununun türü ve niteliği aşağıdaki örnekten anlaşılabilir: "Marx bunların doğruluğunu hiçbir yerde kanıtlamıyor" — yani ekonomik materyalizm teorisinin temellerinin doğruluğunu. Bay Mihaylovski böyle diyor: "Doğru, Marx ve Engels, felsefe tarihi ve tarih felsefesi ile ilgili bir yapıt yazmayı düşünmüşler ve hatta bir tane yazmışlardır (1845-1846'da), ama bu, hiçbir zaman yayınlanmamıştır.[12] Engels diyor ki: '[Bu yapıtın] tamamlanan bölümü, yalnızca, o zamanlar ekonomik tarih hakkındaki bilgimizin hâlâ ne kadar eksik olduğunu kanıtlayan materyalist tarih anlayışının bir açıklamasından oluşmaktadır.'" Bay Mihaylovski şu sonuca varıyor, "O halde 'bilimsel sosyalizm'in ve ekonomik materyalizmin temel noktaları, yazarlardan birinin kendisinin de kabul ettiği gibi, böyle bir çalışma için gerekli olan bilgiyle pek az donandıkları bir dönemde keşfedilmiş ve sonra da Manifesto'da açıklanmıştır."
      Pek sevimli bir eleştiri biçimi, değil mi? Engels, ekonomik "tarih" hakkındaki bilgilerinin az olduğunu ve bu nedenle felsefe tarihi üzerine "genel" nitelikte çalışmalarını yayınlamadıklarını söylüyor. Bay Mihaylovski, onların bilgilerinin, [sayfa 22] "bilimsel sosyalizmin temel noktalarının" yani Manifesto'da zaten verilmiş olan, burjuva sistemin bilimsel bir eleştirisinin olgunlaştırılması gibi "bir çalışma için" yetersiz olduğunu ifade etmek için bunu tahrif ediyor. İkisinden biri: Ya bay Mihaylovski, tüm tarih felsefesini kucaklama yolunda bir çaba ile, burjuva rejimi bilimsel olarak açıklama yolundaki bir çaba arasındaki farkı kavramıyor, ya da Marx ve Engels'in ekonomi politiğin bir eleştirisi için yetersiz bilgiye sahip olduklarım sanıyor. Bu durumda, bu yetersizlik konusundaki görüşlerinden, düzeltmelerinden ve eklemelerinden bizi haberdar etmemesi pek zalimce bir iş olmaktadır. Marx ve Engels'in felsefe tarihi üzerine yapıtlarını yayınlamama ve tüm çabalarını bir toplumsal örgütlenmenin bilimsel tahlilinde yoğunlaştırma kararlan, olsa olsa çok yüksek bir bilimsel vicdanlık düzeyini gösterir. Bay Mihaylovski'nin, Marx ve Engels'in bu konuyu işleyecek yeterli bilgiye sahip olmadıklarını kendileri bile kabul ettikleri halde, bu görüşlerini açıkladıkları yolundaki küçük bir eklemesiyle bunu çarpıtma kararı, ne akılla, ne de ahlak anlayışıyla bağdaşmayan bir tartışma yöntemini gösterir.
      İşte bir başka örnek: "Marx'ın alter ego'su[6*] Engels, ekonomik materyalizmin bir tarih teorisi olduğunu doğrulamak için daha çok şey yapmıştır" diyor bay Mihaylovski, "Özel tarihsel bir yapıt yazmıştır: Morgan'ın Araştırmalarının Işığı Altında (im Anschluss), Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni. Bu 'Anschluss' gerçekten dikkate değer. Amerikalı Morgan'ın kitabı, Marx ve Engels'in ekonomik materyalizmin ilkelerini açıklamalarından yıllarca sonra, ve ondan tümüyle bağımsız olarak çıktı." "Ve sonra", diyor Mihaylovski, "ekonomik materyalistler, bu kitaba katıldılar"; üstelik tarih-öncesi zamanlarda sınıf savaşımı olmadığından, maddi değerlerin üretimine ek olarak, emeğin üretkenliğinin hâlâ çok az gelişmiş olduğu ilkel dönemde asıl rolü oynayan, insanın kendisinin üretiminin, yani üretmenin belirleyici bir etken olduğunu belirterek, materyalist tarih anlayışı formülüne [sayfa 23] bir "düzeltme" getirdiler.
      Engels diyor ki, "Morgan'ın büyük değeri ... en eski Yunan, Roma ve Cermen tarihinin o zamana kadar tahlil edilememiş başlıca gizemlerinin anahtarını, kuzey Amerika yerlilerinin kandaş grupları içinde bulmuş olmasındadır."[13]
      Bay Mihaylovski bu konuda şöyle der: "Ve böylece, kırkların sonunda, kesinlikle yeni, materyalist ve gerçekten bilimsel bir tarih anlayışı keşfedilmiş ve ilan edilmiştir ve bu, Darwin'in teorisinin modern doğabilim için yaptığını tarihsel bilim için yapmıştır." Ama bu anlayışın doğruluğu —bay Mihaylovski bir kez daha yineliyor— hiçbir zaman bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. "Yalnızca olgulara ilişkin geniş ve çeşitli malzemeler alanında hiçbir zaman denenmemiş olmakla kalmamış" (Kapital "uygun" yapıt "değildir": Yalnızca olguları ve özenli araştırmaları içermektedir), "öteki tarih felsefesi sistemlerinin en azından bir eleştirisini ve reddini bile yeterince amaç edinmemiştir." Engels'in kitabı —Herrn E. Dührings Umwälung der Wissenschaft[7*]— "yalnızca rasgele yapılan nükteli girişimleri" yansıtır, ve bu yüzden bay Mihaylovski, bu "nükteli girişimlerin" "ütopyalarla işe başlayan" toplumbilimlerin boşluğunu çok nükteli bir biçimde göstermelerine karşın, ve bu yapıtın siyasal ve hukuksal sistemlerin ekonomik sistemleri belirlediğini iddia eden ve Ruskoye Bogatstvo'da yazan beyler tarafından böylesine hararetle öğretilen "zor teorisi"nin ayrıntılı bir eleştirisini içermesi gerçeğine karşın, bu yapıtta ele alınan bir yığın hayati soruyu görmezlikten gelmeyi olanaklı saymaktadır. Kuşkusuz, bir yapıt üzerine birkaç anlamsız söz etmek, onda materyalist bir biçimde tahlil edilen sorunlardan birini bile incelemekten çok daha kolaydır, öyle değil mi? Ayrıca da güvenlidir, çünkü sansür belki de hiçbir zaman bu kitabın bir çevirisini kabul etmeyecek ve bay Mihaylovski, öznel felsefesi için kaygı duymadan buna nükteli bir kitap adını verebilecektir.
      Daha da tipik ve aydınlatıcı olan bir şey de Marx'ın Kapital’i üzerine, (düşüncelerini gizlesin ya da anlamsızlığa düşünce [sayfa 24] biçimi versin diye insana bir dil verilmiştir, sözüne bir örnek olarak), Mihaylovski'nin yorumlandır: "Kapital'de tarih üzerine parlak sayfalar vardır, a m a" (şu harika "ama"! Bu basit bir "ama" değil, Rusçaya çevirilince, "boynuz kulağı geçer" anlamına gelen şu ünlü "mais" gibi bir ama) "ama tam da bu kitabın amacından dolayı, bu sayfalar yalnızca belli bir tarihsel döneme ayrılmış bulunuyor ve ekonomik materyalizmin temel önermelerini doğrulamaktan çok, yalnızca, belli bir tarihsel görüngüler grubunun ekonomik yönüne dokunuyor." Bir başka deyişle, —yalnızca kapitalist toplumun bir incelenmesine ayrılmış olan— Kapital, o toplumun ve onun üstyapısının materyalist bir tahlilini veriyor, "a m a" bay Mihaylovski bu tahlili görmeden geçmeyi yeğ tutuyor. Görmüyor musunuz, Kapital, yalnızca "bir" dönemi ele alıyor, oysa o, bay Mihaylovski, bütün dönemleri kucaklamayı, hem de bunların hiçbirinden özel olarak sözetmeyecek bir biçimde kucaklamayı istiyor. Kuşkusuz, bu amaca ulaşmanın —yani bunlardan hiçbirini gerçekten ele almadan bütün dönemleri kucaklamanın— yalnızca bir yolu vardır, o da "parlak" ve boş basmakalıp sözler etmektir. Ve hiç kimse, sözle sorunları geçiştirmek sanatında bay Mihaylovski ile boy ölçüşemez. Marx'ın araştırmaları (ayrı olarak) ele almaya değmez görünüyor, çünkü o, Marx, "ekonomik materyalizmin temel önermelerini doğrulamaktan çok, yalnızca belli bir tarihsel görüngüler grubunun ekonomik yönüne dokunuyor". Ne derinlik! "Doğrulamıyor", "yalnızca dokunuyor"! Herhangi bir konunun üstünü süslü sözlerle örtmek gerçekten ne kadar da basit! Örneğin, Marx, hukuksal eşitlik, özgür sözleşme ve hukuk devletinin buna benzer ilkelerinin meta üreticileri arasındaki ilişkilere dayandığını gösterdiği zaman — bu nedir? Böylece materyalizmi doğrulamakta mıdır, yoksa "yalnızca" ona değinmekte midir? Filozofumuz kendine özgü alçakgönüllülüğü ile, sorunun özünü yanıtlamaktan kaçınıyor ve parlak konuşmak ve hiçbir şey söylememek yolundaki "nükteli girişimler"inden doğrudan sonuçlar çıkarıyor.
      Sonuç şöyle devam ediyor: "Dünya tarihini aydınlatmak [sayfa 25] iddiasında olan teorinin ilan edilmesinden kırk yıl sonra, eski Yunan, Roma ve Cermen tarihinin hâlâ onun için tahlil edilmemiş gizemler olmasına şaşmamak gerek; ve bu gizemlerin anahtarı, birinci olarak ekonomik materyalizm teorisiyle kesinlikle hiçbir ilişkisi bulunmayan ve onun hakkında hiçbir şey bilmeyen bir adam tarafından, ve ikinci olarak da, ekonomik olmayan bir etmenin yardımıyla sağlanmıştır. Engels'in ekonomik materyalizmin temel formülü ile hiç olmazsa bir sözcük bağlantısını korumak için yapıştığı 'insanın kendisinin üretimi', yani doğurma terimiyle oldukça eğlendirici bir izlenim yaratılmıştır. Ancak, Engels, çağlar boyunca insanlığın yaşamının bu formüle uygun olarak ilerlemediğini de kabul etmek zorunda kalmıştır." Tartışma yönteminiz gerçekten de "şaşılacak bir şey", bay Mihaylovski. Teori, tarihin "aydınlatılması" için, temellerin ideolojide değil, maddi toplumsal ilişkilerde aranması biçimindeydi. Olgulara ilişkin malzemenin yokluğu bu yöntemin eski Avrupa tarihindeki bazı çok önemli görüngülerin —örneğin sosyal (gentile) örgütlenmenin[14]— tahliline uygulanmasını olanaksız kılmış, dolayısıyla bunlar bir gizem olarak kalmışlardır.[8*] Ama sonra, Morgan'ın Amerika'da topladığı zengin malzeme, onun kabile örgütlenmesinin niteliğini tahlil etmesini olanaklı kılmış; ve o, bunu açıklamasının ideolojik (yani hukuksal ya da dinsel) değil, maddi ilişkilerde aranması gerektiği sonucuna varmıştır. Açıktır ki, bu gerçek, materyalist yöntemin parlak bir doğrulanmasından başka bir şey değildir. Ve bay Mihaylovski, birincisi, çok güç tarihsel gizemlerin anahtarı ekonomik materyalizm teorisi ile "kesinlikle hiçbir ilişkisi olmayan" bir adam tarafından bulundu diye, bu öğretiye serzenişte bulunduğu zaman, kişilerin, onların lehine olan şeylerle, onları en ağır biçimde çürüten şeyler arasında nasıl da bir ayrım yapamadıklarına insan ancak şaşıp kalıyor. İkincisi, [sayfa 26] —filozofumuz iddia ediyor ki— üreme (procreation), ekonomik bir etmen değildir. Ama Marx ve Engels'in yapıtlarının neresinde zorunlu olarak ekonomik materyalizmden sözettiklerini gördünüz. Onlar dünya görüşlerini tanımladıkları zaman buna yalnızca materyalizm adını verdiler. Temel fikirleri (örneğin yukarda Marx'tan aktarılan pasajda çok kesin bir biçimde ifade edilmiştir) toplumsal ilişkilerin maddi ve ideolojik olarak bölündükleri idi. Sonuncular, yalnızca, insanın varlığını sürdürme etkinliğinin biçimi (sonucu) olarak insanın iradesinden ve bilincinden bağımsız olarak biçimlenen birincilerin bir üstyapısını oluştururlar. Siyasal ve hukuksal biçimlerin açıklaması —Marx aktarılan pasajda böyle diyor— "yaşamın maddi koşullarında" aranmalıdır. Bay Mihaylovski, herhalde, üreme ilişkilerinin ideolojik olduğunu düşünmüyordur? Bay Mihaylovski'nin bu konudaki açıklaması öylesine tipiktir ki, üzerinde durulması gerekir. Şöyle diyor: "Üreme sorunu üzerine ne kadar ustalık gösterirsek gösterelim ve onunla ekonomik materyalizm arasında hiç olmazsa bir sözcük bağlantısı kurmaya ne kadar çalışırsak çalışalım, bu; toplumsal yaşamın karmaşık görüngüler ağında, ekonomik görüngüler de dahil olmak üzere, öteki görüngülerle ne kadar içice geçmiş olursa olsun, kendi fizyolojik ve ruhsal köklerine sahiptir." (Emzikteki bebeklere, üremenin fizyolojik kökleri olduğunu mu anlatıyorsunuz bay Mihaylovski!? Kimi kandırdığınızı sanıyorsunuz?) "Ve bu, bize, ekonomik materyalizmin teorisyenlerinin, yalnızca tarihle değil, ayrıca psikoloji ile de hesaplaşmadıklarını anımsatıyor. Hiç kuşku yok ki, klan ilişkileri uygar ülkelerin tarihinde önemlerini yitirmişlerdir, ama açık bir biçimde cinsel bağlar ve aile bağları için bunu aynı güvenle söylemek pek zordur. Bunlar, kuşkusuz genel olarak yaşamın artan karmaşıklığının baskısı altında önemli değişikliklere uğramışlardır, ama bir miktar diyalektik ustalıkla gösterilebilir ki, yalnızca hukuksal değil, ekonomik ilişkilerin kendileri de, cinsel ilişkiler ve aile ilişkileri üzerinde bir üstyapı oluştururlar. Bu konu üzerinde durmayacağız, ama gene de, en azından [sayfa 27] miras kurumuna işaret edeceğiz."
      Filozofumuz süslü bir boş sözler alanını[9*] bırakmayı ve olgulara, gerçeklenebilen ve sorunun özü konusunda insanların "aldatılmasını" daha az kolay hale sokan belirli olgulara yaklaşmayı sonuçta başarmıştır. O halde Marx eleştirmenimizin, miras kurumunun, cinsel ilişkilerin ve aile ilişkilerinin bir üstyapısı olduğunu nasıl gösterdiğini görelim. Bay Mihaylovski şunu ileri sürüyor: "Mirasla aktarılan şey, ekonomik üretimin ürünleridir" ("ekonomik üretimin ürünleri"!! Ne zeka! Ne güzel söz! Ne ince dil!) "ve miras kurumunun kendisi, belli bir ölçüde, ekonomik rekabet olgusuyla belirlenmiştir. Ama, birincisi, maddi olmayan değerler de —çocukların, babalarının huyunda yetiştirilmesi kaygısının yansıttığı gibi— mirasla aktarılır." Demek ki, çocukların yetiştirilmesi de miras kurumunun bir parçasıdır. Örneğin Rus Yurttaşlık Yasası, "ana-babalar, evde onları (yani çocuklarını) eğiterek, ahlakını oluşturmaya ve hükümetin amaçlarına yardımcı olmaya çalışmalıdırlar" diyen bir madde içermektedir. Filozofumuz buna mı miras kurumu diyor? — "Ve ikincisi, salt ekonomik alanla kendimizi sınırlasak bile, nasıl ki miras kurumu mirasla aktarılan üretim ürünleri olmaksızın anlaşılamıyorsa, aynı şekilde 'doğurma'nın ürünleri olmaksızın, bunlar olmaksızın ve doğrudan bunlara bağlı olan o karmaşık ve yoğun psikoloji olmaksızın da düşünülemez." (Dile dikkat edin: Karmaşık bir psikoloji, doğurmanın ürünlerine "bağlıdır"! Bu gerçekten de nefis!) Ve böylece miras kurumu aile ve cinsel ilişkilerin bir üstyapısı oluyor, çünkü miras, üreme olmaksızın düşünülemez! Ama bu, gerçekten de Amerika'nın keşfidir! Şimdiye kadar, herkes, besin alma zorunluluğu mülkiyet kurumunu ne kadar az açıklıyorsa, üreme de miras kurumunu o kadar az açıklar sanıyordu. Şimdiye kadar herkes, örneğin Rusya'da fief[10*] sisteminin[15] geliştiği [sayfa 28] dönemde, toprak mirasla devredilemiyor idiyse (çünkü yalnızca koşula bağlı mülkiyet sayılıyordu) bunun açıklaması, zamanın toplumsal örgütlenmesinin özelliklerinde aranmalıdır, sanıyordu. Anlaşılan bay Mihaylovski o zamanın fief sahibinin üreme ürünlerine bağlı olan psikolojinin yeterince karmaşık olmamasıyla, sorunun açıklandığını düşünüyor.
      "Halkın dostu"nun üzerini kazıyın —bu bilinen sözü yorumlarsak böyle diyebiliriz— bir burjuva bulacaksınız. Gerçekten de, bay Mihaylovski'nin miras kurumu ile çocukların yetiştirilmesi, üremenin psikolojisi vb. arasındaki bağıntı konusundaki düşüncelerine, miras kurumunun da çocukların yetiştirilmesi kadar, öncesiz ve sonrasız, dirimsel ve kutsal olduğundan başka hangi anlamı verebiliriz? Doğru, bay Mihaylovski, "miras kurumu belli bir ölçüde ekonomik rekabet olgusuyla belirlenir" diyerek kendine bir kaçamak noktası bırakmaya çalışmıştır, ama bu, soruya kesin bir yanıt vermekten kaçınmak için bir çabadan hem de boşuna bir çabadan başka bir şey değildir. Mirasın, tam olarak hangi "belli ölçüde" rekabete dayandığı konusunda bize bir tek söz söylemezken, ve rekabetle miras kurumu arasındaki bu bağlantıya aslında neyin yolaçtığı konusunda kesinlikle hiçbir açıklama verilmemişken, bu söze nasıl önem verebiliriz? Gerçekte miras kurumu, özel mülkiyetin varlığını varsayar ve bu sonuncusu da ancak değişimin ortaya çıkmasıyla doğar. Temeli, zaten başlamış olan toplumsal emek uzmanlaşmasında ve ürünlerin pazarda yabancılaşmasındadır. Örneğin Amerikan ilkel yerli topluluğunun tüm üyeleri, gereksindikleri tüm maddeleri ortaklaşa ürettikleri sürece, özel mülkiyet olanaksızdı. Ama işbölümü topluluğa yayıldığı ve topluluk üyeleri, birey olarak, herhangi bir ürünün üretimiyle uğraşma, onu pazarda satma yolunu tuttukları zaman, meta üreticilerinin bu maddi ayrılması, özel mülkiyet kurumunda ifadesini buldu. Gerek özel mülkiyet, gerek miras, ayrı, en küçük (tek-eşli) ailelerin daha o zamandan oluştuğu ve değişimin gelişmeye başladığı toplumsal bir düzene ait kategorilerdir. Bay Mihaylovski'nin örneği, tanıtlamak [sayfa 29] istediğinin tam tersinin doğru olduğunu tanıtlamıştır.
      Bay Mihaylovski olgulara bir başka göndermede daha bulunuyor —bu da kendine özgü bir incidir!— materyalizmi düzeltmeye devam ederek diyor ki: "Klan bağlarına gelince, bunların, üretim biçimlerinin etkisi altında, uygar halkların tarihinden kısmen silindiği doğrudur" (bir başka kaçamak, ama daha da açık. Tam olarak hangi üretim biçimleri? Boş bir tümce!) "ama bunlar, kısmen de, kendi devamlarında ve genellemelerinde — ulusal bağlarda erimişlerdir." Ve böylece, ulusal bağlar, klan bağlarının bir devamı ve genellemesi oluyor! Anlaşılan bay Mihaylovski, toplum tarihine ilişkin fikirlerini, okul çocuklarına öğretilen masallardan almaktadır. Toplumun tarihi —bu harcıalem fikirlere göre— şöyledir: Önce, aile, o her toplumun hücresi olan aile vardı[11*] sonra, —öyle deniyor— aile, bir boy (tribe) haline geldi, ve boy da bir devlet. Eğer bay Mihaylovski, ciddi bir havayla bu çocukça saçmalan yineliyorsa, bu —her şey bir yana— yalnızca onun Rus tarihinin gidişi konusunda bile en küçük bir fikre sahip olmadığını gösterir. Eski Rus klan yaşamından sözedilebilirse de, hiç kuşku yok ki, ortaçağlarda, Moskof çarları döneminde, bu klan bağları artık yoktu, yani devlet, hiç de klana bağlı olmayan yerel birliklere dayanıyordu: Toprak-beyleri ve manastırları çeşitli yerlerden köylüler edindiler, böyle oluşan topluluklar salt bölgesel birliklerdi. Ama o zamanlar, deyimin gerçek anlamıyla, ulusal bağlardan güçlükle sözedilebilirdi: Devlet, eski özerkliğin güçlü izlerini, yönetim özelliklerini, bazan kendi birliklerini (yerel boyarlar, savaşa, kendi bölüklerinin başında gidiyorlardı), kendi gümrük sınırlarını vb. koruyan ayrı "topraklara", hatta bazan prensliklere bölünmüştü. Yalnızca Rusya tarihinin modern dönemi (yaklaşık olarak 17. yüzyıldan bu yana), böyle bölgelerin, toprakların ve prensliklerin bir bütün halinde gerçekten kaynaşmasıyla nitelendirilebilir. Pek saygıdeğer bay [sayfa 30] Mihaylovski, bu kaynaşma, ne klan bağlarıyla, ne de hatta onların devamı ve genelleşmesi ile sağlanmıştır: Bölgeler arasındaki artan değişim, adım adım büyüyen meta dolaşımı ve küçük yerel pazarların, bir tek, tüm Rusya pazarı halinde toplanması ile sağlanmıştır. Bu sürecin önderleri ve efendileri tüccar kapitalistler olduğundan, bu ulusal bağların yaratılması, burjuva bağların yaratılmasından başka bir şey değildir. Bay Mihaylovski, olgulara yaptığı her iki göndermeyle de kendi kendini batırmış ve bize burjuva bayağılığı örneklerinden başka bir şey vermemiştir; bayağılık, çünkü miras kurumunu, üreme ve onun psikolojisiyle ve, ulusal-topluluğu (milliyeti), akrabalık bağlarıyla açıklamıştır; burjuvaca, çünkü tarihsel olarak belirli bir toplumsal biçimlenmenin (değişime dayanan) kategorilerini ve üstyapılarını, çocukların yetiştirilmesi ve "doğrudan" cinsel bağlar gibi, genel ve öncesiz ve sonrasız kategoriler olarak almıştır.
      Burada çok tipik olan şey, öznel filozofumuzun sözlerden somut gerçeklere geçmeye çalışır çalışmaz, tam bir pisliğin içine düşmesidir. Ve anlaşılan, bu pek temiz olmayan durumda, kendini pek rahat hissetmektedir: Oraya oturmuş, kendine çekidüzen veriyor ve tüm çevresine pislik saçıyor. Örneğin, tarihin bir sınıf savaşımı olayları silsilesi olduğu tezini çürütmek istiyor ve böylece bir derinlik havası ile bu tezin "aşın" olduğunu ilan ediyor. Şöyle diyor: "Marx tarafından oluşturulan ve sınıf savaşımı amaçlan için örgütlendirilen Uluslararası îşçi Birliği,[16] Fransız ve Alman işçilerini, birbirlerinin boğazını kesmekten ve birbirlerini soymaktan alıkoyamamıştır" — onun ileri sürdüğüne göre, bu, materyalizmin "ulusal kibir ve ulusal kin şeytanı ile" hesaplaşmamış olduğunu kanıtlar. Böyle bir iddia, eleştirmenin, ticaret ve sanayi burjuvazisinin gerçek çıkarlarının bu kinin ana temelini oluşturduğunu ve bağımsız bir etken olarak ulusal duygudan sözetmenin, yalnızca sorunun özünü gözden saklamak olduğunu anlamayı kesinlikle başaramadığını ortaya koymaktadır. Bu arada, filozofumuzun ne derin bir ulusal-topluluk fikrine sahip olduğunu zaten görmüştük. Bay [sayfa 31] Mihaylovski, Enternasyonalden, Burenin'in[17] alaylı tavrı ile sözeder. "Marx, gerçekten de paramparça olmuş, ama yeniden dirilecek olan Uluslararası İşçi Birliğinin başıydı." Kuşkusuz, eğer uluslararası dayanışmanın nec plus ultra'sı[12*] iç politika tarihçisinin Ruskoye Bogatstvo, n° 2'de darkafalı bayağılıkla ayrıntılı olarak anlattığı, "adil" bir değişim sisteminde görülürse ve eğer, adil olsun ya da olmasın, değişimin, burjuvazinin yönetimini öngördüğü ve içerdiği, uluslararası çatışmaların kesilmesinin, değişime dayanan ekonomik örgütlenme yıkılmadıkça olanaklı olmadığı anlaşılmazsa, o zaman, Enternasyonalle alay etmekten başka bir şey yapılmaz. O zaman, bay Mihaylovski'nin ulusal kinle savaşmakta, her ayrı ülkedeki ezen sınıfa karşı bir savaşım için ezilen sınıfın örgütlenmesi ve birleştirilmesinden, bu ulusal işçi sınıfı örgütlerinin, uluslararası sermaye ile savaşmak üzere bir tek uluslararası işçi sınıfı ordusu halinde birleştirilmesinden başka yol olmadığı basit gerçeğini kavrayamadığı anlaşılabilir. Enternasyonalin, işçileri birbirlerinin boğazını kesmekten alıkoyamadığı sözüne gelince, bay Mihaylovski'ye, örgütlü proletaryanın, savaşa girişen egemen sınıflar karşısındaki gerçek tutumunu gösteren Komün[18] günlerini anımsatmak yetecektir.
      Bay Mihaylovski'nin bütün bu polemiğinde, özellikle iğrenç olan, kullandığı yöntemlerdir. Eğer Enternasyonalin taktiklerinden hoşnut değilse, eğer Avrupa işçilerinin, adına örgütlendikleri fikirleri paylaşmıyorsa, en azından bunları dobra dobra açıkça eleştirmeli, ve daha uygun taktiklerin ve daha doğru görüşlerin neler olacağı konusunda fikirlerini açıklamalıdır. Oysa bu durumda hiçbir kesin ve açık itiraz yapılmamıştır ve gördüğümüz tek şey, süslü sözler çirkefi içinde şuraya buraya serpilmiş anlamsız alaylardır. Özellikle, Enternasyonalin fikirleri ve taktiklerinin savunulmasına, Rusya'da yasal olarak izin verilmediğini gözönünde tutarsak, buna pislik denmez de ne denir? Bay Mihaylovski'nin, Rus marksistlerine karşı tartışırken kullandığı yöntemler de [sayfa 32] böyledir: Doğrudan ve kesin bir eleştiriden geçirmek üzere, onların tezlerinden herhangi birini dürüstçe ve doğru bir biçimde formüle etmek zahmetine girmeden, kulağına çalınan marksist tartışma parçalarına sarılmayı ve onları tahrif etmeyi yeğlemektedir. Siz kendiniz karar verin: "Marx, tarihsel zorunluluk ve toplumsal görüngüler yasasına uygunluk fikrini kendisinin keşfettiğini düşünmeyecek kadar zeki ve bilgili idi. ..." (Marksist merdivenin) "alt basamakları,[13*] bunu" ("tarihsel zorunluluk fikrinin Marx tarafından icat edilen ya da keşfedilen yeni bir şey olmayıp, çoktandır saptanmış bir gerçek olduğunu"), "bilmiyorlar ya da en azından bu gerçeğin saptanması için yüzyıllar boyu harcanan zihinsel çaba ve enerji konusunda yalnızca belirsiz bir fikre sahip bulunuyorlar."
      Kuşkusuz, bu tür sözler, marksizmi ilk kez işiten insanlar üzerinde pekala etki yapabilir, ve bunlarla eleştirmen, amacına, yani tahrif etmek, hakaret etmek ve "yenmek" (Ruskoye Bogatstvo yazarlarının bay Mihaylovski'nin makaleleri hakkında kullandığı sözcük) amacına kolaylıkla ulaşabilir. Marx hakkında herhangi bir bilgisi olan bir kimse, bu tür yöntemlerin kesin sahteliğini ve yalancılığını hemen anlayacaktır. Marx'la aynı görüşte olunmayabilir, ama onun daha önceki sosyalistlere göre yeni bir şey oluşturan görüşlerini en büyük bir açıklıkla formüle ettiği yadsınamaz. Bu yeni bir şey şundan oluşuyordu: Daha önceki sosyalistler, görüşlerini tanıtlamak için, mevcut rejim altında yığınların ezilmesini göstermek, her insanın kendi ürettiğini alacağı bir sistemin üstünlüğünü göstermek, bu ideal sistemin, "insan doğası" ile, akılcı ve ahlaksal bir yaşam kavramı ile vb. [sayfa 33] uyum içinde olduğunu göstermek yeter sanıyorlardı. Marx, böyle bir sosyalizmle yetinmeyi olanaksız buldu. Mevcut sistemi tanımlamak, onu yargılamak ve mahkum etmekle kendini sınırlamadı, Avrupa'daki ve Avrupa dışındaki farklı ülkelerde farklılıklar gösteren bu mevcut sistemi ortak bir temele — işleyiş ve gelişme yasalarını nesnel bir tahlilden geçirdiği kapitalist toplumsal biçimlenmeye indirerek, onun bilimsel bir açıklamasını verdi (bu sistem altında sömürünün zorunluluğunu gösterdi). Aynı biçimde, büyük ütopyacı sosyalistlerin ve onların kötü taklitçileri öznel toplumbilimcilerin iddia ettikleri gibi, yalnızca sosyalist sistemin insan doğası ile uyum içinde olduğunu ileri sürmekle yetinmeyi olanaksız buldu. Kapitalist sistemin bu aynı nesnel tahlili ile, onun sosyalist sisteme dönüşmesinin zorunluluğunu tanıtladı. (Bunu tam olarak nasıl tanıtladığını ve bay Mihaylovski'nin, buna nasıl karşı çıktığı, tekrar değinmek zorunda kalacağımız bir konudur.) Marksistler arasında sık sık raslanan zorunluluğa yapılan atıfların kaynağı budur. Bay Mihaylovski'nin soruya getirdiği çarpıtma açıktır. Teorinin tüm olgusal içeriğini, tüm özünü atlamış, ve sorunu, sanki tüm teori, bir "zorunluluk" sözcüğünden ibaretmiş gibi ("karmaşık pratik işlerde insan yalnızca buna başvuramaz"), sanki teorinin tanıtı tarihsel zorunluluğun böyle istemesi imiş gibi sunmuştur. Bir başka deyişle, öğretinin içeriği hakkında hiçbir şey söylemeden, onun yalnızca etiketine yapışmış, Marx'ın öğretisi haline getirmeye çok çalıştığı bu "kalp para”ya gene yüzünü ekşitmeye başlamıştır. Kuşkusuz onun soytarılıklarını izlemeye çalışmayacağız, çünkü bu tür şeyleri yeterince tanımış bulunuyoruz. Bırakın Mihaylovski, (Novage Vremya'da[19] pek haklı olarak bay Mihaylovski'nin sırtını sıvazlamış olan) bay Burenin eğlensin ve hoşnut kalsın diye hoplayıp zıplasın. Marx'a saygılarını sunduktan sonra, köşeyi dönüp ona şöyle havlasın: "Ütopyacı ve idealistlerle olan tartışması, bu haliyle", yani içindeki iddiaların marksistler tarafından yinelenmemiş olan haliyle, "tek yanlıdır". Bu tür çıkışlara, havlamadan başka bir ad veremeyiz, [sayfa 34] çünkü, bay Mihaylovski, bu polemiğe, olgusal, kesin ve doğruluğunun araştırılması olanaklı olan bir tek itiraz yöneltmiyor, öyle ki, Rus sosyalist sorunlarına çözüm yolu bulunmasında bu tartışmayı son derece önemli gördüğümüzden, konuyu tartışmaya ne kadar istekli olursak olalım, bu havlamayı hiç yanıtlamıyoruz ve yalnızca omuzlarımızı silkerek şöyle diyebiliyoruz:
      Bir filin arkasından havlaması için, fino köpeğin pek güçlü olması gerek
![20]
      Bay Mihaylovski'nin bundan sonra tarihsel zorunluluk hakkında söyleyeceği şey de ilginçtir, çünkü kısmen de olsa, "ünlü toplumbilimcimiz"in ("kültürlü toplum"umuzun liberal üyeleri arasında, bay Mihaylovski'nin, bay V. V. ile aynı ölçüde sahip olduğu unvan) satışa süreceği gerçek ideolojik mallarını ortaya koymaktadır. Bay Mihaylovski "tarihsel zorunluluk fikri ile bireysel etkinliğin önemi arasında bir çatışmadan" sözediyor: Toplumsal bakımdan etkin kişiler kendilerini etkin saymakla yanılıyorlar, onlar, aslında "etkinliğe geçirilmiştir", "tarihsel zorunluluğun her yerde varolan yasalarıyla gizemli bir yeraltından yönetilen kuklalardır" — işte onun iddiasına göre, "kısır" ve "dağınık" olarak nitelediği bu görüşten çıkarılacak sonuç budur. Belki de her okur, bay Mihaylovski'nin kuklalar filan konusundaki bütün bu saçmaları nereden bulduğunu bilmiyor. Sorun şu ki, öznel filozofun en sevdiği oyuncak atlardan biri budur — gerekircilik ile ahlak arasında, tarihsel zorunluluk ile bireyin önemi arasında çatışma düşüncesi. Bu konuda sayfalar doldurmuş ve bu çatışmayı ahlak ve bireyin rolü lehine çözümlemek için bol miktarda, duygusalca, darkafalı saçma sözler etmiştir. Aslında burada hiçbir çatışma yoktur; gerekirciliğin o pek sevdiği darkafalı ahlakçılığının ayağını kaydıracağından korkan (haksız da değil) bay Mihaylovski bunu uydurmuştur. İnsan davranışlarının zorunlu kılındığını ileri süren ve özgür irade konusundaki masalları reddeden gerekircilik fikri, hiçbir biçimde insanın aklını ya da vicdanını ya da eylemlerini değerlendirmesini ortadan kaldıramaz. Tam tersine, ancak [sayfa 35] gerekirci görüş, istediğiniz her şeyi özgür iradeye yüklemek yerine, tam ve doğru bir değerlendirmeyi olanaklı kılar. Bunun gibi, tarihsel zorunluluk fikri de, tarihte bireyin rolünü biraz olsun sarsmaz: Bütün tarih, kuşkusuz etkin kişiler olan bireylerin eylemlerinden oluşmuştur. Bir bireyin toplumsal etkinliğini değerlendirirken ortaya çıkan gerçek soru şudur: Onun eylemlerinin başarısını hangi koşullar sağlar, bu eylemlerin bir karşı eylemler deryasında kaybolmuş tek başına bir eylem olarak kalmamasının güvencesi nedir? Şu da sosyal-demokratların ve öteki Rus sosyalistlerinin, farklı bir biçimde yanıtladıkları bir sorudur: Sosyalist sistemi kurmaya yönelik eylemler, ciddi meyveler vermek için yığınları nasıl kendine çekmelidir? Açıktır ki, bu sorunun yanıtı, doğrudan ve hemen, Rusya'daki toplumsal güçler gruplaşmasının, ve Rus gerçekliğinin özünü oluşturan sınıf savaşımının anlaşılma biçimine bağlıdır; ve burada da bay Mihaylovski soruyu kesin bir biçimde formüle etmek ve onu yanıtlamak çabası bile göstermeksizin, yalnızca onun çevresinde dolaşmaktadır. Sorunun sosyal-demokratça yanıtı, bildiğimiz gibi, Rus ekonomik sisteminin bir burjuva toplum oluşturduğu görüşüne dayanır, bu burjuva toplumdan yalnızca bir çıkış yolu, zorunlu olarak burjuva toplumunun niteliğinden doğan bir yol vardır, bu da proletaryanın burjuvaziye karşı savaşımıdır. Açıktır ki, ciddi bir eleştiri, ya bizim sistemimizin bir burjuva sistem olduğu görüşüne karşı, ya da bu sistemin niteliği ve gelişme yasalarının kavramlısına karşı yöneltilmelidir; oysa bay Mihaylovski, ciddi sorularla uğraşmayı hayal bile etmiyor. Zorunluluğun çok genel bir parantez olduğu vb. hakkında yavan, süslü sözlerle sorunları geçiştirmeyi yeğ tutuyor. Ama bay Mihaylovski, içini fırlatıp attığımız, sonra da kabuğu ile oynamaya başladığımız bir yumurta gibi ele alınan her fikir, çok genel bir parantez olacaktır! Günün gerçekten ciddi ve çok önemli sorusunu gizleyen bu dıştaki kabuk, bay Mihaylovski'nin en sevdiği alandır ve bay Mihaylovski, özel bir övünçle, örneğin "ekonomik materyalizmin kahramanlar ve kalabalıklar sorusunu görmezlikten geldiği, [sayfa 36] ya da buna yanlış ışık tuttuğu" konusu üzerinde durmaktadır. Lütfen dikkat edin — çağdaş Rus gerçekliğini oluşturan savaşımı hangi sınıfların verdiği ve bunun temelinin ne olduğu, herhalde bay Mihaylovski için çok genel bir şeydir ve ondan kaçınmaktadır. Öte yandan, kahramanla kalabalık arasında hangi ilişkilerin bulunduğu sorusu —bu ister bir işçi, köylü, fabrika sahibi ya da toprakbeyi kalabalığı olsun— onu son derece ilgilendiren bir sorudur. Bu sorular "ilginç" olabilir, ama materyalistleri, tüm çabalarını yalnızca emekçi sınıfın kurtuluşu ile doğrudan ilgili olan sorunların çözümüne ayırdıkları için azarlamak, darkafalı bilimin hayranlığından başka bir şey değildir. Bay Mihaylovski, materyalizm "eleştiri"sini (?) bitirirken, gerçekleri yanlış sunmak için bir çaba daha harcıyor ve bir manevra daha yapıyor. Engels'in Kapital’in resmî iktisatçılarca örtbas edildiği[21] görüşünün doğruluğundan kuşku duyduğunu (Almanya'da sayısız üniversite bulunduğu yolunda tuhaf bir gerekçe ile haklı gösterdiği bir kuşku) belirttikten sonra, şöyle diyor: "Marx bu özel okur çevresini [işçileri] gözönünde tutmuyor ve bilim adamlarından da bir şeyler bekliyordu." Bu, kesinlikle doğru değildir. Marx burjuva bilim adamlarından ne kadar az bir tarafsızlık ve bilimsel eleştiri bekleyeceğini çok iyi anlamıştı, ve Kapital’in ikinci baskısına "Sonsöz"de, bu konuda görüşlerini çok açık ifade etmişti. Orada şöyle diyor: "Alman işçi sınıfının geniş çevrelerinde Das Kapital’in böylesine hızla takdir kazanması, emeğimin ödülü olmuştur. Ekonomik konulara burjuva görüş açısını yansıtan ... bay Mayer, Fransız-Alman savaşı sırasında yayınlanan bir broşürde, Almanların geleneksel bir tutkusu diye kabul edilen güçlü teorik düşünme yeteneklerinin (der grosse theoretische Sinn), Almanya'da kültürlü denilen sınıflar arasında tamamıyla kaybolduğu, oysa tersine işçi sınıfı arasında bu yeteneğin yeni bir canlılık gösterdiği düşüncesini, çok yerinde olarak ortaya atmıştı."[22]
      Manevra gene materyalizmle ilgilidir ve tümüyle birinci örneğe benzemektedir. "[Materyalizm] teorisi, hiçbir zaman bilimsel olarak kanıtlanmamış ve doğrulanmamıştır." Tez [sayfa 37] böyle. Kanıt: "Engels'in, Kautsky'nin ve bazı öteki kimselerin yapıtlarındaki (Blos'un değerli yapıtında olduğu gibi) tarihsel içerik taşıyan tek tek iyi sayfalar, pekala ekonomik materyalizm etiketini bir kenara bırakabilirler, çünkü ("çünkü”ye dikkat ediniz) aslında (sic\) bunlar, bu telde ekonomik nota ağır bassa da, toplumsal yaşamın tümünü hesaba katmaktadırlar." Ve sonuç — "Bilimde, ekonomik materyalizm kendini haklı çıkarmamıştır."
      Alışılmış bir hile! Teorinin temelsizliğini tanıtlamak için, bay Mihaylovski önce, ona toplumsal yaşamın tümünü hesaba katmama yolundaki saçma eğilimi atfederek, onu tahrif ediyor, oysa durum tam tersidir: Materyalistler (marksistler) toplumsal yaşamın yalnızca ekonomik değil, tüm yönlerini tahlil etmek gerektiği konusunu öne süren ilk sosyalistlerdir.[14*] Sonra da "aslında" materyalistlerin, ekonomi ile toplumsal yaşamın tümünü "etkin bir biçimde açıkladıklarını" ilan ediyor (yazarı açıkça yıkan bir gerçek); ve son olarak, materyalizmin "kendini haklı çıkarmadığı" sonucuna ulaşıyor. Oysa bay Mihaylovski, sizin manevralarınız kendilerini görkemli bir biçimde haklı çıkarmışlardır.
      Bay Mihaylovski'nin materyalizmi "çürütmek" için öne sürdüklerinin hepsi budur. Yineliyorum, burada hiçbir eleştiri yoktur, bu boş ve gösterişçi bir gevezelikten başka bir [sayfa 38] şey değildir. Bay Mihaylovski'nin, üretim ilişkilerinin tüm ötekilerin temelini oluşturduğu görüşüne karşı hangi itirazları yönelttiğini; Marx'ın materyalist yöntemi kullanarak geliştirdiği toplumsal biçimlenme ve bu biçimlenmelerin doğal-tarihsel gelişmesi kavramının doğruluğunu nasıl çürüttüğünü; örneğin sözünü ettiği yazarların çeşitli tarihsel sorunlara ilişkin materyalist açıklamalarının yanlışlığını nasıl tanıtladığını herhangi bir kimseye sorduğumuzda — yanıt, bay Mihaylovski'nin hiçbir itiraz ileri sürmediği, hiçbir çürütme getirmediği, hiçbir yanlışlık belirtmediği yolunda olmak zorundadır. Yalnızca sorunun özünü sözle kapatmaya çalışarak ve bu arada çeşitli değersiz oyunlar uydurarak bin dereden su getirmiştir.
      Böyle bir eleştirmen, Ruskoye Bogatstvo, n° 2'de marksizmi çürütmeye devam ettiğinde, ondan hemen hiçbir ciddi şey bekleyemeyiz. Tek fark, manevra alanındaki yaratıcılığının daha şimdiden tükenmiş olması ve başkalarınınkini kullanmaya başlamasıdır.
      Bay Mihaylovski, toplumsal yaşamın "karmaşıklığı" üzerine nutuk atmakla işe başlıyor: Diyor ki, baksanıza, galvanizm bile ekonomik materyalizmle bağıntılıdır, çünkü Galvani'nin deneyleri, Hegel üzerinde de "bir etki yaratmıştır". Ne olağanüstü bir nükte! İnsan aynı kolaylıkla bay Mihaylovski'nin Çin imparatoru ile bağıntısını kurabilir! Bundan saçmasapan konuşmaktan hoşlanan insanların da bulunduğu sonucundan başka bir sonuç çıkar mı?!
      Bay Mihaylovski devam ediyor: "Ekonomik materyalizm öğretisi de tarihsel sürecin genel olarak elegeçirilmesi güç olan özünü, bu öğretinin görünüşe göre şu iki temel dayanağına karşın, yakalayamamıştır: üretim ve değişim biçimlerinin her şeyi belirleyen öneminin keşfi ve diyalektik sürecin itiraz kabul etmezliği."
      Demek ki, materyalistler, davalarını diyalektik sürecin "itiraz kabul etmezliğine" dayandırıyorlar! Bir başka deyişle, toplumbilimsel teorilerini hegelci üçlülere[25] dayandırıyorlar. Burada, marksizmi hegelci diyalektikle suçlama biçimindeki [sayfa 39] daima elde hazır yöntemi görüyoruz: Bu, Marx'ın burjuva eleştirmenleri tarafından yeteri ölçüde eskitildiğini düşünebileceğimiz bir suçlamadır. Bu baylar, öğretiye karşı hiçbir temel sav getirmediklerinden, Marx'ın anlatım biçimine sarılmışlar ve onun özünü böylece sarsacaklarını düşünerek, teorinin kaynağına saldırmışlardır. Ve bay Mihaylovski de, böyle yöntemlere başvurmakta bir an duraksamamaktadır. Bahane olarak Engels'in Anti-Dühring'inden bir bölümü[26] kullanıyor. Marx'ın diyalektiğine saldıran Dühring'i yanıtlarken, Engels, Marx'ın herhangi bir şeyi hegelci üçlüler aracılığıyla "tanıtlamayı" asla aklından geçirmediğini, Marx'ın yalnızca gerçek süreci incelediğini ve araştırdığını, onun tanıdığı tek teori ölçütünün, bu teorinin gerçekliğe uygunluğu olduğunu söylüyor. Bazan özel bir toplumsal görüngünün gelişmesi, hegelci şemaya, yani tez —yadsıma— yadsımanın yadsınması şemasına uyduysa, bunda şaşılacak hiçbir şey yoktur, çünkü bu, doğada hiç de ender olan bir şey değildir. Ve Engels, doğal tarihten (tohumun gelişmesi) ve toplumsal alandan örnekler vererek devam ediyor — örneğin önce ilkel komünizm vardı, sonra özel mülkiyet ve sonra da emeğin kapitalist toplumsallaştırılması, ya da önce ilkel materyalizm vardı, sonra idealizm ve sonra da bilimsel materyalizm vb.. Herkes için açıktır ki, Engels'in iddiasında esas ağırlık noktası materyalistlerin, gerçek tarihsel süreci, doğru ve tam bir biçimde tanımlamaları gerektiği ve diyalektik üzerine ısrarın, üçlünün doğruluğunu sergilemek için örnekler seçilmesinin bilimsel sosyalizmin çıktığı hegelciliğin, onun anlatım tarzının bir kalıntısından başka bir şey olmadığıdır. Gerçekten de, herhangi bir şeyi üçlüler ile "tanıtlama"nın saçma olduğu, hiç kimsenin böyle yapmayı aklından bile geçirmediği kesin olarak açıklanınca, "diyalektik" süreç örneklerinin ne önemi kalır? Bunun, yalnızca öğretinin kaynağını gösterdiği, bundan öte bir şey göstermediği açık değil midir? Bay Mihaylovski, teoriyi kaynağından dolayı suçlamamak gerektiğini söylediğinde, kendisi de bunu görmüştür. Ama Engels'in tartışmalarında teorinin kaynağından öte bir şey bulabilmek [sayfa 40] için, kuşkusuz, materyalistlerin en azından bir tarihsel sorunu ilgili gerçeklerin gücü ile değil de, üçlüler aracılığıyla çözümlediklerine dair kanıt gösterilmelidir. Bay Mihaylovski bunu tanıtlamaya çalışmış mıdır? Hayır, kesinlikle. Tersine, kendisi kabul etmek zorunda kalmıştır ki, "Marx, boş diyalektik şemayı olgusal içerikle öylesine doldurmuştur ki, bu şema, hiçbir şey değişmeden, bir kasenin kapağı gibi bu içerikten çıkarılabilir" (bay Mihaylovski'nin burada yaptığı —geleceğe ilişkin— istisnaya gelince, bunu daha sonra ele alacağız). Eğer durum böyleyse, bay Mihaylovski hiçbir şey değiştirmeyen bu kapak hakkında neden bu kadar çok gürültü koparıyor? Neden, materyalistlerin, davalarını, diyalektik sürecin reddedilmezliğine "dayandırdıklarını" söylüyor. Bu kapakla savaşırken, neden açık açık yalan söyleyerek, bilimsel sosyalizmin "temel direklerinden, biriyle savaştığını ilan ediyor?
      Belirtmeye bile gerek yok ki, bay Mihaylovski'nin üçlü örnekleri nasıl tahlil ettiğini incelemeyeceğim, çünkü, yineliyorum, bunun ne bilimsel materyalizm ile, ne de Rus marksizmi ile bir ilgisi yoktur. Ama bir ilginç soru var: Bay Mihaylovski marksistlerin diyalektiğe karşı tutumlarını böyle tahrif etmek için hangi temellere dayanmıştır? İki temele: Birincisi, bay Mihaylovski, bir atasözünde dendiği gibi, çanın çaldığını duymuştur, ama sesin nereden geldiğini söyleyemez; ikincisi de, bay Mihaylovski, bir hile daha yapmıştır (ya da daha doğrusu bunu Dühring'den ödünç almıştır).
      Ad
1)[15*] Bay Mihaylovski, marksist yazını okurken, sürekli olarak, toplumbilimde, "diyalektik yöntem"den, gene toplumsal sorunlarda (ki sözkonusu olan yalnızca budur) "diyalektik düşünce"den vb. sözedildiğini görmüştür. Yüreğinin bütün saflığıyla (salt saflık olsaydı, gene iyiydi), bu yöntemin, tüm toplumbilimsel sorunların hegelci üçlünün yasalarına göre çözümlenmesinden oluştuğunu sanmıştır. Elindeki soruna biraz daha dikkat etmiş olsaydı, bu sanının saçmalığına inanmaktan başka çıkar yol bulamazdı. Marx ve [sayfa 41] Engels'in —metafizik yönteme karşı— diyalektik yöntem adını verdikleri şey, topluma, sürekli bir gelişme durumundaki canlı bir organizma olarak (mekanik bir biçimde birbirine bağlanmış ve dolayısıyla ayrı toplumsal öğelerin her türden rasgele birleşmelerine izin veren bir şey olarak değil) incelenmesi, o toplumsal biçimlenmeyi oluşturan üretim ilişkilerinin nesnel bir tahlilini ve bunların işleyiş ve gelişme yasalarının bir araştırmasını gerektiren bir organizma olarak bakan toplumbilimdeki bilimsel yöntemden başka bir şey değildir. Aşağıda diyalektik yöntemle metafizik yöntem (ki bu kavrama, kuşkusuz, toplumbilimdeki öznel yöntem de dahildir) arasındaki ilişkiyi bay Mihaylovski'nin kendi iddialarını örnek vererek. açıklamaya çalışacağız. Şimdilik, yalnızca şunu söyleyeceğiz: Diyalektik yöntemin, ister Engels tarafından (Dühring'e karşı polemikte: Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm) ister Marx tarafından (Kapital'in "[Almanca] İkinci Baskıya Sonsöz"de ve Felsefenin Sefaleti'ndeki çeşitli yorumlar)[27] verilen tanım ve anlatımını okuyan herkes, hegelci üçlülere hiç değinilmediğini ve bu yöntemin, toplumsal evrime, toplumsal ekonomik biçimlenmelerin gelişmesinin doğal tarihsel süreci gözü ile bakmaktan ibaret olduğunu görecektir. Bunu doğrulamak üzere Vestnik Yevropi,[28] 1872, n° 5'te, ("Karl Marx'ın Ekonomi Politik Eleştirisinin Görüş Açısı" başlıklı makalede),[29] Karl Marx'ın Kapital'in "[Almanca] İkinci Baskıya Sonsöz"ünden aktarılan diyalektik yöntem tanımını geniş bir biçimde sunacağım. Marx, Kapital’de kullandığı yöntemin pek az anlaşıldığını söylüyor. "Alman eleştirmenler, elbette, 'hegelci sofistlik' diye feryat ediyorlar." Ve Marx, yöntemini daha açıklıkla sergilemek için, bu yöntemin yukarda değinilen makaledeki tanımını aktarıyor. Orada deniyor ki, Marx için önemli olan tek şey, araştırdığı görüngüleri yöneten yasaları bulmaktır ve onun için özellikle önemli olan şey ise değişme-yasası, bu görüngülerin gelişmesi, bir biçimden ötekine, bir toplumsal ilişkiler düzeninden ötekine geçişlerdir. Dolayısıyla, Marx, yalnızca bir şeyle ilgilenmektedir: Kesin bilimsel araştırmalarıyla, belli bir toplumsal [sayfa 42] ilişkiler düzeninin zorunluluğunu göstermek ve temel çıkış noktaları görevi yapan olguları olanaklı olan en tam biçimde saptamak. Bu amaç için, mevcut düzenin zorunluluğunu tanıtlarken, aynı zamanda, insanlar ona inansın ya da inanmasın, onun bilincinde olsun ya da olmasın, bir önceki düzenin içinden kaçınılmaz olarak çıkması gereken bir başka düzenin zorunluluğunu da kanıtlaması yetecektir. Marx, toplumsal hareketi, yalnızca insan iradesinden, bilincinden ve niyetinden bağımsız olmakla kalmayıp, tersine insanların iradesini, bilincini ve niyetlerini belirleyen yasaların yönettiği bir doğal tarih süreci olarak ele alır. (Yalnızca insan, bilinçli "amaçlar" edindiği ve belli ülkülerle yönlendirildiği için, toplumsal evrimi doğal tarihin evriminden ayıran öznelci bayların bilgisine sunulur). Eğer bilinçli öğe, uygarlık tarihinde böylesine ikincil bir rol oynuyorsa, o zaman açıktır ki, konusu uygarlık olan bir eleştirinin, kendisine temel olarak alacağı en son şey, bilincin herhangi bir biçimi ya da herhangi bir sonucudur. Bu demektir ki, fikir değil, ancak dışsal, nesnel görüngüler onun çıkış noktası olabilir. Eleştiri, belli bir olgunun fikirle değil, başka bir olguyla karşılaştırılmasından ve karşı karşıya konmasından oluşur; önemli olan şey, her iki olgunun da elden geldiğince tam olarak araştırılması ve bunların birbirine göre, gerçekten de farklı gelişme anlarını oluşturmalarıdır; ama hepsinden önemli olan, tüm bilinen durumların, bunların sıralarının ve farklı gelişme aşamaları arasındaki ilişkinin de aynı ölçüde tam bir araştırmasının yapılmasıdır. Marx, ekonomik yaşamın yasalarının, geçmiş ve gelecek için bir ve aynı olduğu görüşünü reddeder. Tersine, her tarihsel dönemin kendi yasaları vardır. Ekonomik yaşam, biyolojinin öteki dallarındaki evrim tarihine benzeyen bir görüngü oluşturur. Daha önceki iktisatçılar, ekonomik yasaları fizik ve kimya yasalarına benzettikleri zaman, bu yasaların niteliğini yanlış anlamış oluyorlardı. Daha ayrıntılı bir tahlil, toplumsal organizmaların da kendi aralarında, bitkiler ya da hayvanlar kadar temelden farklı olduklarını gösterir. Kapitalist ekonomik organizmayı bu [sayfa 43] açıdan incelemeyi amaç edinen Marx, böylece, ekonomik yaşam üzerine yapılan her doğru incelemenin sahip olması gereken amacı kesinlikle bilimsel bir biçimde formüle etmiştir. Böyle bir araştırmanın bilimsel değeri, belli bir toplumsal organizmanın kaynağını, varlığın gelişmesini ve ölümünü ve bir başka daha yüksek organizmanın onun yerine geçişini düzenleyen özel (tarihsel) yasaları ortaya çıkarmasındadır.
      İşte Marx'ın Kapital üzerine bir yığın dergi ve gazete yorumu arasında çıkardığı diyalektik yöntem tanımlaması böyledir. Marx, bunu, Almancaya çevirmiştir, çünkü yöntemin bu tanımlaması, kendisinin de dediği gibi, kesinlikle doğrudur. Şu soru ortaya çıkıyor: Burada, bay Mihaylovski'nin onca cesurca savaştığı üçlüler, üçe bölmeler, diyalektik sürecin itiraz kabul etmezliği ve bunlara benzer saçmalıklar hakkında bir tek söz olsun var mıdır? Bu tanımlamanın ardından Marx, açıkça kendi yönteminin, Hegel'in yönteminin "tam karşıtı" olduğunu söylüyor. Hegel'e göre, fikrin gelişmesi,[16*] üçlünün diyalektik yasalarına uygun olarak gerçek dünyanın gelişmesini belirler. Ve kuşkusuz, insan, üçlülerin öneminden, diyalektik sürecin itiraz kabul etmezliğinden ancak böyle bir durumda sözedebilir. Marx şöyle diyor: "Benim için ise, tersine, fikirsel (ideal), maddeselin yansımasından başka bir şey değildir."[17*] Ve böylece tüm sorun "şeylerin mevcut durumunun ve bunun kaçınılmaz gelişmesinin olumlu bir kabulü"ne varır; üçlülere, yalnızca darkafalıların ilgilenebileceği kapağın ve kabuğun rolünden başka bir rol kalmaz ("Hegel'e özgü ifade biçimlerine de kur yaptığım oldu", Marx aynı "Sonsöz"de böyle diyor). O halde, bilimsel sosyalizmin "temel direkleri"nden birini, yani diyalektiği eleştirmeye girişen ve her tür şeyden, hatta kurbağalardan ve Napoléon'dan sözedip de, diyalektiğin ne olduğu, toplumun gelişmesinin gerçekten doğal tarihin bir süreci olup olmadığı, [sayfa 44] özel toplumsal organizmalar olarak toplumsal ekonomik biçimlenme materyalist kavramının doğru olup olmadığı, bu biçimlenmelerin nesnel tahlil yöntemlerinin doğru olup olmadığı, toplumsal düşüncelerin gerçekten de toplumsal gelişmeyi belirlemeyip, kendilerinin bu gelişme tarafından belirlenip belirlenmediği vb. hakkında söz söylemeyen bir adamı nasıl değerlendireceğiz diye sorabiliriz. İnsan, bu durumu, yalnızca bir anlayış eksikliğine yorabilir mi?
      Ad
2)[18*] Diyalektiğin bu eleştirisinden sonra, bay Mihaylovski bu şeyleri hegelci üçlüler "aracılığıyla" tanıtlama yöntemlerini Marx'a yükler ve elbette, bunlarla, başarıyla savaşır. "Geleceğe ilişkin olarak" diyor "toplumun içkin yasaları salt diyalektiğe dayandırılmıştır." (Yukarda değinilen istisna işte budur.) Kapitalizmin gelişme yasaları gereği, mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesinin kaçınılmazlığı üzerine Marx'ın iddiaları "salt diyalektik"tir. Marx'ın toprağın ve sermayenin ortak mülkiyeti "idea"sı, "kaçınılmazlığı ve kuşku götürmezliği bakımından, tümüyle hegelci üç-halkalık zincirin sonunda bulunur".
      Aslında bu iddia, tümüyle Dühring'den alınmıştır, Dühring bunu Kritische Geschichte der National Ökonomie und des Sozialismus (3. baskı, 1879, s. 486-87)[19*] adlı yapıtında anlatıyor. Ama bay Mihaylovski, Dühring hakkında tek söz etmediğine göre Marx'ı çarpıtmanın bu yoluna kendi başına ulaşmış olmasın?
      Engels, Dühring'e mükemmel bir yanıt vermiştir. Engels, ayrıca Dühring'in eleştirisini de aktardığından, bu yanıt ile yetineceğiz.[30] Okur, bunun, bay Mihaylovski için de tümüyle geçerli olduğunu görecektir.
      Dühring şöyle diyor: " 'Bu tarihsel taslak' [İngiltere'de sermayenin ilkel denilen birikiminin oluşması], gene de Marx'ın kitabında nisbeten en iyi olan şeydir, ve eğer derin-bilgin koltuk değneğinden başka, bir de diyalektik koltuk değneğine dayanmasaydı, daha da iyi olurdu. Gerçekten, [sayfa 45] daha iyi ve daha açık araçların yokluğunda, burada ebe kadın görevini yapması ve geçmişin bağrından geleceği doğurtması gereken şey, Hegel'in yadsımanın yadsınmasıdır. Bireysel mülkiyetin, gösterilen biçimde, 16. yüzyıldan sonra ortadan kalkmasının tamamlanması, birinci yadsımadır. Bu yadsıma, yadsımanın yadsınması olarak ve 'bireysel mülkiyet'in, bu kez toprak ve iş araçlarının ortaklaşa sahipliğine dayanan daha yüksek bir biçim altında canlandırılması olarak nitelendirilen bir ikinci yadsıma ile izlenecektir. Eğer bu yeni 'bireysel mülkiyet', bay Marx'ta, 'toplumsal mülkiyet' olarak da adlandırılıyorsa, bunun nedeni, Hegel'in, içinde çelişkinin kaldırılması, (aufgehoben, Hegel'e özgü bir terim) yani sözcük oyununu izlemek gerekirse, korunması olduğu denli aşılması da gereken yüksek birliğinin işte burada ortaya çıkmasıdır. ... Öyleyse mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi, dış ve maddesel ilişkileri içinde tarihsel gerçekliğin, deyim yerindeyse, otomatik sonucudur. ... Yadsımanın yadsınması gibi hegelci martavallara inanarak, aklıbaşında bir adam için toprağın ve sermayenin ortaklaşa kullanılması zorunluluğuna kandırılmak güç olacaktır. ... Marx'ın fikirlerinin bulanık belirsizliği, hegelci diyalektik ile bilimsel temel olarak bol bol nasıl kafa yorulabileceğini, ya da daha doğrusu bu işten akılsızlık olarak zorunlulukla neyin çıkacağını bilen kimseyi zaten şaşırtmayacaktır. Bu oyunlardan hiçbir şey anlamayan kimse içinse, Hegel'de, birinci yadsımanın din kitabındaki ilk günah kavramı, ve ikinci yadsımanın da kurtulmaya götüren daha yüksek bir birlik olduğunu açıkça belirtmek gerekir. Olguların mantığı, ne de olsa din alanından alınmış bu gülünç andırışma üzerine temellendirilmemelidir. ... Bay Marx, aynı zamanda, hem bireysel, hem de toplumsal olan mülkünün bulanık evreninde dinginlik içinde yaşar ve derin diyalektik bilmeceyi çözme işini yandaşlarına bırakır.' Bay Dühring işte böyle konuşur."
      Engels şu sonuca varır: "Demek ki, Marx, toplumsal devrimin toprak ve emek tarafından yaratılan üretim araçlarının ortak mülkiyeti üzerine dayanan bir toplum kuruluşunun [sayfa 46] zorunluluğunu, Hegel'in yadsımanın yadsınmasına başvurmadan tanıtlayamaz ve sosyalist teorisini dinden alınmış bu gülünç andırışma üzerine dayandırarak gelecekteki toplumda, kaldırılmış çelişkinin üstün hegelci birliği olarak, aynı zamanda, hem bireysel, hem de toplumsal bir mülkiyetin egemen olacağı sonucuna varır.[20*]
      "Başlamak için yadsımanın yadsınmasını bir yana bırakalım ve 'aynı zamanda hem bireysel, hem de toplumsal mülkiyet'i ele alalım. Bay Dühring, bu mülkiyeti, 'bulanık evren' olarak nitelendirir ve bu konu üzerinde gerçekten haklı olması da belirtilmeye değer. Ne yazık ki, bu bulanık evrende yaşayan Marx değil, ama gene bay Dühring'in ta kendisidir. ... Marx'ı, üzerinde tek sözcük bile söylemediği yüksek bir mülkiyet birliğini ona malederek, Hegel'e göre kolayca düzeltebilir.
      "Marx şöyle der:
      "Yadsımanın yadsınmasıdır bu. Emekçinin özel mülkiyetini değil ama kapitalist çağın kazanımlarına, elbirliğine ve toprak dahil bütün üretim araçlarının ortaklaşa sahipliğine dayanan bireysel mülkiyetini yeniden kurar. Bireysel emekten doğan özel ve bölünmüş mülkiyeti, kapitalist mülkiyet durumuna dönüştürmek için, gerçekte daha şimdiden kolektif bir üretim biçimine dayanan kapitalist mülkiyetin toplumsal mülkiyet durumuna dönüşmesinin gerektireceğinden [sayfa 47] elbette daha çok zaman, daha çok çaba ve daha çok güçlük gerekmiştir.'
      "Hepsi bu. Demek ki, mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi aracılığıyla ortaya çıkan durum, bireysel mülkiyetin, ama toprağın ve emek tarafından üretilmiş üretim araçlarının toplumsal mülkiyet temeli üzerinde yeniden kurulması olarak belirleniyor. Anlamasını bilen herkes için" (ve Rusça anlayan herkes için de, bay Mihaylovski, çünkü çeviri kesinlikle doğrudur) "bu, toplumsal mülkiyetin toprağı ve öteki üretim araçlarını, ve bireysel mülkiyetin de ürünleri, yani tüketim nesnelerini kapsamına aldığı anlamına gelir. Ve sorunu altı yaşındaki çocukların bile anlayabileceği bir duruma getirmek için, Marx, 56. sayfada" (Rusça baskı, s. 30),[31]" 'ortak üretim araçları ile çalışan ve tasarlanmış bir plana göre çok sayıdaki bireysel güçlerini tek ve aynı bir toplumsal emek-gücü olarak harcayan bir özgür insanlar birliği'," yani sosyalist biçimde örgütlenmiş bir birlik varsayar ve şöyle devam eder:
      "'Birleşmiş emekçilerin toplam ürünü, toplumsal bir üründür. Bir bölümü yeniden üretim aracı olarak kullanılır ve toplumsal kalır ama öteki bölümü tüketilir ve bunun sonucu, tüm emekçiler arasında üleşilmesi gerekir.'
      "Hatta bay Dühring'in hegelleştirilmiş beyni için bile yeterince açık sözler.
      "Aynı zamanda hem bireysel, hem de toplumsal mülkiyet, bu ikircil ve karışık uydurmaca, Hegel diyalektiğinden zorunlu olarak çıkan bu akılsızlık, bu bulanık evren, Marx'ın, çözümü işini yandaşlarına bıraktığı bu derin diyalektik bilmece, bir kez daha, bay Dühring'in özgür bir yaratı ve kuruntusundan başka bir şey değildir."
      Engels devam ediyor: "Yadsımanın yadsınması, Marx'ta ne rol oynar? Marx, 791. ve izleyen sayfalarda [Rusça baskı, s. 648 ve devamı][32] sermayenin ilkel denilen birikiminin, daha önceki 50 sayfayı [Rusça baskı, 35] dolduran ekonomik ve tarihsel irdelemesinin sonuçlarını toplar. Kapitalist çağdan önce, hiç değilse İngiltere'de, temel olarak, işçinin kendi [sayfa 48] üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetine dayanan küçük işletme vardı. Sermayenin ilkel denilen birikimi, burada, bu dolaysız üreticilerin mülksüzleştirilmesine, yani kişisel çalışmaya dayanan özel mülkiyetin yıkılmasına dayandı. Eğer bu olanaklı olduysa, bunun nedeni, sözkonusu küçük işletmenin ancak üretim ve toplumun doğal ve dar sınırlan ile bağdaşır olması ve bunun sonucu, belirli bir düzeyde, kendi yokoluşunun maddi araçlarını oluşturmasıdır. Bu yokoluş, bireysel ve dağınık üretim araçlarının toplumsal olarak birarada toplanmış araçlar durumuna dönüşümü, sermayenin tarih-öncesini oluşturur. Emekçiler proleterlere ve emekçilerin iş araçları da sermaye durumuna dönüştükten, kapitalist üretim biçimi ayaklarını yere bastıktan sonra, emeğin bundan sonraki toplumsallaşması ve toprağın ve öteki üretim araçlarının bundan sonraki" ('sermayeye) "dönüşümü, yani özel mülk sahiplerinin bundan sonraki mülksüzleştirilmesi, yeni bir biçim alır.
      '"Şimdi mülksüzleştirilecek olan kimse, artık, kendi hesabına çalışan emekçi değil, birçok emekçiyi sömüren kapitalisttir. Bu mülksüzleştirme, kapitalist üretimin kendi içinde taşıdığı yasaların işlemesiyle, sermayenin merkezileşmesi ile gerçekleşir. Bir kapitalist, daima birçoklarının başını yer, tş sürecinin gitgide boyutları büyüyen kooperatif biçimi, bilimin bilinçli teknik uygulaması, toprağın yöntemli bir biçimde işlenmesi, iş araçlarının ancak ortaklaşa kullanılabilir iş araçlarına dönüştürülmesi, bütün iş araçlarının bileşik toplumsal emeğin üretim araçları olarak kullanılmasıyla sağlanan tasarruf, bütün insanların dünya pazarları ağına sokulması ve böylece kapitalist rejimin uluslararası bir nitelik kazanması, bu merkezileşme ya da birçok kapitalistin birkaç kapitalist tarafından mülksüzleştirilmesi ile elele gider. Bu dönüşüm sürecinin bütün avantajlarını sömüren ve tekellerine alan büyük sermaye sahiplerinin sayılarındaki sürekli azalmayla birlikte sefalet, baskı, kölelik, soysuzlaşma, sömürü de alabildiğine artar; ama gene bununla birlikte, sayıları sürekli artan kapitalist üretim sürecinin bizzat kendi [sayfa 49] mekanizması ile eğitilen, birleştirilen ve örgütlenen işçi sınıfının başkaldırmaları da genişler, yaygınlaşır. Sermaye tekeli, kendisiyle birlikte ve kendi egemenliği altında fışkırıp boyatan üretim biçiminin ayakbağı olur. Üretim araçlarının merkezileşmesi ve emeğin toplumsallaşması, en sonunda, bunların kapitalist kabuklarıyla bağdaşamadıkları bir noktaya ulaşır. Böylece kabuk parçalanır. Kapitalist özel mülkiyetin çanı çalmıştır. Mülksüzleştirenler mülksüzleştirilirler.'
      "Ve, şimdi okuyucuya soruyorum: Diyalektik karışıklığın zorlamaları ve entelektüel bezekleri nerede, sonunda her şeyin bir şey olduğu sonucunu veren fikirler karışımı ve karikatürü nerede, inanç sahipleri için diyalektik mucizeler nerede, Marx'ın, Dühring'e göre, onlar olmaksızın açıklamasını yapma başarısını gösteremeyeceği hegelci Logos öğretisinin diyalektik gizleme merakları ve zorlamaları nerede? Marx, yalnızca tarih aracılığıyla tanıtlar, ve burada kısaca şu olguları özetler: Vaktiyle küçük işletme kendi evrimi ile kendi yokoluşunun, yani küçük mülk sahiplerinin mülksüzleştirilmesinin koşullarını nasıl zorunlu olarak yarattıysa, bugün de kapitalist üretim biçimi, kendisini yıkıma uğratacak maddesel koşullan tıpkı öyle yaratmıştır. Süreç, tarihsel bir süreçtir, ve eğer aynı zamanda diyalektik ise, bu, bay Dühring için ne denli cansıkıcı olursa olsun, Marx'ın suçu değildir.
      "Marx, ancak ekonomik ve tarihsel tanıtlamasını bitirdikten sonradır ki, şöyle devam eder:
      '"Kapitalist üretim biçiminin ürünü olan kapitalist mülk edinme biçimi, kapitalist özel mülkiyeti yaratır. Bu, mülk sahibinin emeğine dayanan kişisel özel mülkiyetin ilk yadsırimasıdır. Ama, kapitalist üretim, bir doğa yasasının kaçınılmaz zorunluluğu ile kendi yadsınmasını doğurur. Bu, yadsımanın yadsınmasıdır.' ( yukarıda aktarıldığı gibi).
      "Demek ki, süreci, yadsımanın yadsınması biçiminde nitelendirirken, Marx, sürecin tarihsel zorunluluğunu bu niteleme ile tanıtlamayı düşünmez. Jersine; gerçekte, sürecin kısmen nasıl gerçekleştiğini, kısmen de mutlak olarak nasıl gerçekleşeceğini tarih aracıyla tanıtladıktan sonradır ki, [sayfa 50] Marx, bu süreci, ayrıca, belirli bir diyalektik yasaya göre gerçekleşen bir süreç olarak nitelendirir. Hepsi bu. Öyleyse, bay Dühring, yadsımanın yadsınmasının geçmişin bağrından geleceği doğurtarak burada ebe kadın görevi göreceğini, ya da Marx'ın bizi toprak ve sermaye ortaklığının (bay Dühring'in ete kemiğe bürünmüş bir çelişkisi) bir zorunluluk olduğuna inandırmak için, bizden yadsımanın yadsınmasına saygı göstermemizi istediğini ileri sürdüğü zaman, bir kez daha bay Dühring'in temelsiz bir varsayımı ile karşı karşıya gelmiş bulunuyoruz demektir." (s. 125.)[21*]
      Okur görecektir ki, Engels'in Dühring'i kanıtlarla parlak bir biçimde reddedişi, Marx'ta geleceğin tamamen hegelci zincirin ucunda durduğunu ve bunun kaçınılmazlığı kanısının ancak inanca dayandırılabileceğini iddia eden bay Mihaylovski için de bütünüyle geçerlidir.[22*]
      Dühring ile bay Mihaylovski arasındaki bütün farklılık, şu iki küçük noktaya indirgenir: Birincisi, Dühring, Marx'tan her zaman öfkeden köpürerek sözettiği halde, gene de, Tarih'inin bir sonraki bölümünde, Marx'ın "Sonsöz"de[33] hegelcilik suçlamasını kesinlikle reddettiğini belirtmeyi gerekli görmüştür. Oysa bay Mihaylovski, Marx'ın diyalektik yöntemin ne olduğu konusundaki (yukarda aktarılan) kesin ve açık sözlerinden hiç sözetmemektedir.
      İkincisi, bay Mihaylovski'nin bir başka özelliği de, bütün dikkatini zaman kiplerine vermesidir. Gelecekten sözederken, Marx, neden şimdiki zamanı kullanıyor? — Filozofumuz bir zafer havasıyla bunu soruyor. Pek değerli eleştirmen bunun yanıtını herhangi bir gramer kitabında bulabilirsiniz: geleceğe kaçınılmaz ve kesin gözü ile bakıldığı zaman, [sayfa 51] gelecek zaman yerine şimdiki zaman kullanıldığını göreceksiniz. Ama neden böyle, gelecek neden kesindir? — Bay Mihaylovski, bir tahrifi bile haklı çıkartacak kadar derin bir kışkırtma yaratmak isteyerek kaygıyla böyle soruyor. Ama bu konuda da Marx kesinlikle açık bir yanıt vermiştir. Siz bu yanıtı yetersiz ya da yanlış bulabilirsiniz, ama bu durumda, bunun ne kadar yanlış olduğunu ve neden bu kadar yanlış olduğunu göstermeniz, ve hegelcilik hakkında saçmalamamanız gerekir.
      Bir zamanlar Mihaylovski bu yanıtın ne olduğunu kendisi bilmekle kalmıyor, bu konuda başkalarına ders de veriyordu. 1877'de şöyle yazmıştı: Bay Jukovski, Marx'ın gelecek anlayışına sanı gözü ile bakmakta haklı nedenlere sahiptir, ama "Marx'ın çok büyük önem verdiği" emeğin toplumsallaşması sorununu görmezden gelmeye de "ahlaksal olarak hiç hakkı yoktur". Ya, elbette! 1877'de Jukovski'nin sorundan kaçınmaya ahlaksal olarak hakkı yoktu, ama bay Mihaylovski 1894'te bu ahlaksal hakka sahiptir. Belki de quod licet Jovi, non licet bovi?![23*]
      Burada, bir zamanlar Otoçestveniye Zapiski'de[34] ifade edilmiş olan bu toplumsallaşmaya ilişkin garip bir düşünceyi anımsatmadan geçemiyorum. Bu dergi, 1883, n° 7'de, bay Mihaylovski gibi Marx'ın gelecek "anlayış"ını sanı sayan bay Postoroni[35] diye birinin "Editöre Bir Mektup"unu yayınladı. Bu bay şöyle iddia ediyordu: "Kapitalizmde emeğin toplumsal biçimi, esas olarak birkaç yüz ya da bin işçinin bir çatı altında öğütmesi, çekiç sallaması, çevirmesi, üstüne koyması, altına koyması, çekmesi ve daha pek çok işlemi yapmasıyla aynı şeydir. Bu rejimin genel niteliğine gelince, şu söz bunu çok güzel açıklar: 'Her insan kendisi için, tanrı herkes için'. Peki, toplumsal emek biçimi işin içine nereden giriyor?"
      Hemen görebilirsiniz ki, adam bu işi kavramış! "Toplumsal emek biçimi" "bir çatı altında çalışmayla" "aynı şeydir"!! Ve böyle saçma fikirler, şimdiye kadarki en iyi Rus dergilerinden birinde ifade edildiği halde, hâlâ, Kapital'in teorik [sayfa 52] kısmının bilim tarafından genel olarak kabul edildiğine bizi inandırmak istiyorlar. Evet, Kapital’e karşı birazcık ciddi bir itiraz yöneltemediğinden, "genellikle kabul edilen bilim", ona yaltaklanmaya başlamış, aynı zamanda da, en ilkel bilgisizliği ortaya koymayı ve okullarda okutulan ekonominin eski bayağılıklarını yinelemeyi sürdürmüştür. Bay Mihaylovski'ye, alışkanlıkla tümüyle atlayıp geçtiği sorunun özünü göstermek için, bu sorun üzerinde biraz durmalıyız.
      Kapitalist üretimin emeği toplumsallaştırması, hiç de insanların bir çatı altında çalışmasından oluşmaz (bu, sürecin yalnızca küçük bir parçasıdır), sermayenin yoğunlaşmasına toplumsal emeğin uzmanlaşmasının eşlik etmesinden, her sanayi dalında kapitalistlerin sayısındaki bir azalmanın ve ayrı sanayi dallarının sayısında bir çoğalmanın eşlik etmesinden — bir toplumsal üretim süreci halinde kaynaşmış, birçok ayrı üretim süreçlerinden oluşur. Örneğin, elzanaatı dokumacılığı günlerinde, küçük üreticilerin kendileri ipliği eğilirler ve kumaş yaparlardı, birkaç tane sanayi dalı vardı (eğirme ve dokuma içice geçmişti). Ama üretim, kapitalizm tarafından toplumsallaştırıldığı zaman, ayrı sanayi dallarının sayısı artar: Pamuk eğirme ayrı olarak yapılır, dokuma da öyle: Üretimdeki bu bölünme ve yoğunlaşma yeni dalların doğmasına yolaçar — makine yapımı, kömür madenciliği vb.. Şimdi daha uzmanlaşmış hale gelen her sanayi dalında, kapitalistlerin sayısı durmadan azalır. Bu demektir ki, üreticiler arasındaki toplumsal bağ gitgide daha çok güçlenir, üreticiler bir tek bütün halinde sıkıca birleşirler. Eskiden tek tek küçük üreticilerin her biri birkaç işlemi birarada yaparlardı, bu yüzden de birbirlerinden nispeten bağımsız idiler, örneğin, elzanaatçısı keteni kendi ektiği, kendi eğirdiği ve dokuduğu zaman hemen hemen öteki elzanaatlarından bağımsızdı. Küçük dağınık meta üreticilerinin bu rejimi, (ve yalnızca bu rejim) şu sözü haklı kılıyordu: "Her insan kendisi için, tanrı herkes için", yani bir pazar dalgalanmaları anarşisi. Kapitalizm sayesinde erişilen emeğin toplumsallaşması altında durum tamamen farklıdır. Kumaşı üreten imalatçı, [sayfa 53] pamuk ipliği imalatçısına, bu sonuncusu pamuğu yetiştiren kapitalist tarımcıya, makine imalatçısına, kömür madeni sahibine vb., vb. bağlıdır. Sonuç, hiçbir kapitalistin ötekiler olmaksızın yapamamasıdır. "Her insan kendisi için" sözünün böyle bir rejime pek uygulanamayacağı açıktır. Burada herbiri herkes için, herkes herbiri için çalışır (ve ister göksel bir fantezi olarak, ister yersel bir "altın buzağı" olarak — burada tanrıya hiç yer kalmamıştır). Rejimin niteliği tümüyle değişir. Küçük ayrı ayrı işletmeler rejimi sırasında, bu işletmelerden herhangi birinde iş durduğu zaman, bu toplumun yalnızca birkaç üyesini etkilerdi, hiçbir genel karışıklık yaratmazdı, bu yüzden de genel dikkati üzerine çekmez ve kamunun müdahalesine yolaçmazdı. Ama büyük bir işletmede çok uzmanlaşmış bir sanayi dalıyla uğraşan, ve bu yüzden hemen hemen toplumun tümü için çalışan ve kendisi de toplumun tümüne bağlı olan bir işletmede (basit olsun diye, toplumsallaşmanın en son noktaya ulaştığı bir durumu ele alıyorum) iş durduğu zaman, toplumun bütün öteki işletmelerinde de işin durması zorunludur, çünkü bunlar, gereksindikleri ürünleri ancak bu işletmeden sağlayabilirler, kendi metalannın hepsini, ancak eğer bu işletmenin metaları mevcutsa elden çıkarabilirler. Tüm üretim süreçleri böylece bir tek toplumsal üretim süreci halinde kaynaşırlar; ama gene de her dal ayrı bir kapitalist tarafından yürütülür, ona bağlıdır ve toplumsal ürünler onun özel mülküdür. Üretim biçimi ile maledinme biçimi arasında uzlaşmaz bir çelişkinin başladığı açık değil midir? Sonuncunun kendini birinciye uydurması gerektiği ve toplumsal, yani sosyalist hale gelmesi gerektiği ortada değil midir? Ama Otoçestveniye Zapiski'nin açıkgöz darkafalısı, her şeyi, bir çatı altında çalışmaya indirgiyor. Herhangi bir şey bundan daha fazla hedeften uzak olabilir mi? (Sürecin toplumsal yönüne, işçilerin birleşmiş, kaynaşmış ve örgütlenmiş hale gelmeleri olgusuna, türemiş ve ikincil bir olgu olduğu için dokunmaksızın, yalnızca maddi süreci, yalnızca üretim ilişkilerindeki değişmeyi tanımladım.) [sayfa 54]
      Böyle basit şeylerin bütün Rusya "demokratları"na açıklanmasının gerekli oluşunun nedeni, bunların küçük-burjuva fikirler batağına, bir küçük-burjuva düzeninden başka bir düzeni kesinlikle düşünmeyecek kadar kötü bir biçimde saplanmış olmalarıdır.
      Ama, gene bay Mihaylovski'ye dönelim. Marx'ın sosyalist sistemin bizzat kapitalist gelişmenin yasalarından dolayı kaçınılmaz olduğu sonucuna ulaşırken dayandığı olgulara ve tartışmalara karşı hangi itirazları yöneltmiştir? Gerçekte, toplumsal ekonominin meta örgütlenmesinde, toplumsal emek sürecinde büyüyen bir uzmanlaşma olmadığını, sermaye ve işletmelerde yoğunlaşma olmadığını, tüm emek sürecinde toplumsallaşma olmadığını mı göstermiştir? Hayır, bu olguları çürütmek için bir tek tez öne sürmemiştir. Emeğin toplumsallaşmasıyla uzlaşmayan anarşinin, kapitalist toplumun yaradılıştan gelen bir özelliği olduğu önermesini sarsmış mıdır? Bu konuda da hiçbir şey söylememiştir. Tüm kapitalistlerin emek süreçlerinin bir tek toplumsal emek süreci halinde birleşmesinin, özel mülkiyetle bağdaşabileceğini, ya da çelişkinin bir çözümünün olanaklı olduğunu ve Marx'ın gösterdiğinden başka bir çözümün düşünülebileceğini mi kanıtlamıştır? Hayır. Bu konuda bir tek söz söylememiştir.
      O halde eleştirisi neye dayanıyor? Dalaverelere, tahriflere ve kuru gürültüden öte bir şey olmayan bir ağız kalabalığına.
      Gerçekten de, önce, tarihin ardarda gelen üçlü adımları hakkında bir yığın saçmasapan sözettikten sonra, ciddi bir havayla, Marx'a "sonra ne geliyor?" —yani tarih onun tanımladığı sürecin son aşamasının ötesinde nasıl ilerleyecektir— diye soran eleştirmenin kullandığı yöntemleri başka nasıl nitelendirebiliriz? Marx'ın yazınsal ve devrimci etkinliklerinin ta başından beri, toplumbilimsel teoriden, gerçek süreci —bunun ötesinde bir şeyi değil— doğru olarak anlatmasını istediğine lütfen dikkat edin (örneğin komünistlerin teori ölçüleri üzerine bkz: Komünist Manifesto)[36] Marx, Kapital'de bu isteğe sıkı sıkıya bağlı kalmıştır: Kapitalist toplum [sayfa 55] biçiminin bilimsel bir tahlilini vermeyi görev edinmiş ve aslında gözlerimizin önünde cereyan eden bu örgütlenmenin gelişmesinin, şöyle bir eğilime sahip olduğunu, kaçınılmaz olarak yokolmak ve daha yüksek bir başka örgütlenmeye dönüşmek zorunda olduğunu gösterdikten sonra orada durmuştur. Ama bay Mihaylovski, Marx'ın öğretisinin tüm özünden kaçınarak, aptalca sorusunu soruyor: "Sonra ne geliyor?" Ve pek esaslı bir biçimde ekliyor: "Açıkça itiraf etmeliyim ki, Engels'in yanıtının ne olabileceğini pek bilmiyorum." Ama kendi açımızdan açıkça itiraf etmeliyiz ki bay Mihaylovski, biz, böyle bir ,"eleştiri"nin ruhunun ve yöntemlerinin ne olduğunu iyi biliyoruz!
      Ya da şu iddiayı ele alın: "Ortaçağlarda, Marx'ın mal sahibinin kendi emeğine dayanan bireysel mülkiyeti, ekonomik ilişkiler alanında bile ne tek, ne de egemen etmendi. Bunun yanında çok şey vardı, ama Marx'ın yorumunda diyalektik yöntem (bay Mihaylovski'nin tahrif ettiği yorumda olmasın?) bu konuya dönmeyi önermiyor. Bütün bu şemaların, tarihsel gerçekliğin, ya da hatta onun boyutlarının bir görünümünü sunmadığı açıktır; bu şemalar yalnızca insan zihninin, her nesneyi, geçmiş, şimdiki ve gelecekteki durumları ile düşünme eğilimini doğruluyorlar." Bay Mihaylovski, sizin şeyleri tahrif ediş biçiminiz bile insanı bıktıracak kadar monoton! Bay Mihaylovski, gerçek kapitalist gelişme sürecini formüle etmekten başka, bir iddiası olmayan Marx'ın şemasına,[24*] önce her şeyi üçlülerle kanıtlama niyetini yakıştırıyor, sonra Marx'ın şemasının bay Mihaylovski'nin onu zorla sokmaya çalıştığı plana uymadığını ilan ediyor (üçüncü aşama, birinci aşamanın yalnızca bir yanını yeniden kurar, tüm öteki yanları dışarda bırakır), sonra da en şamatalı bir biçimde, "şemanın tarihsel gerçekliğin bir görünümünü sunmadığı açıktır" sonucuna ulaşıyor! [sayfa 56]
      Engels'in Dühring için dediği gibi, istisna olarak bile doğru aktarma yapamayan bir adamla, herhangi bir ciddi polemiğe girilebilir mi? Şemanın herhangi bir açıdan yanlışlığını göstermek üzere bir çaba bile harcamadan, herkese onun gerçekliğe uymadığının ortada olduğu güvencesi verildiği zaman, herhangi bir tartışma yapılabilir mi?
      Bay Mihaylovski, marksist görüşlerin gerçek içeriğini eleştireceği yerde, hünerini, geçmişin, bugünün ve geleceğin kategorileri konusunda göstermektedir. Engels, örneğin bay Dühring'in "öncesiz ve sonrasız gerçekler"ine karşı tartışırken, "bugün bize öğütlenen ... ahlak" üç katlı bir ahlaktır: Hıristiyan-feodal, burjuva ve proleter, öyle ki, geçmiş, bugün ve gelecek kendi ahlak teorilerine sahiptirler der.[37] Bu konuda bay Mihaylovski şu kurgulara dalıyor: "Kanımca, tarihin, dönemler halinde tüm üçlü bölünmelerinin temelinde yatan şey, geçmişin, bugünün ve geleceğin kategorileridir." Ne derinlik! Herhangi bir toplumsal görüngünün, gelişme süreci içinde incelendiğinde, onda her zaman geçmişin kalıntılarının, bugünün temellerinin ve geleceğin tohumlarının keşfedileceğini kim bilmez? Ama Engels, örneğin, ahlak tarihinin (bildiğimiz gibi yalnızca "bugünün" ahlakından sözediyordu), belirtilen üç etkenle sınırlandığını, örneğin feodal ahlaktan önce köleci ahlakın, köleci ahlaktan önce de ilkel komünist ahlakın gelmediğini öne sürmeyi aklından geçirmiş midir? Engels'in ahlaksal fikirlerdeki modern eğilimleri materyalist bir biçimde açıklayarak anlatma çabasını ciddi olarak eleştirecek yerde, bay Mihaylovski, bize, en boş süslü tümceleri sunuyor!
      Bay Mihaylovski'nin kullandığı bu eleştiri yöntemlerine, materyalist tarih anlayışının, nerede, hangi yapıtla yorumlandığını bilmediği sözüyle başlayan eleştiriye gelince, belki de, yazarın bir zamanlar bu yapıtlardan birini bildiğini ve onu daha doğru değerlendirebildiğini anımsamak yerinde olur. 1887'de bay Mihaylovski, Kapital hakkında aşağıdaki görüşü ileri sürmüştü: "Kapital'den hegelci diyalektiğin ağır, kaba ve gereksiz kapağını kaldırırsak" (Ne tuhaf! Nasıl oluyor [sayfa 57] da, 1877'de bu "hegelci diyalektik", "gereksiz" idi, ve 1894'te, materyalizm, "diyalektik sürecin itiraz kabul etmezliğine" dayanır gibi görünüyor?), "o zaman, bu çalışmada, öteki üstünlüklerinin yanısıra, biçimlerin, kendi varlıklarının maddi koşullarıyla ilişkisi genel sorununun yanıtı için eksiksiz, inceden inceye hazırlanmış bir malzeme, ve belirli bir alan için bu sorunun kusursuz bir formülasyonunu da görürüz." "Biçimlerin kendi varlıklarının maddi koşullarıyla ilişkisi" — bu, toplumsal yaşamın çeşitli yönleri arasındaki karşılıklı ilişki sorununun, maddi ilişkiler temeli üzerindeki ideolojik toplumsal ilişkiler üstyapısı sorununun ta kendisidir; ünlü çözümü, materyalizm öğretisini oluşturan bir sorundur. Devam edelim:
      "Aslında, 'Kapital’in tümü (italikler benimdir) bir toplum biçiminin ilk kez doğduktan sonra nasıl büyümeye devam ettiğini, keşifleri, buluşları ve üretim yöntemlerindeki gelişmeleri, yeni pazarları ve bilimin kendisini kendine tâbi kılarak ve özümleyerek tipik özelliklerini nasıl güçlendirdiğini ve bunları kendisi için çalışmaya zorladığını ve ensonu, mevcut biçimin, maddi koşullardaki daha ileri değişikliklere elverişsiz olduğunu araştırmaya hasredilmiştir."
      Şaşırtıcı bir şey! 1877'de "Kapital’in tümü" belli bir toplum biçiminin materyalist bir araştırmasına hasredilmişti (materyalizm, toplum biçimlerinin maddi koşullarla açıklanması değil de nedir?), oysa 1894'te, öyle görünüyor ki, bu materyalizmin bir sergilenmesinin nerede, hangi yapıtta aranması gerektiği bile bilinmiyor!
      1877'de, Kapital, "belli bir biçimin (kapitalist biçim, değil mi?) maddi koşullardaki daha ileri değişikliklere nasıl dayanamadığının (dikkat edin buna!) bir araştırmasını" içeriyordu — oysa, 1894'te, hiç böyle bir araştırma bulunmadığı ve kapitalist biçimin üretken güçlerdeki daha ileri herhangi bir değişikliğe dayanamayacağı inancının bulunmadığı —ki bu, "tümüyle hegelci üçlünün sonunda" yeralmaktadır— ortaya çıkmaktadır! 1877'de bay Mihaylovski, "belli bir toplum biçiminin kendi varlığının maddi koşullarıyla ilişkilerinin [sayfa 58] tahlili, ebediyen (italikler benimdir), yazarın mantık gücünün ve geniş bilgisinin bir anıtı olarak kalacaktır" diyordu — oysa 1894'te, materyalizm öğretisinin hiçbir zaman ve hiçbir yerde bilimsel olarak doğrulanmadığını ve tanıtlanmadığını ilan ediyor.
      Şaşırtıcı bir şey! Gerçekte bu ne demektir? Ne olmuştur?
      İki şey olmuştur. Birincisi, yetmişlerin Rus köylü sosyalizmi —ki bu, burjuva niteliği yüzünden özgürlüğe karşı "öfkeyle solumakta", Rus yaşamındaki uzlaşmaz karşıtlığın üstünü şevkle kapatan "alnıaçık liberallere" karşı savaşmakta ve bir köylü devrimi düşlemekteydi— tamamen çürümüş ve köylü çiftçiliğinin ilerici eğilimlerinde "umut verici bir izlenim" sezen, bunların, köylülüğün toptan mülksüzleştirilmesiyle elele gittiğini (ve onunla belirlendiğini) unutan kaba, darkafalı liberalizmi doğurmuştur. İkincisi de, bay Mihaylovski, 1877'de, "kızıl" (yani devrimci sosyalist) Marx'ı liberal eleştirmenlere karşı savunmak görevine öylesine dalmıştı ki, Marx'ın yöntemi ile kendisininkinin bağdaşmazlığını görememişti. Ve sonra, diyalektik materyalizmle öznel toplumbilim arasındaki bu uzlaşmaz çelişki, Engels'in makaleleri ve kitapları tarafından ve Rus sosyal-demokratları tarafından ona açıklandı (Plehanov'un yazılarında sık sık bay Mihaylovski hakkında çok yerinde yorumlarla karşılaşılır) — bay Mihaylovski ise tüm sorunu ciddi olarak oturup yeniden incelemek "yerine, yalnızca gemi azıya aldı. (1872 ve 1877'de yaptığı gibi),[38] Marx'ı sevinçle karşılayacağı yerde, şimdi belirsiz bir övgü perdesi altında ona havlıyor; "ekonomik bakımdan en zayıf olanın korunmasından", kırlarda büyük dükkanlar ve iyileştirmelerden, elzanaatçıları için sergi ve artellerden ve buna benzer iyi niyetli darkafalı fikirlerden hoşnut kalmayı reddettikleri için, "kızıl" insanlar olarak kalmak, toplumsal devrimin savunucuları olarak kalmak ve toplumun gerçekten devrimci öğelerini eğitmek, yönlendirmek ve örgütlemek istedikleri için, Rus marksistlerine müthiş kızıyor ve yaygara koparıyor.
      Uzak geçmişe yaptığımız bu kısa gezintiden sonra, [sayfa 59] sanırız bay Mihaylovski'nin Marx'ın teorisine ilişkin "eleştirisi"nin incelenmesi bitirilebilir. O halde, eleştirmenin "iddialarını" toparlamaya ve yeniden özetlemeye çalışalım.
      Yıkmaya kalkıştığı öğreti, birinci olarak, tarihin materyalist anlayışına, ikinci olarak da, diyalektik yönteme dayanır.
      Birincisine ilişkin olarak, eleştirmen, materyalizmin hangi yapıtta anlatıldığını bilmediğini ilan etmekle işe başlıyor. Böyle bir sergilemeyi hiçbir yerde bulamadığından, materyalizmin ne olduğu konusunda kendisi bir açıklama uydurmaya kalkıyor. Materyalizmin aşırı istemleri hakkında bir fikir vermek için, materyalistlerin, insanlığın tüm geçmişini, bugününü ve geleceğini açıkladıklarını iddia ettikleri masalını uyduruyor — ve daha sonra, marksistlerin belgelenmiş sözlerine yapılan atıflarla, onların yalnızca bir toplumsal biçimlenmeye açıklanmış gözü ile baktıkları gösterildiği zaman da, eleştirmen, materyalistlerin materyalizmin kapsamını daralttıklarına, böylece de, onun iddiasına göre, kendi kendilerini yenilgiye uğrattıklarına karar veriyor. Materyalizmin ortaya çıkarılmasında kullanılan yöntemler hakkında bir fikir vermek için, Marx ve Engels'in yalnızca genel olarak ekonomik tarih hakkındaki bilgilerinin yetersiz olduğunu itiraf etmelerine (1845-1846'da) karşın ve bilgilerinin yetersizliğini tanıtlayan makaleyi hiçbir zaman yayınlamamış olmalarına karşın, materyalistlerin kendilerinin, bilimsel sosyalizmi geliştirmek için bilgilerinin yetersiz olduğunu itiraf ettikleri masalını uyduruyor. Bu girişlerden sonra, eleştirinin kendisi sunuluyor: Kapital yerlebir ediliyor, çünkü, eleştirmen bütün dönemlerin ele alınmasını istediği halde, Kapital, yalnızca bir dönemi ele almaktadır, ve çünkü ekonomik materyalizmi doğrulamamakta, yalnızca dokunup geçmektedir — anlaşılan bunlar, materyalizmin bilimsel olarak hiçbir zaman tanıtlanmadığının kabulünü zorunlu kılacak kadar önemli ve ciddi iddialardır. Sonra da, bu öğreti ile hiçbir bağıntısı olmayan bir adamın tamamen farklı bir ülkede tarih öncesi zamanları inceledikten sonra, materyalist [sayfa 60] sonuçlara varması, materyalizme karşı bir olgu olarak belirtiliyor. Ayrıca, üremeyi materyalizmin içine sokmanın kesinlikle yanlış olduğunu, bunun bir sözcük oyunundan başka bir şey olmadığını göstermek için, eleştirmen, ekonomik ilişkilerin cinsel ilişkilere ve aile ilişkilerine dayanan bir üstyapı olduğunu tanıtlamaya girişiyor. Pek önemli eleştirmenimizin, materyalistleri aydınlatmak için bu konudaki sözleri, bize, mirasın üreme olmaksızın olanaklı olamayacağı, karmaşık bir psikolojinin bu üremenin ürünlerine "bağlı olduğu" ve çocukların babalarının anlayışında büyütüldükleri yolunda derin gerçeği kazandırıyor. Bu arada öğreniyoruz ki, ulusal bağlar sosyal (gentile) bağların bir devamı ve genelleme-sidir. Eleştirmen, materyalizme ilişkin teorik araştırmalarına devam ederek, marksist tartışmaların çoğunun içeriğinin, yığınların ezilmesi ve sömürülmesinin, burjuva rejim altında "zorunlu" olduğu ve bu rejimin "zorunlu olarak" sosyalist bir rejime dönüşmesi gerektiği iddiasından ibaret olduğunu belirtiyor. Sonra da, zorunluluğun çok genel bir parantez olduğunu (eğer insanların tam olarak neyi zorunlu saydıklarını atlarsak), ve bu yüzden marksistlerin gizemci ve metafizikçi olduğunu aceleyle ilan ediyor. Eleştirmen, ayrıca, Marx'ın idealistlere karşı polemiğinin "tek yanlı" olduğunu da ilan ediyor, ama bu idealistlerin görüşlerinin öznel yöntemle ilişkisi ve Marx'ın diyalektik yönteminin bu görüşlerle ilişkisi hakkında tek söz etmiyor.
      Marksizmin ikinci dayanağına —diyalektik yönteme— gelince, onu yıkmak için cesur eleştirmenin bir darbesi yetmiştir. Ve bu darbe, pek güzel indirilmiştir: Eleştirmen, diyalektik yöntemin, hiç de üçlülerden değil, toplumbilimdeki idealist ve öznelci yöntemlerin reddedilmesinden oluştuğu gerçeğini görmezlikten gelerek, herhangi bir şeyin üçlülerle tanıtlanabileceği fikrini çürütmek için, görülmemiş bir gayretle çalışmış çabalamıştır. Bir başka darbe de özellikle Marx'a yöneltilmiştir: Eleştirmen, yiğit bay Dühring'in yardımıyla, Marx'a kapitalizmin çöküşündeki zorunluluğu üçlüler aracılığıyla tanıtlamaya çalışmış olmak saçmalığını [sayfa 61] malediyor — sonra da, bu saçmalığa karşı başarıyla savaşıyor.
      İşte "ünlü toplumbilimcimiz"in parlak "zaferler"inin destanı böyledir! Bu zaferleri seyretmek ne kadar da "aydınlatıcı" (Burenin) olmuştur!
      Bu noktada, Marx'ın öğretisinin eleştirisiyle doğrudan ilgili olmayan, ama eleştirmenin ideallerinin ve gerçeklik kavramının anlaşılması açısından son derece tipik olan bir duruma değinmeden geçemeyiz. Bu, onun batıdaki işçi sınıfı hareketine karşı tutumudur.
      Yukarda bay Mihaylovski'nin, materyalizmin "bilim"de kendini haklı çıkarmadığına (Alman "halkın dostları"nın bilimi olmasın bu?) ilişkin sözlerini aktardık: Bay Mihaylovski'nin iddiasına göre, bu materyalizm "işçi sınıfı arasında çok hızlı bir biçimde" gerçekten de yayılmaktadır. Bay Mihaylovski bu olguyu nasıl açıklıyor? "Deyim yerindeyse, ekonomik materyalizmin", diyor, "geniş ölçüde kazandığı başarı ve onun eleştirel olarak gerçeklenmemiş bir biçimde yayılması, bilim sayesinde değil, esas olarak geleceğe ilişkin umutlarla 'kurulan' günlük pratik sayesinde olmuştur." Geleceğe ilişkin umutlarla "kurulan" pratik hakkındaki bu acemice tümceden, materyalizmin, gerçekliği doğru bir biçimde açıkladığı için değil de gerçeklikten yüz çevirip geleceğe ilişkin umutlara döndüğü için yayıldığından başka bir anlam çıkarılabilir mi? Ve devam ediyor: "Bu umutlar, onları benimseyen Alman işçi sınıfından ve onun geleceğine yakın bir ilgi duyanlardan ne bilgi, ne de eleştirel düşünme çabası ister. Yalnızca inanç gerektirir." Bir başka deyişle, materyalizmin ve bilimsel sosyalizmin alabildiğine yayılması, bu öğretinin işçilere daha iyi bir gelecek vaadetmesi yüzündendir! Ama bu açıklamanın kesin saçmalığını ve yanlışlığını açığa vurmak için, sosyalizmin ve batıdaki işçi sınıfı hareketinin tarihi hakkında en ilkel bir bilgi sahibi olmak yeter. Herkes bilir ki, bilimsel sosyalizm gelecek için hiçbir zaman böyle umutlar çizmemiştir: Mevcut burjuva rejimin tahliliyle, kapitalist toplumsal örgütlenmenin gelişmesindeki eğilimlerin incelenmesiyle yetinmiştir, hepsi bu kadar. "Biz dünyaya demiyoruz [sayfa 62] ki —diye yazıyordu Marx daha 1843'te ve bu programı harfi harfine yerine getirmişti— biz demiyoruz ki: 'Savaşımı bırak — tüm savaşımınız anlamsızdır.' Biz, ona, doğru bir savaşım sloganı sağlamak istiyoruz. Biz, dünyaya, yalnızca, gerçekte ne için savaşım verdiğini gösteriyoruz, ve bilinç, ister hoşlansın ister hoşlanmasın, dünyanın elde etmesi gereken bir şeydir."[39] Örneğin, herkes bilir ki, Kapital —bilimsel sosyalizmin anlatıldığı bu baş ve temel yapıt— gelecek hakkında en genel anıştırmalarla yetinir ve yalnızca gelecekteki sistemin içinden büyüdüğü şimdiden varolan öğeleri tanımlar. Herkes bilir ki, geleceğe ilişkin umutlar sözkonusu olduğu ölçüde, insanların çatışmadan geçineceği ve toplumsal ilişkilerin sömürüye değil, insan doğasının koşullarına uyan gerçek ilerleme ilkelerine dayanacağı bir sistemin tablosuyla insanlığı esinlendirmeyi isteyerek gelecekteki toplumu bütün ayrıntılarıyla tanımlayan daha önceki sosyalistlerin bu konudaki katkısı kıyas kabul etmez ölçüde daha fazladır. Gene de, bu görüşleri açıklayan çok yetenekli bir alay insana karşın, ve en sağlam bir biçimde inanmış sosyalistlere karşın, büyük-ölçekli makineli sanayi, proleter işçi yığınlarını politik yaşamın girdabına çekinceye kadar ve savaşımlarının gerçek sloganı bulununcaya kadar, bunların teorileri yaşamın dışında kalmıştır ve programları halkın politik hareketlerinden uzak olmuştur. Bu sloganı (çok eskiden —1872'de— bay Mihaylovski'nin onu adlandırdığı gibi) "bir ütopyacı değil sıkı ve hatta bazı yerlerde kuru bir bilimci olan" Marx bulmuştur; ve elbette bu, umutlar aracılığıyla değil, mevcut burjuva rejimin bilimsel bir tahlili ile, bu rejim altında sömürünün zorunluluğunun aydınlatılmasıyla, onun gelişmesindeki yasaların araştırılmasıyla bulunmuştur. Bay Mihaylovski, bu tahlili anlamak için ne bir bilgiye, ne de bir düşünme çabasına gerek yoktur diye Ruskoye Bogatstvo okurlarına güvence verebilir, ama biz, onda, bu tahlilin saptadığı basit gerçeklerin anlaşılmasında, zaten öyle büyük bir eksiklik gördük (ve onun iktisatçı çalışma arkadaşında daha da büyük bir ölçüde göreceğiz[40] ki, böyle bir söz, doğaldır ki, bizde yalnızca bir [sayfa 63] gülümsemeye yolaçabiliyor. İşçi sınıfı hareketinin tam da büyük-ölçekli kapitalist makineli sanayinin geliştiği yerlerde ve bu gelişme ölçüsünde yayıldığı ve geliştiği tartışılmaz bir gerçek olarak kalıyor; sosyalist öğreti, tam da, insan doğasına uyan toplumsal koşullar hakkında tartışmayı bıraktığı ve çağdaş toplumsal ilişkilerin materyalist bir tahlilini yapmaya ve mevcut sömürü rejiminin zorunluluğunu açıklamaya başladığı zaman başarılı oluyor.
      Bu öğretinin "umutlara" ilişkin tutumunu doğrudan gerçeğe aykırı bir biçimde niteleyerek, materyalizmin işçiler arasındaki başarısının gerçek nedenlerinden kaçınmaya çalıştıktan sonra, bay Mihaylovski, batı Avrupa işçi sınıfı hareketinin düşünce ve taktikleriyle en kaba ve darkafalı bir biçimde alay etmeye devam ediyor. Gördüğümüz gibi, Marx'ın emeğin toplumsallaşmasının bir sonucu olarak, kapitalist sistemin sosyalist sisteme dönüşmesinin kaçınılmazlığına ilişkin kanıtlarına karşı bir tek fikir öne sürememiştir. Ama gene de, bir "proleter ordusu”nun kapitalistleri mülksüzleştirmeye hazırlandığı, bu mülksüzleştirme üzerine "bütün sınıf çatışmalarının duracağı ve insanlar arasında iyi niyetin egemen olacağı" fikri ile en kaba biçimde eğlenmektedir. O, bay Mihaylovski, sosyalizme erişmenin bundan çok daha basit ve emin yollarını biliyor: Gereken tek şey "halkın dostlarının "istenen ekonomik evrim"in "açık ve değişmez" yollarını daha ayrıntılı bir biçimde belirtmeleridir — ve sonra da, bu "halkın dostları" çok olasıdır ki, "pratik ekonomik sorunları" çözmek üzere "davet edileceklerdir" (bkz: bay Yujakov'un Ruskoye Bogatstvo'daki "Rusya'nın Ekonomik Gelişme Sorunları" başlıklı makalesi, n° 11) ve bu arada — bu arada da, işçiler beklemeli, "halkın dostları"na güvenmeli ve "haksız bir kendine güvenle" sömürücülere karşı bağımsız bir savaşımı başlatmamalıdır. Bu "haksız kendine güvene" öldürücü bir darbe vurmak isteyen yazarımız, "bir cep sözlüğüne hemen hemen sığabilen bu bilime" pek hiddetleniyor. Gerçekten de ne korkunç! Bilim — ve cebe sığabilen ucuz sosyal-demokrat broşürler! Bilime, ancak, sömürülenlere [sayfa 64] kurtuluşları için bağımsız bir savaşım vermeyi öğrettiği ölçüde, sınıf düşmanlıklarının üstünü örtmekle uğraşan ve bütün işi kendi üzerlerine almayı isteyen tüm "halkın dostları"ndan uzak durmayı öğrettiği ölçüde değer veren — bu yüzden de, bu bilimi, darkafalıları böylesine sarsan ucuz broşürlerde açıklayan kişilerin, haksız bir kendine güven içinde oldukları, nasıl da belli oluyor değil mi? Eğer işçiler, yazgılarını, "halkın dostları"nın ellerine bıraksalardı, işler nasıl da farklı olacaktı! Onlar, işçilere, ciltler dolusu gerçek bir üniversite ve darkafalı bilimi göstereceklerdi; onlara, insan doğasına uyan bir toplumsal örgütlenmeyi ayrıntısıyla tanıtacaklardı, ama ancak — işçilerin beklemeyi kabul etmeleri ve böyle haksız bir kendine güvenle savaşımı kendilerinin başlatmamaları koşuluyla!
     
      _________________
     
      Bu kez, bay Mihaylovski'nin "eleştirfsinin genel olarak Mars'ın teorisine karşı değil de, özel olarak Rus sosyal-demokratlarına karşı yöneltilmiş olan, ikinci kısmına geçmeden önce konudan biraz ayrılmamız gerekecek. Bay Mihaylovski, Marx'ı eleştirirken, yalnızca Marx'ın teorisinin tam bir açıklamasını vermek için hiçbir çaba harcamamakla kalmıyor, ayrıca onu korkunç bir biçimde tahrif ediyor ve aynı yoldan, şimdi de, en vicdansız bir biçimde Rus sosyal-demokratlarının fikirleri üzerinde kalem oynatıyor. Gerçek, yeniden belirlenmelidir. Bunu yapmanın en uygun yolu, eski Rus sosyalistlerinin fikirleri ile sosyal-demokratların fikirlerini karşılaştırmaktır. Birincilerin bir açıklamasını bay Mihaylovski'nin Ruskaya Mıysl, 1892, n° 6'daki bir makalesinden alıyorum. Bay Mihaylovski, bu makalede, ayrıca marksizmden sözetmekte (sansürlü bir basında ancak Burenin tarzında ele alınabilecek olan sorunların üzerinde durmaksızın, marksistleri her tür döküntüden ayırdetmeksizin, edepli bir dille —bu onu kötülemek için söylenmiş olsun— sözetmekle) ve marksizme karşı olan —ya da en azından karşı [sayfa 65] değilse, marksizme koşut olan— kendi görüşlerini anlatmaktadır. Kuşkusuz, ne kendisini sosyalistler arasında sınıflandırarak bay Mihaylovski'yi, ne de bay Mihaylovski'yi onlarla aynı düzeye koyarak Rus sosyalistlerini gücendirmeyi hiç de istemem, ama kanımca uslamlama çizgisi her iki durumda da esasta aynıdır, tek fark inançlarındaki sağlamlık, dürüstlük ve tutarlılık derecesindedir.
      Bay Mihaylovski, Otoçestveniye Zapiski'nin fikirlerini tanımlarken şöyle yazıyordu: "İşleyenin toprağa, ve üreticinin de emek aletlerine sahip olmasını, ahlaksal ve siyasal idealler arasına soktuk." Gördüğümüz gibi, bu çıkış noktası, iyi dileklerin esinlendirdiği, en iyi niyetli bir çıkış noktasıdır... "Ülkemizde hâlâ varolan ortaçağ emek biçimleri[25*] ciddi olarak sarsılmıştır, ama liberal ya da liberal-olmayan herhangi bir öğretinin hatırı uğruna, bunlara tamamen son vermek için bir neden görmedik."
      Tuhaf bir iddia! Açıktır ki, herhangi bir türden "emek biçimleri", ancak bunların yerine başka biçimler geçmişse sarsılabilirler; oysa yazarımızın bu yeni biçimleri tahlil etmek ve açıklamak, ya da neden eski biçimlerin yerini aldıklarını anlamak için bir girişimde bile bulunmadığını görüyoruz (aynı kafadaki arkadaşlarından herhangi birinin de bunu yaptığını göremeyeceğiz). Tiradın ikinci yansı daha da tuhaftır: "Herhangi bir öğretinin hatırı uğruna, bu biçimlere tamamen son vermek için bir neden görmedik." "Biz" (yani sosyalistler — yukardaki koşula bakınız) emek biçimlerine "son vermek", yani toplumun üyeleri arasındaki mevcut üretim ilişkilerini yeniden kurmak için hangi araçlara sahip bulunuyoruz? Bu ilişkileri bir öğretiye göre yeniden kurmak fikri saçma değil midir? Bundan sonra geleni dinleyin: "Görevimiz, kendi ulusal derinliklerimizden, kesinlikle 'özgün' olan bir uygarlık çıkarıp kurmak değildir; ama batı uygarlığını, [sayfa 66] onu parçalayan tüm çelişkileriyle birlikte, bütünüyle kendi ülkemize aktarıp yerleştirmek de değildir; nereden alabilirsek alalım iyi olan şeyleri almalıyız; ve bu, ister kendimizin olsun, ister yabancı olsun, bir ilke sorunu değil, pratik elverişlilik sorunudur. Elbette bu öyle basit, açık ve anlaşılan bir şeydir ki, tartışmaya bile gerek yoktur." Gerçekten de ne kadar basit! Her yerden iyi olanı "alın" — işin sırrı tamamdır! Ortaçağ biçimlerinden, emekçinin üretim araçlarına sahipliğini "alın", yeni (yani kapitalist) biçimlerden de özgürlük, eşitlik, aydınlanma ve kültürü "alın". Tartışılacak bir şey kalmaz! Toplumbilimdeki öznel yöntem burada günışığı kadar açıktır: Toplumbilim bir ütopya ile —emekçinin toprağın sahibi olması ile— başlıyor ve isteneni gerçekleştirmenin koşullarını gösteriyor: Oradan buradan iyi olanı "alın". Bu filozof, toplumsal ilişkileri, çeşitli kuruluşların basit mekanik bir toplamı, çeşitli görüngülerin basit mekanik bir sıralaması imişler gibi, salt metafizik bir görüşle ele almaktadır. Bu görüngülerden birini —ortaçağ biçimleriyle çiftçinin toprak mülkiyeti— çekip çıkarıyor ve bunun tıpkı bir tuğlanın bir yapıdan ötekine aktarılabilmesi gibi, bütün öteki biçimlere aktarılabileceğini sanıyor. Ama bu, toplumsal ilişkileri incelemek değil, incelenecek malzemeyi bozmaktır. Gerçekte, sizin ele aldığınız gibi, çiftçinin toprak mülkiyetinin ayrı ve bağımsız olarak varolması gibi bir şey yoktur; bu, o zamanlar varolan üretim ilişkilerinin halkalarından yalnızca biri idi; bu üretim ilişkileri, toprağın, köylüleri sömürmek üzere toprağı onlara dağıtan büyük toprak sahipleri, toprakbeyleri arasında bölüştürülmesinden oluşuyordu, öyle ki, toprak, adeta ayni ücret gibiydi: Toprakbeyi için bir artı-ürün üretebilsinler diye köylüye gerekli ürünleri sağlıyordu; köylülerin toprakbeyine feodal hizmet sunmalarının araçlarını sağlıyordu. Yazar, bu görüngüyü çekip çıkarmakla yetinmek ve böylece bunu kesinlikle yanlış bir ışık altında sunmak yerine, neden bu üretim ilişkileri sistemini izlememiştir? Çünkü yazar, toplumsal sorunları nasıl ele alacağını bilmemektedir. Bay Mihaylovski (bay Mihaylovski'nin iddialarını Rus [sayfa 67] sosyalizmini bir bütün olarak eleştirmek için, yalnızca bir örnek olarak kullandığımı yineliyorum), o zamanlar varolan "emek biçimleri"ni açıklamak ve bunları belli bir toplumsal ilişkiler sistemi, belli bir toplumsal biçimlenme olarak sunmak işine hiç girişmiyor. Marx'ın deyimiyle, topluma, işleyişi ve gelişimi içinde yaşayan bir organizma olarak bakmamızı gerektiren diyalektik yöntem ona yabancıdır.
      Eski emek biçimlerinin yerini neden yeni emek biçimlerinin aldığını bile kendi kendisine sormaksızın, bu yeni biçimleri tartışırken de, aynı hatayı yineliyor. Onun için, bu biçimlerin, çiftçinin toprak mülkiyetini "sarstığını" —yani daha genel bir deyişle, üreticinin üretim araçlarından ayrılmasıyla ifadelerini bulduklarını— belirtmek ve ideale uymadığı için bunu mahkum etmek yeterlidir. Burada da iddiası kesinlikle saçmadır. Bir görüngüyü (topraksızlaştırma) çekip çıkarıyor, bunu, zorunlu olarak meta üreticileri arasında rekabete, eşitsizliğe, bazılarının yıkımına, bazılarının zenginleşmesine yolaçan meta ekonomisine dayanan ve artık farklı nitelikte olan bir üretim ilişkileri sisteminin bir unsuru olarak sunmak için bir girişimde bile bulunmuyor. Bir şeyi, yığınların yıkımını, farkediyor, ötekini, azınlığın zenginleşmesini bir kenara bırakıyor, ve bu durum, her iki şeyi de anlamasını olanaksız kılıyor.
      Ve bu yöntemlere "etiyle kanıyla yaşamın sorunlarına yanıt aramak" adını veriyor (Ruskoye Bogatstvo, 1894, n° 1), oysa, aslında durum tam tersidir: Gerçekliği açıklayamadığı, ona dosdoğru bakamadığı ve bunu istemediği için, mülk sahiplerinin, mülksüzlere karşı savaşım verdiği yaşamın bu sorunlarından alçakça kaçıp, masum ütopyalar alemine sığınmaktadır. Buna da "yaşam sorunlarına, bunların büyük ve karmaşık asıl gerçekliklerinin ideal bir biçimde incelenmesiyle yanıt aramak" diyor (Ruskoye Bogatstvo, n° 1), oysa gerçekte bu asıl gerçekliği tahlil etmeye ve açıklamaya girişmemiştir bile.
      Bunun yerine, bize, çeşitli toplumsal biçimlenmelerden anlamsızca tek tek öğeler çıkarılarak —ortaçağ biçiminden [sayfa 68] bir şey, "yeni" biçimden bir başka şey alınarak— kurulmuş bir ütopya sunmuştur. Buna dayanan bir teorinin gerçek toplumsal evrimden uzak kalmaya mahkum olduğu açıktır, bunun basit nedeni, ütopyacılarımızın şurdan burdan alınan öğelerden oluşturulmuş toplumsal ilişkiler altında değil, köylünün kulakla (girişimci mujik), elzanaatçısının alıcıyla, işçinin fabrika sahibiyle olan ilişkisini belirleyen ve ütopyacılarımızın hiç anlayamadıkları toplumsal ilişkiler altında yaşamak ve hareket etmek zorunda olmalarıdır. Bu anlamadıkları ilişkileri, ideallerine göre yeniden biçimlendirmek girişimleri ve çabaları başarısızlığa uğramaya mahkumdur. "Rus marksistleri sahneye çıktıkları" zaman, sosyalizm sorunu, Rusya'da, çok genel çizgilerle, işte bu durumdaydı.
      Rus marksistleri, daha önceki sosyalistlerin öznel yöntemlerinin bir eleştirisiyle işe başladılar. Yalnızca sömürü olgusunu belirtmek ve mahkum etmekle yetinmeyerek, onu açıklamak istediler. Rusya'nın tüm reform-sonrası tarihinin, yığınların yıkımı ve bir azınlığın zenginleşmesinden ibaret olduğunu görünce, evrensel teknik ilerleme ile yanyana, küçük üreticilerin çok büyük ölçüde mülksüzleştirildiklerini gözlemleyince, bu kutuplaşma eğilimlerinin meta ekonomisinin geliştiği ve sağlamlaştığı yerlerde ve o Ölçüde doğduğunu ve arttığını farkedince, zorunlu olarak yığınların mülksüzleştirilmesine ve ezilmesine yolaçan bir burjuva (kapitalist) toplumsal ekonomi örgütlenmesi ile karşı karşıya oldukları sonucundan başka bir sonuca varamadılar. Pratik programları doğrudan doğruya bu inançla belirlendi: Bu program, en sapa köyden en modern ve kusursuz fabrikaya kadar, Rusya'daki ekonomik gerçekliğin baş içeriğini oluşturan proletaryanın burjuvaziye karşı savaşımına, mülksüz sınıfların mülk sahiplerine karşı savaşımına katılmaktı. Buna nasıl katılacaklardı? Yanıt, gene gerçeklikten geldi. Kapitalizm, sanayinin başlıca dallarını büyük-ölçekli makineli sanayi aşamasına getirmiştir, üretimi böylece toplumsallaştırarak, yeni bir sistemin maddi koşullarını yaratmış ve, aynı zamanda da, yeni bir toplumsal gücü, fabrika işçileri sınıfını, kent [sayfa 69] proletaryasını yaratmıştı. Aynı burjuva sömürüyle yüzyüze olan bu sınıf—ekonomik özüyle Rusya'nın tüm çalışan nüfusu bu sömürüyle yüzyüzedir— kurtuluşu açısından özel, elverişli bir durumda bulunmaktadır: Tümüyle sömürüye dayanan eski toplumla artık hiçbir bağı yoktur; emeğinin koşullan ve yaşam durumları onu örgütlemekte, düşünmeye zorlamakta ve siyasal savaşım arenasına adım atması olanağını sağlamaktadır. Sosyal-demokratların bütün dikkatlerini bu sınıfa vermeleri, bütün umutlarını bu sınıfa bağlamaları, programlarını onun sınıf bilincini geliştirmeye indirgemeleri ve bütün etkinliklerini onun mevcut rejime karşı doğrudan bir siyasal savaşım vermek üzere harekete geçmesine yardım etmeye ve tüm Rus proletaryasını bu savaşıma çekmeye yöneltmeleri çok doğaldır.
     
      ___________________
     
      Şimdi bay Mihaylovski'nin sosyal-demokratlarla nasıl savaştığını görelim. Bay Mihaylovski, onların teorik görüşlerine, siyasal, sosyalist etkinliklerine karşı hangi iddiaları yöneltmektedir.
      Marksistlerin görüşleri, eleştirmen tarafından aşağıdaki biçimde ortaya konuyor:
      "Gerçek şudur ki" (marksistler böyle diyormuş gibi sunuluyor) "tarihsel zorunluluğun içkin yasalarına uygun olarak, Rusya, doğuştan içinde taşıdığı bütün çelişkilerini, ve küçük kapitalistlerin büyükler tarafından yutulması ile kendi kapitalist üretimini geliştirecektir, ve bu arada da, topraktan kopmuş olan mujik, bir proleter haline dönüşecek, birleşecek, toplumsallaşacaktır; oyun bitmiş, şapka ortadan kaybolmuştur, geriye kalan tek şey, bu şapkayı artık mutlu olan insanların kafasına oturmaktır."
      Ve böylece, marksistler gerçeklik anlayışlarında "halkın dostları'ndan hiçbir biçimde ayrılmamakta, yalnızca gelecek hakkındaki düşüncelerinde farklılık göstermektedirler: Görünüşe göre, marksistler, bugünün değil, yalnızca "umutların" [sayfa 70] üzerinde durmaktadırlar. Hiç kuşku yok ki, bu, bay Mihaylovski'nin fikridir; onun söylediğine göre marksistler "geleceğe ait tahminlerinde ütopik hiçbir şey olmadığına, ve her şeyin bilimin kesin buyruklarına göre değerlendirildiğine ve ölçüldüğüne, tamamen inanmaktadırlar"; en son olarak ve daha da açık bir biçimde: marksistler "soyut bir tarihsel şemanın değişmezliğine inanır ve bunu açıkça söylerler".
      Tek sözcükle, burada marksistlerin görüşlerine karşı söyleyecek özlü hiçbir şeyi olmayan kimselerin çoktandır kullandığı marksistlere karşı en bayağı ve en kaba suçlamayı görüyoruz. "Marksistler soyut bir tarihsel şemanın değişmezliğini açıkça söylerler!!"
      Ama bu, tümüyle bir yalan ve uydurmadır!
      Hiçbir marksist, hiçbir yerde, Rusya'da kapitalizm "olmalıdır", "çünkü" batıda kapitalizm vardı vb. iddiasında bulunmamıştır. Hiçbir marksist, Marx'ın teorisine, evrensel olarak zorunlu bir felsefi tarih şeması olarak, özel bir toplumsal-ekonomik biçimlenmenin bir açıklanmasından öte bir şey olarak bakmamıştır. Yalnızca öznel filozof bay Mihaylovski, ona evrensel felsefi bir teori maledecek kadar Marx üzerine bir anlayış noksanlığı göstermeyi becerebilmiştir; ve buna yanıt olarak da, Marx'tan, yanlış kapı çaldığına ilişkin çok kesin bir açıklama almıştır. Hiçbir marksist, sosyal-demokrat görüşlerini, teorinin gerçekliğe ve belli toplumsal ve ekonomik ilişkilerin, yani Rusya'nın toplumsal ve ekonomik ilişkilerinin tarihine uygunluğundan başka bir şeye da-yandırmamıştır: Başka türlü de yapamazdı, çünkü teori konusundaki bu istem, çok kesin ve açık bir biçimde bizzat "marksizm"in kurucusu tarafından —Marx tarafından— açıklanmış ve tüm öğretinin temel taşı yapılmıştır.
      Kuşkusuz, bay Mihaylovski, soyut bir tarihsel şemanın açıkça anlatıldığını "kendi kulaklarıyla" duyduğunu iddia ederek, bu sözleri istediği kadar çürütebilir. Ama bay Mihaylovski konuştuğu kişilerden her türlü saçma, anlamsız söz işitme fırsatı bulmuşsa, bundan biz sosyal-demokratlara ne, ya da başkasına ne? Bu, yalnızca konuştuğu insanları [sayfa 71] seçmekte çok şanslı olduğundan başka bir şeyi göstermez, öyle değil mi? Kuşkusuz, nükteci filozofumuzun konuştuğu nükteci kişilerin, kendilerine marksist, sosyal-demokrat vb. demiş olmaları çok olasıdır — ama bugünlerde (çok önceden belirtildiği gibi) her serserinin "kızıl" giysilerle kendini süslemekten hoşlandığını kim bilmez ki?[26*] Ve eğer bay Mihaylovski, bu "soytarıları" marksistlerden ayıramayacak kadar anlayışsızsa, ya da tüm öğretinin —Marx'ın en şiddetli bir biçimde vurgulayarak öne sürdüğü— bu ölçütünü ("gözlerimizin önünde neler olup bittiğinin" formülasyonunu) farkedemeyecek kadar yüzeysel anlamışsa, bu, gene, olsa olsa, bay Mihaylovski'nin zeki olmadığını tanıtlar, başka bir şeyi değil.
      Her ne olursa olsun, basında sosyal-demokratlara karşı bir polemiğe giriştiğine göre, çoktandır bu adı taşıyan, ve tek başlarına taşıyan —öyle ki, ötekiler bunlarla karıştırılamazlar— ve kendi öz yazınsal temsilcilerine, Plehanov ve çevresine[41] sahip bulunan sosyalistler grubunu gözönünde tutmalıydı. Ve eğer bunu yapmış olsaydı, —açıktır ki, bu, birazcık terbiyesi olan herhangi birinin yapması gereken şeydi— ve hatta ilk sosyal-demokrat yapıta, Plehanov'un Farklılıklarımız adlı yapıtına başvurmuş olsaydı, bunun daha ilk sayfalarında, bu çevrenin tüm üyeleri adına yazarın yapmış olduğu kesin bir açıklamayı bulacaktı,
      "Programımızı hiçbir durumda büyük bir adın otoritesi ile örtmek istemiyoruz" (yani ,Marx'ın otoritesi ile). Rusça anlıyor musunuz bay Mihaylovski? Soyut şemalar öğretmek ile, Rus sorunları üzerine yargıda bulunurken Marx'ın otoritesinin tümüyle yadsınması arasındaki farkı anlıyor musunuz?
      Konuştuğunuz kişilerden işittiğiniz ilk düşünceyi marksist düşünce olarak sunmakla, ve sosyal-demokrasinin önde gelen üyesinin tüm grup adına yaptığı yayınlanmış bir açıklamayı görmezden gelmekle namussuzca davrandığınızın [sayfa 72] farkında mısınız?
      Ve sonra açıklama daha da kesin hale geliyor:
      Plehanov şöyle diyor: "Yineliyorum, en tutarlı marksistler, Rusya'daki mevcut durumun değerlendirilmesinde anlaşmazlığa düşebilirler"; bizim öğretimiz, "bu özel bilimsel teorinin, çok karmaşık ve dolaşık toplumsal ilişkilerin tahliline uygulanmasında ilk girişim"dir.
      Daha açık konuşmak zor görünüyor: Marksistler, Marx'ın teorisinden, yalnızca onun toplumsal ilişkileri aydınlatmak için mutlaka gerekli olan son derece değerli yöntemlerini koşulsuz alırlar ve, dolayısıyla da, ilişkiler üzerine yargılarının ölçütünü, soyut şemalarda ve buna benzer saçmalıklarda değil, bu yargının doğruluğunda ve gerçekliğe uygunluğunda bulurlar.
      Yoksa bu sözleri söylerken, yazarın aslında başka bir şey kastettiğini mi düşünüyorsunuz? Ama durum böyle değildir. Ele aldığı soru — "Rusya'nın kapitalist gelişme evresinden geçmesi gerekli midir?" sorusudur. Demek ki, soru hiç de marksist bir biçimde formüle edilememiş ve bu "gerekliliğin" ölçütünü yetkililerin politikasında, ya da "toplumun" etkinliklerinde, ya da "insan doğasına uygun düşen" bir toplum idealinde ve buna benzer saçmalıklarda gören bizim çeşitli yerli filozoflarımızın öznel yöntemlerine uygun düşmüştür. O halde, soyut şemalara inanan bir insanın böyle bir soruyu nasıl yanıtlayacağını sormakta haklıyız. Açıktır ki, diyalektik sürecin itiraz kabul etmezliğinden, Marx'ın teorisinin genel felsefi öneminden, her ülkenin bu evrenden geçmesinin kaçınılmazlığından... vb.,vb. sözedecektir.
      Peki Plehanov bunu nasıl yanıtlamıştır?
      Bir marksistin yanıtlayabileceği tek yolla.
      "Gereklilik" sorununu, yalnızca öznelcileri ilgilendirebilecek boş bir sorun olarak tümüyle bir kenara atmış ve yalnızca gerçek toplumsal ve ekonomik ilişkileri, ve bunların gerçek evrimini ele almıştır. Ve bunun içinde, bu yanlış biçimde formüle edilmiş soruyu doğrudan yanıtlamamış, bunun yerine: "Rusya, kapitalist yola girmiştir" diye karşılık vermiştir. [sayfa 73]
      Bay Mihaylovski ise, bir uzman havasıyla, soyut tarihsel şemalara inançtan, zorunluluğun içkin yasalarından ve buna benzer görülmemiş saçmalıklardan sözediyor! Buna da, "sosyal-demokratlara karşı bir polemik" diyor!!
      Eğer bu da bir polemikçi ise, o zaman geveze kime denir anlayamıyorum!
      Bay Mihaylovski'nin yukarda aktarılan iddiasıyla ilgili olarak, onun sosyal-demokratların görüşlerini şöyle sunduğunu da gözlemlemek gerekir: "Rusya kendi kapitalist üretimini geliştirecektir." Açıktır ki, bu filozofun görüşüne göre, Rusya "kendi" kapitalist üretimine sahip değildir. Yazar, anlaşılan, Rus kapitalizminin bir-buçuk milyon işçi ile sınırlı olduğu görüşünü paylaşıyor. Özgür emeğin bütün öteki sömürülme biçimlerini allah bilir hangi başlık altında sınıflandıran bizim "halkın dostları"nın bu çocukça fikri ile daha sonra gene karşılaşacağız. "Rusya, bütün kalıtsal çelişkileriyle kendi kapitalist üretimini geliştirecektir ve, bu arada da, topraktan ayrılmış olan mujik, bir proleter haline dönüşecektir." Ormanda ne kadar ilerlersek, ağaçlar o kadar çoğalıyor! Demek ki, Rusya'da hiçbir "kalıtsal çelişki" yok? Ya da, yalın bir biçimde koyarsak, halk yığınının bir avuç kapitalist tarafından sömürülmesi yok? Nüfusun geniş çoğunluğunun yıkımı ve birkaç kişinin zenginleşmesi yok? Mujiğin hâlâ topraktan ayrılması gerekiyor? Peki ama, tüm reform-sonrası Rusya tarihi, köylülüğün eşi görülmemiş bir yoğunlukla ilerleyen toptan mülksüzleştirilmesi değil de nedir? Böyle şeyleri herkesin önünde söylemek için insanın büyük cesaret sahibi olması gerek. Ve bay Mihaylovski bu cesarete sahip: "Marx, hazır bir proletaryayı ve hazır bir kapitalizmi ele aldı, oysa bizim hâlâ bunları yaratmamız gerek." Rusya'nın hâlâ bir proletarya yaratması gerek, öyle mi?! Rusya'da — yığınların böyle umutsuz bir yoksulluğun ve çalışan halkın böyle utanmazca sömürülmesinin görülebileceği tek ülkede; yoksulların koşulları açısından İngiltere ile (hem de haklı olarak) karşılaştırılan; milyonlarca insanın açlığının, örneğin tahıl ihracındaki aralıksız bir artışla yanyana [sayfa 74] varoluşunun sürekli bir şey olduğu bu ülkede — Rusya'da proletarya yok ha!!
      Kanımca, bay Mihaylovski, bu klasik sözlerinden ötürü daha henüz hayattayken bir heykelinin dikilmesine hak kazanmıştır![27*]
      Bu arada şunu belirtelim: Daha sonra göreceğiz ki, Rusya'daki çalışan halkın dayanılmaz durumuna ikiyüzlüce gözlerini kapamak, bu durumu yalnızca "sarsılmış" olarak nitelemek, öyle ki, her şeyi yoluna koymak için yalnızca "kültürlü toplumun" ve hükümetin çabalarına gerek olduğunu ileri sürmek, "halkın dostları"nın sürekli ve en tutarlı taktiğidir. Bu şövalyeler, işçi sınıfının durumunun, "sarsılmış olduğu" için değil, bu yığınlar bir avuç sömürücü tarafından utanmazca soyulduğu için kötü olduğu gerçeğine gözlerini kapatırlarsa, bu sömürücüleri görmemek için devekuşu gibi kafalarını kuma gömerlerse, sömürücülerin yokolacağını sanıyorlar. Ve sosyal-demokratlar, onlara, gerçekliğe bakmaktan çekinmenin utanç verici bir korkaklık olduğunu söyledikleri zaman, sömürü olgusunu başlangıç noktası olarak aldıkları ve bunun olanaklı olan tek açıklamasının halk yığınını bir proletarya ve bir burjuvazi halinde bölmekte olan Rus toplumunun burjuva örgütlenmesinde, ve bu burjuvazinin egemenliğinin organı olmaktan başka bir şey olmayan Rus devletinin sınıfsal niteliğinde yattığını, ve bu yüzden tek çıkış yolunun, proletaryanın burjuvaziye karşı sınıf savaşımında yattığını söyledikleri zaman, — bu "halkın dostları", sosyal-demokratlar, halkın elinden toprağını almak istiyorlar!! Halkımızın ekonomik örgütlenmesini yıkmak istiyorlar!! diye bar bar bağırıyorlar. [sayfa 75]
      Şimdi en hafif deyimiyle tümüyle yakışıksız olan bu "polemik"in, en rezilce kısmına, yani bay Mihaylovski'nin, sosyal-demokratların politik etkinliklerini "eleştiri"sine (?) geliyoruz. Sosyalistlerin ve ajitatörlerin işçiler arasında yürüttükleri etkinliklerin legal basınımızda dürüst bir biçimde tartışılamayacağını ve sansürden geçen namuslu bir derginin bu konuda yapabileceği tek şeyin "ince bir davranışla sessiz kalmak" olduğunu herkes bilir. Bay Mihaylovski bu çok basit kuralı unutmuş ve okur kitlesi ile bağ kurma tekelini sosyalistlere çamur atmakta kullanmaktan çekinmemiştir.
      Ama, bu vicdansız eleştirmenle savaşmanın yolları, legal yayınlar dışında da olsa, bulunacaktır.
      Bay Mihaylovski, saf bir havaya bürünerek, şöyle diyor: "Anladığım kadarıyla, Rus marksistleri üç kategoriye ayrılabilir: marksist seyirciler (sürecin kayıtsız gözlemcileri), pasif marksistler (bunlar yalnızca 'doğum sancılarını yatıştırırlar'; 'topraktaki insanla ilgilenmezler ve dikkatlerini ve ümitlerini, zaten üretim araçlarından ayrılmış olanlara yöneltirler') ve aktif marksistler (bunlar kırların daha da yıkıma uğramasında açıkça direnirler)".
      Nedir bu? Bay eleştirmen, kuşkusuz Rus marksistlerinin çevremizdeki gerçekliğin kapitalist toplum olduğu ve bundan yalnızca bir çıkış yolu bulunduğu, onun da proletaryanın burjuvaziye karşı savaşımı olduğu görüşünü hareket noktası alan sosyalistler olduğunu biliyordur. O halde, nasıl ve hangi temele dayanarak, onları bir çeşit anlamsız bayağılıkla karıştırıyor? Marksistler terimini, marksizmin en basit ve temel ilkelerini açıkça kabul etmeyen kişilere, hiçbir zaman hiçbir yerde ayrı bir grup olarak hareket etmemiş ve hiçbir zaman, hiçbir yerde kendilerine ait bir program ilan etmemiş olan kişilere kadar genişletmeye ne hakkı var (ahlaksal açıdan elbette)?
      Bay Mihaylovski, bu rezilce yöntemleri haklı çıkarmak için kendine birkaç kaçamak nokta bırakmıştır.
      Bir sosyete züppesinin rahat havasıyla, "Belki de bunlar [sayfa 76] gerçek marksistler değildirler, kendilerini böyle sayıyor ve böyle ilan ediyorlardı." diye şaka yapıyor. Bunlar nerede ve ne zaman bunu ilan etmişlerdir? St. Petersburg'un liberal ve radikal salonlarında mı? Özel mektuplarda mı? Öyle olsun diyelim. O zaman, onlarla salonlarınızda ve mektuplaşmalarınızda konuşun! Ama siz, herkesin önünde ve basında, (marksizm bayrağı altında) hiçbir yerde açıkça ortaya çıkmamış olan insanlara karşı çıkmaktasınız. Ve sosyal-demokrat adını yalnızca bir devrimci sosyalistler grubunun taşıdığını ve başka hiç kimsenin onlarla karıştırılmaması gerektiğini bildiğiniz halde, sosyal-demokratlara karşı polemik yaptığınızı iddia edecek kadar yüzsüzleşiyorsunuz.[28*]
      Bay Mihaylovski, suç işlerken yakalanmış bir öğrenci gibi kıvranıyor: Benim hiç kabahatim yok —okuru buna inandırmaya çalışıyor— "kulaklarımla işittim ve gözlerimle gördüm". Mükemmel! Görüş açınız içine bayağı ve ciğeri beş para etmez kişilerden başkasının girmediğine inanmaya tamamen hazırız. Ama bizim, sosyal-demokratların, bununla ne ilgisi var? Yalnızca sosyalist etkinliğin değil, biraz bağımsız ve namuslu olan her toplumsal etkinliğin —ister narodovolizm,[42] ister marksizm, ister diyelim anayasacılık olsun— bir bayrak altında gerçekten çalışan her kişinin siyasal kıyımına yolaçtığı "günümüzde", bu ad altında liberal korkaklıklarını gizleyen birkaç düzine lafebesinin ve buna ek olarak da kendi küpünü doldurmakta olan birkaç alçağın da bulunduğunu kim bilmez? Ancak en kötü niyetli bir bayağılığın bu [sayfa 77] eğilimlerden herhangi birini, bayrağının her türlü döküntü tarafından (üstelik de özel ve gizli olarak) kirletilmesinden sorumlu tutulabileceği ortada değil midir? Bay Mihaylovski'nin bütün tezi, bu tahrifler, yanlış sunmalar ve dalavereler zinciridir. Yukarda, onun, sosyal-demokratların hareket noktası olan "doğruları" tamamen tahrif ettiğini, bunları hiçbir marksistin hiçbir zaman, ya da hiçbir yerde sunmamış olduğu, ya da sunmuş olamayacağı bir biçimde sunduğunu görmüştük. Eğer Rus gerçekliğine ilişkin gerçek sosyal-demokrat anlayışı ortaya serseydi, bu görüşlere ancak bir yoldan, yani proletaryanın sınıf bilincinin gelişmesine yardım ederek, onu mevcut rejime karşı siyasal savaşım için örgütleyerek ve birleştirerek "uyulabileceğini" görmeden edemezdi. Ama onun yedekte bir hilesi daha vardır. İncinmiş bir masum havasıyla, gözlerini ikiyüzlüce tanrıya kaldırıyor ve gösterişli bir heyecanla bildiriyor: "Bunu duyduğuma çok memnunum. Ama neyi protesto ettiğinizi anlayamıyorum." (Ruskoye Bogatstvo, n° 2'de aynen böyle diyor.) "Pasif marksistler üzerine yorumumu okuyun, ne dediğimi göreceksiniz: ahlaksal açıdan, hiçbir itiraz yapılamaz."
      Bu, kuşkusuz onun eski sefil yalanlarının yeniden piyasaya sürülmesinden başka bir şey değildir. Lütfen söyleyin bize, toplumsal-devrimci narodizmi eleştirdiğini ilan etmiş olan (henüz başka tip bir narodizmin ortaya çıkmadığı bir dönemde — böyle bir dönemi ele alıyorum) ve yaklaşık olarak şu aşağıdakileri söyleyerek ilerleyen birinin davranışı nasıl nitelendirilir:
      "Anladığım kadarıyla, narodnikler üç kategoriye ayrılırlar: Mujiğin fikirlerini tamamen kabul eden ve onun isteklerine tamamen uygun olarak, sopayı, ve karısını dövmeyi genel bir ilke yapan ve, bildiğiniz gibi, bir halk politikası adı verilen hükümetin iğrenç kamçı ve sopa politikasını genel olarak kolaylaştıran tutarlı narodnikler; sonra, mujiğin düşünceleriyle ilgilenmeyen ve yalnızca, birlikler ve benzeri şeyler aracılığıyla, Rusya'ya yabancı bir devrimci hareketi yerleştirmeye çalışan, diyelim ki, korkak narodnikler — ki [sayfa 78] korkak bir narodniği kolayca tutarlı, ya da cesur bir narodniğe dönüştürebilecek kaypak yol sözkonusu olmadıkça, ahlaksal açıdan buna hiçbir itirazda bulunulamaz; ve son olarak, halkın girişimci mujik ideallerini sonuna kadar uygulayan ve, dolayısıyla, gerçek kulaklar gibi yaşamak üzere toprağa yerleşen cesur narodnikler." Kuşkusuz tüm aklıbaşında kişiler, bunu pespayece ve bayağı bir alay olarak niteleyeceklerdir. Ve eğer, dahası, böyle şeyler söyleyen kişi, aynı basında narodnikler tarafından kanıtlarla çürütülemiyorsa, üstelik bu narodniklerin görüşleri o zamana kadar yalnızca illegal olarak açıklanmışsa, öyle ki, birçok insan bunların ne oldukları konusunda tam bir fikre sahip değilse, ve narodnikler hakkında onlara ne söylenirse söylensin, bunlara kolayca inanabilirlerse — bu durumda, herkes, böyle bir kişinin, ... olduğu fikrine katılacaktır.
      Ama belki de, bay Mihaylovski'nin kendisi, buraya uyan sözcüğü henüz tamamen unutmamıştır.
     
      __________________
     
      Ama yeter! Bay Mihaylovski'nin buna benzer daha pek çok anıştırmaları vardır, ama bu pisliği karıştırmaktan, şuraya buraya dağılmış anıştırmaları toplamaktan, onları karşılaştırmaktan ve hiç olmazsa bir tane ciddi itiraz aramaktan daha yorucu, daha nankör ve daha tiksindirici bir iş düşünemiyorum.
      Yeter! [sayfa 79]
     
      Nisan 1894


YAYINCININ NOTU[43]

      Makalenin metninde, okur, bazı sorunların daha ilerdeki bir incelenmesine göndermeler yapıldığını görecektir, oysa aslında böyle inceleme yapılmamıştır.
      Bunun nedeni, elinizdeki makalenin Ruskoye Bogattvo'da. çıkan marksizm hakkındaki makalelere yanıtın yalnızca birinci kısmı olmasıdır. Zamanın son derece az oluşu, bu makalenin zamanında çıkışını engellemiştir, ama onu daha fazla geciktirmenin olanaklı olduğunu sanmıyoruz: Bu haliyle, iki ay gecikmiş durumdayız. İşte bunun için, makalenin tümünün basılmasını beklemeksizin, arada, bay Mihaylovski'nin "eleştiri"sini ele alan bir incelemeyi yayınlamaya karar verdik.
      Şimdi hazırlanmakta olan 2. ve 3. kısımlarda, okur, burada sunulan incelemeye ek olarak, Rusya'nın ekonomik durumu ve bunun sonucu olan "sosyal-demokratların düşünce ve taktikleri" üzerine bir makale ile ilgili olarak Ruskoye Bogatstvo'nın önde gelen öteki kişilerinin, bay Yujakov ve S. Krivenko'nun, toplumsal ve ekonomik görüşlerini ele alan daha başka bir inceleme bulacaktır. [sayfa 80]
BU BASKIYA NOT[44]

      Bu baskı birincinin tamamen aynısıdır. Metnin derlenmesinde hiçbir payımız olmadığı için, kendimizde onu herhangi bir biçimde değiştirme hakkını görmedik ve yalnızca yayın işi ile yetindik. Bu işi üstlenmemizin nedeni, elinizdeki broşürün sosyal-demokrat propagandamızda bir canlanma olmasına yardım edeceğine inancımızdır.
      Bu tür propagandayı ilerletmeye hazır olmanın, sosyal-demokrat kanıların vazgeçilmez bir sonucu olduğu inancıyla, bu broşürün yazarının görüşlerini paylaşan herkesi, gerek bu çalışmanın, gerek genel olarak tüm marksist propaganda organlarının olanaklı olduğu kadar geniş bir dolaşımının sağlanmasına, her yoldan (elbette özellikle yeniden basımla) yardımcı olmaya çağırıyoruz, içinde bulunduğumuz an, buna özellikle uygundur. Ruskoye Bogatstvo bize karşı gitgide artan bir kışkırtıcı tavır takınıyor. Toplumda sosyal-demokrat düşüncelerin yayılmasını felce uğratmak çabasıyla, bu dergi, bizi, proletaryanın çıkarlarına kayıtsız kalmakla ve yığınların yıkımında ısrar etmekle doğrudan doğruya suçlayacak kadar ileri gitmiştir. Böyle yöntemlerle yalnızca kendini yaralayacağını ve bizim zaferimize giden yolu hazırlayacağını düşünmek cesaretini gösteriyoruz. Ama unutulmamalıdır ki, bu iftiracılar, iftiralarının en geniş propagandasını yapmak için bütün maddi araçlara sahiptirler. Birkaç binlik satışı olan bir dergiye sahiptirler, ellerinde okuma odaları ve kütüphaneler vardır. Dolayısıyla, eğer düşmanlarımıza ayrıcalıklı bir konumun sağladığı avantajların bile, her zaman, fikrini kabul ettirme başarısını güvence altına alamayacağını tanıtlamak istiyorsak, her çabayı harcamalıyız. Kesinlikle inanıyoruz ki, bu çaba harcanacaktır. [sayfa 81]

      Temmuz 1894

ÜÇÜNCÜ KISIM

      BİTİRİRKEN sosyal-demokratlara açık savaş açan bir başka "halkın dostu"nu, bay Krivenko'yu tanıyalım.
      Ancak, onun yazılarını ("Serbest Kültür Yazarlarımız", n° 12'de, 1893 ve "Gezi Mektupları", n° l'de, 1894), bay Mihaylovski ve Yujakov'un yazılarını incelediğimiz gibi incelemeyeceğiz. Onların yazılarının tam bir incelemesi, birincisi, materyalizme ve genel olarak marksizme yönelttikleri itirazların özü hakkında, ikincisi de, politik-ekonomik teorileri hakkında açık bir fikir edinmek için gerekliydi. Şimdi, "halkın dostları" hakkında tam bir fikir edinmek için, onların taktiklerini, pratik önerilerini ve politik programlarını tanımalıyız. Bu programı, hiçbir yerde, doğrudan ve teorik görüşlerini yaydıkları gibi tutarlı ve tam bir biçimde ortaya koymamışlardır. Bu yüzden, bu programı, yazarları birbirleriyle çelişmeyecek kadar aynı görüşte olan bir derginin çeşitli [sayfa 82] yazılarından almak zorunda kaldım. Bay Krivenko'nun yukarda sözü geçen yazılarını yeğlememin tek nedeni, daha fazla malzeme sağlamaları ve tıpkı bay Mihaylovski'nin bir toplumbilimci ve bay Yujakov'un bir iktisatçı olarak dergiyi temsil etmeleri gibi, bu yazıların yazarının da, bir pratik adamı ve bir politikacı olarak dergiyi temsil ediyor olmasından ötürüdür.
      Ancak, programlarına geçmeden önce, üzerinde durmayı kesinlikle gerekli gördüğümüz bir teorik nokta daha var. Bay Yujakov'un, halkın halk ekonomisini destekleyen toprak kiralaması hakkında vb. boş sözlerle, bu sözleri köylülerimizin ekonomik yaşamını anlamadığı gerçeğini örtmek için kullanarak sorunları nasıl geçiştirdiğini görmüştük. Bay Yujakov elzanaatı sanayileri üzerinde durmuyor, büyük-ölçekli fabrika sanayisindeki büyümeye ilişkin verilerle yetiniyordu. Şimdi de bay Krivenko, elzanaatı sanayileri hakkında tam da aynı türden sözleri yineliyor. "Bizim halk sanayimiz"i, yani elzanaatı sanayilerini, açıkça kapitalist sanayi ile karşılaştırıyor (n° 12, s. 180-81). "Halk üretimi" (sic!) diyor, "çoğu durumda doğal olarak doğar", oysa kapitalist sanayi "çoğu kez yapay bir biçimde yaratılır". Bir başka parçada, "küçük-ölçekli halk sanayini, "büyük-ölçekli kapitalist sanayi" ile karşılaştırıyor. Eğer birincisinin ayırdedici özelliğinin ne olduğunu soracak olursanız, yalnızca bunun "küçük"[
29*] olduğunu ve emek aletlerinin üretici ile birleşmiş olduğunu öğrenirsiniz (bu ikinci tanımı bay Mihaylovski'nin yukarda adı geçen makalesinden aldım). Ama bu, onun ekonomik örgütlenmesini tanımlamaktan kuşkusuz çok uzaktır, ve ayrıca, kesinlikle doğru değildir. Bay Krivenko, örneğin "küçük-ölçekli halk sanayiinin bugüne dek büyük-ölçekli kapitalist sanayiden çok daha büyük bir toplam üretim getirdiğini ve daha fazla insanı çalıştırdığını" söylüyor. Yazarın 4 milyon, ya da bir başka tahmine göre 7 milyon kadar olan elzanaatçılarının [sayfa 83] sayısına ilişkin verilere değindiği ortadadır. Ama elzanaatı sanayilerimizde egemen olan ekonomi biçiminin büyük-ölçekli üretimin ev sistemi olduğunu, • elzanaatçılarının çoğunluğunun üretimde bağımsız olmayan, tamamen bağımlı ve ikincil bir konuma sahip olduklarını, kendi malzemelerini değil, yalnızca elzanaatçısına bir ücret ödeyen tüccarın malzemesini işlediğini kim bilmez? Bu biçimin ağır basmasına ilişkin veriler, legal yazında bile aktarılmıştır. Örneğin ünlü istatistikçi, S. Harizomenov'un Yuridiçeski Vestnik'te[45] (1883, n° 11 ve 12) yayınlanmış olan kusursuz çalışmasından alıntılar yapalım. S. Harizomenov, merkezî eyaletlerdeki el-zanaatı sanayilerimize ilişkin yayınlanmış verileri özetleyerek, büyük-ölçekli üretimin ev sisteminin, yani sugötürmez bir kapitalist sanayi biçiminin, kesinlikle egemen olduğu sonucuna varıyor. Şöyle diyor: "Küçük-ölçekli bağımsız sanayinin ekonomik rolünü tanımlayarak aşağıdaki sonuçlara varırız: Moskova eyaletinde elzanaatı sanayisinin yıllık iş hacminin %86,5'i büyük-ölçekli üretimin ev sistemiyle, yalnızca %13,5'i de küçük-ölçekli bağımsız sanayi ile açıklanır. Vladimir eyaletinin Aleksandrov ve Pokrov uyezdlerinde, elzanaatı sanayisinin yıllık iş hacminin %96'sı büyük-ölçekli üretimin ev sistemine ve manüfaktüre düşer, yalnızca %4'ü ise küçük-ölçekli bağımsız sanayi ile açıklanır."
      Bildiğimiz kadarıyla, hiç kimse bu olguları çürütmeye çalışmamıştır, zaten bunlar çürütülemezler. O halde insan bu olguları nasıl görmezlikten gelebilir ve onlar hakkında hiçbir şey söylemez, kapitalist sanayinin tersine, buna "halk" sanayisi adını verir ve bunun gerçek sanayiye dönüşme olasılığından sözeder?
      Olguların böyle doğrudan görmezlikten gelinmesinin yalnızca bir açıklaması olabilir, o da "halkın dostları"nın bütün Rus liberalleri gibi, uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarının ve Rusya'da çalışan halkın sömürülmesinin üstünü, bütün bunları yalnızca basit "kusurlar" diye sunarak, örtmeye olan genel eğilimleridir. Ama belki bir başka neden de, örneğin "pavlovo bıçakçılık işini" — "yarı-zanaatçı nitelikte bir iş" diye [sayfa 84] adlandıran bay Krivenko'nun ortaya koyduğu gibi, konu üzerinde böyle derin bir bilgi sahibi olmakta yatar. "Halkın dostları"nın tahriflerini nerelere vardırdıklarına insan şaşıp kalıyor! Pavlovo bıçakçıları sipariş üzerine değil de, pazar için üretirlerken, burada zanaat niteliğinden nasıl sözedilebilir? Yoksa bay Krivenko, bir tüccarın, elzanaatçısına eşya sipariş ettiği, sonra da bunları Nijni-Novgorod panayırına yolladığı bir sisteme, bir zanaatçı sanayi olarak mı bakıyor? işin komiği, durum öyle gibi görünüyor. Aslında çatal-bıçak yapımı (öteki Pavlovo sanayilerine oranla) üreticilerinin (görünüşteki) bağımsızlığıyla, küçük-ölçekli elzanaatı biçimini en az koruyan iştir. N.F. Annenski şöyle diyor: "Sofra bıçağı ve sınai bıçak üretimi[3*] daha şimdiden büyük ölçüde fabrika, ya da daha doğrusu manüfaktür biçimine yaklaşmaktadır." Nijni-Novgorod eyaletindeki 396 elzanaatçısından yalnızca 62'si (%16) pazar için çalışır, 273u (%69) bir patron için[31*] çalışır, ve 61'i (%15'i) ücretli-işçidir. Dolayısıyla, bunların yalnızca altıda-biri, bir patrona, doğrudan köle değildir. Bıçakçılık sanayiinin öteki dalma —katlanır bıçakların (çakıların) üretimine— gelince, aynı yazar şöyle diyor: "Sofra bıçağı ile kilit arasında ortada bir yer tutar: Bu daldaki elzanaatçılarının çoğunluğu bir patron için çalışmaktadır, ama onların yanısıra, hâlâ pazarlarla iş yapmak zorunda olan epeyce çok sayıda bağımsız elzanaatçısı da vardır."
      Nijni-Novgorod eyaletinde bu tür bıçak üreten 2.552 elzanaatçısı vardır, bunun %48'i (1.236) pazar için çalışır, %42'si (1.058) bir patron için çalışır, ve %10'u (258) ücretli-işçidir. Dolayısıyla, burada da, bağımsız (!) elzanaatçıları azınlıktadır. Ve pazar için çalışanlar, kuşkusuz, yalnız görünüşte bağımsızdırlar; aslında alıcıların sermayesine daha az köle olmuş değillerdir. Çalışan 21.983 kişinin ya da bütün çalışanların %84,5'inin[32*] sanayilerle uğraştığı Nijni-Novgorod [sayfa 85] eyaletine bağlı Gorbatov uyezdinin tümündeki sanayilere ilişkin verileri alırsak, aşağıdakileri elde ederiz (sanayinin ekonomisi üzerine tam veri, yalnızca 10.808 işçi için şu sanayilerde mevcuttur: metal, deri işleri, saraçlık, keçe ve kenevir eğirme): elzanaatçılarının %35,6'sı pazar için çalışır, %46,7'si bir patron için çalışır ve %17,7'si ücretli-işçidir. Demek ki, burada da, evsel büyük-ölçekli üretim sisteminin ağır bastığını, emeğin sermayeye köle olduğu ilişkilerin ağır bastığını görüyoruz.
      "Halkın dostları"nın bu tür olguları böyle serbestçe görmezlikten gelmelerinin bir başka nedeni de, kapitalizm kavramlarının, kapitalistin zengin ve eğitim görmüş bir patron olduğu yolundaki basmakalıp bayağı düşüncenin ötesine geçmemesi — ve terimin bilimsel içeriğini ele almayı reddetmeleridir. Önceki bölümde, bay Yujakov'un basit elbirliği ve manüfaktürü atlayarak, kapitalizmi doğrudan makineli sanayiden başlattığını görmüştük. Bu, elzanaatı sanayilerimiz-deki kapitalist örgütlenmenin ihmal edilmesi sonucunu da veren yaygın bir hatadır.
      Söylemeye gerek yok ki, evsel büyük-ölçekli üretim sistemi, kapitalist bir sanayi biçimidir: Burada onun bütün özelliklerini görmekteyiz — daha şimdiden yüksek bir gelişme düzeyinde olan meta ekonomisi, üretim araçlarının bireylerin elinde yoğunlaşması ve kendilerine ait üretim araçlarına sahip olmayan ve bu yüzden kendileri için değil, kapitalist için çalışarak emeklerini başkalarının üretim araçlarına uygulayan işçi yığınlarının mülksüzleştirilmesi. Elzanaatı sanayisinin, örgütlenme biçimi bakımından, saf kapitalizm olduğu ortadadır; teknik bakımdan, geri oluşuyla (esas olarak akılalmaz ölçüde düşük ücretler yüzünden) ve işçilerin ufacık çiftliklerini korumaları olgusuyla büyük-ölçekli makineli sanayiden ayrılır. Bu son durum, gerçek metafizikçilere yaraşan biçimde şu çıplak ve doğrudan karşıtlıklarla düşünmeye [sayfa 86] alışmış olan "halkın dostlari”nı özellikle şaşırtmaktadır: "Evet, evet, — hayır, hayır, ve bunlardan fazla olan her şeyden şeytanlık gelir."
      Eğer işçilerin toprakları yoksa — kapitalizm vardır; eğer toprakları varsa — kapitalizm yoktur. Ve ekonominin toplumsal örgütlenmesinin bütününü gözden kaybederek ve toprak mülkiyetinin böyle başka "köylü" toprak sahipleri tarafından utanmazca soyulan bu toprak sahiplerinin korkunç yoksulluğunu hiç de ortadan kaldırmadığı yolundaki genellikle bilinen gerçeği unutarak bu yatıştırıcı felsefe ile yetiniyorlar.
      Anlaşılan kapitalizmin —hâlâ nispeten düşük bir gelişme düzeyindeyken— hiçbir yerde işçiyi topraktan tamamıyla ayıramadığını bilmiyorlar. Marx, batı Avrupa için, yalnızca büyük ölçekli makineli sanayinin işçiyi ilk ve son kez olarak mülksüzleştireceği yasasını saptamıştı. Bu yüzden "halkın toprağı olduğundan" bizim ülkemizde kapitalizm olmadığı yolunda elde hazır tutulan iddianın tamamen saçma olduğu ortadadır, çünkü basit elbirliği ve manüfaktür kapitalizmi, hiçbir yerde işçinin topraktan tam ayrılması ile bağlantılı olmamıştır ve, söylemeye gerek yok ki, bu yüzden kapitalizm olmaktan çıkmış da değildir.
      Rusya'daki büyük-ölçekli makineli sanayiye gelince —ve bu biçim, sanayimizin en büyük ve en önemli dallan tarafından hızla benimsenmektedir— burada da, yaşamımızın kendine özgü tüm özelliklerine karşın, büyük-ölçekli makineli sanayi, tüm kapitalist batının sahip olduğu niteliğe sahiptir, yani işçilerin toprakla bağlarını korumalarını kesinlikle hoş-görmeyecektir. Bu olgu, bu arada, Dementyev tarafından kesin istatistiksel malzeme ile tanıtlanmış ve Dementyev (Marx'tan tamamen bağımsız olarak) bu istatistiksel malzemeden makineli üretimin, işçinin topraktan tam ayrılmasıyla kopmaz bir biçimde bağlı olduğu sonucunu çıkarmıştır. Bu araştırma, Rusya'nın kapitalist bir ülke olduğunu, Rusya'da işçinin toprakla bağının çok zayıf ve gerçekdışı olduğunu, ve mülk sahibi kişinin (para sahibi, alıcı, zengin köylü, imalathane [sayfa 87] sahibi vb.) gücünün çok sağlam bir biçimde yerleşmiş olduğunu, "köylü"nün (?? çoktandır emek-gücünü satarak yaşayan) salt bir işçiye dönüşmesi için bir teknik ilerleme daha olmasının yeteceğini bir kez daha sergilemiştir.[33*] Ama, "halkın dostları"nın elzanaatı sanayilerimizin ekonomik örgütlenmesini anlamadaki başarısızlıkları bu kadarla da kalmıyor, îşin "bir patron için" yapıldığı sanayilere ilişkin düşünceleri bile, çiftçi hakkındaki düşünceleri kadar yüzeyseldir (bunu yukarda görmüş bulunuyoruz). Sırası gelmişken belirtelim, anlaşılan bütün bildikleri, dünyada çalışan insanlarla "birleştirilebilecek" olan —ki bu çok iyidir— ama aynı zamanda da onlardan "ayırabilecek" olan —ki bu da çok kötüdür— üretim araçları diye bir şeyin bulunduğundan ibaret olan baylar için, bu durum çok doğaldır. Bu, sizi pek ileri götürmeyecektir.
      Kapitalistleşen ve kapitalistleşmeyen ("küçük-ölçekli üretimin özgürce varolabildiği" yerlerde) sanayilerden söze-derken, bay Krivenko'nun söylediği şeylerden biri de, bazı dallarda "üretim için yapılan temel harcama"nın çok önemsiz olduğu ve bu yüzden küçük-ölçekli üretimin olanaklı olduğudur. Bay Krivenko örnek olarak tuğla sanayisini verir, bu sanayideki harcamanın, tuğla yapım yerlerinin yıllık iş hacminin onbeşte-biri olabileceğini söyler.
      Bu, yazarın olgulara yaptığı tek gönderme olduğundan (yineliyorum, öznel toplumbilimin en tipik özelliği, gerçekliğin doğrudan ve kesin bir tanımından korkması, küçük-burjuvazinin... "idealler" dünyasında uçmayı yeğlemesidir), "halkın dostları"nın gerçekliği ne kadar yanlış kavradıklarını göstermek üzere bunu ele alalım.
      Moskova zemstvosuna ait ekonomi istatistiklerinde, tuğla sanayisinin (beyaz topraktan tuğla yapımı) bir tanımını buluyoruz (Sonuçlar, c. VII, kitap 1, kısım 2, vb.). Sanayi, esas olarak, Bogordskoye uyezdinin üç volostunda yoğunlaşmıştır, [sayfa 88] burada 1.402 işçi çalıştıran (567'si ya da %41'i aile işçileri[34*] ve 835'i ya da %59'u tutulmuş işçiler), 357.000 ruble değerinde bir yıllık toplam ürüne sahip 233 kuruluş bulunmaktadır. Sanayi eskidir, ama son onbeş yıl içinde, pazarlamayı büyük ölçüde kolaylaştıran bir demiryolunun yapımı sayesinde özellikle gelişmiştir. Demiryolunun yapımından önce aile tipi üretim egemendi, ama şimdi bunun yerini ücretli-emeğin sömürülmesi alıyor. Bu sanayi de, küçük sanayicilerin pazarlama için daha büyük sanayicilere bağımlılığından arınmış değildir: "Sermaye yokluğu" yüzünden, birinciler, tuğlalarını (bazan "ham" — pişmemiş), hemen orada son derece düşük fiyatlarla ikincilere satarlar.
      Ama makaleye eklenmiş olan işçilerin sayısını ve her kuruluşa ait yıllık toplam ürünü gösteren elzanaatçılarının evden eve sayımı sayesinde, bu bağımlılıktan başka, sanayinin örgütlenmesini de görebiliyoruz.
      Meta ekonomisinin kapitalist ekonomi olduğu —yani belli bir gelişme aşamasında kaçınılmaz olarak bu ikinciye dönüştüğü— yasanın, bu sanayi için geçerli olup olmadığını anlamak için, kuruluşların sayısını karşılaştırmalıyız: Sorun, tamı tamına, üründeki rollerini ve ücretli-emeği sömürmelerine göre küçük ve büyük kuruluşlar arasındaki ilişki sorunudur, işçilerin sayısını temel alarak elzanaatçılarına ait kuruluşları üç gruba bölüyoruz: (I) 1-5 işçi çalıştıran (gerek aile işçileri, gerek tutulmuş işçiler) kuruluşlar, (II) 6-10 işçi çalıştıranlar, ve (III) 10 işçiden fazla çalıştıranlar.
      Her gruptaki kuruluşların büyüklüğünü, işçilerin tamamını ve üretim değerini ele alırsak, aşağıdaki verileri elde ederiz. [Bkz: Tablo 1.]
     
      [TABLO 1]

İşçilerin Sayısına Göre Elzanaatçısı Grupları

Kuruluş Başına Ortalama İşçi Sayısı

 

Yüzde

İşçi Başına Düşen Yıllık Üretim (Ruble)

Yüzde Olarak Dağılım

Mutlak Rakamlar

Ücretli-İşçi Çalıştıran Kuruluşlar

Ücretli-İşçiler

Kuruluşlar

İşçiler

Toplam Üretim

Kuruluş Sayısı[36*]

İşçi Sayısı

Toplam Üretim (Ruble)

1.1-5 işçi çalıştıran

2,8

25

19

251

72

34

34

167/43

476/92

119.500

II. 6-10 işçi çalıştıran

7,3

90

58

249

18

23

22

43/39

317/186

79.000

III. 10'dan fazla işçi çalıştıran

26,4

100

91

260

10

43

44

23/23

609/557

158.500

Toplam

6,0

45

59

254

100

100

100

233/105

1.402/835

357.000


      Bu rakamlara bir gözatın, sanayinin burjuva ya da aynı şey demek olan kapitalist örgütlenmesini göreceksiniz: Kuruluşlar ne kadar büyükse, emeğin üretkenliği o kadar yüksek olur[35*] (orta grup bir istisnadır), ücretli-emeğin sömürülmesi[37*] [sayfa 89] ne kadar büyükse, üretimin yoğunlaşması o kadar büyüktür.[38*]
      Ekonomisini hemen tümüyle ücretli-emeğe dayandıran üçüncü grup, toplam kuruluş sayısının %10'unu oluşturur, ama toplam üretimin %44'ünü üstlenmiştir.
      Çoğunluğun (ücretli-işçilerin) mülksüzleştirilmesiyle ilişkili olan üretim araçlarının azınlığın elinde toplanması, [sayfa 90] gerek küçük üreticilerin alıcılara bağımlılığını (büyük sanayiciler aslında alıcıdırlar), gerek bu sanayide emeğin ezilmesini açıklar. O halde, görüyoruz ki, çalışan halkın mülksüzleştirilmesinin ve sömürülmesinin nedeni, bizzat üretim ilişkilerinde yatmaktadır.
      Bildiğimiz gibi Rus narodnik-sosyalistleri karşı görüşte idiler ve elzanaatı sanayilerinde, emeğin ezilmesinin nedeninin, (sömürüyü önleyen bir ilkeye dayandığı ilan edilen) üretim ilişkilerinde değil, başka bir şeyde — politikada, yani tarımsal ve mali politikada vb. yattığını düşünüyorlardı. Şu soru ortaya çıkıyor: Şimdi hemen hemen bir önyargının inatçılığını kazanmış olan bu görüşün devam etmesinin temeli neydi ve nedir? Acaba, elzanaatı sanayilerindeki üretim ilişkilerine ait farklı bir kavramın hüküm sürmesi mi? Hayır, hiç değil. Bu görüşün devam etmesinin tek nedeni, olguların, ekonomik örgütlenmenin gerçek biçimlerinin doğru ve kesin bir tanımını vermek için hiçbir çaba harcanmamış olmasıdır, bunun devam etmesinin tek nedeni, üretim ilişkilerinin yalıtılarak bağımsız bir tahlilden geçirilmemesidir. Tek sözcükle, bunun devam etmesi, yalnızca toplumsal bilimlerin tek bilimsel yönteminin, yani materyalist yöntemin anlaşılamaması yüzündendir. Biz, şimdi eski sosyalistlerimizin düşünce zincirini anlayabiliyoruz. Elzanaatı sanayileri sözkonusu olduğu ölçüde, sömürünün nedenini üretim ilişkileri dışında yatan şeylere bağlıyorlar; büyük-ölçekli fabrika kapitalizmi sözkonusu olduğu ölçüde, burada sömürünün nedeninin, tamı tamına üretim ilişkilerinde yattığını görmemezlik edemiyorlardı. Sonuç, uzlaşmaz bir çelişki, bir aykırılıktır; elzanaatı sanayilerindeki üretim ilişkilerinde (ki bu incelenmemiştir!) kapitalist olan hiçbir şey bulunmadığına göre, bu büyük-ölçekli kapitalizmin nereden gelmiş olabileceği kavrayışın ötesinde bir şeydi. Buradan doğal olarak şu sonuç çıkıyordu: Elzanaatr ve kapitalist sanayi arasındaki bağı anlayamadıklarından, birincisiyle ikincisini, "halk" sanayisi ile "yapay" sanayi olarak karşı karşıya koyuyorlardı. Kapitalizmin "halk sistemi"mizle çeliştiği fikri ortaya çıkıyordu [sayfa 91] — bu, çok yaygın olan ve son zamanlarda bay Nikolay-on[46] tarafından, Rus kamuoyuna, değiştirilmiş ve geliştirilmiş biçimde sunulan bir görüştür. Görüngüsel mantıksızlığına karşın bu görüş, kendiliğinden devam etmektedir: Fabrika kapitalizmi, aslında gerçeklikte nasılsa öyle değerlendirildiği halde, eîzanaatı sanayisi, "olabileceği" haliyle değerlendirilmektedir; birincisi, üretim ilişkilerinin bir tahliline dayanılarak, ikincisi ise, üretim ilişkilerini ayrı olarak incelemek için en küçük bir çaba bile harcanmaksızın doğrudan politika alanına aktarılarak değerlendirilmektedir. "Halk sisteminin gelişmemiş bir durumda, rüşeym halinde de olsa, bu aynı kapitalist üretim ilişkilerinden oluştuğunu; —bütün el-zanaatçılarının eşit olduğu yolundaki safça önyargıyı reddedersek ve bunlar arasındaki farklılıkları tam olarak ortaya koyarsak— fabrika ve atelye "kapitalisti" ile "elzanaatçısı" arasındaki farkın, bazan bir "elzanaatçısı" ile öteki "elzanaatçısı" arasındaki farktan daha az olduğunu; ve kapitalizmin "halk sistemi" ile çelişmediği, ama onun dolaysız, hemen sonra gelen devamı ve gelişmesi olduğunu görmek için, yalnızca bu üretim ilişkilerinin tahliline dönmemiz yeterlidir.
      Ama belki de verilen örneğin uygun olmadığı iddia edilecek, bu durumdaki ücretli-işçi yüzdesinin genel olarak çok yüksek olduğu söylenecektir.[39*] Ama aslında burada önemli olan şey, mutlak rakamlar değil, bunların açığa vurduğu ilişkiler, özünde burjuva olan ve, burjuva nitelikleri ister güçlü, ister zayıf bir biçimde belirsin, burjuva olmaktan çıkmayan ilişkilerdir.
      İsterseniz bir başka örnek —zayıf burjuva niteliği için bilerek seçilmiş bir örnek— alayım. (Bay Isayev'in Moskova eyaletindeki sanayiler üzerine kitabından), profesörün deyimiyle "saf bir ev sanayisi" olan çömlekçilik sanayiini ele alıyorum. Kuşkusuz, bu sanayi, küçük-ölçekli köylü sanayilerinin temsilcisi olarak alınabilir: Tekniği en basit tekniktir, gereçleri oldukça küçüktür ve ürettiği maddeler, evrensel ve [sayfa 92] yaşamsal kullanıma sahiptir. O halde, önceki durumda olduğu gibi burada da aynı ayrıntıları veren çömlekçilerin evden eve sayımları sayesinde, kuşkusuz, sayısız Rus küçük "halk" sanayilerinin çok tipik bir temsilcisi olan bu sanayideki ekonomik örgütlenmeyi de inceleyebilecek durumdayız. Elzanaatçılarını gruplara ayırıyoruz: I) 1-3 işçi çalıştıranlar (aile ve tutulmuş); II) 4-5 işçi çalıştıranlar, ve III) 5'ten fazla işçi çalıştıranlar — ve aynı hesapları yapıyoruz. [Bkz: Tablo 2.]
     
      [TABLO 2]
     

İşçilerin Sayısına Göre Elzanaatçısı Grupları

Kuruluş Basma Ortalama İşçi Sayısı

Yüzde

İşçi Başına Düşen Yıllık Üretim (Ruble)

Yüzde Olarak Dağılım

Mutlak Rakamlar

Ücretli-İşçi Çalıştıran Kuruluşlar

Ücretli-İşçiler

Kuruluşlar

İşçiler

Toplam Üretim

Kuruluş Sayısı

İşçi Sayısı

Toplam Üretim (Ruble)

I. 1-3 işçi çalıştıran

2,4

39

19

468

60

38

36

72/28

174/33

81.500

II. 4-5 işçi çalıştıran

4,3

48

20

498

27

32

32

33/16

144/29

71.800

III. 5'ten fazla işçi çalıştıran

8,4

100

65

533

13

30

32

16/16

134/87

71.500

Toplam

3,7

49

33

497

100

100

100

121/60

452/149

224.800


     
      Bu sanayideki ilişkilerin de —ve buna benzer sayısız örnekler verilebilir— burjuva olduğu ortadadır. Burada da, meta ekonomisinden doğan aynı parçalanmayı buluyoruz. Bu, bütün kuruluşların sekizde-birinin ve toplam işçilerin [sayfa 93] %30'unun toplam üretimin hemen hemen üçte-birini ürettiği ve emeğin üretkenliğinin ortalamanın epeyce üstünde olduğu üst grupta daha şimdiden başrolü oynayan ücretli-emeğin sömürülmesine yolaçan özellikle kapitalist bir parçalanmadır. Alıcıların ortaya çıkışı ve güçleri, yalnızca bu üretim ilişkilerini açıklamak için yeter. Daha büyük ve daha kârlı kuruluşlara sahip olan ve başkalarının emeğinden bir "net" gelir alan (üst çömlekçiler grubunda, kuruluş başına ortalama 5,5 ücretli-işçi vardır) bir azınlık "tasarruflarını artırırken, çoğunluğun nasıl mahvolduğunu ve (bırakın ücretli-işçileri) küçük sömürücülerin bile nasıl iki yakalarını biraraya getiremediklerini görmekteyiz. Bu sonuncuların birincilerin kölesi olacağı ortadadır ve kaçınılmazdır — tam da bu üretim ilişkilerinin kapitalist niteliği yüzünden kaçınılmazdır. Bu ilişkiler şunlardır: Meta ekonomisi tarafından örgütlenen toplumsal emeğin ürünü, bireylerin ellerine geçer ve bunların elinde, çalışan insanları ezmenin ve köleleştirmenin bir aracı olarak, yığınları sömürerek kişisel zenginlik sağlamanın bir aracı olarak hizmet eder. Ve bu tür ilişkiler hâlâ pek az gelişmiş olduğu için, üreticilerin yıkılması ile birlikte giden sermaye birikimi önemsiz olduğu için, bu sömürünün, bu baskının daha az belirgin olacağını sanmayın. Tam tersine. Bu, yalnızca sömürünün daha kaba, serf biçimlerine yolaçar; henüz işçiye, onun emek-gücünü yalnızca değeri üzerinden satın alarak doğrudan boyun eğdirmeyen sermayenin, onu gerçek bir tefeci zorbalığı ağına sardığı, onu kulak yöntemleriyle bağladığı ve bunun sonucu olarak da yalnızca artı-değerin değil, ücretlerinin büyük bir bölümünü de soyduğu ve dahası "patronunu" değiştirmesini engelleyerek onu ezdiği ve sermayenin ona iş "vermesine" (sic!) bir lütuf gözü ile bakmaya zorlayarak onu aşağıladığı bir duruma yolaçar. Bir tek işçinin bile kendi durumunu, "gerçek", "halk" sanayisin-deki "bağımsız" bir Rus elzanaatçısınınkiyle değişmeye asla razı olmayacağı açıktır. Rus radikallerinin tüm gözde önlemlerinin de, ya çalışan halkın sömürülmesini ve sermayeye köle olmasını hiç etkilemeyeceği, ve tek tek deneyler olarak [sayfa 94] kalacağı (arteller), ya da çalışan halkın koşullarını kötüleştireceği (verilmiş-toprakların elden çıkarılamazlığı[47], ya da son olarak, yalnızca mevcut kapitalist ilişkileri incelteceği, geliştireceği ve sağlamlaştıracağı (tekniğin gelişmesi, krediler vb.) aynı ölçüde ortadadır.
      Ama, "halkın dostları", genel perişanlığına, nispeten küçük kuruluşlarına ve son derece düşük emek üretkenliğine, ilkel tekniğine, ve az sayıda ücretli-işçisine karşın, köylü sanayisinin kapitalizm olduğu gerçeğini asla kavrayamayacaklardır. Onlar, sermayenin insanlar arasında belli bir ilişki olduğunu, karşılaştırılan kategoriler ister daha yüksek, ister daha düşük bir gelişme düzeyinde olsun, aynı kalan bir ilişki olduğunu kavrayamamaktadırlar. Burjuva iktisatçıları bunu asla anlayamamışlardır, böyle bir sermaye tanımına her zaman karşı çıkmışlardır. Bunlardan birinin, Ruskaya Mıysl'da Sieber'in kitabı hakkında (Marx'ın teorisi üzerine) yazarken, bu tanımı aktarışını ve sonra da hiddetle ünlem işaretleri koyusunu anımsıyorum.
      Burjuva rejimin kategorilerine öncesiz ve sonrasız ve doğal bir şey gözü ile bakmak, burjuva filozofların en tipik davranışıdır, işte bu yüzden, sermaye için de, örneğin, gelecekteki üretime yarayan birikmiş emek gibi tanımları benimserler — yani onu, insan toplumunun öncesiz ve sonrasız bir kategorisi olarak tanımlar, böylece meta ekonomisince örgütlenen bu birikmiş emeğin çalışmayanların eline düştüğü ve başkalarının emeğini sömürmeye yaradığı o özel, tarihsel olarak belirli ekonomik örgütlenmeyi gözlerden gizlerler, işte bu yüzden, belirli bir üretim ilişkileri sisteminin tahlili ve incelenmesi yerine, bize her sisteme uygulanabilen, küçük-burjuva ahlakçılığının duygusal yavanlıklarıyla karışmış bir dizi bayağılıklar sunarlar.
      Şimdi şuna bakın — "halkın dostları" bu sanayiye neden "halk" sanayisi adını veriyorlar ve neden onu kapitalist sanayi ile karşılaştırıyorlar? Bunun tek nedeni, bu beylerin küçük-burjuva ideologları olmaları ve bu küçük üreticilerin bir meta ekonomisi sistemi altında yaşadıklarını ve çalıştıklarını [sayfa 95] (bunun için bunlara küçük-burjuva adını veriyorum) ve pazarla olan ilişkilerinin zorunlu ve kaçınılmaz olarak onları bir burjuvazi ve bir proletaryaya böldüğünü bile anlayamamalarıdır. Niçin bunların neye yol "açabilecekleri" hakkında süslü sözler etmek yerine, "halk" sanayilerimizin gerçek örgütlenmesini incelemeye çalışmıyorsunuz; o zaman, Rusya'da kapitalist çizgiler üzerinde örgütlenmemiş olan, biraz olsun gelişmiş herhangi bir elzanaatı sanayisi dalı bulup bulamayacağınızı görürdük.
      Ve eğer üretim araçlarının bir azınlık tarafından tekel altına alınmasının, bunların çoğunluğun elinden çıkmasının ve ücretli-emeğin sömürülmesinin (daha genel söylersek, kapitalizmin özü, meta ekonomisi tarafından örgütlenen toplumsal emeğin ürününün bireyler tarafından maledinilmesidir) bu kavramın zorunlu, yeterli özellikleri olduğuna katılmıyorsanız, o zaman, lütfen "kendi" kapitalizm tanımınızı ve "kendi" kapitalizm tarihinizi veriniz.
      Aslında, bizim "halk" elzanaatı sanayilerinin örgütlenmesi, kapitalizmin gelişmesinin genel tarihinin kusursuz bir örneğidir. Bu gelişmenin kaynağını, örneğin basit elbirliği biçiminde başlayışını (çömlekçilik sanayisinde üst grup) açıkça sergiler; ayrıca — meta ekonomisi sayesinde tek tek bireylerin elinde biriken "tasarruflar"ın nasıl sermaye haline geldiğini ve bu sermayenin, yalnızca bu "tasarruf sahiplerinin toplam harcama için gerekli olan ve mallar uzak pazarlarda satılıncaya kadar beklemelerini olanaklı kılan fonlara sahip olmaları olgusu yüzünden, nasıl önce pazarlamayı tekel altına aldığını ("alıcılar" ve tüccarlar); üstelik bu tüccar sermayesinin üreticiler yığınını nasıl köleleştirdiğini ve kapitalist manüfaktürü, büyük-ölçekli üretimin kapitalist ev sistemini nasıl örgütlendirdiğini; ve son olarak pazarın genişlemesinin ve artan rekabetin nasıl gelişmiş tekniklere yolaçtığını ve bu tüccar sermayesinin nasıl sanayi sermayesi haline geldiğini ve büyük-ölçekli makineli üretimi örgütlendirdiğini gösterir. Ve bu sermaye güçlendikten ve milyonlarca çalışan insanı ve bütün bölgeleri köleleştirdikten sonra, [sayfa 96] açıkça ve arsızca hükümete baskı yapmaya başladığı ve onu kendi uşağı haline getirdiği zaman — bizim hünerli "halkın dostları"mız, "kapitalizmin aşılanması", "yapay olarak yaratılması" hakkında kıyameti koparırlar.
      Gerçekten de pek zamanlı bir buluş!
      Onun için, bay Krivenko, gerçek, asıl vb. halk sanayisinden sözettiği zaman, yalnızca elzanaatı sanayilerinin, çeşitli aşamalardaki kapitalizmden başka bir şey olmadığı gerçeğini gizlemeye çalışmaktadır. Köylü Reformunu incelemek yerine, çok büyük önem taşıyan Bildirinin[48] temel amacı hakkında vb. boş sözler eden; toprak kiralanmasını incelemek yerine, ona halkın kiralaması adını veren; ve kapitalizm için bir iç pazarın nasıl oluştuğunu incelemek yerine, kapitalizmin pazar yokluğu vb. yüzünden kaçınılmaz olarak çökeceği hakkında felsefe yürüten bay Yujakov örneğinde bu yöntemleri zaten yeterince tanımış bulunuyoruz.
      Bu "halkın dostları" olan bayların gerçekleri tahrif etmekte ne kadar ileri gittiklerini göstermek için bir örnek üzerinde daha duracağım.[40*] Bizim öznel filozoflarımız, olgulara kesin atıflarda bulunmaya pek ender tenezzül ettiklerinden, onların en kesin atıflarından birini, yani bay Krivenko'nun Voronej köylü bütçelerine yaptığı atfı (n° 1, 1894) ihmal etmek haksızlık olacaktır. Burada, onlar tarafından seçilen verilere dayanarak, gerçekliğe ilişkin hangi düşüncenin daha doğru olduğu konusunda tam bir açıklığa kavuşabiliriz — Rus radikallerinin ve "halkın dostları"nın düşüncesi mi, yoksa Rus sosyal-demokratların düşüncesi mi?
      Bir Voronej ,zemstvo[40] istatistikçisi olan bay Şçerbina, Ostrogojsk uyezdindeki köylü çiftliği tanımına, 24 tipik köylü ailesinin bütçesini de ekliyor ve metinde tahlil ediyor.[41*] [sayfa 97]
      Bay Krivenko, yöntemlerinin köylü çiftçilerimizin ekonomisi hakkında bir fikir edinmek amacına hiç uygun düşmediğini göremeyerek ya da daha doğrusu, görmeyi reddederek bu tahlili aynen veriyor. Gerçek şudur ki, bu 24 bütçe, bay Krivenko'nun kendisinin de belirttiği gibi (s. 159), tamamen farklı aileleri —zengin, orta ve yoksul— tanımlamaktadır; ama o da, bay Şçerbina gibi, en farklı tipteki aileleri aynı kaba koyarak yalnızca ortalama rakamlar kullanmakta ve böylece bunlardaki farklılaşma olgusunu tamamen gizlemektedir. Oysa küçük üreticilerimizin farklılaşması, öyle genel, öyle büyük bir olgudur ki (sosyal-demokratlar çoktandır Rus sosyalistlerinin dikkatini buna çekiyorlar — Plehanov'un yapıtlarına bakınız), bay Krivenko tarafından seçilen pek az veri ile bile çok açık bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Bay Krivenko, köylülerin çiftçiliğini ele alırken, onları, çiftliklerinin büyüklüklerine ve çiftçilik tiplerine göre kategorilere bölmek yerine, bay Şçerbina gibi, yasal kategorilere böler —eski devlet ve eski toprakbeyi köylüleri—, bütün dikkatini birincilerin ikincilere bakarak daha bolluk içinde oluşlarına yöneltir ve bu kategorilerdeki köylüler arasındaki farklılıkların kategoriler arasındaki farklılıklardan çok daha büyük olduğu gerçeğini gözden kaçırır.[42*] Bunu tanıtlamak için bu 24 bütçeyi üç gruba ayırıyorum: (a) bolluk içinde 6 köylü, sonra (b) orta bollukta 11 köylü, (n° 7-10 ve Şçerbina'nın tablosunda 16-22), ve (c) yoksul 7 köylü (n° 11-15, Şçerbina'nın tablosunda 23 ve 24). Bay Krivenko, örneğin, eski devlet köylülerine ait çiftlik başına harcamanın 541,3 ruble, eski toprakbeyi köylülerine ait çiftlik başına harcamanın ise 417,7 ruble olduğunu söylüyor. Ama farklı köylülerin harcamalarının [sayfa 98] eşit olmaktan çok uzak olduğu gerçeğini unutuyor: Örneğin eski devlet köylüleri arasında 84,7 rublelik bir harcamaya sahip biri, ve bundan on kat daha fazla —887,4 rublelik— bir harcamaya sahip bir başkası vardır (1.456,2 rublelik bir harcamaya sahip Alman kolonunu bir kenara bıraksak bile). Böyle büyüklüklerin aynı kaba konması ile elde edilen bir ortalama ne anlam ifade edebilir? Eğer benim verdiğim kategorilere bölmeyi alırsak, bolluk içindeki bir köylüye ait çiftlik başına ortalama harcamanın 855,86 ruble, bir orta köylüye ait çiftlik başına harcamanın 471,61 ruble, bir yoksul köylüye ait ortalama harcamanın ise 223,78 ruble olduğunu buluruz.[43*]
      Oran, kabaca 4:2:l'dir.
      Devam edelim. Bay Krivenko, Şçerbina'nın izinden giderek, çeşitli hukuksal köylü kategorileri arasındaki kişisel gereksinmeler için yapılan harcamayı veriyor: Örneğin, eski devlet köylüleri arasında sebze için yapılan yıllık kişi başına harcama 13,4 ruble, eski toprakbeyi köylüleri arasında ise 12,2 rubledir. Ama bunları ekonomik kategorilere göre ele alırsak, rakamlar şöyledir: o) 17,7; b) 14,5; ve c) 13,1. Et ve süt ürünleri için yapılan kişi başına harcama, eski toprakbeyi köylüleri arasında 5,2 ruble ve eski devlet köylüleri arasında 7,7 rubledir. Ekonomik kategorilere göre alınırsa, rakamlar sırasıyla 11,7; 5,8 ve 3,6'dır. Hukuksal kategorilere göre hesaplamaların yalnızca bu büyük farklılıkları gizlemeye yaradığı ortadadır. Bu yüzden de, bu hesaplama açıkça değersizdir. Bay Krivenko'nun dediğine göre eski devlet köylülerinin geliri, eski toprakbeyi köylülerinin gelirinden yüzde 53,7 daha fazladır: (24 bütçe için) genel ortalama 539 rubledir; ve iki kategori için sırasıyla, 600 rubleden fazla ve 400 ruble dolayındadır. Ama ekonomik güce göre derecelendirildiğinde, gelirler o) 1053,2 ruble, b) 473,8 ruble, ve c) 202,4 rubledir, ya da 3:2'lik değil, 10:2'lik bir dalgalanma vardır.
      Gene bay Krivenko'nun dediğine göre, "bir köylü çiftliğinin [sayfa 99] sermaye değeri, eski devlet köylüleri arasında 1.060 ruble, eski toprakbeyi köylüleri arasında ise 635 rubledir". Ama ekonomik kategorileri ele alırsak[44*], rakamlar şöyledir: a) 1.737,91 ruble, b) 786,42 ruble, ve c) 363,38 ruble — gene, 3:2'lik değil 10:2'lik bir dalgalanma, köylülüğü hukuksal kategorilere bölmesi, yazarın bu köylülüğün ekonomisi hakkında doğru bir değerlendirme yapabilmesini engellemiştir.
      Ekonomik güçlerine göre çeşitli köylü tiplerine ait çiftlikleri incelersek, bolluk içindeki ailelerin 1.053,2 rublelik bir ortalama gelire ve 855,86 rublelik bir harcamaya, ya da 197,34 rublelik bir net gelire sahip olduklarını görürüz. Orta aile, 473,8 rublelik bir gelire ve 471,61 rublelik bir harcamaya, ya da çiftlik başına, 2,19 rublelik bir net gelire (krediler ve ödenmemiş borçlar hesaba katılmaksızın) sahiptir —orta ailenin ancak kıtıkıtına geçindiği ortadadır: 11 çiftlikten 5'inin açığı vardır. Alt, yoksul grup, çiftliğini doğrudan zararla işletir: 202,4 rublelik bir gelire karşılık harcamalar, 223,78 rubledir, bu da 21,38 rublelik bir açık anlamına gelir.[45*] Açıktır ki, eğer çiftlikleri aynı kaba kor ve bir genel ortalama çıkarırsak (net gelir — 44,11 ruble), gerçek görünümü tamamıyla tahrif etmiş oluruz. O zaman, (bay Krivenko'nun yaptığı gibi) bir net gelir sağlayan bolluk içindeki altı köylünün hepsinin çiftlik emekçileri çalıştırdığı (8 kişi) olgusunu — onlara bir net gelir getiren ve onları "sanayilere" ("metler auxillares") başvurmak gereksinmesinden hemen tamamen kurtaran çiftçiliklerinin niteliğini (kapitalist çiftçi olma süreci içindedirler) açığa vuran bu olguyu görmezlikten geliriz. Bu çiftçiler, hepsi birlikte, bütçelerinin yalnızca %6,5'ini sanayilerle kapatırlar (toplam 6.319,5 rubleden 412 rublesi); üstelik, bu sanayiler —bay Şçerbina'nın bir yerde [sayfa 100] belirttiği gibi— "arabacılık", ya da hatta "koyunla uğraşmak" türünden, yani bağımlılığı göstermekten çok uzak olup, başkalarının sömürülmesini öngören (özellikle ikinci durumda; biriktirilmiş "tasarruflar", tüccar sermayesine dönüştürülür) sanayilerdir. Bu köylüler, 320 rublelik bir gelir getiren (toplamın %5'i) 4 sınai kuruluşa sahiptir.[46*]
      Orta köylülerin ekonomisi, farklı bir tiptedir: Bunlar, görmüş olduğumuz gibi, ancak kıtıkıtına geçinirler. Çiftçilik, gereksinmelerini karşılamaz ve bunların gelirlerinin %19'u sanayiler denen şeyden gelir. Bunların ne tür sanayiler olduğunu bay Şçerbina'nın makalesinden öğreniyoruz. Bunlar 7 köylü için verilmiştir: Yalnızca ikisi bağımsız sanayilerle (terzilik ve kömürcülük) uğraşırlar; geri kalan 5'i emek-güçlerini satarlar ("ovalara ekin biçmeye gider",[47*] "bir damıtım evinde çalışır", "hasat zamanı gündelikçilik yapar", "koyun güder", "yerel malikanede çalışır"). Bunlar daha şimdiden yan-köylü, yarı-işçidir. Yan uğraşlar, onları çiftliklerinden uzaklaştırır ve böylece çiftçiliği tamamen baltalar.
      Yoksul köylülere gelince, bunlar tamamen zararına çiftçilik yaparlar; "sanayiler"in bunların bütçelerindeki önemi daha da büyüktür (gelirlerinin %24'ünü sağlar) ve bu sanayiler hemen tümüyle (bir köylü hariç) emek-gücünün satışından ibarettir. Bu köylülerin ikisinde "sanayiler" (çiftlik emekçiliği) egemendir ve gelirlerinin üçte-ikisini sağlar.
      Burada, üst grupların burjuvaziye, alt grupların ise proletaryaya dönüşmekte olduğu küçük üreticilerin tam farklılaşma sürecinin sözkonusu olduğu çok açıktır. Doğal olarak, genel ortalamaları alırsak, bunu hiç görmeyeceğiz ve kır ekonomisi üzerine hiçbir fikir edinemeyeceğiz.
      Yazarın aşağıdaki yöntemi benimsemesini olanaklı kılan tek şey, bu uydurma ortalamalarla yaptığı hesaplar olmuştur. Bay Şçerbina, bu tipik çiftliklerin bir bütün olarak uyezdin köylü çiftliğindeki yerini saptamak üzere, köylüleri, [sayfa 101] verilmiş-toprakların büyüklüğüne göre gruplandırıyor, ve seçilen 24 çiftliğin gönenç düzeyinin (genel ortalama), uyezd ortalamasından üçte-bir kadar daha yüksek olduğu ortaya çıkıyor. Bu hesaplamaya doyurucu gözü ile bakılamaz, çünkü hem bu 24 köylü arasında büyük farklılık vardır, hem de verilmiş-toprağın büyüklüğüne göre sınıflandırma, köylülükteki farklılaşmayı gizler: Yazarın, "verilmiş-toprakların", köylünün "refahının baş nedeni olduğu" tezi kesinlikle yanlıştır. Herkes bilir ki, toprağın köy topluluğu içinde "eşit" dağılımı, topluluğun atı olmayan üyelerinin topraktan vazgeçmelerine, onu bırakmalarına, çalışmak için ayrılıp gitmelerine ve proleter haline gelmelerine hiçbir biçimde engel olmaz; ya da topluluğun birçok ata sahip üyelerinin, büyük toprak parçalan kiralamalarına ve büyük ve kârlı çiftlikler işletmelerine engel olmaz. Örneğin 24 bütçemizi ele alırsak, 6 desiyatinlik verilmiş-toprağa sahip olan bir zengin köylünün 758,5 rublelik bir toplam gelire sahip olduğunu, 7,1 desiyatinlik verilmiş-toprağa sahip bir orta köylünün 391,5 rublelik, ve 6,9 desiyatinlik verilmiş-toprağa sahip bir yoksul köylünün 109,5 rublelik bir toplam gelire sahip olduğunu göreceğiz. Genel olarak gördük ki, çeşitli grupların gelirlerinin oranı 4 : 2 : l'dir. Oysa verilmiş-toprakların oranı 22,1 : 9,2 : 8,5'tir, bu da, 2,6 : 1,08 : l'e eşittir. Bu, çok normaldir, çünkü örneğin, aile başına 22,1 desiyatinlik verilmiş-toprak sahibi olan zengin köylülerden her biri, ek olarak 8,8 desiyatin daha kiraladığı halde, daha küçük verilmiş-topraklara sahip olan (9,2 desiyatin) orta köylülerin daha az —7,7 desiyatin— kiraladığını ve daha da küçük verilmiş-topraklara sahip olan (8,5 desiyatin) yoksul köylülerin yalnızca 2,8 desiyatin kiraladığını görmekteyiz.[48*] Ve böylece, bay Krivenko: "Ne yazık ki, bay Şçerbina'nın sunduğu veriler, bırakın eyaletteki, uyezddeki genel durumun bile doğru bir ölçüsü olamazlar" dediği zaman — söyleyeceğimiz tek şey, bunların genel [sayfa 102] ortalamalar hesaplama biçiminde yanlış bir yönteme (bay Krivenko'nun başvurmaması gereken bir yönteme) başvurduğumuz zaman bir ölçü görevi yapamayacağı, genel olarak konuşursak bay Şçerbina'nın verilerinin çok kapsamlı ve değerli olduğu, öyle ki, doğru sonuçlara varmamızı olanaklı kılacakları — ve eğer bay Krivenko bunu yapmamışsa, suçlanacak kişinin bay Sçerbina olmadığıdır.
      Örneğin bay Sçerbina, sayfa 197'de, köylülerin verilmiş-toprağa göre değil de, çeki hayvanlarına göre sınıflandırılmasını, yani hukuksal çizgilerle değil, ekonomik çizgilerle bir sınıflandırmayı veriyor — bu da, seçilmiş 24 tipik ailenin çeşitli kategorileri arasındaki oranların, bütün uyezddeki çeşitli ekonomik gruplar arasındaki oranlarla tamamen özdeş olduğunu öne sürmemiz için bize her nedeni sağlamaktadır.
      Sınıflandırma şöyledir:[49*] [Bkz: Tablo 3.]
     
      [TABLO 3]

Sahip Olunan Çeki Hayvanlarının Sayısına Göre Aile Reisi Grupları

Sayı

Aile Basma

Ortalama Aile (Kişiler)

Aile Yüzdeleri

Aile Reisleri

Yüzde

Büyükbaş Hayvan Sayısı

Verilmiş-Toprak

Kirayla Tutulan Toprak

Çiftlik Emekçileri Olan

Ticari ve Sınai Kuruluşları Olan

Evi Olmayan

Çalışan Üyesi Olmayan

Hiç Toprak Ekmeyen

Hiç Aleti Olmayan

I. Hiç çeki hayvanı olmayan

8.728

26,0

0,7

6,2

0,2

4,6

0,6

4,0

9,5

16,6

41,6

98,5

II. Bir çeki hayvanı olan

10.510

31,3

3,0

9,4

1,3

5,7

1,4

5,4

1,4

4,9

2,9

2,5

III. 2 ya da 3 çeki hayvanı olan

11.191

33,3

6,8

13,8

3,6

7,7

8,3

12,3

0,4

1,3

0,4

_

IV. 4 ve daha fazla çeki hayvanı olan

3.152

9,4

14,3

21,3

12,3

11,2

25,3

34,2

0,1

0,4

0,3

._

Toplam

33.581

100,0

4,4

11,2

2,5

6,7

5,7

10,0

3,0

6,3

11,9

23,4


     

24 tipik
aile içinden*

Çiftlik emekçileri

0,5

7,2

0,0

4,5

Yoksul Köylüler

2,8

8,7

3,9

5,6

Orta köylüler

8,1

9,2

7,7

8,3

Zengin köylüler

13,5

22,1

8,8

7,8

Toplam

7,2

12,2

6,6

7,3

**


      * [Tablo 3'ün notu] iki çiftlik emekçisi (Şçerbina'nın bütçelerinde n° 14 ve 15), burada, yoksul köylüler grubunun dışında bırakılmıştır, böylece yalnızca 5 yoksul köylü kalmıştır.
      ** [Tablo 3’ün notu] Bu tablo ile ilgili olarak belirtmek gerekir ki, burada da, verilmiş-topraktaki artışa karşın, kirayla tutulan toprak miktarının büyüyen gönençle orantılı olarak arttığını görüyoruz. Böylece bir başka uyezde daha ait olgular, verilmiş-toprakların birincil önem taşıdığı fikrinin yanlışlığını doğrulamaktadır. Tersine, verilmiş-toprağın, belli bir grubun elindeki toprağa oranının, grubun gönenci arttıkça, azaldığını görmekteyiz. Kirayla tutulan toprağa, verilmiş-toprağı ekleyerek ve verilmiş-toprağın toplam içindeki yüzdesini hesaplayarak, gruplara göre aşağıdaki rakamları elde ederiz: I) %96,8; II) %85,0; III) %79,3; IV) %63,3. Ve bu durum çok doğaldır. Kurtuluş reformu ile, Rusya'da toprağın bir meta haline geldiğini biliyoruz. Parası olan herkes, her zaman, toprak satın alabilir. Zengin köylülerin toprakları ellerinden topladıkları ve verilmiş-toprakların transferi üzerindeki ortaçağ kısıtlamaları yüzünden bu yoğunlaşmanın kirayla tutulan topraklarda daha belirgin olduğu ortadadır. Bu kısıtlamalardan yana çıkan "halkın dostları" bu anlamsız, gerici önlemin yalnızca yoksul köylülerin durumunu kötüleştirdiğini anlamamaktadır: Yıkıma uğrayan köylüler, hiç tarım aletleri olmadığından her durumda topraklarını kiraya vermek zorundadırlar ve bu kiraya verme (ya da satış) üzerindeki her yasaklama, ya toprağın gizlice ve dolayısıyla kiraya veren için en kötü koşullarla kiraya verilmesine ya da yoksul köylülerin bir hiç karşılığında topraklarını "köy topluluğuna", yani gene kulaka teslim etmesine yolaçacaktır.
      Hurviç'in, bu pek övülen "elden çıkarılmayış" üzerine son derece doğru bir yorumunu aktarmadan geçemeyeceğim:
      "Bu soru üzerinde aydınlığa kavuşmak için, köylülerin sattığı toprağın alıcılarının kimler olduğunu keşfetmemiz gerekir. Quarterlık paylarının yalnızca küçük bir bölümünün tüccarlar tarafından satın alındığını görmüştük. Bir kural olarak, soyluların sattığı küçük toprak parçalarına yalnızca köylüler sahip olmaktadır. Demek ki, sözkonusu soru, salt köylüler arasında çözümlenmiş olan, ne soyluların, ne de kapitalist sınıfın çıkarlarını etkilemeyen bir sorudur. Böyle durumlarda, köylülerin [narodniklerin] önüne bir lokma atmak, Rus hükümetinin pekala hoşuna gidebilir. Doğuya özgü babaca (oriental paternalizm) bir tavrın, acayip bir sosyalistçe devlet yasakçılığı ile bu uygunsuz birleşmesi (mâsalliance), bundan yararlanacağı varsayılan kişilerin kendilerinin muhalefetiyle karşılaşacaktır. Çözülme sürecinin köyün dışından değil, içinden yayıldığı ortada olduğuna göre, köylü toprağının elden çıkarılmayışı, yalnızca, yoksulların topluluğun zengin üyelerinin çıkarı için bedavadan mülksüzleştirilmeleri anlamına gelecektir.
      "Topraklarını elden çıkarma hakkından yararlanan quarter sahipleri;[51] arasındaki göçmen yüzdesinin, ortaklaşa toprak sahibi olan eski devlet köylüleri arasındaki göçmen yüzdesinden çok daha büyük olduğunu görüyoruz; şöyle ki, Ranenburg bölgesinde (Ryazan eyaleti) birinciler arasında göçmen yüzdesi %17, ikinciler arasında ise %9'dur. Dankov bölgesinde, bu, birinciler arasında %12, ikinciler arasında ise %5'tir.
      "Bu farklılığın nedeni nedir? Bir tek somut örnek, sorunu açıklığa kavuşturacaktır.
      "1881'de Grigoryev'in eski serfleri olan 5 ailelik küçük bir topluluk, Dankov bölgesindeki Bigildino köyünden göç etti. 30 desiyatinlik toprakları 1.500 ruble karşılığında zengin bir köylüye satılmıştı. Göçmenler kendi köylerinden geçinemiyorlardı ve çoğu yıllık emekçilerdi, (istatistiksel Rapor, kısım II, s. 115, 247.) Bay Grigoryev'e göre (Ryazan Eyaleti Köylülerinin Göçü), 6 desiyatinlik ortalama bir köylü toprağının fiyatı olan 300 ruble, köylü ailesinin Güney Sibirya'da çiftçiliğe başlayabilmesi için yeterlidir. Böylece kesinlikle yıkılan bir köylünün, ortaklaşa topraktaki payını satarak yeni ülkede bir çiftçi durumuna yükselmesi olanaklı olmaktadır. Çok nazik bir bürokrasinin yardımcı eli de olmasa, atalarımızın kutsal geleneklerine bağlılık böyle bir günah eğilimi karşısında zor dayanırdı.
      "Köylülerin göçü üzerine görüşlerim nedeniyle geçenlerde suçlandığım gibi (Severni Vestnik, 1892, n° 5, A. Bogdanovski'nin bir makalesinde), kuşkusuz gene kötümserlikle suçlanacağım, izlenen olağan uslamlama yöntemi şöyle bir yol izliyor: Sunulan durumun, olduğu gibi yaşama uyduğunu kabul edelim, (göçün) kötü sonuçlan, gene de, köylülüğün bugünkü anormal durumu yüzündendir ve normal koşullar altında, itirazlar 'geçerli değildir'. Ama ne yazık ki, bu çok 'anormal' koşullar kendiliğinden gelişmektedir, 'normal' koşulların yaratılması ise, köylülüğün iyiliğini isteyenlerin yetkisinin ötesindedir." (op. cit., s. 137.[52])

     
      Hiç kuşku yok ki, 24 tipik çiftliğin genel ortalamaları, uyezddeki köylü çiftliğinin genel gidişinden üstündür. Ama bu uydurma ortalamalar yerine ekonomik kategorileri alırsak, bir karşılaştırma olanaklı olur.
      Tipik çiftliklerdeki çiftlik emekçilerinin, hiç çeki hayvanı olmayan köylülerin biraz altında olduklarını, ama onlara çok yaklaştıklarını görürüz. Yoksul köylüler, bir çeki hayvanına sahip olanlara çok yakındırlar (bunların sahip oldukları sığır sayısı, 0,2 daha azdır —yoksul köylüler 2,8 ve tek atı olan köylüler 3,0 sığıra sahiptir— ama öte yandan da, gerek verilmiş, gerek kirayla tutulmuş olan toplam topraklan biraz daha fazladır — 10,7 desiyatine karşı 12,6 desiyatin). Orta köylüler, iki ya da üç çeki hayvanına sahip olanların ancak biraz üstündedir (biraz daha fazla sığıra ve biraz daha az toprağa sahiptirler), zengin köylüler ise, dört ve daha fazla çeki hayvanına sahip olanlara yakın olup, onların biraz altındadırlar. Bu yüzden, bir bütün olarak uyezdde, köylülerin en az onda-birinin, düzenli, kârlı tarımla uğraştıkları ve [sayfa 103] dışarı işine gerek duymadıkları sonucunu çıkarabiliriz. (Bunların gelirleri —bunu belirtmek önemlidir— para ile ifade edilir ve dolayısıyla ticari nitelikte bir tarımı öngörür.) Tamularını, büyük ölçüde, tuttukları emekçilerin yardımıyla sürdürürler: Ailelerin en az dörtte-biri düzenli çiftlik emekçileri çalıştırır, geçici gündelikçi çalıştıranların sayısı bilinmemektedir. Ayrıca, uyezddeki köylülerin yarısından çoğu çiftliklerini tam zararla sürdüren ve dolayısıyla sürekli olarak ve acımasızca mülksüzleştirilerek yıkıma sürüklenen yoksullardır [sayfa 105] (hemen hemen onda-altısı: atı olmayan ve bir atı olan köylüler, %26 + %31,3 = %57,3). Bunlar emek güçlerini satmak zorundadır ve köylülerin dörtte-bir kadarı daha şimdiden geçimlerini tarımdan çok, ücretli-emekle kazanmaktadırlar. Geri kalanlar, dışarı kazançlarıyla kapatılan sürekli bir zararla çiftliklerini şöyle böyle yürüten ve dolayısıyla hiçbir ekonomik istikrara sahip olmayan orta köylülerdir.
      Bay Krivenko'nun, gerçek durumu nasıl tahrif ederek yansıttığını göstermek için, bu veriler üzerinde kasten böyle ayrıntılı olarak durdum. Bay Krivenko hiç düşünmeden genel ortalamaları ele alıyor ve bunlarla çalışıyor. Doğal olarak, sonuç, bir uydurma bile değil, yanlışın ta kendisi oluyor. Örneğin, gördük ki, bir zengin köylünün (tipik bütçeler [sayfa 106] arasından) net geliri (+ 197,34 ruble), dokuz yoksul ailenin açıklarını kapatmaktadır (-21,38 x 9= - 192,42). Öyle ki, uyezddeki zengin köylülerin %10'u, yalnız yoksul köylülerin %57'sinin açıklarını kapamakla kalmayacak, üstelik belli bir artı bile bırakacaktır. Ve bay Krivenko, 24 çiftliğin ortalama bütçesinden 44,14 rublelik —ya da kredi borçlarını ve ödenmemiş borçları çıkarırsak, 15,97 rublelik— bir artı elde ederek, orta ve ortanın altındaki köylülerin "çöküşünden" sözediyor. Oysa aslında, ancak belki orta köylülerle ilgili olarak bir çöküşten sözedilebilir,[50*] yoksul köylüler yığını için ise, üstelik de, üretim araçlarının nispeten büyük ve sağlam çiftliklere sahip olan bir azınlığın elinde yoğunlaşmasının eşliğinde doğrudan mülksüzleştirme gözlemekteyiz.
      Yazar, bu son durumu ihmal ettiği için, bu bütçelerin bir başka çok ilginç özelliğini, yani, bunların da köylülükteki farklılaşmanın bir iç pazar yarattığını kanıtladığını gözlemleyememiştir. Bir yandan, üst gruptan alt gruba geçtikçe, sanayilerden, yani emek-gücünün satışından gelen gelirin öneminin büyüdüğünü görürüz (zengin, orta ve yoksul köylülerin toplam bütçelerinin sırasıyla %6,5; %18,8 ve %23,6'sı). Öte yandan, alt gruplardan üst gruplara geçtikçe, tarımın meta (hatta daha fazlası, görmüş olduğumuz gibi burjuva) niteliğinin büyüdüğünü ve satılan ürünün oranının arttığını gözlemleriz: kategorilerin tarımdan gelen toplam geliri
     

a)

3.861,7

b)

3.163,8

c)

689,9

'tir.

1.774,4

899,9

175,25


      Payda, üst kategoriden alt kategoriye doğru, sırasıyla, %45,9, %28,3 ve %25,4 olan gelirin parasal kısmını göstermektedir.[51*] [sayfa 107]
      Burada da gene, mülksüzleştirilen köylülerden alınan üretim araçlarının nasıl sermayeye dönüştüğünü görüyoruz.
      Bay Krivenko'nun bu biçimde kullanılan —ya da, daha doğrusu, yanlış kullanılan— malzemeden doğru sonuçlar çıkaramayacağı çok açıktır. Birlikte tren yolculuğu yaptığı o taraflı bir köylünün ona söylediklerine dayanarak, Novgorod eyaletindeki köylü tarımının parasal niteliğini tanımladıktan sonra, "özel yetenekler" "yetiştiren" ve şu tek uğraşa yolaçan şeyin tamı tamına bu durum olduğu, meta ekonomisi olduğu sonucunu çıkarmak zorunda kalmıştı: "onu (otu) elden geldiğince ucuza biçtirmek" ve "elden geldiğince pahalıya satmak" (s. 156).[52*] Bu, "ticari hünerleri harekete geçiren" (çok doğru!) ve "incelten" bir okul görevi yapar. "Yetenekli kişiler, Kolupayevler, Derunovlar[53] ve başka tipte kanemiciler[53*] haline gelmek üzere ön plana geçerlerken, temiz kalpli, kendi halinde kişiler arka plana düşer, geriler, yoksullaşır ve çiftlik emekçileri safına katılırlar." (s. 156.)
      Tümüyle farklı koşulların hüküm sürdüğü bir eyalete — tarımsal bir eyalete (voronej)— ait veriler, bizi tamamen aynı sonuçlara götürür. Durum oldukça açık görünüyor: Meta ekonomisi sistemi, genel olarak ülkenin ekonomik yaşamının ve özel olarak "topluluk" "köylülüğü"nün temel zemini olarak belirgin bir biçimde ortaya çıkmaktadır; ayrıca, bu meta ekonomisini ve yalnızca bunun, "halk"ı ve "köylülük”ü, bir proletarya (bunlar yıkıma uğrar ve çiftlik emekçileri [sayfa 108] saflarına katılırlar) ve bir burjuvazi (kanemiciler) olarak böldüğü, yani kapitalist ekonomiye dönüştüğü gerçeği de ortaya çıkmaktadır. Ama "halkın dostları", gerçeklere doğrudan bakmaya, hiçbir zaman bir şeyi açıkça söylemeye (bu çok "sert" bir şey olacaktır) cesaret edemiyorlar. Ve bay Krivenko şöyle akıl yürütüyor:
      "Bazı kişiler bu durumu çok doğal sayıyorlar" (şunu da eklemeliydi: üretim ilişkilerinin kapitalist niteliğinin çok doğal bir sonucu. O zaman bu "bazı kişiler"in görüşlerinin doğru bir tanımı olurdu ve o zaman bu görüşleri boş tümcelerle geçiştirmek onun için olanaksız hale gelir, sorunun gerçek bir tahlilini yapmak zorunda kalırdı. Yazar, kasıtlı olarak "bu kişiler"le savaşmaya girişmediği zaman, bizzat kendisi, para ekonomisinin tamı tamına, "yetenekli" kanemiciler ve "temiz kalpli" çiftlik emekçileri üreten bir "okul" olduğunu kabul etmek zorundadır) "ve buna kapitalizmin karşı konulmaz bir misyonu gözüyle bakıyorlar." (Bakın şu işe! Savaşımın bu "okul"a ve idari ve aydın uşaklarıyla birlikte ona egemen olan "kanemiciler"e karşı yürütülmesi gerektiğine inanmak, kapitalizmin yenilemeyeceğini kabul etmek oluyor! Ama kanemicileriyle birlikte bu "okul"u tam bir dokunulmazlık içinde bırakmak ve liberal yarı-önlemlerle onun kapitalist ürünlerini yoketmek istemek, gerçek bir "halkın dostu" olmak anlamına geliyor!) "Biz soruna biraz farklı bakıyoruz. Yukarda da belirttiğimiz gibi" (bununla kanemiciler ve çiftlik emekçileri hakkındaki söz kastediliyor), "Kapitalizm, kuşkusuz burada önemli bir rol oynamaktadır, ama onun rolünün, ulusal ekonomide yeralan değişikliklerden başka etkenlerin sorumlu olmayacağı ve geleceğin başka bir çözüm getirmeyeceği kadar kapsamlı ve belirleyici olduğu söylenemez." (s. 160.)
      Alın bakalım! Mevcut sistemin tam ve doğrudan bir tanımını vermek yerine, köylülüğün neden kanemiciler ve çiftlik emekçilerine bölündüğü sorusuna kesin bir yanıt vermek yerine, bay Krivenko, sorunu boş tümcelerle geçiştiriyor. "Kapitalizmin rolünün belirleyici olduğu söylenemez." Ama [sayfa 109] bütün soru da budur: Söylenebilir mi, söylenemez mi?
      Görüşünüzü desteklemek üzere, başka hangi etmenlerin belirleyici olduğunu, sosyal-demokratların belirttiği çözümden, yani proletaryanın kanemicilere karşı savaşımından başka hangi çözümün olabileceğini belirtmeniz gerekirdi.[54*] Ama hiçbir şey belirtilmiyor. Yoksa yazar şu aşağıdakini bir belirtme mi sayıyor? Komik olabilir ama, "halkın dostlarından her şeyi bekleyebilirsiniz.
      "Gücünü ilk yitirenler, görmüş olduğumuz gibi, toprak bakımından yoksul, zayıf çiftçilerdir" — yani beş desiyatinin altında verilmiş-toprağa sahip olanlar. "Ama devlet köylülerine ait 15,7 desiyatinlik verilmiş-toprağa sahip tipik çiftçiler, istikrarlı oluşlarıyla ayırdedilirler. ... Böyle bir gelir (80 rublelik bir gelir) sağlamak için, ek olarak bir beş desiyatin daha kiraladıkları doğrudur, ama bu yalnızca onların neye gereksindiklerini gösterir."
      Ünlü "toprak yoksulluğu"nu kapitalizme bağlayan bu "düzeltme" nereye varmaktadır? Yalnızca şuna: Aza sahip olanlar, bu azı da kaybederken, çoğa sahip olanlar (her biri 15,7 desiyatin) daha da çoğunu edinirler.[55*] Ama bu, bazıları yıkıma uğrarken bazılarının zenginleştiği sözünün başka sözcüklerle anlamsızca yinelenmesinden başka bir şey değildir!! Hiçbir şeyi açıklamayan toprak yoksulluğu hakkındaki sözleri bırakmanın zamanıdır (çünkü köylülere topraklar karşılıksız verilmemiş, köylüler bunları satın almak zorunda kalmıştır); bu sözler, yalnızca bir süreci tanımlamakta, üstelik de hatalı bir biçimde tanımlamaktadır, çünkü yalnızca topraktan değil, genel olarak üretim araçlarından sözetmek ve köylülerin elinde bunlardan "az" bulunduğunu değil, [sayfa 110] köylülerin bunlardan kurtarılmakta olduğunu, büyüyen kapitalizm tarafından mülksüzleştirilmekte olduklarını söylemek gerekir. Bay Krivenko felsefi söylevini bitirirken şöyle diyor: "Bütün koşullar altında tarımın 'doğal' kalması gerektiğini ve kalabileceğini, manüfaktür sanayisinden ayrılması gerektiğini ve ayrılabileceğini söylemek niyetinde değiliz" (alın bir laf daha! Değişimi ve dolayısıyla tarımın manüfaktür sanayisinden ayrılmasını öngören bir para ekonomisi okulunun daha şimdiden mevcut olduğunu daha demin kabul etmek zorunda kalan siz değil miydiniz? Ne olabilir, ne olmalıdır diye şapşalca sözlere gene ne gerek var?); "bütün söylediğimiz yapay bir biçimde ayrı bir sanayi yaratmanın akılcı olmadığı" (şunu bilmek ilginç olacaktır. Kimri ve Pavlovo elzanaatçılarının sanayisi "ayrı" mıdır ve onu kim, nasıl ve ne zaman yapay bir biçimde yaratmıştır?), "ve emekçinin topraktan ve üretim araçlarından ayrılmasının, yalnızca kapitalizm tarafından değil, ondan önce gelen ve onu ilerleten başka etmenler tarafından da gerçekleştirildiğidir."
      Çok olasıdır ki, burada gene, eğer emekçi, kanemicinin eline geçen topraktan ayrılmışsa, bunun nedeni, birincinin toprak bakımından "yoksul", ikincinin ise, "zengin" olmasıdır yolundaki derin fikri gözönünde tutuyor.
      Ve bu tür felsefe, kapitalizme belirleyici etmen gözü ile baktıkları için sosyal-demokratları "dargörüşlülük"le suçluyor... Sırf sosyal-demokratların sorunu nasıl gördüklerini ve nasıl açıkladıklarını açık-seçik ortaya çıkarmak zorunlu olduğu için, köylülerin ve elzanaatçılarının farklılaşması üzerinde böyle ayrıntılı olarak bir kez daha durdum. Öznel filozofa, "köylüler yoksullaşırken", "para avcıları”nın ve "kane-miciler"inin "kendi yararlarına kârlar sağladığı”nı ifade eden olguların, materyaliste, bizzat meta üretiminin zorunlu kıldığı meta üreticilerinin burjuva farklılaşmasını ifade ettiğini göstermek gerekliydi. Mülk sahipleri ile mülksüzler arasındaki savaşımın yalnızca değirmenlerde ve fabrikalarda değil, en uzak köylerde bile, Rusya'nın her yerinde sürdüğü ve bu savaşımın, her yerde, meta ekonomisinin bir sonucu olarak [sayfa 111] doğan burjuvazi ve proletarya arasındaki bir savaşım olduğu tezine (yukarda, birinci kısımda aktarılmıştır)[56*] temel oluşturan olguları göstermek gerekliydi. Zemstvo istatistiklerinin sağladığı hayranlık verici malzeme sayesinde doğru bir biçimde tanımlanabilen köylülerimizin ve elzanaatçılarımızın parçalanması ve köylülükten çıkması, tam da Rus gerçekliğine ilişkin sosyal-demokrat anlayışın, köylülerin ve elzanaatçılarının, terimin "kesin" anlamıyla küçük üreticiler, yani küçük-burjuvazi olduğu yolundaki anlayışın doğruluğunun olgusal kanıtını sağlar. Bu teze, ne küçük üreticilerin içinde yaşadığı meta ekonomisi koşullarını, ne de bunların bu koşullardan doğan kapitalist farklılaşmasını anlamamış olan eski köylü sosyalizmine karşı, İŞÇÎ SINIFI SOSYALlZMİ’nin merkezi noktası denilebilir. Bu yüzden de, her kim sosyal-demokrasiyi ciddi bir biçimde eleştirmek isterse, tezini bunun üzerinde yoğunlaştırması ve ekonomi politik açısından, Rusya'nın, bir meta ekonomisi sistemi olmadığını, köylülükteki parçalanmaya bunun yolaçmadığını ve nüfusun çoğunluğunun mülksüzleştirilmesinin ve çalışan halkın sömürülmesinin, toplumsal ekonomimizin (köylü dahil) burjuva, kapitalist örgütlenmesinden başka bir şeyle de açıklanabileceğini göstermesi gerekir.
      Bir deneyiverin bakalım beyler!
      Sosyal-demokrat teorinin örneklenmesinde, köylü ve el-zanaatı ekonomisine ilişkin verileri yeğlememin bir nedeni daha var. Eğer "halkın dostları"nın görüşlerini eleştirirken, onların fikirlerini marksist fikirlerle karşılaştırmakla yetinseydim, bu, materyalist yöntemden ayrılmak olurdu. Ek olarak, "narodnik" fikirlerin açıklanması, bunların mevcut toplumsal ekonomik ilişkilerimizdeki MADDİ temelinin sergilenmesi de gerekmektedir. Köylülerimizin ve elzanaatçılarımızın ekonomisine ait açıklamalar ve örnekler, "halkın dostlarının ideologu olmak istedikleri bu "köylu”nün, ne olduğunu göstermektedir. Bu örnekler kırsal ekonomimizin burjuva niteliğini sergiler ve böylece "halkın dostları"nın [sayfa 112] küçük-burjuva ideologları olarak sınıflandırılmasının doğruluğunu ortaya korlar. Ama hepsi bu değil, bunlar, bizim radikallerin fikirleri ve programlan ile, küçük-burjuvazinin çıkarları arasında çok yakın bir bağ olduğunu da gösterirler; bu radikal fikirlerin, bizim "toplum"umuzda neden bu kadar yaygın olduğunu açıklayan şey, bunların programlarının ayrıntılı bir incelemesinden sonra daha da açıklığa kavuşacak olan bu bağdır; bu bağ, ayrıca, "halkın dostları”nın siyasal bakımdan köle ruhlu ve uzlaşmaya hazır oluşlarını da çok güzel açıklamaktadır.
      Son olarak, toplumsal yaşamımızın, tam da kapitalizmin en az geliştiği ve narodniklerin genellikle teorileri için malzeme sağladıkları yanlarının ekonomisi üzerinde böyle ayrıntısıyla durmak için bir başka neden daha vardı. Bu ekonominin incelenmesi ve tanımlanması, sosyal-demokrasiye karşı burada halk arasında geçerli olan en yaygın itirazlardan birini özlü olarak yanıtlamanın en basit yoluydu. Radikallerimiz, kapitalizmin "halk sistemi" ile çeliştiği yolundaki alışılmış fikirden hareket ederek ve sosyal-demokratların büyük-ölçekli kapitalizmi ilerici saydıklarını, mevcut soygun rejimine karşı savaşmakta bunu kendilerine temel almak istediklerini görerek, daha incesine gitmeden, sosyal-demokratları köylü nüfusun çoğunluğunun çıkarlarını ihmal etmekle, "her mujiği fabrika potasından geçirmek" istemekle vb. suçluyorlar.
      Bütün bu iddialar, kapitalizmin gerçekte ne olduğu, kırın ise ne, "olabileceği" yolundaki şaşılacak ölçüde mantıksız ve tuhaf değerlendirme yöntemine dayanmaktadır. Doğal olarak, bunun en iyi yanıtı, onlara gerçek kırı ve kırın gerçek ekonomisini göstermektedir.
      Bu ekonomiyi tarafsızca ve bilimsel olarak inceleyen herkes, kırsal Rusya'nın, ayrı küçük bölgelerin toplumsal ve ekonomik yaşamını düzenleyen bir küçük ve dağınık parçalar (ya da merkezî bir pazarın küçük kolları) sistemi oluşturduğunu görecektir. Ve bu bölgelerin her birinde, genel olarak, düzenleyicisi pazar olan toplumsal-ekonomik örgütlenmeye [sayfa 113] özgü bütün görüngüleri buluruz: Bir zamanların eşit, ataerkil doğrudan üreticilerinin zengin ve yoksul olarak bölündüğünü görürüz; sermayenin, özellikle ağlarını çalışan halkın çevresinde ören ve onların kanını emen tüccar sermayesinin yükselişini görürüz. Bizim radikallerimizin verdiği köylü ekonomisi tanımlarını, kırsal ekonomik yaşamımıza ait kesin ilk-elden verilerle karşılaştırdığınız zaman, eleştirdiğimiz görüşler sisteminde, bu pazarların her birinde kaynaşan bu küçük satıcılar yığınına, bütün bu pazarlıkçılara ve trampacılara, ya da farklı farklı yerlerde köylüler bunlara ne ad veriyorsa onlara, pazarlara egemen olan ve çalışan halkı acımasızca ezen bütün bu küçük sömürücüler yığınına hiç yer ayırmadığına şaşıp kalırsınız. Bunlar, şu sözlerle bir kenara itiverilmişlerdir — "Bunlar artık köylü değil, satıcıdır". Evet, çok haklısınız: Bunlar "artık köylü değil"dir. Ama, bütün bu "tüccarları", yani ekonomi politiğin kesin diliyle konuşursak, ticari girişimle uğraşan ve ne ölçüde olursa olsun başkalarının emeğine elkoyanları ayrı bir grup olarak ele almaya çalışın; bu grubun ekonomik gücünü ve bölgenin ekonomik yaşamının tümünde oynadığı rolü kesin rakamlarla ifade etmeye çalışın; sonra da, emek-güçlerini pazara getirdikleri için, kendilerine değil başkalarına çalıştıkları için "artık köylü olmayanları"da karşıt bir grup olarak ele almaya çalışın — tarafsız ve ciddi bir araştırmanın bu ilk önkoşullarını yerine getirmeye çalışın, burjuva farklılaşmasının öyle canlı bir görünümünü elde edeceksiniz ki, "halk sistemi" efsanesinin izi bile kalmayacaktır. Bu küçük kırsal sömürücüler yığını, korkunç bir gücü temsil ederler; özellikle korkunç, çünkü bunlar ayrı, tek başına kalmış çalışanı ezer, onu kendilerine bağlar ve onu bütün kurtuluş umutlarından yoksun bırakırlar; korkunç, çünkü bu sömürü, kırın tanımlanan sisteme özgü olan düşük emek üretkenliği ve iletişimin yokluğuna bağlı olan barbarlığı karşısında, yalnızca emeğin soyulmasını değil, ayrıca da kırlarda sürekli olarak karşılaşılan insan onurunun Asyavari sömürüsünü de oluşturur. Şimdi bu gerçek kın, kapitalizmimizle karşılaştırırsanız, [sayfa 114] kapitalizm, bu küçük dağınık pazarları ulus çapında bir pazar halinde topladığı zaman, bir alay küçük iyi niyetli kanemici yerine, bir avuç büyük "anayurdun temel direğini" yarattığı zaman, emeği toplumsallaştırdığı ve onun üretkenliğini artırdığı zaman, çalışan halkın yerel kanemicilerine boyun eğmesini yıkıp attığı ve onları büyük-ölçekli sermayeye boyun eğdirdiği zaman, sosyal-demokratların kapitalizmimizin işleyişine neden ilerici gözü ile baktıklarını anlayacaksınız. Bu boyun eğme, eskisine oranla —emeğin ezilmesinin, adım adım yokolmanın, vahşileşmenin, kadın ve çocukların sakatlanmalarının bütün dehşetine karşın ilericidir— çünkü İŞÇİNİN ZİHNİNİ UYARMAKTA, sessiz ve bağlantısız hoşnutsuzluğu bilinçli protestoya dönüştürmekte, dağınık, küçük, anlamsız başkaldırısı, bütün çalışan insanların kurtuluşu uğruna örgütlü bir sınıf savaşımına, gücünü bu büyük-ölçekli kapitalizmin varlığının koşullarından alan ve dolayısıyla kuşkusuz KESİN BAŞARIYA güvenebilen bir savaşıma dönüştürmektedir.
      Sosyal-demokratlar köylülük yığınını ihmal etme suçlamasına yanıt olarak, Kari Marx'ın şu sözlerini aktarmakta çok haklı olacaklardır.
      "Eleştiri, zincirin üstünü örten imgesel çiçekleri, insan düşsüz, umutsuz zincirler taşısın diye değil, zincirleri atsın ve canlı çiçekler toplasın diye kopardı."[54]
      Rus sosyal-demokratlar, kırlarımızdan onu süsleyen imgesel çiçekleri koparıyor, idealleştirmelere ve fantazilere karşı savaşıyor ve "halkın dostları"nın onlardan dehşetli bir biçimde nefret etmesine yolaçan yıkıcı çalışmalarını, köylülük yığını bugünkü baskı, adım adım yokolma ve kölelik durumunda kalsın diye değil, proletarya, çalışan halkı, her yerde ne tür zincirlerin bağladığını anlayabilsin, bu zincirlerin nasıl dövüldüğünü anlayabilsin ve onlara karşı çıkabilsin, onları fırlatıp atabilsin ve gerçek çiçeğe uzanabilsin diye sürdürüyorlar.
      Bu fikri, çalışan halkın temsilcilerine —ki durumları gereği sınıf bilinci edinebilecek ve sınıf savaşımı verebilecek [sayfa 115] olan yalnızca bunlardır— getirdikleri zaman, sosyal-demokratlar, mujiği fabrika potasından geçirmek istemekle suçlanıyorlar.
      Suçlayıcılar kimler?
      Çalışan halkın kurtuluşu için umutlarını, "hükümet"e ve "toplum"a, yani her yerde çalışan halkın ayağına zincir vuran burjuvazinin ta kendisinin organlarına bağlayan kişiler!
      Ve bu yüreksiz yaratıklar, sosyal-demokratların hiçbir idealleri olmadığından sözetmeye cüret ediyorlar!
     
      _________________
     
      Şimdi kanımızca teorik görüşlerine çok fazla zaman ayırmış olduğumuz "halkın dostları"nın politik programlarına geçelim. Hangi araçlarla "yangını söndürmeyi" öneriyorlar. Yanlış olduğunu iddia ettikleri sosyal-demokratlarca önerilen çıkış yolunun yerine hangisini öneriyorlar?
      Bay Yujakov "Tarım Bakanlığı" (Ruskoye Bogatstvo, n° 10) başlıklı bir yazıda şöyle diyor: "Köylü bankasının yeniden örgütlenmesi, bir yerleştirme dairesinin kurulması, devlet topraklarının kiraya verilmesinin halk çiftliği yararına düzenlenmesi ... toprak kiralanmasının incelenmesi ve düzenlenmesi — halk tarımının eski haline konması ve gelişmeye başlayan zenginler takımının ekonomik şiddetinden" (sic!) "korunması için program işte böyledir." Ve "Ekonomik Gelişmenin Sorunları " başlıklı makalede, bu "halk tarımının eski haline konması" programı, şu aşağıdaki "ilk, ama yaşamsal adımlar"la bütünleniyor: "Bugün köy topluluğunu engelleyen bütün kısıtlamaların kaldırılması; vesayetten kurtarılması, ortak ekimin benimsenmesi (tarımın toplum-sallaştırılması) ve topraktan elde edilen hammaddelerin ortaklaşa işlenmesinin geliştirilmesi." Ve bay Krivenko ve Karişev ekliyorlar: "Ucuz kredi, çiftçilikte artel biçimi, güvenli bir pazar, patron kârından vazgeçme olanağı" (Bunun üzerinde aşağıda ayrıca duracağız), "Daha ucuz motorların ve öteki teknik iyileştirmelerin icadı", ve ensonu, "sergi yerleri, depolar ve komisyon acenteleri".
      Bu programı inceleyin, göreceksiniz ki, bu beyler bütün [sayfa 116] ilerici önlemlerinin —ucuz kredi, gelişmiş makineler, bankalar vb.— yalnızca burjuvaziyi güçlendirmeye ve geliştirmeye yarayabileceğini anlamayarak, modern toplumun (yani farkında olmadan, kapitalist sistemin) durumunu bütünüyle ve tümüyle benimsiyorlar ve onu onararak, yamalayarak sorunları çözmek istiyorlar.
      Nik.-on, bugünkü sistem altında reformların hiçbir işe yaramayacağını, ve kredinin, göçün, vergi reformunun, bütün toprakların köylülere devrinin hiçbir şeyi farkedilir ölçüde değiştirmeyeceğini, tersine, bugün aşırı "himaye", feodal vergi kalıntıları, köylülüğün toprağa bağlanması vb. tarafından geriletilmiş olan kapitalist ekonomiyi güçlendirmek ve geliştirmek zorunda olduğunu söylerken —bu onun, "halkın dostları"nın protesto etmeden yapamadığı en değerli tezlerinden biridir— kuşkusuz çok haklıdır. Nik.-on, kredinin yaygın gelişmesini isteyen Prens Vasilçikov gibi (görüşleriyle kesin bir "halkın dostu") iktisatçıların, liberal, yani burjuva iktisatçılarla aynı şeyi istediklerini ve "kapitalist ilişkilerin gelişmesi ve sağlamlaşması için çalıştıklarını" söylüyor. Bunlar, üretim ilişkilerimizin (öteki toplumsal tabakalar içinde olduğu gibi, köylülük içinde de) uzlaşmaz karşıt niteliğini anlamıyorlar ve bu uzlaşmaz karşıtlığı açığa çıkaracakları yerde, bu uzlaşmaz karşıtlığın bir sonucu olarak köleleş-tirilmiş olanlara katılacakları ve onların savaşıma girmelerine yardıma çalışacakları yerde, savaşımı herkesi hoşnut edecek önlemlerle durdurmayı, uzlaşma ve birlik sağlamayı düşlüyorlar. Bütün bu önlemler, doğal olarak, kaçınılmaz bir sonuca varıyor: Bütün bu kredilerden,[57*] iyileştirmelerden, bankalardan ve benzeri "ilerici" önlemlerden, yalnızca gereken biçimde işletilen ve yerleşmiş bir çiftliğe sahip, bazı "tasarrufları" bulunan kişilerin, yani önemsiz bir azınlığın [sayfa 117] temsilcisinin, küçük-burjuvazinin yararlanacağı kanısına varmak için, yukarda verilen farklılaşmaya ilişkin örnekleri anımsamak yeter. Ve köylü bankasını ve benzeri kuruluşları ne kadar yeniden düzenlerseniz düzenleyin, nüfusun çoğunluğunun mülksüzleştirildiği ve mülksüzleştirilmekte olduğu ve, bırakın gereken biçimde çiftlik yapma araçlarını, geçim araçlarından bile yoksun olduğu temel ve ana gerçeğini biraz olsun değiştiremeyeceksiniz.
      Aynı şey, "arteller" ve "ortak ekim" için de söylenmelidir. Bay Yujakov ikincisine "tarımın toplumsallaştırılması" diyor. Elbette bu yalnızca komiktir, çünkü toplumsallaşma, üretimin bir tek köyün sınırlarından daha geniş bir çapta örgütlenmesini gerektirir ve çünkü üretim araçlarını tekellerine almış olan ve bugün Rus toplumsal ekonomisini yönlendiren "kanemiciler"in mülksüzleştirilmesini zorunlu kılar. Ve bu, darkafalıca değersiz ahlak dersi değil, savaşım, savaşım, gene savaşım gerektirir.
      İşte bunun içindir ki, onların bu önlemleri, hayırsever burjuvazinin cömertliğine dayanarak güçbela varlığını sürdüren yumuşak, liberal yan-önlemler haline dönüşürler ve sömürülenleri savaşım yolundan ayırarak, birkaç kişinin durumundaki olası bir iyileşmenin, genel kapitalist ilişkiler temeli üzerinde ancak yetersiz ve rizikolu olabilen bir iyileşmenin getirdiği yarardan çok daha fazla zarar verirler. Bu bayların Rus yaşamındaki uzlaşmaz karşıtlığı gizlemek için harcadıkları çabaların akılalmaz ölçüsünü —elbette mevcut savaşıma bir son vermek üzere en iyi niyetlerle, yani cehenneme giden yolu açan türden niyetlerle böyle yapıyorlardı— bay Krivenko'nun aşağıdaki iddiası göstermektedir.
      "Aydınlar fabrikatörlerin işletmelerini yönetiyorlar, halk sanayisini de yönetebilirlerdi."
      Bütün felsefeleri, savaşım ve sömürü mevcuttur, ama eğer... eğer sömürücüler olmasaydı, bunlar da "olmayabilirdi" diye sızlanmaktan ibarettir. Gerçekten de yazar, bu anlamsız tümce ile ne demek istemiştir? Rus üniversitelerinin ve öteki eğitim kuruluşlarının, her yıl, tek derdi kendilerini [sayfa 118] besleyecek birini bulmak olan bir "aydın" (??) türü çıkardığı yadsınabilir mi? "Halkın dostları" burjuvaziden başkasına hizmet "edebilirler" dedi diye, Rusya'daki burjuva aydınlarının yokolacakları beklenebilir mi? Evet "edebilirlerdi", eğer burjuva aydınlan olmasalardı. Burjuva aydınları "olmayabilirlerdi", "eğer" Rusya'da burjuvazi ve kapitalizm olmasaydı! Ve tüm yaşamlarını, salt, bu "eğer'leri ve "çünkü"leri yinelemekle harcamaktan hoşnutluk duyuyorlar. Dahası, bu beyler, yalnızca kapitalizme belirleyici bir önem vermekten kaçınmakla kalmıyorlar, kapitalizmde bir bozukluk görmeyi de tümüyle reddediyorlar. Eğer bazı "kusurlar" giderilirse, belki de kapitalizm altında işler pek de kötü gitmeyecektir. Bay Krivenko'nun şu sözlerine ne buyrulur:
      "Kapitalist üretim ve sanayilerin kapitalistleşmesi, hiç de manüfaktür sanayisinin içinden geçerek halktan yalnızca kopabileceği kapılar değildir. Kuşkusuz kopabilir, ama aynı zamanda da, halkın yaşamına girebilir ve tarıma ve hammaddeler sanayisine daha fazla yaklaşabilir. Buna çeşitli yollardan ulaşılabilir ve bu kapılar, ötekiler kadar, bu amaca hizmet edebilirler." (s. 161.) Bay Krivenko —bay Mihaylovski'ye kıyasla— bazı çok iyi niteliklere sahiptir; örneğin açıklık ve dobra dobralık gibi. Bay Mihaylovski'nin, konuya hiç dokunmadan çevresinde dolanarak, düzgün ve akıcı tümcelerle sayfalarca dolduracağı yerlerde, ciddi ve pratik bay Krivenko, açıkça vuruyor ve hiçbir vicdan azabı çekmeksizin, görüşlerinin tüm saçmalığını, okurun gözleri önüne sakınmadan seriyor. "Kapitalizm halkın yaşamına girebilir" — düşünün bir! Yani kapitalizm, çalışan halk üretim araçlarından ayrılmadan da olanaklıdır! îşte bu kesinlikle pek hoş! Hiç olmazsa şimdi, "halkın dostları"nın ne istedikleri konusunda tam bir açıklığa kavuştuk. Kapitalizmsiz meta ekonomisi — yalnızca, insancıl toprakbeylerinin ve liberal yöneticilerin kanatları altında barış içinde ot gibi yaşayan bir küçük-burjuvazi ile mülksüzleştirmesiz ve sömürüşüz kapitalizm istiyorlar. Ve Rusya'ya bir lütufta bulunmaya niyetlenen bir bakanlık memurunun ciddi havasıyla, kurtların [sayfa 119] doyacağı ve kuzuların postlarından olacağı planlar hazırlamaya girişiyorlar. Bu planların niteliği üzerinde bir fikir edinmek için, aynı yazarın n° 12'deki yazısına dönmeliyiz ("Bazı Aydınların Yalnızlığı Üzerine"): Bay Krivenko —anlaşılan, daha şimdiden, "pratik ekonomik sorunları çözmeye" "çağrıldığı" izlenimi altında— şöyle iddia ediyor: "Sanayinin artel ve devlet biçimi, hiç de, mevcut durumda düşünülebilecek olan bir şey değildir. Örneğin aşağıdaki plan da olanaklıdır..." Ve bir mühendisin, küçük birimler halinde (100 rubleyi aşmayan) hisselere sahip bir anonim şirketle Don bölgesinden teknik yararlanmaya ilişkin bir planda Ruskoye Bogatstvo yazıhanesini nasıl ziyarete geldiğini anlatarak devam ediyor. Planın yapıcısına bunu kabaca şöyle düzeltmesi öğütlenmiştir. "Hisseler özel kişilere değil, köy topluluklarına ait olacaktır; köy nüfusunun şirketin işletmelerinde çalıştırılan kısmı, olağan ücreti alacaklar, köy toplulukları onlara toprakla bağlarının korunacağına ilişkin güvence verecekler."
      Ne idari deha, değil mi? Ne hayranlık verici bir yalınlık ve kolaylıkla, kapitalizm halkın yaşamına sokuluyor, ve bütün zararlı nitelikleri safdışı ediliyor! Bütün istenen, kır zenginlerinin topluluklar aracılığıyla hisse satın alması[58*] ve toprakla olan bağları —topraktan bir geçim sağlamaya yetmeyen (aksi halde kim "olağan ücretler"le çalışmaya gider?), [sayfa 120] ama bir insanı bulunduğu yere bağlamaya, onu yerel kapitalist işletmeye köle etmeye ve onu patron değiştirmek olanağından yoksun bırakmaya yeten bir "bağ"— güvence altına alınan "nüfusun bir kesimi"nin çalıştırılacağı işletmeden bir kâr payı almasıdır. Çok haklı olarak buna patron, kapitalist diyorum, çünkü emekçiye ücret ödeyene başka bir şey denemez.
      Okur, üzerinde durmaya bile değmez gibi görünen böyle bir saçmalık üzerinde uzun uzun durduğum için belki de benden usanmış bulunuyor. Ama söylemem gerekir ki, bir saçmalık olmasına karşın, bu, incelenmesi yararlı ve zorunlu olan tipte bir saçmalıktır, çünkü Rusya'da gerçekte varolan toplumsal ve ekonomik ilişkileri yansıtmaktadır ve dolayısıyla sosyal-demokratların gelecekte uzun bir zaman uğraşmak zorunda kalacakları, ülkemizde çok yaygın olan toplumsal görüşlerden birini oluşturur. Sorun şu ki, Rusya'da feodal üretim tarzından kapitalist üretim tarzına geçiş, çalışan halk açısından, topraktan bir geçim elde edemeyen ve toprakbeyine toprak vergisi ödemeyen (bugün bile bunu ödemektedir) köylünün, başlangıçta, eski günlerde, ya bağımsız uğraşlar (örneğin arabacılık), ya da bağımsız olmayan, ama bu tip işlerin az gelişmiş olması yüzünden nispeten iyi ödeme yapılan emek biçiminde "dışarı işleri"ne başvurmak zorunda kaldığı bir duruma yolaçmıştı. Bu koşullar altında, köylülük, bugünkü duruma oranla belli bir gönenci —yüzbin soylu polis şefinin ve Rusya topraklarının henüz oluş halindeki toplayıcılarının— burjuvazinin himayesi altında barış içinde bitkisel yaşam sürdüren serilerin gönencini güvence altına almış oluyordu.
      Ve "halkın dostları" bu sistemi idealize ediyor, onun karanlık yanlarını görmezlikten geliyor, düş kuruyorlar — "düş" diyoruz, çünkü, bu sistem çoktandır varolmaktan çıkmış köylü çiftçilerin toptan mülksüzleştirilmelerine yolaçan ve eski "işleri", bol miktarda sunulan "kol emeği"nin azgın sömürüsüne dönüştüren kapitalizm tarafından yokedilmiştir. [sayfa 121]
      Bizim küçük-burjuva şövalyelerimiz, köylülerin toprakla "bağ"larını korumak istiyorlar; ama bu bağı sağlayan tek şeyi, sertliği istemiyorlar; ki, sertliği yıkan ve bu bağı olanaksız kılan tek şey de, meta üretimi ve kapitalizm olmuştur. Köylüyü topraktan uzaklaştırmayan, —iş, pazar için yapılırken— rekabete yolaçmayan, sermaye yaratmayan ve nüfusun çoğunluğunu ona köle etmeyen dışarı işleri istiyorlar. Toplumbilimdeki öznel yönteme bağlı kalarak, surdan bur-dan iyi olanı "almak" istiyorlar, ama elbette ki, aslında bu çocukça istek yalnızca gerçekleri görmezlikten gelen gerici hayalciliğe, yeni sistemin gerçekten ilerici, devrimci yanlarının anlaşılması ve bunlardan yararlanılmasında yeteneksizliğe ve eski yan-serf, yarı-özgür emek sistemini —sömürünün ve baskının bütün dehşetiyle dolu olan ve hiçbir kaçış olanağı vermeyen bu sistemi— sürdürecek önlemlere karşı bir sempatiye yolaçıyor.
      "Halkın dostları"nı gericiler arasında sınıflandıran bu açıklamanın doğruluğunu tanıtlamak için iki örnek aktaracağım.
      Moskova zemstvo istatistiklerinde bayan K. adında birinin çiftliğine ilişkin (Podolsk uyezdinde) bir tanımlamayı okuyabiliriz; bu (tanımlama değil, çiftlik), gerek Moskova istatistikçilerinin, gerekse belleğim beni yanıltmıyorsa, bay V.V.'nin (sanırım bir dergi makalesinde bu konuda yazmıştı) hayranlığını uyandırmıştı.
      Bay V. Orlov, bayan K'nın bu ünlü çiftliğine "köylü çiftliğinin sağlam bir durumda olduğu yerlerde, özel toprak sahiplerinin çiftlikleri de daha iyi işletilmektedir" biçimindeki pek sevdiği tezinin "inandırıcı pratik doğrulaması" gözü ile bakmaktadır. Bu hanımın malikanesine ilişkin olarak bay Orlov'un anlattıklarından, onun, çiftliğini, kışlık ödünç un vb. karşılığında toprağını işleyen yerel köylülerin emeğiyle işlettiği anlaşılmaktadır. Hanım, bu köylülere karşı son derece müşfiktir ve onlara yardım etmektedir, öyle ki, bunlar, şimdi Volost'un en gönençli köylüleridir ve "hemen hemen yeni haşata kadar dayanmalarına (eskiden St. Nikolas gününe [sayfa 122] kadar bile dayanamıyorlardı)" yetecek ölçüde tahıla sahiptirler.
      Şu soru ortaya çıkıyor: "Böyle bir düzenleme", bay N. Kablukov (c. V, s. 175) ve V. Orlov'un (c. II, s. 55-59 ve başka yerlerde) sandıklan gibi, "köylülerin ve toprak sahibinin çıkarlarının uzlaşmaz karşıtlığı”nı engeller mi? Besbelli ki hayır, çünkü, bayan K. köylülerinin emeğiyle yaşamaktadır. Dolayısıyla sömürü hiç de ortadan kalkmış değildir. Bayan K.'yi, sömürülenlere gösterdiği şefkatin arkasındaki sömürüyü göremediği için bağışlamak olanaklı olabilir, ama sözkonusu durum karşısında kendinden geçerek; bir kapitalistin bir işçiye gösterdiği şefkat karşısında vecde gelen, fabrika sahibinin işçileriyle ilgilendiği, onlara genel mağazalar, konutlar vb. sağladığı durumları aktaran batıdaki Menschen-freunde'lerin[59*] tutumunu benimseyen bir iktisatçı ve istatistikçi affedilemez. Böyle "olgu"ların varlığından (ve dolayısıyla "olanaklılığından") çıkarlar arasında hiçbir uzlaşmaz karşıtlık olmadığını çıkarmak, ağaçlar yüzünden ormanı görmemektir. Bu birinci nokta.
      İkinci nokta ise şudur: Bay Orlov'un anlattıklarından öğreniyoruz ki, bayan K.'nin köylüleri, "mükemmel ürünler sayesinde (toprak sahibi hanım onlara iyi tohum vermiştir), çiftlik hayvanları edinmişlerdir" ve "bolluk içinde" çiftliklere sahiptirler. Bu "bolluk içindeki köylüler”in, "hemen hemen" değil, tamamen bolluk içinde olduklarını ve "çoğunluk"un değil, hepsinin, "hemen hemen" yeni haşata kadar değil, tam yeni haşata kadar yeterince tahıla sahip oldukları varsayalım. Bu köylülerin şimdi yeterince toprağa sahip olduklarını —şimdiki durumda ellerinde olmayan (ne güzel gönenç!) ve bayan K'den, emekle ödeme karşılığında kiraladıkları— "sığır geçişlerine ve otlaklara" sahip bulunduklarını da varsayalım. Bay Orlov, bu durumda —yani eğer köylü çiftçiliği gerçekten bolluk içinde ise— bu köylülerin, şimdiki gibi "bayan K.'nin malikanesindeki bütün işleri tümüyle, zamanında ve çabucak yapmaya" razı olacaklarına gerçekten inanıyor [sayfa 123] mu? Ya da yoksa, bu bolluk içindeki köylülerin kanını, böylesine bir ana şefkati ile emen bu nazik bayana duyulan şükran, ne de olsa otlaklar ve sığır geçişleri olmaksızın yapamayan köylülerin bugünkü durumunun umutsuzluğu kadar etkili bir dürtü mü olacaktır?
      "Halkın dostları"nın fikirlerinin, özünde aynı olduğu ortadadır: Bunlar, gerçek, küçük-burjuva ideologları olarak sömürüyü ortadan kaldırmak "değil, hafifletmek isterler, çatışma değil, uzlaşma isterler. Darkafalı sosyal-demokratlara karşı böylesine şiddetle ateş püskürürken dayandıkları o geniş idealleri, toprakbeyleri ve kapitalistlerin ona iyi davranmaları koşuluyla, toprakbeylerine ve kapitalistlere karşı "görevlerini" yerine getiren "bolluk içindeki" köylüden öteye geçmez.
      Bir başka örnek alalım: Bay Yujakov, "Rusya'da Halkın Toprak Mülkiyeti İçin Paylar" (Ruskaya Mıysl, 1885, n° 9) başlıklı oldukça ünlü yazısında "halkın" toprak mülkiyetinin, yani liberallerimizin terminolojisi ile, kapitalizmi ve sömürüyü dıştalayan toprak mülkiyeti türünün boyutlarının ne olması gerektiği konusundaki görüşlerini açıklamıştır. Şimdi bay Krivenko'nun verdiği kusursuz açıklamadan sonra, onun da sorunlara "kapitalizmi halkın yaşamına sokmak" açısından baktığını biliyoruz. Bay Krivenko, "halkın" toprak mülkiyetinin asgari düzeyi olarak, "tahıl yiyeceklerini ve ödemeleri"[60*] karşılayacak ölçüde verilmiş-toprağı almış, geri kalanının ise bir "geçim kapısı"nda sağlanacağını söylemiştir... Bir başka deyişle, köylünün toprakla bağının korunmasıyla, çifte sömürüye —kısmen "verilmiş-toprak" üzerindeki toprakbeyinin, kısmen de "geçim kapısı"nda kapitalistin sömürüsüne— bağımlı olacağı bir durumu kabul etmiştir. Çifte sömürüye uğrayan, ve üstelik, ezilen sınıfın bırakın [sayfa 124] zafere ulaşmayı, savaşacağına dair bütün umutları öldürerek kaçınılmaz bir biçimde yılgın ve ezik bir ruh hali doğuran yaşam koşullarına sahip küçük üreticilerin bu durumu —bu yarı-ortaçağ durumu— "halkın dostları"nın görüş ve ideallerinin nec plus ultra'sıdır. Ve sonra, Rusya'nın tüm reform-sonrası tarihi boyunca görülmemiş bir hızla gelişen kapitalizm, eski Rusya'nın bu temel direğini —ataerkil, yan-serf köylülüğü— eski yurtlarını terketmeye ve Rusya'da oradan oraya iş peşinde dolaşmaya zorlayarak, yerel "işveren"e kölelik zincirlerini kırarak ve genel olarak sömürünün, özel bir engerek tahribatından ayrı olarak sınıf sömürüsünün temelini açığa vurarak bu ortaçağ ve yarı-ortaçağ koşullarından çekip çıkarmak ve modern, salt kapitalist bir çevreye yerleştirmek üzere kökünden söktüğü zaman — kapitalizm, geri kalan yıldırılmış ve adeta sığır sürüsü düzeyine inmeye zorlanmış köylü nüfusunu yığın halinde, gitgide karmaşıklaşan toplumsal ve politik yaşamın girdabına çekmeye başladığı zaman, bizim şövalyeler, eski temel direkler devriliyor ve yokediliyor diye feryat figan etmeye başladılar. Ve eski iyi günler için feryat figan etmeyi bugün bile sürdürüyorlar, oysa bu yeni yaşam biçiminin devrimci yanını görmemek için, kapitalizmin nasıl eski sömürü rejimi ile hiçbir bağı olmayan ve onunla savaşacak bir konumda bulunan yeni bir toplumsal güç yarattığını görmemek için, kişinin kör olması gerek.
      Ama "halkın dostları", mevcut sistemde herhangi bir radikal değişiklik için en küçük bir istek bile göstermiyorlar. Mevcut temele dayanan liberal önlemler onları tamamen hoşnut ediyor ve bay Krivenko böyle önlemlerin icadında, gerçekten de, yerli bir telaşe memurunun idari yeteneklerini ortaya koyuyor.
      "Halk sanayimizin ayrıntılı bir incelemesi ve radikal dönüşümü"ne olan gereksinme hakkında şu iddiaları öne sürüyor: "Genel olarak konuşursak, bu sorun özel bir araştırma ve sanayilerin, halkın yaşamına uygulanabilen sanayiler" (sic!) "ile uygulanmasında ciddi engellerle karşılaşılan sanayiler olmak üzere ayrılmasını gerektirir." [sayfa 125]
      Bizzat bay Krivenko, çeşitli sanayileri, kapitalistleşmemiş olanlar, kapitalistleşmeyi daha şimdiden gerçekleştirmiş olanlar ve "varlıkları için büyük-ölçekli sanayi ile çarpışabilecek olanlar" diye ayırdığı zaman, bize, böyle bir ayrımın bir örneğini vermiş oluyor.
      Bu yöneticinin kararına göre, "birinci durumda, küçük-üretim özgürce varolabilir" — ama bu, dalgalanmaları ile küçük üreticileri bir burjuvazi ve bir proletarya halinde bölen pazardan bağımsız olabilir mi? Yerel pazarların genişlemesinden ve bir büyük pazar halinde kaynaşmalarından bağımsız olabilir mi? Teknik ilerlemeden bağımsız olabilir mi? Yoksa bu teknik ilerlemenin —meta üretimi altında— kapitalist nitelikte olması koşul değil midir? Yazar, son durumda, "üretimin büyük-ölçekte örgütlenmesini de" istiyor: "Açıktır ki," diyor, "burada gerekli olan da üretimin büyük-ölçekte örgütlenmesidir, gerekli olan, sabit ve döner sermaye, makineler vb., ya da bu koşulları dengeleyecek başka bir şeydir: ucuz kredi, gereksiz aracıların kaldırılması, tarımda artel biçimi ve patron kârlarından vazgeçme olanağı, güvenli bir pazar, daha ucuz motorların icadı ve öteki teknik ilerlemeler, ya da ensonu, başka yararlarla karşılanmak koşuluyla ücretlerin bir miktar azaltılması."
      Bu tür bir uslamlama, sözde geniş ideallere, aslında ise basmakalıp bir liberalizme sahip olan "halkın dostları"nın çok tipik bir özelliğidir. Gördüğünüz gibi, filozofumuzun başlangıç noktası, patron kârlarından vazgeçme olanağından ve büyük-ölçekli tarım örgütlenmesinden ne daha az, ne de daha çok bir şeydir. Mükemmel. Sosyal-demokratların istedikleri de TAM budur. Ama "halkın dostları" bunu nasıl başarmak istiyorlar? Büyük-ölçekli üretimi patronlar olmaksızın örgütlemek için, her şeyden önce, toplumsal ekonominin meta örgütlenmesini ortadan kaldırmak ve onun yerine, üretimin, bugün olduğu gibi pazar tarafından değil de, üreticilerin kendileri tarafından düzenlendiği ve üretim araçlarına özel kişilerin değil de, bütün toplumun sahip olduğu ortaklaşa, komünist örgütlenmeyi koymak gerekir. Özel maledinme [sayfa 126] biçiminden ortaklaşa maledinme biçimine böyle bir geçişin, önce üretim biçiminin değiştirilmesini, küçük üreticilerin ayrı, küçük, tek başına üretim süreçlerinin bir tek toplumsal üretici süreç halinde birleştirilmesini gerektirdiği, tek sözcükle, tam da kapitalizmin yarattığı maddi koşulları gerektirdiği ortadadır. Ama "halkın dostları" hiç de kapitalizme dayanmak niyetinde değillerdir. O halde nasıl hareket etmeyi öneriyorlar? Bunu söylemiyorlar. Meta ekonomisinin kaldırılmasının sözünü bile etmiyorlar: Anlaşılan, geniş idealleri bu toplumsal üretim sisteminin sınırlarını pek aşamamak-tadır. Üstelik, patron kârlarının kaldırılması için, "kârlarını" tam da üretim araçlarını tekellerine almış olmalarından ötürü elde eden patronların mülksüzleştirilmeleri gerekli olacaktır. Ve anayurdumuzun bu temel direklerini mülksüzleştirmek için, burjuva rejime karşı, devrimci bir halk hareketi, yalnızca bu rejimle hiçbir bağı olmayan işçi sınıfı proletaryasının[61*] yapabileceği bir hareket gereklidir. Ama "halkın dostları" savaşımı hiç de akıllarından geçirmiyorlar ve bizzat patronların idari organlarından ayrı olarak, başka tipte halk adamlarının da var ve gerekli olabileceğinden kuşku bile duymuyorlar. Açıktır ki, "patronların kârı"na karşı herhangi bir ciddi önlem almaya biraz olsun niyetleri yoktur. Bay Krivenko yalnızca düşünmeden laf etmiştir. Ve hemen de kendisini düzeltmiştir: Neden olmasın, "patron kârlarından vazgeçme olanağı" gibi bir şey —"başka bir şeyle", yani krediler, örgütlü pazarlama, teknik ilerlemeler — ile "dengelenebilir". Böylece her şey çok hoşnut edici bir biçimde düzenlenmiş oluyor: Patron beyler açısından çok saldırgan bir işlem olan kutsal "kâr" hakkını kaldırmak yerine, yalnızca, kapitalizme daha iyi savaşım silahları sağlayacak olan ve yalnızca bizim küçük "halk" burjuvazisini güçlendirecek, sağlamlaştıracak ve geliştirecek olan yumuşak, liberal önlemler ortaya çıkıyor. Ve, "halkın dostları"nın yalnızca bu küçük-burjuvazinin çıkarlarının şampiyonluğunu yaptığı yolunda hiç kuşku [sayfa 127] bırakmamak istercesine, bay Rrivenko, şu olağanüstü açıklamayı ekliyor: Patron kârlarının kaldırılmasının "ücretlerde bir azalma ile" "dengelenebileceği" ortaya çıkmaktadır!!! İlk bakışta bu tam bir laf salatası gibi görünebilir. Ama hayır. Bu, küçük-burjuva fikirlerin tutarlı bir uygulamasıdır. Yazar, büyük ve küçük sermaye arasında savaşım gibi bir olgu gözlemlemekte ve gerçek bir "halkın dostu" olarak, kuşkusuz, küçük ... sermayenin yanını tutmaktadır. Küçük kapitalistin en güçlü silahlarından birinin ücret indirimi olduğunu da duymuştur — bu, işgününün uzatılmasına koşut olarak, Rusya'daki pek çok sanayide çok iyi biçimde gözlemlenmiş ve doğrulanmış bir olgudur. Ve böylece, ne pahasına olursa olsun, küçük... kapitalistleri kurtarmak isteyen bay Krivenko, "başka yararlarla karşılanmak koşuluyla ücretlerde bir miktar azaltma" önermektedir? Başlangıçta "kârları" için bazı tuhaf şeyler söylenen patron beylerin kaygılanmasına gerek yoktur. Sanırım, patronlara karşı ücretlerde bir azaltma ile savaşmayı düşünen bu parlak yöneticiyi maliye bakanı makamına oturtmayı pek isterlerdi.
      Herhangi bir pratik soru ile uğraşmaya başlar başlamaz, Ruskoye Bogatstvo'nun insancıl ve liberal yöneticilerinden safkan burjuvazinin nasıl başını uzattığına ilişkin bir başka örnek daha aktarılabilir. Ruskoye Bogatstvo, n°12'deki "İçişler Tarihçesi" başlıklı makale tekel konusunu ele almaktadır.
      Yazar şöyle diyor: "Tekel ve sendika, gelişmiş sanayinin idealleri işte bunlardır." Ve, Rusya'da "kapitalistler arasında keskin bir rekabet" olmamasına karşın, burada da bu kuruluşların ortaya çıkışına şaştığını belirterek devam ediyor. "Ne şeker sanayisi, ne de petrol sanayisi henüz büyük ölçüde gelişmiştir. Buradaki şeker ve gazyağı tüketimini, öteki ülkelerinkiyle karşılaştırırsak, kişi başına düşen tüketimin önemsizliği, bu malların tüketimlerinin, hâlâ hemen hemen rüşeym halinde olduğunu gösterir. Öyle görünüyor ki, bu sanayi dallarının gelişmesi için daha çok geniş bir alan vardır ve bunlar hâlâ geniş miktarda sermaye emebilirler." [sayfa 128]
      İş pratik bir soruya gelir gelmez, yazarın, Ruskoye Bogatstvo'nun iç pazarın daralmasına ilişkin gözde görüşünü unutması tipiktir. Bu pazarın, hâlâ, daralma değil, çok büyük bir gelişme umuduna sahip olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştır. Bu sonuca, tüketimin daha büyük olduğu batı ile yapılan bir karşılaştırmadan varmaktadır. Tüketim orada neden daha yüksektir? Kültür daha yüksek bir düzeyde olduğu için. Ama bu kültürün maddi temeli, kapitalist tekniğin gelişmesi, insanları birbirleriyle daha sık ilişki içine sokan ve ayrı ayrı yerlerin ortaçağ yalıtımını parçalayan meta ekonomisi ve değişimdeki büyüme değil de nedir? Örneğin Büyük Devrimden önce, yarı-ortaçağ köylülük, hâlâ, sonal olarak bir kırsal burjuvazi ve bir proletaryaya bölünmemişken, Fransa'daki kültür, bizimkinin üstünde olmayan bir düzeyde değil miydi? Ve eğer yazar, Rus yaşamını daha yakından incelemiş olsaydı, örneğin kapitalizmin, gelişmiş olduğu yerlerde köylü nüfusun gereksinmelerinin, salt tarımsal bölgelerdekinden çok daha yüksek olduğunu görmeden geçemeyecekti. Bu, elzanaatı sanayilerimizin nüfusun tüm yaşamı üzerine sınai bir damga vuracak ölçüde geliştiği bütün durumlarda, elzanaatı sanayimizi araştıran herkes tarafından ittifakla belirtilmektedir.[62*]
      "Halkın dostları" böyle "önemsiz şeyler"e hiç dikkat etmiyorlar, çünkü onların açısından, bunun açıklanması, "yalnızca" kültür ya da genel olarak yaşamın büyüyen karmaşıklığıdır, ve onlar bu kültürün ve karmaşıklığın maddi temelini araştırmıyorlar bile. Oysa eğer en azından kırlarımızın ekonomisini incelemiş olsalardı, iç pazarı yaratan şeyin, köylülüğün bir burjuvazi ve bir proletarya halinde parçalanması olduğunu kabul etmek zorunda kalacaklardı.
      Pazarın büyümesinin, hiç de burjuvazinin büyümesi anlamına gelmeyeceğini düşünüyor olmalılar. Yukarda sözü geçen iç politika tarihçisi şöyle devam ediyor: "Genel olarak [sayfa 129] üretimin düşük gelişme düzeyi ve girişim ve girişkenlik yokluğu karşısında, tekel, ülkenin güçlerinin gelişmesini daha da geciktirecektir." Yazar, tütün tekelinden sözederken, bunun "halk dolaşımından 154.000.000 ruble alacağını" hesaplıyor. Ekonomik sistemimizin temelinin, her yerde olduğu gibi, burada da, lideri burjuvazi olan meta ekonomisi olduğu gerçeği tümüyle gözden kaçırılmıştır. Ve yazar, tekelin engellediği burjuvaziden sözedeceği yerde, "ülke"den sözetmektedir; metadan, burjuva dolaşımından sözedeceği yerde, "halk"[63*] dolaşımından sözetmektedir. Bir burjuva, ne kadar büyük olursa olsun, bu terimler arasındaki farkı asla ayırdedemez. Bu farkın gerçekte ne kadar açık olduğunu göstermek için, "halkın dostları"nın gözünde bir otorite olan bir dergiden, yani Oteçestveniye Zapiski'den aktarma yapacağım. Bu derginin, 1872 tarihli 2. sayısında, "Plütokrasi ve Temeli" başlıklı makalede şunları okuyoruz:
      "Marlo'ya göre plütokrasinin en önemli özelliği, liberal bir hükümet biçimine ya da her durumda kazanma özgürlüğü ilkesine olan sevgisidir. Eğer bu özelliği ele alır ve sekiz ya da on yıl önce durumun ne olduğunu anımsarsak, liberalizm bakımından dev adımlar attığımızı göreceğiz. ... Hangi gazeteyi ya da dergiyi ele alırsanız alın, bunların hepsi azçok demokratik ilkeleri temsil ediyor görünmektedir, hepsi halkın çıkarlarının peşindedir. Ama bu demokratik görüşlerin yanısıra ve hatta bunlar paravan edilerek" (buna dikkat) "tekrar tekrar, isteyerek ya da istemeyerek, plütokratik emeller güdülmektedir."
      Yazar, örnek olarak, St. Petersburg ve Moskova tüccarlarının maliye bakanına sundukları ve "Rusya'nın mali durumunu tek verimli öğe olan özel girişimin, olanaklı olan en geniş biçimde yayılmasına dayandırdığı" için Rus burjuvazisinin bu en saygıdeğer bölümünün kendisine duydukları şükranları ifade eden bildiriyi aktarıyor. Ve makalenin yazarı şu sonuca varıyor: "Plütokratik öğeler ve eğilimler kuşkusuz [sayfa 130] toplumumuzda vardır, hem de bol miktarda."
      Gördüğünüz gibi, uzak geçmişteki öncelleriniz, (bay Yujakov'un keşfettiği gibi, "halk" üretimi için barışçı ve uygun gelişme yolları açmış olması gereken, ama aslında yalnızca bir plütokrasinin gelişme yollarını açan) büyük kurtarıcı Reformun etkilerinin hâlâ canlı ve taze olduğu dönemde, Rusya'daki özel girişimin plütokratik, yani burjuva niteliğini kendileri de kabul etmek zorunda kalmışlardı.
      Bunu neden unuttunuz? "Halk" dolaşımından ve "girişim ve girişkenlik" sayesinde "ülkenin güçleri"nin gelişmesinden sözederken, bu gelişmenin uzlaşmaz karşıt niteliğine, bu girişimin ve girişkenliğin sömürücü niteliğine neden değinmiyorsunuz? Tekellere ve benzeri kuruluşlara karşı muhalefet elbette ifade edilebilir ve edilmelidir, çünkü bunlar, kuşkusuz, çalışan halkın durumunu kötüleştirirler; ama unutulmamalıdır ki, bütün bu ortaçağ prangalarının yanısıra, çalışan halk daha da güçlü, modem, burjuva prangalara da vurulmuştur. Kuşkusuz, tekellerin kaldırılması tüm "halk" için yararlı olacaktır, çünkü burjuva ekonomisi, ülkenin ekonomik yaşamının temeli haline gelince, ortaçağ sisteminin bu kalıntıları, yalnızca, kapitalist dertlere daha da acı olan ortaçağ dertlerini eklerler. Kuşkusuz, burjuva toplumunu, ona miras kalan yan-feodal prangalardan kurtararak, işçi sınıfının ellerinin bağını çözmek için, onun burjuvaziye karşı savaşımını kolaylaştırmak için, bunların kesinlikle ortadan kaldırılması gerekir — ve bu ne kadar daha hızlı ve ne kadar daha radikal bir biçimde olursa, o kadar iyi olur,
      İşte, her şeyi kendi adıyla çağırarak —tekellerin ve her türlü öteki ortaçağ kısıtlamalarının (Rusya'da bunların adı lejyondur) kaldırılmasının burjuva sisteme karşı savaşımını kolaylaştırmak üzere işçi sınıfına kesinlikle gerekli olduğunu söyleyerek— böyle konuşmak gerekir. Hepsi bu kadar. Yalnızca tüm "halk"in ortaçağa ait, feodal kuruluşlara karşı çıkar birliğini görüp de, bu "halk"ın içindeki burjuvazi ve proletarya arasındaki derin ve uzlaşmaz düşmanca karşıtlığı ancak bir burjuva unutabilir. [sayfa 131]
      Sırası gelmişken belirtelim: "Halkın dostları", örneğin kırın gereksinmelerine ilişkin olarak aşağıdaki gibi sözler ederlerken, yukarıdaki durumun onları utandıracağını düşünmek saçma olur.
      Bay Krivenko bize şunları bildiriyor: "Birkaç yıl önce, bazı gazeteler, kırın hangi mesleklere ve hangi tipte aydınlara gereksindiğini tartıştıkları zaman, listenin çok uzun ve çeşitli bir liste olduğu ve hemen hemen her mesleği kucakladığı ortaya çıktı: Kadın ve erkek doktorların ardından sağlık memurları geliyordu, sonra avukatlar, ardından öğretmenler, kütüphaneciler, kitapçılar, tarımcılar, ormancılık uzmanları ve genel olarak tarım uzmanları, en çeşitli dallarda teknisyenler (bugüne kadar hemen hemen dokunulmamış çok geniş bir alan), kredi kuruluşlarının, eşya depolarının örgütleyicileri ve yöneticileri vb. geliyordu."
      Örneğin etkinlikleri ekonomik alanla doğrudan ilgili olan "aydınlar"ı (??), bütün o orman uzmanlarını, tarım uzmanlarını, teknisyenleri vb. ele alalım. Bu insanlara kırda nasıl da bir gereksinme var! Ama HANGİ kırda? Söylemeye gerek yok ki, toprak sahiplerinin kırında, "tasarruf sahibi olan ve bay Krivenko'nun "aydınlar" demeyi pek sevdiği bütün bu "teknisyenler"in hizmetlerini ödeyebilecek olan girişimci mujiklerin kırında. Bu kır, gerçekten de çoktandır teknisyenlere, krediye, dükkanlara susamıştır: Tüm ekonomik yazınımız bunu kanıtlamaktadır. Ama bir de çok daha büyük bir başka kır vardır, ve bu kırı biraz daha sık düşünmek "halkın dostlarına zarar vermeyecektir! Bu, yıkıma uğramış, pejmürde, yolunmuş, yalnızca "aydınlar"ın emeğini ödeyecek "tasarrufa" sahip olmamakla kalmayıp, kendilerini açlıktan ölmekten kurtarmaya yetecek ekmeğe bile sahip olmayan köylülerin kırıdır. Ve eşya depolarıyla yardım etmek istediğiniz kır, bu kırdır. Bizim tek atı olan ve atı olmayan köylülerimiz buralara ne koyacaklardır? Elbiselerini mi? Bunları daha 1891'de, o zamanlar sizin insancıl ve liberal reçetenizi gerçekleştirerek evlerinde, meyhanelerinde ve dükkanlarında düzenli "eşya depoları" kurmuş olan kırsal ve kentsel kulaklara [sayfa 132] rehin verdiler. Onlara kalan tek şey "kollan"dır; ama Rus bürokratları bile, şimdiye dek, bu tür bir meta için "eşya depoları" icat etmeyi başaramamışlardır. ...
      Bu "demokratlar"m kesin bayağılığının, köylülük arasındaki teknik ilerleme konusundaki duygusallıklarından ve tam da bu "köylülük"ün toptan mülksüzleştirilmesine gözlerini kapamalarından daha çarpıcı bir kanıtını düşünmek zor olacaktır. Örneğin Ruskoye Bogatstvo, n° 2'de ("Denemeler", kesim XII), bay Karişev, liberal bir avanağın şevkiyle köylü çiftçiliğindeki "yetkinleştirme ve iyileştirme" Örneklerinden —"köylü çiftliklerinde" Amerikan yulafı, Vasa çavdarı, Clydesdale yulafı vb. gibi "gelişkin tohum türlerinin yayılması" örneklerinden— sözediyor. "Bazı yerlerde, köylüler, tohum için özel yerler ayırırlar ve dikkatli bir çift sürmeden sonra seçilmiş tahıl örneklerini elle ekerler." "Gelişmiş aletler ve makineler alanında"[64*] kültivatörler, hafif pulluklar, harman dövme makineleri, harman savurma makineleri, tohum ayırıcılar gibi "çok daha çeşitli icatlar"a işaret edilmiştir. "Çok daha fazla çeşitte gübrelere" —fosfatlı gübre, tutkal artıkları, güvercin gübresi vb.— değinilmiştir. "Muhabirler, köylerde, fosfatlı gübre satışı için yerel zemstvo dükkanlarının açılması zorunluluğunu ısrarla belirtmektedirler" — ve bay V.V.'nin Köylü Tarımındaki İlerici Eğilimler adlı kitabından (bay Krivenko da bu kitaba atıfta bulunmaktadır) aktarmalar yapan bay Karişev, bütün bu dokunaklı ilerlemelerden neredeyse aşka gelecek kadar etkilenmektedir.
      "Yalnızca kısaca verebildiğimiz bu raporlar, yüreklendirici ama aynı zamanda da üzücü bir etki yapmaktadır. ... Yüreklendirici, çünkü bu yoksullaşmış, borca batmış, pek çoğu ata sahip olmayan insanlar, var güçleriyle çalışıyorlar, umutsuzluğa kapılmıyorlar, işlerini değiştirmiyorlar; geleceklerinin, güçlerinin, zenginliklerinin, toprakta, onun [sayfa 133] gereken biçimde işlenmesinde yattığını anlayarak toprağa bağlı kalıyorlar." (Ya, elbette! Söylemeye gerek yok ki, fosfatlı gübreyi, tohum ayırıcılarını, harman dövme makinelerini ve Clydesdale yulaf tohumunu satın alan tam da bu yoksullaşmış ve atı olmayan mujiktir. O, sanda simplicitas![65*] Ve bunu yazan, kolejli bir küçük hanım değil, bir profesör, bir ekonomi politik doktorudur. Hayır, ne derseniz deyin, bunun tek nedeni kutsal saflık olamaz.) "Toprağın gereken biçimde işlenmesini başarma yollarını heyecanla arıyorlar, yeni yollar, ekim yöntemleri, tohumlar, aletler, gübreler, onları besleyen toprağa verimlilik katacak ve ergeç karşılık olarak yüz katını verecek olan her şeyi arıyorlar. ...[66*] Üzücüdür, çünkü", (yoksa bu "halkın dostu"nun hiç olmazsa burada, toprağın girişimci mujiklerin elinde yoğunlaşmasına, sermayeye, gelişmiş çiftliğin temeli haline dönüştürülmesine eşlik eden ve yolaçan köylülüğün toptan mülksüzleştirilmesine — bütün bu harman dövme makinelerini, tohum ayırıcılarını ve harman savurma makinelerini kullanan yerli "girişim"in başarısını yaratan "özgür" ve "ucuz" "kollan" pazara fırlatan mülksüzleştirmeye değineceğini mi sanıyorsunuz? — Yok öyle şey!) "çünkü ... harekete geçmesi gerekenler bizleriz. Çiftliğini iyileştirmeye çalışan mujiğe yardımımız hani? Elimizde bilim ve yazın, sergi yerleri, eşya depoları, komisyon acenteleri var." (Evet beyler, işte onları böyle koyuyor yanyana: "bilim" ve "komisyon acenteleri" ... "Halkın dostları"nı sosyal-demokratlarla savaşırlarken incelememek gerek, çünkü bunlar böyle durumlarda, "babalarının idealleri"nin eskilerinden [sayfa 134] dikilmiş bir üniforma giyerler; onları günlük yaşamın işlerini ayrıntısıyla tartışırlarken, günlük giysileri içinde incelemeli. O zaman bu küçük-burjuva ideologlarının tam rengini ve çeşnisini elde edersiniz.) "Mujiğin elinde böyle bir şey var mıdır? Bunların ilk adımları vardır elbette, ama nasılsa bunlar pek yavaş gelişmektedir. Mujik bir örnek istiyor — deney tarlalarımız, model çiftliklerimiz nerede? Mujik yazılı bilgi istiyor — herkesçe anlaşılır tarım yazınımız nerede?... Mujik gübre, alet, tohum arıyor — bütün bu şeyler için zemstvo dükkanlarımız, toptan alım, satım ve dağıtım kolaylıklarımız nerede? ... Kendi özel girişimlerinde ya da zemstvoların hizmetinde çalışan eylem adamları, neredesiniz? İlerleyin ve çalışın, bunun zamanı çoktandır geldi ve
      Rus halkı, içten teşekkürlerini,
      Sunacak size, ödül gibi!"[55]
      N. Karişev (Ruskoye Bogatstvo, n° 2, s. 19)
      İşte, küçük-burjuva ilerlemeleri içinde coşan, "halk" küçük-burjuvazisinin dostları!
      "Köylülüğü" uyumlu bir türdeş, tek bir bütün olarak betimlemenin saçmalığına inanmak için, bütün bu ilerlemenin burjuva niteliğine inanmak için, kırsal ekonomimizin tahlili bir yana, modern ekonomik tarihimizde bu çarpıcı olgunun —yani, "köylülüğün" büyük ölçüde mülksüzleştirilmesine koşut olarak köylü tarımındaki herkesin değindiği ilerlemenin— gözlemlenmesi yeterlidir diye düşünülecektir! Ama "halkın dostları" bütün bunlara kulaklarını tıkıyorlar. Eski toplumsal-devrimci Rus narodizminin iyi özelliklerini yitirip, onun en ağır hatalarından birine —köylülük içindeki uzlaşmaz sınıf karşıtlığını anlamayı başaramayışlarına— sıkıca sarılıyorlar.
      Hurviç yerinde olarak şöyle diyor: "Yetmişlerin narodniği, bizzat köylülük saflarındaki uzlaşmaz sınıf karşıtlığı konusunda hiçbir fikre sahip değildi, bu uzlaşmaz karşıtlığı, [sayfa 135] tümüyle, 'sömürücü' —kulak ya da miroyed— ve onun kurbanı komünist ruhla dolu olan köylü arasındaki ilişkilere indirgiyordu.[67*] Bu evrensel düşü alaycı gülümsemesiyle karşılayan Gleb Uspenski, kuşkuculuğunda yalnız kalıyordu. O, köylülük konusundaki eksiksiz bilgisi ve görüngülerin ta içine işleyen olağanüstü usta yeteneğiyle, bireyciliğin, yalnızca tefeci ve borçlu arasında değil, geniş ölçüde köylüler arasında da ekonomik ilişkilerin temeli haline geldiğini görebilmişti. Bkz: "Bir Kalıba Sokmak ("Ravneniye pod odno") başlıklı yazısı, Ruskoye Mıysl, 1882, n° 1." (Op. cit, s. 106.)
      Altmışlarda ve yetmişlerde, kırsal ekonomiye ilişkin nispeten doğru bilgilerin çok kıt olduğu bir zamanda ve köylülükteki farklılaşmanın henüz bu kadar belirgin hale gelmemiş olduğu bir zamanda, bu düşe kapılmak hoşgörülebilir ve doğaldır da, ama bugün bu farklılığı görmemek için insanın gözlerini kasten kapaması gerekir. Özellikle son zamanlarda, köylülüğün yıkımı, doruğuna ulaşmış gibi görünürken, her yerden, köylü tarımındaki ilerici eğilimlere ilişkin bir sürü söz duyulması son derece tipiktir. Bay V.V. (gene çok kesin bir "halkın dostu") bu konuda koca bir kitap yazmıştır. Ve olgulara ilişkin bir kusurdan dolayı onu suçlayamazsınız. Tersine, köylülüğün teknik ve fenni tarım yönünden ilerlemesi kuşku duyulmaz bir olgudur, ama köylülüğün topluca mülksüzleştirilmesi olgusu da öyledir. Ve işte —"halkın dostları" tüm dikkatlerini, "mujik"in heyecanla, kendisini besleyen toprağı gübrelemesine yardımcı olacak yeni ekim yöntemleri araması olgusunda yoğunlaştırıyorlar— madalyonun öteki yüzünü, yani tam da bu "mujik"in heyecanla topraktan koparılmasını gözden kaçırıyorlar. Gerçeklere doğrudan bakmamak için, köylünün ayrılmakta olduğu toprağın sermayeye dönüştürülmesi sürecine, bir iç pazarın yaratılma sürecine tanık olduklarını farketmemek için, devekuşları gibi kafalarını kuma gömüyorlar.[68*] Köy topluluğumuz içindeki bu iki [sayfa 136] karşıt sürecin varlığını çürütmeye kalkmak, bunları toplumumuzun burjuva niteliğinden başka bir şeyle açıklamaya kalkmak! Bu kadarı da fazla! Allaha şükretmek ve insancıl ve yardımsever sözler döktürmek, onların "biliminin", onların tüm politik "etkinliklerinin" başı ve sonudur.
      Ve hatta, mevcut düzenin bu ılımlı, liberal yamalanmasını düzenli bir felsefe düzeyine yükseltmektedirler. Bay Krivenko, derin bir havayla şöyle diyor: "Küçük, gerçek etkinlik, büyük etkinliksizlikten çok daha iyidir." Ne yeni, ve ne zekice bir şey! Üstelik, "küçük etkinlik hiç de küçük amaçla aynı anlama gelmez" diyerek devam ediyor. Ve bu küçük iş, "uygun ve iyi" bir duruma geldiği zaman, böyle bir "etkinlik genişlemesi"nin örneği olarak bir hanımın yaptığı şu çalışmaları aktarıyor: okullar açma; köylüler arasında hilekar dava vekillerini safdışı eden avukat etkinlikleri; kentten kente dolaşan mahkemelere, eyaletlere kadar eşlik eden ve savunma vekili olarak hareket eden avukatlara ilişkin plan; ve son olarak, daha önce işitmiş olduğumuz elzanaatçılan için eşya depoları örgütlenmesi: Bu durumda etkinliğin (büyük bir amaç boyutlarına ulaşarak) genişlemesi "en etkin merkezlerdeki zemstvoların ortak çabalarıyla" eşya depolan açmak olacaktır.
      Elbette bütün bunlar çok yüksek, insancıl ve liberal şeylerdir — "liberal”dir, çünkü bunlar, burjuva ekonomik sistemi bütün ortaçağ engellerinden kurtaracak ve böylece, işçinin, kuşkusuz bu tür önlemlerden zarar görecek yerde kuvvetlenecek olan sistemin kendisi ile savaşmasını kolaylaştıracaktır; tüm liberal Rus basınında çoktandır bütün bunları okumaktayız. Eğer Ruskoye Bogatstvo'daki beyler bizi zorlamamış olsalardı, bunlara karşı çıkmaya değmezdi; bu "alçakgönüllüce liberalizm başlangıçlarını" sosyal-demokratlara KARŞI ileri sürmeye ve ders olsun diye, bir yandan da onları "babalarının ideallerini" reddetmekle suçlamaya başladılar. [sayfa 137]
      Durum bu olunca, böyle alçakgönüllüce ve kılı kırk yaran liberal (yani burjuvaziye hizmet eden) etkinliğe ilişkin öneriler ve telkinlerle sosyal-demokratların karşısına çıkmak en azından gülünçtür demek zorundayız. Babalarımıza ve onların ideallerine gelince, belirtmek gerekir ki, Rus narodniklerinin eski teorileri, ne kadar hatalı ve hayalci olursa olsun, her durumda böyle "alçakgönüllüce liberalizm başlangıçlarının" KESİNLİKLE karşısındaydı. Bu son deyimi bay Mihaylovski'nin "K. Marx'ın Kitabının Rusça Baskısı Üzerine" yazısından (Oteçestveniye Zapiski, 1872, n° 4) aldım — bu (bugünkü yazılarına oranla) çok canlı ve hareketli bir biçemle yazılmış ve genç liberallerimizi gücendirmeme önerisine şiddetle karşı çıkan bir yazıdır.
      Ama bu çok önceydi, o kadar önce ki, "halkın dostları" onu tümüyle unutmayı başarmışlar ve politik kuruluşların materyalist eleştirisi yapılmadığı zaman ve modem devletin sınıf niteliği anlaşılmadığı zaman, politik radikalizmden politik oportünizme geçmeye bir adım kaldığını taktikleriyle parlak bir biçimde sergilemişlerdir.
      İşte bu oportünizme ilişkin birkaç örnek:
      Bay Yujakov şöyle söylüyor: "Devlet malları bakanlığının tarım bakanlığına dönüştürülmesi, ekonomik gelişmemizin seyrini derinden etkileyebilir, ama memurların yer değiştirmesinden başka bir sonuç da vermeyebilir." (Ruskoye Bogatstvo, n° 10.)
      Dolayısıyla her şey kimin "çağrılacağına" bağlıdır — "halkın dostları" mı, yoksa toprakbeyleri ve kapitalistlerin çıkarlarını temsil edenler mi? Çıkarların kendisine ise dokunmaya gerek yok.
      Aynı bay Yujakov, aynı yazıda "Ekonomik açıdan zayıf olanların ekonomik açıdan güçlü olanlardan korunması, devlet müdahalesinin ilk doğal görevidir" diye devam ediyor ve Ruskoye Bogatstvo, n° 2'deki iç politika tarihçisi de aynı sözlerle onu destekliyor. Ve bu iyilikseverlik saçmalığına[69*] ilişkin [sayfa 138] yorumunun, değerli arkadaşları, batı Avrupa liberal ve radikal küçük-burjuva ideologlarının yorumuyla aynı olduğunda hiç kuşku bırakmamak için hemen ekliyor:
      "Gladstone'un toprak yasaları,[56] Bismarck'ın işçi sigortası, fabrika denetimi, bizim köylü bankası fikri, göçün örgütlenmesi, kulaka karşı önlemler — bütün bunlar, ekonomik açıdan zayıf olanların korunması için, bu aynı devlet müdahalesi ilkesini uygulama çabalarıdır."
      Bu sözler hiç olmazsa açık olma meziyetine sahiptirler. Yazar, sözünü sakınmadan, Gladstonelar ve Bismarcklar gibi, mevcut toplumsal ilişkilere bağlı kalmak istediğini; onlar gibi, günümüz toplumuyla (burjuva toplumu — yazar, Gladstonelar'ın ve Bismarcklar'ın batı Avrupalı izleyicilerinin anladığından daha başka bir şey anlamıyor bundan) savaşmak değil, onu yamamak ve onarmak istediğini söylüyor. Bununla tam bir uyum içinde olan temel teorik ilkeleri ise, temeli bugünkü toplumda olan ve onun egemen sınıflarının çıkarlarını koruyan bir organa —devlete— bir reform aleti gözü ile bakmalarıdır. Devletin her şeye kadir ve bütün sınıfların üstünde olduğuna kesinlikle inanmakta ve yalnızca çalışan halka "yardım etmek"le kalmayıp, (bay Krivenko'dan duyduğumuz gibi) gerçek ve uygun bir sistem yaratacağını da ummaktalar. Ama elbette bu durumda, onlardan, bu gerçek küçük-burjuva ideologlarından, başka bir şey beklenemez. Çünkü, küçük-burjuvazinin temel ve tipik özelliklerinden biri de —sırası gelmişken belirtelim, onu gerici bir sınıf yapan bir özellik— bizzat üretim koşullarından dolayı birleşmemiş ve yalıtılmış ve belli bir yere, belli bir sömürücüye bağlanmış olan küçük üreticilerin acısını çektikleri ve bazan en az proleter kadar acısını çektikleri sömürünün ve baskının sınıf niteliğini anlayamamalarıdır; burjuva toplumda devletin de bir sınıf devleti olmak zorunda olduğunu anlayamamaktadırlar.[70*] [sayfa 139]
      Çok değerli "halkın dostları", o halde neden şimdiye kadar —ve tam da bu kurtarıcı Reformdan bu yana özel bir enerjiyle— hükümetimiz yalnızca burjuvaziyi ve kapitalizmi "desteklemiş, korumuş ve yaratmıştır"? Bu mutlak, sözde sınıflar-üstü hükümetin böylesine yakışıksız davranışı, neden tam da, ülkenin iç yaşamında meta ekonomisinin, ticaretin ve sanayinin gelişmesiyle nitelenen bir tarihsel döneme raslamıştır? Bu son değişikliklerin toplumun çok derinlerinde olmasına, öyle ki hükümetin bunların farkına bile varmamasına ve önlerine sayısız engeller çıkarmasına karşın ve bu aynı "mutlak" hükümetin, iç yaşamın başka koşullarında, başka bir sınıfı "desteklemesine", "korumasına" ve yaratmasına karşın, niçin iç yaşamdaki bu değişiklikleri sonuç, hükümetin siyasetini ise neden sayıyorsunuz?
      Ah, "halkın dostları" böyle sorularla hiç ilgilenmezler! Bütün bunlar, gördüğümüz gibi, materyalizmdir, diyalektiktir, "hegelcilik"tir, "gizemcilik ve metafizik"tir. Onlar yalnızca sanıyorlar ki, eğer bu hükümete yeterince kibar ve yeterince boyun bükerek yalvarırsanız, her şeyi düzeltecektir. Boyun bükmeye gelince, Ruskoye Bogatstvo'nun hakkını vermek gerek: Gerçekten de Rus liberal basını arasından bile, en küçük bir bağımsızlık gösterme yeteneksizliğiyle sivrilmiştir. Kendiniz değerlendirin:
      "Tuz vergisinin kaldırılması, baş-vergisinin kaldırılması ve toprak bedeli ödemelerinin[57] azaltılması" bay Yujakov tarafından "halk çiftçiliği için önemli bir rahatlama" olarak tanımlanmaktadır. Evet, elbette! Ama tuz vergisinin kaldırılmasına bir dizi yeni dolaylı verginin konması ve eski vergilerdeki bir artış eşlik etmemiş miydi? Baş-vergisinin kaldırılmasına eski devlet köylülerini de bedel ödeme temeline dayandırmak kisvesi altında bunların yaptıkları ödemelerdeki [sayfa 140] bir artış eşlik etmemiş miydi? Bedel ödemelerindeki ünlü azaltmadan sonra (hükümet bununla bedel verme işlemlerinde sağladığı kârı bile köylülere geri vermemiştir), şimdi bile, ödemelerle topraktan gelen gelir arasında bir ayrılık, yani feodal bağışıklık vergisinin [guitrent] doğrudan bir kalıntısı mevcut değil midir? Boş verin! Önemli olan, gördüğünüz gibi "ilk adım"dır, "ilke"dir. Geri kalanına gelince ... geri kalan için daha sonra yalvarabiliriz!
      Ama bunlar yalnızca çiçeklerdir. Şimdi meyvesine gelelim.
      "Seksenler, halkın yükünü hafifletti" (yani yukardaki önlemlerle!) "ve böylece onları kesin yıkımdan kurtardı."
      Bu, utanmazca boyun eğişi ile örnek oluşturan, ancak örneğin bay Mihaylovski'nin hâlâ bir proletarya yaratmak zorunda olduğumuz yolundaki yukarda aktarılan sözleriyle yanyana konabilecek bir tümcedir. Bununla ilgili olarak insan, Şçedrin'in Rus liberalinin[58] evrimine ilişkin zekice tanımını anımsamadan edemiyor! Bu liberal, yetkililerden "olanaklı olduğu kadar" reform bahşetmelerini rica etmekle işe başlıyor, sonra "eh, hiç olmazsa bir şeyler" için yalvararak devam ediyor ve "ne kadar aşağılık olursa olsun, herhangi bir şeyin" tarafını ebediyen ve sarsılmaz bir biçimde tutarak bitiriyor. Hükümetin önce bir seyyar satıcı cimriliği, sonra da bir seyyar satıcı korkaklığı tavrını gösterdiğini, milyonlarca insanı etkileyen bir kıtlığın izlenimleri taze iken hükümetin halkı kesin yıkımdan kurtardığını yazılı olarak söyledikleri zaman, "halkın dostları" için bu ebedi ve sarsılmaz tutumu benimsediklerini söylemekten başka ne denebilir!! Köylülüğün daha da hızlı mülksüzleştirilmesiyle göze çarpan birkaç yıl daha geçecek, hükümet bir tarım bakanlığı kurulmasına ek olarak, bir ya da iki dolaysız vergiyi kaldıracak ve birkaç yeni dolaylı vergi koyacak; sonra kıtlık 40 milyon insanı etkileyecek — ve bu beyler aynı eski biçimde yazacaklar: Görüyorsunuz, 50 milyon değil, 40 milyon açlıktan kırılıyor, bunun nedeni, hükümetin halkın yükünü hafifletmiş ve onları kesin yıkımdan kurtarmış olmasıdır; bunun nedeni, [sayfa 141] hükümetin "halkın dostları"na kulak vermiş ve bir tarım bakanlığı kurmuş olmasıdır.
      Bir başka örnek:
      Ruskoye Bogatstvo,
n° 2'de, Rusya'nın "bereket versin (sic!) ekonomik sistemini dayanışma[71*] ilkesine dayandırmasını olanaklı kılan öğeleri korumuş olan" geri bir ülke olduğunu iddia eden iç politika tarihçisi, onun bu yüzden "uluslararası sorunlarda ekonomik dayanışmanın bir temsilcisi olarak" hareket edebileceğini ve yadsınmaz "politik gücünün" Rusya'nın bu şansını artırdığını söylüyor!!
      Avrupa'nın jandarması, yurdunda kendisi de ezilen Rus halkını, batı halklarını ezmekte bir alet görevi yapmak gibi utanç verici bir duruma düşüren, tüm gericiliğin bu sürekli ve en güvenilir kalesi — ekonomik dayanışmanın bir temsilcisi olarak tanımlanan işte bu jandarmadır!
      Bu gerçekten de tüm sınırların ötesindedir! "Halkın dostları" beyler, bütün liberalleri geçecekler. Yalnızca hükümete yalvarmakla kalmıyorlar, onu övmekle kalmıyorlar, ona kesinlikle secde ediyorlar, öyle bir saygıyla, öyle bir şevkle secde ediyorlar ki, yabancı biri, onların sadık alınlarının taşlara çarpıp kırılırken çıkardığı sesten ürkmeden edemez.
      Bir darkafalının Alman tanımını anımsıyor musunuz?
      Was ist der Philister?
      Ein hohler Darm.
      Voli Furcht und Hoffnung,
      Dass Gott erbarm
.[72*]
      Bu tanım bizim işlerimize pek uymuyor. Tanrı ... Tanrı bizde ikinci plana itilmiştir. Ama otoriteler ... işte bu başka [sayfa 142] bir şey. Ve eğer bu tanımda, "tanrı" sözcüğü yerine "otoriteler" sözcüğünü koyarsak, insancıl ve liberal Rus "halkın dostları"nın ideolojik sermayelerinin, ahlak düzeylerinin ve medeni cesaretlerinin, tam bir tanımını elde etmiş oluyoruz. "Halkın dostları" bu kesinlikle akılalmaz hükümet görüşüne, sözde "aydınlar"a karşı takındıkları buna uygun düşen bir tutumu da ekliyorlar. Bay Krivenko şöyle yazıyor: "Yazın, görüngüleri, toplumsal anlamlarına göre değerlendirmeli ve iyiye doğru her etkin çabayı isteklendirmelidir. Öğretmen, doktor, teknisyen eksikliği üzerinde", (çok az teknisyen vardır), "insanların hasta ve yoksul, eğitimsiz vb. oldukları üzerinde ısrarla durmuştur; ve eğer kumar masalarında oturmaktan, özel amatör piyeslerine katılmaktan ve soyluların mareşalleri tarafından verilen partilerde mersinbalığı köfteleri yemekten bıkmış ve ender görülen bir özveriyle ve sayısız engeller karşısında çalışmaya koyulmuş" (düşünün bir, kumar masalarını, amatör piyeslerini ve mersinbalığı köftelerini feda etmişler!) "insanlar öne çıkarsa, yazın onları sevinçle karşılamalıdır."
      İki sayfa sonra, deneyin olgunlaştırdığı eski bir bürokratın ciddi havasıyla, "yeni yönetmelikler altında zemski naçalnikler,[59] kent valileri, ya da zemstvo kurulları başkanı ya da üyesi olarak görev kabul etmek ya da etmemek sorunuyla karşılaşınca duraksayanları" paylamaktadır. "Gelişmiş bir yurttaşlık gerekleri ve görevleri bilincine sahip bir toplumda" (gerçekten de beyler, bu, Baranovlar ve Kosiçler gibi ünlü Rus telaşe memurlarının konuşmaları kadar iyi bir konuşma!), "böyle bir duraksama ve sorunlara karşı takınılan böyle bir tutum düşünülemez, çünkü bu toplum, biraz olsun canlı bir yanı bulunan her reformu, kendine özgü bir biçimde soğuracak, yani reformun uygun yanlarından yararlanacak ve bunları geliştirecek; istenmeyen yanlarına gelince, bunları hükümsüz hale getirecek ve eğer reformda canlı hiçbir şey yoksa, tümüyle ona yabancı bir vücut olarak kalacaktır."
      Ne demeye geliyor yani bu! Ne berbat bir beş para etmez oportünizm, ne kendini beğenme düşkünlüğü! Yazının [sayfa 143] görevi, kötü kişiler olan marksistler hakkındaki bütün salon dedikodularını toplamak, halkı kesin yıkımdan kurtardığı için hükümetin önünde eğilmek ve yaltaklanmak, kumar masalarında oturmaktan bıkan kişileri sevinçle karşılamak, "halk"a, zemski naçalnik mevkii gibi mevkilerden bile kaçmamayı öğretmek ... Nedir bu okuduğum — Nedelya[60] ya da Novoye Vremya mı? Hayır, bu Ruskoye Bogatstvo'dur, ileri Rus demokratlarının organı. ...
      Ve bu beyler "babalarının ideallerinden sözediyorlar, Fransa'nın tüm Avrupa'ya sosyalizm fikirlerini boşalttığı[61] günlere ait —ve bu görüşlerin özümlenmesinin Rusya'da Herzen ve Çernişevski'nin teori ve öğretilerini yarattığı günlere ait— gelenekleri, kendilerinin, yalnız kendilerinin koruduğunu iddia ediyorlar. Bu tam bir rezalettir ve eğer Ruskoye Bogatstvo böyle son derece eğlendirici olmasaydı, eğer bu tip bir derginin sütunlarında çıkan böyle sözler yalnızca bir kahkahaya yolaçmasaydı, kesinlikle çirkin ve saldırgan bir şey de sayılabilirdi. Evet, aslında siz bu idealleri kirletiyorsunuz! İlk Rus sosyalistlerinin, Kautsky'nin çok yerinde olarak "orada her sosyalist bir ozan ve her ozan bir sosyalistti" sözleriyle tanımladığı dönemin sosyalistlerinin idealleri gerçekte ne idi.
      Özel bir toplumsal düzene, Rus yaşamının komünal sistemine inanç;
dolayısıyla —bir sosyalist köylü devriminin olanaklıhğına inanç— işte onlara ilham veren, düzinelerce ve yüzlerce insanı hükümete karşı kahramanca bir savaşım vermeye sevkeden şey budur. Ve sizler, sizler sosyal-demokratları, onların zamanının bu en kusursuz insanlarının büyük tarihsel hizmetlerinin değerini bilmemekle, onların anısına derinden saygı duymamakla suçlayamazsınız. Ama sorarım size, şimdi bu inanç nerededir? Yokolup gitmiştir. Öyle kesinlikle yokolmuştur ki, bay V.V., geçen yıl, köy topluluğunun, halkı ortak çaba yolunda eğittiğini, ve fedakarca duyguların bir merkezi olduğunu vb. iddia etmeye kalktığı zaman,[62] bu bay Mihaylovski'nin vicdanına bile sığmamış ve mahcup düşen bay Mihaylovski, bay V.V.'ye ders [sayfa 144] vermeye ve hiçbir araştırmanın köy topluluğumuzla fedakarlık arasında bir bağ göstermediğini" belirtmeye başlamıştı.[63] Ve gerçekten de, hiçbir araştırma bunu göstermemiştir. Ama gene de insanların, hiçbir araştırma yapmaksızın inanç sahibi, örtük bir inanç sahibi olduğu bir dönem vardı.
      Nasıl? Niçin? Neye dayanarak? ...
      "Her sosyalist bir ozan ve her ozan bir sosyalistti."
      Aynı bay Mihaylovski, üstelik diye ekliyor, bütün vicdan sahibi araştırmacılar, kırın parçalandığını, bir yandan bir proleter yığınının, öte yandan da nüfusun geri kalan kısmını ayaklar altında tutan bir avuç "kulak"ın doğduğunu kabul ediyorlar. Gene haklıdır: Kır gerçekten de parçalanıyor. Üstelik kır çoktandır tamamen parçalanmış bulunuyor. Ve eski Rus köylü sosyalizmi de, bir yandan işçi sosyalizminin yolunu açarak, öte yandan da kaba küçük-burjuva radikalizmi halinde yozlaşarak onunla birlikte parçalanmıştır. Bu değişiklik, yozlaşmadan başka bir şey olarak tanımlanamaz. Köylü yaşamının özel bir toplumsal düzen olduğu ve ülkemizin istisnai bir gelişme yolu tuttuğu öğretisinden, meta ekonomisinin ekonomik gelişmemizin temeli haline geldiğini ve kapitalizme dönüştüğünü artık yadsıyamayan, ama bütün üretim ilişkilerinin burjuva niteliğini görmeyi reddeden, bu sistem altında sınıf savaşımının zorunluluğunu görmeyi reddeden bir tür sulandırılmış seçmecilik doğmuştur. Köylülüğü sosyalist devrim için modern toplumun temellerine karşı harekete geçirmek üzere hesaplanmış olan bir politik programdan,[73*] modern toplumun temelleri korunurken köylülüğün durumunu "iyileştirmek", düzeltmek üzere hesaplanmış olan bir program doğmuştur.
      Sözcüğün tam anlamıyla, bütün bunlar, sosyal-demokratları "yıkmaya" giriştikleri zaman Ruskoye Bogatstvo'daki bu beylerden, ne tür bir "eleştiri" beklenebileceği [sayfa 145] hakkında bir fikir vermeye zaten yetecektir. Sosyal-demokratların Rus gerçekliklerini anlayışlarına ilişkin dürüst ve vicdanlı bir açıklama yapmak için (eğer ekonomik yana özel bir ağırlık verseler ve tüm "polemikleri"ni yürütürlerken kullandıkları genel kısmen de mecazlı sözlerle kalsalardı, bunu pekala yapabilirler ve sansürden geçebilirlerdi) ve bu anlayışın özüne karşı çıkmak, ondan çıkarılan pratik sonuçların doğruluğuna karşı çıkmak için en küçük bir çaba harcamamaktadırlar. Bunun yerine soyut planlara ve bunlara duyulan inanca ilişkin, her ülkenin bu aşamadan geçmek zorunda olduğu kanısına ... ve bay Mihaylovski'de zaten yeterince tanışık hale geldiğimiz benzeri saçmalıklara ilişkin en aptalca sözlerle yetinmeyi yeğlemektedirler. Sık sık da doğrudan doğruya tahriflerle karşılaşmaktayız. Örneğin bay Krivenko, Marx'ın, "eğer isteseydik" (?!! Demek ki, Marx'a göre toplumsal ve ekonomik ilişkilerin evrimi, insan iradesine ve bilincine bağlıdır?? Nedir bu — koyu bir bilisizlik mi, yoksa eşi görülmemiş bir yüzsüzlük mü?!), "ve eğer buna göre hareket etseydik, kapitalizmin olaylarından kaçınabileceğimiz! ve farklı ve daha uygun bir yoldan ilerleyebileceğimizi (sic!!!)" kabul ettiğini ilan ediyor.
      Şövalyemiz böyle saçmalıkları kasıtlı bir tahrifata dalarak söyleyebilmiştir. Ünlü "K. Marx'ın Mektubu'ndan (Yuridiçeski Vestnik, 1888, n° 10), Marx'ın, Rusya'nın "kapitalist sistemin işkencelerinden geçmemesinin" olanaklı olduğunu düşünen Çernişevski'ye karşı büyük saygısından sözettiği parçayı aktaran bay Krivenko, tırnakları kapıyor, yani Marx'ın gerçekte söylediklerinin (bunun son sözcükleri şöyledir: "O [Çernişevski] bu son çözümün lehine konuşmaktadır") aktarılmasını bitiriyor — ve ekliyor: "Ve ben, diyor Marx, bu görüşleri paylaşıyorum." (İtalikler Krivenko'ya aittir.) (s. 186, n° 12.)
      Marx'ın aslında söylediği ise şudur: "Ve sayın eleştirmenim, bu 'büyük Rus bilgini ve eleştirmenine' duyduğum saygıdan, onun bu soruna ilişkin görüşlerini paylaştığım anlamını çıkarmakta, en azından, Rus 'yazın adamı'na ve [sayfa 146] panslavistlere[66] polemiğimden onları reddettiğim sonucunun çıkarılmasındaki kadar haklıdır." (Yuridiçeski Vestnik, 1888, n° 10, s. 271.)
      Böylece Marx, bay Mihaylovski'nin ona Rusya'nın özel gelişme çizgisi fikrinin bir muhalifi gözü ile bakmaya hiçbir hakkı olmadığını, çünkü kendisinin bu fikri paylaşanlara da saygı duyduğunu söylüyor; ama bay Krivenko, bunu, Marx'ın bu özel gelişme çizgisini "kabul ettiği" anlamında yorumluyor. Bu tam bir tahrifattır. Marx'ın yukarda aktarılan sözleri onun böyle bir sorudan kaçındığını açıkça göstermektedir: "Bay Mihaylovski bu iki çelişkili sözden herhangi birini temel alabilirdi; yani genel olarak Rus sorunları üzerine görüşlerime ilişkin sonuçlarını bunlardan herhangi birine dayandırmakta hiçbir nedene sahip değildi." Bu sözlerin yanlış yorumlama fırsatı yaratmaması için Marx, bu aynı "mektup"ta, teorisinin Rusya'ya nasıl uygulanabileceği sorusuna doğrudan bir yanıt da vermiştir. Bu yanıt, Marx'ın böyle bir soruya karşılık vermekten sakındığını, sorunu çözecek tek şey olan Rus verilerini incelemekten sakındığını açıkça göstermektedir: "Eğer Rusya, diye yanıtlamaktadır, batı Avrupa ülkeleri modelinde bir kapitalist ulus olmaya meylediyorsa —ve son yıllarda bu bakımdan epeyce yolalmıştır— önce köylülerin önemli bir bölümünü proleter haline dönüştürmeden bunu başaramayacaktır."[67]
      Kanımca bu tamamen açıktır: Soru, Rusya'nın kapitalist bir ulus olmaya meyledip meyletmediği, köylülerin yıkımının kapitalist bir sistemin, kapitalist bir proletaryanın yaratılma süreci olup olmadığıdır; ve Marx demektedir ki, "eğer" o buna meylediyorsa, köylülerinin önemli bir bölümünü proleterlere dönüştürmesi gerekir. Bir başka deyişle, Marx'ın teorisi, bazı ülkelerin ekonomik sistemini araştırmak ve açıklamaktır ve bunun Rusya'ya "uygulanması" yalnızca MATERYALİST yöntemin ve TEORİK ekonomi politiğin yerleşmiş uygulamaları KULLANILARAK, Rus üretim ilişkilerinin ve bunların evriminin ARAŞTIRILMASI olabilir.[74*] [sayfa 147]
      Yeni bir yöntembilim ve ekonomi politik teorisinin geliştirilmesi, toplumbilimde öylesine dev bir ilerleme, sosyalizm için öyle büyük bir ileri gidiş ortaya çıkardı ki, Kapitalin çıkışının hemen ardından, "Rusya'da kapitalizmin yazgısı", Rus sosyalistleri için baş teorik sorun haline geldi; en ateşli tartışmalar, bu sorun çevresinde yapıldı ve en önemli program maddeleri buna göre belirlendi. Ve dikkate değer ki, (on yıl kadar önce) Rusya'nın evriminin kapitalist olup olmadığı sorusuna olumlu yanıt veren ve bu yanıtı Rus ekonomik gerçekliğinin verilerine dayandıran ayrı bir sosyalistler grubu ortaya çıktığı zaman sözkonusu nokta üzerinde hiçbir doğrudan ve kesin eleştiriyle, aynı genel yöntemsel ve teorik ilkeleri kabul eden ve verilerin farklı bir açıklamasını sunan hiçbir eleştiriyle karşılaşmadı.
      Marksistlere karşı gerçek bir haçlı seferi açan "halkın dostları" da, davalarını olguları inceleyerek savunmuyorlar. Birinci makalede gördüğümüz gibi, sorunu sözle geçiştiriyorlar. Bay Mihaylovski üstelik de marksistlerin oybirliğine sahip olmadıkları ve kendi aralarında görüş birliği sağlamayı başaramadıkları konusunda ince zekasını göstermek için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Ve "bizim ünlü" N. K. Mihaylovski, "gerçek" ve "gerçek-olmayan" marksistlere ilişkin kendi şakasına gülmekten kırılıyor. Marksistler arasında tam bir görüş birliği olmadığı doğrudur. Ama, bay Mihaylovski, birincisi, bu olguyu yanlış sunuyor; ikincisi de, bu olgu, Rus sosyal-demokrasisinin zayıflığını değil, gücünü ve canlılığını gösteriyor. Son dönemin özellikle tipik bir özelliği, sosyalistlerin sosyal-demokrat görüşlere çeşitli yollardan varmaları ve bu nedenle Rusya'nın feodal sistemin içinden büyüyen bir burjuva toplum olduğu, siyasal biçiminin ise bir sınıf devleti olduğu ve çalışan halkın sömürülmesini sona erdirmenin tek yolunun proletaryanın sınıf savaşımından geçtiği yolundaki temel ve baş tez üzerinde koşulsuz anlaşırlarken —gerek tartışma yöntemlerinde, gerek Rus yaşamındaki şu ya da bu [sayfa 148] görüngünün ayrıntılı yorumundaki çeşitli özel sorunlarda— birbirlerinden ayrı düşünmeleridir. Bu nedenle, yukarda sözü edilen tüm sosyal-demokratlar için ortak ve temel olan tezin sınırları içinde, bu gelişigüzel notlarda değinilmiş olan sorunlar üzerinde de, örneğin köylü reformu, köylü tarımının ve elzanaatı sanayileri ekonomisi, toprak kiralama vb. üzerinde de görüş ayrılıklarının var olduğunu önceden söyleyerek bay Mihaylovski'yi sevindirebilirim. Köylü reformunun, Rusya'ya, uygun gelişmenin barışçı yollarını açabileceği; devletin, kapitalist çıkarların temsilcilerini değil, "halkın dostları"nı göreve çağırabileceği; köy topluluğunun, tarımı ve elzanaatçıları tarafından büyük-ölçekli üretim halinde geliştirilebilecek olan manüfaktür sanayisini toplumsallaştıra-bileceği; halkın kirayla toprak tutmasının, halk tarımını desteklediği gibi "yüksek gerçekler"in oybirliğiyle kabulü ile yetinen kişilerin oybirliği — bu dokunaklı ve etkileyici oybirliği, yerini, belirli bir üretim ilişkileri sistemi olarak Rusya'nın, gerçek, mevcut ekonomik örgütlenmesine bir açıklama arayan, onun gerçek ekonomik evrimine, siyasal ve diğer üstyapılarına bir açıklama arayan kişiler arasındaki anlaşmazlığa bırakmıştır.
      Ve eğer böyle bir çalışma —insanları çeşitli açılardan, kuşkusuz ortak siyasal eylemi zorunlu kılan ve dolayısıyla onu kabul eden herkese kendini "SOSYAL-DEMOKRAT" diye adlandırma hakkını ve görevini bahşeden ortak bir tutumun kabul edilmesine götürürken— çeşitli çözümlere açık, bir dizi özel sorun üzerindeki görüş ayrılıkları için gene de geniş bir alan bırakıyorsa, bu, elbette, yalnızca Rus sosyal-demokrasisinin gücünü ve canlılığını gösterir.[75*] [sayfa 149]
      Üstelik, bu çalışmanın yapıldığı koşullardan daha zor bir şey düşünmek güç olacaktır: Çalışmanın çeşitli yönlerini birleştirecek bir organ yoktur, olamaz da; hüküm süren polis koşulları altında, özel ilişki son derece güçtür. Sosyal-demokratların ayrıntılar üzerinde gereken biçimde tartışa-mamaları ve görüş birliğine ulaşamamaları, birbirleriyle çelişmeleri çok doğaldır...
      Bu, gerçekten de komik değil mi?
      Bay Krivenko'nun sosyal-demokratlara karşı "polemik"inde, "yeni-marksistler"e yaptığı göndermeler bir karışıklığa yolaçabilir. Bazı okurlar, sosyal-demokratlar arasında bir bölünme niteliğinde bir şeyin yeraldığını ve "yeni-marksistler'in eski sosyal-demokratlardan koptuğunu düşünebilirler. Yoktur öyle bir şey. Hiçbir zaman ve hiçbir yerde, hiç kimse, marksizmin açık bir savunmasında Rus sosyal-demokrasisinin teorilerini ve programını eleştirmiş ya da herhangi bir başka tür marksizmi savunmuş değildir. Gerçek şu ki, Krivenko ve Mihaylovski beyler, marksistler hakkındaki salon dedikodularını dinlemişler, marksizmi, liberal anlamsızlıklarını gizlemek için kullanan çeşitli liberalleri gözlemlemişler ve tipik zekaları ve incelikleriyle, bu sermayeyle marksistleri "eleştirmeye" başlamışlardır. Bu "eleştiri"nin, düzenli bir saçmalıklar ve çirkin saldırılar zincirinden oluşması şaşırtıcı değildir.
      Bay Krivenko şöyle iddia ediyor: "Tutarlı olmak için buna" (şu soruya: "kapitalist sanayinin gelişmesi için çalışmamız gerekmez mi?") "olumlu bir yanıt vermeliyiz," ve "köylülerin topraklarını satın almaktan ya da dükkanlar ve meyhaneler açmaktan çekinmemeliyiz"; "bir sürü han sahibinin Dumadaki başarısına sevinmeli ve köylülerin tahılını satın alan daha çok sayıdaki alıcılara yardım etmeliyiz."
      Bu gerçekten de eğlendiricidir. Böyle bir "halkın dostu”na, Rusya'nın her yerinde çalışan halkın sömürülmesinin, niteliği gereği kapitalist olduğunu, köylülükteki parçalanmanın burjuva niteliğini tanıtlayan şu politik-ekonomik özelliklerinden dolayı, girişimci mujiklerin ve alıcıların kapitalizmin [sayfa 150] temsilcileri arasında sınıflandırılmaları gerektiğini anlatmaya çalışın — bir yaygara koparacak, bunu çok çirkin, sapkın bir düşünce diye adlandıracak, batı-Avrupa formüllerinin ve şemalarının ayrım yapılmadan alınması hakkında bağırıp çağıracaktır (aynı zamanda da, "sapkın" iddianın gerçek anlamından büyük bir dikkatle kaçınacaktır). Ama kötü kalpli marksistlerin yolaçtığı "korkunç şeyler"i resmetmek gerekince, yüksek bilim ve saf idealler bir yana bırakılabilir ve köylülerin tahılını ve köylülerin toprağım alan alıcıların gerçekte, yalnızca, başkalarının mallarının "özlemini çekenler" değil, kapitalizmin temsilcileri oldukları kabul edilebilir.
      Bu "halkın dostu"na, yalnızca Rus burjuvazisinin daha şimdiden üretim araçlarının yalnızca onların elinde yoğunlaşması sayesinde her yerde halkın emeğini denetim altına almakla kalmayıp, ayrıca hükümet politikasının burjuva niteliğini harekete geçirerek, zorlayarak ve belirleyerek hükümet üzerinde bir baskı yarattıklarını kanıtlamaya çalışın — gerçek bir öfkeye kapılacak, hükümetimizin her şeye kadirliği hakkında, onun, "halkın dostlari”nı değil de, hep kapitalizmin çıkarlarının temsilcilerini "göreve çağırmasına" yolaçan önüne geçilmez yanlış anlama ve uğursuz talih hakkında, onun kapitalizmi yapay olarak yerleştirdiği hakkında bağırıp çağırmaya başlayacaktır. ... Oysa kendileri sezdirmeden, Dumadaki han sahiplerini, yani sınıflar-üstü olduğu varsayılan bu hükümetin öğelerinden birini, kapitalizmin temsilcileri olarak tanımak zorunda kalmışlardır. Ama beyler, Rusya'daki kapitalizmin çıkarları, yalnızca "Duma"da ve yalnızca "han sahipleri" tarafından mı temsil edilmektedir?
      Çirkin saldırılara gelince, zaten bay Mihaylovski'de bunlarla yeterince karşılaştık ve örneğin, nefret edilen sosyal-demokrasiyi yoketme hevesiyle "bazıları tek amaçlarının kapitalist süreci hızlandırmak olduğunu öne sürerek (elbette teknisyen ya da büro işçisi olarak hafif işler alabildikleri zamanlar) fabrikalara gidiyorlar" diye anlatan bay Krivenko'da da gene bunlarla karşılaşıyoruz. Kuşkusuz böyle kesinlikle [sayfa 151] yakışıksız sözleri yanıtlamaya hiç gerek yok. Yapabileceğimiz tek şey, buraya bir nokta koymaktır.
      Siz bu kafada devam edin beyler, cesaretle devam edin! imparatorluk hükümeti, demin bize söylediğiniz gibi, daha şimdiden halkı kesin yıkımdan kurtarmak için (kusurlu da olsa) önlemler almış olan bu hükümet, bayağılığınızı ve cehaletinizi sergilemekten kurtarmak için, hem de bu kez hiç kusuru olmayan önlemler alacaktır. "Kültürlü toplum", şimdiye kadar olduğu gibi, mersinbalığı köfteleri ile kumar masaları arasında, "insan kardeşleri" hakkında konuşmaya ve onun durumunu "düzeltmek" için insancıl projeler hazırlamaya hoşnutlukla devam edecektir; bu toplumun temsilcileri, sizden, zemski naçalnikler, ya da köylülerin cüzdanlarını denetleyen başka kişiler olarak görev almakla, yurttaşlık gerekleri ve görevlerine ilişkin gelişmiş bir bilinç gösterdiklerini öğrenerek sevineceklerdir. Devam edin! Yalnızca rahat bırakılacağınızdan değil ... bay Bureninlerin ağzından onay ve övgü alacağınızdan da emin olabilirsiniz.
      Bitirirken, olasılıkla daha şimdiden, birden fazla okurun aklına gelmiş olan bir soruyu yanıtlamak belki de yerinde olacaktır. Bu beylerle böyle uzun uzun tartışma yarar sağlamış mıdır? Polemik adını vermekten hoşlandıkları, sansür tarafından korunan bu liberal pislik selini ciddi olarak yanıtlamaya değer miydi?
      Kanımca değerdi, kuşkusuz onların hatırı için ya da "kültürlü" halkın hatırı için değil, Rus sosyalistlerinin bu şiddetli saldırıdan çıkarabilecekleri ve çıkarmaları gereken ders için. Bu, Rusya'nın, demokrasi ve sosyalizmin bölünmez ve ayrılmaz bir bütün halinde kaynaştığı (örneğin Çernişevski'nin zamanında olduğu gibi) toplumsal gelişme döneminin bir daha geri gelmemek üzere geçtiği konusunda en çarpıcı ve en inandırıcı kanıtı sağlamaktadır. Rus sosyalistlerinin şurada burada hâlâ sıkı sıkı sarıldığı ve onların teorilerini ve pratik çalışmasını en zararlı biçimde etkileyen, Rusya'da demokratların fikirleriyle sosyalistlerin fikirleri arasında hiçbir derin nitel farklılık olmadığı yolundaki düşüncenin, [sayfa 152] bugün kesinlikle hiçbir temeli yoktur.
      Tam tersine; geniş bir uçurum, bu fikirleri ayırmaktadır ve Rus sosyalistlerinin bunu anlamalarının, demokratların görüşlerinden TAM ve KESİN bir KOPMAnın KAÇINILMAZ ve ZORUNLU olduğunu anlamalarının zamanı gelmiştir.
      Rus demokratının, bu görüşün doğmasına yolaçan günlerde gerçekte ne olduğuna ve şimdi ne hale geldiğine bakalım. "Halkın dostları" böyle bir karşılaştırma için yeterince malzeme sağlamaktadır.
      Bununla ilgili olarak son derece ilginç bir şey, bay Krivenko'nun, bir Alman yayınında bay Nik.-on'un ütopyacılığına karşı çıkan bay Struve'ye saldırışıdır (bay Struve'nin "Rusya'daki Kapitalist Gelişme Üzerine", ("Zur Beurtheilung der kapitalistischen Entwicklung Russlands" başlıklı yazısı, Sozialpolitisches Centralblatt,[68] III, n° 1, 2 Ekim 1893'te yayınlanmıştır.) Bay Krivenko, bay Struve'nin "köy topluluğu ve verilmiş-topraktan yana çıkanlar "in fikirlerini "ulusal sosyalizm" olarak (Struve bunun "salt ütopik nitelikte" olduğunu söylemektedir) sınıflandırdığını söyleyerek işe başlamaktadır. Bu, sosyalizmle ilgilenmek biçimindeki korkunç suçlama, değerli yazarımızı müthiş bir öfkeye sürüklüyor.
      "Köy topluluğunu ve verilmiş-toprağı savunan başkaları" (Herzen, Çernişevski ve narodniklerin dışında) "yok muydu?" diye bağırıyor "Köylüler için yönetmeliği hazırlayanlar, topluluğu ve köylülerin ekonomik bağımsızlığını, Reformun temeli yapanlardan ne haber; tarihimizin ve çağdaş yaşamımızın bu ilkeleri destekleyen araştırmacılarından ve gene bu ilkeleri destekleyen hemen tüm ciddi ve saygıdeğer basınımızdan ne haber — bütün bunlar da 'ulusal sosyalizm' denen kuruntunun kurbanları mıdır?"
      Sakin olun çok değerli "halkın dostu"! Sosyalizmle ilgilenmek biçimindeki müthiş suçlamadan o kadar korkmuşsunuz ki, bay Struve'nin "ufak makalesini" dikkatlice okumak zahmetine bile girmemişsiniz. Gerçekten de, "köy topluluğu ve verilmiş-toprak"tan yana olanları, sosyalizmle ilgilenmekle suçlamak ne açık bir haksızlık olurdu! Çok rica ederim, [sayfa 153] bunda sosyalistçe ne vardır? Sosyalizm, bildiğimiz gibi, çalışan halkın sömürülmesine karşı protesto ve savaşıma, bu sömürünün tam olarak kaldırılması uğruna savaşıma verilen addır — oysa "verilmiş-topraktan yana çıkmak", köylülerin eskiden kendi kullanımlarında olan tüm topraklar için bedel parası ödemelerini desteklemek anlamına gelir. Ama toprak bedeli ödenmesinden yana değil de, köylülerin Reformdan-önce sahip oldukları toprakları parasız olarak ellerinde tutmalarından yana bile çıkılsa, bunda sosyalistçe hiçbir şey yoktur. Çünkü, bizde, Rusya'da olduğu gibi,[76*] batının her yerinde de burjuva toplumunun temeli olmuş olan şey, (feodal dönem sırasında gelişmiş olan) bu köylü toprak mülkiyetidir. "Köy topluluğundan yana çıkmak", yani toprak dağıtımındaki geleneksel yöntemlere polis müdahalesini protesto etmek — çalışan halkın sömürülmesinin bu topluluk içinde pekala varolabileceğim ve doğabileceğini herkes bilirken, bunda sosyalistçe bir şey var mıdır? Bu, "sosyalizm" sözcüğünü her anlama gelebilecek biçimde sündürmektir; belki bay Pobedonostsev'in[69] de bir sosyalist olarak sınıflandırılması gerekecek!
      Bay Struve, hiç de böyle bir haksızlığın sorumlusu değildir. O, narodniklerin "ulusal sosyalizminin ütopyacılığından" sözetmektedir ve Plehanov'un Farklılıklarımız'ına narodniklere karşı bir polemik olarak gönderme yapmasından, kimleri narodnik olarak sınıflandırdığını anlayabiliriz. Kuşkusuz Plehanov, sosyalistlere karşı, "ciddi ve saygıdeğer" basınla hiçbir ortak yanı olmayan kişilere karşı polemik yapmıştır. Bu yüzden, bay Krivenko'nun, narodnikler için kastedilen şeyi kendisine uygulanıyor gibi ele almaya hiç hakkı yoktur. Ama eğer, kendisinin bağlı olduğu eğilim hakkında bay Struve'nin görüşünü öğrenmeye pek meraklı idiyse, neden bay Struve'nin makalesindeki aşağıdaki parçaya hiç dikkat etmemiştir ve bunu Ruskoye Bogatstvo için çevirmemiştir, şaşıyorum.
      Yazar şöyle diyor: "Kapitalist gelişme ilerledikçe, az önce [sayfa 154] tanımlanan felsefe" (narodnik felsefe) "temelini yitirmeye mahkumdur, ya gelişmeye elverişli başlangıçları çoktandır gözlemlenen, uzlaşmaya yetenekli ve uzlaşma arayan oldukça renksiz reformist bir akıma[77*] dönüşecek (wird herabsinken), ya da gerçek gelişmenin kaçınılmaz olduğunu kabul edecek ve bunu zorunlu olarak izleyen teorik ve pratik sonuçları çıkaracak — bir başka deyişle, ütopyacı olmaktan çıkacaktır."
      Eğer bay Krivenko, yalnızca uzlaşmaya muktedir olan akımın başlangıçlarının, Rusya'nın neresinde bulunabileceğini kestiremiyorsa, ona, Ruskoye Bogatstvo'ya, bu derginin, narodnik öğretinin parçalarıyla Rusya'nın kapitalist gelişmesinin kabulünü birleştirmek biçimindeki acınacak bir girişimi temsil eden teorik görüşlerine, ve mevcut kapitalist sisteme dayanarak küçük üreticiler ekonomisini geliştirmeyi ve onarmayı amaçlayan politik programına bir gözatmasını öğütleyeceğim.[78*] [sayfa 155]
      Son zamanlardaki toplumsal yaşamımızın en tipik ve önemli görüngülerinden biri, genel olarak konuşursak, narodizmin küçük-burjuva oportünizmi halinde yozlaşmasıdır.
      Gerçekten de, Ruskoye Bogatstvo'nun programının özünü ele alırsak —göçün düzenlenmesi, kirayla toprak tutma, ucuz kredi, sergi yerleri, eşya depolan, teknik gelişme, arteller, ortaklaşa toprak ekimi ve bütün ötekiler— bunun gerçekten tüm "ciddi ve saygıdeğer basın"da, yani tüm liberal basında, feodal toprakbeylerinin organı olmayan ve o sefil basına[70] dahil olmayan yayınlarla çok geniş bir biçimde yayıldığını göreceğiz. Bütün bu önlemlerin, zorunlu, yararlı, acil, "zararsız" olduğu fikri, tüm aydınlar arasında iyice kökleşmiştir ve son derece yaygındır. Küçük ve normal boyda eyalet gazetelerinde, tüm zemstvo araştırmalarında, özetlerinde, tanımlarında vb., vb. bu fikirle karşılaşacaksınız. Eğer buna, narodizm gözü ile bakılacak olursa, kuşkusuz başarısı büyük ve tartışma götürmezdir.
      Ancak bu, hiç de (terimin eski, alışılmış anlamıyla) narodizm değildir ve başarısı ve son derece yaygın niteliği, liberalizmimize şiddetle karşı olan toplumsal-devrimci narodizmin, bu liberalizmle kaynaşan ve yalnızca küçük-burjuvazinin çıkarlarını ifade eden oportünizme dönüştürülmesi pahasına elde edilmiştir.
      Buna inanmak için, yukarda verilen köylüler ve elzanaatçıları arasındaki farklılaşma tablolarına dönmemiz yeter — ve bu tablolar, hiç de tek tek ve yeni olguları tanımlamazlar; bunlar yalnızca kırlarımızdaki varlığı muhaliflerimiz tarafından bile yadsınmayan o "kanemiciler" ve "çiftlik emekçileri" "okul"unu, ekonomi politiğe dayanarak resmetme yolunda girişimlerdir. Söylemeye gerek yok ki, "narodnik" önlemler, yalnızca küçük-burjuvaziyi güçlendirmeye yarar; ya da berbat, etkisiz önlemler olmaya (arteller ve ortak ekim), salt "okul"un kendisini biraz bile olsun etkilemeyeceklerinden dolayı, liberal burjuvazinin Avrupa'nın her yerinde büyük bir incelikle beslediği türden acınacak deneyimler olarak kalmaya mahkumdurlar. Aynı nedenle, bay Yermolovlar [sayfa 156] ve Vitteler[71] bile bu tür bir ilerlemeye itiraz edemezler. Tam tersine. Bize bu iyiliği yapın beyler! Eğer bunlar "aydınlan" (uzlaşmaz karşıtlığı vurgulayan, bunu proletaryaya açıklayan, bu uzlaşmaz karşıtlığı doğrudan siyasal savaşım alanına getirmeye çalışan) devrimci çalışmadan ayırıp, uzlaşmaz karşıtlığın, böyle düzeltilmesine, uzlaşmaya ve birleşmeye saptıracaksa, "deneyimler için" size para bile vereceklerdir. Aman bize bu iyiliği yapın!
      Narodizmin (halkçılığın) bu yozlaşmasına yolaçan sürecin üzerinde biraz duralım. Narodizm ilk doğduğunda, özgün biçimiyle oldukça iyi kurulmuş bir teoriydi: Halka ait özel bir yaşam biçimi görüşünden hareket ederek, "komüncü" köylünün komünist içgüdülerine inanıyor ve bu nedenle köylülüğe sosyalizmin doğal bir savaşçısı gözü ile bakıyordu. Ama bir yandan teorik işlenmişlikten ve Rus yaşamının olgularının doğrulanmasından, öte yandan da köylünün bu varsayılan niteliklerine dayandırılmış bir siyasal programı uygulamak deneyiminden yoksundu.
      Bu yüzden teorinin gelişmesi iki çizgi boyunca ilerledi: teorik ve pratik çizgiler. Teorik çalışma, esas olarak, komünizmin ilk adımlarını görmek istedikleri toprak mülkiyeti biçimini incelemeye yöneltilmişti; ve bu çalışma, en çeşitli türden zengin bir olgusal malzeme sağladı. Ama esas olarak, toprak mülkiyeti biçimiyle ilgili olan bu malzeme, kırın ekonomisini araştırmacıların gözlerinden tümüyle gizliyordu. Bu durum, daha da doğal bir hale geliyordu, çünkü birincisi, araştırmacılar, toplumbilimde sağlam bir teoriden, üretim ilişkilerini ayırmanın ve özel bir biçimde incelemenin gereğini gösteren bir teoriden yoksundular; ve ikinci olarak da, toplanan olgusal malzeme, köylülüğün acil gereksinmelerine köylü ekonomisini güçsüz bırakan acil güçlüklere ilişkin doğrudan kanıt sağlıyordu. Bütün araştırmacıların dikkati bu güçlüklerde —toprak yetersizliği, yüksek ödemeler, hakların olmayışı ve köylülerin ezik ve mağdur durumda olmaları— yoğunlaşmıştı. Bütün bunlar, öyle bir malzeme zenginliğiyle, öyle küçük ayrıntılarla tanımlanıyor, inceleniyor ve açıklanıyordu [sayfa 157] ki, eğer bizimki bir sınıf devleti olmasaydı, eğer politikası egemen sınıfların çıkarlarıyla değil de, "halkın gereksinmeleri"nin tarafsızca tartışılmasıyla belirlenmiş olsaydı, elbette ki, devlet, bu güçlüklerin yokedilmesi gereğine binlerce kez inandırılmış olurdu. Toplumu ve devleti "inandırma" olasılığına inanan saf araştırmacılar, tamamıyla, topladıkları olguların ayrıntılarına dalmışlar, bir şeyi, kırın politik ve ekonomik yapısını, bu acil güçlükler altında gerçekten ezilmekte olan ekonominin esas temelini gözden kaçırmışlardı. Sonuç, doğal olarak, toprak yetersizliği vb. altında ezilen bir ekonominin çıkarlarının savunulmasının, bu ekonomiyi elinde tutan sınıfın, topluluk içindeki mevcut toplumsal ve ekonomik ilişkiler altında, ülkenin mevcut ekonomik sistemi altında varlığını sürdürebilecek ve gelişebilecek tek sınıfın çıkarlarının savunulması haline gelmesi oldu.
      Sömürünün kaldırılması için temel ve destek görevi yapacak kuruluşun incelenmesine yönelik teorik çalışma, küçük-burjuvazinin, yani bu sömürü sisteminin dayandığı sınıfın kendisinin çıkarlarını ifade eden bir programın hazırlanmasına yolaçtı.
      Aynı zamanda, pratik devrimci çalışma da oldukça beklenmedik bir doğrultuda gelişti. Mujiğin komünist içgüdülerine inanış, doğal olarak sosyalistlerden politikayı bir kenara bırakmalarını ve "halkın arasına gitmelerini" istedi. Son derece enerjik ve yetenekli birçok insan bu programı gerçekleştirmeye koyuldu, ama pratik, onları mujiğin içgüdülerinin komünist olduğu fikrinin saflığına inandırdı. Bu arada mujikle değil, hükümetle uğraşmaları gerektiğine karar verildi — ve o zaman tüm etkinlik hükümete karşı bir savaş, o zamanlar yalnızca aydınlar tarafından verilen bir savaş üzerinde yoğunlaştırıldı; işçiler de bazan onlara katılıyordu. Önceleri bu savaş, sosyalizm adına veriliyor ve halkın sosyalizm için hazır olduğu ve salt iktidarın elegeçirilmesiyle, yalnızca politik değil, toplumsal bir devrimin gerçekleştirilmesinin de olanaklı olduğu yolundaki teoriye dayandırılıyordu. Son zamanlarda bu teori, anlaşılan tamamen gözden [sayfa 158] düşmekte ve Narodovoltsi'nin hükümete karşı giriştiği savaşım, radikallerin siyasal özgürlük uğruna savaşımına dönüşmektedir.
      Demek ki, bu durumda da, çalışma, hareket noktasının tam karşıtı sonuçlara yolaçtı, bu durumda da, yalnızca radikal burjuva demokrasisinin çıkarlarını ifade eden bir program doğdu. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu süreç henüz tamamlanmış değildir, ama kanımca, daha şimdiden açıkça belirlenmiştir. Narodizmin bu gelişmesi bütünüyle doğal ve kaçınılmazdı, çünkü öğreti, köylü ekonomisinin özel (komünal) bir sistem olduğu yolunda salt efsanevi bir fikre dayanıyordu, efsane gerçeklikle ilişkiye girdiği zaman yıkıldı ve köylü sosyalizmi küçük-burjuva köylülüğün radikal demokratik temsiline dönüştü.
      Demokratın evriminden örnekler vereyim: Bay Krivenko şöyle iddia ediyor: "Tam bir insan yerine, yalnızca iyi duyguların belirsiz bir karışımıyla doldurulmuş, ama ne gerçek özveriye ne de yaşamda kalıcı bir şey yapmaya muktedir bir Rus şaşkını elde etmemek için gerekeni yapmalıyız." Vaiz mükemmel, ama neye uygulandığını görelim. Bay Krivenko devam ediyor: "İkincisi ile ilgili olarak şu üzücü gerçeği öğrenmiş bulunuyorum": Güney Rusya'da "en iyi niyetlerle ve soydaşlarına karşı sevgi ile dolu olan bazı genç insanlar yaşıyordu; bunlar mujiğe en büyük dikkat ve saygıyı gösteriyorlardı; ona onur konuğu işlemi yapıyor, aynı kaptan yiyor, reçel ve bisküviler sunuyorlardı; mujiğe, ötekilerin ödediğinden daha yüksek fiyat ödüyor — borç olarak, bahşiş olarak, ya da hiçbir neden olmaksızın para veriyorlar, ona Avrupa'daki kuruluşlardan ve işçi birliklerinden vb. sözediyorlardı. Aynı yerde, bir malikanenin kahyası, ya da daha doğrusu, yalnızca bir bahçıvan olan Schmidt adında genç bir Alman, hiçbir insancıl fikre sahip olmayan gerçek, dar, biçimci bir Alman (sic??!!) yaşıyordu" vb.. Üç-dört yıl geçti, ve bu insanlar ayrıldılar, farklı yollara gittiler. Bir yirmi yıl daha geçti ve yazar, bu yeri yeniden ziyaret ettiğinde, "bay Schmidt'in" (yararlı etkinliklerinin ödülü olarak, bahçıvan [sayfa 159]
      Schmidt, bay Schmidt'liğe terfi etmişti) köylülere üzüm yetiştirmeyi öğrettiğini, köylülerin bundan şimdi yılda 75-100 rublelik "bir gelir" elde ettiğini ve bu nedenle bay Schmidt hakkında "iyi anılara" sahip olduklarını, oysa "yalnızca mujiğe karşı iyi duygular besleyen, ama onun için elle tutulur (!) bir şey yapmamış olan beylerin anısının bile hissedilmediğini" öğrendi.
      Bir hesaplama, anlatılan olayların 1869-1870 dolaylarında, yani kabaca, Rus narodnik sosyalistlerin, Rusya'ya "Avrupa kuruluşlarının en ilerisi ve en önemlisini —Enternasyonali— getirmeye çalıştıkları bir zamanda[72] geçtiğini gösterecektir.
      Açıkçası, bay Krivenko'nun anlattıklarının yarattığı izlenim biraz fazlaca serttir. Onun için bay Krivenko hemen bir koşul koymaktadır:
      "Elbette Schmidt'in bu beylerden daha iyi olduğunu ileri sürmüyorum. Yalnızca bütün kusurlarına karşın, orada ve halk üzerinde daha kalıcı bir izlenim bıraktığını belirtiyorum" (Onun daha iyi olduğunu ileri sürmüyorum, yalnızca daha kalıcı bir izlenim bıraktığını belirtiyorum — ne saçmalık?!) "Önemli bir şey yaptığını da söylemiyorum; tersine, onun yaptığı şeyi, kendisine hiçbir şeye malolmayan ama herkes için kuşkusuz yaşamsal olan çok küçük, raslansal bir hareketin örneği olarak veriyorum."
      Koyulan koşul, görüyorsunuz ki, çok belirsizdir, ama sorun, onun belirsizliği değil, yazarın, bir etkinliğin verimsizliğini ötekinin başarısıyla karşılaştırırken, bu iki tip etkinlik arasında temel bir eğilim farkı olduğundan, anlaşılan, hiç kuşkulanmaması olgusudur. Çağdaş demokratın fizyonomisinin tanımlanmasında, öyküyü böyle tipikleştiren tüm sorun budur.
      Mujiğe "Avrupa'daki kuruluşlardan ve işçi birliklerinden" sözeden genç insanlar, herhalde mujikte toplumsal yaşam biçimlerini değiştirmek için bir istek uyandırmak istiyorlardı (çıkardığım sonuç, bu durumda yanlış olabilir, ama sanırım herkes bunun meşru bir sonuç olduğunu kabul [sayfa 160] edecektir, çünkü bay Krivenko'nun öyküsünden ister istemez bu çıkmaktadır), her tür liberal ilerleme karşısında genel bir sevinç gösterisiyle birlikte böylesine utanç verici bir sömürüyü ve çalışan halkın ezilmesini doğuran çağdaş topluma karşı bir toplumsal devrime girişmesi için onu harekete geçirmek istiyorlardı. Öte yandan, gerçek bir çiftçi olan "bay Schmidt", yalnızca işlerini düzenlemelerinde başkalarına yardım etmek istemişti — bundan öte bir şey değil. İyi ama, taban tabana karşıt amaçlara sahip olan bu iki etkinlik tipi nasıl yanyana konabilir, karşılaştırılabilir? Bu, belli bir yapıyı yıkmaya çalışmış olan insanın başarısızlığını, onu güçlendirmeye çalışmış olan birinin başarısıyla karşılaştırmaya girişmek gibidir! Herhangi bir anlam taşıyan bir karşılaştırma yapmak için, köylüleri devrime isteklendirmek üzere halkın arasına giren genç erkek ve kadınların çabalarının, neden böylesine başarısız olduğunu —içinde bir proleter ve bir burjuva sınıf oluşmakta olduğu için köylülük tek bir sınıf oluşturmadığı halde (belki de, köylülüğün gerçekten de bir sınıf olarak, ama feodal toplumun bir sınıfı olarak öne çıktığı serfliğin yıkılma döneminden yansıyan etkiyle açıklanabilecek bir hayaldir bu), yanılgıya düşerek, "köylülüğün" çalışan halkı ve sömürülen sınıfı gerçekten temsil ettiğine inanmalarının bunun nedeni olup olmadığını araştırması gerekirdi—, tek sözcükle, eski sosyalist teorileri ve bu teorilere ilişkin sosyal-demokrat teorileri incelemesi gerekirdi. Bay Krivenko, bunun yerine "bay Schmidt'in" çalışmasının "kuşkusuz yaşamsal" olduğunu tanıtlamak için yeri göğü birbirine katıyor. Ama afedersiniz çok değerli "halkın dostu", açık bir kapıyı çalmaya ne gerek var? Kimin kuşkusu var bundan? Bir üzüm bağı hazırlamak ve bundan 75-100 ruble arasında bir yıllık gelir elde etmek — bundan daha yaşamsal ne olabilir?[79*] Ve yazar, eğer yalnızca bir tek köylü bağ hazırlayacak olursa bunun yalıtılmış bir etkinlik olduğunu, ama birkaçı [sayfa 161] bunu yaparsa, bunun, örneğin tıpkı A.N. Engelhard'ın[73] yalnızca kendi malikanesinde fosfatlı gübre kullanmakla kalmayıp başkalarının da bunları kullanmasını sağlaması gibi, küçük bir işi gerçek ve yerinde bir çalışmaya çeviren ortak ve yaygın bir etkinlik olduğunu açıklayarak devam ediyor.
      Şimdi bu demokrat, gerçekten de, harika değil mi?
      Bir başka örnek, köylü reformu üzerine düşüncelerden bir örnek alalım. Demokrasi ve sosyalizmin birbirlerinden ayrılmamış olduğu çağın bir demokratı olan Çernişevski'nin bu konudaki tutumu neydi? Düşüncesini açıkça ifade edemeyen Çernişevski sustu, ama tasarlanan reforma ilişkin aşağıdaki yuvarlak tanımı verdi.
      'Yemeğinizin yapıldığı erzağı korumak için önlemler almakla ilgilendiğimi varsayalım. Söylemeye gerek yok ki, eğer ben, size karşı duyduğum sempatiden ötürü bunu yapmaya kalkışmışsam, bu çabam, erzağın size ait olduğu ve bunlardan hazırlanan yemeğin sağlığa uygun ve sizin için yararlı olacağı varsayımına dayanmaktadır. O halde, erzağın hiç de size ait olmadığını ve hazırlanan her yemek için sizden yalnızca yemeğin maliyeti alınmakla kalmayıp"
(bu, Reformdan önce yazılmıştır. Oysa bay Yujakovlar şimdi, Reformun temel ilkesinin köylülere güvenlik sağlamak olduğunu iddia etmekteler!V)"üstelik de büyük güçlüklere katlanmaksızın ödeyemeyeceğiniz bir fiyat istendiğini öğrenince neler hissedeceğimi düşünün. Böyle tuhaf keşifler yaptığım zaman aklıma neler gelir? ... Yararlığını sağlamak için koşullar mevcut olmadığı halde, bu sorun için kendimi üzmekle nasıl da aptallık etmişim! Önce mülkiyeti o ellerin alacağı, ve elverişli koşullarda alacağı kanısına varmadan, mülkiyet bazı ellerde tutulsun diye, budalalardan başka kim kendini üzer? ... Eğer bütün bu erzak yitirilmişse, çok daha iyi ya, çünkü bunlar aziz arkadaşlarıma yalnızca zarar vereceklerdir! Bütün iş başarısızlığa uğramışsa çok daha iyi ya, çünkü bu iş, yalnızca yıkımımıza yolaçacaktır!" [sayfa 162]
      Çernişevski'nin zamanının gerçeklerini nasıl derinliğine ve kusursuz bir biçimde anladığını, köylü ödemelerinin önemini nasıl anladığını, Rusya'daki toplumsal sınıflar arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı nasıl anladığını çarpıcı bir biçimde gösteren parçalan vurguladım. Ayrıca, ondaki, böyle salt devrimci fikirleri sansürlü basında açıklama yeteneğini belirtmek de önemlidir. Aynı şeyi gizli yapıtlarında da yazmıştır, ama dolambaçlı sözler kullanmaksızın. Önsöze Önsöz'de Volgin (Çernişevski fikirlerini onun ağzından koymaktadır) şöyle diyor:
      "Bırakın köylünün kurtuluşu, toprakbeyleri partisinin eline teslim edilsin. Fazla fark etmeyecektir."
[80*] Konuştuğu kişinin, tersine, farklılık çok büyük olacaktır, çünkü toprakbeylerinin partisi köylülere toprak verilmesine karşıdır yolundaki sözlerine karşı da, kesin bir ifade ile şu yanıtı veriyor:
      "Hayır çok büyük değil, önemsiz olacaktır. Eğer köylüler toprağı bedel ödeme olmaksızın alacak olsalardı, büyük olurdu. Bir adamdan bir şeyi almakla bunu ona bırakmak arasında bir fark vardır, ama ona ödeme yaptırırsam ikisi de aynı kapıya çıkar. Toprakbeyleri partisinin planı ile ilericilerinki arasındaki tek fark, birincisinin daha yalın ve daha kısa olmasıdır. İşte bunun için de o daha iyidir. Daha az kırtasiyecilik ve her olasılıkta köylüler üzerinde daha az yük. Parası olan köylüler toprağı satın alacaklardır. Olmayanlara gelince
— onları toprak satın almaya zorlamanın hiç yararı yoktur. Bu onları yalnızca yıkacaktır. Bedel ödeme, satın almadan başka bir şey değildir."
      Köylü reformunun daha henüz piyasaya sürülmüş olduğu (batı Avrupa'da bile henüz gereken biçimde açıklanmadığı) bir zamanda, onun esas olarak burjuva niteliğini böylesine açık bir biçimde anlamak için, daha o zamanlar Rus "toplum"unda ve Rus "devlet"inde çalışan halka uzlaşmaz bir [sayfa 163] biçimde düşman olan ve köylülüğün yıkımım ve mülksüzleştirilmesini kuşkusuz önceden belirlemiş olan toplumsal sınıfların egemen olduğunu ve hükümet ettiğini anlamak için, Çernişevski gibi birinin dehası gerekliydi. Üstelik Çernişevski, uzlaşmaz karşıt nitelik taşıyan toplumsal ilişkilerimizin üstünü örten bir hükümetin varlığının, çalışan halkın durumunu çok daha kötüleştiren korkunç bir bela olduğunu da anlamıştı.
      Volgin devam ediyor: "Doğrusunu söylemek gerekirse, toprak olmaksızın kurtarılmış olsalardı daha iyi olurdu." (Yani bu ülkede feodal toprakbeyleri çok güçlü olduklarına göre, serf sahipleri olarak, çıkarlarını ikiyüzlü mutlak bir hükümetin uzlaşmaları ardında gizleyecek yerde, açıkça, dobra dobra hareket etselerdi ve akıllarından geçen her şeyi söyleselerdi daha iyi olurdu.)
      "Sorun öyle bir biçimde konmuştur ki, köylüleri, liberaller mi, yoksa toprakbeyleri mi kurtaracak diye heyecanlanmayı bırakın, köylüler kurtarılıyor mu, kurtarılmıyor mu konusu üzerinde bile heyecanlanmak için bir neden görmüyorum. Bana göre hepsi aynı kapıya çıkar. Bu işi toprakbeyleri yaparsa daha da iyi olur."
      İşte "Sahipsiz Mektuplar"dan bir parça: "Köylüleri kurtarın diyorlar. ... Bunun için gerekli güçler nerede? Bu güçler henüz mevcut değildir. Gerçekten güçler yokken bir işe girişmek yararsızdır. Ama işlerin nasıl gittiğini görüyorsunuz. Kurtarmaya başlayacaklar. Ama bunun sonucu ne olacak? Eh, gücünüzün ötesinde bir işle uğraşmaktan ne çıkacağına kendiniz karar verin. O işi bozuyorsunuz — sonuç da aşağılık bir şey oluyor."[75]
      Çernişevski, feodal, bürokratik Rus devletinin köylüleri kurtarmaya, yani feodal serf sahiplerini yıkmaya muktedir olmadığını, yalnızca "aşağılık" bir şey, liberallerin çıkarlarıyla (bedel ödeme, satın almadan başka bir şey değildir), toprakbeylerinin çıkarları arasında acınacak bir uzlaşma, köylüleri aldatmak için güvenlik ve özgürlük hayalini kullanan, ama aslında onları mahveden ve tamamen toprakbeylerinin [sayfa 164] eline teslim eden bir uzlaşmaya muktedir olduğunu anlamıştı. Ve Reformu protesto etti, lanetledi, başarısızlığa uğramasını istedi, hükümetin liberallerle toprakbeyleri arasında yaptığı cambazlıkta bocalamasını istedi ve Rusya'yı açık sınıf savaşımı yoluna çıkaracak bir patlamanın olmasını istedi.
      Ama Çernişevski'nin parlak kehanetlerinin bir gerçek haline geldiği, son otuz yılın tarihinin tüm ekonomik ve politik aldatmacaları ortaya çıkardığı bugün bile, çağdaş "demokratlarımız Reforma övgüler düzüyorlar, ona "halk" üretimini zorlayan bir şey gözü ile bakıyorlar, ondan, çalışan halka düşman toplumsal sınıflardan kurtulmak için bir yol bulma olanağının kanıtını çıkarmaya çalışıyorlar. Yineliyorum, köylü reformuna karşı tutumları, demokratlarımızın nasıl tamamen burjuva haline geldiklerinin en çarpıcı kanıtıdır. Bu beyler hiçbir şey öğrenememişler, ama çok, çok fazla şeyi unutmuşlardır.
      Karşılaştırma için, 1872 yılma ait Oteçestveniye Zapiski'yi ele alacağım. Rus toplumunun "büyük kurtarıcı" Reformdan sonraki ilk on yıl içinde (plütokratik çıkarların üstünü örten) liberalizm açısından kazandığı başarılar üzerinde duran "Plütokrasi ve Temeli" başlıklı yazıdan pasajlar aktarmıştım.
      Aynı yazarın aynı yazıda yazdığına göre, eskiden reformlardan yakınan ve eski iyi günler için hayıflanan insanlarla sık sık karşılaşılabildiği halde, bunlar artık görülmemektedir. "Herkes yeni düzenden hoşnuttur; herkes mutludur ve tatmin olmuştur." Ve yazar, devam ederek, bizzat yazının, "demokrasi örtüsü altında" plütokrasinin çıkarlarını ve emellerini savunarak nasıl "plütokrasinin bir organı haline gelmekte olduğunu" gösteriyor. Bu iddiayı biraz daha yakından inceleyin. Yazar, yeni düzenin açık uzlaşmaz karşılıktaki burjuva niteliklerine karşın, "herkesin" Reformun getirdiği yeni düzenden hoşnut olmasından "herkesin (doğaldır ki, çalışan halkın değil, "toplum"un ve "aydınlar"ın temsilcilerinin) mutlu ve tatmin olmuş olmasından hoşnut değildir: [sayfa 165]
      Halk, liberalizmin yalnızca "maledinme", doğaldır ki, çalışan halk yığınının zararına ve aleyhine olarak maledinme "özgürlüğu”nü gizlediğini anlayamamaktadır. Ve yazar protesto ediyor, iddiasında değerli olan şey, sosyaliste özgü olan şey, işte bu protestodur. Demokrasi örtüsü altına gizlenmiş bir plütokrasiye karşı yapılan bu protestonun derginin genel teorisiyle çeliştiğini gözlemleyin: Çünkü onlar, köylü Reformunda herhangi bir burjuva nitelik, öğe, ya da çıkar olduğunu yadsırlar; Rus aydınlarının ve Rus devletinin sınıf niteliğini yadsırlar; Rusya'da kapitalizm için bir temel olduğunu yadsırlar — ama, gene de, kapitalizmi ve burjuvalığı hissetmeden ve sezmeden de geçemiyorlar. Ve Otoçestveniye Zapiski, Rus toplumundaki uzlaşmaz karşıtlığı hissederek, burjuva liberalizmi ve burjuva demokrasisi ile savaştığı ölçüde — bu uzlaşmaz karşıtlığı anlayamamış olsalar da, onun varlığının farkına varmış ve ona yolaçan toplumsal örgütlenmeye karşı savaşmak istemiş olan bütün öncü sosyalistlerimiz için ortak bir dava uğruna savaştığı ölçüde, bu ölçüde, Otoçestveniye Zapiski ilericiydi (proletaryanın görüş açısından elbette). "Halkın dostları", bu uzlaşmaz karşıtlığı unutmuşlar, bu ülkede, Kutsal Rusya'da da safkan burjuvazinin "demokrasi örtüsü altında" gizlendiği olgusunu hiç sezemez hale gelmişlerdir; işte bunun için de, artık (proletaryaya göre) gericidirler, çünkü uzlaşmaz karşıtlığın üstünü örtmekte, ve savaşımdan değil, uzlaşmacı "yüce" oportünizmden sözetmektedirler.
      Ama beyler, altmışlarda plütokrasinin demokratik temsilcisi olan Rusya'nın açık alınlı liberali, salt alnı yurttaşların açılarıyla gölgelendi diye, doksanlarda, burjuvazinin ideologu olmaktan çıkmış mıdır?
      Büyük-ölçekte "maledinme özgürlüğü", büyük krediler, büyük sermaye, büyük teknik ilerlemeler elde etme özgürlüğü, mevcut toplumsal-ekonomik ilişkiler değişmeden kalırken, salt yerlerini küçük krediler, küçük sermaye, küçük teknik ilerlemeler elde etme özgürlüğü aldı diye, liberal, yani burjuva olmaktan çıkar mı? [sayfa 166]
      Yineliyorum. Onlar, radikal bir görüş değişikliğinin, ya da düzenimizdeki radikal bir değişikliğin etkisi altında düşüncelerini değiştirmiş değillerdir. Hayır, yalnızca unutmuşlardır.
      Bir zamanlar öncellerini —teorilerinin kesin çürüklüğüne ve gerçekliğine, saf ve ütopyacı bir biçimde bakmalarına karşın— ilerici yapan tek özelliği de kaybettikten sonra, "halkın dostları", bütün bu zaman içinde kesinlikle hiçbir şey öğrenmemişlerdir. Oysa Rus gerçeklerinin siyasal ve ekonomik tahlili bir yana, Rusya'nın son otuz yıllık siyasal tarihinin bile, tek başına, onlara çok şey öğretmiş olması gerekirdi.
      O zamanlar, 60'lı yıllarda, feodal toprakbeylerinin gücü tükenmişti: Yenilgiye uğramışlardı, bu yenilgi tam değildi, doğru, ama öyle belirleyici idi ki, sahneden çekilmek zorunda kaldılar. Liberaller, tersine, başkaldırıyorlardı. İlerleme, bilim, iyilik, haksızlığa karşı savaşım, halkın çıkarları, halkın vicdanı, halkın güçleri vb., vb. hakkında liberal süslü sözler sel gibi aktı — şimdi bile, özel bunalım anlarında, radikal mızmızlarımız kendi salonlarında, liberal lafebelerimiz ise yıldönümü yemeklerinde ve dergi ve gazetelerin sütunlarında bu aynı tümceleri kusuyorlar. Liberaller yeni düzeni —tümüyle değil elbette, ama uygun ölçüde— kendi anlayışlarına göre biçimlendirecek kadar güçlü olduklarını gösterdiler. Her ne kadar, o zamanlar Rusya'da "açık sınıf savaşımının parlak ışığı" parlamamış idiyse de, şimdikinden daha fazla ışık vardı, öyle ki, çalışan halkın, bu sınıf savaşımına ilişkin en küçük bir kavrama bile sahip olmayan ve mevcut kötü durumu açıklamak yerine, daha iyi bir geleceği düşlemeyi yeğleyen ideologları bile, liberalizmin plütokrasinin bir örtüsü olduğunu, ve yeni düzenin bir burjuva düzeni olduğunu görmeden edemiyorlardı. Bunun görülmesini sağlayan şey, dikkati günün daha da belirgin kötülüklerinden saptırmayan ve yeni düzenin (görece) saf biçimiyle gözlemlenmesini engellemeyen toprakbeylerinin sahneden uzaklaştırılması oldu. Her ne kadar o zamanki demokratlarımız plütokratik [sayfa 167] liberalizmi nasıl yereceklerini biliyorduysalar da, onu anlayamıyorlar ve bilimsel olarak açıklayamıyorlardı, onun toplumsal ekonomimizin kapitalist örgütlenmesi altında kaçınılmaz olduğunu anlayamıyorlardı; eski, feodal sisteme oranla yeni yaşam sisteminin ilerici niteliğini anlayamıyorlardı; onun yarattığı proletaryanın devrimci rolünü anlayamıyorlardı; onun için bu "özgürlük" ve "insanlık" sistemine "homurdanmakla" yetindiler, onun burjuva niteliğinin raslansal olduğunu sandılar ve başka tür toplumsal ilişkilerin "halk sistemi"nde kendini göstermesini beklediler.
      Ve sonra tarih onlara bu öteki ilişkileri gösterdi. Çıkarlarına uygun olarak çok fazlasıyla değiştirilmiş olan Reformla tamamen ezilmeyen feodal toprakbeyleri, (bir süre için) canlandılar, burjuva olmayan bu öteki toplumsal ilişkilerimizin ne olduğunu gösterdiler. Öylesine taşkın, görülmemiş bir duygusuzlukla ve zalimce bir gericilik biçiminde gösterdiler ki, demokratlarımız korkuya kapıldılar, diz çöktüler, ilerlemek ve —burjuvanın ne olduğunu sezebilmiş ama anlayamamış olan— safça demokrasilerini, sosyal-demokrasi halinde yeniden biçimlendirmek yerine, geriye, liberallere doğru gittiler ve şimdi ağlamalarını —yani teorilerini ve programlarını demek istiyorum— "tüm ciddi ve saygıdeğer basının" paylaşmasından onur duymaktadırlar. Verilen dersin çok etkileyici olduğu düşünülecektir: Eski sosyalistlerin halkın özel yaşam biçimine, halkın toplumsal içgüdülerine kapitalizmin ve burjuvazinin raslansal niteliğine ilişkin hayalleri iyice açığa çıkmıştır: Şimdi gerçeklere doğrudan bakılabilir, Rusya'da, burjuva ve cançekişen feodal ilişkilerden başka hiçbir toplumsal ekonomik ilişkinin varolmamış olduğu ve varolmadığı ve bu yüzden de işçi sınıfı hareketi dışında sosyalizme giden bir yol olamayacağı açıkça kabul edilebilir diye düşünülecektir. Ama bu demokratlar hiçbir şey öğrenmemişlerdir ve küçük-burjuva sosyalizmine ilişkin safça hayalleri küçük-burjuva ilerlemesinin pratik ılımlılığına yolaçmıştır.
      Bugün, çalışan halkın çıkarlarının sözcüleri olarak öne çıktıklarında, bu küçük-burjuva ideologlarının teorileri [sayfa 168] açıkça gericidir. Bunlar, Rusya'nın çağdaş toplumsal-ekonomik ilişkilerindeki uzlaşmaz karşıtlığın üstünü örtmekte ve sanki, "yükseltme", "iyileştirme" vb. için alınan ve her şeye uygulanabilir genel önlemlerle işler düzeltilebilirmiş gibi, ve bunları uzlaştırmak ve birleştirmek olanaklıymış gibi tartışmaktadırlar. Devletimizi, sınıflar-üstü ve dolayısıyla sömürülen halka ciddi ve dürüst yardımda bulunmaya uygun ve buna muktedir bir şey gibi tanımlarken gericidirler.
      Son olarak, bir savaşımın, bizzat çalışan halkın kurtuluşu uğruna müthiş bir savaşımın, zorunlu olduğunu anlayamadıkları için gericidirler. Örneğin, "halkın dostları" her şeyi kendilerinin yönetebileceklerini sanıyor gibiler. İşçilerin meraklanmasına gerek yok. Değil mi ama, mühendisin biri Ruskoye Bogatstvo bürosuna bile geldi ve orada "kapitalizmi halkın yaşamına sokmak" için bir "plan"ı hemen tamamen hazırladılar. Sosyalistler bütün küçük-burjuva fikirlerden ve teorilerden KESİNLİKLE ve TAM OLARAK kopmalıdır — bu kampanyadan çıkartılacak BAŞLICA YARARLI DERS BUDUR.
      "Halkın dostlarından ya da onların görüşlerinden değil de, küçük-burjuva fikirlerden kopmaktan sözettiğime dikkat etmenizi rica ederim — çünkü, hiçbir zaman herhangi bir bağlantı kurulmamış olan bir şeyden kopmak sözkonusu olamaz. "Halkın dostları", yalnızca küçük-burjuva sosyalist fikirlerin bu tür eğilimlerinden birinin temsilcilerinden biridir. Ve eğer, bu durum dolayısıyla küçük-burjuva sosyalist fikirlerden, genel olarak eski Rus köylü sosyalizminin fikirlerinden kopmanın zorunlu olduğu sonucunu çıkartıyorsam, bunun nedeni, eski fikirlerin temsilcilerinin, marksizmin yaygınlaşmasından korkarak, marksistlere karşı açtığı kampanyanın, onları, küçük-burjuva fikirlerin özellikle tam ve canlı bir ifadesine itmiş olmasıdır. Bu fikirleri çağdaş sosyalizmle ve çağdaş Rus gerçekliğinin olgularıyla karşılaştırırsak, bu fikirlerin nasıl eskidiğini, bütün halindeki bir teorik temelin tüm izlerini nasıl yitirmiş olduğunu ve acınacak bir seçmeciliğe ve en sıradan bir oportünist yüceltme programı [sayfa 169] düzeyine nasıl düştüğünü görürüz. Bunun, genel olarak eski sosyalist fikirlerin değil, kimsenin sosyalist olarak sınıflandırmayı düşünmediği bu beylerin suçu olduğu söylenebilir; ama böyle bir iddia bana pek temelsiz geliyor. Eski teoriler-deki böyle bir yozlaşmanın kaçınılmaz olduğunu her yerde göstermeye çalıştım. Her yerde, özel olarak bu beylerin eleştirisine elden geldiğince az yer ayırmaya, eski Rus sosyalizminin genel ve temel öğretilerine ise elden geldiğince çok yer ayırmaya çalıştım. Ve eğer sosyalistler bu öğretileri, yanlış, ya da kesin olmayan bir biçimde tanımladığımı, ya da söylenmedik bir şey bıraktığımı düşünecek olurlarsa, ancak şu çok alçakgönüllü istemle karşılık verebilirim: Lütfen beyler, onları siz kendiniz tanımlayın, tam olarak ve gereken biçimde anlatın.
      Gerçekten de sosyalistlerle bir polemiğe girme fırsatına kimse sosyal-demokratlardan fazla sevinemez.
      Sanıyor musunuz ki, bu beylerin "polemikleri"ni yanıtlamaktan hoşlanıyoruz, ya da doğrudan, sürekli ve kesin bir meydan okumaya girmeselerdi, bu işi üstlenecektik?
      Sanıyor musunuz ki, basmakalıp liberal lafebeliğinden ve darkafalı ahlakçılıktan oluşan bu iğrenç karışımı, okumak, yeniden okumak ve anlamını kavramak için kendimizi zorlamıyoruz?
      Elbette ki, şimdi, bu fikirleri koruma ve yorumlama işini yalnızca bu beylerin üstlerine almalarında bizim bir suçumuz yok. Sosyalizm hakkındaki küçük-burjuva teorilerden kopma gereğinden sözettiğime de dikkat etmenizi rica ederim, incelemiş olduğumuz küçük-burjuva teoriler, sosyalist teoriler olduklarını iddia ettikleri ÖLÇÜDE, KESİNLİKLE gericidirler.
      Ama eğer, aslında, bunlarda sosyalistçe kesinlikle hiçbir şey olmadığını, yani bütün bu teorilerin çalışan halkın sömürülmesini açıklamada tam bir başarısızlığa uğradığını ve bu yüzden halkın kurtuluşu için bir araç görevi yapamayacağını, işin aslında bütün bu teorilerin küçük-burjuvazinin çıkarlarını yansıttığını ve desteklediğini anlarsak — o zaman, [sayfa 170] onlara karşı farklı bir tutum takınmamız ve şu soruyu sormamız gerekir: İşçi sınıfının küçük-burjuvaziye ve onun programına karşı tutumu ne olmalıdır? Ve bu soru, bu sınıfın ikili niteliği hesaba katılmadıkça yanıtlanamaz (Rusya'da bu ikilik, büyük burjuvazi ile küçük-burjuvazi arasındaki uzlaşmaz karşıtlığın daha az gelişmiş olmasından ötürü, özellikle belirgindir.) Küçük-burjuvazi, genel demokratik istemler koyduğu, yani ortaçağın ve sertliğin tüm kalıntılarına karşı savaştığı ölçüde ilericidir; bir küçük-burjuvazi olarak durumunu korumak için savaştığı ve ülkenin burjuva çizgilerdeki genel gelişmesini geciktirmeye, geriye döndürmeye çalıştığı ölçüde gericidir. Verilmiş-toprakların ünlü elden çıkarılmamışı gibi bu tür gerici istemlerin üstü ve, ayrıca köylüler üzerinde vesayeti amaçlayan diğer pek çok tasarının üstü, genellikle, çalışan halkı korumak yolunda görünüşte akla-uygun sözlerle örtülmüştür, ama elbette ki aslında bunlar yalnızca çalışan halkın durumunu kötüleştirir, aynı zamanda da kurtuluş uğruna savaşımında onu engeller. Küçük-burjuva programının bu iki yanı arasında kesin bir ayrım yapılmalı ve bu teorilerin herhangi bir açıdan sosyalist nitelikte olduğu reddedilirken, ve bunların gerici yönleriyle savaşılırken demokratik yanları unutulmamalıdır. Her ne kadar marksistler, küçük-burjuva teorileri tamamen reddediyorlarsa da, bunun, onları demokrasiyi programlarına koymaktan alıkoymadığını, tersine demokrasi üzerinde daha da fazla durmalarını gerektirdiğini göstermek için bir örnek vereceğim. Her zaman, küçük-burjuva sosyalizmi temsilcilerinin teorik sermayesini oluşturan üç ana teze, yani toprak yetersizliği, yüksek ödemeler ve yetkililerin zulmüne yukarda değinmiştik. Bu kötülüklerin kaldırılması isteminde, kesinlikle sosyalist hiçbir şey yoktur, çünkü bunlar mülksüzleştirmeyi ve sömürüyü biraz bile olsun açıklamazlar ve bunların yokedilmesi emeğin sermaye tarafından ezilmesini biraz bile olsun etkilemeyecektir. Ama bunların yokedilmesi, bu ezilmeyi, onu ağırlaştıran ortaçağ süprüntülerinden kurtaracak ve işçilerin sermayeye karşı doğrudan savaşımını kolaylaştıracak, [sayfa 171] bu nedenle de, demokratik bir istem olarak işçilerin çok enerjik bir desteğini görecektir. Genel olarak konuşursak, ödemeler ve vergiler sorunu, yalnızca küçük-burjuvazinin herhangi bir özel önem yüklediği bir sorundur; ama Rusya'da, köylülerin yaptıkları ödemeler, birçok bakımdan yalnızca serfliğin kalıntılarıdır. Örneğin hemen ve koşulsuz olarak kaldırılması gereken toprak bedeli ödemeleri böyledir; yalnızca köylülerin ve küçük kasabalar halkının ödedikleri, ama "soyluların" bağışık tutulduğu vergiler de böyledir. Sos-yal-demokratlar, ekonomik ve politik durgunluğa yolaçan bu ortaçağ ilişkisi kalıntılarını ortadan kaldırma istemini her zaman destekleyeceklerdir. Aynı şey toprak yetersizliği için de söylenebilir. Bu konudaki hayıflanmaların burjuva niteliğini uzun uzadıya tanıtlamıştım. Ama, hiç kuşku yok ki, köylü Reformu, örneğin toprakların kopartılıp alınmasına[76] izin vermekle, köylüleri toprakbeylerinin yararına olarak kesinlikle soymuş, ve gerek doğrudan (köylülerden toprak kaçırarak), gerek dolaylı olarak (verilmiş-toprakların sınırlarının çizilmesindeki zekice yolla) bu büyük güce hizmet etmiştir. Ve sosyal-demokratlar, alman toprakların köylülere hemen geri verilmesi ve toprak mülkiyetinin —feodal kurumların ve geleneklerin bu kalesinin— tamamen kaldırılması üzerinde bütün çabalarıyla ısrar edeceklerdir. Toprağın ulusallaştırılmasıyla çakışan bu son nokta, sosyalistçe hiçbir şeyi içeremez, çünkü ülkemizde daha şimdiden biçimlenmekte olan kapitalist tarım ilişkileri bu durumda yalnızca daha hızlı ve daha yaygın gelişecektir; ama bu, toprak sahibi soyluların gücünü tam olarak kırabilecek tek önlem olarak, demokratik açıdan son derece önemlidir. Son olarak, elbette ki, yalnızca Yujakovlar ve V.V.ler, köylülerin haklarının olmayışından, mülksüzleştirilmelerinin ve sömürülmelerinin nedeni olarak sözedebilirler. Köylülüğün yetkililerce ezilmesine gelince, bu yalnızca sugötürmez bir gerçek değil, salt baskının da ötesinde bir şeydir; bu, köylülere, toprak sahibi soylulara bağlılığı doğal sayılan, genel yurttaşlık hakları ancak özel bir lütuf olarak verilen (örneğin göç[81*]) ve her memurun, sanki onlar [sayfa 172] ıslahevi sakinleriymiş gibi iş yükleyebileceği "aşağılık bir ayaktakımı" işlemi yapmaktır. Ve sosyal-demokratlar, köylülerin yurttaşlık haklarının tam olarak verilmesi, soyluların tüm ayrıcalıklarının tam olarak kaldırılması, köylüler üzerindeki bürokratik vesayetin kaldırılması ve köylülerin kendi işlerini idare etmek hakkına sahip olması istemi etrafında koşulsuz olarak birleşirler.
      Genel olarak, Rus komünistleri, marksizm yanlıları, herkesten fazla kendilerine SOSYAL-DEMOKRAT adını vermelidirler ve etkinliklerinde DEMOKRASİnin büyük önemini asla unutmamalıdırlar.[82*]
      Rusya'da, ortaçağa ait, yarı-feodal kurumlar (batı Avrupa'ya oranla) hâlâ öylesine güçlüdürler ki, proletarya ve genel olarak halk üzerinde, tüm tabaka ve sınıflarda siyasal düşüncenin büyümesini geciktiren öyle ezici bir boyunduruk halindedir ki, tüm feodal kurumlara, mutlakiyete, kast sistemine ve bürokrasiye karşı savaşımın işçiler için taşıdığı büyük önem üzerinde ısrar etmemek olanaksızdır. Bu kurumların ne korkunç bir gerici güç olduğunu, emeğin sermaye tarafından ezilmesini nasıl yoğunlaştırdığını, çalışan halk üzerinde ne alçaltıcı bir etki yaptığını, sermayeyi, emeğin sömürüsü bakımından modern sınai biçimler almaktan geri kalmayan, ama kurtuluş uğruna savaşın yoluna korkunç güçlükler çıkararak bu sömürüyü artıran ortaçağ biçimlerinde nasıl tuttuğunu işçilere göstermek gerekir. İşçiler bilmelidirler ki, gericiliğin bu temel direkleri[83*] yıkılmadıkça [sayfa 173] burjuvaziye karşı başarılı bir savaşım vermeleri kesinlikle olanaksız olacaktır, çünkü bunlar varoldukça, desteği işçi sınıfının başarısı için esas koşul olan Rus kır proletaryası, mağdur ve yılgın olmaktan kurtulamayacak, zekice ve sürekli bir protesto ve savaşım değil, yalnızca kasvetli bir umutsuzluk gösterebilecektir. İşte bunun içindir ki, radikal demokrasiyle yanyana mutlakiyete, gerici toplumsal tabaka ve kurumlara karşı savaşmak, işçi sınıfının doğrudan görevidir — sosyal-demokratlar bütün bu kurumlarla savaşımın yalnızca burjuvaziye karşı savaşımı kolaylaştırmakta bir araç sıfatıyla gerekli olduğunu, işçinin genel demokratik istemlerin gerçekleştirilmesine, yalnızca çalışan halkın baş düşmanına karşı niteliği gereği salt demokratik olan bir kuruma karşı, Rusya'da demokrasiyi feda etmeye ve işçileri ezmek, işçi sınıfı hareketinin doğuşunu daha çok engellemek üzere gericilerle ittifaka girmeye özellikle eğilimli olan sermayeye karşı zafere giden yolu açmak için gereksinme duyduğunu, işçilere anlatmayı bir an için elden bırakmaksızın, yukardaki görevi de işçilere anlatmalıdırlar.
      Kanımca söylenenler, sosyal-demokratların mutlakiyete ve siyasal özgürlüğe karşı ve ayrıca da son zamanlarda özellikle güçlenen ve siyasal özgürlüğün kazanılması için bütün devrimci grupların "karışması"nı ve "ittifak"ını amaçlayan eğilime[79] karşı tutumunu tanımlamak için yeterlidir.
      Bu eğilim oldukça tuhaf ve tipiktir.
      Tuhaftır çünkü, "ittifak" önerileri belli bir gruptan ya da [sayfa 174] şu ya da bu noktada çakışan belli programlara sahip belli gruplardan gelmemektedir. Eğer öyle olsaydı, ittifak sorunu her ayrı durum için bir sorun, birleşen grupların temsilcileri tarafından çözümlenecek somut bir sorun olurdu. O zaman hiçbir özel "karışma" eğilimi olamazdı. Ama böyle bir eğilim vardır ve yalnızca eskiden kopmuş ve yeni hiçbir şeye bağlanmamış insanlardan gelmektedir. Anlaşılan mutlakiyete karşı savaşanların şimdiye kadar dayandıkları teori çökmekte, ve savaşım için esas olan dayanışma ve örgütlenme koşullarım yoketmektedir. Bu durumda da, bu "karışımcılar" ve "ittifak savunucuları", böyle bir teorinin yaratılması için en kolay yolun, sosyalist ve sosyalist olmayan bütün öteki sorunlardan kaçınarak, bu yolun mutlakiyete karşı bir protesto ve bir siyasal özgürlük istemi düzeyine indirilmesi olduğuna inanıyor gibiler. Söylemeye gerek yok ki, böyle bir birlik için girişilen ilk çabada bu safça aldatmaca kaçınılmaz olarak paramparça olacaktır.
      Ama tipik olan şu ki, bu "karışma" eğilimi, militan, devrimci narodizmin siyasal bakımdan radikal demokrasiye dönüşmesi sürecindeki, yukarda özetlemeye çalıştığım bu süreçteki son aşamalardan birini temsil eder. Bütün sosyal-demokrat olmayan devrimci kuruluşların sözü edilen bayrak altında sürekli olarak karışması, ancak eski Rus istisnacılığının önyargılarına bir son verecek demokratik istemlere ilişkin sürekli bir program hazırlandığı zaman olanaklı olacaktır. Elbette, sosyal-demokratlar böyle bir demokratik partinin oluşmasının ileri doğru atılmış yararlı bir adım olacağına inanırlar; onların narodniklere karşı etkinliği bu adımı ilerletecek, bütün önyargıların ve efsanelerin sökülüp atılmasını, sosyalistlerin marksizm bayrağı altında toplanmasını ve öteki gruplar tarafından bir demokratik partinin oluşturulmasını kolaylaştıracaktır.
      İşçilerin ayrı bir işçi partisi içinde bağımsız örgütlenmesini esas kabul eden sosyal-demokratlar elbette böyle bir partiye "karışamazlar", ama işçiler, demokratların gerici kurumlara karşı verdikleri bütün savaşımları en güçlü biçimde [sayfa 175] destekleyeceklerdir.
      Narodizmin en sıradan küçük-burjuva radikal teorisi halinde yozlaşması —"halkın dostları", bunun (yozlaşmanın) en çarpıcı kanıtını verirler—, işçilere, toplumsal ilişkilerimizdeki, burjuva ideologlarının da siyasal özgürlükten yana çıkmalarına neden olan uzlaşmaz karşıt niteliği açıklamadan —tüm çalışan halkın kurtuluşu için çalışan bir savaşçı olarak Rus işçisinin tarihsel rolünü açıklamadan— işçiler arasında mutlakiyete karşı savaşmak fikirlerini yayanların ne büyük bir hata işlediklerini gösterir.
      Sosyal-demokratlar, çoğu kez Marx'ın teorisini tekellerine almakla suçlanırlar, oysa iddia edildiğine göre onun ekonomik teorisi bütün sosyalistlerce kabul edilmektedir. Ama şu soru ortaya çıkıyor: Eğer Rusya'da çalışan halkın sömürülmesi, genel olarak ve herkes tarafından, toplumsal ekonominin burjuva örgütlenmesi ile değil de, örneğin toprak yetersizliği, bedel ödemeleri ya da yetkililerin zulmü ile açıklanıyorsa, işçilere değer biçimini, burjuva sistemin yapısını, ve proletaryanın devrimci rolünü anlatmanın ne anlamı var?
      Eğer bu teori işçinin patronla ilişkisini bile açıklamıyorsa (bizim kapitalizmimiz, hükümet tarafından yapay olarak yerleştirilmiştir), işçiye sınıf savaşımı teorisini açıklamanın ne anlamı var? Tam olarak belirginleşmiş fabrika işçileri sınıfına dahil olmayan "halk" yığınına değinmedik bile.
      Eğer ülkemizdeki insanlar, kapitalizmin ve onun yarattığı proletaryanın aracılığının dışında komünizme giden yollar bulmaya çalışıyorlarsa, Marx'ın ekonomik teorisi ve onun gerekli sonucu —kapitalizm yoluyla komünizmin örgütleyicisi olarak proletaryanın devrimci rolü— nasıl kabul edilebilir?
      Açıktır ki, bu koşullar altında, işçiyi siyasal özgürlük için savaşmaya çağırmak, ilerici burjuvazi hesabına başını belaya sokmak olacaktır, çünkü, siyasal özgürlüğün esas olarak burjuvazinin çıkarlarına yarayacağı ve işçilerin durumunu kolaylaştırmayacağı, ama... yalnızca onların... tam da bu burjuvaziye karşı savaşım koşullarını kolaylaştıracağı yadsınılamaz (işin tipik yanı, narodniklerin ve Narodovoltsiler'in [sayfa 176] ile bunu yadsımamış olmasıdır). Bunu, sosyal-demokratların teorisini kabul etmezken, yalnızca işçiler arasında devrimci öğeler bulunacağına, ampirik olarak inanıp, ajitasyonlarını işçiler arasında sürdüren sosyalistlere karşı söylüyorum. Bu sosyalistlerin teorisi, pratikleri ile çelişmektedir ve bunlar, işçilerin zihnini SOSYALİST BİR İŞÇİ PARTİSİ ÖRGÜTLEMEK biçimindeki doğrudan görevlerinden başka tarafa çekerek, çok ciddi bir hata işlemektedirler.[84*]
      Bu hata, burjuva toplumunun uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarının hâlâ pek gelişmemiş olduğu ve serflik tarafından örtbas edildiği, bu sonuncusunun tüm aydınların oybirliğiyle protestosuna ve savaşımına yolaçtığı ve böylece aydınlarımızda kendine özgü demokratik bir şey olduğu ve liberallerin fikirleriyle sosyalistlerin fikirleri arasında derin bir uçurum olmadığı hayalini yarattığı bir zamanda doğal olarak doğmuş olan bir hatadır. Ekonomik gelişmemizin, eskiden Rusya'da kapitalizm için bir temel olduğunu yadsıyanların bile kapitalist gelişme yoluna girmiş olduğumuzu kabul edecekleri kadar çok ilerlediği bugün ise — bu konudaki tüm hayaller artık olanaksızdır. "Aydınlar"in bileşimi, tıpkı maddi değerlerin üretimiyle uğraşan toplumun bileşimi kadar açık bir biçime bürünmüştür; toplum, kapitalistler tarafından yönetilir ve hükümet edilirken, hızla büyüyen bir kariyeristler ve burjuva uşakları sürüsü aydınlar arasında, hoşnut ve doygun, bütün çılgınca fantezilere yabancı ve ne istediklerini çok iyi bilen "aydınlar" modası yaratmıştır. Radikallerimiz ve liberallerimiz, bu gerçeği yadsımak şöyle dursun, onu güçlü bir biçimde vurguluyorlar ve onun ahlaka aykırılığını kanıtlamak, onu mahkum etmek için çaba [sayfa 177] harcıyor, onu lanetlemeye, utandırmaya... ve yok etmeye çalışıyorlar. Burjuva aydınlarını burjuvalıklarından utandırma yolundaki bu safça çabalar, küçük-burjuva iktisatçılarımızın, burjuvazimizi ("büyük kardeşler"in deneyimini anımsatarak), halkın yıkımına, yığınların yoksulluğu, işsizliği ve açlığına doğru gittiğini söyleyerek korkutma çabaları kadar gülünçtür; burjuvazinin ve onun ideologlarının bu yargılanışı, insana, nehre atılmaya mahkum edilen turnabalığının yargılanışını anımsatıyor. Bu sınırların ötesinde, ilerleme, bilim, gerçek, halk vb. hakkında sayısız sözler döktüren ve hiçbir uyumsuzluğun, bunalımın, karamsarlığın ve tembelliğin olmadığı, tüm kalplerin demokrasi aşkıyla yandığı altmışların geçip gitmesine yakınmayı seven liberal ve radikal "aydınlar" ortaya çıkar.
      Bu beyler kendilerine özgü basitlikleriyle, o zamanlar hüküm süren oybirliğinin nedeninin, o zamanlar varolan, ama bir daha geri gelmemek üzere geçip gitmiş bulunan maddi koşullar olduğunu anlamayı reddediyorlar: O zamanlar, sertlik, herkesi — biraz para biriktirmiş olan ve rahat yaşamak isteyen serf-kahyayı; haraç aldığı, işine karıştığı ve onu işinden kopardığı için beyden nefret eden girişimci mujiği; proleterleşmiş malikane-serfini ve tüccara köle olarak satılan yoksullaşmış mujiği eşit ölçüde eziyordu, serflik, imalatçı tüccara ve işçiye, zanaatçı-ustaya ve esnafa acı getirmişti. Bütün bu insanları birbirine bağlayan tek bağ, sertliğe karşı düşmanlıklarıydı, bu görüş birliğinin ötesinde en keskin ekonomik uzlaşmaz karşıtlıklar başlıyordu. Bu uzlaşmaz karşıtlığı, bugün, böylesine büyük ölçüde gelişmiş olduğu bir zamanda bile görmemek için, durumun savaşım gerektirdiği, İSTEYEREK ya da İSTEMEYEREK burjuvazinin yardakçılığını yapmak istemeyen herkesin proletaryadan yana tutum takınmasını gerektirdiği bir zamanda, eski görüş birliği günlerinin geri gelmesi uğruna gözyaşı dökmek için, insanın nasıl da tatlı hayallerle uyutulmuş olması gerek.
      Eğer "halkın çıkarları"na ilişkin tumturaklı sözlere inanmayı reddeder ve daha derine inmeye çalışırsanız, [sayfa 178] küçük-burjuvazinin (kendi deyişlerince "halkın") ekonomisini çeşitli masum ilerici önlemlerle geliştirme, destekleme ve onarmayı düşleyen ve hüküm süren üretim ilişkileri altında bu tür ilerici önlemlerin tek etkisinin yığınları daha da proleterleştirmek olacağını anlamak yeteneğinden tümüyle yoksun olan, tam anlamıyla küçük-burjuva ideologlarıyla uğraştığınızı görürsünüz. Aydınlarımızın sınıfsal niteliğini açığa vurmakta bu kadar çok iş yaptıkları için ve böylece küçük üreticilerimizin küçük-burjuva oldukları yolundaki marksist teoriyi güçlendirdikleri için, "halkın dostları"na minnet duymadan edemeyiz. Onlar, eskiden beri, Rus sosyalistlerinin kafalarını karıştırmış olan eski hayal ve efsanelerin dağılmasını kaçınılmaz olarak hızlandırmak zorundadırlar. "Halkın dostları" bu teorileri öylesine hırpalamışlar, tüketmişler ve kirletmişlerdir ki, bu teorileri savunan Rus sosyalistleri, şu karşı konulmaz ikilemle karşı karşıyadırlar: ya bunları düzeltmek, ya da tümüyle terketmek ve kendini beğenmiş bir ciddiyetle, urbi et orbi[85*] zengin köylülerin gelişmiş aletler satın aldığını ilan eden ve ciddi bir edayla, kumar masalarında oturmaktan bıkmış kişileri sevinçle karşılamamız gerektiğine inandırmaya çalışan beylerin kullanımına bırakmak. Ve işte bu çabayla, "halkın dostları", bir "halk sistemi"nden ve aydınlardan sözetmekte — yalnızca ciddi bir havayla değil, ayrıca gösterişçi, heybetli tümceler kullanarak geniş ideallerden, yaşam sorunlarının ideal bir biçimde ele alınmasından sözetmekteler!...
      Sosyalist aydınlar ancak hayallerini terkettikleri ve Rusya'nın istenen değil, gerçek gelişmesinde, olanaklı olan değil, gerçek toplumsal ekonomik ilişkilerinde destek aramaya başladıkları zaman verimli bir çalışma yapmayı umabilirler. Dahası, onların TEORİK çalışmaları, Rusya'daki ekonomik uzlaşmaz karşıtlıkların bütün biçimlerinin ve ardıl gelişmelerinin incelenmesine yöneltilmelidir; siyasal tarihin, hukuksal sistemin özelliklerinin, ya da yerleşmiş teorik önyargının onu gizlediği her yerde bu uzlaşmaz karşıtlığı açığa çıkarmaları gerekir. Gerçekliklerimizin belli bir üretim ilişkileri sistemi [sayfa 179] olarak bütün bir görünümünü sunmaları, çalışan halkın sömürülmesinin ve mülksüzleştirilmesinin bu sistem altında esas olduğunu göstermeleri ve ekonomik gelişme tarafından belirtilen bu sistemden çıkış yolunu göstermeleri gerekir.
      Rusya tarihinin ve gerçeklerinin ayrıntılı bir incelenmesine dayanan bu teori, proletaryanın istemlerine yanıt vermelidir — ve eğer bu teori bilimin gereklerini yerine getirirse, proletaryanın protestocu düşüncesinin her uyanışı, bu düşünceyi kaçınılmaz olarak sosyal-demokrasi kanallarına itecektir. Bu teorinin geliştirilmesinde ne kadar ilerleme gösterilirse, sosyal-demokrasi o kadar hızlı büyüyecektir; çünkü mevcut sistemin en usta muhafızları bile proletarya düşüncesinin uyanışını engelleyemez, bizzat bu sistem zorunlu ve kaçınılmaz olarak üreticilerin en yoğun mülksüzleştirilmesini, proletaryanın ve onun yedek ordusunun sürekli büyümesini öngörür — bu, toplumsal zenginliklerin ilerlemesine, üretici güçlerdeki dev büyümeye, ve emeğin kapitalizm tarafından toplumsallaştırılmasına paralel olur. Bu teoriyi geliştirmek için ne kadar çok şey yapılması gerekirse gereksin, bunu, sosyalistler yapacaklardır; bunun güvencesi, tek bilimsel yöntem olan ve her programın gerçek sürecin kesin bir formülasyonu olmasını gerektiren materyalizmin onlar arasında yayılmasıdır; bunun güvencesi, bu fikirleri benimseyen sosyal-demokrasinin başarısıdır — bu başarı, liberallerimizi ve demokratlarımızı öyle canlandırmıştır ki, bir marksistin dediği gibi, aylık dergileri sıkıcı olmaktan çıkmıştır.
      Sosyal-demokratların teorik çalışmasının gerekliliğini, önemini ve genişliğini böyle vurgularken, hiç de, bu çalışmanın PRATİK çalışmadan önde geleceğini[86*] söylemek istemiyorum — hele, bu sonuncusunun, birincisi tamamlanıncaya kadar ertelenmesi gerektiğini hiç söylemiyorum. Ancak "öznel toplumbilim yöntemi"nin hayranları, ya da ütopik sosyalizmin [sayfa 180] izleyicileri böyle bir sonuca varabilirler. Elbette, sosyalistlerin görevinin ülke için (gerçek olandan) "farklı" "gelişme yolları" aramak olduğu varsayılırsa, o zaman, doğal olarak, pratik çalışma, ancak, felsefi dehalar, bu "farklı yollan" bulduğu ve gösterdiği zaman olanaklı olur ve, tersine olarak da, bu yollar bir kez bulundu ve belirtildi mi, teorik çalışma biter ve "anayurt"u "yeni keşfedilen" "farklı yollar"da yönlendirecek olanların çalışması başlar. Sosyalistlerin görevi, toplumsal ve ekonomik gelişmenin fiili yolunda duran fiili ve gerçek düşmanlara karşı fiili savaşımında proletaryanın ideolojik önderleri olmak olduğu zaman durum tümüyle farklıdır. Bu koşullar altında teorik ve pratik çalışma, kıdemli Alman sosyal-demokratı Liebknecht tarafından yerinde olarak şöyle tanımlanan tek bir çalışma içinde kaynaşır: Studieren, Propagandieren, Organisieren[87*]
      Yukarda değinilen teorik çalışma olmaksızın ideolojik lider olamazsınız, bu çalışmayı davanın gereksinmelerini karşılamaya yöneltmeden, ve bu teorinin sonuçlarım işçiler arasında yaymadan ve onların Örgütlenmesine yardımcı olmadan ideolojik lider olamayacağınız gibi.
      Görevin böyle sunulması, sosyal-demokrasiyi, sosyalist grupların çoğu kez acısını çektikleri kusurlardan, yani dogmatizm ve sekterlikten korumaktadır.
      Bir öğretinin en üst ve tek ölçütünün gerçek toplumsal ve ekonomik gelişme sürecine uygunluğu olduğu yerde, dogmatizm olamaz; görev, proletaryanın örgütlenmesini ilerletmek olduğu zaman ve, bu yüzden de, "aydınların" rolünün, aydınlar arasından özel liderler çıkmasını gereksiz kılmak olduğu zaman, sekterlik olamaz.
      Dolayısıyla, çeşitli teorik sorular üzerinde marksistler arasında farklılıklar olmasına karşın, siyasal etkinlik yöntemleri, grup kurulduğundan beri hep aynı kalmıştır.
      Sosyal-demokratların siyasal etkinliği, Rusya'daki işçi sınıfı hareketinin gelişme ve örgütlenmesini ilerletmek, bu hareketi, içinde bulunduğu yönlendirici bir fikirden yoksun, [sayfa 181] dağınık protesto, "isyan" ve grev girişimleri durumundan çıkararak, TÜM Rusya işçi SINIFININ, burjuva rejime karşı yöneltilmiş ve mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmişine ve çalışan halkın ezilmesine dayanan toplumsal sistemin kaldırılmasına çalışan örgütlü bir savaşıma dönüşmektedir. Bu etkinliklerin altında yatan şey, marksistlerin, Rus işçisinin, Rusya'nın tüm çalışan ve sömürülen halkının tek ve doğal temsilcisi olduğuna ilişkin ortak kanılarıdır.[88*]
      Doğal diyoruz, çünkü serf ekonomisinin cançekişen kalıntılarını hesaba katmazsak, Rusya'da çalışan halkın sömürülmesi her yerde kapitalist niteliktedir; ama üretici yığınlarının sömürülmesi küçük-ölçekli, dağınık ve gelişmemişken, fabrika proletaryasının sömürülmesi büyük-ölçekli, toplum-sallaşmış ve yoğunlaşmıştır. Birinci durumda, sömürü, hâlâ, çalışan halkın ve ideologlarının çalışan halkı ezen sistemin özünü görmesine, bu sistemden çıkış yolunun nerede ve nasıl bulunabileceğini görmesine engel olan ortaçağ biçimlerine, çeşitli siyasal, hukuksal ve geleneksel tuzaklara, hile ve oyunlara sarılmıştır. İkinci durumda ise, tersine, sömürü tamamen gelişmiştir ve hiçbir zihin karıştıran ayrıntı olmaksızın saf biçimiyle ortaya çıkmaktadır. İşçi, sermaye tarafından ezildiğini, savaşımının burjuva sınıfa karşı verilmesi gerektiğini görmeden edemez. Ve o anki ekonomik gereksinmelerinin karşılanmasını, maddi koşullarının iyileştirilmesini amaçlayan bu savaşım, kaçınılmaz olarak, işçilerin örgütlenmesi isteminde bulunur ve, kaçınılmaz olarak bireylere karşı değil, bir sınıfa, çalışan halka, yalnız fabrikalarda değil, her yerde baskı ve zulüm yapan sınıfa karşı bir savaşım haline gelir, işte bunun için, fabrika işçisi, tüm sömürülen nüfusun en önde gelen temsilcisinin ta kendisidir. Örgütlü, sürekli bir savaşımdaki bu temsilcilik işlevini yerine getirebilmesi için, onu "umutlar"la gayrete getirmek hiç de gerekli değildir; gereken tek şey, yalnızca onun kendi durumunu anlamasını [sayfa 182] sağlamak, onu ezen sistemin siyasal ve ekonomik yapısını ve bu sistem altında uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarının zorunlu ve kaçınılmaz olduğunu anlamasını sağlamaktır. Fabrika işçisinin, genel kapitalist ilişkiler sistemi içindeki bu durumu, onu, işçi sınıfının kurtuluşu uğruna savaşımın tek savaşçısı yapar, çünkü yalnızca kapitalizmin gelişmesinin daha yüksek aşaması, büyük-ölçekli makineli sanayi, bu savaşım için gerekli maddi koşullan ve toplumsal güçleri yaratır. Kapitalist gelişme biçimlerinin düşük olduğu başka her yerde, bu maddi koşullar mevcut değildir, üretim binlerce küçük işletme arasında dağılmıştır (ve bunlar en eşitçi ortaklaşa toprak sahipliği biçimleri altında bile, dağınık işletmeler olmaktan çıkmazlar), çünkü sömürülenlerin çoğu, hâlâ küçük işletmelere sahiptir ve böylece savaşım vermeleri gereken burjuva sisteme bağlanmışlardır; bu, kapitalizmi kaldırabilecek toplumsal güçlerin gelişmesini geciktirir ve engeller. Dağınık, bireysel, küçük sömürü, çalışan halkı bir yere bağlar, onları böler, sınıf dayanışması bilincine ulaşmalarını engeller; baskıya özel bir bireyin değil, tüm ekonomik sistemin neden olduğunu anlar anlamaz birleşmelerini engeller. Büyük-ölçekli kapitalizm ise, tersine, tüm işçilerin, eski toplumla, belli bir yerle ve belli bir sömürüyle olan bağlarını koparır; onları birleştirir, düşünmeye zorlar ve örgütlü bir savaşıma başlamalarını olanaklı kılan koşullar içine sokar. Bundan dolayı da, sosyal-demokratlar tüm dikkatlerini ve tüm etkinliklerini işçi sınıfı üzerinde yoğunlaştırırlar. Onun ileri temsilcileri, bilimsel sosyalizm fikirlerini, Rus işçisinin tarihsel rolü fikrini iyice kavradıkları zaman, bu fikirler yaygınlaştığı zaman, ve işçilerin bugünkü dağınık ekonomik savaşını bilinçli sınıf savaşımına dönüştürmek üzere işçiler arasında sağlam örgütler kurulduğu zaman — Rus İŞÇİSİ, tüm demokratik öğelerin başını çekerek mutlakiyeti devirecek ve RUSYA PROLETARYASINI (BÜTÜN ÜLKELERİN proletaryasıyla yanyana) açık siyasal savaşımın düz yolundan KOMÜNİST DEVRİMİN ZAFERİNE götürecektir. [sayfa 183]
     
       
      1894
     



EK I


      EKLÎ tablo, metinde değinilen 24 bütçeye ait verileri içermektedir.
      Ostrogojsk uyezdindeki 24 tipik köylü ailesinin bileşimi ve bütçeleri - Özet
.
     
      TABLO İÇİN AÇIKLAMA
     
      1° İlk 21 sütun tümüyle İstatistiki Özet'ten alınmıştır. Sütun 22, Özet'teki şu sütunları birleştirmektedir: çavdar, buğday, yulaf ve arpa, akdarı ve karabuğday, öteki tahıllar, patates, sebze ve saman (8 sütun). Saman ve sap hariç olmak üzere, tahıldan gelen gelirin (sütun 23) nasıl hesaplandığı, metinde açıklanmıştır. Sütun 24, Özet'teki şu sütunları birleştirmektedir: at, sığır, koyun, domuz, kümes hayvanları, post ve yün, yağ ve et, süt ürünleri, tereyağı (9 sütun). Sütun 25-29, tümüyle Özet'ten alınmıştır. Sütun 30-34, Özet'teki şu sütunları birleştirmektedir: çavdar, buğday, akdarı ve karabuğday, patates, sebze, tuz, tereyağı, yağ ve et, balık, süt ürünleri, votka ve çay için harcamalar (12 sütun). Sütun 35, Özet'teki şu harcamalara ilişkin sütunları birleştirmektedir: sabun, gazyağı, mum, giysi, ve kapkacak (4 sütun). Geri kalan sütunlar için bir açıklama gerekmez.
      2° Sütun 8, desiyatin olarak, kirayla tutulmuş topraklara verilmiş-toprak içindeki ekilebilir toprağın (Ozet'te bunun için özel bir sütun vardır) eklenmesiyle bulunmuştur.
      3° "Gelir Kaynakları" ve "Harcama Dağılımı" sütunlarındaki alt rakamlar dizisi, gelir ve harcamanın parasal kısmını gösterirler. 25-28 ve 37-42 sütunlarda, gelir (ya da harcama) tümüyle parasaldır. Parasal kısım (yazar bunu ayrı olarak göstermiyor) gayrisafi gelirden, ev halkının kendisinin tükettiği miktar çıkarılarak hesaplanmıştır. [sayfa 185]
      [sayfa 186-191 - Tablolar]



EK II


      BAY Struve, çok haklı olarak, "Marx'ın sınıf savaşımı ve devlet öğretisi, Rus ekonomi-politikçisine tamamen yabancıdır" tezini, Nik.-on'u eleştirisinin temel taşı yapıyor. Bay Struve'nin bu tez yazısını (dört sütunluk), bay Krivenko gibi onun görüş sisteminin değerlendirilmesinde temel alacak kadar cüretkar değilim (bay Struve'nin öteki yazılarını bilmiyorum); ve onun söylediği her şeye katılmadığımı da belirtmem gerekir; bu yüzden, bir bütün olarak yazısını değil, ancak öne sürdüğü bazı temel önermeleri destekleyebilirim. Ama her türlü durumda, değinilen durum doğru olarak değerlendirilmiştir: Bay Nik.-on'un temel hatası, gerçekten de, kapitalist toplumun doğasında bulunan sınıf savaşımını anlaya-mamasıdır. Bu tek yanılgının düzeltilmesi, onun teorik önermelerinden ve araştırmalarından bile sosyal-demokrat sonuçlar çıkarılmasını sağlamaya yetecektir. Sınıf savaşımını [sayfa 192] gözden kaçırmak, gerçekten de marksizm konusunda büyük bir yanlış anlamayı —Marx'ın ilkelerinin sıkı bir taraftarı olarak geçinmeye pek meraklı olduğuna göre, bay Nik.-on'un daha da fazla suçlu sayılacağı bir yanlış anlamayı— açığa vurur. Birazcık olsun Marx bilgisi olan bir kimse, sınıf savaşımı öğretisinin onun tüm görüşler sisteminin ekseni olduğunu yadsıyabilir mi?
      Bay Nik.-on, elbette ki, Marx'ın teorisini, örneğin Rusya tarihinin ve gerçekliğinin olgularına uymadığı gerekçesiyle, bu husus dışında kabul edebilirdi. Ama o zaman, her şeyden önce, Marx'ın teorisinin bizim sistemimizi açıkladığını söyleyemezdi; bu teorinin ve kapitalizmin sözünü bile edemezdi, çünkü teoriyi yeniden biçimlendirmek, uzlaşmaz karşıt ilişkileri ve sınıf savaşımını doğasında taşımayan farklı bir kapitalizm kavramı geliştirmek gerekli olurdu.
      Her durumda açık bir koşul koyması ve marksizmin A'sını kabul ettikten sonra, B'sini kabul etmeyi neden reddettiğini açıklaması gerekirdi. Bay Nik.-on, bu tür bir şey yapmaya hiç girişmemiştir.
      Ve bay Struve, çok haklı olarak, sınıf savaşımını anlayamamanın bay Nik.-on'u bir ütopyacı yaptığı sonucuna varmıştır, çünkü kapitalist toplumdaki sınıf savaşımını görmezlikten gelen biri eo ipso,[
89*] bu toplumun toplumsal ve siyasal yaşamının tüm gerçek içeriğini de görmezlikten gelir ve özlemini gerçekleştirmeye çabalarken, zararsız istekler alanında dolaşıp durmaya kaçınılmaz olarak mahkum olur. Sınıf savaşımını anlayamamış olması onu bir gerici yapar, çünkü "topluma" ve "devlete", yani burjuva ideologlarına ve politikacılarına başvurmalar, yalnızca sosyalistlerin kafasını karıştırabilir ve proletaryanın en kötü düşmanlarını müttefikler olarak kabul etmelerine yolaçabilir, işçilerin kurtuluş savaşımını güçlendirerek açıklığa kavuşturacak ve örgütlenmesini geliştirecek yerde, yalnızca bu savaşımı engelleyebilir.
      Bay Struve'nin yazısına değindiğimize göre, bay [sayfa 193] Nik.-on'un Ruskoye Bogatstvo, n° 6'daki yanıtının üzerinde durmadan geçemeyiz.[90*]
      Bay Nik.-on, fabrika işçilerinin sayısındaki yavaş artışa, nüfustaki büyümenin gerisinde kalan artışa ilişkin veriler aktararak şöyle iddia ediyor: "Anlaşıldığına göre, ülkemizde kapitalizm, bırakın 'tarihsel görevini' yerine getirmeyi, kendi gelişmesini kendisi sınırlamaktadır. Sırası gelmişken belirtelim, işte bu nedenle 'anayurtları için batı Avrupa'nın izlediğinden ve halen izlemekte olduğundan farklı bir gelişme yolu arayanlar bin kez haklıdırlar." (Ve bunu, Rusya'nın tam da bu kapitalist yolu izlediğini kabul eden bir adam yazıyor!) Bu "tarihsel görev"in yerine getirilmemesinin nedeni, bay Nik.-on'a göre, "köy topluluğuna düşman ekonomik eğilimin (yani kapitalizmin), batı Avrupa'ya özgü olan ve kuzey Amerika'da da özel bir güçle kendini göstermeye başlayan birleştiriciliğin bir nebzesini bile sağlamadan kendi varlığının temellerini yok etmekte olmasıdır."
      Bir başka deyişle, burada, kapitalizme bakış açısı, "kapitalizmin halkın yaşamına sokulması" biçimindeki devlet sorununu çözen bir devlet memurunun bakış açısı gibi olan ünlü bay V.V. tarafından icat edilen sosyal-demokratlara karşı standart bir iddia ile karşı karşıyayız — eğer "görevi"ni yerine getiriyorsa bırakın girsin; getirmiyorsa "dışarda tutun". Bu zekice iddianın bütün öteki üstünlükleri bir yana, kapitalizmin "görevi"nin kendisi de, bay V.V. tarafından çekilmez ve akılalmaz bir biçimde yanlış ve dar bir tarzda anlaşılmıştır ve, anlaşılan, bay Nik.-on da bunu öyle anlamaktadır. Ve elbette, gene, bu beyler, teklifsizce, kendi anlayışlarının darlığını, yasal yayın onlara kapalı tutulduğu için tıpkı ölüler gibi yerilebilecek olan sosyal-demokratların üstüne atmaktalar! [sayfa 194]
      Marx'ın görüşüne göre, kapitalizmin ilerici ve devrimci rolü, onun, emeği toplumsallaştırarak aynı zamanda tam da bu süreç mekanizmasıyla "işçi sınıfını eğitmesi, birleştirmesi ve örgütlemesinden", onları savaşım için eğitmesinden, "başkaldırmalarını" örgütlemesinden, onları "mülksüzleştirenleri mülksüzleştirmek", siyasal gücü almak ve üretim araçlarını "birkaç gaspedici”nin elinden alarak topluma devretmek üzere birleştirmesinden ibarettir. (Kapital, s. 650).[80]
      Marx, bunu, işte böyle formüle ediyor. Elbette ki, burada "fabrika işçilerinin sayısı" üzerine hiçbir şey söylenmemiş: Marx üretim araçlarının yoğunlaşmasından ve emeğin toplumsallaşmasından sözetmektedir. Bu ölçütlerin "fabrika işçilerinin sayısı" ile hiçbir ortak yanı olmadığı çok açıktır.
      Ama bizim istisnacı Marx yorumcularımız, bunu, yanlış bir biçimde, kapitalizm altında emeğin toplumsallaşmasının fabrika işçilerinin bir çatı altında emek harcamasından ibaret olduğu, ve bu yüzden kapitalizmin yaptığı işin ilericiliğinin... fabrika işçilerinin sayısıyla ölçüleceği anlamında yorumluyorlar!!! Eğer fabrika işçilerinin sayısı artıyorsa, kapitalizm ilerici işini iyi yapmaktadır; eğer bu sayı azalıyorsa "tarihsel görevini kötü bir biçimde yerine getirmektedir" (bay Nik.-on'un yazısında, s. 103) ve bu durumda "aydınlama "yurtları için farklı yollar aramak" düşer.
      Ve böylece, Rus aydınları "farklı yollar" aramaya koyulurlar. Bu aydınlar, yıllardan beri, var güçleriyle kapitalizmin "yanlış" bir gelişme yolu olduğunu, çünkü işsizliğe ve bunalımlara yolaçtığını tanıtlamaya[91*] çalışarak bu yolları aramakta ve bulmaktadırlar. 1880'de bir bunalımla karşılaştık derler, 1893'te gene bir bunalım; artık bu yolu bırakmak zamanı geldi, çünkü açıktır ki, bizde işler kötü gidiyor. [sayfa 195]
      Oysa Rus burjuvazisi, öyküdeki kedi gibi, "dinler, ama yemeye devam eder[81]" : Elbette, efsanevi kârlar artık kazanılamadığı zaman işler "kötü" gitmektedir. Onun için liberallerin ve radikallerin söylediği türküyü yineler ve eldeki mevcut ve daha ucuz sermaye sayesinde, enerjik bir biçimde yeni demiryolları yapımına girişir, işler "bizde" kötü gitmektedir, çünkü "biz" eski yerlerde halkı zaten iyice yolmuşuzdur ve şimdi bizi tüccar sermayesi kadar zenginleştirmeyecek olan sınai sermaye alanına girmemiz gerekmektedir. Ve onun için, "biz", yüzde-yüz kâr getiren "ilk birikimin" hâlâ olanaklı olduğu, köylülükteki burjuva farklılaşmanın tamamlanmış olmaktan hâlâ çok uzak olduğu Avrupa Rusyasının doğu ve kuzey sınır bölgelerine gideceğiz. Aydınlar bütün bunları görecek ve aralıksız olarak "bizim" gene bir iflasa doğru gittiğimize ilişkin gözdağı vereceklerdir. Ve gerçekten de yeni bir iflasla karşı karşıya geliriz. Pek çok küçük kapitalist büyük kapitalistlerce ezilmekte, pek çok köylü, gitgide daha çok burjuvazinin eline geçmekte olan tarımdan atılmaktadır; yoksulluk, işsizlik ve açlık deryası sınırsızca genişlemekte — ve "aydınlar", vicdan rahatlığı içinde, kehanetlerine işaret etmekte ve dış pazarların yokluğunu kapitalizmimizin istikrarsızlığının kanıtı olarak ileri sürerek, durmadan bu yolun yanlışlığından yakınmaktadırlar.
      Oysa Rus burjuvazisi, "dinler, ama yemeye devam eder". "Aydınlar" yeni yollar ararlarken, burjuvazi, burjuva sisteminin çekiciliklerini genç ülkelere sokarak ve oralarda da görülmemiş bir hızla sınai ve tarımsal bir burjuvazi yaratarak ve üreticiler yığınını müzmin bir açlık çeken işsizlerin safına fırlatarak, kendisi için bir pazar yarattığı kolonilere giden demiryollarının yapımı için dev projelere girişir.
      Sosyalistler yanlış yollar hakkında yakınmakla yetinmeye ve... fabrika işçilerinin sayısındaki yavaş artışla kapitalizmin istikrarsız olduğunu kanıtlamaya çalışmaya gerçekten de devam edecekler midir!!?
      Bu çocukça düşünceyi[92*] tartışmadan önce, bay [sayfa 196] Nik.-on'un, bay Struve'nin yazısındaki eleştirdiği parçayı çok eksik bir biçimde aktardığını söylemeden geçemeyeceğim Bu yazı harfi harfine şöyle demektedir:
      "Yazar (yani bay Nik.-on) Rusya'daki ve Amerika'daki nüfusun mesleki bileşimlerindeki farka işaret ederken —Rusya için, kârlı bir biçimde çalıştırılan toplam nüfusun (erwerbsthätigen) %80'i, Birleşik Devletler'de ise yalnızca %44'ü tarımla uğraşıyor şeklinde ele alınmıştır— Rusya'nın kapitalist gelişmesinin, %80 ve %44 arasındaki bu farkı gidereceğini; bunun denilebilir ki, onun tarihsel görevi olduğunu görmemektedir."
      "Görev" sözcüğünün burada çok yersiz olduğu düşünülebilir, ama bay Struve'nin fikri açıktır: Bay Nik.-on, Rusya'nın kapitalist gelişmesinin (bu gelişmenin gerçekten de kapitalist bir gelişme olduğunu kendisi de kabul etmektedir) kırsal nüfusu azaltacağını görmemiştir, oysa aslında bu, kapitalizmin genel bir yasasıdır. Dolayısıyla bu itirazı çürütmek için, bay Nik.-on'un ya 1) kapitalizmin bu eğilimini görmezden gelmediğini, ya da 2) kapitalizmin böyle bir eğilime sahip olmadığını göstermesi gerekirdi.
      Bay Nik.-on, bunun yerine, fabrika işçilerimizin sayısıyla ilgili verileri (onun tahminine göre nüfusun %1'i) tahlil etmeye girişmektedir. Ama bay Struve fabrika işçilerinden mi sözediyordu? Rusya'da nüfusun %20'si, Amerika'da %50'si fabrika işçilerini mi temsil ediyor? "Fabrika işçileri" terimi ile "tarımla uğraşmayan nüfus" terimi, aynı şey midir? Tarımla uğraşan nüfus oranının Rusya'da da azalmakta olduğu yadsınabilir mi?
      Bay Krivenko, aynı dergide bu pasajı zaten tahrif etmiş olduğu için daha da gerekli gördüğüm bu düzeltmeyi yaptıktan sonra, bay Nik.-on'un düşüncesine geçelim — "kapitalizm görevini kötü bir biçimde yerine getirmektedir". [sayfa 197]
      Birincisi, Denemeler'in[93*] yazarının yaptığı gibi, fabrika işçilerinin sayısını kapitalist üretimle uğraşan işçilerin sayısıyla bir tutmak saçmadır. Bu, büyük-ölçekli makine sanayisini, kapitalizmin tam da başlangıcı yapan Rus küçük-burjuva iktisatçılarının yanılgısını yinelemek (ve hatta ağırlaştırmak) demektir. Tüccarların malzemesi ile ve olağan ücretler karşılığında tüccarlar için çalışan milyonlarca Rus el-zanaatçısı, kapitalist üretimle uğraşmıyor mu? Tarımdaki düzenli çiftlik emekçileri ve gündelikçiler, patronlarından ücret almıyorlar mı? (Reformdan bu yana ülkemizde hızla gelişmiş olan) yapı sanayisindeki işçiler, kapitalist sömürüye bağımlı değiller mi? Ve bunun gibi.[94*] [sayfa 198]
      İkincisi, fabrika işçilerinin sayısını (1.400.000), toplam nüfusla karşılaştırmak ve oranı bir yüzde olarak ifade etmek saçmadır. Bu, yalnızca karşılaştırılmaz şeyleri karşılaştırmak olur: çalışabilir nüfusu çalışamaz durumdakilerle karşılaştırmak vb.. Fabrika işçilerinin her biri, ailelerindeki belli bir sayıda çalışmayan üyeyi beslemiyor mu? Fabrika işçileri —patronlarından ve bütün bir tüccarlar güruhundan başka— bu türlü yemeğini fabrika nüfusu ile karşılaştırırken tarımsal nüfusa dahil ettiğimiz askeri, memuru ve benzeri bir sürü takımı da beslemiyorlar mı? Sonra Rusya'da, gene fabrika sanayisi ile karşılaştırılmaları ve tarımla birleştirilmeleri saçma olan balıkçılık vb. gibi sanayiler yok mu? Eğer Rusya'daki nüfusun mesleki bileşimi hakkında bir fikir edinmek istediyseniz, birincisi, maddi değerlerin üretimiyle uğraşan nüfusu özel bir grup olarak ayırmanız (dolayısıyla bir yandan çalışan nüfusu, öte yandan askerleri, memurları, papazları vb. buna katmamanız) gerekirdi; ikincisi de, bunları, ulusal emeğin çeşitli dalları arasında bölmeye çalışmanız gerekirdi. Eğer bunun için veriler yoksa, nüfusun %1'inin (??!!) fabrika sanayisinde çalışması hakkında saçmasapan konuşacağınız yerde, böyle hesaplamalara[95*] girişmekten kaçınmanız [sayfa 199] gerekirdi.
      Üçüncüsü —ve bu, kapitalizmin ilerici ve devrimci rolü konusunda Marx'ın teorisinin esas ve en rezilce tahrifidir— "kapitalizmin birleştirici anlamının" yalnızca fabrika işçilerini birleştirmekle ifade edildiği düşüncesi, nereden aklınıza geldi? Marksizm düşüncenizi Oteçestveniye Zapiski'nin emeğin toplumsallaştırılmasına ilişkin makalelerinden alıyor ol-mayasınız? Siz de bunu bir çatı altında çalışmakla bir tutuyor olmayasınız?
      Ama hayır. Nik.-on'un bununla suçlanamayacağı anlaşılacaktır, çünkü o, Ruskoye Bogatstvo, n° 6'daki yazısının ikinci sayfasında, emeğin, kapitalizm tarafından toplumsallaştırılmasını eksiksiz bir biçimde tanımlamakta, bu toplumsallaştırmanın her iki özelliğini de doğru olarak belirtmektedir: I) bütün toplum için çalışma, ve 2) ortak emeğin ürününü elde etmek üzere tek tek emekçilerin birleştirilmesi. Ama eğer durum buysa, bu "görev", kapitalizmin gelişmesi ve genel olarak emeğin toplumsallaştırılması ile, fabrika işçilerinin yalnızca ön saftakiler rolünü, öncü rolünü oynadığı genel [sayfa 200] olarak bir proletaryanın yaratılmasıyla yerine getirilirken, kapitalizmin "görevi"ni fabrika işçilerinin sayısı ile değerlendirmek niye? Elbette ki, proletaryanın devrimci hareketinin bu işçilerin sayısına, yoğunlaşmasına, gelişme derecelerine vb. bağlı olduğundan kuşku duyulamaz; ama bütün bunlar, bize, kapitalizmin "birleştirici anlamı"nı fabrika işçilerinin sayısına eşitlemek hakkını biraz olsun vermez. Böyle yapmak, Marx'ın fikrini olanaksız bir biçimde darlaştırmak olurdu.
      Size bir örnek vereceğim. Friedrich Engels Zur Wohnungsfrage[96*] broşüründe, Alman sanayisinden sözeder ve başka hiçbir ülkede —yalnızca batı Avrupa'ya değinmektedir— bir bahçeye ya da bir toprak parçasına sahip bu kadar çok ücretli işçinin bulunmadığını belirtir, "...bahçecilik ya da küçük tarımın yanısıra yürütülen kırsal ev sanayisi, Almanya'nın yeni büyük sanayisinin geniş tabanını oluşturmaktadır" der. Bu ev sanayisi, Alman küçük köylüsünün büyüyen dertleriyle birlikte, gitgide daha çok büyür (Rusya'da olduğu gibi diye ekleyelim), ama sanayinin tarımla BİRLEŞTİRİLMESİ, ev üreticisinin, elzanaatçısının GÖNENCİNİN değil, tersine, daha da çok EZİLMESİNİN temelidir. Bulunduğu yere bağlı olduğundan, her fiyatı kabul etmek zorunda ve bu yüzden kapitaliste yalnızca artı-değeri değil, ücretlerin büyük bir kısmını da teslim eder (büyük-ölçekli üretimin ev sistemindeki çok büyük gelişmesiyle Rusya'da da durum budur). Engels devam eder: "Bu, sorunun bir yüzüdür, ama bunun birde öteki yüzü vardır. ... Ev sanayisinin gelişmesiyle birbiri ardından köylük bölgeler günümüz sanayi hareketinin içine sürüklenmektedir. Almanya'da sanayi devrimini İngiltere ve Fransa'dakinden çok daha geniş bölgelere yayan, kırsal bölgelerin ev sanayisi tarafından bu şekilde köklü bir biçimde değişikliğe uğratılmasıdır. ... Bu, İngiltere ve Fransa'nın tersine, Almanya'da devrimci işçi sınıfı hareketinin yalnızca kentsel merkezlerde kısıtlanacak yerde, ülkenin büyük bir kısmında neden böyle çok büyük ölçüde yayıldığını [sayfa 201] açıklamaktadır. Ve gene bu, hareketin sessiz, emin ve karşı konmaz ilerlemesini de açıklamaktadır. Besbelli ki, Almanya'da, başkentte ve öteki büyük kentlerde başarılı bir ayaklanmanın, ancak daha küçük kentlerin çoğunluğu ve kırsal bölgelerin büyük bir bölümü devrimci değişiklik için olgun hale geldiği zaman olanaklı olabilecektir. "[82]
      O halde görüyorsunuz ki, yalnızca kapitalizmin "birleştirici anlamı" değil, işçi sınıfı hareketinin başarısı da, yalnızca fabrika işçilerinin sayısına değil... elzanaatçılarının sayısına da bağlıdır! Oysa bizim istisnacılar, Rus elzanaatı sanayilerinin geniş çoğunluğunun saf kapitalist örgütlenmesini görmezlikten gelerek, bunları bir tür "halk" sanayisi olarak kapitalizmin karşısına koyuyorlar ve "kapitalizmin doğrudan hizmetinde olan nüfus oranını" fabrika işçilerinin sayısı ile değerlendiriyorlar! Bu, bay Krivenko'nun şu iddiasını anımsatıyor: Marksistler, tüm dikkatin fabrika işçilerine çevrilmesini istiyorlar; ama 100 milyon insan içinde bunlar yalnızca bir milyon olduğuna göre, yaşamın ancak ufak bir köşesini oluşturmaktadırlar ve insanın, kendini buna vermesi, tıpkı loncavari kurumlarda ya da yardım kurumlarında çalışmakla yetinmesi gibi bir şeydir. (Ruskoye Bogatstvo, n° 12) Yapımevi ve fabrikalar, loncavari kurumlar ve yardım kurumlan kadar yaşamın küçük bir parçasıdır! Ne büyük bir dehasınız bay Krivenko! Hiç kuşku yok ki, tüm toplum için mal üretenler, bu loncavari kurumlardır? Hiç kuşku yok ki, çalışan halkın sömürülmesini ve mülksüzleştirilmesini açıklayan şey, loncavari kurumlardaki durumlardır? Hiç kuşku yok ki, proletaryanın, işçi sınıfının kurtuluşu bayrağını yükseltebilecek ileri temsilcileri bu loncavari kurumlarda aranmalıdır.
      Önemsiz burjuva filozofların ağzından böyle şeyler duymak şaşırtıcı değildir, ama ne yazık ki, bu tür bir şeyi bay Nik.-on'un yazılarında da okumak zorunda kalıyoruz.
      Kapital
’in 393. sayfasında[83] Marx, İngiltere nüfusunun bileşimine ait rakamları aktarıyor. 1861'de İngiltere ve Galler'de toplam 20 milyon insan vardı. Bunun 1.605.440 kişisi [sayfa 202] fabrika sanayisinin ana dallarında çalıştırılıyordu.[97*] Ayrıca, hizmetçi sınıfının 1.208.648 üyesi vardı; ikinci baskının bir dipnotunda Marx, bu sınıftaki çok hızlı büyümeye değinmektedir. Şimdi, İngiltere'de, "kapitalizmin birleştirici anlamı"nı değerlendirmek için 1.600.000'i 20.000.000'a bölen "marksistler" olduğunu hayal edin bir!! Sonuç %8 olacaktır —on-ikide-birden az!!! Kapitalizm, nüfusun onikide-birini bile birleştirememişken, ve üstelik — tam bir "ulusal emek" kaybını temsil eden, "ev köleleri" sınıfında, "biz", İngilizlerin "yanlış yol" izlediğini gösteren daha hızlı bir artış varken, kapitalizmin "görevi"nden nasıl sözedilebilir! "Bizlerin", "anayurdumuz için farklı", kapitalist olmayan "gelişme yollan aramamız" gerektiği açık değil midir?!
      Bay Nik.-on'un iddiasında bir başka nokta daha var: Kapitalizmin, burada "batı Avrupa'ya çok özgü olan ve kuzey Amerika'da özel bir güçle kendini göstermeye başlayan" birleştirici anlamı taşımadığını söylerken, anlaşılan işçi sınıfı hareketini kastetmektedir. Ve demek ki, kapitalizm, burada bir işçi sınıfı hareketine yolaçmadığı için farklı yollar aramamız gerekir. Bana öyle geliyor ki, bu iddia bay Mihaylovski tarafından ortaya atılmıştı. Bay Mihaylovski, Marx hazır bir proletarya ile iş görüyordu diyerek, marksistleri azarlıyordu. Ve bir marksist, Mihaylovski'ye, onun sefalette gördüğü tek şeyin sefalet olduğunu söylediği zaman yanıtı şu olmuştu: Bu söz de, her zaman olduğu gibi, aynen Marx'tan alınmıştır. Ama, diye ekliyordu, Felsefenin Sefaleti'ndeki bu pasaja dönersek, bunun bizim durumumuz için geçerli olmadığını ve bizim sefaletimizin yalnızca sefalet olduğunu görürüz. Ama işin aslında, Felsefenin Sefaleti'nde, gene de sizi destekleyecek hiçbir şey bulamayacaksınız. Marx, orada, eski okulun komünistlerinden sözederken, onların, sefaletin, eski [sayfa 203] toplumu yıkacak devrimci, yıkıcı yanını görmeyerek, sefalette, sefaletten başka bir şey görmediklerini söyler.[84] Anlaşılan, bay Mihaylovski, bir işçi sınıfı hareketinin herhangi bir "belirtisi"nin olmayışını, bunun bizim durumumuz için geçerli olmadığı iddiasına dayanak yapıyor. Bu iddia ile ilgili olarak, önce şunu belirtelim: Ancak olguların en yüzeysel bir biçimde bilinmesi, Marx'ın hazır bir proletarya ile iş gördüğü fikrini doğurabilir. Marx'ın komünist programı 1848'den önce hazırlanmıştı. O zaman Almanya'da hangi işçi sınıfı hareketi[98*] vardı? O zamanlar siyasal özgürlük bile yoktu ve komünistlerin etkinliği (bugün ülkemizde olduğu gibi) gizli gruplarla sınırlanmıştı. Kapitalizmin devrimci ve birleştirici rolünü herkese açıkça anlatan sosyal-demokrat işçi hareketi, yirmi yıl sonra bilimsel sosyalizm öğretisi kesinlikle biçimlendiği zaman, büyük-ölçekli sanayi daha yaygın hale geldiği ve bu öğretiyi işçi sınıfı arasında yayan yetenekli ve enerjik pek çok kişi ortaya çıktığı zaman başladı. Filozoflarımız, tarihsel olguları sahte bir ışık altında sunmalarına ve sosyalistlerin işçi sınıfı hareketine bilinç ve örgütlenme getirmek için yaptıkları büyük çalışmaları unutmalarına ek olarak, Marx'a en anlamsız yazgıcı görüşleri yakıştırıyorlar. Marx'ın görüşüne göre işçilerin örgütlenmesi ve toplumsallaşması kendiliğinden olur ve dolayısıyla eğer kapitalizmi görüyor da, bir işçi sınıfı hareketi görmüyorsak, bunun nedeni, işçiler arasında örgütlenme ve propaganda sorununda hâlâ pek az şey yapıyor olmamız değil de, kapitalizmin, görevini yerine getirmemesidir diye bize güvence veriyorlar. îstisnacı filozoflarımızın bu korkakça küçük-burjuva hilesini çürütmeye bile değmez: Bütün ülkelerdeki sosyal-demokratların tüm etkinlikleri bunu çürütmektedir; herhangi bir marksistin topluluk önünde yaptığı her konuşma bunu çürütmektedir. Sosyal-demokrasi —Kautsky'nin çok haklı olarak belirttiği gibi— işçi sınıfı hareketi ile sosyalizmin bir kaynaşmasıdır. Ve [sayfa 204] kapitalizmin ilerici etkinliğinin bu ülkede de kendini "gösterebilmesi" için, sosyalistlerimizin en büyük enerjiyle işe girişmeleri gerekir; Rusya'nın tarihinin ve bugünkü durumunun marksist kavranışını daha da ayrıntılı olarak ortaya çıkarmaları gerekir ve Rusya'da özellikle karmaşık ve üstü örtülü olan bütün sınıf savaşım ve sömürü biçimlerinin daha somut bir araştırmasını yapmaları gerekir. Ayrıca bu teoriyi halkın anlayabileceği biçime sokmaları ve işçiye tanıtmaları gerekir; işçinin onu özümlemesine ve sosyal-demokrat düşünceleri yaymak ve işçileri bir siyasal güç halinde sıkıca birleştirmek için bizim koşullarımız altında en UYGUN olan örgütlenme biçimini bulmasına yardımcı olmaları gerekir. Ve Rus sosyal-demokratları, işçi sınıfı ideologlarına düşen bu görevin zaten tamamlanmış, yerine getirilmiş olduğunu söylemek bir yana, (bu çalışmanın sonu yoktur), bu göreve daha yeni başladıklarını ve biraz olsun kalıcı bir şey yaratmak için, çok, pek çok kişinin yoğun çabasının gerektiğini her zaman vurgulamışlardır.
      Kapitalizmimizde ilerici çalışma olmadığı yolundaki bu genel itiraz, marksist teorinin yetersiz bir biçimde ve inanılmaz bir darlıkta kavranmasının yanısıra, efsanevi bir "halk sistemi"ne ilişkin saçma fikre de dayanmaktadır.
      Ünlü "köy topluluğu"ndaki "köylüler", yoksullar ve zenginler olarak, proletaryanın ve sermayenin (özellikle tüccar sermayesinin) temsilcileri olarak bölünürlerken, onlar, bunun, ortaçağa ait tohum halinde kapitalizm olduğunu görmeyi reddediyor ve kırın siyasal ekonomik yapısından kaçınarak sanki bizzat "eşitlikçi köy topluluğu"nun içinde, köylülüğün saf bir burjuva farklılaşması tam gelişme halinde değilmiş gibi, "anayurt için farklı yollar" ararken bağışlanmaz bir biçimde ekonomik örgütlenme biçimiyle karıştırdıkları köylü toprak mülkiyeti biçimindeki değişiklikler hakkında gevezelik ediyorlar. Ve, bu kapitalizmin, toprağın feodal gücünü kırarak ve çoktandır iyice soyulmuş ve aç kalmış olan köylüyü, muzaffer kulaklar arasında eşitlikçi bir biçimde pay edilmesi için toprağını köy topluluğuna bırakmaya, evini terketmeye, [sayfa 205] günlerce işsiz kalıp tüm Rusya'yı yaya olarak dolaşmaya ve kendisini bugün bir toprakbeyine, yarın bir demiryolu müteahhitine, sonra da bir kent emekçisi olarak, ya da bir zengin köylüye çiftlik emekçisi olarak vb. kiralamaya zorlayarak gelişmekte ve ortaçağa ait köy kapitalizminin dar biçimlerinden çıkmakta olduğu bir zamanda; Rusya'nın her tarafında efendi değiştiren bu "köylü"nün nereye giderse gitsin en utanmazca bir biçimde soyulduğunu gördüğü; kendisi gibi öteki yoksulların da soyulduğunu; onu soyanın mutlaka "bey" olmadığını, eğer emek-gücü satın alacak parası varsa "mujik kardeşi"nin de bunu yaptığını gördüğü; hükümetin, işçilerin haklarını kısıtlayarak ve en ilkel haklarını korumak üzere yaptıkları her girişimi isyan diye ezerek, nasıl her zaman efendilerine hizmet ettiğini gördüğü; Rus işçisinin emeğinin gitgide daha çok çetin hale geldiğini, ve işçilerin koşullan sürekli olarak kötüleşir, mülksüzleştirme daha da yoğunlaşır ve işsizlik olağan bir şey olurken, zenginlik ve lüksün gitgide daha hızlı büyüdüğünü gördüğü bir zamanda — işte böyle bir zamanda, bizim marksizm eleştirmenlerimiz anayurt için farklı yollar arıyorlar; işte böyle bir zamanda fabrika işçileri sayısındaki büyümenin ne olduğunu gördükten sonra, kapitalizmin yaptığı işin ilerici olduğunu kabul edip edemeyeceğimiz ve "tarihsel görevini kötü, çok çok kötü yerine getirdiği" için, kapitalizmimizi reddetmemizin ve yanlış bir yol saymamızın gerekip gerekmediği biçimindeki derin soru üzerinde düşünüp taşınmakla uğraşıyorlar.
      Ne yüksek ve geniş ölçüde insancıl bir uğraş, değil mi?
      Ve bu kötü kalpli marksistler, çalışan halkın kapitalist sömürüsü tüm Rusya'da mevcutken, anayurt için farklı yollar aramak, gerçekliklerden kaçıp düş dünyasına sığınmak anlamına gelir dedikleri zaman; görevini kötü bir biçimde yerine getirenin kapitalizmimiz değil, Rus sosyalistleri olduğunu, Rus toplumundaki uzlaşmaz karşıt sınıfların eskiden beri süren ekonomik savaşımının yokolacağını düşlemenin manilovizme[86] batmakla aynı şey olduğunu anlamayı reddeden ve bu savaşıma, örgütlenme ve anlayış getirmeye çaba [sayfa 206] harcamamız ve bu amaçla sosyal-demokratik çalışmaya girişmemiz gerektiğini anlamayı reddeden sosyalistler olduğunu gördükleri zaman nasıl da darkafalı doktrinerler olmaktadırlar.
     
      Bitirirken, bay Nik.-on'un, bu aynı sayıda Ruskoye Bogatstvo, n° 6'da, bay Struve'ye yaptığı bir başka saldırıyı da belirtmeden geçemeyiz.
      Bay Nik.-on şöyle diyor: "Bay Struve'nin tartışma yöntemlerindeki belli bir özelliğe dikkati çekmeden edemiyoruz. Alman kamuoyu için, ciddi bir Alman dergisinde yazıyordu; ama kullandığı yöntemler çok uygunsuz görünmektedir. Yalnızca Alman değil, Rus kamuoyunun da rüştünü tanıtladığını, ve bu makalede bol bol bulunan bütün bu 'umacılar'dan etkilenmeyeceğini kabul edebiliriz. 'Ütopya', 'gerici program' ve benzeri ifadelere her sütunda rastlanıyor. Ama bugün, ne yazık ki, bu 'korkunç sözlükler', anlaşılan bay Struve'nin hesaba kattığı etkiyi yaratmamaktadır, (s. 128)
      Bay Nik.-on ve Struve arasındaki bu tartışmada "uygunsuz yöntemler" kullanıp kullanılmadığını ve kullanılmışsa kim tarafından kullanıldığını incelemeye çalışalım.
      Bay Struve, ciddi bir yazıda, kamuoyunu "umacılar" ve "korkunç sözcükler" kullanarak etkilemeye çalıştığı gerekçesiyle "uygunsuz yöntemler"'kullanmakla suçlanmaktadır.
      "Umacılar" ve "korkunç sözcükler" kullanmak, bir muhalifi, açık ve tam olarak gerekçesi gösterilmemiş ve yazarın görüş açısının (kesinlikle belirtilmiş bir görüş açısının) kaçınılmaz sonucu olmayan, yalnızca kötüleme, azarlama isteğini ifade eden sert suçlayıcı sözlerle tanımlamak anlamına gelir.
      Açıktır ki, salt bu son özellik bile, suçlayıcı sıfatları "umacılar"a dönüştürür. Bay Slonimski, bay Nik.-on için sert konuşmuştu, ama mevcut düzenin burjuva niteliğini kesinlikle anlamayan sıradan bir liberale özgü görüş açısını açıkça ve kesinlikle formüle ettiğinden ve şaşırtıcı savlarını çok açık formüle ettiğinden, aklınıza gelen her şeyle suçlanabilir [sayfa 207] ama "uygunsuz yöntemler"le suçlanamaz. Bay Nik.-on da, kendi açısından, bay Slonimski için sert konuşmuştu, bu arada yetişmesi ve öğrenmesi için, Marx'ın —(bay Nik.-on'un kabul ettiği gibi) "bizim ülkemizde de doğrulanmış" olan— bay Slonimski'nin istediği küçük elzanaatı sanayisi ve küçük köylü toprak mülkiyetinin savunulmasının gerici ve ütopik niteliğine ilişkin sözlerini aktarmış ve onu "darkafalılık", "saflık" ve benzeri şeylerle suçlamıştı. Bakın, bay Nik.-on'un yazısı da, bay Struve'ninkinde olduğu gibi, aynı (altı çizili) sıfatlarla doludur; ama bu durumda "uygunsuz yöntemler"den sözedemeyiz, çünkü hepsinin gerekçesi vardır, hepsi yazarın kesin görüş açısının ve yanlış olabilen, ama kabul edilirse, insanın muhalifini saf, darkafalı ve gerici bir ütopyacı olarak görmesine yolaçan görüş sisteminin bir sonucudur.
      Bay Struve'nin makalesinde durumun ne olduğuna bakalım. Bay Struve, bay Nik.-on'u, kaçınılmaz olarak gerici bir programa yolaçan ütopyacılıkla ve saflıkla suçlayarak, onu böyle bir görüşe iten nedenleri çok açıkça gösteriyor. Birincisi: "Üretimin toplumsallaştırılmasını" isteyen bay Nik.-on "topluma (sic!) ve devlete başvuruyor". Bu, "Marx'ın sınıf savaşım ve devlet öğretisinin, Rus ekonomi politikçisine tamamen yabancı olduğunu tanıtlamaktadır". Bizim devletimiz "egemen sınıfların temsilcisi”dir. İkincisi: "Eğer gerçek kapitalizmin karşısına, yalnızca biz istediğimiz için gelmesi gereken hayalî bir ekonomik sistemi koyarsak, bir başka deyişle, kapitalizm olmaksızın üretimin toplumsallaştırılmasını istersek, bu, yalnızca tarihe uymayan saf bir anlayışı tanıtlar." Kapitalizmin gelişmesi, doğal ekonominin yok edilmesi ve kırsal nüfusun azalması ile, "ataerkil zamanlarımızda hâlâ bürünmüş olduğu (Rusya'dan sözediyoruz) alacakaranlıktan çıkacak, açık sınıf savaşımının aydınlık ışığına adım atacak ve üretimin toplumsallaştırılması için başka güçlerin ve etkenlerin aranması gerekecektir."
      Pekala, bu, yeterince açık ve kesin bir gerekçe değil midir? Bay Struve'nin, yazarın fikirlerine ilişkin belirli [sayfa 208] göndermelerinin doğruluğundan kuşku duyulabilir mi? Bay Nik.-on kapitalist toplumun yapısında bulunan sınıf savaşımını gerçekten hesaba katmış mıdır? Katmamıştır. Toplumdan ve devletten sözetmekte ve bu savaşımı unutmakta, dıştalamaktadır. Örneğin devlet, köy topluluğu aracılığıyla emeği toplumsallaştıracağı yerde kapitalizmi destekledi vb. diyor. Anlaşılan, devletin şu ya da bu yolda davranabileceğine ve dolayısıyla sınıflar-üstü olduğuna inanıyor. Bay Struve'yi "umacılar"a başvurmakla suçlamanın, apaçık bir haksızlık olduğu ortada değil midir? Devletimizin bir sınıf devleti olduğuna inanan bir adamın, emeğin toplumsallaştırılması, yani egemen sınıfların kaldırılması için o devlete çağrıda bulunan birine, ancak saf ve gerici bir ütopyacı olarak bakabileceği açık değil midir? Dahası, bir insan, muhalifini "umacılar"a başvurmakla suçladığı ve onun düşüncesini dayandırdığı görüşler hakkında, bu görüşleri açıkça formüle etmiş olmasına karşın, hiçbir şey söylemediği; ve üstelik onu, bu görüşlerin çıkamayacağı sansürlü bir dergide suçladığı zaman — asıl buna "kesinlikle uygunsuz bir yöntem" gözü ile bakmamız gerekmez mi?
      Devam edelim. Bay Struve'nin ikinci savı da, en az öteki kadar açıkça formüle edilmiştir. Kapitalizmden ayrı olarak, köy topluluğu aracılığıyla emeğin toplumsallaştırılmasının hayalî bir sistem olduğundan kuşku duyulamaz, çünkü gerçeklikte bu mevcut değildir. Bu gerçeklik, bay Nik.-on'un kendisi tarafından şöyle tanımlanmıştır: 1861'den önce üretici birimler "aile" ve "köy topluluğu" idi (Denemeler, s. 106-107). Bu "küçük, dağınık, kendi kendine yeten üretim, önemli ölçüde gelişemezdi, bu yüzden de, son derece tekdüze niteliği ve düşük üretkenliği onun tipik özelliğiydi". Daha sonra olan değişiklik, "toplumsal işbölümünün gitgide daha çok derinleştiği" anlamına geliyordu. Bir başka deyişle, kapitalizm, daha önceki üretken birimlerin dar sınırlarını kırdı ve bütün toplumda emeği toplumsallaştırdı. Bay Nik.-on da, emeğin kapitalizmimiz tarafından bu toplumsallaştırılmasını kabul etmektedir. Bu yüzden, emeğin toplumsallaştırılmasını, [sayfa 209] zaten emeği toplumsallaştırmış olan kapitalizme değil de, çöküşü, tüm toplumda ilk kez olarak emeğin toplumsallaştırılmasına yolaçan köy topluluğuna dayandırmak istemekle, gerici bir ütopyacı olmaktadır. Bu, bay Struve'nin görüşü. Bu yanlış ya da doğru bulunabilir, ama onun bay Nik.-on'a ilişkin sert yorumunun, bu düşüncenin mantıksal olarak kaçınılmaz bir sonucu olduğu ve bu yüzden de "umacılar"dan sözetmeye yer olmadığı yadsınılamaz.
      Dahası, bay Struve, emeğin toplumsallaştırılmasını istediğini, bunun kapitalizm aracılığıyla olmasını istediğini ve bu yüzden de "açık sınıf savaşımı"nın aydınlık ışığında görünebilecek güçlere dayanmak istediğini açıkça belirtmesine karşın, bay Nik.-on, muhalifine köylülüğü topraktan yoksun bırakmak istediğini atfederek tartışmasını bitirdiği zaman ("eğer ilerici bir programla köylülüğün topraktan yoksun bırakılması kastediliyorsa ... o zaman Denemeler'in yazarı bir tutucudur") — buna, ancak, gerçeğe taban tabana karşıt bir tanımlama denebilir. Ve eğer, bay Struve'nin sansürlü basında açık sınıf savaşımının aydınlık ışığında öne çıkan güçlerden sözedemeyeceğini ve dolayısıyla bay Nik.-on'un muhalifinin ağzına tıkaç sokulduğunu gözönünde tutarsak, bay Nik.-on'un yönteminin tümüyle "uygunsuz" olduğu hiç yadsınılamaz. [sayfa 210]



EK III


      MARKSÎZMİN dar bir biçimde anlaşılmasından sözettiğim zaman, marksistlerin kendilerini düşünüyorum. Bununla ilgili olarak, liberallerimiz ve radikallerimiz yasal basının sayfalarında marksizmi yorumlamaya giriştikleri zaman, marksizmin en korkunç biçimde darlaştırıldığını ve tahrif edildiğini belirtmeden geçemeyiz. Ne yorumlamadır o! Düşünün bir. Rus sansürünün Procrustes'in[
99*] yatağına sığması için bu devrimci öğretinin nasıl da kuşa çevrilmesi gerekti! Oysa bizim yayıncılarımız bu ameliyatı gönül rahatlığıyla yapıyorlar. Marksizm, onların yorumladıkları biçimde, hemen hemen, mal sahibinin emeğine dayanan bireysel mülkiyetin kapitalist sistem altında nasıl bir diyalektik gelişmeye uğradığı, nasıl yadsınmasına dönüştüğü ve sonra da toplumsallaştırıldığı öğretisine indirgenmiştir. Ve ciddi bir edayla marksizmin toplumbilimsel yönteminin bütün özgül özelliklerini, sınıf savaşımı öğretisini ve araştırmanın doğrudan amacını, yani [sayfa 211] proletaryanın bunları kaldırmasına yardımcı olmak için tüm uzlaşmaz karşıtlık ve sömürü biçimlerini açığa çıkarmak amacını görmezden gelerek, marksizmin tüm içeriğinin bu "plan"da yattığını varsaymışlardır. Sonucun böylesine soluk ve dar bir şey olması yüzünden, radikallerimizin zavallı Rus marksistleri için yas tutmaya başlamaları şaşırtıcı değildir. Böyle olacağını düşünmeliydik! Eğer Rus mutlakiyeti ve Rus gericiliği varken, marksizmin ayrıntılı, doğru ve tam bir açıklamasını vermek, hiçbir koşul koymaksızın sonuçlarını ortaya sermek olanaklı olsaydı, Rus mutlakiyeti ve Rus gericiliği, mutlakiyet ve gericilik olmazdı! Ve eğer liberallerimiz ve radikallerimiz, marksizmi, (yalnızca Alman yazınından bile olsa) doğru dürüst bilselerdi, onu sansürlü bir basının sayfalarında böyle tahrif etmekten utanırlardı. Eğer bir teori açıklanamıyorsa — susun, ya da onun tam olmaktan çok uzak bir açıklamasını verdiğinizi, en önemli özelliklerini dahil etmediğinizi söyleyin; ama onu yalnızca bölük-pörçük açıklamak ve sonra da dar oluşundan yakınmak niye?
      Sınıf savaşımı üzerine, kapitalist toplumun yapısında zorunlu olarak bulunan uzlaşmaz karşıtlık üzerine, ve bu uzlaşmaz karşıtlığın gelişmesi üzerine hiçbir fikri olmayan insanlara; proletaryanın devrimci rolüne ilişkin hiçbir kavrama sahip olmayan insanlara; hatta, özellikle marksist sayılabilmeleri için bir bay Mihaylovski'nin tüm aydın derinliğini gerektiren "para ekonomisi", bunun "zorunluluğu" gibi sloganlar ve benzeri ifadeler içermesi koşuluyla, salt burjuva tasarılar öne süren insanlara marksist gözü ile bakılması biçimindeki yalnızca Rusya'da olanaklı olan saçmalığın tek açıklaması gerçekten de budur.
      Öte yanda ise, Marx, teorisinin tüm değerinin, "özünde eleştirel[100*] ve devrimci"[87] olmasında yattığını kabul ediyordu. [sayfa 212]
      Ve bu son nitelik gerçekten de tam ve koşulsuz olarak marksizmin yapısında vardır, çünkü bu teori, modern toplumdaki bütün uzlaşmaz karşıtlık ve sömürü biçimlerini açığa çıkarma, bunların evrimini izleme, geçici niteliklerini, farklı bir biçime dönüşmelerinin kaçınılmazlığını gösterme ve böylece tüm sömürüyü elden geldiğince çabuk ve kolayca sona erdirmesinde bir araç olarak proletaryaya hizmet etme görevini doğrudan doğruya önüne koymuştur. Tüm ülkelerdeki sosyalistleri kendine çeken bu teorinin dayanılmaz çekiciliği, tam da, kesinlikle ve en üstün biçimde bilimsel olmak (toplumsal bilimde son söz olmak) niteliği ile devrimci olmak niteliğini birleştirmiş olması olgusunda yatar, bunları rasgele ve yalnızca öğretinin kurucusu kendi kişiliğinde bir bilimcinin ve devrimcinin niteliklerini birleştirmiş olduğu için değil, kendi yaradılışı gereği ve ayrılmaz bir biçimde birleşmiştir. Gerçekten de, teorinin görevi, bilimin amacı, burada, gerçek ekonomik savaşımında ezilen sınıfa yardım olarak tanımlanmıştır.
      "Biz dünyaya demiyoruz ki: Savaşımı bırak — tüm savaşımınız anlamsızdır. Biz, ona, doğru bir savaşım sloganı sağlamak istiyoruz."[88]
      Demek ki, Marx'a göre bilimin doğrudan görevi, doğru bir savaşım sloganı sağlamak, yani bu savaşımı, belli bir üretim ilişkileri sisteminin ürünü olarak nesnel bir biçimde sunmak, bu savaşımın zorunluluğunu, içeriğini, seyrini ve gelişme koşullarını anlayabilmektir. Savaşımın genel niteliğini ve genel amacını, yani tüm sömürü ve baskının tam ve kesin olarak kaldırılmasını gözden kaçırmadan, herhangi bir anda durumu tanımlayabilmek için, her ayrı savaşım biçimini inceden inceye incelemedikçe, savaşımın her aşamasına bir biçimden ötekine geçişi sırasında izlemedikçe, bir "savaşım sloganı" sağlamak olanaksızdır.
      Marx'ın "eleştiren ve devrimci" teorisini, "bizim ünlü" N. K. Mihaylovski'nin "eleştiri"sinde açıkladığı ve sonra da savaştığı renksiz süprüntü ile karşılaştırın, kendilerine "çalışan halkın ideologları" gözüyle bakan ve yayıncılarımızın, içinde canlı olan ne varsa yok ederek, marksist teoriyi [sayfa 213] dönüştürdükleri... o "geçmez akçe" ile yetinen insanların gerçekten de varolabileceğine şaşıp kalacaksınız.
      Bu teorinin istemlerini, her şeye karşın, çalışan halkın ideolojik sözcüsü olmak isteğiyle hareket eden narodnik yazınımızla, genel olarak, ekonomik sistemimizin ve özel olarak köylülüğün tarihine ve bugünkü durumuna ayrılmış olan yazınla karşılaştırın, sosyalistlerin, çekilen acılan incelemek ve tanımlamakla ve bu konuda ahlak dersleri vermekle kendini sınırlayan bir teoriyle tatmin olabileceklerine şaşıp kalacaksınız. Serflik, şu ya da bu sömürüye, şu ya da bu uzlaşmaz karşıt sınıflara, bazı siyasal, hukuksal ve öteki sistemlere yolaçmış olan belli bir ekonomik örgütlenme biçimi olarak değil, yalnızca toprakbeyleri tarafından kötüye kullanmalar ve köylülere yapılan haksızlıklar olarak tanımlanmıştır. Köylü Reformu, belli ekonomik biçimlerin ve belli ekonomik sınıfların arasında bir çatışma olarak değil de, çok iyi niyetlerine karşın, yanlışlıkla "yanlış bir yol" "seçmiş olan" yetkililerin aldığı bir önlem olarak tanımlanmıştır. Reform-sonrası Rusya, belirli bir gelişmeye sahip uzlaşmaz karşıtlıktaki üretim ilişkilerinin belli bir sistemi olarak değil de, çalışan halkın çektiği acıların eşlik ettiği doğru yoldan bir sapma olarak tanımlanmıştır.
      Ama şimdi, hiç kuşku yok ki, bu teori saygınlığını yitirmiştir ve Rus sosyalistleri, mevcut bilgi düzeyinde, marksizmden başka devrimci teori olamayacağını ne kadar çabuk anlarlarsa, tüm çabalarını bu teorinin teorik ve pratik olarak Rusya'ya uygulanmasına ne kadar çabuk hasrederlerse — devrimci çalışmanın başarısı o kadar emin ve çabuk olacaktır.
     
      ______________
     
      Gerçek ve doğru dürüst bir sanayi vb. "yaratmak" üzere, "halkın" üzerinde kültürel bir etki yapmaları için aydınlara yaptıkları çağrıyla, "halkın dostlari”nın, bugünün "yetersiz Rus düşüncesinde" yolaçtıkları çürümenin açık bir örneğini vermek için — bizimkilerden kesinlikle farklı görüşlere sahip kişilerin, yani "Narodopravtsi"nin, Narodovoltsi'nin doğrudan ve yakın döllerinin düşüncesini aktaralım. Narodnoye [sayfa 214] Pravo partisi tarafından 1894'te yayınlanmış olan Acil Bir Görev başlıklı broşüre bakınız.
      "Hiçbir koşul altında, geniş özgürlük koşuluyla bile, Rusya, çalışan halka üretimde bağımsız bir yer güvenceleyen (!) ekonomik örgütlenmesini bırakmamalı," ve "bizim gereksindiğimiz şey siyasal reformlar değil, sistemli ve planlı ekonomik reformlardır" diyen türden narodnikleri kusursuz bir biçimde kanıtlarla çürüttükten sonra, Narodopravtsi devam ediyor:
      "Biz, burjuvazinin savunucuları değiliz, onların ideallerinin hayranı hele hiç değiliz; ama kaderin kötü bir oyunu, halka, onları burjuvazinin saldırılarından büyük bir çabayla koruyan zemski naçalniklerin koruması altında 'planlı ekonomik reformlar' ile siyasal özgürlük temeli üzerinde, yani halka, çıkarlarının örgütlü bir biçimde savunulmasını güvenceleyen koşullar altında burjuvazinin kendisi arasında bir seçim yapmayı sunarsa — kanımızca, açıktır ki, halk, ikincisini seçmekle kazançlı çıkacaktır. Şu anda, halkı sözde bağımsız ekonomik örgütlenmesinden yoksun etmekle tehdit eden 'siyasal reformlar'a sahip değiliz; sahip olduğumuz şey, herkesin her yerde burjuva siyaseti olarak görmeye alışık olduğu, halkın emeğinin en kötü biçimde sömürülmesini ifade eden şeydir. Ne geniş, ne de dar özgürlüğe sahip değiliz; sahip olduğumuz şey, bir anayasaya sahip ülkelerin tarımcılarının ve kapitalistlerinin hayal etmekten vazgeçtiği kast çıkarlarının korunmasıdır. 'Burjuva parlamentarizmi'ne sahip değiliz — toplumun, yönetim makinesinin menzili içine girmesine bile izin verilmemektedir; sahip olduğumuz şeyi, kendileri için desiyatin başına 100 rubleye varan bir miktarda açık kredi isteyecek kadar ileri giden, 'sadık soylularımızın temsilcileri ile yanyana kendi çıkarlarını korumak için bir Çin şeddinin kurulmasını isteyen bay Naydenovlar, Morozovlar, Kaziler ve Byelovlardır.[89] Bunlar komisyonlarda görev almaya çağrılmakta, saygı ile dinlenmektedirler ve ülkenin ekonomik yaşamını etkileyen ana sorunlarda belirleyici bir söz hakkına sahiptirler. Bu arada halkın çıkarlarını kim, nerede savunmaktadır? Zemski naçalnikler mi? Tarımsal [sayfa 215] işçi ekipleri, halk için tasarlanmış değil midir? Vologda valisinin genelgelerinden birinde dediği gibi, halka toprak verilmesinin tek nedeninin, onların vergi ödemesini ve hizmet sunmasını olanaklı kılmak olduğu, horgörüye varan bir açıklıkla kısa bir süre önce ilan edilmemiş midir? Bu vali yalnızca otokrasinin ya da daha doğrusu bürokratik mutlakiyetin öldürücü bir biçimde izlediği siyaseti formüle ediyor ve yüksek sesle ifade ediyordu."
      Narodopravtsiler'in, çıkarlarını savunmak istedikleri "halk"a ve emeğin çıkarlarının korunması için güvenilir bir organ olarak bakmaya devam ettikleri "toplum"a ilişkin düşünceleri ne kadar bulanık olursa olsun, Narodnoye Pravo partisinin oluşmasının ileri bir adım, "anayurt için farklı yollar"a ilişkin aldatmacaların ve hayallerin tümüyle terkedilmesine doğru, gerçek yolların korkusuzca tanınmasına doğru, bu temele dayanarak devrimci bir savaşım için unsurlar aranmasına doğru atılmış ileri bir adım olduğunu kabul etmek gerekir. Burada demokratik bir parti oluşturmak için bir çabayı açıkça görüyoruz. Yalnızca bir çabadan sözediyorum, çünkü ne yazık ki, Narodopravtsi temel tezini tutarlı bir biçimde yürütmemektedir, işçileri salt siyasal radikalizme çekmenin olsa olsa işçi aydınlarını işçi yığınlarından koparmaya ve işçi sınıfı hareketini güçsüzlüğe mahkum etmeye yarayacağını anlamayı reddederek, hala sosyalistlerle karışmak ve ittifak kurmaktan sözetmektedirler; işçi sınıfı hareketi, ancak işçi sınıfının çıkarlarını tam olarak ve her yoldan savunmakla, sermayeye karşı ekonomik savaşıma, sermayenin uşaklarına karşı siyasal bir savaşıma, kopmaz bağlarla bağlı olan bir savaşıma girişmekle güçlü olabilir. Tüm devrimci öğelerin "karışması"nın farklı çıkarların temsilcilerinin ayrı ayrı örgütlenmesiyle,[101*] ve özel durumlarda [sayfa 216] iki partinin birleşik eylemiyle daha iyi elde edilebilir olduğunu reddetmektedirler. Partilerine "toplumsal devrimci" parti demeye hâlâ devam ediyorlar (bkz: Narodnoye Pravo partisinin 19 Şubat 1894 tarihli bildirisi), aynı zamanda da yalnızca siyasal reformlarla yetiniyor ve "lanetli" sosyalist sorunlarımızdan çok büyük bir dikkatle kaçınıyorlar. Hayallere karşı böylesine hararetli bir biçimde savaş çağrısında bulunan bir parti, "bildiri"sinin daha ilk sözcükleriyle, başkalarında hayaller uyandırmamalıdır; anayasacıhktan başka bir şey sözkonusu değilken, sosyalizmden sözetmemelidir. Ama yineliyorum, Narodovoltsi'den kaynaklandıkları akılda tutulmadıkça, Narodopravtsi'nin doğru bir değerlendirmesi yapılamaz. Bu nedenle —sosyalizmle ilgisi olmayan— tamamen siyasal bir savaşımı, tamamen siyasal bir programa dayandırmakla ileri doğru bir adım attıkları kabul edilmelidir. Sosyal-demokratlar, içtenlikle, Narodopravtsi'ye başarı diliyorlar, partilerinin büyümesini ve gelişmesini, mevcut ekonomik sistemin yanında[102*] yerlerini alan ve günlük çıkarları gerçekten de demokrasiye çok yakından bağlı olan toplumsal öğelerle daha yakın bağlar kurmalarını diliyorlar.
      "Halkın dostları"nın uzlaşmacı, korkak, duygusal ve düşsel halkçılıkları (narodizmleri), her iki yandan da saldırıya uğrayınca çok dayanamayacaktır: Bürokrasiye güven ifade edebildikleri için ve siyasal savaşımın kesin zorunluluğunu anlamadıkları için, siyasal radikallerin saldırılarına; ve sosyalizmle en küçük bir ilgileri olmadığı ve çalışan halkın ezilmesinin nedenlerine ya da şimdi ilerlemekte olan sınıf savaşımının niteliğine ilişkin en küçük bir sezgileri olmadığı halde kendilerini adeta sosyalistler gibi sunmaya kalkıştıkları için sosyal-demokratların saldırılarına. [sayfa 217]
     
      1894 ilkyazı ve yazında yazıldı.
      1894'te teksir edildi.






Dipnotlar

[1*] Bir Klopstock'u kim övmez ki?
      Ama herkes onu okur mu? Hayır.
      Daha az göklere çıkarılmak,
      Ama daha gayretle okunmak isterdik!
      (Lessing.) - ç.
[2*] K. Marx, Hegel'in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı. -Ed.
[3*] Kuşkusuz, her zaman toplumsal ilişkilerin bilincine değiniyoruz, başkasına değil.
[4*] Aynen böyle! -ç.
[5*] Önsel. -ç.
[6*] İkinci kişilik, -ç.
[7*] Anti-Dühring - Bay Eugen Dühring Bilimi Altüst Ediyor. -Ed.
[8*] Burada da bay Mihaylovski yüzünü ekşitmek için fırsatı kaçırmıyor: Eski tarih bir gizem olarak kalırken, bilimsel bir tarih anlayışı ile ne kastediyorsunuz, diyor. Herhangi bir ders kitabını ele alın, bay Mihaylovski, göreceksiniz ki toplumsal örgütlenme sorunu en güç sorunlardan biridir ve açıklanması, bir yığın teorinin doğmasına neden olmuştur.
[9*] Ama gerçekten de, çeşitli tarihsel sorunlar üzerinde materyalistlerin yaptığı sayısız materyalist açıklamalardan bir tekini bile incelemek için bir çaba harcamadan, materyalistleri tarihle hesaplaşmamış olmakla suçladıkları bir yönteme - ya da onu tanıtlayabiliriz ama bu sıkıntıya girmeyeceğiz şeklinde sözler edilen bir yönteme başka ne ad verilebilir?
[10*] Tımar, has. -ç.
[11*] Bu salt bir burjuva fikirdir: Ayrı küçük aileler ancak burjuva rejim altında egemen oldular; bunlar tarih-öncesi zamanlarda hiç mevcut değildi. Burjuvazi için, modern sistemin özelliklerinin, bütün zamanlara ve halklara uygulanmasından daha karakteristik bir şey yoktur.
[12*] En yüksek nokta. -ç.
[13*] Bu anlamsız deyime ilişkin olarak, bay Mihaylovski'nin (eleştirmenimizin, önermelerinden hiçbirim doğrudan ve açıkça eleştiremeyeceği kadar zeki ve bilgili olan) Marx'a özel bir yer verdiğini, ondan sonra Engels'i koyduğunu ("pek yaratıcı olmayan bir kafa"), sonra –Kautsky gibi azçok bağımsız kişileri– ve sonra da öteki marksistleri koyduğunu belirtmek gerekir. Peki, böyle bir sınıflandırma ciddi hiçbir değer taşıyabilir mi? Eğer eleştirmen, Marx'ı halkın düzeyine indirenlerden hoşnut değilse, bunları, Marx'a dayanarak düzeltmesine ne engel oluyor ki? O, hiç de bu türden bir şey yapmıyor. Anlaşılan nükteli olmak istemiş - ama nüktesi başarısız olmuştur.
[14*] Bu, Kapital'de ve önceki sosyalistlere oranla sosyal-demokratların taktiklerinde çok açık bir biçimde ifade edilmiştir. Marx, doğrudan doğruya, sorunların ekonomik yönle sınırlanmamasını istemiştir. 1843'te tasarlanan bir derginin[23] programını hazırlarken, Marx, Ruge'a şöyle yazmıştı: "Sosyalist ilkenin tümü gene yalnızca bir yöndür. ... Biz, kendi payımıza, öteki yöne, insanın teorik varlığına da eşit önem vermeliyiz ve dolayısıyla dini, bilimi vb. eleştirimizin bir hedefi yapmalıyız. ... Nasıl ki, din, insanlığın teorik çatışmalarının içindekiler tablosunu temsil ederse, siyasal devlet de insanın pratik çatışmalarının içindekiler tablosunu temsil eder. Böylece, siyasal devlet biçiminin sınırları içinde, sub specie rei publkae [siyasal açıdan -ç.] tüm toplumsal çatışmaları, gereksinmeleri ve çıkarları ifade eder. Dolayısıyla çok özel bir siyasal sorunu –örneğin, kast sistemi ile temsilî sistem arasındaki farkı– bir eleştiri hedefi yapmak, hiç de hauteur des principes'den [ilkelerin yüksekliğinden -ç.] aşağılara inmek anlamına gelmez, çünkü bu sorun, siyasal dilde, insanın egemenliği ile özel mülkiyetin egemenliği arasındaki farkı ifade eder. Bu eleştirmenin yalnızca (kaşarlanmış sosyalistin dikkate değmez saydığı) bu siyasal sorunlarla ilgilenebilmesi değil, ayrıca ilgilenmesi gerektiği anlamına gelir."[24]
[15*] Birinci noktaya gelince, -ç.
[16*] Fransızca metinde: mouvement, devinim, -ç.
[17*] Bu tümcenin tamamı şöyledir: "Benim için ise, tersine, fikirsel, maddi dünyanın insan aklında yansımasından ve düşünce biçimlerine dönüşmesinden başka bir şey değildir." (Bkz: Kapital, Birinci Cilt, Ankara 1993, s. 28.) -Ed.
[18*] İkinci noktaya gelince, -ç.
[19*] Ulusal Ekonominin ve Sosyalizmin Eleştirel Bir Tarihi. -Ed.
[20*] Dühring'in bu görüşlerinin bay Mihaylovski için de tümüyle geçerli olduğu, onun "Karl Marx, Y. Jukovski Tarafından Yargılanıyor" başlıklı ma-kalesindeki şu pasajla tanıtlanabilir. Bay Mihaylovski bay Jukovski'nin Marx'ın özel mülkiyetin bir savunucusu olduğu iddiasına karşı çıkarak Marx'ın bu şemasına göndermede bulunuyor ve bunu şöyle açıklıyor: "Marx, şemasında, hegelci diyalektiğin ünlü iki hilesini kullanmıştır: Birinci şema, hegelci üçlünün yasalarına göre kurulmuştur; ikincisi de, sentez, karşıtların –bireysel mülkiyetin ve toplumsal mülkiyetin– özdeşliğine dayandırılmıştır. Bu demektir ki, "bireysel' sözcüğü, burada, diyalektik sürecin bir deyiminin özel, salt koşula bağlı anlamına sahiptir ve bunun üzerine kesinlikle hiçbir şey dayandırılamaz." Bunları, en saygıdeğer niyetlere sahip, Rus kamuoyunun gözünde "kıpkızıl" Marx'ı, burjuva bay Jukovski’ye karşı savunan bir adam söylüyor. Ve bu saygıdeğer niyetlerle, Marx'ı, süreç kavramını "hilelere" dayandırmış olarak anlatıyor! Bay Mihaylovski, burdan, eldeki sorun ne olursa olsun, saygıdeğer niyetlerin epeyce yetersiz kaldıkları yolunda kendisi için yararlı olacak bir sonuç çıkarabilir.
[21*] Bkz: Friedrich Engels, Anti-Dühring, Sol Yayınları, Ankara 1995, s. 210. -Ed.
[22*] Sanırım, bu konuyla ilgili olarak bu açıklamanın tümünü, Engels'in, arpa tanesinden, Rousseau'nun öğretisinden ve diyalektik sürecin öteki örneklerinden sözettiği bölümde verdiğini belirtmek yerinde olur. Bu örneklerin; Engels'in (ve elyazmasını basılmadan önce okumuş olan Marx'ın) açık ve kesin sözleriyle yalnızca karşılaştırılması bile, marksizmi hegelci diyalektikle suçlamanın saçmalığını iyice ortaya koyacaktır, herhangi bir şeyi üçlülerle tanıtlamak, ya da gerçek sürecin açıklanmasına, bu üçlülerin "koşula bağlı üyelerini" sokmak sözkonusu olamaz.
[23*] Jüpiterin yaptığını, boğa yapamaz, -ç.
[24*] Ortaçağlardaki ekonomik sistemin öteki özellikleri atlanmıştır, çünkü bunlar, feodal toplumsal biçimlenmeye dahildir, oysa Marx, yalnızca kapitalist biçimlenmeyi araştırır. Saf biçimiyle, kapitalist gelişme süreci, gerçekte –örneğin İngiltere'de– küçük, yalıtık meta üreticileri sistemi ve onların bireysel emek mülkiyeti ile başlamıştır.
[25*] Emeğin ortaçağa ait biçimleri ile -yazar bir başka yerde böyle açıklıyor- yalnızca ortaklaşa toprak mülkiyeti, elzanaatı sanayisi ve artel örgütlenmesi kastediliyor. Bunların hepsi, kuşkusuz ortaçağ biçimleridir, ama bunlara emekçinin bütün toprak sahipliği ya da üretim aletleri sahipliği biçimleri de eklenmelidir.
[26*] Bütün bunlar, bay Mihaylovski'nin, gerçekten de soyut tarihsel şemalarla ilgili sözler işittiği ve hiçbir şey uydurmadığı varsayımına dayanılarak söylenmiştir. Ama bu konuda, bu varsayımı yalnızca hakettiği değeri verme hakkım saklı tutmayı da kesinlikle gerekli görüyorum.
[27*] Ama belki, bay Mihaylovski, burada da, Rusya'da proletarya yoktur demek niyetinde olmadığını, yalnızca kapitalist proletarya yoktur demek istediğini ilan ederek işin içinden sıyrılmaya çalışabilir. Acaba böyle mi? Eğer öyle idiyse neden söylemediniz? Tüm sorun, Rus proletaryasının burjuva toplumsal ekonomi örgütlenmesine mi, yoksa başka bir toplumsal ekonomi örgütlenmesine mi özgü olduğudur. Eğer iki koca makale boyunca bu tek ciddi ve önemli sorun üzerinde bir tek söz söylemediniz de, bunun yerine her türlü saçmalıktan söz açtıysanız ve en aptalca sonuçlara ulaştıysanız kabahat kimin?
[28*] Bay Mihaylovski'nin makalesinde görülen hiç olmazsa bir olgusal değinmenin üzerinde duracağım. Bu makaleyi okuyan herkes, bay Skvortsov'u (Açlığın Ekonomik Nedenleri'nin yazarı) bile "marksistler" arasına kattığım kabul edecektir. Ama, işin aslında bu bey, kendini marksist olarak tanımlamaktadır ve sosyal-demokratların yapıtlarıyla en basit bir tanışıklık bile, sosyal-demokratlar açısından onun en kaba bir burjuvadan başka bir şey olmadığının görülmesi için yeterlidir, ilerici şemalar tasarladığı toplumsal çevrenin, bir burjuva çevresi olduğunu ve bu yüzden köylü tarımında bile gerçekten gözlemlenebilecek olan bütün "tarımsal iyileştirmelerin", bir azınlığın durumunu iyileştiren ama yığınları proleterleştiren bir burjuva ilerlemesi olduğunu anlamıyorsa, bu kişi ne biçim bir marksisttir? Tasarıların sunduğu devletin, yalnızca burjuvaziyi desteklemeye, proletaryayı ise ezmeye muktedir olan bir sınıf devleti olduğunu anlamıyorsa, bu kişi ne biçim bir marksisttir?
[29*] Öğreneceğiniz öteki tek şey şudur: "Bundan, gerçek (sic!) bir halk sanayii gelişebilir" diyor bay Krivenko, "halkın dostlarının bilinen bir hilesi de, gerçekliğin kesin ve doğrudan bir tanımını vermek yerine boş ve saçma sözler etmektir.
[30*] 2.750.000 rublelik bir toplam üretim içinden 900.000 ruble değerinde mal üreten en büyük Pavlovo işi.
[31*] Yani, elsanatçılarına malzemeleri sağlayan ve onlara emekleri için olağan ücretleri ödeyen tüccar için.
[32*] Rus kapitalizmini fabrika işçilerinin sayısıyla ölçen (sic!) özel Rus ekonomistleri, bu çalışanları ve bunlara benzer pek çoklarını teklifsizce, sermayenin boyunduruğu altında değil de "halk sistemi" (???!!) üzerine yapay olarak yapılan baskı altında acı çeken tarımsal' nüfusun bir parçası olarak sınıflandırıyorlar.
[33*] Evsel büyük-ölçekli üretim sistemi, yalnızca kapitalist bir sistem değil, ayrıca da en kötü kapitalist sistem türü, çalışan halkın en yoğun sömürüsü ile işçileri kurtuluşları için savaşıma götürme, olanağım en az veren bir sistemdir.
[34*] "Aile" işçileri ile, ücretli işçilerden farklı olan patron ailesinin çalışan üyeleri kastediliyor.
[35*] İşçi başına düşen yıllık üretim grup I'de, 251 ruble; II’de, 249; III'te 260 rubledir.
[36*] Kesirler, ücretli-işçi çalıştıran kuruluşların sayışım ve ücretli-işçilerin sayısını gösterir. Bir sonraki tabloda da, kesir çizgisi aynı amaçla kullanılmıştır.
[37*] Ücretli-emek kullanan kuruluşların oranı, grup I'de %25, II'de %90 ve III'te %100'dür; ücretli-işçi oranı, sırasıyla %19, %58, %91'dir.
[38*] Toplam kuruluşların %72'sini oluşturan grup I, toplam üretimin %34'ünü; II, sırasıyla %18 ve %22'sini; III, %10 ve %44'ünü sağlar.
[39*] Bu, Moskova eyaletindeki sanayiler için hemen hiç doğru değildir, ama belki de Rusya'nın daha az gelişmiş sanayileri için doğru olabilir.
[40*] Bu örnek şimdiye kadar hakkında çok şey söylenmiş olan köylülüğün dağılması ile ilgili ise de, sosyal-demokratların gerçeklikle değil "gelecek hakkında kehanette bulunmakla" ilgilendikleri iddiasının ne küstahça bir yalan olduğunu ve bizimle tartışmalarında, bizim görüşlerimizin özünü görmezlikten geldikleri ve bu görüşleri anlamsız sözler diye bir yana bıraktıkları zaman, "halkın dostları"nın ne şarlatanca yöntemler kullandıklarım açıkça göstermek için, onların kendi verilerini tahlil etmeyi gerekli görüyorum.
[41*] Voronej Eyaletine Ait İstatistiki Sonuçlar, c. II. kısım II. Ostrogojsk Uyezdindeki Köylü Çiftçiliği, Voronej 1887. Bütçeler, eklerde, s. 42-49; tahlil ise, bölüm XVIIIde "Köylü Ailelerin Bileşimi ve Bütçeleri"nde verilmiştir.
[42*] Kuşkusuz, yalnızca tarımsal uğraşlarla yaşayan ve bir emekçi çalıştıran bir köylünün çiftliği, tip olarak, bir çiftlik emekçisi olarak yaşayan ve kazancının beşte-üçünü çiftlik emekçiliği ile elde eden bir köylünün çiftliğinden farklıdır. Ve bu 24 köylü arasında, her iki tip de bulunmaktadır. Çiftlik emekçileriyle emekçi çalıştıran çiftçileri aynı kaba koyarsak ve bir genel ortalama kullanırsak ne tür bir "bilim" doğacağım varın siz değerlendirin.
[43*] Ortalama aile büyüklüğündeki dalgalanma çok daha azdır, aile başına: a) 7,83 b) 8,36 ve c) 5,28 kişi.
[44*] Sahip olunan aletlerin değerindeki farklılık daha da büyüktür. Ortalama, aile başına 54,83 rubledir. Ama hali-vakti yerinde köylüler arasında bu, iki katına, 111,80 rubleye çıkar ve yoksul köylüler arasında üçte-bire -16,04 rubleye iner. Orta köylüler arasında, 48,44 rubledir.
[45*] Çiftlik emekçilerinin bütçelerinin –yedi yoksul köylüden ikisi– hiç açık vermediğini belirtmek ilginç olacaktır: aile basma gelir 99 ruble, harcama ise 93,45. Çiftlik emekçilerinden biri patronu tarafından beslenmekte ve giydirilmektedir.
[46*] Bkz: Ek 1. [Bkz: s. 186. -Ed.]
[47*] Voronej eyaleti köylüleri, Don düzlüklerindeki zengin Kazaklar için ücretli tırpancılık yapıyorlardı. -Ed.
[48*] Kuşkusuz 24 çiftliğe ait verilerin, tek başlarına, verilmiş-toprakların birincil önem taşıdığı tezini çürütmek için yeterli olduğunu söylemek istemiyorum. Ama yukarda, birkaç uyezde ait, bunu tümüyle çürüten veriler aktarmıştık.[50]
[49*] 24 tipik ailenin, bütün uyezde ait çiftlik kategorileri ile karşılaştırılması için, bay Şçerbina'nın 24 çiftlik ortalamasını, verilmiş-toprağın büyüklüğüne dayanan gruplarla karşılaştırırken kullandığı yöntemlerin aynısı kullanılmıştır.
[50*] Bu bile pek az doğru olacaktır, çünkü çöküş, geçici ve raslansal bir istikrar kaybı anlamına gelir, oysa görmüş olduğumuz gibi orta köylüler her zaman bir istikrarsızlık durumunda, yıkımın eşiğindedirler.
[51*] Tarımdan gelen parasal geliri bulmak için (Şçerbina bunu vermemektedir) oldukça karmaşık bir hesaplama gerekti. Yazara göre, hayvan yemi olarak kullanılan sap ve samandan gelen geliri, toplam ürün gelirinden çıkarmak zorunluydu. Yazarın kendisi de, XVIII. bölümde, bunları çıkarmış, ama bu işleri verilen 24 aile için değil, uyezde ait toplam rakamlar için yapmıştır. Bu toplam rakamları alarak, (üründen, yani gerek tahıl, gerek sap ve samandan gelen toplam gelire oranla) tahıldan gelen gelir oranını saptadım ve bu temele dayanarak, mevcut durumda sap ve samanı dıştaladım. Bu oran, çavdar için % 78,98, buğday için %72,67, yulaf ve arpa için %73,32, darı ve karabuğday için %77,78'dir. Sonra da, bizzat çiftlikte tüketilen miktar çıkarılarak satılan tahıl miktarı saptanmıştır.
[52*] Bay Krivenko, aynı parçada, çok doğru olarak şunu belirtiyor: "işçi ucuza tutulmalı ve ondan azami ölçüde yararlanılmalıdır."
[53*] Bay Yujakov, nasıl oluyor bu! Meslektaşlarımız "yetenekli kişiler"in "kanemiciler" haline geldiğini söyledikleri halde, siz bize, insanların, yalnızca "eleştirel olmayan bir kafaya" sahip oldukları için bu hale geldikleri yolunda güvence vermiştiniz. Bir ve aynı dergide, birbiriyle böyle çelişkiye düşmek, işte bu olmadı beyler!.
[54*] Eğer, şimdiye kadar yalnızca kentsel fabrika işçileri, proletaryanın burjuvaziye karşı sınıf savaşımı fikrini özümleyebilmişlerken, kırsal "temiz kalpli ve kendi halinde" çiftlik emekçileri, yani aslında "toplumun çok eski temeli"ne ve "topluluk ruhu"na çok yalandan bağlı olan bu sevimli niteliklerini yitirmiş olan kişiler, bunu yapamamışlarsa - bu, yalnızca, sosyal-demokratların, Rus kapitalizminin ilerici ve devrimci rolüne ilişkin teorilerin doğruluğunu tanıtlar.
[55*] Eşit verilmiş topraklara sahip köylülerin eşit olduğu ve "kanemiciler" ve "çiftlik emekçileri" halinde de bölünmediği fikrinin saçmalığından ise sözetmiyoruz.
[56*] Bkz: bu kitapta s. 70. -Ed.
[57*] Kapitalist ilişkilerin varolduğu yerlerde (ve gördüğümüz gibi "halkın dostları" bunların varolduklarını artık yadsıyamıyor), "halk tarımı"m, yani küçük üreticiler tarımını geliştirmek üzere krediden yararlanma fikri — teorik ekonomi politiğin en basit doğrularını bile anlamaktaki yeteneksizliği açığa vuran bu anlamsız fikir, iki işi birden yapmaya kalkan bu beylerin öne sürdüğü teorinin ne kadar kaba olduğunu çok açık bir biçimde göstermektedir.
[58*] Yazarın koyduğu hisselere toplulukların sahip olacağı koşuluna karşın, zenginler hisseleri satın alacaklar diyorum, çünkü ne de olsa hisselerin parayla satın alınmasından sözediyor, buna da yalnızca zenginler sahiptir. Bu yüzden, iş ister toplulukların aracılığıyla yürütülsün, ister böyle olmasın, yalnızca zenginler ödeme yapabileceklerdir, tıpkı toprağın, topluluk tarafından satın alınması ve kirayla tutulmasının, zenginleri bu toprağı tekelleri altına almaktan hiçbir şekilde alıkoyamaması gibi. Kâr payları da, ödeme yapanlara gitmelidir — aksi halde hisseler hisse olmayacaktır. Ve anladığıma göre, yazarın önerisi, kârların belli bir kısmının "işçilerin toprakla bağlarının güvence altına alınması" için bir kenara ayrılacağı anlamına gelmektedir. Eğer yazar (söylediğinden kaçınılmaz olarak bunun çıkmasına karşın), bunu demek istemiyor da zenginler hisseler için ödeme yapacak ve kâr payı almayacak demek istiyorsa, o zaman, bütün bu plan, zenginlerin yoksullarla paylaşacağı görüşüne varır. Bu, insana, önce sineği yakalayın, sonra da bir kabın içine kapayın — hemen ölecektir, diyen sinek öldürücüsü hakkındaki fıkrayı anımsatıyor.
[59*] İnsanseverler. -ç.
[60*] Bu harcamalarla köylü bütçesinin geri kalan kısmı arasındaki ilişkiyi göstermek için, gene, Ostrogojsk uyezdine ait 24 bütçeyi aktaracağım. Aile basma ortalama harcama 495,39 rubledir (ayni ve nakdi). Bunun 109,10 rublesi sığır bakımına gider, 135,80 ruble sebze ve vergi için harcanır, geri kalan 250,49 ruble de öteki harcamalara -sebze dışındaki gıdalara, giysilere, aletlere, kiraya vb.- gider. Bay Yujakov, otlakları ve öteki alanları sığır yetiştirilmesi için hesaba katıyor.
[61*] İngilizce metinde (s. 172) "Working-class proletariat", Fransızca metinde (s. 183) "Prolétariat ouvrier". -ç.
[62*] Bir örnek olarak, çevre köylerdeki köylülere oranla, diyelim Pavlovo elzanaatçılarına değineceğim. Grigoryev ve Annenski'nin yapıtlarına bakınız. Gene kasıtlı olarak, belli bir "halk sistemi"nin sözde varolduğu kıra ait bir örnek veriyorum.
[63*] Yazar bu terimi kullandığı için, özellikle suçludur, çünkü Ruskoye Bogatstvo, "burjuva" sözcüğüne karşı olarak,"halk" sözcüğünü sevmektedir.
[64*] Okura bu gelişmiş aletlerin Novuzensk uyezdinde nasıl dağıldığını anımsatacağım: Köylülerin %37'si (yoksullar) ya da 28.000 aileden 10.000'i, 5.724 aletin 7'sine, yani yüzde-birin sekizde-birine sahiptir! Aletlerin beşte-dördü, toplam ailenin yalnızca dörtte-birini oluşturan zenginlerin tekelindedir.
[65*] Ey, kutsal saflık! -ç.
[66*] Gelişmiş tarımın, "umutsuzluğa kapılmayan" ve "toprağa bağlı kalan" "insanlara", karşılıklı olarak bunun yüz katını vereceğini söylerken çok haklısınız saygıdeğer bay profesör. Ama, siz ey büyük ekonomi politik doktoru, "mujik'in bütün bu fosfatlı gübreleri falan edinmek için, para sahibi oluşuyla, bu açlıktan ölen yoksul yığını arasından sıyrılması gerektiğini görmemişsiniz - ve para, ne de olsa, özel ellere düşen bir toplumsal emek ürünüdür, gelişmiş tarımın "ödülü"nün maledinilmesinin, başka insanların emeğinin maîedinilmesi olduğunu görmemişsiniz; ve yalnızca burjuvazinin en aşağılık çanak yalayıcılarının, bu bol ödülün kaynağım "bütün gücüyle çalışan", "kendisini besleyen toprağı gübreleyen" çiftçinin kişisel çabasında görebileceğini görmemişsiniz.
[67*] Hurviç başka bir yerde (s. 104) "Köy topluluğu içinde karşıt toplumsal sınıflar doğmuştur." diyor. Hurviç'i, yalnızca yukarda verilen olguları desteklemek için aktarıyorum.
[68*] "Yeni ekim yöntemleri" aramanın "ateşli" bir duruma gelmesinin nedeni, girişimci mujiğin daha büyük bir çiftlik işletmek zorunda olması ve eski yöntemlerle bunu başaramamasıdır; tarım, gitgide daha çok, bir meta niteliği, burjuva nitelik kazandığı için, rekabet dolayısıyla yeni yöntemler aramak zorunda kalmıştır.
[69*] Bu saçmalıktır, çünkü "ekonomik olarak güçlü" olanın gücü, başka şeylerin yanında, politik güce sahip olmasında yatar. Bu olmaksızın, ekonomik egemenliğini sürdüremez.
[70*] "Halkın dostları", Rusya'nın tüm tarihi ve iç politikası, devletimizin görevinin yalnızca feodal beyleri ve büyük burjuvaziyi korumak ve "ekonomik açıdan zayıf olanların" haklarını savunmak için giriştikleri her çabayı en vahşi bir biçimde cezalandırmak olduğunu tanıtladığı halde, ekonomik açıdan güçsüz olanları korumanın devletin doğal görevi olduğunu (yani onların bayağıca kocakarı ahlak anlayışına göre böyle olması gerekir) söyledikleri zaman "halkın dostları"nın en büyük gericiler olmalarının nedeni işte budur. Ve kuşkusuz, yukarda ilk söylenenler devletin doğal görevidir, çünkü mutlakıyet ve bürokrasi, iliklerine kadar feodal-burjuva ruhla doludur, ve çünkü ekonomik anlamda burjuvazi, bölünmemiş bir egemenliğe sahiptir ve işçileri "kuzu gibi sessiz" tutmaktadır.
[71*] Kimler arasında? Toprakbeyi ile köylü, girişimci mujik ile serseriler, fabrika sahibi ile işçi arasında mı? Bu klasik "dayanışma ilkesi"nin ne anlama geldiğini anlamak için, patron ile işçi arasındaki dayanışmanın "ücretlerdeki bir azaltma" ile sağlandığı anımsanmalıdır.
[72*] Nedir bir darkafalı?
      Boş bir bağırsaktır bu.
      Korkuyla ve Tanrının
      Lütfü umuduyla dolu. (Goethe). -ç.
[73*] Örneğin bakuninci ve isyancılarınkinden,[64] narodniklerinkine ve ensonu köylülerin ezici bir sosyalistler çoğunluğunu gelecekteki bir Zemski Sobor'a[65] göndereceği inancına, düşüncelerinde hiç de küçük olmayan bir yer veren Narodovoltsi'ye kadar bütün eski devrimci programlarımız esas olarak buna varıyordu.
[74*] Yineliyorum, Komünist Manifesto'yu, Felsefenin Sefaleti’ni ve Kapital'i okumuş olan herhangi bir kimse için bu sonuç apaçıktır ve özel bir açıklama, yalnızca Mihaylovski için gereklidir.
[75*] Bu sorunlar için, şimdiye kadar hiçbir çözümün bulunmamış olması gibi basit bir nedenden dolayı. Gerçekten de, "halkın toprak kiralaması, halk tarımım destekler" iddiasına ya da toprakbeyinin toprağım köylülerin aletleriyle işletme sistemine ilişkin aşağıdaki tanıma, toprak kiralama sorununun bir çözümü gözüyle bakamazsınız: "köylü, bağımsızlığını, bağımsız köylünün yararı için feda etmiş olan toprakbeyinden daha güçlü çıkmıştır"; "köylü büyük-ölçekli üretimi, toprakbeyinin elinden çekip almıştır"; "tarımsal teknik biçimi uğruna savaşımın galibi halktır". Bu boş liberal gevezelik, "bizim ünlü" bay V. V.'nin yapıtı olan Kapitalizmin Yazgısında görülebilir.
[76*] Kanıt - köylülüğün parçalanması.
[77*] Ziemlieh blasse kompromissfähige und kompromißsüchtige Reformrichtung. — Sanırım bunun Rusça karşılığı kültürniçeski oportünizm ["saf” kültürel oportünizm] olarak verilebilir.
[78*] Bay Krivenko, bay Struve'ye savaş açmaya yeltenmesiyle tamamen üzücü bir izlenim bırakıyor. Gerçekten geçerli herhangi bir itiraz öne sürmekte çocukça bir sinirlilik gösteriyor. Örneğin bay Struve, bay Nik.-on'un bir "ütopyacı" olduğunu söylemekte ve ona bu adı vermek için çok açık nedenler ileri sürmektedir: 1) çünkü, bay Nik.-on "Rusya'nın gerçek gelişmesini" görmezden gelmektedir, ve 2) çünkü, devletimizin sınıfsal niteliğini anlamamakta ve "toplum"dan ve "devlet”'ten yardım istemektedir. Bay Krivenko, buna karşı hangi iddiaları getiriyor? Gelişmemizin gerçekten de kapitalist olduğunu yadsıyor mu? Bunun başka türden bir gelişme olduğunu mu söylüyor? Bizimkinin bir sınıf devleti olmadığını mı söylüyor? Hayır. Bu sorulardan tümüyle kaçınmayı ve kendi icadı olan "basmakalıp modellere" karşı komik bir öfkeyle savaşmayı yeğliyor. Bir başka örnek, bay Struve, bay Nik.-on'u, sınıf savaşımını anlamamakla suçlamanın yanısıra, "salt ekonomik olgular" alanında ağır hatalardan ötürü de kınamaktadır. Başka şeyler arasında, bay Nik.-on'un, tarım-dışı nüfusun küçüklüğünden sözetmekle, "Rusya'nın kapitalist gelişmesinin, %80 ile [Rusya'nın kırsal nüfusu] %44 [Amerika'nın kırsal nüfusu] arasındaki bu farkı hafifleteceğini" anlayamadığım, "bunun, kapitalizmin tarihsel görevi olduğunun söylenebileceğini" belirtmektedir. Bay Krivenko, önce, işin aslı kapitalizmin kırsal nüfusu azaltma eğilimi göstermesi olduğu halde, "bizim" (?) köylüyü topraktan yoksun bırakma görevimizden sözederek bu pasajı tahrif ediyor, ikinci olarak da sorunun özüne (kırsal nüfusun azalmasına yolaçmayan bir kapitalizmin olanaklı olup olmadığına) ilişkin bir tek söz etmeden, öğretiler vb. hakkında bol bol saçmalıyo.. Bkz: Ek II [Bkz: bu kitabın 191. sayfası. -Ed.]
[79*] Bu "yaşamsal" çalışma önerinizi, mujiğe Avrupa kuruluşlarından sözeden o genç insanlara benimsetmeye çalışmanız gerekirdi! Sizi ne güzel karşılar, ne şahane yanıtlarlardı! Şimdi materyalizmden ve diyalektikten korktuğunuz gibi, onların fikirlerinden de müthiş korkardınız!
[80*] Plehanov'un Sotsial-Demokrat'ta[74] "N. G. Çernişevski" başlıklı makalesinden aktarma yapıyorum.
[81*] Burada, şimdi, tarım bakanı olan bay Yermolov'un Kötü Ürünler ve Halkın Üzüntüsü adlı kitabında göçe karşı çıkarken gösterdiği salt Rus feodal kendini bilmezliğini anımsamadan geçemiyoruz. Yazar, Avrupa Rusyası'ndaki toprakbeyleri hâlâ bir emek kıtlığı çekerlerken, devletin açısından göçe akılcı bir şey gözüyle bakılamayacağını söylüyor. Gerçekten de, köylüler, aylak toprakbeylerini ve onların "yüksek mevkilerdeki" uşaklarım beslemek için yaşamıyorlar da, ne için yaşıyorlar?
[82*] Bu, çok önemli bir noktadır. Plehanov, devrimcilerimizin "iki düşmanı" olduğunu söylerken çok haklıdır; "bir yandan, henüz tümüyle yokedilmemiş olan eski önyargılar, öte yandan da yeni programa ilişkin dar bir anlayış". [Bkz: Ek III, s. 227. -Ed.]
[83*] Devrimcilerimizin görece az önem verdiği özellikle heybetli bir gerici kuruluş da Rus devletini de facto [fiilen -ç.] yöneten bürokrasimizdir. Esas olarak orta sınıf aydınlarından oluşan bürokrasi, gerek kaynağı açısından, gerek etkinliklerinin amacı ve niteliği açısından tamamen burjuvazidir; ama mutlakıyet ve toprak sahibi soyluların büyük politik ayrıcalıkları, bu bürokrasiye özellikle zararlı nitelikler vermiştir. Bürokrasi, toprakbeyinin çıkarlarıyla burjuvazinin çıkarlarım birleştirmeyi kendisi için yüce bir görev sayan hep hareket halindeki bir rüzgar fırıldağıdır. Bu feodal sempatilerini ve bağlantılarım işçileri aldatmak için kullanan ve çalışan halkı feodal toprakbeylerinin eline teslim ederek ve burjuvaziye karşı iyice savunmasız bırakarak, onları "aşağılık ayaktakımı" durumuna düşüren önlemleri uygulamak için "ekonomik bakımdan zayıf olanları koruma" ve kulağa ve tefeciye karşı "muhafızları" olarak hareket etme bahanesinden yararlanan Joduşkadır.[77] Bürokrasi, batı Avrupa'nın şampiyon gericilerinin deneyimini emmiş ve Arakçeyev[78] planlarını, halkı sevmeye ilişkin sözlerin örtüsü ardında başarıyla saklayan en tehlikeli ikiyüzlüdür.
[84*] İşçinin mutlakiyete karşı harekete geçirilmesi gerektiği sonucuna iki yoldan varılabilir: ya işçiye sosyalist sistem için savaşımın tek savaşçısı gözü ile bakarak ve bu yüzden siyasal özgürlüğü, onun savaşımını kolaylaştıran koşullardan biri olarak görerek; bu, sosyal-demokratların görüşüdür; ya da ona yalnızca mevcut sistemde en çok acı çeken, kaybedecek daha fazla şeyi olmayan ve mutlakiyete karşı savaşta en büyük kararlılığı gösterebilen biri olarak başvurarak. Ama bu, işçiyi, tüm "halkın" mutlakiyete karşı dayanışması ardında, burjuva ile proletarya arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı görmeyi reddeden burjuva radikallerinin dümen suyuna girmeye zorlamak anlamına gelecektir.
[85*] Her yana.-ç.
[86*] Tersine, propaganda ve ajitasyon pratik çalışması her zaman önde gelmektedir, çünkü, birinci olarak, teorik çalışma yalnızca pratik çalışmanın öne sürdüğü sorunlara yanıt sağlar ve ikinci olarak da, sosyal-demokratlar ellerinde olmayan nedenlerle öyle sık teorik çalışma ile kendilerini sınırlamak zorunda kalmışlardır ki, pratik çalışmanın olanaklı olduğu her ana, büyük değer verirler.
[87*] İnceleme, Propaganda, Örgütlenme, -ç.
[88*] Rusya'nın gelecekteki insanı mujiktir - köylü sosyalizminin temsilcileri, sözcüğün en geniş anlamıyla narodnikler böyle düşünüyorlardı. Rusya'nın gelecekteki insanı işçidir - sosyal-demokratlar böyle düşünüyorlar. Bir elyazmasında, marksist görüş böyle formüle edilmişti.
[89*] Kendisi tarafından, -ç.
[90*] Genel olarak söylersek, Bay Nik.-on, Ruskoye Bogatstvo'daki yazılarıyla, anlaşılan, küçük-burjuva radikalizminden hiç de sanıldığı kadar uzak olmadığını; kendisinin de bir köylü burjuvazisinin büyümesinde (n° 6, s. 118 - "Köylüler" arasında gelişmiş aletlerin, fosfatlı gübrelerin vb. kullanılması) "bizzat köylülüğün" (topluca mülksüzleştirilen köylülük mü?) "içinde bulunduğu durumdan bir çıkış yolu bulma zorunluluğunu anladığını" gösteren belirtiler görebileceğini tüm gücüyle tanıtlamaya çalışıyor.
[91*] Kanıtlar boşunadır, yanlış oldukları için değil -halkın yıkımı, yoksullaşması, açlığı, kapitalizmin sugötürmez ve kaçınılmaz sonuçlandır- havaya söylenmiş sözler oldukları için. "Toplum", demokrasi örtüsü altında bile, plütokrasinin çıkarlarını savunur ve elbette ki plütokrasi de kapitalizme karşı harekete geçecek değildir. "Hükümet"... — bir muhalifin, bay Mihaylovski'nin yorumunu aktaracağım: Hükümetimizin programlarını ne kadar az bilirsek bilelim, diye yazmıştı bir keresinde, "emeğin toplumsallaştırılmasının" bunlar içinde yeralmadığından emin olacak kadar biliyoruz.
[92*] Kapitalizmin ilerici etkinliği, emeğin toplumsallaştırılma derecesi ile değil de, ulusal emeğin tek bir kolundaki gelişmenin böyle dalgalanan bir indeksi ile değerlendirildiği zaman, bu fikre çocukça denmez de ne denir? Herkes bilir ki, kapitalist üretim tarzı altında, işçilerin sayısı son derece istikrarsız bir sayıdan başka bir şey olamaz ve bunalımlar, yedek ordunun büyüklüğü, emeğin sömürülme derecesi, yoğunluk derecesi, vb., vb. gibi bir dizi ikincil etkene dayanır.
[93*] N.F. Danielson, Reform-Sonrası Toplumsal Ekonomimiz Üzerine Denemeler, St. Petersburg 1893. -Ed.
[94*] Burada, Bay Nik.-on'un, "kapitalizmin birleştirici anlamı"m fabrika işçilerinin sayısıyla değerlendirmek yolundaki yöntemini eleştirmekle yetiniyorum. Rakamların bir tahliline giremiyorum, çünkü elimin altında bay Nik.-on'un kaynakları bulunmamaktadır. Ancak, onun bu kaynakları seçerken pek talihli olmadığını belirtmeksizin geçmek de olanaksızdır. Önce 1865'e ait verileri Askerî İstatistiki Özet’ten, 1890'a ait olanları ise 1894, Fabrikalar ve Atelyeler Kılavuzundan alıyor. Bulduğu işçi sayıları, (maden işçileri hariç) sırasıyla 829.573 ve 875.764'tür, %5,5'lik artış, nüfustaki artıştan (61.420.000 olan, 91.000.000'a, ya da %48,1) çok daha azdır. Ama bir sonraki sayfada farklı rakamlar alınıyor: Gerek 1865 için, gerekse 1890 için 1893 Kılavuz'undan. Bu verilere göre, işçilerin sayısı sırasıyla 392.718 ve 716.792'dir — %82'lik bir artış. Ama bu, dolaylı vergi ödeyen sanayileri içermemektedir, bu sanayilerdeki işçilerin sayısı (s. 104) 1865'te 186.053 ve 1890'da 144.332 idi. Bu rakamları öncekilere eklersek aşağıdaki toplam işçi sayılarını buluruz (maden işçileri hariç): 1865'te 578.771 ve 1890'da 861.124. %48,1'lik bir nüfus artışı ile %48,7'lik bir artış. Demek ki, beş sayfalık bir yer içinde, yazar, %5'lik bir artış gösteren verileri ve %48'lik bir artış gösteren öteki verileri kullanıyor! Ve böyle çelişkili rakamlara dayanarak da kapitalizmimizin istikrarsız olduğunu buluyor!
      Ve sonra, yazar, neden Denemeler'de aktarılan (Tablo XI ve XII), ve işçi sayısının, üç yılda (1886-1889), nüfustaki büyümeyi çok aşan bir artışla %12-13 arttığını bize gösteren, işçi sayısına ait verileri ele almamıştır? Yazar, belki de, zaman aralığının çok kısa olduğunu söyleyebilir. Ama bu durumda, birincisi, bu veriler türdeş, karşılaştırılabilir ve daha güvenilir verilerdir; ikincisi de, kısa zaman aralığına karşın, yazarın kendisi de fabrika sanayisinin büyümesine ilişkin bir yargıya varabilmek için bu verileri kullanmamış mıdır?
      Açıktır ki, eğer, ulusal emeğin yalnızca bir dalının durumunu belirtmek üzere, işçi sayısı gibi böyle dalgalanan bir indeks kullanılmışsa, bu veriler ancak sallantı veriler olabilir. Ve umutlarını —çaresizlikten doğan ve, kararlı bir savaşım olmaksızın kapitalizmimizin çökeceği, kendiliğinden un-ufak olacağı umutlarını- böyle verilere dayandırmak için ve bu verileri, kapitalizmin ulusal emeğin bütün dallarındaki tartışılmaz egemenliğinden ve gelişmesinden kuşku duymakta kullanmak için insanın gerçekten de saf bir hayalperest olması gerekir!
[95*] "Son zamanlarda Avrupa Rusyasının 50 eyaletindeki özgür işçilerin toplam sayışım saptamak için bir girişim yapılmıştır. (S. A. Korolenko, Ücretle Tutulmuş Emek, St. Petersburg 1892.) Tarım Bakanlığının yaptığı bir araştırma, Avrupa Rusyasının 50 eyaletindeki sağlam kırsal nüfusu, 35.712.000 olarak hesaplamaktadır, oysa tarımda ve manüfaktürde, madencilikte, ulaşım ve öteki sanayilerde gerekli olan toplam işçi sayısı 30.124.000'dir. Demek ki, kesinlikle fazla olan işçilerin sayısı 5.588.000 gibi büyük bir rakama ulaşmaktadır, bunlar, aileleriyle birlikte, kabul edilen standarda göre, en az 15.000.000 kişiyi bulacaklardır." (s. 341'de yinelenmiştir.)
      Eğer bu "araştırma”ya dönersek, yalnızca toprakbeylerinin çalıştırdığı ücretle tutulmuş emeğin "araştırılmış" olduğunu görürüz: Bay S. Korolenko bu araştırmayı Avrupa Rusyasının "tarımsal ve sınai" bir taramasıyla tamamlamıştır. Bu taramada, (bir "araştırma"ya dayanılarak değil, eski mevcut verilere dayanılarak) Avrupa Rusyasının çalışan nüfusunu mesleğe göre sınıflandırmak için bir girişim yapılmıştır. Bay S. A. Korolenko'nun ulaştığı sonuçlar şöyledir. Avrupa Rusyasının 50 eyaletindeki toplam işçi sayısı 35.712.000'dir; bunlar şöyle dağılırlar:
     

tarım

27.435.400

özel ürünlerin ekimi

1.466.400

fabrika ve madencilik sanayisi

1.222.700

Toplamı

30.124.500

yahudiler

1.400.400

kerestecilik

2.000.000 (yaklaşık)

hayvan yetiştiriciliği

1.000.000

demiryolları

200.000

balıkçılık

200.000

yerel ve dışarı işleri, avcılık, tuzakçılık ve diğer çeşitli işler

787.200

Toplam

35.712.100


      Böylece, bay Korolenko (doğru ya da yanlış) tüm işçileri, mesleğe göre sınıflandırmış oluyor, ama bay Nik.-on keyfî olarak ilk üç başlığı alıyor ve 5.588.000 "kesinlikle fazla" (??) işçiden sözediyor!
      Bu kusur bir yana, bay Korolenko'nun tahminlerinin son derece kaba ve hatalı olduğunu da belirtmeden geçemeyiz: Tarım işçilerinin sayısı, tüm Rusya için tek bir genel standarda göre hesaplanmıştır: Üretici olmayan nüfus, ayrı olarak sınıflandırılmamıştır (bay Korolenko, bu başlık altında, resmî anti-semitizme uyarak... yahudileri sınıflandırıyor! 1.400.000'den daha fazla üretici olmayan işçi olmalıdır: tüccarlar, dilenciler, serseriler suçlular vb.): elzanaatçılarının sayısı (son başlık - dışarı ve yerel işler) akılalmaz bir biçimde düşüktür vb.. Böyle tahminleri hiç aktarmamak daha iyi olacaktır.
[96*] Konut Sorunu -ç.
[97*] Tekstil, çorap ve dantel sanayilerinde 642.607 kişi çalışıyordu (Bizim ülkemizde, çorap ve dantel yapımıyla uğraşan onbinlerce kadın, çalıştıkları "tüccar kadınlar" tarafından inanılmaz bir biçimde sömürülmektedir. Ücretler bazan günde üç (sic!) köpek kadar düşüktür! Bay Nik.-on, bunların "kapitalizmin doğrudan hizmetinde" olmadıklarını mı söylemek istiyorsunuz?), ek olarak da 565.835 kişi kömür ve maden cevheri ocaklarında ve 396.998 kişi de tüm metal atelyeleri ve manüfaktürlerinde çalışıyordu.
[98*] O zamanlar ki, işçi sınıfının küçüklüğü, 27 yıl sonra, 1875'te Marx'ın "Almanya'daki çalışan halkın çoğunluğu proleterlerden değil, köylülerden oluşur"[85] diye yazmasıyla değerlendirilebilir, işte "hazır bir proletarya ile iş görmek (??)" denen şey budur!
[99*] Eski Yunan'da efsanevi bir haydut. Bu haydut, yakaladığı kurbanlarını demirden bir yatağa yatırır, kurbanın boyu, yataktan uzunsa bacaklarından keserek kısaltır, kısa ise, kol ve bacaklarını gerdirerek uzatırdı, -ç.
[100*] Marx'ın burada, bilimsel kabul ettiği tek eleştiri olan materyalist eleştiriden – yani siyasal, hukuksal, toplumsal, geleneksel ve öteki olguları, ekonomi ile, üretim ilişkileri sistemi ile, tüm uzlaşmaz karşıt toplumsal ilişkiler temeli üzerinde kaçınılmaz olarak biçimlenen, sınıf çıkarları ile karşılaştıran eleştiriden sözettiğine dikkat edin. Rus toplumsal ilişkilerinin uzlaşmaz karşıt olduğundan hemen hiç kuşku duyulamaz. Ama henüz hiç kimse bunları böyle bir eleştirinin temeli olarak almaya çalışmamıştır.
[101*] Aydınların mucize yaratan güçlerine inanmayı kendileri de protesto ediyorlar; halkın kendisini savaşıma çekmek gereğinden kendileri de sözediyorlar. Ama bu, savaşımın belli günlük çıkarlarla bağlı olmasını ve dolayısıyla farklı çıkarlar arasında bir ayrım yapılmasını ve bunların savaşıma ayrı ayrı çekilmesini gerektirir... Ama eğer bu ayrı ayrı çıkarların üstü, yalnızca aydınların anladığı yalın siyasal istemlerle örtülmüşse, bu, gene geri dönmek, gene her şeyi, yalnızca güçsüzlüğü daha demin kabul edilmiş olan aydınların savaşımı ile sınırlamak anlamına gelmez mi?
[102*] (Yani kapitalist sistemin) — bu sistemin mutlaka reddedilmesinin ve ona karşı amansızca bir savaşım verilmesinin yanında değil.



Açıklayıcı Notlar

[1] Lenin'in kitabı "Halkın Dostları" Kimlerdir ve Sosyal-Demokratlara Karşı Nasıl Savaşırlar? (Ruskoye Bogatstvo'da Yayınlanmış Marksistlere Karşı Makalelere Bir Yanıt) 1894'te (birinci kısım Nisanda, ikinci ve üçüncü kısımlar yazın) yazılmıştı. Lenin, 1892-1893'te, Samara'da, bu kitap üzerinde çalışmaya başlamıştı. Şamara marksist çevresinde, anti-marksist liberal narodnikler olan V.V. (Vorontsov), Mihaylovski, Yujakov ve Krivenko'yu ağır bir biçimde eleştirdiği konferanslar vermişti. Bu konferanslar, kitap için hazırlık çalışması görevini yaptı.
      1894 güzünde, Lenin, "Halkın Dostları" Kimlerdir ve Sosyal-Demokratlara Karşı Nasıl Savaşırlar? başlıklı yapıtını St. Petersburg marksist çevresinin üyelerine okudu.
      Lenin'in kitabı ayrı kısımlar halinde basıldı. Birinci kısım, Haziran 1894'te St. Petersburg'da hektografla çoğaltıldı ve orada ve diğer kentlerde gizli olarak dağıtıldı. Birinci baskısı Temmuz 1894'te çıktı. Birinci ve ikinci kısımlardan 100 kadar nüsha. A. A. Gonskin tarafından, Ağustosta Gorki'de (Vladimir eyaleti) ve Eylülde Moskova'da basıldı. Aynı yılın Eylülünde, A. A. Vaneyev, St. Petersburg'da, hektografla birinci bölümden 50 nüsha (bu dördüncü baskıydı), üçüncü bölümden de yaklaşık olarak bir o kadar nüsha bastı. Kitabın bu baskısının kapağında şu not bulunuyordu:"Taşradaki bir grup sosyal-demokrat tarafından basılmıştır." Kitabın illegal koşullar altında çıkarılması böyle bir notu gerekli kılıyordu. Yerel örgütler, bazı kısımları elyazısıyla, bazılarını daktilo vb. yazarak Lenin'in yapıtını çeşitli yollardan çoğalttılar. Çernigov eyaletinin Borzna uyezdinde bir grup sosyal-demokrat, 1894'te, kitabı hektografla çoğalttı, bu baskının nüshaları Çernigov, Kiev ve St. Petersburg'da elden ele dolaştı. Kitap, 1894 sonunda, Vilno'da 1895'te Penza'da ve hemen hemen aynı dönemde Vladimir'de okunuyordu. 1895-96'da Tomsk'taki marksist öğrenciler arasında dolaştırılıyordu. Aynı zamanda Rostov-on-Don'da, 1896'da Poltava'da ve diğer kentlerde okunuyordu.
      Lenin'in kitabı, Emeğin Kurtuluşu Grubu ve dışardaki öteki Rus sosyal-demokrat örgütler tarafından da çok iyi biliniyordu.
      Kitabın birinci ve üçüncü kısımlarının hektografla çoğaltılmış nüshaları 1923 başlarında, Berlin sosyal-demokratlarının arşivlerinde ve hemen hemen aynı zamanda Leningrad'daki Devlet Saltikov-Şçedrin Halk Kütüphanesinde bulundu.
      1936'da Marksizm-Leninizm Enstitüsü, hektografla basılmış 1894 baskısının bir kopyasını daha elde etti. Bu kopya dışında basılmak üzere hazırlandığı anlaşılan bir sureti Lenin tarafından yapılan pek çok düzeltmeyi içermektedir.
      Elinizdeki baskıdaki "Halkın Dostları" Kimlerdir? metni, enstitünün 1936'da elde ettiği hektografla basılmış kopyanın metnine uygundur, düzeltmeler de gözönüne alınmıştır. Resmî kopyaya göre, bazı pasajlarda tırnak yerine italik konurken, metinde parantez içinde olan birkaç yorum dipnot olarak verilmiştir. Daha önceki baskılarda çıkartılmış olan Lenin'in tablo açıklaması (Ek I) da verilmiştir.
      Kitabın ikinci kısmı hâlâ bulunamamıştır. - 3.
[2] Ruskoye Bogatstvo ("Rus Zenginliği"). — 1876'dan 1918 ortalarına kadar St. Petersburg'da yayınlanan aylık bir dergi, 1890'ların başında, liberal narodniklerin organı haline geldi ve S. N. Krivenko ve N. K Mihaylovski tarafından yönetildi. Dergi, çarlık hükümetiyle uzlaşmayı savunmuş ve marksizme ve Rus marksistlerine karşı sert bir savaşım vermiştir. - 7.
[3] Değinilen makale, N. K Mihaylovski'nin Ruskoye Bogatstvo, n° 10, 1893'te yayınlanmış olan 'Yazın ve Yaşam" başlıklı makalesidir. Marksistler, Mihaylovski'ye yazdıkları mektuplarda makale üzerine görüşlerini bildirdiler. Mektuplardan bazıları Byloye ("Geçmiş") dergi si, n° 23,1924'te yayınlandı. - 7.
[4] Değinilen makale, N. K Mihaylovski'nin Otoçestveniye Zapiski ("Anavatan Notlan"), n° 10, Ekim 1877'de yayınlanmış olan 'Y. Jukovski Karl Marx'ı Yargılıyor" başlıklı makalesidir. - 10.
[5] Bkz: Karl Marx, Kapital, Birinci Cilt, "Almanca Birinci Baskıya Önsöz", Sol Yayınları, Ankara 1993, s. 18. - 11.
[6] Spencer, Herbert (1820-1903). — İngiliz felsefeci, psikolog ve toplumbilimci. - 11.
[7] Lenin'in yaptığı aktarma, Marx'ın Ekonomi Politiğin Eleştirisi ne Katkı'ya. "Önsöz"ündendir. Bkz: Sol Yayınları, Ankara 1993, s. 23-24. -14.
[8] Contrat Social — Jean-Jacques Rousseau'nun başyapıtlarından biri. Tam başlığı, Du Contrat Social ou Principes du droit politique ("Toplumsal Sözleşme ya da Siyasal Hukukun İlkeleri")'dir. 1762'de Amsterdam'da basılmıştır. Kitabın temel fikri, her toplumsal sistemin, özgürce bir anlaşmanın, insanlar arasında bir sözleşmenin sonucu olması gerektiğiydi. Temelde idealist olmasına karşın, 18. yüzyılda Fransız burjuva devrimin arifesinde öne sürülmüş olan "toplumsal sözleşme" teorisi, devrimci bir rol oynadı. Burjuva eşitliği, feodal tabakaların ayrıcalıklarının kaldırılması ve bir burjuva cumhuriyet kurul ması istemini yansıtıyordu. -14.
[9] Bkz: Karl Marx, Kapital, Birinci Cilt, s. 403, not. - 21.
[10] Karl Marx'ın "Otoçestveniye Zapiski" Yazıkuruluna Mektubu, 1877'nin sonunda, N. K Mihaylovski'nin "Y. Jukovski Karl Marx'ı Yargılıyor" başlıklı makalesi ile ilgili olarak yazılmıştı. Mektup, Marx'ın ölümünden sonra Engels tarafından kopya edilmiş ve Rusya'ya gönderilmişti. Engels, bu mektubun "uzun bir süre Rusya'da Fransızca orijinalinden elyazısıyla kopya edilmiş nüshalar halinde dolaştığını ve sonra, mektubun Rusça bir çevirisinin 1886'da Cenevre'de, Vestnik Narodnoy Voli'de ("Halk iradesinin Habercisi") [n° 5, -Ed.], sonra da Rusya'da yayınlandığını" söyler. "Bu mektup, Marx'ın kaleminden çıkan her şey gibi, Rus çevrelerinde büyük bir ilgi uyandırmıştır." (Internationales aus dem Volksstaat 1871-1875, Berlin 1894, s. 68). Mektup, Rusya'da ilk kez, Yuridiçeski Vestnik (“Yasal Haberci"), n° 10, 1888'de yayınlandı. [Bkz: Marx-Engels, Seçme Yazışmalar 2, Sol Yayınları, Ankara 1996, 161 nolu mektup.] - 21.
[11] Bkz: Engels, Anti-Dühring, Bay Eugen Dühring Bilimi Altüst Ediyor (ikinci kısım — Ekonomi Politik, birinci bölüm — Konu ve Yöntem), Sol Yayınları, Ankara 1995, s. 231. - 21.
[12] Burada, 1845-1846 yıllarında Marx ve Engels tarafından ortaklaşa yazılan Alman İdeolojisine değiniliyor.
      Hemen hemen 800 sayfaya varan elyazması iki cilt halindeydi. Birinci cilt esas olarak tarihsel materyalizmin temel tezlerinin geliştirilmesine, ve Ludwig Feuerbach, B. Bauer ve M. Stirner'in felsefi görüşlerinin eleştirisine ayrılmıştı.
      1846-1847'de Marx ve Engels, Almanya'da, çalışmalarını yayınlayacak bir yayıncı bulmak için üstüste girişimlerde bulundular. Ama polisin engeller çıkarması ve kendileri ile ilgili taraflardan olan yayıncıların Marx ve Engels'in savaştığı eğilimlerin savunuculuğunu yapıyor olmaları ve işi almayı reddetmeleri yüzünden başarılı olamadılar. Marx ve Engels hayatta iken yalnızca bir bölüm yayınlandı. Bu bölüm, Alman İdeolojisi, c. II'nin Das Westphalische Dampfboot dergisinde, Ağustos ve Eylül 1847'de yayınlanmış olan bir bölümüydü. Elyazması yıllarca Alman Sosyal-Demokrat Partisinin arşivlerinde kaldı. Almanca metin, ilk kez, 1932'de, Marksizm-Leninizm Enstitüsü tarafından tam olarak yayınlandı. Bunun Rusça bir çevirisi 1933'te çıktı. - 22.
[13] Bkz: Friedrich Engels, "Birinci Baskının Önsözü", Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, Sol Yayınları, Ankara 1995, s. 12. - 24.
[14] Toplumun gentilice, Klan Örgütlenmesi. — Bu, ilkel komünizm sistemi, ya da insanlık tarihindeki ilk toplumsal ekonomik biçimlenme idi. Klan sistemi, modern insan tipi tam olarak oluştuğu zaman, biçimlenmeye başladı. Klan topluluğu, kan bağına dayanan, ekonomik ve toplumsal bağlarla birleşmiş kolektif bir birimdi. Gelişimi içinde klan sistemi, anaerkillik ve ataerkillik olmak üzere iki aşamadan geçti. Ataerkillik, ilkel topluluk, sınıf toplumu haline gelince sona erdi ve devlet ortaya çıktı. îlkel komünal sistemde üretim ilişkilerinin temeli, üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti ve ürünlerin eşit dağılımı idi. Esas olarak bu, üretici güçlerin düşük gelişme düzeyine ve o dönemdeki niteliklerine uygun düşüyordu. Taş aletler ve daha sonra da ok ve yay insanların doğal güçlere ve vahşi hayvanlara karşı bireysel olarak savaşım vermeleri olasılığını yok etti.
      İlkel komünizm sistemi üzerine bkz: Marx'ın L. H. Morgan'ın "Eski Toplum"unun Özeti ve Engels'in Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni. - 26.
[15] Fief (Pomestye, Tımar) Sistemi. — Rusya'da ortaya çıkan ve 15. ve özellikle 16. yüzyıllarda kesinlikle yerleşen kendine özgü bir feodal toprak mülkiyeti sistemi. Fief (pomestye, tımar) sistemi, merkezî bir devletin oluşmasına sıkı sıkıya bağlıydı. Feodal hükümdarın mülkü sayılan tımar topraklan, hükümet tarafından, silahlı kuvvetlerde ya da sarayda hizmet edenlere dağıtılırdı. Verilen toprak miktarı, toprağı alanın görevlerine göre belirlenirdi. Boyarın mutlak ve mirasla geçen toprak mülkiyeti olan votçina'dan farklı olarak, tımar, hizmet sunan bir soylunun koşullu ve geçici mülkü idi.
      16. yüzyılın ortalarından itibaren, tımar, giderek mirasla geçen bir malikane haline dönüştü ve gitgide daha çok votçina'ya benzedi. 17. yüzyılda bu iki feodal toprak sahipliği biçimi arasındaki fark ortadan kalktı ve votçina ve tımar sahiplerinin feodal haklan özdeş hale geldi. I. Peter'in 1714'te yayınlanan miras fermanından sonra, tımar, kesin olarak toprak sahibi soyluların özel mülkü haline geldi. Rusya'da tımar (pomestye) terimi, tüm feodal dönem boyunca kullanılmaya devam edildi. - 28.
[16] Birinci Enternasyonal — Uluslararası İşçi Birliği. — Proletaryanın ilk uluslararası örgütü, 1864'te Londra'da, İngiliz ve Fransız işçilerinin topladığı bir uluslararası işçi konferansında Karl Marx tarafından kurulmuştur. Birinci Enternasyonal, Marx ve Engels'in devrimci bir işçi sınıfı partisi kurmak için yaptıkları yıllar süren sıkı çalışmanın sonucu oldu. Lenin'in belirttiği gibi, Birinci Enternasyonal, "sermayeye karşı bir girişim için işçilerin uluslararası örgütlenmesinin temelini attı", "sosyalizm uğruna proleter, enternasyonal bir savaşımın temelini attı". (Bkz: Collected Works, c. 29, s. 306, 307.)
      Birinci Enternasyonalin merkezî yönetim organı, Uluslararası işçi Birliği Genel Konseyi idi, Marx, bu konseyin hayat boyu üyesiydi. Marx, Genel Konseyin en bilinçli üyelerini (F. Lessner, E. Dupont ve H. Jung dahil) çevresine toplayarak, o zamanlar işçi sınıfı hareketinde hüküm süren küçük-burjuva etkileri ve sekter eğilimleri (İngiltere’de meslek sendikacılığı, ve Latin ülkelerindeki prudonculuk ve anarşizm) yenmeye çalıştı. Birinci Enternasyonal, çeşitli ülkelerin işçilerinin ekonomik ve politik savaşımlarını yönetti ve aralarındaki dayanışma bağlarını güçlendirdi. Marksizmin yayılmasında, işçi sınıfı hareketine sosyalizmin getirilmesinde büyük bir rol oynadı.
      Paris Komününün yenilgisinden sonra, işçi sınıfı, Birinci Enternasyonalin öne sürdüğü ilkelere dayanan ulusal yığın partilerini örgütleme göreviyle karşı karşıya kaldı. "Avrupa koşullarına bakıyorumda, resmî Enternasyonal örgütünün şimdilik arka plana geçmesine izin vermek oldukça yararlı olacak." (Marx ve Engels, Selected Correspondence, Moscow 1965, s. 286). 1876'da Philadelphia'da toplanan bir konferansta Birinci Enternasyonal resmen feshedildi. -31.
[17] Lenin, gerici Novoye Vremya'nın yazarlarından V. Burenin'in adını, dürüst olmayan tartışma yöntemleriyle eş anlamda kullanmıştır. - 32.
[18] Burada, 1871 Paris Komününe, Paris'teki proleter devrimin yarattığı devrimci işçi sınıfı hükümetine (1871), 18 Marttan 28 Mayısa kadar varlığını sürdüren proletarya diktatörlüğünün ilk hükümetine değinilmektedir. (Bkz: Marx, Fransa'da İç Savaş, Sol Yayınları, Ankara 1991.) - 32.
[19] Novoye Vremya (“Yeni Zamanlar"). — 1868'den 1917'ye kadar St. Petersburg'da çıkan bir günlük gazete: Farklı zamanlarda farklı yayıncılara ait olmuş ve politik çizgisini tekrar tekrar değiştirmiştir. Önce ılımlı liberal çizgideydi, ama 1876'dan sonra aristokrasi ve bürokrasi arasındaki gerici çevrelerin organı haline geldi. 1905'ten sonra Kara-Yüzlerin organı oldu. 1917 Şubat burjuva demokratik devriminden sonra, burjuva geçici hükümetinin karşı-devrimci politikasını bütünüyle destekledi ve bolşeviklere karşı ateşli bir kampanya yürüttü. Kasım (28 Ekim) 1917'de, Petrograd Sovyeti Devrimci Askerî Komitesi tarafından kapatıldı. Lenin, NovoyeVremya'dan, satın alınabilir basının tipik bir örneği olarak sözeder.
      V. Burenin, Novoye Vremya'nın 4 Şubat 1894 tarihli sayısında yayınlanan "Eleştirel Notlar" başlıklı parçada, marksistlerle savaştığı için Mihaylovski'yi övmüştü. - 34.
[20] Bu sözler A. Krilov'un "Fil ve Fino Köpeği" başlıklı masalından alınmıştır. - 35.
[21] Bkz: Friedrich Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, "Birinci Baskıya Önsöz", s. 13-14. - 37.
[22] Bkz: Karl Marx, Kapital, Birinci Cilt, s. 19. - 37.
[23] Burada, Paris'te Marx ve Ruge'nin editörlüğü altında Almanca olarak yayınlanan Deutsche-Französische Jahrbücher ("Alman-Fransız Yıllıkları") adlı dergiye değiniliyor. Şubat 1844'teki iki sayı birarada olmak üzere, yalnızca bir sayı çıktı. Yayına devam edilmemesinin nedeni, Marx'ın, burjuva radikali Ruge'la ilke farklılıklarına sahip olmasıydı. - 38.
[24] Lenin, Marx'ın Ruge'a yazdığı (Eylül 1843 tarihli) mektuptan aktarma yapıyor. - 38.
[25] Üçlü (Yunanca, Trias). — Bu, felsefe, üç-aşamalı gelişmenin formülüdür. Üç-aşamalı gelişme fikri ilk kez neo-platonik Yunan filozoflarınca, özellikle Prochus tarafından formüle edilmiş ve Alman idealist filozofları Fichte ve Schelling'in yapıtlarında ifade edilmiştir. Ama her gelişme sürecinin üç-aşamadan, tez-antitez-sentezden geçtiğini düşünen Hegel'in idealist felsefesinde, üçlü, en tam biçimde gelişmiştir, ikinci aşama, ikinci aşamaya geçmekle kendi karşıtına dönüşen birinci aşamanın yadsımasıdır. Üçüncü aşama, ikincinin yadsınması, yani yadsımanın yadsınmasıdır; bu, şimdi yeni bir içerikle zenginleşmiş olan ve daha yüksek bir düzeyde bulunan başlangıçtaki biçime dönüş anlamına gelir. Hegel'in üçlüsü gerçekliğin yapay bir biçimde uydurulduğu bir şemaydı; üçlü şemasının rasgele kurulması, doğa ve toplumdaki gerçek gelişmeyi çarpıtıyordu. Marx, Engels ve Lenin, Hegel'in diyalektiğindeki rasyonel öğelere çok değer vermişler, ama onun diyalektik yöntemini eleştirici bir biçimde yeniden biçimlendirmişler ve nesnel dünyanın ve insan düşüncesinin gelişiminin en genel yasalarını yansıtan materyalist diyalektiği yaratmışlardır. - 39.
[26] Bkz: Friedrich Engels, Anti-Dühring (birinci kısım — Felsefe, onüçüncü bölüm — Diyalektik. Yadsımanın Yadsınması). - 40.
[27] Marksist diyalektik yöntemin sistemli bir yorumu ve daha da geliştirilmesi Lenin'in Materyalizm ve Ampiryokritisizm, Felsefe Defterleri, Karl Marx vb. adlı yapıtlarında verilmiştir. - 42.
[28] Vestnik Yevropi — Liberal burjuvazinin görüşlerini yansıtan aylık tarihsel, siyasal ve edebî bir dergi, 1866'dan 1918'e kadar St.Petersburg'da çıktı ve devrimci marksistlere karşı makaleler yayınladı. - 42.
[29] Makalenin yazarı (İ.K -n) St. Petersburg Üniversitesinden Profesör I. I. Kaufman'dı. Marx'ın görüşüne göre, makale, diyalektik yöntemin en iyi yorumlarından biriydi. (Bkz: Karl Marx, "Almanca İkinci Baskıya Sonsöz", Kapital, Birinci Cilt, s. 23-25.) - 42.
[30] Lenin aşağıda Engels'in Anti-Dühring'inden bir parça aktarır: (birinci kısım — Felsefe, onüçüncü bölüm — Diyalektik. Yadsımanın Yadsınması, s. 204-220). - 45.
[31] Bkz: Karl Marx, Kapital, Birinci Cilt, s. 99-100. - 48.
[32] Bkz: Karl Marx, Kapital, Birinci Cilt, s. 802-805. - 48.
[33] Karl Marx, Kapital, Birinci Cilt, "Almanca ikinci Baskıya Sonsöz"e değinilmektedir. - 51.
[34] Otoçestveniye Zapiski ("Anavatan Notları"). — 1820'de St. Petersburg'da yayınlanmaya başlanan edebi-siyasal bir dergi, 1839'dan sonra zamanın en ilerici yayını haline geldi. Yazarlan arasında da V. G. Biyelinski, A. I. Herzen, T. N. Granovski ve N. P. Ogaryov bulunuyordu. 1846'da Biyelinski'nin yazıkurulundan aynlmasından sonra, Otoçestveniye Zapiski önemini yitirmeye başladı. 1868'de dergi N. A. Nekrasov ve M. Y. Saltikov-Şçedrin'in yönetimine girdi. Bu derginin, Rusya'daki devrimci-demokrat aydınlan etrafında toplayarak yeniden geliştiği bir dönemin başlangıcı oldu. Nekrasov ölünce (1877'de) narodnikler dergiye egemen oldular.
      Otoçestveniye Zapiski,
sürekli olarak sansüre uğramış ve Nisan 1884'te çarlık hükümeti tarafından kapatılmıştır. - 52.
[35] Postoronni ('Tabancı") — N. K. Mihaylovski'nin takma adı. -52.
[36] Marx ve Engelsin Komünist Parti Manifestosu'nda formüle ettikleri şu teze değiniliyor:
      "Komünistlerin vardıkları teorik sonuçlar, hiçbir biçimde, şu ya da bu, sözde dünya reformcusu tarafından icat olunmuş ya da keşfedilmiş düşüncelere ya da ilkelere dayandırılmamıştır.
      "Bunlar, varolan bir sınıf savaşından, gözlerimizin önünde cereyan eden tarihsel bir hareketten doğan ilişkilerin genel ifadeleridir." [Marx-Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, Sol Yayınları, Ankara 1993, s. 124. -Ed.] - 55.
[37] Bkz: Friedrich Engels, Anti-Dühring (Birinci kısım — Felsefe, dokuzuncu bölüm — Ahlak ve Hukuk. Ölümsüz Doğruluklar), s.159. -57.
[38] N. K. Mihaylovski'nin, "Karl Marx'ın Kitabının Rusça Baskısı Hakkında" (Otoçestveniye Zapiski, n° 4, Nisan 1872) ve “Y. Jukovski Karl Marx'ı Yargılıyor" (Otoçestveniye Zapiski, n° 10, Ekim 1877) başlıklı makalelerine değiniliyor. - 59.
[39] Lenin, Mars'ın Ruge'a yazdığı (Eylül 1843 tarihli) mektubun dan aktarma yapıyor. - 63.
[40] Lenin "Halkın Dostları" Kimlerdir’in ikinci kısmında siyasal ve iktisadi görüşlerini daha özel bir biçimde eleştirdiği S. N. Yujakov'u kastediyor. Bu kitabın ikinci kısmının ne elyazması, ne hektografla basılmış bir kopyası bulunabilmiştir. - 64.
[41] 1883'te Cenevre'de G. V. Plehanov tarafından kurulan ve ilk Rus marksist grubu olan Emeğin Kurtuluşu Grubu kastediliyor. Plehanov'dan başka, P. B. Akselrod, L. G. Deutsch, V. I. Zasuliç ve V. N. Ignatov da bu gruba dahildi.
      Emeğin Kurtuluşu Grubu, Rusya'da, marksizmin yayılmasında büyük bir rol oynadı. Grup, marksizmin kurucularının yapıtlarını Rusça'ya çevirdi, yurtdışında bastırdı ve Rusya'da dağıttı: Marx ve Engels, Komünist Parti Manifestosu; Marx, Ücretli Emek ve Sermaye; Engels, Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm vb.. Plehanov ve grubu, narodizme ağır bir darbe indirdi. 1883 ve 1885'te Plehanov, Rus sosyal-demokratları için iki program tasarısı yazdı, bunlar Emeğin Kurtuluşu Grubu tarafından basıldı. Bu, Rusya'da bir sosyal-demokrat parti için zemin hazırlamakta ve böyle bir partiyi kurmakta ileri doğru atılmış önemli bir adımdı. Marksist görüşlerin Rusya'da yayılmasında Plehanov'un şu makaleleri de önemli bir rol oynadı: Sosyalizm ve Siyasal Savaşım (1883), Farklılıklarımız (1885) ve Birinci Tarih Görüşünün Gelişmesi (1895). Ama Emeğin Kurtuluşu Grubu ciddi hatalar işledi; narodnik görüşlerin kalıntılarına sarıldı, köylülüğün devrimci niteliğini azımsadı ve liberal burjuvazinin rolünü abarttı. Bu hatalar, Plehanov'un ve grubun öteki üyelerinin tohumlarını içerir. Emeğin Kurtuluşu Grubunun işçi sınıfı hareketiyle pratik bağlan yoktur. Lenin, Emeğin Kurtuluşu Grubunun, "yalnızca sosyal-demokrat hareketinin teorik temellerini hazırladığını ve işçi sınıfı hareketine doğru ilk adımı attığını" belirtmiştir. (Lenin, Collected Works, c. 20, s. 278.)
      RSDİP'in Ağustos 1903'te toplanan ikinci kongresinde, Emeğin Kurtuluşu Grubu, bir grup olarak etkinliğini durdurduğunu açıkladı. -72.
[42] Narodovolizm. – Gizli Zemlya i Volya (Toprak ve Özgürlük) derneğindeki bölünmenin ardından Ağustos 1879'da ortaya çıkan gizli narodnik terörist politik örgüt Narodnaya Volya'nın (Halkın İradesi) adından gelme bir terim. Narodnaya Volya'nın başında, A. J. Jelyabov, A. D. Mihaylov, M. F. Frolenko, N. A. Morozov, V.N. Figner, S. L. Perovskaya, A. A. Kvyatkovski'nin dahil olduğu bir yürütme komitesi bulunuyordu. Narodnaya Volya'nın ilk amacı çarlık otokrasisinin devrilmesiydi; programlan genel oy temeli üzerinde seçilmiş "sürekli bir temsili halk organı"nın örgütlenmesini; demokratik özgürlüklerin ilanını; toprağın halka verilmesini ve fabrikaların işçilerin eline geçmesi için önlemler alınmasını öneriyordu. Ama Narodovoltsi halk yığınlarına giden yolu bulamadı ve siyasal komplolara ve bireysel teröre saptı. Narodovoltsi'nin terörist savaşımı yığınsal bir devrimci hareket tarafından desteklenmiyordu, böylece hükümet şiddetli bir baskı, ölüm cezaları ve provokasyonla örgütü ezmek olanağını buldu.
      1881'den sonra Narodnaya Volya darmadağın oldu. 1880'lerde örgütü canlandırmak için yapılan üstüste girişimler başarısızlığa uğradı. Örneğin, 1886'da A. İ. Ulyanov (V. İ. Lenin'in kardeşi) ve P. Y. Şeviryov başkanlığında, bu gelenekleri izleyen bir terörist grup örgütlenmişti. Aleksandr III'e yapılan başansız bir suikast girişiminden sonra grup açığa çıkanldı ve aktif üyeleri idam edildi.
      Lenin, Narodovoltsi'nin yanlış, ütopik programını eleştirirken, çarlığa karşı fedakarca savaşımlarına büyük saygı duyduğunu da ifade etmiştir. 1899'da "Rus Sosyal-Demokratlarının Protestosunda, "eski Narodnaya Volya üyelerinin, bu birkaç kahramanı yalnızca dar bir toplumsal tabakanın desteklemesine karşın ve hareketin bayrağının hiç de devrimci bir teori olmamasına karşın, Rusya tarihinde büyük bir rol oynamayı başardıklarını" belirtmiştir. (Bkz: Lenin, Collected Works, c. 4, s. 181.) - 77.
[43] Yayıncının Notu. - Lenin'in "Halkın Dostları" Kimlerdir ve Sosyal-Demokratlara Karşı Nasıl Savaşırlar? kitabının birinci kısmının birinci baskısına sonsöz. - 80.
[44] Bu Baskıya Not. — "Halkın Dostları" Kimlerdir’in birinci kısmının ikinci baskısına sonsöz, Temmuz 1894'te yazılmıştır. - 81.
[45] Yuridiçeski Vestnik ('Yasal Haberci"). — 1867'den 1892'ye kadar Moskova'da yayınlanmış olan burjuva-liberal eğilimde aylık bir dergi. - 84.
[46] Nikolay-on. — Rus iktisatçısı ve yazarı N. F. Danielson'un (1844-1918) takma adı. 1880'lerde ve 1890'larda liberal narodniklerin ideologlarından biriydi. - 92.
[47] Verilmiş-Topraklar. — 1861'de Rusya'da serfliğin kaldırılmasından sonra köylülerin kullanımına bırakılan toprak parçalan. Bunlar köy topluluklarının elinde bulunuyor ve düzenli olarak köylüler arasında yeniden dağıtılıyordu. - 95.
[48] Rusya'da serfliği kaldıran bildiri, çar Aleksandr II tarafından 19 Şubat 1861'de imzalandı. - 97.
[49] Zemstvo. — Kırsal bölgelerdeki, yerel özerk hükümet organları bu adla bilinirdi; bunlar 1864'te çarlık Rusyası'nın merkezî eyaletlerinde kurulmuşlardı. Zemstvolara soylular egemendi ve Zemstvoların yetkisi salt yerel ekonomik ve kamu işleriyle (hastane ve yol yapımı, istatistikler, sigorta vb.) sınırlıydı. Eyalet valileri ve içişleri bakanlığının denetimi altında işgörürler ve bunlar hükümetin istemediği Zemstvo kararlarını engelleyebilirdi. - 97.
[50] Lenin'in değindiği, köylülüğün farklılaşması ile ilgili, birkaç uyezde ait veriler, "Halkın Dostları" Kimlerdir’in (henüz bulunamamış olan) ikinci kısmındadır.
      Lenin, Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesi'nde özellikle "Köylülüğün Farklılaşması" başlıklı ikinci bölümde, bu sorun üzerinde ayrıntısıyla durur. -102.
[51] 16. ve 17. yüzyıllarda Muskovi devletinin sınır topraklarında yerleşmiş alt-kademeden hizmetkarların torunları olan eski devlet köylüleri kategorisine çarlık Rusyası'nda verilen ad. Devletin sınırlarını korumak hizmeti karşılığında, buralara yerleşenlere (Kazaklar ve askerler), küçük toprak parçalarından soydan soya ya da geçici olarak yararlanma hakkı verilirdi. Böyle bir toprak parçasının alanı, çeyrek (1,35 akr) denen bir büyüklüğe ulaşırdı. 1719'dan sonra, bu kişilere odnodvortsi (yani yalnızca kendi çiftliklerine sahip olanlar) adı verildi. Önceleri bunların çeşitli ayrıcalıkları ve köylü sahibi olmak haklan vardı, ama 19. yüzyılda adım adım bu haklardan yoksun bırakıldılar ve sıradan köylüler durumuna düşürüldüler. 1866 yılında çıkanlan bir yasayla, çeyrek toprak parçalan odnodvortsinin özel mülkü sayıldı. - 106.
[52] Burada ve bu baskının diğer yerlerinde, Lenin, I. A. Hurviç'in 1892'de New-York'ta yayınlanan The Economics of the Russian Village ("Rus Köyünün Ekonomisi") adlı kitabından aktarma yapmaktadır. Bu kitabın Rusça bir çevirisi 1896'da çıktı. Hurviç'in değerli olgusal malzemeler içeren bu kitabına, Lenin çok değer verirdi. - 106.
[53] Kolupayev ve Derunov. — Rus hicivcisi M. Y. Saltikov-Şçedrin'in yapıtlarındaki dolandıncı kapitalist tipleri. -108.
[54] Lenin, Karl Marx'ın Hegel'in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı'sına atıfta bulunuyor. (Bkz: Marx-Engels, Gesamtausgabe, Bd. I. Abt, I, Erster Halbband, s. 608 [Bkz: Marx-Engels, Din Üzerine, Sol Yayınları, Ankara 1995, s. 35].) - 115.
[55] Rus ozanı N. A. Nekrasov'un "Ekincilere" başlıklı şiirinden. -135.
[56] Gladstone'un Toprak Yasaları. — 1870'lerde ve 1880'lerde İngiltere’de Gladstone'un liberal kabinesince kabul edilen toprak yasaları. Gladstone hükümeti, kiracı çiftçilerle toprakbeyleri arasındaki savaşımı yatıştırmak ve birincilerin oylarını almak amacıyla, kiracı yığınlarını topraktan sürüp atmış olan toprakbeylerinin zulmünü sınırlayan önemsiz önlemler getirdi. Hükümet ayrıca kiracıların ödenmemiş borçlar sorununu düzenlemeyi, adil kiralar saptayacak özel toprak mahkemeleri kurmayı, vb. vaadetti. Gladstone'un Toprak Yasaları, liberal burjuvazinin toplumsal demagojisinin tipik bir örneğiydi. -139.
[57] Bedel Ödemeleri. — Köylülerin, serfliği kaldıran 19 Şubat 1861 Yasalan uyarınca aldıklan toprak parçalan için toprakbeylerine yapmak zorunda olduklan ödemeler. Bedel ödemeleri toprak parçalarının gerçek değerinin epeyce üstündeydi. Köylüler, bununla, yalnızca çok eskiden beri kullanmakta olduklan topraklar için toprakbeylerine ödeme yapmış olmakla kalmıyor, kurtuluşlan için de ödeme yapmış oluyorlardı. -140.
[58] Lenin Saltikov-Şçedrin'in Liberal adlı öyküsüne değiniyor. -141.
[59] Toprakbeylerinin köylüler üzerindeki egemenliğini güçlendirmek isteyen çarlık hükümeti, 1889'da idari bir makam olan zemskinaçalnikliği getirdi. Toprak sahibi yerel soylular arasından atanan zemski naçalniklere, köylülerle ilgili gerek idari gerek hukuki çok büyük yetkiler verilmişti. Bu yetkilerin içine köylüleri tutuklamak ve bedensel ceza vermek de dahildi. - 143.
[60] Nedelya ("Hafta"). — Siyasal ve edebî, liberal-narodnik bir gazete, 1866'dan 1901'e kadar St. Petersburg'da yayınlandı. Otokrasi ile savaşmaya karşıydı; "önemsiz işler" teorisi denen şeyi savunuyor, yani aydınlara devrimci savaşımdan kaçınmalan ve "kültürel etkin liklerle" uğraşmalan için çağnda bulunuyordu. - 144.
[61] Burada 19. yüzyılın başında çok yaygın olan ve zamanın temel ideolojik akımlarından biri olan Fransız ütopik sosyalizmi kastedilmektedir.
      Fransız ütopik sosyalizminin kaynaklandığı toplumsal-ekonomik temel, çalışan yığınların artan bir biçimde sömürülmesi, proletarya ve burjuvazi arasında uzlaşmaz çelişkilerin ortaya çıkmasıydı. Fransız ütopik sosyalizminin en önde gelen temsilcileri, görüşleri, yalnızca Fransa'da değil, öteki ülkelerde de yaygın bir biçimde savunulan Saint-Simon ve Charles Fourier idi. Ama, Fransız ütopik sosyalistleri kapitalist ilişkilerin özünü ve kapitalist sömürüyü tutarlı bir biçimde açıklayamadılar; kapitalist üretim biçiminin temel çelişkisini keşfedemediler. Toplumsal ve politik ideallerinin ütopik niteliğine uygun olarak, toplumun sosyalist yeniden örgütlenmesi için duyulan gereksinmeyi, cehaleti yenmek için akla, yalanı yenmek için gerçeğe olan gereksinmeye dayandırdılar. Görüşlerinin hamlığı, dönemlerinin toplumsal koşullarıyla, büyük-ölçekli kapitalist sanayideki ve sanayi proletaryasındaki yetersiz gelişmeyle açıklanabilir. Fransız sosyalizminin daha ayıntıh bir anlatımı için, Engels'in Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm ve Anti-Dühring adlı yapıtlarına bakınız. Lenin, genel olarak, devrimci Fransız öğretilerinden sözederken, Fransız ütopik sosyalistlerin öğretilerini, marksizmin kaynaklarından biri olarak tanımlamıştır.
      Rus devrimci demokratları A. I. Herzen, V. G. Biyelinski, N. G. Çernişevski ve N. A. Dobrolyubov, Fransız aydınlanmacıların fikirlerini kabul etmişler, ama otokrasiyi devirmek için yığın savaşımı fikrini, bir köylü devrimi fikrini savunmakla, ütopik sosyalizmin birçok batı Avrupa akımlarının temsilcilerinden ayrılmışlardır. Ama onlar da yanılgıya düşerek sosyalizme giden yolun yarı-feodal köylü topluluğundan geçtiğini sanmışlardır. Rusya'nın ekonomik gelişmesi hâlâ zayıf olduğundan, Çernişevski'nin başını çektiği Rus devrimci demokratları, sosyalist toplumun kurulmasında işçi sınıfının belirleyici rolünü görememişlerdir. - 144.
[62] Burada V.V.'nin (V. P. Vorontsov'un) 1893'te yayınlanmış olan Eğilimlerimiz adlı yapıtına değiniliyor. - 144.
[63] N. K Mihaylovski, Ruskoye Bogatstvo, n° 10, 1893'te yayınlanan 'Tİazın ve Yaşam" başlıklı makalesinde V. V.'yi yanıtlamıştı. -145.
[64] Bakuninci ve isyancılar. — Anarşizmin ideologu ve marksizmin ve bilimsel sosyalizmin kesin düşmanı M. A. Bakunin'in (1814-1876) destekleyicileri ve izleyicileri. Bakuninciler marksist teoriye ve işçi sınıfı hareketinin taktiklerine karşı inatçı bir savaşım verdiler. Baku-ninci platformun ana maddesi, proletarya diktatörlüğü de dahil olmak üzere, her tür devlet biçiminin tam reddi idi. Bakuninciler, proletaryanın çığır açan rolünü anlamıyorlardı. Bakunin, sınıfların "bir düzeye getirilmesi", tabandan "özgür birlikler" örgütlenmesi fikrini ileri sürdü. Bakunincilerin görüşüne göre, "önde gelen" bireylerden oluşmuş gizli bir devrimci dernek, hemen gerçekleşecek olan halk isyanlarını yönetecekti. Böylece, bakuninciler, Rusya'da köylülüğün hemen ayaklanmaya hazır olduğuna inanıyorlardı. Komplolar, acele isyanlar ve terörizm biçimindeki taktikleri, maceracı nitelikteydi ve ayaklanmaya ilişkin marksist öğretiye karşıydı, bakunincilik narodizmin ideolojik kaynaklarından biriydi.
      Bakunin ve bakunincilerle ilgili olarak Marx ve Engels'in L'Association Internationale des Travailleurs et L'Alliance Internationale de la Démocratie Socialiste ("Uluslararası îşçi Birliği ve Sosyalist Demokrasinin Uluslararası ittifakı"), Engels'in Die Bakunisten an der Arbeit ("Bakuninciler İş Başında") ve Flüchtlings Literatür ("Göçmen Yazım") ve Lenin'in Geçici Devrim Hükümeti Üzerine adlı yapıtlarına ve öteki yapıtlarına bakınız. - 145.
[65] Merkezî bir temsilci meclis kastediliyor. Birçok Rus devrimcisi, bir Zemski Sobor'un toplanmasını çarlık hanedanının yakılmasıyla bir tutuyordu. Bir anayasa hazırlamak üzere tüm yurttaşları temsil eden bir Zemski Sobor'un toplanması, Rus sosyal-demokrasisinin programındaki istemlerinden biriydi. -145.
[66] N. G. Çernişevski ve A. I. Herzen kastediliyor. K Marx'ın Otoçestveniye Zapiski yazıkuruluna yazdığı mektuba bakınız (Marx ve Engels, Selected Correspondence, Moscow 1965, s. 311-12). - 146.
[67] Bkz: Marx ve Engels, Selected Corrospondence, Moscow 1965, s. 313. -147.
[68] Sozialpolitisches Centralblatt ("Merkezî Toplumsal-Siyasal Gazete"). — Sağ-kanat Alman sosyal-demokrasisinin organı, ilk kez 1892'de çıkmıştır. -153.
[69] Pobedonostsev, K. P. — Kilise meclisi genel memuru, Aleksandr III'ün feodal politikasına ilham veren aşın bir gerici. - 154.
[70] Lenin, satılık basını, çarlık hükümeti tarafından beslenen ve ona yaltaklanan gazete ve dergileri kastediyor. - 156.
[71] Yermolov, A. S. — 1893-1905'te tanm ve devlet mallan bakanı; feodal beylerin çıkarlarını dile getiriyordu. Politikası serfliğin kalıntılanm korumak biçimindeydi.
      Vitte, S. Y.
— Çarlık Rusyası'nın etkili bir bakanı, uzun yıllar (1892-1903) maliye bakanlığı yaptı, alanında aldığı önlemler büyük burjuvazinin çıkarlarına uygundu ve Rusya'da kapitalizmin gelişmesini hızlandırmıştı. - 156.
[72] Lenin, Narodnik Sosyalistler grubunu, N. I. Ütin, A. D. Trusov ve V. I. Bartenev'in başını çektiği devrimci Rus göçmenlerini kastedi yor. Bu grup, Cenevre'de Narodnoye Dyelo ("Halkın Davası") dergisini çıkardı. 1870 başlarında Uluslararası işçi Birliğinin (Birinci Enternasyonal) Rus şubesini kurdu, 22 Mart 1870'te, Enternasyonalin genel konseyi, Rus şubesinin örgüte kabulünü onayladı. Şubenin isteği üzerine, Marx, genel konseyde onun temsilcisi olarak görev yapmayı üstlendi. Marx, 24 Mart 1870'te, Rus şubesi komitesinin üyelerine şunlan yazıyordu: "Bana önerdiğiniz genel konseyde temsilciniz olma onurlu görevini memnuniyetle kabul ediyorum" (Marx-Engels, Ausgewahlte Briefe, M. L. 1934, s. 234). Birinci Enternasyonalin Rus şubesinin üyeleri, Marx'ı bakuninci anarşistlere karşı savaşımında desteklediler. Enternasyonalin devrimci fikirlerini yaydılar, Rus ve batı Avrupa devrimci hareketleri arasındaki bağlan güçlendirmek için ellerinden geleni yaptılar ve isviçre ve Fransa'daki işçi sınıfı hareketlerine katıldılar. Ancak, Rus şubesinin üyeleri tutarlı marksistler değildi, görüşleri hâlâ narodnik ütopyacıhğın pek çoğunu kapsıyordu, özel olarak belirtirsek, köy topluluğunu idealize ediyor ve ona "Rus halkının büyük bir başarısı" diyorlardı. Şube, Rusya'daki devrimci hareketle yakın bağlar kurmayı başaramadı, bu da son tahlilde, 1872'de çöküşünün ana nedeni oldu. - 160.
[73] Engelhardt, A. N. — Toplumsal ve tarımsal etkinlikleriyle ve Smolensk eyaleti, Batişçevo'daki kendi malikanesinde yaptığı, rasyonel çiftçilik deneyiyle çok ünlü olan bir narodnik gazeteci. Lenin, Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesi'nde Engelhardt'm tanm yöntemlerinin bir tanımını vermiştir. (Bkz: V. I. Lenin, Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesi, üçüncü bölüm, VI, s. 190-194.). - 161.
[74] Sotsial-Demokrat. — Emeğin Kurtuluşu Grubu tarafından 1890-1892'de yurtdışında (Londra ve Cenevre'de) yayınlanan edebî siyasal bir dergi. Rusya'da marksist fikirlerin yayılmasında büyük bir rol oynadı. Toplam dört sayısı çıktı. Derginin önde gelen yazarları G. V. Plehanov, P. B. Akselrod ve V. I. Zasuliç idi.
      Lenin, burada, Plehanov'un "N. G. Çernişevski" başlıklı makalesinden aktarma yapıyor. -163.
[75] N. G. Çernişevski'nin Önsöz adlı romanından. - 164.
[76] 1861'de Rusya'da serflik kaldırıldığı zaman köylülerin toprak larının bir kısmı toprakbeylerinin lehine "kopartılıp alınmıştı". Daha sonra köylüler bu topraklan çok ağır koşullarla kiralamak zorunda kaldılar. -172.
[77] Lenin M. Saltikov-Şçedrin'in Golovlyov Ailesi adlı yapıtında tanımladığı serf-sahibi, sofu, ikiyüzlü bir toprakbeyi olan Judes Golovlyov'u kastediyor. -174.
[78] Lenin Çar Pol I ve Çar Aleksandr I'in zalim gözdesi Arakçeyev'in adını bir sıfat olarak kullanıyor; Arakçeyev etkinliklerini, gerici bir polis despotizmi ve tam bir askerî egemenlik döneminde yürütmüştür. Arakçeyev rejiminin tipik bir özelliği, ezilen yığınların devrimci hareketine ve bütün özgürlük belirtilerine karşı alınan zalimce önlemlerdi. -174.
[79] Lenin, Narodnoye Pravo (Halkın Hakkı) Partisini kastediyor. Bu, Rus demokrat aydınlarının 1893 yazında kurduklan gizli bir örgüttü. Kuruculan arasında eski Narodovoltsi O. V. Aptekman, A. I. Bogdonoviç, A. V. Gedeonovski, M. A. Natanson ve N. S. Tyutçev bulunuyordu. Narodnoye Pravo'nun üyeleri, politik reformlar için bir savaşım yürütmek üzere tüm muhalefet güçlerini birleştirmeyi amaç edinmişlerdi. Narodnoye Pravo Partisi, biri "Manifesto", öteki "Acil Bir Sorun" olmak üzere iki program belgesi yayınladı. 1894 ilkyazında, parti, çarlık hükümeti tarafından dağıtıldı. Lenin'in bir siyasal parti olarak Narodnoye Pravo'yu değerlendirişi için, elinizdeki baskının 214-217 sayfalarına ve ayrıca Rus Sosyal-Demokratlarının Görevleri başlıklı broşüre bakınız (Lenin, Collected Works, c. 2) Narodnoye Pravo'nun üyelerinin çoğu, daha sonra Sosyahst-Devrimci Partiye katıldılar. - 174.
[80] Bkz: Karl Marx, Kapital, Birinci Cilt, s.804-805. - 194.
[81] Lenin, I. A. Krilov'un "Kedi ve Aşçı" adlı öyküsünden aktarma yapıyor. -196.
[82] Lenin, burada ve daha ilerde, Engels Konut Sorunu 'İkinci Baskıya Önsöz"den aktarma yapmaktadır, (Bkz; Engels, Konut Sorunu, Sol Yayınları, Ankara 1992, s. 16.) - 202.
[83] Bkz: Karl Marx, Kapital, Birinci Cilt, s. 474-475. - 201.
[84] Lenin, Marx'ın Proudhon'a karşı yazdiğx Felsefenin Sefaleti'nin ikinci bölümünde anlattığı ilkelere değiniyor, (Bkz: Karl Marx, Felsefenin Sefaleti, Sol Yayınları, Ankara 1992, s. 96.) - 204.
[85] Lenin, Marx'ın Gotha Programının Eleştirisi'nden aktarma yapıyor. (Bkz: K Marx, F. Engels, Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi, Sol Yayınları, Ankara 1989, s. 39.) - 20ı.
[86] Manilovizm, N. V. Gogol'un Ölü Canlar'ındaki karakterlerden biri olan Manilov'un adından gelen bir terim. Manilov, Gogol'un, zayıf iradeli bir hayalperestin, boş bir hülyacının ve tembel bir gevezenin tipik özelliklerini topladığı, duygulu, "yüksek ruhlu" bir toprakbeyi-dir. - 206.
[87] Bkz: Karl Marx, Kapital, Birinci Cilt, ''Almanca ikinci Baskıya Sonsöz",s. 18. —212.
[88] Lenin, Marx'ın. Ruge'a yazdığı (Eylül 1843 tarihli) mektuptan aktarma yapıyor. Bu mektuptan yapılan daha ayrıntılı aktarmaları, bu kitabın 68. sayfasında bulacaksınız. - 213.
[89] Naydenov, Morozov, Kazi ve Byelov. -. çok zengin büyük Rus maliyecileri ve sanayicileri. — 215.




Sayfa başına gidiş