Mao Zedung
Çin Devrimci Savaşında
Strateji Sorunları
[
1*]


Aralık 1936
Bu metin, Mao Zedung'un Selected Military Writing Foreign Languages Press,Peking 1966 yapıtından, N. Solukça tarafından Türkçeye çevrilmiştir.
Askeri Yazılar, Sol Yayınları, Kasım 1976, İkinci Baskı, s: 90-183

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir.
erisyay@kurtuluscephesi.org
Özgün biçimiyle Acrobat Reader formatında:
Askeri Yazılar
(374 KB)









İ Ç İ N D E K İ L E R


Birinci Bölüm
Savaşın İncelenmesi


90

1.
2.
3.

4.

Savaşın Yasaları Gelişme Halindedir
Savaşın Amacı Savaşı Ortadan Kaldırmaktır
Strateji, Savaş Durumunun Yasalarını
Bir Bütün Olarak İncelenmesidir

Önemli Olan İyi Öğrenmektir

90
95

96
100

İkinci Bölüm
Çin Komünist Partisi ve Çin Devrimci Savaşı


106

Üçüncü Bölüm
Çin Devrimci Savaşının Ayırıcı Özellikleri


111

1.
2.
3.

Konunun Önemi
Çin Devrimci Savaşının Ayırıcı Özellikleri Nelerdir?
Bu Ayırıcı Özelliklerden Çıkan Stratejimiz
ve Taktiklerimiz

111
113

117

Dördüncü Bölüm
Çin İç Savaşının Temel Biçimi :
"Kuşatma ve Ezme" ve Buna Karşı Girişilen Seferler


 
119

Beşinci Bölüm
Stratejik Savunma


115

1.
2.

3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.

Etkin ve Edilgen Savunma
"Kuşatma ve Ezme" Seferleri ile Savaşmak İçin
Hazırlıklar"

Stratejik Geri Çekilme
Stratejik Karşı-Saldırı
Karşı-Saldırıya Geçme
Kıtaların Toplanması
Hareketli Savaş
Çabuk Sonuçlu Savaş
İmha Savaşı

125

130
133
151
153
163
171
177
182

Açıklayıcı Notlar






BİRİNCİ BÖLÜM
SAVAŞIN İNCELENMESİ


1 .  SAVAŞ YASALARI GELİŞME HALİNDEDİR
      Savaş yasaları, savaşı yöneten herkesin incelemesi ve çözmesi gereken bir problemdir.
      Devrimci savaş yasaları, devrimci bir savaşı yöneten herkesin incelemesi ve çözmesi gereken bir problemdir.
      Çin devrimci savaşının yasaları, Çin devrimci savaşını yöneten herkesin incelemesi ve çözmesi gereken bir problemdir. (sayfa 90)
      Bugün biz, bir savaş içindeyiz; savaşımız devrimci bir savaş; ve bizim devrimci savaşımız yarı-sömürge ve yarı-feodal bir ülke olan Çin'de veriliyor. Bundan dolayı, yalnız genellikle savaş yasalarını değil, devrimci savaşa özgü yasaları ve hatta Çin devrimci savaşına özgü yasaları da incelemek zorundayız.
      Bir şey yaparken, onun gerçek koşullarını, doğasını başka şeylerle olan ilişkilerini anlamıyorsanız, onu yöneten yasaları ya da o işin nasıl yapılacağını ya da nasıl daha iyi yapılacağını bilmiyorsunuz demektir.
      Savaş, sınıflar, uluslar, devletler ya da politik gruplar arasındaki çelişkiler belirli bir aşamaya geldiği zaman, bu çelişkilerin çözülmesi için girişilen en yüksek mücadele biçimidir, ve özel mülkiyet ile sınıfların ortaya çıkmasından beri, varolagelmiştir. Savaşın gerçek koşullarını, doğasını ve başka şeylerle olan ilişkilerini anlamadıkça, savaş yasalarını, nasıl yönetileceğini ya da zaferin nasıl kazanılacağını bilemezsiniz.
      Devrimci savaşın, ister devrimci bir sınıf savaşı olsun, ister devrimci ulusal bir savaş olsun, genellikle, savaşın koşullarından ve doğasından fazla olarak, kendi özel koşulları ve doğası vardır. Bundan ötürü, savaşın genel yasalarının yanısıra, kendi özel yasaları vardır. Özel koşullarını ve doğasını anlamadan, özel yasalarını bilmeden, devrimci savaşı yönetemez ve başarıyla savaşamazsınız.
      Çin devrimci savaşı, iç savaş ya da ulusal savaş olarak, Çin'e özgü bir çevre içinde verilmektedir ve bunun için de, (sayfa 91) genel anlamda savaştan ve devrimci iç savaştan ayrı, kendisine özgü koşulları ve doğası vardır. Bundan ötürü, genel anlamda savaşın ve devrimci savaşın koşullarından ayrı olarak, Çin devrimci savaşının kendine özgü yasaları vardır. Bunları anlamaksızın Çin devrimci savaşını kazanamayız.
      Bundan dolayı, genel olarak savaş yasalarını incelemek gerektiği gibi, devrimci savaş yasalarını ve sonunda Çin devrimci savaşının yasalarını da incelemek zorundayız.
      Bazı kimselerin uzun süre önce çürüttüğümüz yanlış görüşleri var. Bunlar, genel olarak savaş yasalarını incelemenin yeterli olduğu, ya da daha somut biçimde söylemek gerekirse, gerici Çin hükümetinin ya da Çin'deki askeri akademilerin yayımladıkları talimnameleri izlemenin yeterli olduğunu öne sürüyorlar. Onlar, bu talimnamelerin yalnız genel anlamda savaş yasalarını gösterdiklerini, üstelik yabancılardan aktarıldıklarını görmüyorlar. Eğer biz, onları, özlerinde hiç bir değişiklik yapmadan kopya eder ve oldukları gibi uygularsak, "ayakkabıya uysun diye ayağı yontmuş" oluruz ve yenilgiye uğrarız. Onlar derler ki: kan pahasına kazanılmış bilgiden niçin yararlanılmasın? Bu kişiler daha önce kazanılmış deneyimlere değer vermekle birlikte, kanımız pahasına elde ettiğimiz bilgiye de değer verdiğimizi görmüyorlar.
      Başkaları ise, gene doğru olmadığını çok önceden ortaya koyduğumuz başka bir yanlış görüşü öne sürüyorlar. Bunlar, Rusya'daki devrimci savaş deneyimlerini incelemenin yeterli olduğunu, ya da somut biçimde söylemek gerekirse, Sovyetler Birliği'nde iç savaşın yönetildiği yasaların ve Sovyet askeri örgütlerinin yayımladığı talimnameleri izlemenin yeterli olduğunu söylüyorlar. Bu kimseler, o yasaların ve o talimnamelerin Sovyetler Birliği'ndeki iç savaşın ve Kızıl Ordunun belirli özelliklerini taşıdığını göremiyorlar. Eğer biz onları hiç bir değişiklik yapmadan kopya eder ve uygularsak, gene "ayakkabıya uysun diye ayağı yontmuş" oluruz ve (sayfa 92) yeniliriz. Bunlar derler ki: bizim savaşımız da Sovyetler Birliği'ndeki savaş gibi devrimci bir savaş olduğuna göre ve, Sovyetler Birliği zafere ulaştığına göre, Sovyet örneğini izlemekten başka çıkar yol var mı? Bu, kimseler, en son devrimci savaş olduğu, Lenin'in, Stalin'in kılavuzluğunda yürütüldüğü için, Sovyetler Birliği'nin deneyimlerinden yararlanırken, aynı şekilde Çin devrimci savaşının deneyimlerinden de yararlanmamız gerektiğini, çünkü Çin devrimine ve Çin Kızıl Ordusuna özgü birçok etkenler bulunduğunu göremiyorlar.
      Bir başka grup da, aynı şekilde çürüttüğümüz üçüncü bir görüşü benimsiyor. Bunlar, en değerli deneyimin 1926-27'deki Kuzey Seferi [
2*] olduğunu, ondan ders almamız gerektiğini söylüyorlar. Daha açıkçası, Kuzey Seferini taklit etmeli, doğrudan doğruya büyük kentleri işgal etmeye kalkmalıyız. Bunlar, Kuzey Seferi deneyimi incelenmekle birlikte, onun kopya edilerek mekanik bir şekilde uygulanamayacağını, çünkü bugünkü savaşın koşullarının farklı olduğunu göremiyorlar. Kuzey Seferinden bugüne uygulanabilecek şeyleri almalıyız ve şimdiki koşulların ışığı altında, bize ait şeyler ortaya koymalıyız.
      Farklı savaşları yönetmek için farklı yasalar, bu savaşların farklı koşulları tarafından —bu farklar, savaşın zamanı, yeri ve doğasıdır— belirlenir. Zaman etkeni bakımından, savaş da, savaş yönetme yasaları da, zaman içinde gelişir. Her tarihsel aşamanın kendisine özgü özellikleri olduğu için, (sayfa 93) her tarihsel aşamadaki savaş yasalarının da kendilerine özgü özellikleri vardır ve bunlar, başka bir döneme mekanik olarak uygulanamaz. Savaşın doğası bakımından, devrimci savaşın da, karşı-devrimci savaşın da kendilerine özgü özellikleri olduğu için, bunlara egemen olan yasaların da kendi özellikleri vardır, yani, her iki savaşa da aynı yasalar uygulanamaz. Yer etkenine gelince, her ülkenin ya da ulusun, büyük bir ülke ya da ulusun kendi özellikleri olduğu gibi, her ülkeye ya da ulusa ait savaş yasalarının da kendi özellikleri vardır. Burada da, birisine uygulanan yasa mekanik olarak ötekine uygulanamaz. Farklı tarihsel aşamalarda meydana gelen doğaları ve yerleri farklı ve farklı ulusların yaptığı savaşları yöneten yasaları incelerken, onların herbirinin özelliklerine ve çelişkilerine dikkat etmeli, savaş sorununa mekanik bir yoldan yaklaşmaktan kaçınmalıyız.
      Hepsi bu kadar da değil. Başlangıçta ancak küçük bir birliğe komuta eden bir komutan, büyük bir birliğe komuta edebilecek hale gelirse, bu, o komutanın ilerlediğini ve geliştiğini gösterir. Yalnız bir bölgede ve birkaç bölgede harekâtta bulunmak arasında da fark vardır. Başlangıçta ancak iyi bildiği bir bölgede harekâtta bulunan bir komutan birçok bölgede harekâtta bulunabilir hale gelirse, bu da, gene o komutanın ilerlediğini ve geliştiğini gösterir. Düşman tarafında ve bizim tarafımızda teknik, taktik ve stratejik gelişmelerden ötürü, bir savaşın koşulları savaşın her aşamasında farklıdır. Bir savaşta, alt aşamalarda savaşı yönetebilen bir komutan, savaşın yüksek aşamalarında da birliklerine komuta edebiliyorsa, bu da, o komutandaki daha büyük bir ilerlemeyi ve gelişmeyi gösterir. Belirli büyüklükteki bir birliğe, ancak belirli bir bölgede, savaşın belirli bir aşamasında komuta etmeyi sürdüren bir komutan, hiç ilerlememiş, hiç gelişmemiş demektir. Bir tek beceriyle ya da dar bir görüşle yetinen kimseler, ilerleyemezler, onlar, devrimin belirli bir zamanında ve yerinde bir rol oynayabilirler ise de, bu önemli bir (sayfa 94) rol olmaz. Biz önemli roller oynayabilecek komutanlar gereksiniyoruz. Tarihin ve savaşın gelişmesiyle, savaşın yönetilmesiyle ilgili yasalar da gelişir. Değişmeyen hiç bir şey yoktur.

2 .  SAVAŞIN AMACI SAVAŞI ORTADAN KALDIRMAKTIR

      Savaş, insanlar arasındaki bu karşılıklı boğazlaşma canavarı, insan toplumunun ilerlemesiyle eninde sonunda ortadan kalkacaktır ve bu, pek de uzak olmayan bir gelecekte olacaktır. Ama savaşı ortadan kaldırmanın tek bir yolu vardır ve bu, savaşa savaşla karşı koymak, karşı-devrimci savaşa devrimci savaşla karşı koymak, ulusal karşı-devrimci savaşa ulusal devrimci savaşla karşı koymak ve karşı-devrimci sınıf savaşına devrimci sınıf savaşıyla karşı koymaktır. Tarih yalnız iki çeşit savaş tanıyor: haklı ve haksız. Biz, haklı savaşları destekler, haksızlara karşı çıkarız. Bütün karşı-devrimci savaşlar haksız, bütün devrimci savaşlar haklıdır. İnsanlığın savaşlar çağı, bizim çabalarımızla sona erecektir ve hiç kuşkusuz, bizim verdiğimiz savaş, son muharebenin bir parçası olacaktır. Ama önümüzdeki savaşın, bütün savaşların en büyük ve en çetinlerinden biri olduğu da kuşkusuzdur. Haksız karşı-devrimci savaşların en büyüğü ve en amansızı ile yüzyüzeyiz; haklı bir savaşın sancağını yükseltmezsek, insanlığın pek büyük bir çoğunluğu ezilecektir ve insanlığın haklı savaş sancağı, insanlığın kurtuluş sancağıdır. Çin'in haklı savaşının sancağı Çin kurtuluşunun bayrağıdır. İnsanlığın büyük çoğunluğu, ve Çin halkınca verilen bu savaş, hiç kuşkusuz haklı bir savaş ve Çin'in kurtuluşu için yapılan en yüce ve şerefli bir girişim, dünya tarihinin yeni bir çağına atılan köprüdür. İnsan toplumu sınıfların ve devletlerin yokolduğu noktaya gelince, ne haklı ne de haksız, ne devrimci ne de karşı-devrimci savaş olacaktır. Artık, insanlık için sürekli barış çağı başlayacaktır. Devrimci (sayfa 95) savaşın yasaları üzerindeki incelememiz, bütün savaşların yokedilmesi tutkusundan ileri geliyor. Biz komünistler ile bütün sömürücü sınıflar arasındaki fark, buradadır.

3 .  STRATEJİ, BİR SAVAŞ DURUMUNUN YASALARININ
BİR BÜTÜN OLARAK İNCELENMESİDİR

      Nerede savaş varsa, orada bütünüyle bir savaş durumu vardır. Savaş durumu, bir bütün olarak, bütün dünyayı, baştanbaşa bir ülkeyi, bağımsız bir gerilla bölgesini ya da bağımsız büyük bir harekât cephesini kapsayabilir. Çeşitli yanlarının ve aşamalarının ayrıntılı bir incelemesini gerektiren her savaş durumu, bütün bir savaş durumu meydana getirir.
      Strateji biliminin görevi, bütünüyle bir savaş durumunu kapsayan savaş yönetme yasalarını incelemektir. Seferler biliminin ve taktikler biliminin [
3*] görevi, kısmi bir durumu kapsayan savaş yönetme yasalarını incelemektir.
      Bir sefer ya da taktik harekât komutanının, strateji yasalarını bir dereceye kadar anlaması neden gereklidir? Çünkü, kısmi bir durum bütüne bağlıdır ve bütünün anlaşılması parçanın anlaşılmasını kolaylaştırır. Stratejik zaferi taktik başarılar belirler görüşü, tek başına yanlıştır; çünkü bir savaşta zafer ya da yenilginin, her şeyden önce, bütünüyle bir durumun ve onun çeşitli aşamalarının gereği gibi dikkate alınması sorunu olduğu gerçeğini hesaba katmamaktadır. Durumu bütünüyle ve çeşitli aşamalarıyla dikkate alırken ciddi eksiklikler ya da yanlışlar yapılmışsa savaş yitirilir. "Dikkatsiz bir atılım, bütün oyunu yitirtir" sözü, hareketin bütünü için karara bağlayıcı olmayan kısmi bir harekete değil, (sayfa 96) durumu bütünüyle etkileyen bir harekete işaret etmektedir. Bu, satrançta da, savaşta da böyledir.
      Ama durum, bir bütün olarak, parçalarından ayrılamaz ve onlardan bağımsız olamaz; çünkü bütün, parçalardan meydana gelir. Bazan, bazı parçalar, durumu bütünüyle ciddi şekilde etkilemeksizin yıkıma ya da yenilgiye uğrayabilir. Çünkü bu parçalar bütünü belirleyici değillerdir. Taktik harekâtlardaki ya da seferlerdeki bazı yenilgiler ya da başarısızlıklar, sonucu belirleyici özellikte olmadıkları için, savaş durumunun bütünüyle kötüye gitmesine yolaçmayabilirler. Ama savaş durumunun bütününü tamamlayan seferlerin çoğunun ya da kesin sonuçlu bir-iki seferin yitirilmesi bütün durumu hemen değiştirir. Buradaki "seferlerin çoğu" ya da "bir-iki sefer", kesin sonuçludur. Savaş tarihinde, tek bir muharebedeki yenilginin, bir dizi zaferlerin sağladığı üstünlükleri sıfıra indirdiği görüldüğü gibi, birçok yenilgilerden sonra kazanılan tek bir muharebenin, yeni bir duruma yolaçtığı da görülmüştür. Bu gibi hallerde, "bir dizi zafer" ve "birçok yenilgi" kısmi niteliktedir ve durumu, bütünüyle belirleyici değildir. Oysa "tek bir muharebede yenilgi" ya da "tek bir muharebede zafer" sonucu karara bağlayan rolü oynamıştır. Bütün bunlar, durumu bütünüyle hesaba katmanın önemini ortaya koyar. Genel komutayı ele almış bir kimse için en önemli nokta, dikkatini bir bütün olarak savaş durumu üzerinde toplamaktır. Koşullara göre komutanın, askeri birlikleri ve kollarını gruplandırma problemi, seferler ve çeşitli harekât aşamaları arasındaki ilişkiler, bir de, bütünüyle bizim etkinliklerimiz ile düşmanınkiler arasındaki ilişkiler üzerinde durması, temel noktadır. Bütün bu problemler, komutandan büyük bir dikkat ve çaba ister ve eğer o, bunları bir yana iter de ikinci derecedeki sorunlara dalarsa, tersliklerden kurtulamaz.
      Bütün ile parça arasındaki ilişki için söylenenler, yalnız strateji ile sefer arasındaki ilişki değil, sefer ile taktikler (sayfa 97) arasındaki ilişki için de geçerlidir. Bunun örnekleri, bir tümen ile bu tümene bağlı alay ve taburlar arasındaki ilişkide, bölüğün harekâtıyla bu bölüğün takımları ve mangaları arasındaki ilişkide görülebilir. Komutan, hangi düzeyde olursa olsun, dikkatini yönettiği durumun bütünündeki en önemli ve belirleyici sonuç ya da etkinlik üzerinde toplamalıdır; başka sorun ve etkinlikler üzerinde değil.
      Neyin önemli ya da belirleyici olduğu, genel ya da soyut düşüncelerle değil, somut koşullara göre saptanmalıdır. Askeri bir harekâtta saldırı yönü ve noktası düşmanın gerçek durumuna, araziye ve bizim o andaki kuvvetlerimizin gücüne göre seçilmelidir. Komutan, erzak bol olduğu zaman askerin oburca yememesine dikkat ettiği gibi, erzak kıt olduğu zaman da aç kalmamasını sağlamalıdır. Bazan, Beyaz bölgelerde, bir haberin az da olsa dışarı sızması, o andan sonraki çatışmada yenilgiye yolaçabilir, oysa Kızıl bir bölgede böyle bir sızıntı çoğu zaman pek önemli değildir. Yüksek rütbedeki komutanların bazı muharebelere şahsen katılmaları, ama bazılarına katılmamaları gereklidir. Askeri bir okul için en önemli sorun, müdür ile öğretmenlerin seçimi ve bir eğitim programının kabulüdür. Bir kitle toplantısı için önemli nokta, toplantıya katılmaları için kitleleri harekete geçirmek ve uygun sloganlar ortaya atmaktır. Ve buna benzer birçok konular. Kısacası, uyulması gereken ilke, dikkatimizi, durumu bütünüyle etkileyen önemli bağlantı noktalarında toplamaktır.
      Bir savaş durumunu yöneten, yasaları bütünüyle incelemenin tek yolu, her şeyi derinliğine düşünmektir. Durumu bütünüyle ilgilendiren her şey gözle görülemez; bunları ancak kafa yormakla anlayabiliriz, bunun başka yolu yoktur. Durum, bütün olarak, parçalardan yapılmış olduğu için, parçalar üzerinde, seferler ve taktikler üzerinde deneyimi olan insan, daha yüksek düzeydeki konuları anlayabilir; yeter ki biraz kafa yormak istesin. Strateji sorunları şunları (sayfa 98) içerir :
      "Düşmanla bizim aramızdaki ilişkiye gerekli önemi vermek.
      "Çeşitli seferler ya da çeşitli harekât aşamaları arasındaki ilişkiye gerekli önemi vermek.
      "Bir bütün olarak durum için önemli (ya da belirleyici) olan parçalara gereken önemi vermek.
      "Genel durum içindeki özel hallere gereken önemi vermek.
      "Cephe ile cephe gerisi arasındaki ilişkiye gereken önemi vermek.
      "Kayıplar ile takviyeler, çarpışmalar ile dinlenmeler, toplanma ile dağılma, saldırı ile savunma, ilerleme ile geri çekilme, gizlenme ile meydana çıkma, ana saldırı ile yardımcı saldırı, hücum ile durdurma hareketi, merkezi komuta ile merkezi olmayan komuta, uzatmalı (protracted) savaş ile çabuk sonuçlu savaş, mevzii savaş ile hareketli savaş, bizim kuvvetlerimiz ile dost kuvvetler, bir askeri kol ile başka bir kol, üst ve alt kademeler, kadrolar ile üyeler, usta askerler ile acemiler, kıdemli kadrolar ile kıdemsiz kadrolar, eski kadrolar ile yeni kadrolar, Kızıl bölgeler ile Beyaz bölgeler, eski kızıl bölgeler ile yeniler, merkezi bölge ile belli bir üs bölgesinin sınırları, sıcak mevsim ile soğuk mevsim, zafer ile yenilgi, büyük kollar ile küçük kollar, düzenli ordu ile gerilla kuvvetleri, düşmanı yoketme ile kitleleri kazanma, Kızıl Orduyu genişletme ile takviye, askeri çalışma ile politik çalışma, geçmişteki görevler ile bugünkü görevler, bugünkü görevler ile gelecekteki görevler, bir dizi koşullardan doğan görevler ile başka bir dizi koşullardan doğan görevler, sabit cephe ile oynak cephe, iç savaş ile ulusal savaş, bir tarihsel aşama ile başka bir tarihsel aşama, vb., vb. arasındaki farka olduğu kadar, bağlantıya da gerekli önemi vermek."
      Bu strateji sorunlarının hiç birisi gözle görülmez, ama (sayfa 99) gene de, kafa yorarsak bütün bunları anlar, kavrar ve üstesinden gelebiliriz. Yani bir savaş ya da askeri harekâtla ilgili önemli sorunları daha yüksek ilkeler düzeyine yükseltir ve bunları çözeriz. Strateji sorunlarını incelerken görevimiz bu amaca ulaşmaktır.

4 .  ÖNEMLİ OLAN İYİ ÖĞRENMEKTİR

      Biz, Kızıl Orduyu niçin örgütledik? Düşmanı yenmek için. Savaş yasalarını niçin inceliyoruz? Onları savaşta uygulamak için.
      Öğrenmek kolay iş değildir, ama insanın öğrendiğini uygulaması daha da zordur. Birçok kimse, sınıfta ya da kitaplarda askerlik sözcüğü üstüne söylev verirken, çok şey bilirmiş izlenimini bırakır, ama iş gerçek savaşa gelince kimileri savaşı kazanır, kimileri yitirir. Savaş tarihimiz de, savaş deneyimlerimiz de bunu doğrular.
      Peki, işin püf noktası nerede?
      Gerçek yaşamda herkesin, tarihte pek az raslanan "yenilmez generaller" gibi olmasını bekleyemeyiz. Bizim istediğimiz, cesur, akıllı ve savaşta normal olarak muharebeler kazanan, akılla cesareti birleştiren generallerdir. Hem akıllı ve hem de cesur olmak için bir yönteme sahip olmak gerekir; bu yöntem, hem öğrenirken ve hem de öğrenileni uygularken kullanılmalıdır.
      Hangi yöntem? Yöntem, düşmanı ve kendi durumumuzu bütün yönleriyle, bilmek, her iki tarafın hareketlerine egemen olan yasaları bulma ve giriştiğimiz harekâtta bu yasaları kullanmaktır.
      Birçok ülkelerde yayınlanan askeri kitaplar, "ülkelerin koşullarına göre esnek bir şekilde uygulanması" gereğinden, yenilgiye uğranıldığı zaman alınacak tedbirlerden sözeder. Bunlardan ilkinin amacı, ilkelerin çok katı uygulanması yoluyla öznel yanlışlar yapmasına karşı komutanı uyarmak, (sayfa 100) ikincisi ise, öznel yanlışlar yaptıktan ya da nesnel koşullarda beklenilmeyen ve karşı konulamayan değişmeler olduktan sonra ortaya çıkan durumun üstesinden gelebilmesini sağlamaktır.
      Öznel yanlışlar neden yapılır? Çünkü, bir savaşta ya da muharebede kuvvetlerin dağıtım ya da yönetim şekli, o yerin ve zamanın koşullarına uymaz; çünkü öznel yönetim nesnel koşullara uygun düşmez, yani öznel ile nesnel arasındaki çelişki çözülmemiştir. Yaptıkları iş ne olursa olsun, insanlar, bu gibi durumlara düşmekten biraz zor kaçınırlar, ama bazı kimselerin bu konuda daha yetenekli oldukları görülür. Her işte nispeten yüksek bir yeterlik aradığımız gibi, savaşta da daha çok zafer, daha az yenilgi isteriz. Burada işin püf noktası, öznel ile nesneli birbiriyle uygun hale getirmektir.
      Taktik konusunda bir örnek alalım. Hücum için seçilen nokta düşmanın kanatlarından birisi üzerinde ise ve tam zayıf noktasının bulunduğu yere raslıyorsa, o hücum başarıya ulaşır. Bu durumda öznel, nesnele uygun düşmüştür, yani komutanın keşfi, yargısı ve kararları düşmanın gerçek durumuna ve düzenlenişine uygun düşmüştür. Saldırı için seçilen nokta öteki kanatta ya da merkezde ise ve hücum çetin bir engelle karşılaşırsa ve ilerleme olanağı kalmazsa, böyle bir uygunluk yok demektir. Hücumun zamanı iyi seçilmiş ise, yedekler ne erken ne geç, tam zamanında kullanılmış ise, muharebedeki öbür düzenlemeler ve harekât düşman için değil bizim için elverişli ise, muharebe boyunca öznel yönetim, nesnel durumla tümüyle uygunluk halindedir. Böyle bir tam uygunluk, tarafların silah taşıyan ve her şeyi birbirlerinden gizli tutan insan grupları olduğu düşünülürse, savaşta ya da muharebelerde pek az rastlanan bir haldir. Bu, cansız cisimlerin ya da sıradan konuların ele alındığı gibi düşünülecek bir sorun değildir. Eğer komutanın yönetimi gerçek duruma temelden uyuyorsa, yani yönetimde (sayfa 101) sonucu belirleyici unsurlar gerçek durumla uygunluk halinde ise, zafer için bir temel vardır.
      Bir komutanın doğru düzenlemeleri doğru kararlarına, doğru kararları doğru yargılarına, doğru yargıları gerekli keşiflerin yapılmasına, keşiflerde elde edilen bilgilerin bir araya getirilerek üzerinde düşünülmesine bağlıdır. Olanaklı ve gerekli bütün keşif yollarını uygular, düşman durumu hakkında toplanan bilgiler üzerinde kafa yorar; yanlışı doğrudan ayırdeder, bir veriden bir başkasına, dışyüzden içyüze doğru adım adım ilerler ve bunları yaptıktan sonra, kendi tarafındaki koşulları hesaba katar; her iki tarafın durumunu, karşılıklı ilişkilerini inceler ve böylece, bazı yargılara vararak, kararlar verir, planlarını hazırlar. Bir askerin, stratejik bir planı; bir seferin ya da muharebenin planını yapmadan önce, durumu kavramak için izlediği yol budur. Dikkatsiz bir asker, bunun yerine, askeri planlarını dilediği gibi düşünerek yapar ve yaptığı bu planlar gerçeğe uymayan hayal ürünleri olur. Yalnız heveslerine kapılan aceleci bir asker, düşman tarafından aldatılmaya mahkümdur, ya da düşmanın durumunun bazı düzmece ya da kısmi görünüşlerine bakar, astlarının gerçek bilgiye, derinlemesine bir görüşe dayanmayan sorumsuz önerilerine kapılarak, her askeri planın gerekli keşiflere, düşman ile kendi durumunun, ve bunlar arasındaki iç bağıntıların dikkatle incelenmesine dayanması gerektiğini bilmediğinden ya da buna yanaşmadığından başını kayalara çarpar.
      Bir durumu kavrama süreci, yalnız bir askeri planın yapılmasıyla sona ermez; bu plan yapıldıktan sonra da sürer. Planın, yürürlüğe konulmasından harekâtın sonuna kadar süren uygulanması döneminde, durumu kavramanın bir başka süreci, yani, uygulama süreci vardır. Bu süreç sırasında, daha önceki dönemde yapılan planın gerçeğe uyup uymadığının yeniden incelenmesi gerekir. Eğer gerçek durumla uygunluk halinde değilse, ya da bütünüyle gerçeğe (sayfa 102) uymuyorsa, yeni bilgilerimizin ışığı altında yeni yargılara varmak ve yeni duruma uygun olması için ilk planı değiştirmek gerekir. Aşağı yukarı her harekâtta, plan, kısmen, bazı hallerde ise tümüyle değişebilir. Bu gibi değişiklikler yapılması gereğini anlamayan ya da buna yanaşmayıp körükörüne hareket eden kimse, kafasını kayalara çarpmaktan kurtulamaz.
      Anlatılan noktalar stratejik bir etkinliğe bir sefere ya da bir muharebeye de aynı şekilde uygulanır. Görgülü bir asker, gönüllü ve öğrenmeye istekli oldukça, kendi kuvvetleri (komutanları, adamları, silahları, ikmal olanakları vb. ve bunların hepsi) ve düşman kuvvetleri (aynı şekilde komutanları, askerleri, silahları, ikmal olanakları, vb. ve bunların hepsi) ve savaşla ilgisi yönünden politika, ekonomik durum, coğrafya ve iklim gibi koşulların hepsi hakkında bilgi sahibi olabilir ve böyle bir askerin, bir savaşı ya da harekâtı daha iyi kavrayarak, zaferden zafere koşması daha olası olur. Uzun bir süre içinde, hem kendi ve hem de düşman tarafındaki durumu daha iyi öğreneceği, girişilen hareketlerin yasalarını keşfedeceği, öznel ve nesnel durumlar arasındaki çelişkileri çözeceği için bu sonucu alacaktır. Bu öğrenme ve bilme süreci çok önemlidir; böylesine uzun bir deneyim dönemi geçirmeden savaş yasalarını bilmek ve kavramak güçtür. Bir acemi, ya da yalnız kağıt üzerinde savaşan kimse, gerçekten yüksek rütbeli bir komutan olamaz. Bunu ancak savaşta eylemle mücadeleye katılanlar yapabilir.
      İlke niteliğindeki bütün askeri yasalar ve teoriler, eskiden yaşamış ya da günümüzde yaşayan kimseler tarafından özetlenmiş geçmiş savaşların denemeleridir. Geçmiş savaşların kalıtı olan ve kan pahasına öğrenilen bu dersleri ciddiyetle incelemeliyiz. Bu, sorunun yalnız bir yanıdır; bir de varılan sonuçları kendi deneyimlerimizle gözden geçirmeli, yararlı olanları benimsemeli, yararsızları bir yana itmeli, (sayfa 103) kendimize ait deneyimleri bu sonuçlarla birleştirmeliyiz. Bunu yapmak çok önemlidir, çünkü bunu yapmadan bir savaş yönetilemez.
      Okumak öğrenmektir, ama uygulamak da öğrenmektir; hatta öğrenmenin daha da önemli bir çeşididir. Savaşı savaşarak öğrenmek, bizim temel yöntemimizdir. Okula gitmek fırsatını elde edememiş birisi bile, savaşı, savaşa katılarak öğrenebilir. Devrimci savaş bir kitle işidir; önce öğrenilip sonra yapılmaz, tersine, önce yapılır sonra öğrenilir. Zaten yapmak öğrenmek demektir. Sıradan bir sivil ile asker arasında bir fark vardır, ama aşılamayacak Çin Seddi yoktur. Bu fark kolayca kapatılabilir ve bunun yolu bir devirme, bir savaşa katılmaktır. Böyle derken, öğrenmek de uygulamak da kolaydır demiyoruz; gerçekten öğrenmek ve beceriyle uygulamak güçtür demek istiyoruz. Sivillerin de çabucak asker olabileceklerini söylerken, aradaki eşiği atlamanın güç olmadığını söylemek istiyoruz. İki anlatımı birleştirmek için, bir Çin atasözünü anabiliriz: "Azmin elinden hiç bir şey kurtulmaz." Aradaki eşiği atlamak kolay olduğu gibi, azmeden ve iyi öğrenen insan için bu işte ustalaşmak da olmayacak şey değildir.
      Bütün öteki şeylere egemen olan yasalar gibi, savaş yasaları da nesnel gerçekliklerin zihnimizdeki yansılarıdır. Aklın dışındaki her şey, nesnel gerçektir. Bundan dolayı, öğrenilmesi ve bilinmesi gereken şey, düşman taraftaki ve bizim tarafımızdaki durumdur. Bu her iki durum da inceleme konusu diye alınabilir, oysa akıl, (yani düşünme yeteneği) incelemeyi yapandır. Bazı kimseler, kendilerini iyi bilirler de düşmanlarını bilmezler; bazılarının durumu ise bunun tersidir. Bunların her ikisi de savaş yasalarını öğrenme ve uygulama sorununu çözemez. Eski Çin'in büyük askerlik uzmanı Sun Vu Zu, kitabında: "Düşmanı ve kendini tanırsan, yenilgi tehlikesi olmaksızın yüzlerce savaş (sayfa 104) verebilirsin"[
4*] der. Bu, öğrenme ve uygulama aşamaları ile nesnel gerçekliğin gelişim yasalarının öğrenilmesi karşımızdaki düşmanın üstesinden gelinmesi için girişilecek işlerin bu yasalara uygun olarak düzenlenmesi gereğine işaret ediyor. Bu sözü hafife almamalıyız.
      Savaş, uluslar, devletler, sınıflar ya da politik gruplar arasındaki en yüksek mücadele biçimidir ve uluslar, devletler, sınıflar ya da politik gruplar, savaşırken, zafere ulaşmak için bütün savaş yasalarını uygularlar. Savaşta zafer ya da yenilgi, her şeyden önce her iki tarafın askeri, politik, ekonomik ve doğal koşullarına bağlıdır. Ama hepsi bu kadar değil. Sonucu saptayan, bir de, her iki tarafın savaşı yönetmedeki öznel yeteneğidir. Bir asker, savaşı kazanmaya çabalarken, maddi koşullarına koyduğu sınırları aşamaz. Ne var ki, bu sınırlar içinde zafere ulaşabilir ve bunun için çaba da göstermesi gerekir. Bir askerin eylem alanı nesnel maddi koşullar üzerine kurulmuştur, ama bu sahne üzerinde, ses, renk, görkem dolu birçok dram yönetebilir. Bundan dolayı, belirli askeri, politik, ekonomik ve doğal koşullar, yani nesnel maddi temeller üzerinde, Kızıl Ordu komutanlarımız güçlerini ortaya koymalı, ulusal ve sınıfsal düşmanlarımızı altederek bu kötü dünyayı değiştirmek için bütün kuvvetlerimizi harekete getirmelidirler. Savaşın yönetilmesinde bizim öznel yönetimimiz, kendisini burada gösterebilir ve göstermelidir. Kızıl Ordu komutanlarımızdan hiç birinin yanlışlar yapan öfkeli bir adam haline gelmesine izin vermeyiz. Kızıl Ordudaki bütün komutanların, hem yiğit ve hem de akıllı ve savaş boyunca meydana gelen değişmelere, olaylara egemen olabilecek kahramanlar olmalarını kesinlikle isteriz. Savaş okyanusunda kulaç atarken, yalnızca bozulmamakla kalmamalı, ama hesaplı kulaçlarla karşı kıyıya (sayfa 105) ulaşmayı kesinlikle sağlamalıdırlar. Savaş yönetme yasaları, savaş okyanusunda yüzebilme sanatından ibarettir.
      Yöntemlerimiz üzerinde söyleyeceğimiz bunlardır.


İKİNCİ BÖLÜM
ÇİN KOMÜNİST PARTİSİ
VE ÇİN DEVRİMCİ SAVAŞI



      1924'te başlayan Çin devrimci savaşı iki aşamadan geçti: ilki 1924'e kadar, ikincisi 1927'ye kadardır; Japonya'ya karşı ulusal devrimci savaş dönemi şimdi başlayacak. Bu üç dönemde de, bu devrimci savaş, Çin proletaryası ile onun partisi olan Çin Komünist Partisinin önderliğinde verilmiştir, verilmektedir ve verilecektir. Çin devrimci savaşında baş düşmanlar, emperyalizm ile feodal güçlerdir. Çin burjuvazisi, bu devrimci savaşta, belirli tarihsel dönüm noktalarında savaşa katılabilirse de, burjuvazinin bencilliği ve politik ve ekonomik bağımsızlıktan yoksunluğu, Çin devrimci savaşını kesin zafere ulaştırma yolunda önderlik etmede onu hem gönülsüz ve hem de gücü yetmez hale getirmektedir. Çin köylülüğünün ve kent küçük-burjuvazisinin kitleleri, bu devrimci savaşta, etkin rol oynamak ve onu tam zafere ulaştırmak istemektedir. Onlar, devrimci savaşta ana kuvvetlerdir, ancak, küçük üreticiler oldukları için, politik görüşleri sınırlı kalmaktadır (bazı işsiz kitlelerin anarşist görüşleri vardır), ve bu yüzden savaşta doğru önderlik etmeye güç yetirecek durumda değillerdir. Bundan dolayı, proletaryanın politika sahnesinde göründüğü bir çağda, Çin devrimci savaşına önderlik etme sorumluluğu, zorunlu olarak Çin Komünist Partisinin omuzlarına yüklenmektedir. Bu çağda, proletarya ile Komünist Partisinin önderliğinden yoksun ya da buna aykırı olan bir devrimci savaş, kesin olarak yenilgiyle sona erer. Yarı-sömürge Çin'de, bütün toplumsal tabakalar, politik gruplar arasında proletarya ve Komünist Partisi, dar görüşlülükle bencillikten en arınmış, politik (sayfa 106) yönden en ileri görüşlü, en iyi örgütlenmiş ve önder sınıf olan proletaryanın ve onun politik partisinin bütün dünyadaki deneylerini öğrenmeye ve bu deneylerden kendi davalarında yararlanmaya en hazır olanlardır. Bundan ötürü, ancak proletarya ile Komünist Partisi, köylülüğe, kent küçük-burjuvazisine ve burjuvaziye önderlik edebilir, köylülüğün ve küçük-burjuvazinin dar görüşlülüğünün, işsiz kitlelerin yıkıcılığının üstesinden gelebilir ve (Komünist Partisi izleyeceği politikada yanılmadıkça) burjuvazinin sallantılı durumuna ve kararsızlığına karşı koyabilir ve zafere giden yolda devrime ve savaşa kılavuzluk edebilir.
      1924-27 devrimci savaşı, uluslararası proletarya ile Çin proletaryasının ve bunların partilerinin, Çin ulusal burjuvazisine ve bu partilere politik etkiler yaptığı ve onlarla politik işbirliğine girdiği koşullar içinde verilmiştir. Bununla birlikte, bu devrimci savaş, önce büyük burjuvazinin ihaneti ve devrimci saflardaki oportünistlerin devrimci önderliğinden gönüllü olarak vazgeçmeleri yüzünden, en nazik zamanda başarısızlığa uğramıştır.
      1927'den günümüze kadar süren Tarımsal Devrim Savaşı, yeni koşullar altında verilmiştir. Bu savaşta düşman, yalnız emperyalizm değildir, ama aynı zamanda büyük burjuvazi ile büyük toprak ağalarının ittifakıdır. Ve ulusal burjuvazi, büyük burjuvazinin kuyruğu haline gelmiştir. Bu devrimci savaş, kesin önderliği elinde bulunduran Komünist Partisince yönetilmektedir. Bu kesin önderlik, devrimci savaşın sonuna kadar azimle yürütülebilmesi için en önemli koşuldur. Bu olmaksızın, devrimci savaşı böylesine bir azimle yürütmek olanaksızdır.
      Çin Komünist Partisi, Çin devrimci savaşını cesaretle ve azimle yürüttü ve on beş yıl gibi uzun bir süre,[
5*] kendisinin (sayfa 107) halkın dostu olduğunu; halkın çıkarlarının savunulması, özgürlüğü ve kurtuluşu için her zaman devrimci savaşın ön saflarında mücadele ettiğini bütün ulusa gösterdi.
      Çin Komünist Partisi, çetin mücadelelerle, kahraman üyelerinin yüz binlercesini ve kahraman kadrolarının on binlercesini şehit vererek, bütün ülkede, yüzlerce milyonluk halk arasında büyük ve eğitici bir rol oynadı. Partinin devrimci mücadelede kazandığı büyük tarihsel başarılar, Çin'in ulusal bir düşman tarafından işgal edildiği bu en nazik zamanda, Çin'in yaşaması ve kurtuluşu için gerekli önkoşulu sağladı. Bu önkoşul uzun yıllar sınandıktan sonra halkın büyük çoğunluğunun güvenini kazanmış ve halk tarafından seçilmiş bir önderliğin artık varolmasıdır. Bugün, halk, Komünist Partisinin söylediğini, öteki partilerin söylediklerinden daha çok kabul ediyor. Eğer Çin Komünist Partisinin son on beş yıldır verdiği çetin mücadele olmasaydı, yeni bir boyun eğdirme tehdidiyle yüzyüze olan Çin'i kurtarmak olanaksız olurdu.
      Sağ oportünist Çen Tu-siyu [6*] ile "sol" oportünist Li Lisan'ın[7*] yanılgıları dışında, Çin Komünist Partisi, devrimci savaş sırasında iki başka yanlış daha yaptı. İlk yanlış (sayfa 108) 1931-1931-34 yılındaki "sol" oportünizmdi. [8*] Bu, Tarımsal Devrimci Savaşta ciddi kayıplar vermemize ve düşmanın beşinci "kuşatma ve ezme" seferini yenilgiye uğratmak yerine üs bölgelerimizi yitirmemize ve Kızıl Ordunun zayıf düşmesine yolaçtı. Bu yanlış, 1935 Ocağında, Zunyi'de yapılan Merkez Komitesi Politik Bürosunun genişletilmiş toplantısında düzeltildi. İkinci yanlış 1935-36'da Çang Kuyo-tayo'nun sağ (sayfa 109) oportünizmiydi. [9*] Bu yanlış öylesine gelişmelere yolaçtı ki, hem Partinin ve hem de Kızıl Ordunun disiplinini zayıflattı ve Kızıl Ordunun ana kuvvetlerinde ciddi kayıplar verilmesine yolaçtı. Ama bu yanlış da, sonunda, Merkez Komitesinin doğru önderliği ve Parti üyelerinin, Kızıl Ordu komutanlarının ve savaşçılarının politik bilinci sayesinde düzeltildi. Bütün bu yanlışlar, Partiye, devrimimize ve savaşımıza elbette zararlı oldu, ama sonunda onları giderdik; ve böyle yapmakla Partimiz ve Kızıl Ordumuz çelikleşti ve daha da güçlendi.
      Çin Komünist Partisi, canlı görkemli ve muzaffer bir devrimci savaşı yönetti ve yönetegidiyor. Bu savaş, yalnız Çin'in kurtuluş bayrağı değildir, uluslararası devrimci önemi de olan bir savaştır. Yeryüzündeki devrimcilerin gözleri bize (sayfa 110) dikilmiş durumda. Bu yeni aşamada, Japonlara karşı ulusal devrimci savaş aşamasında, Çin devrimi tamamlanana kadar önderliği sürdüreceğiz ve Doğudaki ve bütün dünyadaki devrimler üzerinde derin etkiler yaratacağız. Bizim devrimci savaşımız, doğru bir marksist askeri çizgiyi gereksindiğimiz kadar, doğru bir marksist politik çizgiyi de gereksindiğimizi ortaya koymaktadır. On beş yıllık devrim ve savaş, böyle bir politik ve askeri çizgiyi şekillendirdi. Bundan sonra, savaşın yeni aşamasında da, tutulan yolların zenginleşeceğine ve böylece ulusal düşmanı yenme amacımıza ulaşacağımıza inanıyoruz. Tarih, bize, doğru politik ve askeri yolların durup dururken kendiliğinden ortaya çıkmadığını, ancak mücadeleyle elde edildiğini anlatıyor. Bu yollar, bir yandan "sol" oportünizmle, bir yandan da sağ oportünizmle savaşmak zorundadır. Devrimi ve devrimci savaşı engelleyen bu zararlı eğilimler ile mücadele etmez ve bunların üstesinden gelemezsek, doğru bir hareket çizgisi saptamamız ve bu savaşta zafere ulaşmamız olanaksızdır. Bu kitapçığımda yanlış görüşlere sık sık değinmemin gerekçesi budur.


ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
ÇİN DEVRİMCİ SAVAŞININ
AYIRICI ÖZELLİKLERİ


1 .  KONUNUN ÖNEMİ

      Çin devrimci savaşının kendi ayırıcı özellikleri olduğunu kabul etmeyen, bilmeyen ya da bilmek istemeyen kimseler, Kızıl Ordunun, Kuomintang kuvvetlerine karşı verdiği savaşı, genel olarak savaşla ya da Sovyetler Birliği'ndeki iç savaşla bir tutuyorlar. Sovyetler Birliği'nde Lenin ile Stalin'in yönettiği iç savaş deneyinin dünya ölçüsünde bir önemi vardır. Çin Komünist Partisi de dahil, bütün komünist partiler, bu deneye ve Lenin ile Stalin'in savaşla ilgili teorik yorumlarına, kılavuzları olarak, saygı duyarlar. Ama (sayfa 111) bu, onu kendi koşullarımıza mekanik olarak uygulamamız demek değildir. Çin'in devrimci savaşını Sovyetler Birliği'ndeki iç savaştan ayıran pek çok özellikler vardır. Bu ayırıcı özellikleri hesaba katmamak ya da onların varlığını yadsımak, hiç kuşkusuz yanlıştır.
      Düşmanımız da benzer yanlışlar yaptı. Kızıl Orduya karşı savaşmanın, başka kuvvetlerle mücadelede kullanılanlardan farklı bir stratejiyi ve taktiği gerektirdiğini anlayamadı. Çeşitli bakımlardan üstünlüğüne güvenerek bizi hafife aldı ve eskiden beri uyguladığı savaş yöntemlerine saplanıp kaldı. 1933'te giriştiği dördüncü "kuşatma ve ezme" seferinden önce de, sefer sırasında da, böyle yaptı ve bir dizi yenilgiye uğradı. Kuomintang ordusunda, önce gerici Kuomintang generali Liyu Vay-yuan, ardında da Tay Yueh, sorunu yeni bir biçimde ele almayı önerdiler. Bu düşünce sonunda, Çan Kay-şek tarafından kabul edildi. Böylece Luşan'da Çan Kay-şek Subay Eğitim Birliği kuruldu [
10*] ve beşinci "kuşatma ve ezme" seferinde yeni gerici askeri ilkeler uygulanmaya başlandı.[11*]
      Düşman, askeri ilkelerini Kızıl Orduya karşı girişeceği harekâta uyacak şekilde değiştirince, saflarımızda "eski yollara" dönen bazı kimseler ortaya çıktı. İşlerin genel gidişine uygun yollara dönülmesini savundular, her olayın özel koşullarına uymayı, Kızıl Ordunun giriştiği kanlı muharebelerde kazanılan deneyleri reddettiler, emperyalizmin, Kuomintang'ın ve Kuomintang ordusunun gücünü küçümsediler, ve düşmanın benimsediği yeni gerici ilkeleri görmezlikten geldiler. Bunun bir sonucu olarak, Şensi-Kansu sınır (sayfa 112) bölgesi dışındaki bütün devrimci üs bölgeleri yitirildi. Kızıl Ordunun varlığı 300.000'den on binlere indi; Çin Komünist Partisinin üye sayısı, gene 300.000'den on binlere indi; Kuomintang bölgelerindeki Parti örgütlerinin hemen hemen hepsi yokedildi. Kısacası, bunun bedelini çok ağır ödedik ve bunun tarihsel bir önemi oldu. Bu kimseler, kendilerine marksist-leninist diyorlardı, ama bunların aslında marksizm-leninizmden haberleri bile yoktu. Lenin, marksizmin temelinin, marksizmin ruhunun, somut koşulların somut çözümlenmesi olduğunu söyler.[12*] Bizim, bu yoldaşlarımızın kesinlikle unuttukları nokta buydu.
      Bütün bunlardan şu sonuç çıkar ki, Çin devrimci savaşının özellikleri anlaşılmaksızın onu ne yönetmeye, ne de zafere ulaştırmaya olanak vardır.

2 .  ÇİN DEVRİMCİ SAVAŞININ
AYIRICI ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

      Öyleyse Çin devrimci savaşının ayırıcı özellikleri nelerdir? Bence dört temel özellik var:
      Birincisi, Çin, politik ve ekonomik bakımdan dengesiz bir şekilde gelişmiş, 1924-27 devriminden geçmiş, yarı-sömürge bir ülkedir.
      Bu ayırıcı özellik, Çin devrimci savaşının gelişme ve zafere ulaşma olanaklarının belirtisidir. Biz, bu gerçeğe, 1927 sonlarında ve 1928 başlarında Çin'de gerilla savaşı başladığında, Hunan-Kiyangsi sınır bölgesindeki Çinkang dağlarındaki bazı yoldaşlar, "Kızıl bayrağı ne kadar zaman dalgalandırabiliriz?" sorusunu ortaya attıkları zaman (Hunan-Kiyangsi Sınır Bölgesi Birinci Parti Kongresinde)[
13*] (sayfa 113) işaret ettik. Çünkü en temel sorun buydu. Çin'in devrimci üs bölgeleri ile Çin Kızıl Ordusunun yaşamayı ve gelişmeyi sürdürüp sürdürmeyeceği sorusuna yanıt vermeksizin bir adım bile ilerleyemezdik. 1928'de yapılan Çin Komünist Partisi Altıncı Ulusal Kongresi, bu soruya yeniden yanıt verdi. O zamandan beri, Çin devrim hareketi doğru bir teorik temel kazandı.
      Şimdi bu ayırıcı özelliği inceleyelim.
      Çin'in politik ve ekonomik gelişmesi dengesizdir: zayıf bir kapitalist ekonomi, kendisinden üstün bir yarı-feodal ekonomi ile yanyanadır; birkaç modern sanayi ve ticaret kenti geniş ve hareketsiz bir kırsal bölge ile biraradadır; birkaç milyon sanayi işçisi, eski sistem altında alınteri döken birkaç yüz milyon köylü ve zanaatçıyla yanyanadır; merkezi hükümeti denetleyen büyük savaş ağaları, eyaletleri yöneten küçük savaş ağalarıyla eleledir; iki çeşit gerici ordu, Çan Kay-şek'in sözde Merkezi Ordusu ile eyaletlerde savaş ağalarının komutası altındaki "çeşitli birlikler" omuzomuzadır; birkaç demiryolu ile buharlı gemi hattı ve karayolu, çıplak ayakla bile farkedilmesi güç olan sayısız el arabası yolu ve patika ile yanyanadır.
      Çin, yarı-sömürge bir ülkedir, emperyalist güçler arasındaki bölünmeler Çin'deki egemen gruplar arasında da ayrılıklar yaratıyor. Birkaç ülkenin deneti altındaki yarı-sömürge bir ülke ile tek bir ülkenin deneti altındaki sömürge bir ülke arasında fark vardır.
      Çin geniş bir ülkedir, "doğu karanlık iken batı aydınlıktır; güneyde her şey karanlıkken kuzeyde hala aydınlık vardır". Yani, kişinin manevra yapacak yer yokluğundan tasalanmaması gerekir.
      Çin büyük bir devrim geçirdi; bu, ona, Kızıl Ordunun geliştiği tohumu sağladı; bu, ona, Kızıl Ordunun önderini, yani Çin Komünist Partisini kazandırdı; bu, ona, bir devrime katılma deneyiminden geçen halk kitlelerini bağışladı. (sayfa 114)
      İşte bu yüzden, Çin devrimci savaşının ilk ayırıcı özelliğinin, bu savaşın politik ve ekonomik bakımdan dengesiz bir şekilde gelişmiş ve bir devrimden geçmiş geniş bir yarı-sömürgede verilmesi olduğunu söylüyoruz. Bu ayırıcı özellik, bizim askeri stratejimizi ve taktiğimizi saptadığı gibi, politik strateji ve taktiğimizi de belirliyor.
      İkinci ayırıcı özellik, düşmanımızın büyük ve güçlü olmasıdır.
      Durum Kızıl Ordunun düşmanı olan Kuomintang'da nasıldır? Kuomintang, politik iktidarı ele geçiren ve bu iktidarı azçok sağlamlaşmış bir partidir. Dünyanın belli başlı emperyalist devletlerinin desteğini kazanmış durumdadır. Ordusunu yeniden düzenlemiş, böylece Çin tarihindeki ordulardan farklı hale getirmiş ve bütünüyle modern devletlerin ordularına benzetmiştir. Bu ordu, silah ve malzeme bakımından Kızıl Ordudan daha iyi donatılmıştır; Çin tarihindeki bütün ordulardan, ve herhangi bir ülkedeki ordudan daha büyüktür. Kuomintang ordusu ile Kızıl Ordu arasında dünya kadar fark vardır. Kuomintang, Çin politikasında, ekonomisinde, ulaştırmasında kilit noktaları ya da yaşamsal önemi olan hatları deneti altına almıştır; politik gücü, ulus çapındadır.
      Çin Kızıl Ordusu, büyük ve güçlü bir düşmanla yüzyüzedir. Çin devrimci savaşının ikinci ayırıcı özelliği budur. Bu durum, Kızıl Ordunun askeri harekâtını birçok bakımdan, genel anlamda savaştan ve Sovyetler Birliği'ndeki iç savaştan ya da Kuzey Seferinden farklı hale getirmektedir.
      Üçüncü ayırıcı özellik, Kızıl Ordunun küçük ve zayıf olmasıdır.
      Çin Kızıl Ordusu, gerilla birliklerinden başlayarak, ilk Büyük Devrim yenilgisinden sonra meydana geldi. Bu, hem dünyadaki gerici kapitalist ülkelerdeki nispi politik ve ekonomik kararlılık dönemine, hem de Çin'deki gerici bir (sayfa115) döneme raslar.
      Bizim politik iktidarımız, dağınık ve tecrit edilmiş dağlık ya da uzak bölgelerde varlığını sürdürmekte, dışardan hiç bir yardım görmemektedir. Devrimci üs bölgelerindeki ekonomik ve kültürel koşullar, Kuomintang bölgelerine göre, geri durumdadır. Devrimci üs bölgeleri, sadece kırsal yerleri ve küçük kentleri içine almaktadır. Bu bölgeler başlangıçta çok küçüktü ve o zamandan beri de pek gelişmedi. Üstelik bunlar, durağan değil, sürekli bir değişme içindedir; Kızıl Ordunun gerçekten sağlam üsleri yoktur.
      Kızıl Ordu, sayıca küçük, silahça zayıf ve silah, yakacak, giyecek gibi ikmal maddeleri sağlamakta büyük güçlüklerle yüzyüzedir.
      Bu ayırıcı özellik, öncekiyle tam bir karşıtlık içindedir. İşte bu keskin karşıtlıktan Kızıl Ordunun strateji ve taktiği ortaya çıkıyor.
      Dördüncü ayırıcı özellik, Komünist Partisinin önderliği ve tarımsal devrimdir.
      Bu ayırıcı özellik, ilk özelliğin kaçınılmaz sonucudur ve iki yönlüdür. Bir yandan, Çin devrimci savaşının Çin'de ve bütün dünyada gerici bir döneme raslamasına karşın, Komünist Partisinin önderliğinde olması ve köylülüğün desteğini kazanması dolayısıyla zafere ulaşmak olanaklıdır. Bu destek sayesindedir ki, üs bölgelerimiz, küçük de olsalar, politik bakımdan güçlüdürler ve kuvvetli Kuomintang rejimine azimle karşı koymaktadırlar. Askeri yönden ise, Kuomintang saldırılarına büyük güçlükler çıkartmaktadırlar. Kızıl Ordu küçük olmakla birlikte, savaş gücü büyüktür; Komünist Partisinin önderliğindeki üyeleri, tarımsal devrim sırasında yetişmişlerdir ve kendi çıkarları için mücadele etmektedirler ve komutanları ile savaşçıları politik bakımdan birlik halindedirler.
      Öte yandan, Kuomintang tam bir karşıtlık gösteriyor. Tarımsal devrime karşı çıktığı için köylülerce desteklenmiyor. (sayfa 116) Kuomintang, büyük bir ordusu olduğu halde, aslında küçük üretici olan erlerini ve küçük rütbeli subaylarını, yaşamlarını Kuomintang için isteyerek verecek hale getiremiyor. Subaylar ve erler, politik bakımdan bölünmüş durumda oldukları için savaş güçleri azalıyor.

3 .  BU AYIRICI ÖZELLİKLERDEN ÇIKAN STRATEJİMİZ VE
TAKTİKLERİMİZ

      Demek ki, Çin devrimci savaşının başlıca ayırıcı özellikleri şunlar oluyor: politik ve ekonomik bakımdan dengesiz bir şekilde gelişen ve büyük bir devrim geçiren geniş bir yarı-sömürge ülke; büyük ve güçlü bir düşman; küçük ve zayıf bir Kızıl Ordu; ve tarımsal bir devrim. Bu ayırıcı özellikler, hem Çin devrimci savaşının yönetim çizgisini, hem de bu savaşın birçok stratejik ve taktik ilkelerini belirliyor. Birinci ve dördüncü ayırıcı özelliklerden, Çin Kızıl Ordusunun büyüyeceği ve düşmanı yenme olanağı bulunduğu sonucunu çıkartabiliriz. İkinci ve üçüncü ayırıcı özelliklerden, Çin Kızıl Ordusunun hızla büyümesi ve düşmanı çabuk yenmesinin olanaksız olduğu sonucu çıkar. Yani, bu savaş uzatmalı bir savaş olacaktır ve hatta, iyi yönetilmezse yitirilebilecektir.
      Bunlar, bir devrimci savaşın iki yanıdır. Bunlar, zamandaş olarak vardır; yani, elverişli etkenler de var, güçlükler de var. Bu, Çin devrimci savaşının temel yasasıdır ve öteki yasaların birçoğu buna bağlıdır. On yıllık savaş tarihi, bu yasanın geçerliliğini kanıtlamıştır. Gözleri olup da bu temel yasayı görmeyen, ne Çin devrimini yönetebilir ne de Kızıl Orduyu zafere ulaştırabilir.
      Aşağıdaki ilke sorunlarının hepsini doğru olarak çözmek zorunda olduğumuz açıktır.
      "Stratejik yönümüzü doğru olarak saptamak, saldırıda iken serüvenciliğe, savunmadayken tutuculuğa, bir yerden (sayfa 117) başka bir yere geçerken kaçaklığa karşı çıkmalıyız.
      "Hareketin gerilla karakterini kabul etmekle birlikte, Kızıl Orduda gerillacılığa karşı çıkmalıyız.
      "Uzatmalı seferler ve çabuk sonuç alma stratejisine karşı çıkmalı, uzatmalı savaş ve çabuk sonuçlu seferler stratejisini benimsemeliyiz.
      "Sabit muharebe hatlarına ve mevzii savaşa karşı çıkmalı, oynak muharebe hatlarını ve hareketli savaşı yeğlemeliyiz.
      "Yalnızca düşmanı sürüp çıkartmak için savaşmaya karşı olmalı, düşmanı yoketmek için savaşmak ilkesini benimsemeliyiz.
      "Aynı zamanda, iki yönde, iki "yumrukla" vurma stratejisine karşı olmalı; bir anda, bir yönde bir "yumrukla" vurma stratejisini benimsemeliyiz.[
14*]
      "Geniş bir geri hizmet örgütü sağlama ilkesine karşı çıkmalı, küçük geri hizmetler ilkesini benimsemeliyiz.
      "Kesinlikle merkezileşmiş komuta sistemine karşı çıkmalı, nispi merkezi komutayı benimsemeliyiz.
      "Salt askeri görüşe ve avare dolaşan asilerin yollarına karşı çıkmalı,[15*] Kızıl Ordunun, Çin devriminin propagandacısı ve örgütleyicisi olduğunu kabul etmeliyiz.
      "Eşkıya yollarına [16*] karşı çıkmalı, sıkı bir politik disiplini benimsemeliyiz.
      "Savaş ağası yollarına karşı çıkmalı, uygun sınırlar içinde demokrasiden ve orduda disiplinden yana olmalıyız.
      "Kadrolar üzerinde yanlış ve yobazca bir tutuma karşı çıkmalı, kadrolara karşı doğru bir politika benimsemeliyiz.
      "Tecrit politikasına karşı çıkmalı, olabilen bütün (sayfa118) ittifakları kazanma politikasına bağlanmalıyız.
      "Kızıl Orduyu eski aşamasında tutmaya karşı çıkmalı, onu yeni bir aşamaya ulaştırmaya çabalamalıyız."
      Strateji sorunları üzerine olan şimdiki tartışmamızın amacı, Çin'in on yıllık kanlı devrimci savaşında kazanılan tarihsel deneyimin ışığı altında, bu konuları aydınlığa çıkartmaktır.


DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
ÇİN İÇ SAVAŞININ TEMEL BİÇİMİ:
"KUŞATMA VE EZME" VE BUNA KARŞI GİRİŞİLEN
SEFERLER


      Gerilla savaşımızın başladığından beri geçen on yılda, her bağımsız Kızıl gerilla birliği, her Kızıl Ordu birliği ya da her devrimci üs bölgesi, düzenli olarak, düşmanın "kuşatma ve ezme" harekâtı ile yüzyüze geldi. Düşman, Kızıl Orduyu sanki canavarmış gibi görüyor ve görür görmez ele geçirme fırsatını kolluyor. Kızıl Orduyu durmadan izliyor ve onu kuşatmaya çabalıyor. On yıldır, bu savaş biçimi değişmedi ve iç savaş yerini bir ulusal savaşa bırakmadıkça, bu model, düşman zayıf düşünceye ve Kızıl Ordu güçleninceye kadar sürüp gidecektir.
      Kızıl Ordunun harekâtı bu "kuşatma ve ezme"ye karşı girişilen seferler şeklini alıyor. Bizim için zafer, her şeyden önce, "kuşatma ve ezme"ye karşı çarpışmalarda zafer kazanma, yani seferlerde stratejik zafer ve zaferler demek oluyor. Her "kuşatma ve ezme" seferi, esaslı şekilde ezilmedikçe, birçok muharebeler kazanılsa bile, stratejik bir zaferden ya da bütün bir karşı-seferde kazanılmış bir zaferden sözedilemez. Kızıl Ordunun on yıllık savaş tarihi, "kuşatma ve ezme"ye karşı, bir karşı-seferler tarihinden oluşmuştur.
      Düşmanın "kuşatma ve ezme" seferlerinde ve Kızıl (sayfa 119) Ordunun karşı-seferlerinde, iki çeşit savaş biçimi yani hem saldırı ve hem de savunma kullanılmıştır. Bu anlamda savaş, eski ya da modern, Çin'de ya da başka yerde yapılmış herhangi bir savaştan farklı değildir. Ne var ki, Çin iç savaşının özelliği, bu iki savaş biçiminin uzun bir süre ve birbiri ardına uygulanmasıdır. Her "kuşatma ve ezme" seferinde düşman, Kızıl Ordunun savunmasına karşı saldırıya geçmekte ve Kızıl Ordu, onun saldırısına karşı savunma yapmaktadır. Bu, "kuşatma ve ezme"ye karşı-seferin ilk aşamasıdır. Bundan sonra düşman, Kızıl Ordunun saldırısına karşı savunmaya geçmekte, Kızıl Ordu ise saldırıda bulunmaktadır. Bu ise, karşı-seferin ikinci aşamasıdır. Her "kuşatma ve ezme" seferinde, bu iki aşama vardır ve bunlar uzun bir süre boyunca taraf değiştirerek birbirini izlemektedirler.
      Uzun bir süre içinde taraf değiştirerek birbirini izlemektedirler derken, bu savaş modelinin ve savaşma biçimlerinin yinelendiğini anlatmak istiyoruz. Bu, herkes için açık bir gerçektir. Bir "kuşatma ve ezme" seferi ile, bunu önlemek için girişilen bir karşı-sefer, bu savaşın durmadan yinelenen örneğidir. Savaşma biçimleri, her seferde iki aşamalıdır; ilk aşamada düşmanın savunmamıza karşı-saldırı savaşı uygulaması ve bizim bu saldırıyı savunma savaşı ile karşılamamız; ikinci aşamada ise, bizim saldırımıza karşı düşmanın savunma savaşı uygulaması ve bizim bu savunmayı saldırı ile karşılamamızdır".
      Bir seferin ya da bir muharebenin özüne gelince, bu sadece bir yineleme değildir, bu öz, her defasında farklıdır. Bu da, herkes için apaçık bir gerçektir. Bu bakımdan her sefer ve her karşı-sefer ile ölçü daha da büyümekte, durum daha da karmaşık hale gelmekte, mücadele şiddetlenmektedir.
      Ama bu, iniş ve çıkışlar yok demek değildir. Düşmanın beşinci "kuşatma ve ezme" seferinden sonra, Kızıl Ordu (sayfa 120) çok zayıf düştü, güneydeki bütün üs bölgeleri yitirildi. Kızıl Ordunun, kuzey-batıya geçmesinden sonra, artık güneyde olduğu gibi içteki düşmanı tehdit eden yaşamsal bir durumu kalmadığı için "kuşatma ve ezme" seferlerinin çoğu küçülmüş, durum basitleşmiş, savaş şiddetini yitirmiştir.
      Kızıl Ordu için neler bir yenilgi sayılabilir? Stratejik bakımdan, eğer bir "kuşatma ve ezme" harekâtı önünde girişilen bir karşı-sefer bütünüyle başarısızlığa uğrarsa, bu" bir yenilgi demektir; ama o zaman bile bu yenilgi kısmi ve geçicidir. Çünkü bu iç savaşta ancak Kızıl Ordunun toptan yok edilmesi tam bir yenilgidir; ama bu, hiç bir zaman olmadı. Geniş üs bölgelerinin kaybı ve Kızıl Ordunun yer değiştirmesi, bu kısmi yenilgi, Parti üyeleriyle silahlı kuvvetlerin ve üs bölgelerinin yüzde doksanının kaybına yolaçmakla birlikte son ve tam bir yenilgi değil, geçici ve kısmi bir yenilgidir. Bu yer değiştirmeye, savunmamızın süreği, düşmanın izlemesine de, saldırısının süreği diyoruz. Bir başka deyişle, düşmanın "kuşatma ve ezmesi" ile bizim karşı-seferimiz arasındaki mücadele sırasında, biz, savunmadan saldırıya geçmek yerine savunmamızın düşman tarafından kırılmasına izin verdik. Böylece bizim savunmamız geri çekilme; düşmanın saldırısı izleme halini aldı. Ama Kızıl Ordu yeni bir bölgeye gelince, örneğin Kiyangsi eyaletinden ve öteki çeşitli bölgelerden kalkıp Şensi eyaletine gelince "kuşatma ve ezme" seferleri yeniden başladı. Kızıl Ordunun stratejik geri çekilmesinin (Uzun Yürüyüşünün) onun stratejik savunmasının; düşmanın stratejik izlemesinin de, düşmanın stratejik saldırısının bir süreği olduğunu söylememiz bundan ötürüdür.
      Çin iç savaşında da, eski ya da modern, Çin'de ya da başka bir ülkede olsun, bütün öbür savaşlarda olduğu gibi, iki temel savaşma biçimi vardır: saldırı ve savunma. Çin iç savaşının ayırıcı özelliği, on bin kilometreden fazla bir (sayfa 121) stratejik yer değiştirme de (Uzun Yürüyüş)[
17*] dahil, iki savaş biçimindeki, yani saldırı ve savunmadaki uzun süreli değişikliklerle birlikte "kuşatma ve ezme" seferlerinin ve bizim karşı-seferlerimizin uzun süreli yinelenmesidir.
      Düşmanın yenilgisi için de durum aynıdır. Düşmanın "kuşatma ve ezme" seferi kırılınca, bu onun için stratejik bir yenilgidir ve düşman başka bir "kuşatma ve ezme" kampanyasına girişmeden önce yeniden örgütlenmek için savunmaya geçince, bizim savunmamız saldırı halini almaktadır. Düşman, bütün ülkeyi elinde bulundurduğu ve bizden çok daha kuvvetli olduğu için, bizim yaptığımız gibi on bin kilometreyi aşan stratejik yer değiştirmeler yapmak zorunda kalmamıştır. Ama kuvvetlerinin bir kesimi yer değiştirmiştir. Bazan, üs bölgelerinde Kızıl Ordunun çember içine aldığı Beyaz müstahkem mevkilerdeki düşman kuvvetleri, bizim kuşatmamızı yarmışlar ve yeni saldırılar düzenlemek için Beyaz bölgelere çekilmişlerdir. Eğer bir savaş uzar da Kızıl Ordunun zaferleri yoğunlaşırsa bu türlü olaylar daha da sıklaşacaktır. Ama düşman, Kızıl Ordunun ulaştığı sonuçlara ulaşamayacaktır. Çünkü halkın desteğini kazanamamıştır, subayları ile erleri birleşmiş durumda değildir. Düşman, Kızıl Ordunun yaptığı uzun mesafeli yer değiştirmelere kalkışırsa, yokolması kaçınılmazdır.
      1930'da, Li Li-san politikası döneminde, Li Li-san yoldaş, (sayfa 122) Çin iç savaşının uzatmalı oluşunu anlayamadığı için, bu savaş boyunca ve uzun bir dönem içinde, düşmanın "kuşatma ve ezme" seferlerinin ve bunların yenilgiye uğratılmasının (bu hal o zamana kadar Hunan-Kiyangsi sınır bölgesinde üç, Fukiyen'de iki defa yinelenmişti) yinelenmesi yasasını kavrayamadı. Bu yüzden, devrimin çabuk zafere ulaştırılmasını sağlamak amacıyla, daha gelişme çağında olan Kızıl Ordunun Vuhan'a saldırması ve ulus ölçüsünde genel bir silahlı ayaklanma emri verdi. Böylece "sol" oportünizmin yanılgısına düştü.
      1931-34 yıllarının "sol" oportünistleri de, aynı şekilde, "kuşatma ve ezme" seferlerinin yinelenmesi yasasına inanmadılar. Hupeh-Honan-Anvay sınır boyu üs bölgelerimizden bazı yönetici yoldaşlarımız, üçüncü "kuşatma ve ezme" seferinin yenilgiye uğratılmasından sonra, Kuomintang ordusunun artık bir yardımcı kuvvetten başka bir şey olmadığını, Kızıl Orduya karşı girişilecek saldırılarda ana kuvvetin emperyalistlerin kendi birliklerinden oluşacağını öne süren "yardımcı kuvvet" teorisini ortaya attılar. Bu tahmine dayanan stratejiye göre, Kızıl Ordu Vuhan'a saldırmalıydı. Bu teori, genel olarak, Kiyangsi'de bulunan ve Kızıl Ordunun Nançang'a saldırmasını isteyen yoldaşların görüşlerine uygun düşüyordu. Onlar, üs bölgelerinin birleştirilmesi çalışmalarına, düşmanın ülkenin içlerine doğru çekilmesi taktiğine karşıydılar ve bir eyalette başkentin ve öteki büyük kentlerin ele geçirilmesini, o eyalette zafer kazanmanın hareket noktası olarak görüyorlar, "beşinci kuşatma ve ezme seferine karşı çarpışmanın" devrime ya da sömürgeleşmeye götüren yol üzerinde kesin bir muharebe olduğunu öne sürüyorlardı. Bu "sol" oportünizm, Hupeh-Honan-Anvay sınır bölgesindeki dördüncü "kuşatma ve ezme" seferinde ve Kiyangsi Merkez Bölgesindeki beşinci sefere karşı girişilen mücadelede benimsenen yanlış yolun kaynağıydı. Bu yol, Kızıl Orduyu, bu şiddetli düşman seferleri karşısında (sayfa 123) çaresiz bıraktı ve Çin devrimine büyük kayıplar verdirdi.
      Koşullar ne olursa olsun, Kızıl Ordunun savunma yöntemlerini benimsememesi görüşü, doğrudan doğruya, "kuşatma ve ezme" seferlerinin tekrarını yadsıyan bu "sol" oportünizmle ilişkiliydi ve bu görüş tümüyle yanlıştı.
      Devrimin ya da devrimci bir savaşın bir saldırı savaşı olduğu önermesi elbette doğrudur. Bir devrim ya da devrimci savaş, küçük bir kuvvet halinden büyük bir kuvvet haline gelerek, politik iktidar diye bir şey yokken bunu ele geçirerek, Kızıl Ordu diye bir şey yokken Kızıl Orduyu yaratarak ve üs bölgeleri diye bir şey yokken bunları kurarak doğarken, baştan sona, tutucu olamaz, saldırı halinde olmalıdır; ve tutuculuk eğilimlerine karşı konmalıdır. Bütünüyle doğru olan biricik önerme, bir devrimin ya da devrimci savaşın bir saldırı savaşı olduğu, ama savunmayı ve geri çekilmeyi de gerektirdiğidir. Hücum etmek için savunmak, ilerlemek için geri çekilmek, cepheden harekete geçmek için kanatlara doğru hareket etmek, doğruca ilerlemek için bir yay çizmek, pek çok olayın gelişme sürecinde, özellikle askeri yürüyüşlerde kaçınılmazdır.
      Yukarıdaki iki önermeden ilki, politik alan için geçerli olabilir, ama askeri alana aktarılınca doğru değildir. Ayrıca, bu, ancak tek bir durumda politik bakımdan doğrudur (devrim ilerlerken), ama başka bir duruma aktarılınca doğru değildir (devrim gerilerken, 1906'da Rusya'da,[18*] 1927'de Çin'de, genel gerileme halindeyken ya da 1918'de Brest-Litovsk Antlaşması [19*] sırasında, Rusya'daki gibi kısmi gerileme halinde iken). Ancak ikinci önerme, bütünüyle doğru ve gerçektir. Askeri savunma tedbirlerinin kullanılışına (sayfa 124) mekanik olarak karşı çıkan 1931-34 yıllarının "sol" oportünizmi, çocukça düşünceden başka bir şey değildir.
      Ardarda yinelenen "kuşatma ve ezme" seferleri ne zaman sona erecek? Bence, iç savaş uzarsa, bu yinelenme ancak kuvvetler dengesinde köklü bir değişme olunca sona erecektir. Yani Kızıl Ordu düşmandan daha kuvvetli hale gelince sona erecektir. O zaman biz, düşmanı kuşatacağız ve ezeceğiz. O, karşı-seferlere başvuracak, ama politik ve askeri koşullar, girişeceği bu karşı-seferlerde, onun Kızıl Ordunun durumuna ulaşmasına izin vermeyecektir. İşte o zaman, "kuşatma ve ezme" seferlerinin yinelenmesi, tümüyle değilse bile, geniş ölçüde sona erecektir.


BEŞİNCİ BÖLÜM
STRATEJİK SAVUNMA


      Bu başlık altında aşağıdaki sorunları tartışmak istiyorum: 1) etkin ve edilgin savunma; 2) "kuşatma ve ezme" seferleri ile mücadele için hazırlıklar; 3) stratejik geri çekilme; 4) stratejik karşı-saldırı; 5) karşı-saldırıya geçme; 6) birliklerin toplanması; 7) hareketli savaş; 8) çabuk sonuçlu savaş; 9) imha savaşı.

1 .  ETKİN VE EDİLGİN SAVUNMA

      Neden savunmayı tartışarak konuya giriyoruz? 1924-27 yıllarında Çin'in ilk ulusal birleşik cephesinin başarısızlığa uğramasından sonra, devrim en şiddetli ve insafsız bir sınıf (sayfa 125) savaşı halini aldı. Düşmanın bütün ülkeyi egemenliğinde bulundurmasına karşılık, bizim elimizde ancak pek az bir silahlı kuvvet vardı. Bunun sonucu olarak, ta başlangıçtan beri düşmanın "kuşatma ve ezme" seferlerine karşı çetin bir mücadele vermek zorunda kaldık. Savunmamız, bunu kırmakla sıkı ilişki halindeydi ve kaderimiz bu işi başarıp başaramayacağımıza bağlıydı. Genellikle bir "kuşatma ve ezme" seferini kırmak, arzu edildiği gibi doğrudan doğruya değil, dolambaçlı yollardan olur. Başta gelen, ve ciddi de olan problem, kuvvetimizi nasıl koruyacağımız ve düşmanı yenilgiye uğratma fırsatını nasıl bekleyeceğimiz idi. Bundan dolayı, stratejik savunma, Kızıl Ordunun, harekâtları sırasında karşılaştığı en karmaşık ve en önemli problemdir.
      On yıllık savaşımızda, stratejik savunma ile ilgili iki sapma sık sık ortaya çıktı: bunlardan birisi düşmanı küçümsemek, diğeri ise düşmandan yılmaktır.
      Düşmanı küçümsemenin bir sonucu olarak, birçok gerilla birlikleri yenilgiye uğradı ve Kızıl Ordu, defalarca, düşmanın "kuşatma ve ezme"sini önleyemedi.
      Devrimci gerilla birlikleri, ilk kuruldukları sırada, bunların önderleri çoğu zaman düşmanın da, bizim de durumumuzu doğru olarak değerlendiremediler; bazı yerlerde ani silahlı ayaklanmaları ya da Beyaz birlikler içinde isyanları başarıyla örgütleyince, yalnızca geçici elverişli koşullara tanık oldular ya da aslında yüzyüze bulundukları vahim durumları göremediler ve düşmanı küçümsediler. Üstelik kendi zaaflarını (yani, görgü eksikliklerini, kuvvetlerinin azlığını ... ) anlayamıyorlardı. Düşmanın güçlü, bizim zayıf oluşumuz nesnel bir gerçek olduğu halde, bazı kimseler, bunu düşünmeye yanaşmıyorlar; savunma ya da geri çekilmeyi hiç akıllarına getirmeden, yalnız saldırıdan sözediyorlardı. Böylece savunma konularında kendilerini zihni bakımdan silahsızlandırıyorlar, harekâtlarını yanlış yönetiyorlardı. Bu yüzden birçok gerilla birliği yenilgiye uğradı. (sayfa 126)
      Kızıl Ordunun, düşmanın "kuşatma ve ezme" seferlerini bu yüzden kıramamasına, 1928'de Kuvantung eyaletinin Hayfeng-Lufeng bölgesindeki yenilgisi[
20*] 1932'de Hupeh-Honan-Anvay sınır bölgesindeki "kuşatma ve ezme" seferi önündeki dördüncü karşı-seferinde hareket serbestliğini yitirmesi" buna örnek olarak gösterilebilir. Bu olayda Kızıl Ordu, Kuomintang'ın yalnızca yardımcı kuvvet olduğu teorisinden hareket etmiştir.
      Düşmandan yılmaya bağlı birçok başarısızlık örneği vardır.
      Düşmanı küçümseyenlerin tersine, onu fazlasıyla önemseyenler, kendi kuvvetimizi küçümseyenler de vardır. Bunun sonucu olarak hiç de yerinde olmayan bir geri çekilme politikasını benimsemişler ve aynı şekilde, savunma konusunda da maneviyatlarını bozmuşlardır. Bu, bazı gerilla birliklerinin yenilgisine yolaçmıştır. Kızıl Ordunun bazı seferleri başarısızlıkla sonuçlanmış ya da üs bölgeleri yitirilmiştir.
      Bir üs bölgesinin kaybına en çarpıcı örnek, "kuşatma ve ezme"ye karşı girişilen beşinci sefer sırasında, Kiyangsi'deki Merkez Üs Bölgesidir. Burada yanılgı, sağcı görüşten ileri geliyordu. Önderler, düşmandan, sanki kaplanmış gibi, korkuyorlar; her yerde savunma tedbirleri alıyorlar, her adımda savunma muharebeleri veriyorlar, düşmanın gerilerine doğru ilerleyerek bizim yararımıza olacak şekilde hücuma geçmeye ya da düşman birliklerini içerilere çekerek kuvvetlerimizi toparlayıp onu yok etmeye cesaret edemiyorlardı. Bunun sonucu olarak, bütün üs bölgesi yitirildi ve Kızıl Ordu 12 bin kilometrelik bir Uzun Yürüyüşe girişmek zorunda kaldı. Böyle bir yanılgı, çoğu zaman düşmanı küçümseyen "sol" bir yanılgıyı izliyordu. 1932'de kilit kentlere saldırı (sayfa 127) şeklindeki askeri serüvencilik, düşmanın "kuşatma ve ezme" seferiyle başa çıkmak için benimsenen edilgin savunma politikasının ana nedeni oldu.
      Düşmandan yılmanın en göze çarpan örneği, "Çang Kuyo-tao hattının" geri çekilmesi politikasıydı. Sarı Nehrin batısında, Dördüncü Cephe Kızıl Ordusunun Batı Kolunun yenilgisi, bu politikanın kesin iflasını saptadı.[21*]
      Etkin savunma, saldırı savunması ya da kesin sonuçlu çatışmalar yoluyla savunma olarak da adlandırılır. Edilgin savunma, yalnız savunarak savunma, ya da salt savunma diye adlandırılır. Edilgin savunma, aslında uydurma bir savunmadır; tek gerçek savunma, etkin savunma, karşı-saldırıya geçmek için yapılan savunmadır. Benim bildiğim kadarıyla, eski ya da yeni, Çinli ya da yabancı aklıbaşında hiç bir askeri uzman ya da bir değer taşıyan talimname, taktik olsun stratejik olsun, edilgin savunmaya karşı çıkmaz. Ancak budalalarla deliler edilgin savunmayı bir tılsım gibi kabul eder. Bununla birlikte, dünyada böyle kimseler vardır. Bu, savaşta bir yanılgıdır, askeri konularda şiddetle karşı çıkmamız gereken bir tutuculuk belirtisidir.
      Yeni ve hızla gelişen emperyalist ülkelerin, yani Almanya ve Japonya'nın askeri uzmanları, stratejik saldırının üstünlüklerini göklere çıkartıyorlar ve stratejik savunmaya karşı çıkıyorlar. Bu çeşit askeri zihniyet, Çin devrimci savaşına hiç mi hiç uymaz. Bu askeri uzmanlar, savunmanın en ciddi zaafının, halkın maneviyatını yükseltmemesi, tersine sarsması olduğunu iddia ediyorlar. Bu, sınıf çelişkilerinin (sayfa 128) keskin ve savaşın yalnız gerici egemen tabakaların ya da iktidardaki gerici politik grupların çıkarına olduğu ülkeler için geçerlidir. Ama bizim durumumuz farklı. Devrimci üs bölgelerinin ve Çin'in savunulması sloganı ile, halkın büyük çoğunluğunu, tek bir kalp ve kafa olarak mücadele uğruna düzenleyebiliriz; çünkü biz, saldırının kurbanlarıyız ve ezilen tarafız. Sovyetler Birliği'nde Kızıl Ordu, iç savaşta bu savunma biçimini uygulayarak düşmanlarını yendi. Emperyalist ülkeler, saldırı için Beyazları örgütleyince, savaş, Sovyetleri savunma sloganı altında verildi; Ekim ayaklanması hazırlandığı sırada bile, askeri seferberlik, başkenti savunma sloganı altında yürütüldü. Her haklı savaşta savunma, politik bakımdan yabancı unsurlar üzerinde tarafsızlaştırıcı bir etki yapmakla kalmaz, kitlelerin geri kalmış kesimlerini harekete getirerek onların da savaşa katılmalarını sağlar.
      Marx, bir silahlı ayaklanma başlayınca, saldırı için bir an bile beklenmemelidir,[22*] derken, kitlelerin, düşmanı gafil avlayarak gerici yöneticilere politik iktidarı elde tutma ya da ele geçirme fırsatını vermemesi gereğini; kitlelerin, hazırlıksız gerici egemen güçleri altetmek için o fırsatı kaçırmamalarını, kazandıkları zaferle yetinmemeleri gereğini, düşmanı küçümseyerek saldırılarını gevşetmemelerini ya da ilerleme konusunda duraksayarak düşmanı ezme fırsatını kaçırıp devrimi başarısızlığa uğratmamalarını söylüyor. Bu, doğrudur. Bununla birlikte, üstünlüğü elinde bulunduran düşmanla savaşa tutuştuğumuz zaman, biz devrimcilerin, sıkışsak bile, savunma tedbirlerini kabul etmememiz anlamına gelmez. Ancak bir aferin delisi böyle düşünebilir.
      Bizim savaşımız, bütünüyle alınırsa, Kuomintang'a karşı bir saldırı savaşıydı. Ama, askeri yönden düşmanın "kuşatma ve ezme"sinin kırılması biçimini aldı. (sayfa 129)
      Askeri bakımdan, savaşımız savunma ve saldırının ardarda kullanılmasından meydana gelir. Bizim durumumuzda saldırının savunmadan sonra mı önce mi geleceği farketmez, çünkü işin püf noktası, "kuşatma ve ezme"nin kırılmasıdır. Savunma, bir "kuşatma ve ezme" seferi kırılıncaya kadar sürer ve saldırı ondan sonra başlar. Bu iki şey, aynı şeyin iki aşamasıdır ve böyle bir düşman seferini bir başkası izler. Bu iki aşamadan savunma daha karmaşık ve önemlidir. Çünkü, "kuşatma ve ezme"nin nasıl kırılacağı konusunda bir yığın problemi içerir. Burada ana ilke, etkin savunmadan yana olmak ve edilgin savunmaya karşı çıkmaktır.
      İç savaşımızda, Kızıl Ordunun gücü düşmanın gücünü aştığı anda, artık, genellikle stratejik savunmaya gereksinmemiz kalmayacaktır. O zaman, politikamız, yalnız stratejik saldırı olacaktır. Bu değişme, kuvvetler dengesindeki genel değişmeye bağlı olacaktır. O zaman, savunma tedbirleri ancak kısmi karakterde olacaktır.

2 .  "KUŞATMA VE EZME" SEFERLERİ İLE SAVAŞMAK
İÇİN HAZIRLIKLAR

      Düşmanın planlanmış "kuşatma ve ezme" seferlerine karşı gerekli ve yeterli hazırlıkları yapmadıkça, hiç kuşkusuz, edilgin bir duruma düşeceğiz. Bu muharebeyi telaşla kabul etmek, zaferden emin olmadan dövüşmek demektir. Bundan dolayı, düşman bir "kuşatma ve ezme" seferi için hazırlanırken, bizim de bir karşı-sefere hazırlanmamız gerekir. Saflarımızdaki bazı kimselerin bir zamanlar yaptığı gibi, bu türlü hazırlıklara karşı olmak, çocukçadır ve gülünçtür.
      Burada, tartışmalara kolayca yolaçabilecek güç bir sorun ortaya çıkıyor. Biz, ne zaman savunmaya son vermeli ve "kuşatma ve ezme" seferine karşı sefere hazırlanma (sayfa 130) aşamasına geçmeliyiz? Düşman başarılı saldırımıza karşı kendisini savunurken, gelecek "kuşatma ve ezme" seferi hazırlıkları gizlice yürütülüyor; ve bu yüzden, düşmanın ne zaman saldırıya geçeceğini bilmek güçleşiyor. Bizim karşı-sefere hazırlanma çalışmalarımız çok erken başlarsa, bu, bizim saldırıdan elde edeceğimiz kazançları azaltacaktır ve bazan, Kızıl Ordu ile halk üzerinde belirli zararlı etkileri olacaktır. Çünkü, hazırlık aşamasında, ana tedbirler, geri çekilme ile ilgili askeri hazırlıklar ve bunları gerçekleştirmek için politik seferberliktir. Bazan, çok erken hazırlanmaya başlarsak, bu, düşmanın beklenmesi halini alır; düşman ortaya çıkmadan uzun süre bekledikten sonra, saldırımızı yenilememiz gerekir. Ve bazan, düşman, bizim yeni saldırımız başlangıç halindeyken saldırıya geçebilir ve bizi güç bir durumda bırakabilir. Yani, hazırlıklarımıza tam zamanında başlamamız önemli bir problemdir. Doğru zaman, hem bizim durumumuz hem de düşmanın durumu ve ikisi arasındaki ilişki dikkate alınarak saptanmalıdır. Düşmanın durumunu bilmek için politik, askeri ve mali durumu ile ülkesindeki kamuoyu üzerine bilgi toplamalıyız. Bu bilgileri değerlendirirken, düşmanın toplam gücünü dikkate almalı, geçmişteki yenilgilerini abartmamalı, ama bir yandan da iç çelişkilerini, mali güçlüklerini, geçmişteki yenilgilerinin etkilerini vb. hesaba katmazlık etmemeliyiz. Kendi tarafımıza gelince, ne geçmişteki zaferlerimizi abartmalıyız, ne de bunların etkilerini gözden ırak bulundurmalıyız.
      Genellikle, hazırlıklara başlama zamanının seçiminde geç kalmaktansa erken davranmak yeğdir. Çünkü, erken başlanırsa, kayıplar daha az olur; hazırlıklı olmak tehlikeyi uzaklaştırır ve bizi yenilmez bir duruma getirir.
      Hazırlık dönemindeki temel problemler, Kızıl Ordunun çekilmesi hazırlıkları, politik seferberlik, askere alma, mali konularda ve erzak konusunda gerekli tedbirlerin alınması ve politik bakımdan bize yabancı unsurların deneti gibi (sayfa 131) sorunlardır.
      Kızıl Ordunun geri çekilmesi için hazırlıklar ile, geri çekilmesini tehlikeye düşürecek bir yönde hareket etmemesini, hücumlarında fazla uzaklara gitmemesini ya da çok yorulmamasını dikkate almayı kastediyoruz. Geniş ölçüde bir düşman saldırısı arifesinde, Kızıl Orduya bağlı ana kuvvetlerin bunları gözönünde bulundurması gerekir. Bu gibi zamanlarda, Kızıl Ordunun özellikle dikkate alacağı şeyler, muharebe alanlarının seçiminin ve hazırlanmasının planlanması, gerekli ikmalin sağlanması, kendi kuvvetlerinin genişletilmesi ve eğitimi konularıdır.
      "Kuşatma ve ezme"ye karşı mücadelede, politik seferberlik, birinci derecede önemli bir sorundur. Bu, şu anlama gelir: biz, Kızıl Ordu ile üs bölgelerindeki halka apaçık, kesin ve hiç bir noktayı karanlıkta bırakmaksızın, düşman saldırısının kaçınılmaz olduğunu, halka ciddi zararlar vereceğini; ama aynı zamanda, düşmanın zaaflarını, Kızıl Ordu için elverişli koşulları, bizim zafere olan yenilmez inancımızı ve çalışma şeklimizi anlatmalıyız. Kızıl Orduyu ve bütün halkı, "kuşatma ve ezme" seferine karşı mücadeleye ve üs bölgelerini savunmaya çağırabiliriz. Askeri sırlar dışında, politik seferberlik açıkça yapılmalı; üstelik, bunu, devrim davasını destekleyebileceği umulan herkese ve her yere yaymak için elden gelen hiç bir şey esirgenmemelidir. Burada en önemli nokta, kadroların inandırılmasıdır.
      Yeni askerlerin kaydedilmesi, iki düşünceye dayandırılmalıdır: birincisi, halkın politik bilinç düzeyi ile nüfusun kalabalıklığına; ikincisi, Kızıl Ordunun o sıradaki durumuna ve bütün karşı-sefer sırasında verilmesi olası kayıpların büyüklüğüne.
      Karşı-seferlerde para ve yiyecek durumunun öneminin ne kadar büyük olduğunu söylemenin gereği yoktur. Düşmanın uzun sürdüreceği bir sefer olasılığını hesaba katmak zorundayız. Başta Kızıl Ordu ile devrimci üs bölgelerindeki (sayfa 132) halkın en az maddi gereksinmeleri olmak üzere, düşmanın "kuşatma ve ezme" seferine karşı verilecek mücadele sırasındaki gereksinmelerin bir tahmini yapılmalıdır.
      Politik bakımdan bize yabancı unsurlara gelince, tedbiri elden bırakmamak koşuluyla, bunların ihanetleri konusunda gereksiz kuşkulara kapılmamalı, yararsız tedbirlere başvurmamalıyız. Toprak ağaları, tacirler ve zengin köylüler arasındaki farkı dikkate almalıyız ve olup bitenlerin politik anlamını onlara anlatarak tarafsızlıklarını sağlamaya çabalamalı, bir yandan da halk kitlelerini onlara gözkulak olmaları için örgütlemeliyiz. Ancak en tehlikeli olanlarına karşı, tutuklama gibi ciddi tedbirler uygulamalıyız.
      "Kuşatma ve ezme" seferlerine karşı verilecek mücadelenin başarısı, her şeyden önce, hazırlık dönemi görevlerinin yerine getirilme derecesine bağlıdır. Hazırlıklarda düşmanın küçümsenmesinden ileri gelen gevşeklik ve düşman saldırılarından korkmanın doğurduğu panik, çok zararlı eğilimlerdir ve bunların her ikisine de şiddetle karşı koymak gerekir. Bizim için gerekli olan, atılgan ama sakin bir kafa ile yoğun ama düzenli bir çalışmadır.

3 .  STRATEJİK GERİ ÇEKİLME

      Stratejik geri çekilme, saldırısını kıramayacağı üstün bir kuvvetle karşılaşan zayıf bir kuvvetin, gücünü korumak ve düşmanı yenmek amacıyla zaman kazanmak için attığı planlı stratejik bir adımdır. Ama askeri serüvenciler, böyle bir adımın atılmasına inatla karşı çıkarlar ve "düşmanla kapıların dışında çatışmayı" savunurlar.
      İki boksör dövüşürken, akıllı olanın çoğu zaman önce biraz çekingen davrandığını, oysa budala olanın daha başlangıçta hızla işe giriştiğini ve bütün gücünü harcadığını ve sonunda çekingen davranana yenildiğini hep biliriz. (sayfa 133)
      Şuyi Hu Çuyan hikayesinde, [
23*] talim ustası Hung, Lin Çung'a, "hodri meydan!" diye bağırır ve Çay Çin topraklarında dövüşmek ister. Sonunda, geri çekilmekte olan Lin Çung, Hung'un zayıf noktasını "bulur ve onu bir vuruşta yere serer.
      İlkyaz ve Güz Çağı'nda, Lu ve Çi devletleri [24*] savaşırken, Lu devletinden Dük Çuyang, Çi orduları daha yorgun düşmeden hücuma geçmek ister, ama Zayo Kuvay ona engel olur; "düşman yorgun düştükten sonra saldırıya geçmek" taktiğini uygular ve Çi ordularını yener. Bu, Çin tarihinde, zayıf bir kuvvetin güçlü bir orduyu yenmesine klasik bir örnektir. Bunun hikayesini, tarihçi Zoçiyu Ming,[25*] şöyle anlatır :
      "İlkyazın Çi orduları topraklarımızı işgal etti. Dük, savaşa başlamak üzereydi. Zayo Kuvay, huzura kabul edilmesini istedi. Komşuları, 'Bu et yiyici yüksek memurların işi, sana ne?' dediler. Zayo, 'Et yiyiciler budaladır, önceden hiç plan yapmazlar' karşılığını verdi ve Dük'ün huzuruna çıktı. 'Saldırıya geçtiğiniz zaman neye güveneceksiniz?' diye sordu. Dük, 'Ben ne yiyeceğimi, ne de giyeceğimi kendi keyfim için kullandım, ama onları hep başkalarıyla paylaştım' karşılığını verdi. Zayo, 'Böyle saçma sadakalar herkese ulaşmaz. Halk sizin ardınızdan gelmeyecek' dedi. Dük, 'Ben tanrılara yaraşır kurbanlar kestiğim gibi, yeşim taşı, ipek gibi armağanları da eksik etmedim. Onlara imanım (sayfa 134) var.' dedi. Zayo, 'Böyle saçma bir iman, güven uyandırmaz. Tanrılar seni kutsamayacaklar.' dedi. Dük 'Küçük olsun, büyük olsun, bütün yargılamaların ayrıntılarına kendim bakamadım. Ama hep gerçeğin ortaya çıkmasını istedim.' dedi. Zayo, 'Bu sizin halka sadakatinizi gösterir. Muharebeye girebilirsiniz. Böyle yaparsanız sizi izlememe izin veriniz.' dedi . Dük ile ikisi, aynı savaş arabasına bindiler. Savaşa Çanşayo'da tutuşuldu. Dük, saldırı trampetini çalmak üzereyken, Zayo, 'henüz erken', dedi. Çi'nin adamları trampetlerini üç defa çalınca, Zayo, 'Şimdi de biz çalalım', dedi. Çi ordusu püskürtüldü. Dük peşlerine düşmek istedi, Zayo, gene, 'daha zamanı değil', dedi. Arabadan indi, düşmanın tekerlek izlerini inceledi ve arabanın üzerine çıkarak ileriye doğru baktı. 'Şimdi izleyebiliriz" dedi. Böylece Çi birliklerinin izlenmesine başlandı. Zaferden sonra, Dük, niçin böyle öğüt verdiğini sordu. Zayo, 'savaş cesarete dayanır' dedi. 'İlk trampette cesaret kamçılanır, ikincisinde dalgalanır, üçüncüsünde yiter. Düşmanın cesareti tükendiği sırada bizim cesaretimiz henüz yüksekti ve zafere ulaştık. Büyük bir devletin hareketlerini anlamak güçtür, tuzağa düşmekten korktum. Ama düşmanın tekerlek izlerini inceleyince, izlerin birbirlerini kestiğini gördüm ve uzağa bakıp sancaklarının eğildiğini farkedince, izleyelim öğüdünde bulundum.
      Bu, zayıf bir devletin güçlü bir devlete karşı koymasının hikayesiydi. Hikaye, savaştan önce yapılan politik hazırlıkları anlatıyor: halkın güveninin kazanılması, karşı-saldırıya geçmeye uygun bir muharebe alanını, Çanşayo'yu anlatıyor. Karşı-saldırıya geçmek için uygun zamanı belirtiyor. Düşmanın cesareti azalırken kendilerininkinin yükseldiği zamanı, düşmanın peşine takılma zamanını belirtiyor; bu, düşmanın izinin birbirine karıştığı, sancaklarının eğildiği zaman oluyor. Bu savaş, büyük bir savaş olmamakla birlikte, stratejik savunmanın ilkelerini anlatıyor. Çin'in askeri (sayfa 135) tarihi, bu ilkelere dayanılarak kazanılan savaşlarla doludur. Çu ve Han devletleri arasındaki Çenkayo,[26*] Sin ve Han devletleri arasındaki Kunyang,[27*] Yuan Şayo ile Zayo Zayo arasındaki Kuvantu,[28*] Vu ve Veyi devletleri arasındaki Çihpi, [29*] Lu Sun ile Liyu Peyi arasındaki Yiling,[30*] Siyeh Suyan ile Fu Çin arasındaki Feyşuyi [31*] gibi ünlü muharebelerin hepsinde, (sayfa 136) tarafların kuvvetleri eşit değildi, ama zayıf taraf, önce biraz toprak yitirerek, düşmanın saldırısından sonra saldırıya geçti ve güçlü tarafı yenilgiye uğrattı.
      Bizim savaşımız 1927 güzünde başladı, o sırada hiç görgümüz yoktu. Nançang Ayaklanması,[32*] ile Kanton Ayaklanması [33*] başarısızlıkla sonuçlandı, Hunan-Hupeh-Kiyangsi sınır bölgesinde Güz Hasadı Ayaklanmasında,[34*] Kızıl Ordu gene birkaç yenilgiye uğradı ve Hunan-Kiyangsi sınırı üzerinde Çinkang dağlarına çekildi. Nisan ayında, Nançang Ayaklanması yenilgisinden arta kalan birlikler, Güney Hunan yoluyla Çinkang dağlarına geldiler. Mayıs 1928'de gerilla savaşının basit, ama o zamanın koşullarına uyan 16 karakter formülü şöyleydi: "düşman ilerlerse, biz, geri çekiliriz; düşman kamp kurarsa, onu taciz ederiz; düşman yorulunca, saldırırız; düşman geri çekilirse, izleriz." Bu on altı karakterli askeri ilke, Li Li-san çizgisinden önce, Merkez Komitesince kabul edildi. Sonradan harekât ilkelerimiz daha da (sayfa 137) geliştirildi. Kiyangsi üs bölgesindeki "çevirme ve ezme"ye karşı girişilen ilk karşı-seferimiz sırasında "düşmanı içerilere çekme" ilkesi uygulandı ve başarı kazanıldı. Düşmanın üçüncü "çevirme ve ezme" seferi yenilgiye uğratıldığı zaman Kızıl Ordunun harekât ilkeleri artık ortaya çıkmış bulunuyordu. Bu, askeri ilkelerimizin gelişmesinde yeni bir aşamaya işaret ediyordu ve kapsam olarak gitgide zenginleşti, şekil olarak birçok değişikliklere uğradı, aslında on altı karakterlik formüle uygun kalmakla birlikte, ilk basit yapılarında değişiklikler oldu. On altı karakterli formül "çevirme ve ezme" ile mücadele için temel ilkeleri, stratejik savunma ve stratejik saldırının ilk aşamasını, savunma halindeyken stratejik geri çekilme ve stratejik karşı-saldırı aşamalarını kapsıyordu. Bundan sonra sadece formülün gelişmesi kalıyordu.
      Ama Ocak 1932'den başlayarak, Partinin "Üçüncü 'Kuşatma ve Ezme' Seferinin Bozguna Uğratılmasından Sonra Bir ya da Daha Fazla Eyalette Zafer Uğruna Mücadele" başlıklı kararından sonra, "sol" oportünistler, bu doğru ilkelere saldırdılar; sonunda, konulmuş ilkeleri bir kenara ittiler ve onlara karşıt "yeni ilkeler" ya da "uygun ilkeler" koydular. Ondan sonra, eski ilkeler artık uygun sayılmadı ve "gerillacılık" sayılarak reddedildi. Merkez Komitesi, Politik Büronun Zunyi'deki, Kuvayçoy eyaleti Ocak 1935 genişletilmiş toplantısını kabul etmeden önce bu yanlış yolun iflası ilan edildi ve eski yolun doğruluğu yeniden kabul edildi. Ama ne pahasına!
      "Gerillacılığa" şiddetle karşı çıkan o yoldaşlar, yalnızca şu kanıtları gösteriyorlardı: düşmanı içerlere çekmek yanlıştı, çünkü arazimiz pek de geniş değildi. Gerçi bu yol izlenerek muharebeler kazanılmıştı, ama şimdi durum farklı değil miydi? Üstelik düşmanı araziyi ona bırakmadan yenmek daha iyi değil miydi? Ve düşmanı kendi bölgelerinde, ya da onun bölgeleriyle bizimkilerin sınırlarında yenmek (sayfa 138) daha iyi değil miydi? Eski uygulamaların bunlara "uyan" bir yanı yoktu ve onlar, yalnız gerillaların kullandıkları yöntemlerdi. Artık kendi öz devletimiz kurulmuştu ve Kızıl Ordumuz düzenli bir ordu haline gelmişti. Çan Kay-şek'e karşı mücadelemiz, iki devlet arasında, iki büyük ordu arasında bir savaş halini almıştı. Tarih yinelenmemeliydi ve "gerillacılığa" özgü her şey tümüyle bir kenara atılmalıydı. Yeni ilkeler "tümüyle marksist" idi, oysa eskilerini dağlardaki gerilla birlikleri yaratmıştı ve dağlarda marksizm yoktu. Yeni ilkeler, eskilerin anti-teziydi. Şöyle: "Ona karşı birle, yüze karşı onla mücadeleye gir, cesaretle ve azimle dövüş, şiddetli izlemelerle zaferlerden sonuna kadar yararlan", "Bütün cephelerden saldır", "Kilit kentleri işgal et", ve "Aynı zamanda, iki 'yumruk' ile iki yönden vur". Düşman hücum ettiği zaman, düşmanın işini bitirmenin yöntemleri şunlardı: "Düşmanı kapıların dışında karşıla", "Önce vurarak üstünlüğü kazan", "Kabımızı-kacağımızı kırılmaya bırakma", "Bir karış toprak verme" ve "Kuvvetleri altı yürüyüş koluna ayır". Savaş, "devrim yolu ile sömürgecilik yolu arasındaki kesin muharebe" idi; saldırıların kısa sürdüğü, blokhavzlarda verilen bir yıpratma savaşıydı, "uzatmalı savaştı". Bundan başka, büyük bir geri bölge ve kesinlikle merkezileştirilmiş bir komuta kurmak vardı. Son olarak, büyük ölçüde bir "ev-taşıma" sözkonusuydu. Ve bunları kabul etmeyen herkes, cezalandırılmalı, oportünistlikle damgalanmalıydı, vb..
      Hiç kuşkusuz, bu teorilerin ve pratiklerin hepsi yanlıştı. Bunlar, öznelcilikten başka bir şey değildi. Bu öznelcilik, elverişli koşullarda, kendisini küçük-burjuva devrimci bağnazlığı ve aceleciliği şeklinde açığa vuruyor, felaket zamanlarında, durum kötüleştiği için, sırayla, tehlikeli pervasızlığa, tutuculuğa ve asker kaçaklığına dönüştü. Bunlar, öfkeli ve bilgiçlik taslayan kişilerin teorileri ve pratikleriydi; marksizm ile en küçük bir ilişkileri yoktu; aslında (sayfa 139) hepsi anti-marksistti.
      Burada, yalnızca, Kiyangsi'de "düşmanı içerlere çekmek" ve Seçhuvan'da "cepheyi daraltma" denilen stratejik geri çekilmeyi tartışacağız. Eski teoricilerin ya da uygulayıcıların hiç biri, bunun, kuvvetli bir orduya karşı çarpışan zayıf bir ordunun kabul etmesi gereken politika olduğunu hiç bir zaman yadsımamışlardır. Yabancı askeri uzmanlar, stratejik savunma harekâtlarında, başlangıçta kesin muharebelerden çoğu zaman kaçınıldığını, ve ancak koşullar elverişli hale gelince kesin muharebelere gerildiğini söylemektedirler. Bu, tümüyle doğrudur ve buna eklenecek hiç bir şeyimiz yoktur.
      Stratejik geri çekilmenin amacı, askeri kuvveti korumak ve onu karşı-saldırı için hazırlamaktır. Geri çekilme zorunludur, çünkü kuvvetli bir ordunun saldırısı önünde bir adım geri çekilmemek, kendi öz kuvvetlerinin korunmasını tehlikeye atmak demektir. Bununla birlikte, geçmişte, birçok kimse, geri çekilmeyi "salt savunmanın oportünist bir yolu" sayarak, geri çekilmeye inatla karşı koymuştur. Tarihimiz, onların muhalefetlerinin tümüyle yanlış olduğunu göstermiştir.
      Bir karşı-saldırıya hazırlanmak için, kendimize elverişli ama düşmana elverişsiz koşulları seçmeli ya da yaratmalıyız ki, karşı-saldırı aşamasına girmeden önce, kuvvetler dengesinde bir değişiklik meydana getirelim.
      Eski deneyimlerimizin ışığı altında, geri çekilme aşaması boyunca koşulların bize elverişli ve düşmana elverişsiz olduğunu kabul etmeden önce ve karşı-saldırıya geçmeden önce, genellikle hiç değilse ikisini sağlama bağlamamız gereken koşullar aşağıdadır:
      1) Ahali Kızıl Orduyu etkin olarak destekler.
      2) Arazi harekâtlara elverişlidir.
      3) Kızıl Ordunun bütün ana kuvvetleri toplanmıştır.
      4) Düşmanın zayıf noktaları keşfedilmiştir. (sayfa 140)
      5) Düşman yorgun ve maneviyatı bozuk bir duruma düşürülmüştür.
      6) Düşman yanlışlar yapmaya sevkedilmiştir.
      Birinci koşul ahalinin etkin desteği, Kızıl Ordu için en önemli olanıdır. Bu, bir üs bölgesine sahip olmak demektir. Üstelik bu koşul sağlanmışsa, 4, 5 ve 6. koşulları yerine getirmek kolaydır. Bundan dolayı düşman tam bir saldırıya geçtiği zaman, Kızıl Ordu, genellikle, Beyaz bölgeden üs bölgesine çekilir; çünkü orası ahalinin Kızıl Orduyu Beyaz Orduya karşı en etkin şekilde desteklediği yerdir. Bir üs bölgesinin orta kesimi ile sınır kesimi arasında da bir fark vardır; orta kesimdeki halk, düşmana haber sızmasını daha iyi engeller; keşifte, ulaştırmada, çarpışmalara katılmada, vb. daha iyidir. Kiyangsi'de, birinci, ikinci ve üçüncü "kuşatma ve ezme" seferlerine karşı dövüşürken, "geri çekilme için uç noktalar" olarak seçilen yerlerin hepsinin de birinci koşulun, ahalinin desteğinin, yetkin ya da hayli iyi olduğu kesimlerde bulunması bundan ötürüdür. Üs bölgelerimizin bu ayırıcı özelliği, Kızıl Ordunun harekâtlarıı sıradan harekâtlardan çok farklı kıldı ve düşmanın, sonradan, blokhavz savaşı politikasına başvurmasının ana nedeniydi.
      İç hatlarda harekâtta bulunmanın bir üstünlüğü, geri çekilen orduya kendine elverişli araziyi seçme olanağını vermesi ve hücum eden orduyu o arazinin sınırlarında dövüşmeye zorlamasıdır. Zayıf bir ordu, güçlü bir orduyu yenmek için, muharebe alanı olarak elverişli bir araziyi dikkatle seçmelidir, ama bu koşul tek başına yeter değildir ve öbür koşullar da onunla birlikte bulunmalıdır. Bunların birincisi, ahalinin desteğidir; ikincisi ise, hırpalanması mümkün bir düşman, örneğin, yorgun ve yanlışlar yapmış bir düşman, ya da savaşma yeteneği nispeten az ve ilerleyen bir düşman koludur. Bu koşulların eksikliği halinde, çok uygun bir arazi bulsak bile o araziye önem vermemeli ve (sayfa 141) koşulları sağlama bağlamak için geri çekilmeyi sürdürmeliyiz. Beyaz bölgelerde uygun arazi kıtlığı yoktur. Ama oralar, ahalinin desteği elverişli koşuluna sahip değildir. Öbür koşullar henüz tamamlanmamışsa, Kızıl Ordu için üs bölgesine çekilmekten başka yapılacak bir şey yoktur. Beyaz bölgeler ile Kızıl bölgeler arasındaki farklar, bir üs bölgesinin orta kesimi ile sınır kesimleri arasında da çoğu zaman vardır.
      Yerel birlikler ve durdurma kuvvetleri dışında, bütün hücum kıtalarımız, ilkeye uygun olarak, toplanmalıdır. Stratejik bakımdan savunmada olan bir düşmana saldırırken, Kızıl Ordu kendi kuvvetlerini çoğu zaman yayar. Düşman bir defa tam bir saldırıya geçince, Kızıl Ordu bir "merkeze doğru geri çekilme"yi gerçekleştirir, geri çekilmek için seçilen uç nokta, çoğu zaman üs bölgesinin orta kesimindedir, ama bazan, koşullar gerektirdiği için, ön (cephe) ya da geri kesimlerindedir.
      Kuvvetli bir orduya karşı dövüşen zayıf bir ordu için temel olan bir başka koşul hücum için düşmanın daha zayıf birliklerini seçmektir. Ama düşman saldırısının başlangıcında, ilerleyen düşman kollarından hangisinin en kuvvetli ve hangisinin ikinci derecede kuvvetli, hangisinin en zayıf ve hangisinin ikinci derecede zayıf olduğunu çoğu zaman bilmeyiz ve bundan dolayı bir keşif işlemi gereklidir. Bu, çoğu zaman, hayli zaman alır. Stratejik geri çekilmenin gerekliliğinin bir başka nedeni de budur. Hücum eden düşman bizden pek çok kalabalıksa ve çok daha kuvvetliyse, kuvvetler dengesinde bir değişikliği ancak düşman üs bölgemize derinliğine girdiği ve kendisini tehdit eden şiddetin tadına baktığı zaman başarabiliriz. Çan Kay-şek alaylarından birinin kurmay başkanı, üçüncü "kuşatma ve ezme" seferi sırasında şöyle demişti: "Sağlam yapılı adamlarımız kendilerini yıpratarak zayıfladılar, zayıf adamlarımız kendilerini ölesiye yıprattılar", ya da Çen Ming-şu'nun, Kuomintang'ın (sayfa 142) "Kuşatma ve Ezme" Ordusunun Batı Kolu başkomutanının sözcükleriyle "Her yerde Kızıl Ordu güpegündüz yürürken, Ulusal Ordu karanlıkta el yordamıyla yürüyor". O zamana kadar, düşman ordusu, hala kuvvetli olmakla birlikte pek zayıf düşmüştür, askerleri yorgundur, maneviyatları çökmektedir ve zayıf noktalarından birçoğu ortaya çıkmıştır. Ama Kızıl Ordu zayıf olmakla birlikte, kuvvetini kazanmış ve enerjisini biriktirmiştir ve bitkin düşen düşmanını gönül rahatlığı ile beklemektedir. Böyle bir zamanda, iki taraf arasında belirli bir eşitlik sağlamak, ya da düşmanın kesin üstünlüğünü nispi üstünlüğe ve bizim kesin güçsüzlüğümüzü nispi güçsüzlüğe dönüştürmek, ve bazan düşmana üstün hale bile getirmek genellikle olanaklıdır. Kızıl Ordu, Kiyangsi'deki üçüncü "kuşatma ve ezme" seferine karşı dövüşürken, "üs bölgesinin geri kesiminde toplanmak üzere" en son sınıra kadar çekildi; böyle yapmasaydı, düşmanı yenemezdi; çünkü düşmanın "kuşatma ve ezme" kuvvetleri Kızıl Ordudan on kat daha büyüktü. Sun Vu-zu, "düşman dinç iken ondan kaç, düşman bitkin düşünce ona darbeyi indir" derken düşmanı üstünlüğünü yitirecek kadar yormayı ve maneviyatını bozmayı ima ediyordu. Sonunda geri çekilmenin amacı, düşmanı yanlışlar yapmaya sevketmek ya da yanılgılarını bulmaktır. Bir düşman komutanının, akıllı da olsa, nispeten uzun bir sürede bazı yanlışlar yapmaktan kaçınamayacağına, ve bu yüzden onun verdiği açıklardan sonuna kadar yararlanmamızın her zaman olanaklı olduğunu akıl erdirmek gerekir. Düşman, yanlışlar yapmaya uygun durumdadır, tıpkı bizim kendimizin de bazan yanlış hesap yapmamız ve onun sonuna kadar yararlanacağı açıklar vermemiz, gibi; bundan başka biz, kendi hareketlerimizle, örneğin Sun Vu-zu'nun dediği gibi, "ortaya çıktığı hilesi yaparak", yani, doğuya düzmece bir hücumda bulunup batıdan hücum ederek, düşmanı yanlışlar yapmaya sevkedebiliriz. Böyle yaparsak, geri çekilme için uç noktalar (sayfa 143) kesinlikle belirli bir alanın içinde olmaz. Bazan, önceden belirlenen bölgeye geri çekildiğimiz ve henüz yararlanabileceğimiz açık noktalar bulamadığımız zaman daha da geri çekilmeli ve düşmanın bir açık vermesini beklemeliyiz.
      Geri çekilerek ulaşmaya çalıştığımız elverişli koşullar, yukarda saptananlardır. Ama bu, (bu koşullar hazır oluncaya kadar bir karşı-saldırıya geçilemez demek değildir. Bu koşulların hepsinin birden aynı zamanda bulunması ne olanaklıdır ve ne de gereklidir. Ama kuvvetli bir düşmana karşı iç hatlarda harekâtta bulunan zayıf bir kuvvet, böyle koşulları, düşmanın gerçek durumunun ışığı altında gerekli oldukları ölçüde, sağlamaya çabalamalıdır. Bütün karşıt görüşler yanlıştır.
      Geri çekilme için uç nokta konusundaki karar, durumun bütününe dayanmalıdır. Durumla ancak kısmen ilişkili sayılan, karşı-saldırıya geçmemize elverişli görünen bir yerde, orası durumun bütünü bakımından da üstünlük sağlamıyorsa, karar kılmak yanlıştır. Çünkü, karşı-saldırının başlangıcında, sonraki gelişmeleri dikkate almamız gerekir ve karşı-saldırımız her zaman kısmi bir ölçüde başlar. Bazan geri çekilme için uç noktası, Klyangsi'deki "kuşatma ve ezme" önündeki ikinci ve dördüncü karşı-seferimizde ve Şensi-Kansu bölgesindeki üçüncü karşı-seferimizde olduğu gibi, üs bölgesinin cephe kesiminde saptanması gerekir. Zaman zaman, uç nokta, Klyangsi'deki ilk karşı-seferimizdeki gibi, üs bölgesinin orta kesiminde olmak gerekir. Başka zamanlarda ise, Kiyangsi'deki üçüncü karşı-seferimizde olduğu gibi, üs bölgesinin geri kesiminde saptanmalıdır. Bütün bu hallerde, karar, kısmi durum ile durumun bütünü arasındaki karşılıklı ilişkiye göre alındı. Ama Kiyangsi'deki beşinci karşı-seferimiz sırasında, ordumuz geri çekilmeye önem vermedi, çünkü kısmi durumu da, tüm durumu da hesaba katmadı, ve bu, gerçekten aşırı aceleci ve çılgınca bir durumdu. Bir durum birtakım etkenleri biraraya getirir; durumun (sayfa 144) bir parçası ile bütünü arasındaki ilişkiyi dikkate alırken, kararımızı, düşmanın tarafındaki ve bizim tarafımızdaki etkenlerin hem kısmi ve hem de tüm durumda açıkça gösterildiği, bizim bir karşı-saldırıya başlamamıza belirli bir ölçüde elverişli olup olmadığına dayandırmalıyız.
      Bir üs bölgesinde geri çekilme için uç noktalar, genellikle üç tipe ayrılabilir: üs bölgesinin cephe kesimindekiler, orta kesimindekiler ve geri kesimindekiler. Bununla birlikte, bu, Beyaz bölgede çarpışmayı topluca reddetmek mi demektir? Hayır, biz, ancak düşmanın geniş çapta bir "kuşatma ve ezme" seferinin gereğine bakmak zorunda olduğumuz zaman Beyaz bölgede çarpışmayı reddederiz. Ancak düşmanın kuvveti ile bizimki arasında büyük bir oransızlık olduğu zaman, kuvvetimizi korumak ve düşmanı yenmek için zaman kazanmak ilkesine göre hareket ederek, üs bölgesine geri çekilmeyi ve düşmanı içerilere çekmeyi savunuruz, çünkü ancak böyle yaparak karşı-saldırımıza elverişli koşulları yaratabiliriz. Durum böylesine ciddi değilse, ya da Kızıl Ordunun üs bölgesinde bile karşı-saldırıya başlayamayacağı kadar ciddi ise, ya da karşı-saldırı iyi gelişmiyorsa ve durumda bir değişiklik yapmak için daha da geri çekilmek gerekli ise, o zaman, hiç değilse teorik olarak, geri çekilme için uç noktalarının bir Beyaz bölgede saptanmasını kabul etmeliyiz; ancak, bu çeşit deneyimimiz çok azdır.
      Genellikle, Beyaz bir bölgede geri çekilme için uç noktaları üç tipe ayrılır: 1) bizim üs bölgemizin cephesindekiler, 2) yanlarındakiler ve 3) arkasındakiler. İşte birinci tipe bir örnek:
      Kiyangsi'deki "kuşatma ve ezme" önündeki birinci karşı-seferimiz sırasında, Kızıl Ordunun içinde ayrılık ve yerel Parti örgütünde bölünme (Li Li-san'ın tutumunun ve A-B (sayfa 145) Grubunun[35*] yarattığı iki çeşit problem) olmasaydı, kuvvetlerimizi Kiyan, Nanfeng ve Çansu'nun meydana getirdiği açı içinde toplayabilir ve bir karşı-saldırıya geçebilirdik; bu, akla sığar. Çünkü Kan ve Fu nehirleri arasındaki bölgede ilerleyen düşman kuvveti, kuvvet bakımından, Kızıl Ordudan pek üstün değildi (100.000'e karşı 40.000). Gerçi halkın desteği üs bölgesindeki kadar etkin değildi ama arazi elverişliydi; üstelik, ayrı ayrı yollar boyunca ilerleyen düşman kuvvetlerini birer birer ezmek olanaklıydı.
      Şimdi ikinci tipe bir örnek verelim:
      Kiyangsi'de üçüncü karşı-seferimiz sırasında, düşman saldırısı o kadar geniş çapta olmasaydı; düşman kollarından birisi Fukiyen-Kiyangsi sınırında Çiyenning, Liçuyan ve Tayning'den ilerlemeseydi, ve o kol hücum edemeyeceğimiz kadar kuvvetli olmasaydı, Kızıl Ordu, kuvvetlerini Batı Fukiyen'de Beyaz bölgede yığabilirdi ve Çuyiçin ilçesinden Sikuyo'ya bin li'lik bir yay çizerek gitmeden, önce o kolu ezebilirdi; bu da akla sığar.
      Sonunda üçüncü tipe de bir örnek verelim:
      Kiyangsi'deki aynı üçüncü karşı-sefer sırasında, düşmanın ana kuvveti batıya değil de güneye yönelseydi, düşmanı daha güneye gitmeye sevketmek için, Huyiçang-Sunvu-Anyuvan bölgesine (Beyaz bir bölge) çekilmek zorunda kalabilirdik; o zaman, üs bölgesinin kuzeyindeki düşman kuvveti o sırada çok büyük olmasaydı, Kızıl Ordu Kuzeye, üs bölgesinin içerlerine doğru sevkedilebilirdi.
      Bununla birlikte, yukardaki örneklerin hepsi de varsayılıdır ve gerçeklere dayanmamaktadır; istisnai sayılmaları ve genel ilkeler olarak ele alınmamaları gerekir. Düşman geniş çapta bir "kuşatma ve ezme" seferine başladığı zaman, bizim genel ilkemiz, onu içerlere çekmek, üs bölgesine çekip onunla orada çarpışmaktır, çünkü onun saldırısını (sayfa 146) kırmada en güvenilir yöntemimiz budur.
      "Düşmanı kapıların önünde karşılama"yı savunanlar, stratejik geri çekilmeye muhalefet ediyorlar; geri çekilmenin, arazi kaybı, halkın zarara uğraması ("kabımızı-kacağımızı kırılmaya bırakma" dedikleri şey), ve dışarda ters yankılara yolaçılması demek olduğunu öne sürüyorlar. Beşinci karşı-seferimiz sırasında, bir adım geri çekildiğimiz her zaman düşmanın blokhavzlarını bir adım ilerletirdi, öyle ki üs bölgelerimiz durmadan daralır ve yitirilmiş toprakları yeniden ele geçirmenin çaresini bulamazdık, dediler. Düşmanı içerlere çekmek geçmişte yararlı olsaydı bile, düşmanın blokhavz savaşını benimsediği beşinci "kuşatma ve ezme" seferine karşı yararsız olurdu. Bu seferle başa çıkmanın biricik yolu, diyorlardı, kuvvetlerimizi direnme için bölmek ve düşmana kısa ve seri darbeler indirmek idi.
      Böyle görüşlere bir yanıt vermek kolaydır, ve bunu zaten tarihimiz yapmıştır. Arazi kaybına gelince, çoğu zaman yalnız kayıpla kayıptan kaçınılabilir; bu, "almak için ver" ilkesidir. Yitirdiğimiz şey arazi ve kazandığımız şey düşmana karşı zafer, artı, arazimizin yeniden ele geçirilmesi ve aynı zamanda genişletilmesi ise, o zaman bu, karlı bir iştir. Karşılıklı bir ticaret ilişkisinde, bir alıcı biraz para "yitirmezse" mal alamaz. Bir devrimci harekette uğranılan kayıplar, yıkımı gerektirir, ve buna karşılık kazanılan şey ilerici bir karakterin kurulmasıdır. Uyku ve dinlenme, zaman kaybını gerektirir, ama ertesi çünkü çalışma için enerji kazandırır. Herhangi bir budala bunu anlamaz ve uyumayı reddederse, ertesi gün enerjisi olmayacaktır; ve bu, zararlı bir iştir. Bu türlü nedenler yüzünden beş karşı-seferi kesinlikle yitirdik. Arazimizin bir kesiminden vazgeçme gönülsüzlüğü, onun hepsinin yitirilmesine yolaçtı. Habeşistan da, düşmanla başbaşa çatıştığı zaman arazisini yitirdi, ama bu, onun yenilgisinin birinci nedeni değildi.
      Aynı şey, halkın zarara uğraması konusunda da doğrudur. (sayfa 147) Kısa bir sürede bazı ailelerin kap-kacağını kırılmaya bırakmayı reddederseniz, bütün halkın kap-kacağının uzun bir süre kırılagitmesine yolaçarsınız. Kısa süreli politik ters geri tepmelerden korkarsanız, bunun bedelini uzun süreli politik, ters geri tepmelerle ödemeniz gerekecektir. Ekim Devriminden sonra, Rus bolşevikleri "sol komünistler"in kanılarına göre hareket etselerdi ve Almanya ile barış antlaşması imzalamayı reddetselerdi, yeni doğmuş olan Sovyetler vakitsiz ölüm tehlikesine düşerdi.[36*]
      Bu türlü devrimci "sol" kanılar, küçük-burjuva aydınlarının devrimci aceleciliğinden olduğu kadar, köylü küçük üreticilerin darkafalı tutuculuğundan da doğar. Böyle kanıları kabul eden kimseler, problemleri ancak tek yanlı ele alırlar ve durumun tümü üstüne genel bir görüş edinmeye güç yetiremezler; bugünün kazançlarının yarınınkilerle ya da parçanın çıkarını bütününkiyle birleştirmede isteksizdirler, ama kısmi ve geçici olana körükörüne ve olanca güçleriyle sarılırlar. Elbette, zamanın somut koşulları içinde, yürürlükteki durumun ve dönemin bütünü için uygun oldukları zaman —ve özellikle kesin oldukları zaman— kısmi ve geçici olana inatla sarılmaktayız; yoksa birer engel olan şeyleri savsamamız ve onlarla hiç uğraşmamanın savunucuları haline geliriz. Bir geri çekilmenin neden bir uç noktası olmak gerektiğinin nedeni budur. Küçük üreticilerin kısa görüşlülüğüne aldırmamalıyız. Bolşeviklerin dirayetini öğrenmeliyiz. Çıplak göz yeterli değildir, teleskoptan ve mikroskoptan da yararlanmalıyız. Politik ve askeri sorunlardaki teleskopumuz, marksist yöntemdir.
      Elbette, stratejik geri çekilmenin de kendine özgü güçlükleri vardır. Geri çekilmeye başlamanın zamanını seçmek, (sayfa 148) uç noktasını belirlemek, kadroları ve halkı politik bakımdan inandırmak — bunlar, çözüm gerektiren güç problemlerdir.
      Geri çekilmenin başlama zamanının saptanması, çok önemlidir. Kiyangsi eyaletinde "kuşatma ve ezme"ye karşı ilk seferimiz sırasında, geri çekilmemiz tam zamanında yapılmasaydı, yani ertelenseydi, o zaman bundan, hiç değilse zaferimizin genişliği etkilenirdi.
      Bir erken ve bir gecikmiş geri çekilme, ikisi de, elbette kayıplara yolaçar. Ama genel olarak, gecikmiş bir geri çekilme, erken bir geri çekilmeden daha büyük kayıplara yolaçar. Bütün inisiyatifi elimizde tutmamızı sağlayan zamanı iyi seçilmiş bir geri çekilme, geri çekilmemizin uç noktasına ulaşıp kuvvetlerimizi yeniden gruplandırdığımız an, bitkin düşen düşmanı gönül rahatlığıyla beklemeye koyulduğumuz zaman, karşı-saldırıya geçmede büyük bir destektir. Kiyangsi'de, düşmanın, birinci, ikinci ve dördüncü "kuşatma ve ezme" seferlerini bozguna uğratırken, düşmanı güvenle ve acele etmeden karşılayacak güçte idik. Kızıl Ordunun yeniden toplanmak için çarçabuk dolambaçlı yoldan giderek çok bitkin düşmesi, yalnız üçüncü sefer sırasında olmuştur, çünkü düşmanın, ikinci seferdeki gibi bir ezici savunma ile karşılaştıktan sonra yeni bir saldırıya öylesine çabuk geçmesini beklememiştik (ikinci karşı-seferimizi 29 Mayıs 1931'de sona erdirdik; ve Çan Kay-şek, üçüncü "kuşatma ve ezme" seferine 1 Temmuzda başladı). Geri çekilmenin zamanının saptanması aynı şekilde, bir karşı-seferin daha önce tartıştığımız hazırlık evresinin zamanının saptanması gibi, kesindir, yani düşman taraftaki ve bizim tarafımızdaki genel durum karşısında topladığımız gerekli bilgiye ve genel durumun değerlendirilmesine dayanır.
      Kadroları ve halkı stratejik geri çekilmenin gerekliliğine inandırmak, bu konuda hiç deneyimleri olmadığı zaman ve ordu önderliğinin saygınlığı karar için otoriteyi henüz birkaç kişide ya da bir tek kişide toplayabilecek ve aynı (sayfa 149) zamanda kadrolarda da güven yaratabilecek halde olmadığı zaman, son derece güçtür. Kadroların deneyimi eksik olduğu için ve stratejik geri çekilmeye inanmadıkları için, birinci ve dördüncü karşı-seferimizin başlangıcında ve beşincinin başından sonuna kadar, büyük güçlüklerle karşılaşıldı. Beşinci karşı-sefer sırasında kadrolar, Li Li-san'ın tutumunun etkisi altında, geri çekilmeden yana değildiler, ve inandırılıncaya kadar, hücumdan yana idiler. Beşinci karşı-seferde, kadrolar, askeri serüvenciliğin etkisi altında, geri çekilme için hazırlık yapmaya razı olmadılar. Beşincide, önce, düşmanı içerilere çekmeye karşı çıkan askeri serüvenci görüşte direndiler, ama sonra askeri tutuculuğa döndüler. Bir başka hal de, Tibetlilerin ve Huvay halkının[37*] yaşadığı bölgede üslerimizi kurmanın olanaksızlığını kabul etmeyen Çang Kuyo-tayo'nun taraftarlarınınkidir. Kadrolar için görgü esastır ve yanılgı, aslında, başarının anasıdır. Ancak, başka kimselerin görgülerinden de açık fikirlilikle bilgi edinmek gereklidir; ve birinin her konuda kendi kişisel görgüsünde direnmesi ve görgüsü eksikse, birinin kanılarına inatla katılması ve başka kimselerin görgülerini reddetmesi tam darkafalı görgücülüktür. Bizim savaşımız, bunun pek azına bile dayanamaz.
      Halkın, görgüsüzlükleri yüzünden, stratejik bir geri çekilmenin gerekliliğine inançsızlığı, hiç bir zaman, Kiyangsi'deki birinci karşı-seferimizdeki kadar büyük olmamıştır. O zaman, yerel Parti örgütleri, Kiyan, Sinkuya ve Yunfeng eyaletlerindeki halk yığınları, hepsi, Kızıl Ordunun çekilmesine karşı çıktı. Ama ilk karşı-seferden edinilen deneyimden sonra, birinciyi izleyen karşı-seferlerde böyle bir problem ortaya çıkmadı. Herkes, üs bölgesinde arazi kaybının ve halkın ıstırabının geçici olduğuna inandı ve Kızıl Ordunun, düşmanın "kuşatma ve ezme"sini bozguna uğratacağına (sayfa 150) inanıyordu. Bununla birlikte halkın inanması ya da inanmaması, kadroların inanıp inanmamasına sıkı sıkıya bağlıdır ve bu yüzden, ilk ve en önemli ödev, kadroları inandırmaktır.
      Stratejik geri çekilmenin amacı yalnızca karşı-saldırıya geçmedir ve stratejik geri çekilme, stratejik savunmanın yalnızca birinci aşamasıdır. Bütün stratejideki kesin bağ, sonraki karşı-saldırı aşamasında zaferin kazanılıp kazanılamayacağıdır.

4 .  STRATEJİK KARŞI-SALDIRI

      Kesin üstünlükten hoşlanan bir düşmanın saldırısını bozmak için stratejik geri çekilme aşamamız sırasında ortaya çıkan duruma güvendik. Bu, bize elverişli, düşmana elverişsiz bir durumdur ve düşman saldırısının başlangıcındaki durumdan farklıdır. Böyle bir durumu yaratmak birçok unsur ister. Bunların hepsi yukarda ele alındı.
      Bununla birlikte, bu koşulların ve bize elverişli ve düşmana elverişsiz bir durumun varlığı düşmanı önceden yendiğimiz anlamına gelmez. Böyle koşullar ve böyle bir durum, bizim zaferimize ve düşmanın yenilgisine olanak hazırlar; henüz her iki ordunun da gerçek zaferine ya da yenilgisine yolaçmamışlardır. Zafer ya da yenilgi olmak için iki ordu arasında kesin bir muharebe gereklidir. Hangi ordu muzafferdir ve hangi ordu yeniktir sorusunu ancak kesin bir muharebe karara bağlar. Stratejik karşı-saldırı aşamasının biricik görevi budur. Karşı-saldırı uzun bir süreçtir, savunma seferinin en çekici en dinamik ve aynı zamanda son aşamasıdır. Etkin savunma dediğimiz şey, doğasında kesin bir çarpışma olan bu stratejik karşı-saldırıya özellikle dayanır.
      Koşullar ve durum yalnızca stratejik geri çekilme aşamasında yaratılmaz, ama karşı-saldırı aşamasında da (sayfa 151) yaratılagider. Son aşamada, ilk aşamada olanların hem şekil ve hem de doğa bakımından aynıları değillerdir.
      Şekil ve doğa bakımından aynı kalabilen şey, örneğin, şudur: düşman kıtaları daha da bitkin ve tükenmiş olacaktır; bu, onun önceki aşamadaki bitkinliğinin ve tükenmesinin düpedüz süreğidir.
      Ama tümüyle yeni koşullar ve tümüyle yeni bir durum, mutlaka ortaya çıkacaktır. Böylece, düşman bir ya da daha fazla yenilgiye uğradığı zaman, bize elverişli ve düşmana elverişsiz olan koşullar yalnızca onun bitkinliğinden vb. ibaret olmayacaktır, ama yeni bir etken de yani onun yenilgilere uğramış olması da, koşullara eklenecektir. Durumda da yeni değişiklikler olacaktır, düşman, kıtalarına düzensiz bir tarzda manevralar yaptırmaya ve yanlış hareketlerde bulunmaya başladığı zaman, çatışan iki ordunun nispi kuvvetleri elbette artık öncekinin aynı olmayacaktır.
      Ama bir ya da daha fazla yenilgiye uğrayan, düşmanın kuvvetleri değil de bizimkilerse, o zaman hem koşullar ve hem de durum ters yönde değişecektir. Yani, düşman için elverişsiz şeyler azalırken, bizim için elverişsiz olan şeyler ortaya çıkacak ve hatta çoğalacaktır, bu da, tümüyle yeni ve farklı bir şey olacaktır.
      Her iki taraf için bir yenilgi, yenilen tarafın felaketi önlemek, kendisini, kendisine elverişsiz ve düşmana elverişli durumlardan ve yeni koşullardan kurtarmak ve kendisine elverişli ve düşmanına elverişsiz bir durum yaratmak için yeni bir çaba göstermesine doğrudan doğruya ve hızla yolaçacaktır.
      Kazanan tarafın çabası bunun tümüyle karşıtı olacaktır. Zaferinden sonuna kadar yararlanmaya ve düşmanına daha büyük bir zarar vermeye çalışacak; kendi lehine ve durumunun daha da düzeltilmesine elverişli koşulları artırmayı ve düşmanının kendisini elverişsiz koşullardan ve elverişsiz durumdan kurtarmayı başarmasına ve felaketi (sayfa 152) önlemesine engel olacaktır.
      Bunun için kesin muharebe aşamasındaki mücadele, her iki taraf için de, en şiddetli, en karmaşık ve en değişken ve aynı zamanda en güç ve savaşın ya da seferin bütününü silah zoruyla sonuca bağlamaya çalışan bir mücadeledir; komuta bakımından en nazik zamandır.
      Karşı-saldırı aşamasında birçok problem vardır ve bunların en önemlisi karşı-saldırıya geçmek, kıtaların toplanması, hareketli savaşma, çabuk sonuçlu savaş ve imha savaşıdır.
      Bir karşı-saldırıda olsun, ya da bir saldırıda olsun, bu problemlere ilişkin ilkeler temel karakterleri bakımından fark göstermez. Bu anlamda karşı-saldırının bir saldırı olduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte, karşı-saldırı tam bir saldırı değildir. Karşı-saldırının ilkeleri düşman saldırıdayken uygulanır. Saldırının ilkeleri, düşman savunmadayken uygulanır. Bu anlamda, bir karşı-saldırı ile bir saldırı arasında belirli farklar vardır.
      Bundan ötürü, bu bölümde karşı-saldırı konusundaki tartışma çeşitli harekât problemlerini içeriyor ise de ve stratejik saldırı konusundaki bölüm, yinelemeden kaçınmak için yalnızca öbür problemleri ele alacak ise de, iş gerçekten uygulamaya geldiği zaman, karşı-saldırı ile saldırı arasındaki benzerlikleri ve farkları önemsemezlik etmemeliyiz.

5 .  KARŞI-SALDIRIYA GEÇME

      Bir karşı-saldırıya geçme problemi, "ilk muharebe" ya da "başlangıç" problemidir.
      Burjuva askeri uzmanlarının birçoğu, ilk muharebede, stratejik savunmadaki ya da stratejik saldırıdaki, ama özellikle savunmadaki tarafa sakınganlık öğütlemektedir. Geçmişte, ciddi bir nokta olarak bunun üzerinde durduk. Kiyangsi'de düşmanın beş "kuşatma ve ezme" seferine karşı (sayfa 153) harekâtlarımız, bize zengin deneyim kazandırdı, çok yararlı bir ders verdi.
      Düşman, birinci seferinde aşağı yukarı 100.000 kişiyi sekiz kola ayırarak, Kiyan-Çiyening hattından kuzeye doğru, Kızıl Ordunun üs bölgesine karşı ilerletti. Kızıl Ordunun aşağı yukarı 40.000 adamı vardı ve Kiyangsi eyaletinde, Nintu ilçesinde Huyanpi ve Siyaopu bölgesinde toplanmıştı.
      Durum şöyleydi:
      1) "Ezme" kuvvetleri, 100.000 kişiyi aşmıyordu, kıtaların hiç biri Çan Kay-şek'in kendi kıtaları değildi, ve genel durum çok vahim değildi.
      2) Kiyan'ı savunan, Lo Lin komutasındaki düşman tümeni Kan nehri boyunca doğuya doğru yerleşmişti.
      3) Kung Ping-fan, Çang Huyi-zan ve Tan Tao-yuan komutasındaki üç düşman tümeni ilerlemiş ve Güney-Doğu Kiyan'ın Tunlun-Lunkang-Yuantu kesimini ve Kuzey-Batı Nintu'yu işgal etmişti, Çang Huyi-zan'ın tümeninin ana kesimi Nunhang'da ve Tan Tao-yuan'ın tümeninin ana kesimi Yuantu'da idi. Futiyen'i ve Tunhu'yu muharebe alanı olarak seçmek uygun değildi, çünkü ahali A-B grubu tarafından yanlış yola sevkedilmişti, bir zaman için Kızıl Orduya güveni yoktu, ona karşıydı.
      4) Linyu Ho-ting komutasındaki düşman tümeni, Fukiyen'in Beyaz bölgesindeki Çiyening'de, çok uzaktaydı ve Kiyangsi'den geçmesi olası değildi.
      5) Mao Ping-ven ve Su Kek-siyang komutasındaki iki düşman tümeni Kuyançang ve Nintu arasındaki Toyipi-Lokoyu-Tunşayo kesimine girmişti. Toyipi Beyaz bir bölgeydi, Lokoyu bir gerilla bölgesiydi, ve A-B grubu unsurlarının bulunduğu Tunşayo, dışarı haber sızması olası bir yerdi. Bundan başka Mao Ping-ven'e ve Su Keh-siyang'a saldırıp sonra batıya dönseydik, batıda Çang Huyi-zan, Tan Tao-yuan ve Kung Ping-fan komutasındaki üç düşman tümeni kuvvetlere katılabilir, böylece zaferi kazanmamızı güçleştirir ve (sayfa 154) çıkışı (hurucu) kesin çözüme bağlamamızı olanaksız kılabilirdi.
      6) Düşmanın ana kuvvetlerini meydana getiren Çang Huyi-zan ve Tan Tao-yuan komutasındaki iki tümen, "kuşatma ve ezme" seferinin başkomutanı ve Kiyangsi eyaletinin valisi olan Lu Ti-ping'e aitti, ve Çang Huyi-zan, muharebe alanı komutanıydı. Bu iki tümeni silip süpürmek, gerçekten, seferi bozguna uğratmak olurdu. Her tümende aşağı yukarı on dört bin adam vardı ve Çang'ınkiler iki yere paylaştırılmıştı, öyle ki, bir tümene bir anda hücum etseydik kesin üstünlüğün tadını çıkaracaktık.
      7) Çang'ın ve Tan'ın tümenlerinin ana kuvvetlerinin yerleştiği Lunhang-Yuantoyu kesimi, bizim yığınaklarımıza yakındı ve yaklaşmamızı gizleyen iyi bir halk desteği vardı.
      8) Lunhang'daki arazi iyi idi. Yuantoyu'ya hücum etmek kolay değildi. Ama düşman bize hücum etmek için Siyaopu'ya ilerleseydi, orada da iyi arazimiz olurdu.
      9) Kıtaların pek çoğunu Lunhang kesimine yığabilirdik. Lunhang'ın güney-batısına yüz li'den daha az uzak olan Sinhuyo'da düşmanın gerisinde manevra yapabilen, mevcudu on bini aşkın bağımsız bir tümenimiz vardı.
      10) Kıtalarımız merkezde bir yarma yapsaydı ve düşmanın cephesinde gedik açsaydı düşmanın doğuya ve batıya doğru olan kolları birbirinden uzak iki gruba bölünürdü.
      Yukardaki gerekçelerden ötürü, birinci muharebeyi Çang Huyi-zan'ın ana kuvvetine karşı vermeyi kararlaştırdık, ve onun tugaylarından ikisine ve tümen karargahına başarılı bir darbe indirdik; bir tek erin ya da atın kaçmasına fırsat vermeden, on bin kişilik kuvveti ve tümen komutanının kendisini ele geçirdik. Bu tek zafer, Tan'ın tümenini ürküterek Tunşayo'ya ve Su'nunkini Toyupi'ye doğru kaçırttı. O zaman, kıtalarımız Tan'ın tümenini kovaladı ve yarısını temizledi. Beş günde iki muharebe verdik (27 Aralık 1930'dan 1 Ocak 1931'e kadar) ve, Futiyen, Tunku ve (sayfa 155) Toyupi'deki düşman kuvvetleri, yenilgiden korkarak düzensiz bir şekilde geri çekildiler. "Birinci "kuşatma ve ezme" seferi böyle bitti.
      İkinci seferdeki durum şöyleydi:
      1) Varlığı 200.000'i bulan "ezme" kuvvetleri, Nançung'daki karargaha bağlıydı ve Ho Ying-çin'in komutasındaydı.
      2) Birinci seferde olduğu gibi, kıtaların hiç biri, Çan Kay-şek'in kendi kuvvetlerinden değildi. Bunlar arasında 19. Ordu Zay Ting-kay'ın, 26. Ordu Sun Liyen-çung'un ve 8. Ordu Çu şayo-liyang'ın komutasındaydı ve bunlar kuvvetliydi, ya da hayli kuvvetliydi; oysa geri kalan ordular oldukça zayıftı.
      3) A-B grubu temizlenmişti ve üs bölgesindeki bütün ahali Kızıl Orduyu destekledi.
      4) Vang Çin-yu'nun komutasındaki 5. Ordu, kuzeyden geri gelmişti, "bizden korkuyordu, ve, genellikle, onun sol kanadında Kuyo Huya-zung ve Hayo Meng-ling komutasındaki iki tümen de aynı durumdaydı.
      5) Kıtalarımız önce Futiyen'e hücum edip oradaki düşmanı doğuya doğru sürseydi, üs bölgesini Fukiyen-Kiyangsi sınırındaki Çiyening-Liçuyan-Tayping kesimine kadar genişletebilir ve sonraki "kuşatma ve ezme" seferini bozguna uğratmak için ikmal sağlayabilirdik. Ama düşmanı batıya doğru sürseydik, Kan nehrine ulaşırdık ve muharebeden sonra genişlememiz için yer bulamazdık. Muharebeden sonra yeniden doğuya dönmek, kıtalarımızı yorar ve zaman yitirtirdi.
      6) Ordumuz birinci seferdekinden biraz küçüktü (varlığı 30.000'i aşıyordu), ama dört ay eksiklerini gidermiş ve enerji toplamıştı.
      Bu seferden, Futiyen kesiminde bulunan Vang Çin-yu ve Kung Ping-fen komutasındaki kuvvetlerle (toplam 11 alay) ilk muharebeye tutuşmaya karar verdik. Bu muharebeyi kazandıktan sonra, Kuyo Huya-zung, Sun Liyen-çung, Çu Şayo-liyang ve Liyu Ho-ting'e başarıyla hücum ettik. (sayfa 156) On beş günde (16 Mayıstan 30 Mayısa kadar, 1931) yedi yüz li yürüdük, beş muharebe verdik, on ikibinden fazla piyade tüfeği ele geçirdik ve düşmanın "kuşatma ve ezme" seferini açıkça bozduk. Vang Çin-yu ile muharebe ederken Zay Ting-kay ve Kuyo Huya-zung komutasındaki, sonuncudan on li kadar ve birinciden 40 li kadar uzakta bulunan iki düşman kuvveti arasındaydık. Ama hepsini yardık geçtik. Bu, özellikle halkın desteğiyle oldu; üs bölgesinden ve düşman birlikleri arasındaki koordinasyon eksikliğinden yararlandık. Kuyo Huya-zung'un tümeni yenildikten sonra, Hayo Meng-ling'in tümeni gece Yunfeng'e kaçtı ve felaketten böylece kurtuldu.
      Üçüncü "kuşatma ve ezme" seferindeki durum şöyleydi:
      1) Çan Kay-şek, başkomutanlığı kendisi aldı. Onun komutasında, herbiri bir kola —sol, sağ ve orta— komuta eden üç komutanı vardı. Ortadaki kola, Çan Kay-şek gibi, karargahı Nançang'da bulunan Ho Ying-Çin; sağdakine, karargahı Kiyan'da bulunan Çen Ming-şu; soldakine, karargahı Nanfeng'de olan Çu Şayo-liyang komuta ediyordu.
      2) "Ezme" kuvvetlerinin varlığı 300.000 idi. Toplam asker sayısı aşağı yukarı 100.000 olan ana kuvvetler, Çan Kay-şek'in kendi kıtalarıydı ve 5 tümenden oluşuyordu (tümenlerde dokuzar alay vardı). Bu tümenlere Çen Çeng, Lo Ço-Ying, Çayo Kuvan-tayo, Vey Li-huyang ve Çiyang Tingven, ayrı ayrı, komuta ediyorlardı. Bunların yanısıra, Çiyang Kuyang-nay, Zay Ting-kay ve Han Tek-Çin komutasında 3 tümen (toplam 40.000 kişilik) vardı. Sonra Sun Liyen-çung'un 20.000 kişilik ordusu vardı. Bunlara ek olarak, Çan'ın kendi kıtaları gibi olmayan daha zayıf başka kuvvetler de bulunuyordu.
      3) Bu "ezme" seferinde, düşmanın stratejisi, ikinci seferde kullandığı "her adımda takviye etme"den çok farklı olarak "önüne katıp dosdoğru sür" idi. Hedef Kızıl Orduyu Kan nehrine dayayıp yok etmekti. (sayfa 157)
      4) Düşmanın ikinci seferinin bitimi ile üçüncüsünün başlaması arasında yalnız bir aylık bir ara vardı. Düşman çeşitli yerlerden kendisini sıkıştırdığı sırada Kızıl Ordu (o zaman yaklaşık 30.000 kişilikti) çetin çarpışmadan sonra ne dinlenmiş ve ne de eksiklerini gidermişti ve Güney Kiyangsi üs bölgesinin batı kesiminde Sinkoyo'da toplanmak üzere bin li'lik uzun yürüyüşü henüz tamamlamıştı.
      Bu durumda ilk karşılaştığımız plan, Vanan yolu ile Sinkuyo'dan hareket etmek, Futiyen'den geçmek ve düşmanın geri muhabere hatları boyuca hızla batıdan doğuya kaymak, böylece düşmanın ana kuvvetini Güney Kiyangsi'deki üs bölgesine derinlemesine ama boşu boşuna girmeye bırakmaktı; harekâtımızın birinci evresi buydu. Ondan sonra, düşman kuzeye doğru geri döndüğü zaman, zorunlu olarak çok bitkin olacaktı, onun hassas birliklerini darbeleme fırsatını kaçırmayacaktık; bu da, harekâtımızın ikinci evresiydi. Bu planın püf noktası, düşmanın ana kuvvetleriyle çatışmaktan kaçınmak ve darbeyi zayıf kuvvetlerine indirmekti. Ama kuvvetlerimiz Futiyen'de ilerlerken, Çen Çeng ve Lo Ço-ying komutasındaki iki tümeni oraya süren düşman tarafından keşfedildik. Planımızı değiştirmek ve Sinkuyo ilçesinin batı kesimindeki Kayosinsu'ya geri gelmek zorunda kaldık. Orası bin li karelik çevresiyle birlikte, kıtalarımızın toplanacağı biricik yerdi. Toplanmamızın ertesi günü, doğuya Sinkuyo ilçesinin doğusundaki Liyentang'a, Yunfeng ilçesinin güneyindeki Liyanstun'a ve Nintu ilçesinin kuzeyindeki Huanpi'ye doğru bir dürtme yapmaya karar verdik. Aynı gece, karanlıktan yararlanarak, Çiyang Ting-ven'in tümeni ile Çiyang Kuyang-nay, Zay Ting-kay ve Han Tek-çin kuvvetleri arasındaki kırk li'lik açıklıktan geçtik ve Liyentang'a yürüdük, İkinci gün, Şankuyan Yun-siyang'ın (Hayo Meng-ling'in tümeninin ve kendi tümeninin komutanıydı) komutasındaki öncü birliklerle çatıştık. İlk muharebe, üçüncü gün, Şankuyan Yun-siyang'ın tümeniyle ve ikinci muharebe, (sayfa 158) dördüncü gün, Hayo Meng-ling'in tümeniyle oldu; üç günlük bir yürüyüşten sonra, Huyanpi'ye vardık ve üçüncü muharebeyi Mao Ping-ven'in tümenine karşı verdik. Bu üç muharebenin üçünü de kazandık ve on binden fazla tüfek ele geçirdik. Bu noktada batıya ve güneye doğru ilerlemekte olan düşmanın ana kuvvetleri, doğuya doğru döndüler; hepsi de Huyanpi'ye yönelerek, muharebeye tutuşmak için büyük bir hızla birbirine yaklaştılar ve bize sokularak sıkıca kuşattılar. Ama biz, Çiyang Kuyang-ney'in kuvvetleri bir yanda, Zay Ting-kay ve Han Tek-çin'in kuvvetleri ve öte yanda Çen Çeng ve Lo Ço-ying'in kuvvetleri arasındaki yirmi li'lik açıklıkta bulunan yüksek dağları aştık, ve böylece, doğudan batıya dönerek, Sinkuyo ilçesi sınırlarında yeniden toplandık. O sırada düşman bu durumu farketti ve gene batıya doğru ilerlemeye başladı; bizim kuvvetlerimiz on beş gün dinlenmişti; oysa aç, bitkin ve maneviyatı bozuk düşman kuvvetleri muharebe edecek durumda değildiler ve geri çekilmeye karar verdiler. Onların geri çekilmesinden yararlanarak, Çiyang Kuyang-nay, Zay Ting-kay, Çiyang Ting-ven ve Han Tek-çin'in kuvvetlerine saldırdık; Çiyang Ting-ven'in tugaylarından birini ve Han Tek-çin'in bütün tümenini silip süpürdük. Çiyang Kuyang-nay ve Zay Ting-kay'ın komutasındaki tümenlere gelince, çarpışma bir durgunluğa vardı ve onlar, kaçıp kurtuldular.
      Dördüncü "kuşatma ve ezme" seferindeki durum şöyleydi: düşman, Kuyançang'da üç kol halinde ilerliyordu; doğudaki kol ana kuvvetiydi; oysa batı kolunu meydana getiren iki tümen bize karşı korunmasızdı ve kuvvetlerimizin toplandığı bölgeye çok yakındı. Bundan dolayı, Yihuyang ilçesinin güneyinde düşmanın batı koluna saldırma fırsatı bulduk ve Li Ming ile Çen Şih-çi'nin komutasındaki iki tümeni bir darbede imha ettik. Düşman, o zaman, ortadaki kolu takviye etmek amacıyla doğudaki kolundan iki tümen gönderdiği için, Yihuyang ilçesinin güneyindeki bir tümeni (sayfa 159) de temizleyebildik. Bu iki muharebede, on binden fazla piyade tüfeği ele geçirdik ve, çoğunlukla, bu "kuşatma ve ezme" seferini bozguna uğrattık.
      Düşman, beşinci seferinde, yeni blokhavzlar kurma stratejisini kullanarak ilerledi ve önce Liçuyan'ı işgal etti. Ancak, Liçuyan'ı yeniden ele geçirmeye ve düşmanla üs bölgesi dışında çatışmaya çalışırken, Siyaoşih'te Liçuyan'ın kuzeyine bir saldırıda bulunduk. Burası düşmanın kuvvetli bir noktasıydı, üstelik, Beyaz bölgede bulunuyordu. Muharebeyi kazanamadık, saldırıyı gene düşmanın kuvvetli bir noktası olan ve Siyaoşih'in güney-doğusundaki Beyaz bölgede bulunan Zeysiçiyao'ya çevirdik, ve gene başarısızlığa uğradık. Ondan sonra, muharebeye tutuşmaya çalışırken, düşmanın ana kuvvetleri ile blokhavzları arasında döndük durduk ve tümüyle edilgenleştirildik. Düşmanın "kuşatma ve ezme"sine karşı tam bir yıl süren beşinci karşı-seferimiz boyunca en küçük inisiyatif ya da hareket gösteremedik. Sonunda, Kiyangsi üs bölgemizden, çekilmek zorunda kaldık.
      Ordumuzun "kuşatma ve ezme"ye beşinci karşı-seferinde görgümüz, karşı-saldırıdaki ilk muharebenin, savunmadaki Kızıl Ordu için, Kızıl Ordunun düşmanının büyük ve güçlü bir "ezme" kuvvetini dağıtması gerekiyorsa, pek çok önemli olduğunu göstermektedir. İlk muharebedeki zaferin ya da yenilginin, durumun bütünü üzerinde, son çatışmaya kadar, pek büyük bir etkisi vardır. Bundan dolayı, aşağıdaki sonuçlara varıyoruz:
      Birincisi, ilk muharebe kazanılmalıdır. Ancak düşmanın durumunun, arazinin ve halkın desteğinin, hepsinin, lehimize olduğundan tümüyle emin olduğumuz zaman çarpışmalıyız. Yoksa geri çekilmemiz ve dikkatle fırsat kollamamız daha iyi olur. Fırsatlar her zaman olacaktır, muharebeyi hemen kabul etmemeliyiz. Birinci karşı-seferimizde başlangıçta Tao-yuvan'ın kıtalarıyla çarpışmayı planladık. İki defa ilerledik, ama her defasında geri çekilmek zorunda kaldık ve (sayfa 160) çekildik, çünkü onlar Yuvantayo dağlarındaki hakim mevzilerini bırakmayacaktı. Birkaç gün sonra Çang Huyi-zan'ın kıtalarını arayıp bulduk. İkinci karşı-seferimizde, ordumuz, sırf Vang Çin-yu'nun adamlarının Fukiyen'deki kuvvetli noktalarını bırakmalarını beklemek için Tunku'ya ilerledi; yirmi beş gün, haber sızması tehlikesini bile göze alarak, düşmanın yakınında ordugah kurduk; çabuk bir hücum için yapılan bütün sabırsız tavsiyeleri reddettik ve sonunda hedefimize ulaştık. Üçüncü karşı-seferimizde, dört bir yanımızdan hücum edilmesine ve bin li'lik bir dolambaçlı yürüyüş yapmış olmamıza karşın, ve düşman bizim onu yandan çevirme planımızı keşfetmiş olmasına karşın, gene de sabrettik, geri döndük, merkezden geçme taktiğimizi değiştirdik, ve sonunda, ilk muharebeyi Liyentang'da başarıyla verdik. Dördüncü karşı-seferimizde, Nanfeng'e hücumumuz başarısızlığa uğradıktan sonra, hiç duraksamadan çekildik, düşmanın sağ kanadı boyunca döndük, ve kuvvetlerimizi Tunşayo bölgesinde yeniden topladık, bunun ardından Yihuyang ilçesinin güneyinde büyük ve muzaffer muharebemizi başlattık. İlk muharebenin öneminin anlaşılması yalnız beşinci karşı-seferimizde olmuştur. Bir tek Liçuyan ilçe merkezinin yitirilmesi üzerine alarma geçerek, kuvvetlerimiz düşmanı ele geçirmek için kuzeye yürüdü. Ondan sonra, Sunkuyo'da zaferle (düşman tümeninin imha edilmesi ile) sonuçlanan beklenmedik karşılaşma, birinci muharebe gibi yönetilmedi, öngörülen değişiklikler de olmadı, ama buna karşılık, Siyaoşih, başarıyı sağlama bağlamadan çarçabuk hücum etti. Böylece inisiyatif daha ilk harekette yitirildi; ve bu, çarpışmanın gerçekten en kötü ve en budalaca tarzıydı.
      İkincisi, ilk seferin planı, bütün seferin başlangıcı ve onun organik bir parçası olmalıdır. Seferin bütünü için iyi bir plan olmadan gerçekten iyi bir muharebe vermek kesinlikle olanaksızdır. Bu demektir ki, birinci muharebede zafer kazanılsa bile, bu muharebe seferin bütününe (sayfa 161) yardımcı olmaktan çok zararlı ise, böyle bir zafer sadece bir yenilgi sayılabilir (beşinci seferde, Sunkuyo muharebesinde olduğu gibi). Bundan dolayı, ilk muharebeyi vermeden önce, ikinci, üçüncü, dördüncü ve hatta son muharebenin nasıl verileceği konusunda genel bir fikrimiz olmalıdır ve birbirini izleyen muharebeleri kazanırsak, ya da yitirirsek, düşmanın durumunda, bütünüyle, hangi değişikliklerin bunu izleyeceğini düşünmeliyiz. Sonuç, tam bizim beklediğimiz gibi olmasa da —ve, gerçekte, elbette olmayacaktır— her şeyi her iki tarafın genel durumlarının ışığı altında dikkatle ve gerçekçilikle düşünüp sonuç çıkartmalıyız. Durum bütünüyle kavranmadan, satranç tahtasında gerçekten iyi bir hamle yapmak olanaksızdır.
      Üçüncüsü, savaşın sonraki stratejik aşamasında ne olacağı da düşünülmelidir. Stratejiyi yöneten kimse, yalnız karşı-saldırı ile uğraşır ve karşı-saldırının başarıya ulaşmasından ya da başarısızlığa uğramasından sonra alınacak tedbirleri savsarsa, görevini yapmıyor olacaktır. Belirli bir stratejik aşamada, birbirini izleyen aşamaları, ya da hiç değilse sonraki aşamayı dikkate almalıdır. Gerçek değişiklikleri önceden görmek güç olsa bile ve daha ileriye bakıldığında işler daha da bulanık görünse bile, genel bir tahmin yapmak olanaklıdır ve uzak bir olasılığın değerlendirilmesi gereklidir. Politikada olduğu gibi, savaşta da, bir yolu izlerken yalnızca bir adımı planlamak, işleri yönetmenin zararlı bir yoludur. Her adımdan sonra, onu izleyen somut değişiklikleri incelemek ve stratejik ve harekâta ilişkin planları onlara uygun olarak geliştirmek ya da değiştirmek gereklidir, yoksa tehlikeyi dikkate almadan çarçabuk ilerleme yanılgısına kolayca düşülür. Bununla birlikte, genel çizgileriyle düşünülmüş ve bütün bir stratejik aşamayı ya da hatta birkaç stratejik aşamayı kapsayan uzun süreli bir planı olmak kesinlikle gereklidir. Böyle bir plan yapmayı savsamak, duraksamaya ve kendini kayıt altına almaya yolaçacaktır ki, bu, aslında (sayfa 162) düşmanın stratejik hedeflerine hizmet eder ve böyle davrananı edilgin bir duruma düşürür. Düşmanın yüksek komutasının stratejik bilgiden yoksun olmadığı unutulmamalıdır. Ancak düşmandan bir baş daha yüksek olacak şekilde kendimizi yetiştirdiğimiz zaman, stratejik zafer olanaklıdır. Düşmanın beşinci "kuşatma ve ezme" seferi sırasında, bu noktayı savsamak "sol" oportünistlerin ve Çang Kuyo-tayo'nun tutumunun etkisinde kalan stratejik yönetimdeki yanılgıların ana nedeniydi. Kısacası, geri çekilme aşamasında ileriyi, karşı-saldırı aşamasını; karşı-saldırı aşamasında ileriyi, saldırı aşamasını; ve saldırı aşamasında gene ileriyi, yeni bir geri çekilme aşamasını görmeliyiz. Böyle yapmayıp o anı düşünmekle yetinmek yenilgi aramaktır.
      İlk muharebe kazanılmalıdır. Bütün seferin planı hesaba alınmalıdır. Ve sonraki stratejik aşama hesaba katılmalıdır. Bunlar, bir karşı-saldırıya başladığımız zaman, yani ilk muharebeyi verirken, asla unutmamamız gereken üç ilkedir.

6 .  KITALARIN TOPLANMASI

      Kıtaların bir noktada toplanması kolay görünür, ama pratikte gerçekten güçtür. Küçük bir kuvveti yenmek için büyük bir kuvvet kullanmanın en iyi yol olduğunu herkes bilir; bununla birlikte, birçokları böyle yapmayı savsar ve kuvvetlerini böler. Neden, böyle askeri önderlerin stratejiye akıl erdirememesi ve karmaşık koşullarda kafalarının karışmasıdır; bundan dolayı, onlar, bu koşulların insafına kalırlar, inisiyatiflerini yitirir ve edilginlikten yardım umarlar.
      Koşullar ne kadar karmaşık, vahim ve çetin olursa olsun, bir askeri önderin her şeyden önce gereksindiği şey, kuvvetlerini kendi komutasında örgütler ve kullanırken, bağımsız hareket etme yeteneğidir. Düşman tarafından çoğu zaman edilgin bir duruma zorlanır, ama önemli olan şey, (sayfa 163) inisiyatifi çabucak yeniden kazanmaktır. Bunun savsanması yenilgi demektir.
      İnisiyatif hayali bir şey değildir, ama somut ve maddi bir şeydir. Burada en önemli şey, olabildiği kadar büyük ve savaşma azmiyle dolu bir silahlı kuvveti muhafaza etmek ve yığmaktır.
      İnisiyatifi tam olarak kullanmaya saldırı savaşından çok daha az önem veren savunma savaşında edilgin bir duruma düşmek kolaydır. Bununla birlikte, şekli bakımından edilgin olan savunma savaşı, özü bakımından etkin olabilir ve şekilde edilgin olduğu aşamadan, hem şekil ve hem de öz bakımından etkin olduğu aşamaya kaydırılabilir. Görünüşte eksiksiz planlanmış bir geri çekilme, zorunluluk karşısında yapılır, ama geçekte kuvvetimizi korumak ve düşmanı yenmeye fırsat bulmak, onu içerilere çekmek ve karşı-saldırımızı hazırlamak için yapılır. Öte yandan, geri çekilmenin reddi ve muharebenin çarçabuk kabulü, (Siyaoşih muharebesindeki gibi) aslında edilgin olduğu halde, inisiyatifi kazanma uğruna ciddi bir çaba ortaya çıkabilir. Stratejik karşı-saldırı, yalnız özü bakımından değil, ama şekli bakımından da etkindir, geri çekilme döneminin edilgin halini ortadan kaldırır. Düşmana gelince, bizim karşı-saldırımız, onu inisiyatiften vazgeçirme ve edilgin bir duruma düşürme çabamızı temsil eder.
      Kıtaların toplanması, hareketli savaş, çabuk sonuçlu savaş ve imha savaşı, hepsi, bu hedefe tam anlamıyla varmak için gerekli koşullardır. Ve bunların ilki ve en önemlisi, kıtaların toplanmasıdır.
      Toplanma, düşman ile bizim aramızdaki durumun tersine çevrilmesi amacı için gereklidir. Birincisi, toplanmanın amacı, durumu ilerlemeye ve geri çekilmeye göre tersine çevirmektir. Önceden ilerleyen düşmandı ve geri çekilen bizdik; şimdi biz, bizim ilerlediğimiz ve düşmanın geri çekildiği bir duruma ulaşmaya çalışıyoruz. Kıtalarımızı topladığımız(sayfa 164) ve bir muharebe kazandığımız zaman, o muharebede yukardaki amaca ulaşacağız ve bu, seferin bütününü etkileyecektir.
      İkincisi, düşmanın amacı, durumunu hücuma ve savunmaya göre tersine çevirmektir. Savunma savaşında yukarda belirlenen uç noktaya geri çekilme, aslında edilgin aşamaya, ya da "savunma" aşamasına aittir. Karşı-saldırı, etkin aşamaya, ya da "hücum" aşamasına aittir. Stratejik savunma, savunma aşamasında karşı-saldırı savunma karakterini yitirmemekle birlikte, geri çekilme ile karşılaştırıldığı zaman, yalnız şekilde değil, özde de bir değişikliği temsil eder. Karşı-saldırı, stratejik savunma ile stratejik saldırı arasındaki değişmeye (intikale) aittir ve doğası bakımından stratejik saldırıya bir başlangıçtır; tümüyle kıtaların toplandığı karşı-saldır uğrunadır.
      Üçüncüsü, toplanmanın amacı, durumu iç ve dış hatlara göre tersine çevirmektir. Stratejik iç hatlarda harekâtta bulunan bir ordu, birçok engellere katlanır ve bu, "kuşatma ve ezme" ile yüzyüze olan Kızıl Ordu için özellikle doğrudur. Ama seferde ve muharebelerde durumu değiştirebiliriz ve kesinlikle değiştirmeliyiz. Biz, düşmanın bize karşı yürüttüğü büyük bir "kuşatma ve ezme" seferini bizim düşmana karşı yürüttüğümüz ayrı ayrı kuşatma ve ezme seferlerine döndürebiliriz. Düşmanın, stratejik planda bize ayrı ayrı kollardan hücumunu, bizim stratejik seferler ve muharebeler alanında düşmana karşı ayrı kollardan hücumumuz haline getirebiliriz. Düşmanın bize karşı stratejik üstünlüğünü, seferlerde ve muharebelerde bizim ona karşı üstünlüğümüz haline dönüştürebiliriz. Stratejik bakımdan kuvvetli bir durumda olan düşmanı, seferlerde ve muharebelerde zayıf bir duruma düşürebiliriz. Aynı zamanda, kendi stratejik zayıf durumumuzu, seferlerde ve muharebelerde kuvvetli bir duruma dönüştürebiliriz. Bu, iç hatlarda dış hat harekâtları, "kuşatma ve ezme" içinde kuşatma ve ezme, çevirme içinde (sayfa 165) geçirme, savunma içinde saldırı, aşağılık içinde üstünlük, zayıflık içinde kuvvet, zararlı durumda yararlı durum, edilginlik içinde inisiyatif dediğimiz şeydir. Stratejik savunmada zaferin kazanılması, özellikle bu tedbire —kıtaların toplanmasına— bağlıdır.
      Bu, Çin Kızıl Ordusunun savaş tarihinde, çoğu zaman önemli bir tartışma konusu olmuştur. 4 Ekim 1930 Kiyan muharebesinde, ilerlememiz ve hücumumuz, kuvvetlerimiz tümüyle toplanmadan başladı, bereket versin ki, düşman kuvveti (Teng Ying'in tümeni) kendi isteğiyle kaçtı; aslında hücumumuz etkisizdi.
      1932'den başlayarak, üs bölgesinden her yöne —kuzeye, güneye, doğuya ve batıya— hücum edilmesini isteyen "bütün cephelerde hücum" sloganı ortaya atıldı. Bu, sadece stratejik savunma bakımından değil, stratejik saldırı bakımından da yanlıştı. Kuvvetler dengesinin tümünde köklü bir değişiklik olmadığı sürece, strateji de, taktik de, harekâtları ve seri hücumları içeren savunmayı ve saldırıyı gerektirir, ve "bütün cephelerde hücumlar" aslında son derece enderdir. Bu slogan askeri serüvenciliğin eşlik ettiği askeri eşitçiliği (equalitarianism) ifade eder.
      1933'te, askeri eşitçiliği savunanlar, "iki yumruk ile vurma" teorisini öne sürdüler ve Kızıl Ordunun ana kuvvetini, ikiye bölerek, iki stratejik yönde ve aynı zamanda zafer kazanmaya çalıştılar. Bunun bir sonucu olarak, yumruğun biri boş beklerken, öbürü dövüşmekten yorgun düştü, ve biz, o sırada olanaklı en büyük zaferi kazanamadık. Bana kalırsa, güçlü bir düşmanla karşı karşıya olduğumuz zaman, Ordumuzu, büyüklüğü ne olursa olsun, yalnız bir ana yönde ve aynı zamanda kullanmalı, iki yönde kullanmamalıyız. İki ya da daha fazla yönde harekâtlara itiraz etmiyorum, ama belirli bir zamanla yalnız tek ana yön olmalıdır. İç savaş arenasına küçük ve zayıf bir kuvvet olarak girmiş olan Çin Kızıl Ordusu, o zamandan beri güçlü uzlaşmaz karşıtını (sayfa 166) (antagonistini) defalarca yendi ve dünyayı şaşırtan zaferler kazandı, ve bunları, toplanmış kuvvet kullanmaya büyük ölçüde güvenerek yaptı. Onun büyük zaferlerinden herhangi biri, bu noktayı kanıtlayabilir. "Bire karşı on, ona karşı yüz kişiyi mücadeleye sok" dersek, strateji konusunda, savaş ve kuvvetler dengesinin tümü üzerine konuşuyoruzdur, ve stratejik anlamda, bizim yaptığımız da tam budur. Bununla birlikte, biz, asla böyle davranılmamak gereken seferlerden ve taktiklerden sözetmiyoruz. Karşı-saldırılarda da, saldırılarda da, düşman kuvvetlerinin bir kesimini darbelemek için hep büyük bir kuvvet toplamalıyız. Kıtalarımızı toplamadığımız zaman, her defasında, Ocak 1931'de Kiyangsi eyaletinin Ninfu ilçesinin Tunşayo bölgesinde Tan Tayı-yuan'a karşı, Ağustos 1931'de Kiyangsi'nin Sinkuyo ilçesinin Kayosinsu bölgesinde 19. Orduya karşı, Temmuz 1932'de Kuvantung eyaletinin Nansiyung ilçesinin Şiyukayusu bölgesinde Çen Çi-tang'a ve Mart 1934'te Kiyangsi'nin Liçuyan ilçesinin Tuyantsun bölgesinde Çen Çeng'e karşı verdiğimiz muharebelerde olduğu gibi, zarar gördük. Geçmişte, Şiyakayusu ve Tuyantsun muharebeleri gibi muharebeler, genellikle zafer, hatta büyük zafer sayıldı (ilkinde Çen Çi-tang'ın komutasındaki yirmi alayı, sonrakinde Çen Çeng'in komutasındaki on iki alayı bozguna uğrattık), ama böyle zaferleri asla hoş karşılamadık ve belirli bir anlamda onları yenilgi saydık. Çünkü, bizim kanımızca, bir muharebe hiç tutsak ve ganimet olmadığı, ya da bunlar, kayıplardan daha çok olmadığı zaman, pek az önemlidir. Stratejimiz "ona karşı birle savaş" ve taktiğimiz "bire karşı onla savaş"tır — bu, bizim düşmana karşı üstünlük kazanmamız için, temel ilkelerimizden biridir.
      Askeri eşitçilik, 1934'te, "kuşatma ve ezme"ye karşı beşinci karşı-seferimizde en uç noktasına vardı. "Kuvvetlerimizi altı kola bölerek" ve "bütün cephelerde direnerek" düşmanı yenebileceğimiz düşünülüyordu, ama biz düşmana (sayfa 167) yenildik, ve gerekçe, arazi yitirme korkusu idi. Ana kuvvetler bir yönde toplandığı ve öbür yönlerde yalnızca durdurma kuvvetleri bırakıldığı zaman, arazi yitirmekten kaçınılamaması doğaldır. Ama, bu yitik geçicidir, kısmidir ve seri hücumun yapıldığı yerdeki zaferin bedelidir. Böyle bir zafer kazanıldıktan sonra, durdurma kuvvetlerinin bulunduğu bölgede yitirilen arazi yeniden ele geçirilir. Düşmanın birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü "kuşatma ve ezme" seferleri, hepsi —özellikle Kiyangsi üs bölgesinin hemen hemen tümüyle yitirildiği üçüncü sefer— arazi yitirmeyi gerektirdi, ama sonunda arazimizi yalnız yeniden ele geçirmekle kalmadık, genişlettik de.
      Üs bölgesindeki halkın kuvvetini değerlendirmede yanılmak, çoğu zaman, Kızıl Ordunun üs bölgesinden aşırı uzağa gitmesi yersiz korkusunun doğmasına yolaçmıştır. Bu, Kızıl Ordu, 1932'de Kiyangsi'de, Fukiyen eyaletindeki Çan-çov'a hücum etmek için uzun bir dönüş yaptığı zaman; ve 1933'te beşinci karşı-seferimizdeki zaferden sonra Fukiyen'e hücum etmek üzere çevreyi dolandığı zaman oldu. Birinci halde, düşmanın üs bölgesine gireceğinden, ve ikincide ise üs bölgesini kısmen işgal edeceğinden korkuldu; bunun sonucu olarak, kuvvetlerimizin toplanmasına karşı konuldu ve kuvvetlerimizin bölünmesi savunuldu, ama sonunda bunun yanlış olduğu ortaya çıktı. Düşmana gelince, üs bölgemize yürümekten korkuyordu; ama düşmanın gözünde baş tehlike, Beyaz bölgeye girmiş bir Kızıl Ordu idi. Düşmanın dikkati, hep Kızıl Ordunun ana kuvvetinin bulunduğu yerde idi ve onun üs bölgesinde toplanmasına seyrek olarak gözyumdu. Kızıl Ordu savunmada iken bile, düşmanın dikkat merkezi ana kuvvetti. Tüm planının bir parçası, bizim üs bölgemizin daraltılmasıdır, ama Kızıl Ordu düşmanın kollarından birini imha etmek için ana kuvvetini toplarsa, düşmanın yüksek komutası, dikkatini Kızıl Ordu üzerinde daha çok yoğunlaştırmaya ve ona karşı daha büyük kuvvetler toplamaya (sayfa 168) zorlanacaktır. Bundan dolayı, düşmanın bir üs bölgesini küçültme planını bozmak olanaklıdır.
      "Blokhavz savaşı aracılığıyla sürdürülen beşinci 'kuşatma ve ezme' seferinde toplanmış kuvvetlerle harekâtta bulunmamız olanaksızdır ve yapabileceğimiz tek şey kuvvetlerimizi savunma ve kısa ve ani darbeler için bölmektir" demek de yanlıştır. Düşmanın, belirli sürede 3, 5, 8, ya da 10 li ileri sürme ve her duraklamada blokhavzlar kurma taktiği, tümüyle, Kızıl Ordunun birbirini izleyen her noktada savunma harekâtlarına girişmesinin sonucudur. Ordumuz, iç hatlarda nokta nokta savunma taktiğini tümüyle bırakmış olsaydı ve, olanaklı ve gerekli olduğu zaman, dönüp düşmanın iç hatlarını zorlasaydı, durum kesinlikle farklı olacaktı. Kuvvetlerin toplanması ilkesi, düşmanın blokhavz savaşını yenilgiye uğratmanın kesin aracıdır.
      Kuvvetlerin bizim savunduğumuz toplanma şekli, halk gerilla savaşının kesinlikle bırakılması demek değildir. Li Li-san'cı tutumun savunduğu gibi, küçük ölçüdeki gerilla savaşını tümüyle bırakmak ve "her bir piyade tüfeğini Kızıl Orduda toplamak" ilkesinin yanlışlığı uzun süre önce ortaya çıkmıştır. Devrimci savaş bir bütün olarak düşünüldüğünde, halk gerillalarının ve Kızıl Ordunun ana kuvvetlerinin harekâtları, tıpkı bir adamın sağ elinin sol elini tamamlaması gibi, birbirini tamamlar, ve sadece Kızıl Ordumuzun ana kuvvetleri olsaydı, ve halk gerillaları olmasaydı, tıpkı tek kollu savaşçıya benzerdik. Somut sınırlar içinde ve özellikle askeri harekâtlar bakımından, üs bölgesindeki halktan bir etken olarak sözettiğimiz zaman silahlı bir halkımız olduğunu kastediyoruz. Düşmanın üs bölgemize yaklaşmaktan korkmasının asıl gerekçesi budur.
      Kızıl Ordu müfrezelerini ikincil yönlerdeki harekâtlar için kullanmak da gereklidir; Kızıl Ordunun bütün kuvvetleri bir yere toplanmamalıdır. Bizim savunduğumuz toplanma şekli, muharebe alanında kesin ya da nispi üstünlüğün (sayfa: 69) sağlama bağlanması ilkesine dayanır. Kuvvetli bir düşmanla başa çıkmak ya da yaşamsal önemdeki bir muharebe alanında dövüşmek için kesinlikle üstün bir kuvvetimiz olmalıdır; örneğin 30 Aralık 1930'da Çang Huyi-zan'ın komutasındaki 9.000 kişiyle çarpışmak üzere 40.000 kişilik bir kuvvet toplandı. Daha zayıf bir düşmanın hakkından gelmek için, nispeten üstün bir kuvvet elverir; örneğin, 29 Mayıs 1931'de, Çiyening'de, ikinci karşı-seferimizin son muharebesinde Liyu Ho-ting'in komutasındaki 7.000 kişiyle çarpışmak için sadece 10.000 kadar Kızıl Ordu eri kullanıldı.
      Bu, her durumda sayıca üstün olmalıyız demek değildir. Belirli koşullarda, nispeten ya da kesinlikle zayıf bir kuvvetle de muharebeye girebiliriz. Belirli bir bölgede yalnızca hayli küçük bir Kızıl Ordu kuvvetimiz olduğu zaman nispeten zayıf bir kuvvetle muharebeye girdiğimiz hali ele alınız (bu, daha çok kıtamız vardır ve onları toplamamışızdır demek değildir). O zaman, halkın desteğinin, arazinin büyük ölçüde lehimize olduğu koşullarda daha kuvvetli bir düşmanın hücumunu kırmak için, düşmanın merkezi ve bir kanadı gerillalarla ve küçük müfrezelerle durdurulurken, düşmanın öbür kanadının bir kesimine beklenmedik bir hücumda bulunmak için Kızıl Ordunun ana kesimini toplamak elbette gereklidir ve zafer bu yoldan kazanılabilir. Düşman kanadının o kesimine beklenmedik hücumumuzda, zayıf bir kuvvete karşı üstün bir kuvvet kullanmak, azı yenmek için çoğu kullanmak ilkesi, yine yürürlüktedir. Aynı ilke, kesinlikle zayıf bir kuvvetle muharebeye girdiğimiz zaman, örneğin, bir gerilla kuvveti büyük bir Beyaz Ordu kuvvetine beklenmedik bir hücumda bulunduğu, ama onun yalnız küçük bir parçasına yüklendiği zaman da yürürlüktedir.
      Bir tek muharebe alanında harekât için büyük bir kuvvet toplanmasının, arazinin, yolların, erzakın ve konalklama kolaylıklarının sınırlılıklarına bağımlı kılınması olduğu kanıtına gelince, bu, koşullara göre değerlendirilmelidir. Bu (sayfa 170) sınırlılıkların Kızıl Orduyu ve Beyaz Orduyu etkileme derecelerinde bir fark vardır. Çünkü Kızıl Ordu, Beyaz Ordunun dayanabileceğinden daha büyük güçlüklere dayanabilir.
      Çoğu —bununla Çin'de egemen olanların hepsini kastediyoruz— yenmek için azı kullanırız. Azı —bununla muharebe alanındaki ayrı ayrı düşman kuvvetlerinin herbirini kastediyoruz— yenmek için çoğu kullanırız. Bu, artık bir sır değildir, ve genellikle, düşman bizim tuttuğumuz yolu çok iyi bilmektedir. Bununla birlikte, ne zaferlerimizi önleyebilir ne de kendi kayıplarını; çünkü nerede ve ne zaman eyleme geçeceğimizi bilmiyor. Bunu gizli tutuyoruz. Kızıl Ordu, genellikle, beklenmedik hücumlarla harekâtta bulunur.

7 .  HAREKETLİ SAVAŞ

      Hareketli savaş mı, yoksa mevzii savaş mı? Bizim yanıtımız hareketli savaştır. Büyük bir ordudan ya da yedek savaş gereçlerinden yoksun olduğumuz sürece, ve her üs bölgesinde savaşmak için yalnızca bir tek Kızıl Ordu kuvveti bulunduğu sürece, mevzii savaş, bizim için genellikle yararsızdır. Mevzii savaş bizim için, hücumda olduğu kadar savunmada da uygulanamaz.
      Kızıl Ordu harekâtlarının en önemli ayırıcı özelliklerinden biri, düşmanın güçlü, oysa Kızıl Ordunun teknik donatımdan yoksun olmasının sonucu sabit muharebe hatlarının bulunmamasıdır.
      Kızıl Ordunun muharebe hatları, harekâtta bulunduğu yön tarafından belirlenir. Harekât yönleri sık sık değiştiği için, muharebe hatları oynaktır. Gerçi ana yön belirli bir süre içinde değişmez, ama çevresindeki ikincil yönler her an değişebilir; bir yönde engellendiğimizi gördüğümüz zaman, başka bir yöne dönmeliyiz. Bir zaman sonra, ana yönde de engellendiğimizi görürsek, onu da değiştirmeliyiz. Devrimci bir iç savaşta, Sovyetler Birliği'nde de olduğu gibi, sabit (sayfa 171) muharebe hatları olamaz. Sovyet ordusu ile ordumuz arasındaki fark şudur: onun muharebe hatları bizimkiler kadar oynak değildi. Hiç bir savaşta kesinlikle sabit muharebe hatları bulunamaz, çünkü zaferin ve yenilginin, ilerlemenin ve geri çekilmenin değişiklikleri buna engel olur. Ama savaşların genel seyri içinde nispeten sabit muharebe hatları çoğu zaman vardır. İstisnalar, yalnızca, bugün Çin Kızıl Ordusunun durumunda olduğu gibi, bir ordu çok daha kuvvetli bir orduyla karşı karşıya kaldığı zaman ortaya çıkar.
      Muharebe hatlarının oynaklığı, üs bölgelerimizin genişliğinin oynaklığına yolaçar. Üs bölgelerimiz durmadan genişliyor ve daralıyor, ve sık sık, bir üs bölgesi düşerken bir başkası ortaya çıkıyor.
      Savaşta ve arazimizde oynaklık, üs bölgemizdeki bütün kuruluşlarımızın oynaklığına yolaçıyor. Birçok yılı kapsayan kuruluş planları sözkonusu olamaz. Planda sık sık yapılan değişikliklerin hepsi, günlük işlerimizdir.
      Bu ayırıcı özelliği bilmek, bizim çıkarımızadır. Planlamalarımızı ona dayandırmalıyız ve hiç geri çekilmesi olmayan bir ilerleme savaşı konusunda hayaller kurmamalıyız; arazimizdeki ya da ordumuzun geri bölgelerindeki geçici bir oynaklıkta uyanık bulunmalıyız, ya da uzun süreli ve ayrıntılı planlar yapmaya çalışmalıyız. Düşünmemizi ve çalışmamızı koşullara uydurmalı, yürümeye olduğu kadar oturmaya da hazır olmalı, ve yürüyüş için gerekli tayınlarımızı her zaman elaltında bulundurmalıyız. Ancak bugünün oynak yaşam tarzı içinde çaba göstermekle kendimize yarınki nispi kararlılığı, ve sonunda tam kararlılığı sağlayabiliriz.
      Beşinci karşı-seferimizde egemen olan "düzenli savaş" stratejisi taraftarları, bu oynaklığı reddettiler ve "gerillacılık" dedikleri şeye muhalefet ettiler. Oynaklığa muhalefet eden o yoldaşlar sanki büyük bir devletin yöneticileri imişler gibi davrandılar ve sonuç, olağanüstü ve pek büyük bir oynaklık oldu: 25.000 li'lik Uzun Yürüyüş. (sayfa 172)
      İşçilerimizin ve köylülerimizin demokratik cumhuriyeti bir devlettir, ama bugün henüz palazlanmamıştır. Bugün, iç savaşta hâlâ stratejik savunma dönemindeyiz; politik iktidarımızın şekli hâlâ palazlanmış bir devletin şekli değildir; ordumuz sayıca ve teknik donatım bakımından düşmandan çok daha aşağı durumdadır; arazimiz hâlâ çok küçüktür; ve düşmanımız hiç durmadan bizi imha etmeye çalışmaktadır ve bunu başarıncaya kadar asla rahat etmeyecektir. Politikamızı bu gerçeklerin tabanına oturturken, gerillacılığı genel anlamda reddetmemeli, ama Kızıl Ordunun gerilla karakterini açık yüreklilikle kabul etmeliyiz. Bunun utanılacak yanı yoktur. Tersine, bu gerilla karakteri bizim ayırıcı özelliğimizdir, kuvvetli noktamızdır, ve düşmanı yenme aracımızdır. Biz, bu karakteri atmaya hazırlanmalıyız, ama bunu bugün yapamayız. Bu gerilla karakteri, gelecekte elbette utanılacak bir şey haline gelecektir, ama bugün son derece değerlidir; ve biz, ona dayanmalıyız.
      "Kazanabileceğin zaman dövüş, kazanamayacağın zaman çekil", işte bugünkü hareketli savaşımızı halka anlatmanın yolu budur. Dünyanın hiç bir yerinde, yalnız dövüşmeyi uygun gören ve yer değiştirmeyi uygun görmeyen bir askeri uzman yoktur, ama bizim kadar yer değiştiren kimseler azdır. Yer değiştirirken, genellikle dövüşürken olduğundan çok zaman harcıyoruz ve ortalama ayda bir hatırı sayılır bir muharebe yapsaydık daha iyi olurdu. Bütün "yer değiştirmemiz", "savaşma" amacı iledir, ve bütün stratejimiz ve taktiklerimiz "savaşma" üzerine kurulmuştur. Bununla birlikte, dövüşmenin bizim için akıllıca almadığı zamanlar vardır. Birincisi, karşımızdaki düşman kuvveti aşırı büyük olduğu zaman savaşmak akılsızcadır; ikincisi, karşımızdaki kuvvet pek büyük olmamakla birlikte, öbür düşman kuvvetlerine çok yakın olduğu zaman dövüşmek bazan akılsızcadır; üçüncüsü, bir düşman kuvveti tecrit edilmiş değilse ve kuvvetli olarak tahkim edilmişse, dövüşmek (sayfa 173) genellikle akılsızcadır; dördüncüsü hiç bir zafer belirtisi olmayan bir çatışmayı sürdürmek akılsızcadır. Bu durumların, hepsinde, yer değiştirmeye hazırız. Böylece yer değiştirme hem yerinde ve hem de gereklidir. Yer değiştirmenin gerekliliğini kabul etmemiz, dövüşmenin gerekliliğini kabul etmemizdendir. Kızıl Ordunun hareketli savaşının temel ayırıcı özellikleri işte buradadır.
      Hareketli savaş esastır, ama biz, olanaklı ve gerekli olduğu yerde, mevzii savaşı reddetmeyiz. Mevzii savaşa stratejik savunma sırasındaki bir durdurma harekâtında önemli kilit noktaların inatla savunulması için, ve stratejik saldırı sırasında, tecrit edilmiş ve yardımdan yoksun bırakılmış bir düşman kuvvetiyle çarpıştığımız zaman başvurulmak gerektiği kabul edilmelidir. Bu türlü mevzii savaşlarda düşmanı yenme konusunda hayli deneyimimiz var; düşmanın birçok kentlerini, blokhavzlarını ve istihkamlarını parça parça ettik ve düşmanın gereği gibi takviye edilmiş mevzilerini bozduk. Gelecekte, bu konudaki çabalarımızı artıracağız ve yetersizliklerimize çare bulacağız. Koşullar gerektirdikçe ve izin verdikçe, her şeye karşın, mevzii hücumu ya da savunmayı savunmalıyız. Bugünkü günde, karşı çıktığımız şey, mevzii savaşın genel olarak uygulanması ya da onun hareketli savaşla aynı kefeye konulmasıdır; buna izin verilemez.
      On yıllık iç savaş boyunca, Kızıl Ordunun gerilla karakterinde, sabit muharebe hatlarının bulunmamasında, üs bölgelerinin oynaklığında, ya da üs bölgelerindeki kuruluş çalışmalarında herhangi bir değişiklik olmadı mı? Evet, değişiklikler oldu. Çinkang dağlarındaki günlerden "kuşatma ve ezme"ye karşı ilk kaşı-seferimize kadar olan dönem, birinci aşama idi; bu aşamada, gerilla karakteri ve oynaklık çok belirsizdi, Kızıl Ordu emekleme çağında idi ve üs bölgeleri henüz gerilla bölgesi halinde idi. Birinci karşı-seferden üçüncüye kadar süren ikinci aşamada, gerilla karakteri ve oynaklık daha azaldı, ve bir merkezi hükümet ile bir devrimci (sayfa 174) askeri komisyon kurulmuş bulunuyordu. Dördüncü aşama, Uzun Yürüyüş idi. Küçük ölçüde gerilla savaşının ve oynaklığın yanlış olarak reddedilmesi, büyük ölçüde gerilla savaşına ve oynaklığa yolaçtı. Şimdi beşinci aşamadayız. Beşinci "kuşatma ve ezme" seferini bastırmadaki başarısızlığımız ve bu büyük oynaklık yüzünden, Kızıl Ordu ve üs bölgeleri çok küçüldü. Ama, kuzey-batıya ayak bastık ve Şensi-Kansu-Ninsiya bölgesini, buradaki üs bölgemizi tahkim ettik ve geliştirdik. Kızıl Ordunun ana kuvvetini meydana getiren üç ordu, şimdiye kadar görülmemiş bir şekilde, birleşik bir komutaya bağlandı.
      Stratejimizin doğasını bir yana bırakarak diyebiliriz ki, Çinkang dağlarındaki günlerden dördüncü karşı-seferimize kadar olan dönem, bir aşamaydı; beşinci karşı-sefer dönemi bir başka aşamaydı; ve Uzun Yürüyüşten günümüze kadar olan dönem, üçüncü aşamadır. Beşinci karşı-sefer sırasında, eski doğru politika yanlış olarak bir kenara atıldı. Bugün, beşinci karşı-sefer sırasında kabul edilen yanlış politikayı doğru olarak bir kenara attık ve eski doğru politikayı yeniden yürürlüğe koyduk. Bununla birlikte, beşinci karşı-seferde her şeyi bir yana atmadık. Ondan önceki her şeyi de yeniden yürürlüğe koymadık, yalnızca geçmişteki iyi şeyleri yürürlüğe koyduk ve yalnızca beşinci karşı-sefer döneminin yanılgılarını attık.
      Gerillacılığın iki yüzü vardır. Biri düzensizlik, yani merkezileştirmeme, birlik ve beraberlik eksikliği, sıkı disiplinin yokluğudur ve çalışma yöntemlerinin basit olmasıdır. Bu özellikleri Kızıl Ordunun emekleme çağında türedi ve bunların bazıları o sırada tam gereksindiğimiz şeylerdi. Kızıl Ordu daha yüksek bir aşamaya ulaştığı için, onları yavaş yavaş bilinçli olarak atmalı ve böylece Kızıl Orduyu daha merkezileşmiş, daha birleşik, daha disiplinli ve daha yetkin iş görür hale getirmeli, kısacası, ona düzenlilik karakterini kazandırmalıyız. Harekâtları yönetirken de bu (sayfa 175) türlü gerilla karakterlerini yavaş yavaş ve bilinçli olarak azaltmalıyız, çünkü daha yüksek bir aşamada artık gerekli değillerdir. Bu bakımdan gelişmenin reddi ve eski aşamayı tutmada inat, yersizdir ve kötüdür ve büyük çaptaki harekâtlara zararlıdır.
      Gerillacılığın öbür yüzü, hareketli savaş ilkesinden bugün her ikisi de hâlâ gerekli olan stratejik ve taktik harekâtların gerilla karakterinden, üs bölgesinin kaçınılamaz oynaklığından, üs bölgelerini geliştirme planlarının esnekliğinden, ve Kızıl Orduyu kurmada vakitsiz düzenlemenin reddinden ibarettir. Bu konuda tarihsel olguları reddetmek, elverişli olanın alıkonmasına karşı çıkmak, şimdiki aşamayı acele bırakıp bugün ulaşılması olanaksız ve gerçek hiç bir önemi olmayan bir "yeni aşama"ya körü körüne sarılıvermek aynı ölçüde yersizdir, kötüdür ve zararlıdır.
      Şimdi, Kızıl Ordunun teknik donatımı ve örgütlenmesi bakımından yeni bir aşamanın arifesindeyiz. Bu aşamamaya geçmeye hazırlanmalıyız. Kendimizi hazırlamamak, yanlış ve gelecekteki savaşımıza zararlı olur. Gelecekte, Kızıl Ordunun teknik ve örgütlenme koşulları değiştiği ve Kızıl Ordunun kurulması yeni bir aşamaya girdiği zaman, onun harekât yönleri ve muharebe hatları daha sabit hale gelecektir; daha çok mevzii savaş olacaktır; savaşın, arazimizin ve kuruluş çalışmamızın oynaklığı büyük ölçüde azalacak ve sonunda yitecektir, ve düşmanın bugünkü üstünlüğü, kuvvetle tahkim edilmiş mevzileri gibi engeller, artık yolumuzu kesmeyecektir.
      Bugün, hem "sol" oportünizmin başat olduğu dönemin yanlış tedbirlerine ve hem de Kızıl Ordunun emekleme çağına özgü ve artık gereksiz olan düzensiz hallerin birçoğuna karşı çıkıyoruz. Ancak, Kızıl Ordunun sürekli zaferlerini kazanırken kullandığı değerli ordu kurma strateji ve taktik ilkelerinin birçoğunu restore ederken cesur olmalıyız. Geçmişin iyi yanlarını, bugün düşmana karşı zaferler (sayfa 176) kazanmak ve gelecekteki yeni aşamaya geçişi hazırlamak için sistemli, daha çok gelişmiş ve zengin bir askeri çizgide özetlemeliyiz.
      Hareketli savaşın yürütülmesi, keşif, muhakeme, karar, savaş düzeni, komuta, gizleme, toplama, ilerleme, yayılma, hücum, izleme, beklenmedik hücum, mevzii hücum, mevzii savunma, karşılama harekâtı, geri çekilme, gece savaşı, özel harekâtlar, kuvvetliden sakınma ve zayıfa hücum, düşmanın takviyelerini kesmek için düşmanın kuşatılması, şaşırtma hücumu, hava saldırılarına karşı savunma, ayrı ayrı düşman kuvvetleri arasında harekâtta bulunma, yandan geçme harekâtları, birbirini izleyen harekâtlar, bir gerisi olmadan harekâtta bulunma, dinlenme ve eksikleri giderme gereksinmesi gibi birçok problemi içerir.
      Bu problemler, Kızıl Ordunun tarihinde, yöntemli olarak işlenmesi ve seferler bilimi içinde toplanması gereken özel haller gösterir ki, burada onları ele almayacağım.

8 .  ÇABUK SONUÇLU SAVAŞ

      Stratejik olarak uzatılmış bir savaş ve çabuk sonuçlu seferler ya da muharebeler, aynı şeyin iki yüzüdür, iç savaşlarda aynı zamanda ve eşit önemde kabul edilmesi gereken ve anti-emperyalist savaşta da uygulanabilen iki ilkedir.
      Gerici güçler çok kuvvetli olduğu için, devrimci güçler ancak yavaş yavaş gelişir; ve bu olgu, savaşımızın uzatılmışlık doğasını tayın etmektedir. Burada sabırsızlık zararlıdır ve "çabuk sonuç" savunuculuğu yanlıştır. Devrimci bir savaşı, bizim yaptığımız gibi, on yıl yürütmek, başka ülkelerde hayret uyandırabilir, ama bizim için bir "sekiz-ayaklı deneme"deki [
38*] başlangıç kesimi gibidir —"konunun sunulması (sayfa 177) ve ilk yorumu"— ve heyecanlı birçok parçası henüz sonuçlanmaktadır. Kuşkusuz, gelecekteki gelişmeler iç ve uluslararası koşulların etkisiyle büyük ölçüde hızlanacaktır. Uluslararası ve iç durumda büyük değişiklikler olduğu ve büyük değişiklikler yaklaştığı için, eski ağır gelişme ve tecrit edilmiş halde dövüşme halini giderek aştığımız söylenebilir. Ama akşamdan sabaha başarılar beklememeliyiz. "Düşmanı sabah kahvaltısından önce sil süpür" diye dile getirilen istek çok güzeldir, ama böyle davranmak için somut planlar yapmak kötüdür. Çin'in gerici güçleri birçok emperyalist güç tarafından desteklendiği için, devrimci savaşımız, Çin'in devrimci güçleri iç ve dış düşmanlarımızın esas durumlarında gedik açacak kadar kuvvetleninceye kadar ve uluslararası devrimci güçler uluslararası gerici güçlerin pek çoğunu ezinceye ya da durduruncaya kadar, uzatılmış bir savaş olagidecektir. Uzun süreli mücadelemizin stratejisini formülleştirirken bu noktadan hareket etmek, bizim stratejimize kılavuzluk eden önemli ilkelerden biridir.
      Tersi, seferler ve muharebeler için doğrudur — burada ilke uzatılmışlık değildir, çabuk sonuçtur, seferlerde ve muharebelerde çabuk sonuç almaya ve bu, her zaman ve bütün ülkelerde doğrudur. Bir savaşın tümünde de her zaman ve her ülkede, çabuk sonuç almaya çalışıldı, uzun sürmüş bir savaş zararlı sayıldı. Bununla birlikte, Çin'in savaşı, sabırların en büyüğü ile yönetilmeli ve uzatılmış bir savaş olarak ele alınmalıdır. Li Li-san'ın yolu izlendiği dönemde, bazı kimseler bizim yolumuzla "ayna boksu" diye eğlendiler (bununla, büyük kentleri zaptetmeden önce ileri geri birçok muharebeler vererek dövüşme taktiğimizi kastediyorlardı); ve saçlarımız ağarıncaya kadar devrimin (sayfa 178) zaferini görmeyeceğimizi söylüyorlardı. Sabırsızlığın böylesinin yanlış olduğu uzun süre önce görüldü. Ama onların eleştirisi stratejiye değil de seferlere ve muharebelere yöneltilseydi, tümüyle ve aşağıdaki gerekçelerle haklı olurlardı. Birincisi, Kızıl Ordunun silah ve cephane eksiğini gidereceği kaynakları yoktur; ikincisi düşman kuvvetleri birçok ordudan oluşmuştur, oysa bir tek Kızıl Ordu vardır, ve Kızıl Ordu, her "kuşatma ve ezme" seferini bozmak için birbirini hemen izleyen harekâtlarda dövüşmeye hazırlanmak zorundadır; ve üçüncüsü, Beyaz Ordular ayrı ayrı ilerliyorlarsa da pek çoğu birbirine oldukça yakın kalmaktadır ve onlardan birine hücum edip çabuk sonuç almayı başaramazsak, bütün öbürleri üzerimize yönelecektir ve bu gerekçelerden, çabuk sonuçlu muharebeler vermemiz gerekiyor. Bir muharebeyi bitirmemiz için çoğu zaman birkaç saatimiz ya da bir-iki günümüz oluyor. Yalnızca planımız "takviyelerini kesmek için düşmanı kuşatmak" ve amacımız kuşattığımız düşmanı değil de onun takviyelerini darbelemek olduğu zaman, kuşatma harekâtlarımızda belirli bir dereceye kadar uzatılmışlığa hazırlanıyoruz; ama o zaman bile, takviyelere karşı çabuk bir sonuç almaya çalışıyoruz. Bir uzatmalı harekât planı, stratejik savunmada olduğumuz zaman ve tutulmuş bir cephedeki mevzileri inatla savunurken, ya da stratejik bir saldırıda, yardımdan yoksun kılınmış ve tecrit edilmiş düşman kuvvetlerine saldırdığımız zaman, ya da üs bölgelerimizdeki Beyaz müstahkem mevkileri ortadan kaldırırken, bir uzatmalı harekâtlar planını sık sık uyguluyoruz. Ama bu düzenli uzatmalı harekâtlar çabuk sonuçlu muharebelerinde Kızıl Ordunun ana kuvvetine engel olmaktan çok, ona yardımcı oluyor.
      Çabuk sonuç onu düpedüz istemekle elde edilemez, tersine birçok özel koşul gerektirir. Temel gerekler şunlardır: yeterli hazırlıklar, fırsattan yararlanma, üstün kuvvetlerin toplanması, kuşatma ve yandan çevirme taktikleri, uygun (sayfa 179) arazi, ve düşmana hareket halindeyken ya da dururken ama mevzilerini henüz takviye etmemişken darbeyi indirmek. Bu gerekler yerine getirilmeden, bir seferde ya da muharebede çabuk sonuç almak olanaksızdır.
      Düşmanın bir "kuşatma ve ezme" seferini bozmak büyük bir seferdir, ama çabuk sonuç ilkesi —uzatmalılık ilkesi değil— gene yürürlüktedir. Çünkü bir üs bölgesinin insan gücü, mali kaynakları ve askeri kuvveti uzatmalılığı kaldıramaz.
      Çabuk sonuç genel ilke olduğu için, yersiz sabırsızlığa karşı çıkmalıyız. Devrimci bir üs bölgesinin en yüksek askeri ve politik kılavuz kesiminin, üs bölgesindeki koşulları ve düşmanın durumunu hesaba katması, dayanılabilecek güçlükler karşısında şevki kırılarak ya da tersliklere üzülerek düşmanın vahşetinden yılmaması, ama gerekli sabrı ve dayanıklığı göstermesi gereklidir. Kiyangsi eyaletinde düşmanın ilk "kuşatma ve ezme" seferinin bozulması, birinci muharebeden sonuncu muharebeye kadar, yalnızca iki hafta aldı; ikincisinin ezilmesi on beş gün ancak sürdü; üçüncüsünün ezilmesi üç ayı buldu; dördüncüsününki üç hafta aldı; ve beşincisininki bizi tam bir yıl uğraştırdı. Düşmanın beşinci seferini bozmayı başaramadıktan sonra, düşmanın kuşatmasını kırmak zorunda kaldığımız zaman, yersiz bir acelecilik gösterdik. O zaman yürürlükte olan koşullarda, kıtaları bazan dinlendirerek ve yeniden örgütleyerek iki ya da üç ay dayanabilirdik. Bu yapılsaydı, ve seferi bozmamızdan sonra, önder kadromuz biraz daha akıllı davransaydı, sonuç farklı olurdu.
      Bütün bunlara karşın, bir seferin süresini olanaklı bütün araçlara başvurarak kısaltma ilkesi geçerli kalır. Sefer ve muharebe planları, kıtaların toplanması, hareketli savaş vb. konularda en büyük çabamızı göstermemiz esasına göre yapılmalı, iç hatlardaki (yani üs bölgelerindeki) etkili düşman kuvvetlerinin imhasını ve düşmanın "kuşatma ve ezme" (sayfa 180) seferinin çabuk yenilmesini sağlama bağlamalıdır, ama seferin iç hatlarımızda sona erdirilemeyeceğinin besbelli olduğu yerlerde, Kızıl Ordunun ana kuvvetini düşmanın kuşatmasını yarmak ve dış hatlarımıza (yani düşmanın iç hatlarına), düşmanı orada yenmek amacıyla, geçmek için kullanmalıyız. Düşmanın blokhavz savaşını büyük ölçüde geliştirmiş olması yüzünden, bu, bizim sık sık kullanacağımız harekât yöntemi olacaktır. Fukiyen Olayı[39*] sırasında, beşinci karşı-seferimizin başlangıcından iki ay sonra, Kızıl Ordunun ana kuvvetleri, kuşkusuz, Kiyangsu-Çekiyang-Anvay-Kiyangsi bölgesine, Çekiyang merkez alınarak, sürülmeliydi. Stratejik savunmamızı stratejik saldırıya çevirerek ve düşmanın yaşamsal merkezlerini tehdit ederek ve hiç blokhavz bulunmayan geniş alanlarda muharebeler vermeye çalışarak, Hançov, Suçov, Nanking, Vuhu, Nançang ve Fuçov arasındaki alan uzunluğuna ve genişliğine taranmalıydı. Böylelikle, Güney Kiyangsi'ye ve Batı Fukiyen'e saldırmakta olan düşmanı, geri dönüp yaşamsal merkezlerini savunmaya, ve Kiyangsi üs bölgesindeki hücumunu durdurmaya zorlayabilirdik ve Fukiyen Halk Hükümetine yardım ederdik — böylelikle, ona besbelli yardım edebilirdik. Bu plan reddedildiği için, düşmanın beşinci "kuşatma ve ezme" seferi kırılamadı ve Fukiyen'deki halk hükümeti, çaresiz çöktü. Bir yıllık bir savaştan sonra bile, ana kuvvetlerimizi Hunan üzerine yönelterek, bir başka yönde stratejik saldırıya dönebilirdik, yani, Hunan'dan geçip Kuvayçov'a gidecek yerde, merkezi Hunan'a girip düşmana Kiyangsi'den Hunan'ın içine manevra yaptırarak, onu orada imha edebilirdik . Bu plan da reddedildiği (sayfa 181) için, sonunda, düşmanın beşinci seferini bozma umutlarının hepsi kırıldı ve Uzun Yürüyüş'e çıkmaktan başka hiç bir çaremiz kalmadı.

9 .  İMHA SAVAŞI

      Bugün, Çin Kızıl Ordusu için bir "yıpratma yarışı"nı savunmak yersizdir. Ejder Kralları arasında değil de, bir Ejder Kralı ile bir dilenci arasında bir "servet yarışı" daha az gülünç olurdu. Çünkü, hemen hemen bütün gereçIerini düşmandan alan Kızıl Ordu için, imha savaşı temel politikadır. Ancak düşmanın etkili kuvvetini imha ederek onun "kuşatma ve ezme" seferini bozabilir ve devrimci üs bölgemizi genişletebiliriz. Kayıplar verdirmek, düşmanı imha etmenin bir yoludur, böyle olmasaydı, kayıplar vermenin düşman için hiç bir anlamı olmazdı. Düşmana kayıplar verdirirken kendimiz de kayıplara uğrarız, ama düşman birliklerini yok ederek eksiklerimizi gideririz, böylelikle yalnız kayıplarımızın yerini doldurmakla kalmayız, ama ordumuzun kuvvelini de artırırız. Düşmanın bozguna uğradığı bir muharebe, aslında çok kuvvetli bir düşmanla mücadele sonucu karara bağlayıcı nitelikte değildir. Öte yandan, bir imha muharebesi, her düşmanda büyük ve dolaysız bir etki yapar. Bir adamın on parmağını yaralamak, onun bir parmağını koparmak kadar ve on düşman tümenini bozguna uğratmak, bir düşman tümenini imha etmek kadar etkili değildir.
      Düşmanın birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü "kuşatma ve ezme" seferinin gereğini yerine getirme politikamız, imha savaşıydı. Her seferde imha edilen kuvvetler, düşmanın toplam kuvvetinin bir parçasını meydana getiriyordu, bununla birlikte bütün bu "kuşatma ve ezme" seferleri kırıldı. Ama beşinci karşı-seferimizde, buna karşıt olan ve aslında düşmana hedeflerine ulaşmada yardım etmiş olan politika izlendi. (sayfa 182)
      İmha savaşı, üstün kuvvetlerin biraraya toplanmasını ve kuşatma ya da yandan çevirme taktiklerinin benimsenmesini gerektirir. Halkın desteği, elverişli arazi, hırpalanabilir bir düşman kuvveti ve baskın üstünlüğü, bunların hepsi, imha amacına ulaşabilmek için zorunludur.
      Bir düşman kuvvetini yalnızca bozguna uğratmak ya da kaçıp kurtulmasına izin vermek, yalnız, bütünüyle muharebede ya da seferde, ana kuvvetimiz bir başka düşman kuvvetini yoketmek için toplanıyorsa anlamlıdır, yoksa anlamsızdır. Burada kayıplar kazançlarla karşılaştırılır.
      Kendi öz savaş sanayimizi kurarken, kendimizi ona bağımlı kılmamalıyız. Bizim temel politikamız, emperyalist ülkelerin savaş sanayilerine ya da iç düşmanlarımızınkine güvenmektir. Londra'nın donatım depolarından çıkanlarda olduğu kadar, Hanyang'dakilerden çıkanlardan da alacağımız vardır ve üstelik alacağımızı bize teslim eden, düşmanın ulaştırma müfrezeleridir. Bu, gerçeğin ta kendisidir ve şaka değildir.(sayfa 183)



Açıklayıcı Notlar

[1*] Mao Çe-tung, bu yapıtı İkinci Devrimci İç Savaş deneyimlerini özetlemek için yazmış ve Kuzey Şensi'deki Kızıl Ordu Kolejinde verdiği konferanslarda kullanmıştır. Yalnız beş bölüm tamamlanmıştır, stratejik saldırı, politik çalışma ve öteki sorunlar bitirilememişti; bu sırada Sien Olayının sonuçlarıyla çok uğraşıyordu. İkinci Devrimci İç Savaş sırasında askeri sorunlar üzerindeki Parti içi çekişmelerin bir sonucu olarak ortaya çıkan bu yapıt askeri işlerle ilgili bir çizgiyi başka bir çizgiye karşı ele almaktadır. Ocak 1935'te Tsunyi'de yapılan Merkez Komitesi Politik Bürosunun genişletilmiş toplantısında askeri tutum hakkındaki çatışma çözümlenmiş, Mao Çe-tung'un görüşleri onaylanarak, yanlış karşı tutum kınanmıştır. Ekim 1935'te Merkez Komitesi Kuzey Şensi'ye taşınmış ve Mao Çe-tung'un bu ay içinde hazırladığı "Japon Emperyalizmine Karşı Kullanılacak Taktikler Hakkında" raporla İkinci Devrimci İç Savaşta Partinin politik tutumu ile ilgili sorunlar sistemli bir şekilde çözülmüştür. Kendisi, bu yapıtı bir yıl sonra, 1936'da, Çin devrimci savaşının strateji problemlerini sistemli bir yolda açıklamak için yazmıştır. —Ed.
[2*] Kuzey Seferi 1926 Mayıs-Temmuzunda, Kuvantung ilçesinden Kuzeye yürüyen devrimci ordu tarafından kuzeyli savaş ağalarına karşı başlatılmış cezalandırıcı bir savaştı. Kuzey Seferi ordusu, Çin Komünist Partisiyle birlikte, Parti önderliğinde yer alarak ve Partinin etkisi altında (ordu içindeki politik çalışma, o zamanlar daha çok Komünist Partisi üyelerinin sorumluluğu altındaydı), geniş işçi ve köylü yığınlarının gönülden desteğini kazandı. 1926'nın ikinci yarısında ve 1927'nin ilk yarısında Yang-çe ve Sarı nehirler boyundaki eyaletlerin pek, çoğunu işgal etti ve kuzeyli savaş ağalarını yendi. Nisan 1927'de, bu devrimci savaş, devrimci ordu içinde, Çan Kay-şek'in komutasındaki gerici kliğin ihaneti yüzünden başarısızlığa uğradı. —Ed.
[3*] Strateji bilimi, sefer bilimi ve taktik bilimi, Çin askeri biliminin unsurlarıdır. Strateji bilimi, savaş durumunun bütününde egemen olan yasalarla uğraşır. Sefer bilimi, seferlerde egemen olan yasalarla uğraşır ve onları, seferlerin yönetiminde uygular. Taktik bilimi, muharebelerde egemen olan yasalarla uğraşır ve onları muharebelerin yönetiminde uygular. —Ed.
[4*] Sun Vu Zu, ya da Sun Vu, M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış ünlü bir Çinli askeri bilimcidir. Savaş konusunda 13 bölümden meydana gelen Sun Zu adlı bir bilimsel yapıt yayımlamıştır. Aktarma, "Hücum Stratejisi" adlı 3. bölümden yapılmıştır. —Ed.
[5*] Yoldaş Mao Çe-tung, 1936'da bu makaleyi yazdığı zaman, Çin Komünist Partisinin (1921 Temmuzunda) kurulmasından bu yana onbeş yıl geçmişti. —Ed.
[6*] Çen Tu-siyu, aslında Pekin Üniversitesinde bir profesördü ve Yeni Gençlik'in yayımlayıcısı olarak da ün yapmıştı. Çin Komünist Partisinin kurucularından biridir. 4 Mayıs Hareketindeki ününden ve Partinin başlangıç dönemindeki toyluğundan dolayı Partinin genel sekreteri oldu. 1924-27 devriminin son döneminde, Çen Tu-siyu'nun Parti içinde temsil ettiği sağcı düşünce, teslimiyetçi (kapitülasyonist) bir çizgide gelişti. Yoldaş Mao Çe-tung, teslimiyetçilerin o zaman "partinin önderliğini gönüllü olarak köylü yığınlarına, kent küçük-burjuvazisine ve orta burjuvaziye teslim ettiğini, özellikle Partinin silahlı kuvvetlerin önderliğinden vazgeçtiğini ve böylelikle devrimin yenilgisine yolaçtığını" ("Şimdiki Durum ve Ödevlerimiz", Mao Çe-tung, Seçme Yapıtlar, İngilizce baskı, FLP Peking, 1961, c. IV, s. 171) gördü. 1927 yenilgisinden sonra, Çen Tu-siyu ve bir avuç başka teslimiyetçi, devrimin geleceğine inançlarını yitirdiler ve tasfiyeci (liquidationist) oldular; gerici trotskist yolu tuttular ve trotskistlerle birlikte Partiye karşı küçük bir grup oluşturdular. Bunun sonucu olarak, Çen Tu-siyu, Kasım1929'da, Partiden çıkarıldı. 1942'de öldü. —Ed.
[7*] Genellikle "Li Li-san çizgisi" diye bilinen Li Li-san'ın "sol" oportünizmi, Parti içinde 1930 Haziranından başlayarak aşağı yukarı dört ay için Partide etkili olan ve o zaman Çin Komünist Partisi Merkez Komitesinin en etkili önderi olan Li Li-san'ın temsil ettiği "sol" oportünist çizgidir. Li Li-san çizgisinin ayırıcı özellikleri şunlardır: Partinin Altıncı Ulusal Kongresinin politikasına aykırı hareket etti; devrim için kitle kuvvetini geliştirmek gerektiğini ve devrimin gelişmesinin inişli çıkışlı olduğunu reddetti. Yoldaş Mao Çe-tung'un dikkatimizi uzun süre kırsal bölgelerde üs alanları yaratmaya vermemiz gerektiği kentleri kuşatmak için kırsal bölgeleri kullanma ve üsleri ülke çapında bir devrim kabarması için kullanma düşüncelerini "son derece yanlış, ve köylü mantığının yerel ve tutucu temel özelliği" saydı. Aynı zamanda, dünya devriminin inişli çıkışlı gelişmesini de reddetti. Çin devriminin genel patlamasının, zorunlu olarak dünya devriminin genel patlamasına yolaçacağını, dünya devrimi olmadan Çin devriminin başarıya ulaşamayacağını kabul etti. Çin burjuva demokratik devriminin uzatılmışlık doğasını da reddetti ve bir ya da daha fazla eyaletteki zafer başlangıçlarının sosyalist devrime geçişin başlangıcı demek olduğunu kabul etti ve böylece, birtakım yersiz "sol" serüvenci tedbirler formülleştirdi. Yoldaş Mao Çe-tung, bu yanlış tutuma muhalefet etti ve kadroların ve Parti üyelerinin geniş yığınları da bu tutumun düzeltilmesini istediler. Eylül 1930'da, Partinin Altıncı Merkez Komitesinin Üçüncü Genel Toplantısında, Li Li-san, yukarda söylenen yanılgılarını kabul etti ve Merkez Komitesindeki önderlik durumunu bıraktı. Yoldaş Li Li-san, uzun sürede, yanlış görüşlerini düzeltti ve Partinin Yedinci Ulusal Kongresinde yeniden Merkez Komitesine seçildi. —Ed.
[8*] Partinin Altıncı Merkez Komitesinin Eylül 1930'daki Genişletilmiş Toplantısı ve merkezi yönetimin ondan sonra gelen kesimleri, Li Li-san çizgisine bir son vermek için olumlu birçok çare kabul etti. Ama daha sonra, pratik devrimci mücadelede deneyim kazanmamış birtakım yoldaşlar, yoldaş Çen Şayo-yu (Vang Ming) ve Çin Pang-siyen (Po Ku) kılavuzluğunda, Merkez Komitesinin tedbirlerine karşı çıktılar. Çin Komünist Partisinin Daha da Bolşevikleştirilmesi İçin Mücadele ya da İki Yol adlı kitapçıkta Parti içindeki asıl tehlikenin "sol" oportünizm olmadığını, ama "sağ oportünizm" olduğunu önemle ilan ettiler ve kendi etkinliklerini haklı çıkarmak için, Li Li-san'ın çizgisini "sağcı" diye eleştirdiler. Li Li-san çizgisini ve öbür "sol" düşünceleri ve politikaları yeni bir kisve altında sürdüren, yeniden canlandıran ya da geliştiren yeni bir politik program ileri sürdüler ve yoldaş Mao Çe-tung'un doğru yoluna karşı çıktılar. Yoldaş Mao Çe-tung, özellikle bu yeni "sol" oportünist yolu eleştirmek için bu makaleyi, "Çin Devrimci Savaşında Strateji Sorunları"nı, yazdı. Bu çizgi, Partinin Altıncı Merkez Komitesinin Ocak 1931'deki Dördüncü Genişletilmiş Toplantısından başlayarak, Eylül 1935'e, Politik Büronun Merkez Komitesi tarafından, Zunyi'deki Kuvayçov eyaletinde, yaptırılan toplantısına kadar Partide egemen oldu. Ve bu toplantı, bu yanlış çizginin egemenliğine son vererek yoldaş Mao Çe-tung'un başkanlığında yeni bir merkezi önderlik kurdu. Yanlış "sol" çizgi partiye oldukça uzun bir süre (dört yıl) egemen oldu ve ağır kayıplara ve Partiye ve devrime zararlı sonuçlara yolaçtı. Çin Komünist Partisinde, Çin Kızıl Ordusunda ve üs bölgelerinde yüzde doksan bir kayba neden oldu; devrimci üs bölgelerindeki on milyon insan, Kuomintang'ın zalim baskısı altına sokuldu ve Çin devriminin gelişimi geciktirildi. Yanılan yoldaşların ezici bir çoğunluğu uzun bir deneyimle öğrenme süreci içinde yanılgılarını anladı ve düzeltti. Ve bu yoldaşlar, Partiye ve halka yararlı iyi işler yaptı. Bugün, yoldaş Mao Çe-tung'un önderliğinde, öbür yoldaş kitleleriyle, Parti içinde ve ortak bir politik anlayışta birleşmişlerdir. "Partimizin Tarihindeki Belirli Sorunlara Dair Kararlar" Altıncı Merkez Komitesinin Nisan 1945'teki Yedinci Genişletilmiş Toplantısında kabul edildi ve bu yanlış çizginin çeşitli yanlarını ayrıntılı olarak özetledi. —Ed.
[9*] Çan Kuyo-tayo, Çin devrimine ihanet eden birisiydi. Devrim konusunda spekülasyon yaparak gençliğinde Çin Komünist Partisine katıldı. Parti içinde birçok yanlış yaptı ve vahim suçlar işleyerek akıbetini buldu. 1935'te Kızıl Ordunun Kuzeye doğru yürümesine karşı çıktı, Kızıl Ordunun azınlık ulusallıkların yaşadığı Seçhuvan-Sikang sınırındaki bölgelere (Sikang eyaleti 1955'te ilga edildi: bugün bir parçası Seçhuvan eyaletine, öbür parçası ile Tibet Bağımsız Bölgesine bağlıdır) geri çekilmesini savunan bir bozguncu ve tasfiyeciydi. Partiye ve Merkez Komitesine karşı haince etkinliklere açıkça katıldı ve kendi düzmece merkez komitesini kurdu, Partinin ve Kızıl Ordunun birliğini zedeledi ve Dördüncü Cephe Ordusunun ağır kayıplara uğramasına yolaçtı. Yoldaş Mao Çe-tung'un sabırlı eğitimi sayesinde, Merkez Komitesi, Dürdüncü Cephe Ordusu ve kadrolar, Merkez Komitesinin doğru önderliği altında hemen geri döndüler ve daha sonraki mücadelelerde başarılı bir rol oynadılar. Bununla birlikte, Çan Kuyo-tayo ıslah olmadığını ortaya koydu, 1938 baharında Şensi-kansu-Ninsiyu sınır bölgesinden kaçtı ve Kuomintang'ın gizli polisine katıldı. —Ed.
[10*] Luşan'daki Subay Eğitim Birliği, Çan Kay-şek tarafından, Temmuz 1933'te, Kiyangsi eyaletinde, Kiyukuyang'daki Luşan dağında anti-komünist kadrolar yetiştirmek için kurulmuş bir örgüttü. Çan Kay-şek'in silahlı kuvvetlerindeki subaylar oraya sırayla gönderiliyor, Alman, İtalyan ve Amerikan öğreticilerden faşist askeri ve politik dersler alıyorlardı. —Ed.
[11*] Bu yeni askeri ilkeler Çan Kay-şek avenesinin "blokhavz savaşı" politikasını büyük ölçüde belirledi. Bu politikaya göre, adım adım ilerliyor ve her adımda kendilerini takviye ediyorlardı. —Ed.
[12*] Bkz. V. İ. Lenin. " 'Komünizm'". Bu yazısında Lenin, Macar Komünisti Bela Kun'u eleştirerek şöyle demişti: "Marksizmin en esaslı şeyini, marksizmin ruhunu, somut koşulların somut tahlilini bir yana bırakıyor" (Toplu Yapıtlar, Rusça baskı, Moskova 1950, c. XXXI, s. 143). —Ed.
[13*] Hunan-Kiyangsi Sınır Bölgesi Birinci Parti Kongresi, 20 Mayıs 1928'de, Ninkang ilçesinde, Mayoping'te sürdürüldü. —Ed.
[14*] Bu kitabın 166-167. sayfalarına bakınız. —Ed.
[15*] Avare dolaşan asiler için bkz: "Parti İçindeki Yanlış Düşüncelerin Düzeltilmesi Üzerine" adlı makalenin 4. ve 5. notları. s. 73. —Ed.
[16*] "Eşkiya usulleri", disiplin, örgüt ve açık politik yön eksikliğinden ileri gelen çapulculuğa ve yağmaya atıftır. —Ed.
[17*] 25.000 li'lik (12.500 km.) Uzun Yürüyüş, Kızıl Ordu tarafından ve Güney Kiyangsi eyaletinden Şensi eyaletine kadar yapıldı. Ekim 1934'te, Çin işçi ve köylülerinin Kızıl Ordusunun (yani Kızıl Ordunun Birinci Cephe Ordusunun, Merkezi Kızıl Ordu diye bilinen ordunun) Birinci, Üçüncü ve Beşinci Ordu grupları Batı Fukiyen'deki Çanting ve Ninhuya'dan ve Çuyiçhin'den, Yutu'dan ve Güney Kiyangsi'deki öbür yerlerden yola çıktı ve büyük bir stratejik yer değiştirmeye başladı. On bir eyalet, Fukiyen, Kiyangsi, Kuvantung, Hunan, Kuvangsi, Kuvayçov, Seçhuvan, Yunnan, Sikang, Kansu ve Şensi geçilirken, sürekli karla kaplı dağlar ve bataklık alanlar aşıldı, görülmemiş güçlüklere katlanıldı, düşmanın yineleyerek kuşatmaları, izlemeleri, engellemeleri ve durdurmaları boşa çıkarıldı; ve Kızıl Ordu, bu yürüyüşe 25.000 li (12.500 km.) yol alarak, sonunda, Ekim 1935'te, Kuzey Şensi'deki devrimci üs bölgesine muzaffer olarak vardı. —Ed.
[18*] Aralık 1905 ayaklanmasının yenilgisinden sonra, Rusya'da devrimci dalgaların yavaş yavaş çekildiği dönem. Bkz: SBKP(B) Tarihi, Kısa Ders, Bölüm 3, Kesim 5 ve 6. —Ed.
[19*] Brest-Litovsk barış antlaşması, Sovyet Rusya ile Almanya arasında, Mart 1918'de yapıldı. Üstünlüğü besbelli olan düşman kuvvetleriyle karşı karşıya kalan devrimci kuvvetler, Alman emperyalistlerinin yeni doğmuş olan Sovyet Cumhuriyetine saldırmasını önlemek için geçici olarak gerilemek zorunda kaldılar. Bu antlaşma, Sovyet Cumhuriyetine, proletaryanın Politik iktidarının pekiştirilmesi, ekonomisini yeniden örgütlemesi ve Kızıl Orduyu kurması için zaman kazandırdı. Proletaryaya, köylülük üzerinde önderliğini kurmak, Beyaz Muhafızları, İngiltere'nin, ABD'nin, Fransa'nın, Japonya'nın, Polonya'nın ve öbür ülkelerin 1918-20 yıllarındaki silahlı müdahalesini yenmek için yeteri kadar kuvvet toplama olanağı verdi. —Ed.
[20*] 30 Ekim 1927'de, Kuvantung eyaletinin Hayfeng-Lufeng bölgesi köylüleri, Çin Komünist Partisinin önderliğinde, üçüncü isyanlarını başlattılar. Hayfeng'i ve Lufeng'i ve çevredeki araziyi işgal ettiler, bir Kızıl Ordu örgütlediler ve işçilerin ve köylülerin demokratik politik iktidarını kurdular. Daha sonra yenildiler, çünkü düşmanı küçümseme yanılgısına düştüler. —Ed.
[21*]* 21 Kızıl Ordunun Dördüncü Cephe Ordusu ve İkinci Cephe Ordusu, 1936'da kuvvetlerini birleştirdiler ve Sikang'in kuzeydoğu kesiminden kuzeye doğru yer değiştirdiler. Çan Kuyo-tayo, o sırada hala Partiye karşı tutumunda ve geri çekilme ve tasfiyecilik (Liquidation) polltikasında direniyordu. Aynı yılın Ekim ayında, İkinci ve Dördüncü Cephe Orduları Kansu'ya vardıkları zaman, Dördüncü Ordunun 20.000 kişiyi aşkın birliklerine, Sarı Nehri geçmek ve batıya, Çinghay'a ilerlemek için Batı Kolunu örgütleme emrini verdi. Bu kol, 1936 muharebelerindeki felaketlerden sonra hemen hemen ve 1937'de tümüyle yenildi. —Ed.
[22*] Karl Marx'ın L. Kugelmann'a Paris Komünü üstüne yazdığı 12 Nisan 1871 tarihli mektuba bakınız. —Ed.
[23*] Şuyi Hu Çuyon (Çayırların Kahramanı), bir köylü savaşını anlatan ünlü bir Çin öyküsüdür. Öykü, Yuan Hanedanının sonu ve Ming Hanedanının başlangıcı sıralarında yaşamış olan Şih Nay-an'a atfedilir. Lin Çung ve Çay Çin, ikisi de, bu öykünün kahramanlarıdır. Hung, Çay Çin'in mülkünde talim ustasıdır. —Ed.
[24*] Lu ve Çi, İlkyaz ve Güz Çağı'nda (M.Ö. 722-481) iki feodal devletti. Çi, bugünkü Şantung eyaletinin iç kesiminde, büyük bir devletti. Lu, güney kesimde, daha küçük bir devletti. Dük Çuyang, Lu'da M.Ö. 693'ten M.Ö. 662'ye kadar saltanat sürdü. —Ed.
[25*] Zoçiyu Ming, Çoyu Hanedanının klasik bir vakayinamesi olan Zo Çuyan'ın yazarıdır. Aktarılan parça için Zo Çuyan'ın "Dük Çuyang'ın 10. Yılı" başlıklı kesimine bakınız (M.Ö. 684). —Ed.
[26*] İlkçağdaki Çenkayo kenti, bugünkü Çenkayo ilçesinin —Honan eyaleti— kuzey-batısında, askeri önemi büyük olan bir kentti. M.Ö. 203'te, Han Kralı Liyu Pang ile Çu Kralı Siyang Yu arasındaki muharebelere sahne oldu. Başlangıçta, Siyang Yu, Sinyang ve Çenkayo'yu işgal etti ve Liyu Pang'ın kitaları aşağı yukarı bozguna uğradı. Liyu Pang, Zeşuyi nehrini geçen Siyang Yu kitalarının akıntının ortasına gelmesini bekledi, sonra onları tepeledi ve Çenkayo'yu ele geçirdi. —Ed.
[27*] İlkçağın Kunyang kenti, bugünkü Honan eyaletinde, Yeksiyen ilçesinin kuzeyinde, Liyu Siyu'nun (Doğu Han Hanedanının kurucusu) Vang Mang'ın (Sin Hanedanının imparatoru, M.S. 23) kıtalarını yendiği yerdir. İki taraf arasında sayıca pek büyük bir dengesizlik vardı. Liyu Siyu'nun toplam kuvveti 8-9.000 kişi kadardı, oysa Vang Mang'ın kuvvetleri 400.000 kişiydi. Ama Liyu Siyu, Vang Mang'ın düşmanı küçümseyen generallerinin (Vang Sun ile Vang Yi) gafletinden yararlanarak, sadece 3.000 kişilik seçkin kıtalarıyla Vang Mang'ın ana kuvvetlerini bozguna uğrattı. Ve bu zaferini arta kalan düşman kuvvetlerini ezerek pekiştirdi. —Ed.
[28*] Kuvantu, Honan eyaletinde, bugünkü Çunmoyu ilçesinin kuzey-doğusundaydı ve Zayo Zayo ile Yuan Şayo orduları arasındaki muharebeye sahne oldu (M.S. 200). Yuan Şayo'nun ordusu 100.000 kişilikti, oysa Zayo Zayo'nun sadece zayıf bir kuvveti vardı ve donatımı yetersizdi. Zayo Zayo, düşmanı küçümseyen Yuan Şayo kıtalarının sağgörüsüzlüğünden yararlanarak, çevik kıtalarını beklenmedik bir hücuma kaldırdı ve düşmanın erzak, malzeme ve gereçlerini ateşe verdi. Yuan Şayo'nun ordusu bozuldu ve ana kuvveti yok edildi. —Ed.
[29*] Vu eyaletinin hükümdarı Sun Çuyan ve Veyi devletininki Zayo Zayo idi. Çihpi, Hupeh eyaletinde, Çiayo'nun kuzey-doğusunda, Yangçve ırmağının güney kenarındaydı. Zayo Zayo, M.S. 208'de, 800.000 kişilik olduğunu ilan ettiği 500.000 kişiyi aşkın bir orduyla Sun Çuyan'a saldırdı. Zayo Zayo'nun düşmanı Liyu Peyi ile müttefik olan Sun Çuyan 30.000 kişilik bir kuvvet topladı. Zayo Zayo'nun ordusunda salğın hastalık olduğunu ve bu ordunun suda etkinlik göstermeye alışık olmadığını bilen Sun Çuyan ile Liyu Peyi'nin müttefik orduları, Zayo Zayo'nun donanmasını ateşe verdi ve düşmanı ezdi. —Ed.
[30*] Yiling, Hupeh eyaletinde bugünkü İçang'ın doğusuna düşen, Vu devleti generallerinden Lu Sun'un, Şu hükümdarı Liyu Peyi'nin ordusunu M.S.222'de yendiği yerdir. Liyu Peyi'nin kıtaları savaşın başlangıcında birbiri ardına zaferler kazandılar ve Vu ülkesine, Yiling'e kadar beş-altı yüz li girdiler. Yiling'i savunan Lu Sun, altıayı aşkın bir süre, Liyu Peyi'nin kıtaları "tümüyle şaşkına dönüp bitkin düşünceye ve moralleri bozuluncaya kadar" muharebeden kaçındı. Ondan sonra, elverişli rüzğardan yararlanıp Liyu Peyi'nin kıtalarının çadırlarını yaktı ve onları bozguna uğrattı. —Ed.
[31*] Doğu Zin hanedanının bir generali olan Siyeh Suyan, Anvay eyaletinde Feyşuyi nehri kenarında, M.S. 383'te, Çin devleti hükümdarı Fu Çiyen'i yendi. Fu Çiyen'in 600.000 kişiyi aşkın bir piyade ve 270.000 kişilik bir süvari kuvveti ve 30.000 kişiyi aşkın bir muhafız kıtası vardı. Doğu Zin'in kara ve nehir kuvvetleri ise sadece 80.000 kişiden oluşuyordu. Ordular, Feyşuyi ırmağının karşı kıyılarında sıralandıkları zaman, Siyeh Suyan, düşman kıtalarının kendilerine aşırı güvenmelerinden yararlandı, ve Fu Çiyen'e kıtalarını geri çekmesi ve böylece Doğu Zin kuvvetlerine nehri geçmesi ve onun hesabını görmesi için yer açmasını yalvardı. Fu Çiyen razı oldu, ama geri çekilmeyi emredince, kıtaları paniğe kapıldı ve durdurulamadı. Fırsattan yararlanan Doğu Zin kıtaları, nehri geçti ve hücuma kalkarak düşmanı bozguna uğrattı. —Ed.
[32*] Kiyangsi eyaletinin başkenti olan Nançang, 1 Ağustos 1927'de, Çin Komünist Partisinin, Çan Kay-şek ve Vang Çing-veyi'nin karşı-devrimi iIe mücadele etmek ve 1924-27 devrimini devam ettirmek için çıkardığı ünlü ayaklanmaya sahne oldu. Yoldaş Çu En-lay, Ho Lung ve Yen Ting'in yönettiği ayaklanmaya otuz binden fazla asker katıldı. İsyan ordusu, planlandığı gibi, 5 Ağustos'ta Nançang'dan çekildi, ama Kuvantung eyaletindeki Çayaçov'a ve Suvatov'a yaklaşırken bir yenilgiye uğradı. Yoldaş Çu Teh, Çen Yi ve Lin Piao yönetiminde, kıtaların bir kesimi, daha sonra, Çinkang dağlarına varmaya çalıştı ve orda yoldaş Mao Çe-tung'un komutasındaki Birinci İşçi ve Köylü Kızıl Ordusunun 1. Tümenine katıldı. —Ed.
[33*] Bkz: "Çin'de Kızıl Politik İktidar Niçin Varolabilir?" adlı makalenin 10 nolu notu, s. 14. —Ed.
[34*] Güz Hasadı Ayaklanması için bkz: "Çinkang Dağlarındaki Mücadele" adlı makalenin 4 nolu notu, s. 24. —Ed.
[35*] A-B ("Anti-Bolşevik"in baş harfleri) Grubu, Kızıl Bölgelerdeki gizli Kuomintang ajanlarının karşı-devrimci örgütü idi. —Ed.
[36*] Bkz: V. I. Lenin, "Ayrı ve İlhakçı Bir Barışa Hemen Karar Verilmesi Sorunu Üzerine Tezler", "Garip ve Müthiş", "Ciddi Bir Ders ve Ciddi Bir Sorumluluk", "Savaş ve Barış Üzerine Rapor", Seçme Yapıtlar, iki cilt, İngilizce baskı, FLPH, Moskova 1952, c.II, Böl. 1, ve SBKP(B) Tarihi, Kısa Ders, Bölüm 7, Kesim 7. —Ed.
[37*] Burada atıfta bulunulan bölgeler, Tibetlilerin ve Seçhuyan, Kansu, Çinhay ve Sinkiyang'da yaşayan Huvay halkının yaşadıkları yerlerdir. —Ed.
[38*] "Sekiz-ayaklı deneme", feodal Çin'de, 15. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar İmparatorluk yarışma sınavlarında emredilen şekildi. Kalem denemesinin ana kesimi ilgiyi çeken paragraf, orta paragraf, son paragraf ve sonuç paragrafından oluşuyordu ve her paragraf iki parçayı içeriyordu. Yoldaş Mao Çe-tung burada, bu türlü bir denemede konunun gelişme şeklini, çeşitli aşamalardan geçen devrimin gelişimini anlatmak için bir mezac olarak kullanıyor. Ancak, yoldaş Mao Çe-tung, "sekiz-ayaklı deneme" terimini, genellikle, doğmacılıkla alay etmek için kullanır. —Ed.
[39*] Kasım 1933'te, halkın Japonlara karşı galeyanının etkisi altında, Kuomintang'ın 19. Ordusunun komutanları, Li Çi-şen'in komutasındaki Kuomintang kuvvetleriyle ittifak halinde, Çan Kay-şek'i açıkça terketti, ve Fukiyen'de "Çin Cumhuriyeti Devrimci Halk Hükümeti"ni kurdu, Kızıl Ordu ile anlaşarak Çan Kay-şek'e saldırmayı ve Japonlara karşı direnmeyi kararlaştırdı. Bu olaya, Fukiyen Olayı diye atıfta bulunuluyor. Ancak, 19. Ordu ve Fukiyen Halk Hükümeti, Çan Kay-şek kıtalarının hücumları karşısında çöktü. —Ed.


Sayfa başına gidiş